www.cakal.net Forumları YabadabaDuuuee

www.cakal.net Forumları YabadabaDuuuee (https://www.cakal.net/index.php)
-   Edebiyat (https://www.cakal.net/forumdisplay.php?f=268)
-   -   Mehmet Kıyak (https://www.cakal.net/showthread.php?t=144031)

GooD aNd EvıL 04-11-2009 01:06 PM

Neden Böyle...

(Bana ilham veren M.Turan TEKDOĞAN’a saygılarımla…)

Soruyordu şair:
“Bu yağmur neden böyle,
Islatır oldu bizi,
Yıkamak için mi ne,
Kin dolu içimizi? ”

Bu yağmurlar işte böyle,
Islatır oldu bizi,
Belli ki yıkamak için,
Kin dolu içimizi!

Bu yağmurlar neden böyle,
Üstümüze yağar oldu,
Kandırmak için mi ne,
İçimizdeki bitmeyen susuzluğu?

Neydi, kimdi bunca suya,
Bu kadar ihtiyaç duyan?
Her şey arınmışken,
İnsan mıydı bunca susayan?

Bir tek insan mıydı,
Doymayan, suya kanmayan,
Bir tek insan mıydı,
Kirinden arınmayan?

Bu yağmurlar onun için,
Böyle çok yağar oldu,
Belli ki kandırmak için,
İçimizdeki susuzluğu!

Bu yağmurlar onun için böyle,
Islatır oldu bizi,
Belli ki yıkamak için,
Kin dolu, nefret dolu içimizi!

Mehmet KIYAK
Karaman, 01.11.2006

Mehmet Kıyak

GooD aNd EvıL 04-11-2009 01:06 PM

O ki...

O,
Bir şeyler olsun istiyordu,
Bunun için çok uğraşıyordu,
Fakat hiçbir şey istediği gibi olmuyordu.
Bir gün,
Her şey istediği gibi oldu;
Fakat o, olmadı!

Mehmet KIYAK*

Mehmet Kıyak

GooD aNd EvıL 04-11-2009 01:06 PM

Okul İçin Çarpan Kalpler(Söyleşi)

Okulların açılıyor olması küçük büyük herkes için bir heyecan kaynağıdır. Bu heyecan, çocuklar için bir başka; anne baba için bir başkadır.

Çocuk için okul, ayrı bir heyecan kaynağıdır. Okul, onun için bir eğitim yuvası olmaktan çok, bir eğlence merkezi, bir oyun bahçesidir.Bunu bir lise öğrencisinde bile görmek mümkündür.Çocuk,okulların açılmasıyla uzun süredir görmediği arkadaşlarını ve öğretmenlerini görmenin,yeni arkadaşlar edinmenin heyecanı ve mutluluğu içindedir.Okul onun için,en geniş sosyal çevredir.Sıcak dostlukların-kavganın,sevginin-nefretin,gülmenin-ağlamanın,kaçmanın-kovalamacanın özgürce yaşandığı bir ortamdır.

Okul çocuk için, korkunun, kaygının, stresin olmadığı sıcak bir yuvadır. Öyle ki, bazı öğrencilerin evinden bile daha huzurlu bulduğu sıcak bir yuva…Bu bakımdan çocuk için okulların açılması,karşı durulmaz bir arzu, anlatılmaz bir mutluluk ve heyecan kaynağıdır. O, yeni bir ayakkabı, yeni bir kıyafet, başka bir ilgi,başka bir şefkatin heyecanı içindedir!

Oysa, annenin babanın heyecanı daha bir başkadır! Her annede babada farklı farklı kalp çarpıntısına neden olan bu heyecanın kaynağı kimi anne babada bir mutluluk, kimisinde bir kaygı,kimisinde bir korku,kimisinde ise bir üzüntüdür.

Çocuğun heyecanı değişir, belki azalır; ama annenin babanın heyecanı hiç azalmaz, çocukla beraber büyür gider.

Anne baba, kendisini çocuğunda yaşayan insandır! Kendisinin gerçekleştirmek isteyip de gerçekleştiremediklerini, çocuğunun gerçekleştirmesini ister; başaramadıklarını başarmayı, elde edemediklerini elde etmek ister! Kendisinin çektiği sıkıntıları,çileyi,yoksunlukları asla çocuğunun çekmesini istemez.Bu yüzdendir ki yemez yedirir,giymez giydirir.Bir melek gibi kol kanat germesinin sebebi de hep bundandır zaten!

Onun için okulların açılmasında hele hele anne babanın hassasiyeti daha bir fazla olur; daha bir çaba, daha bir heyecan içinde olurlar. İsterler ki arkadaşlarının yanında küçük düşmesin,isterler ki boynu bükülmesin…Bunun için maddi manevi her türlü fedakarlığa katlanırlar,hatta imkanlarının da ötesinde bir fedakarlığa katlanırlar.Kendi ihtiyaçlarını en sona alırlar,hatta kimi zaman tamamen iptal ederler.Ama çoğu zaman çocuk,bunun farkında bile değildir.Onun için de asla verilenle,kendisine sunulan imkanlarla yetinmez, hep daha fazlasını ister…

Bunu söylerken isteklerinden dolayı çocukları suçluyor değilim… Onların her şeyi istemeleri en doğal haklarıdır. Ancak ne var ki gelişen teknoloji ve etkileşimle çocukların istekleri de gelişmiş, hatta kimi zaman sınır tanımaz bir hal almıştır. Bundan dolayı da çocuğun arzularıyla, anne babanın imkanları arasındaki uyumsuzluklar ve uçurumlar da büyümüştür. Hele hele etkileşimden doğan yersiz arzular(Onun var, benim niye yok?) , anne babayı oldukça zor durumda bırakmakta, her durumda yüreğini sızlatmakta… Alsa bir türlü, almasa bir türlü… Alır, ekonomik sıkıntı çeker; almaz,vicdan azabı çeker..! Eğer, o anne babanın çocuğu bir de çoksa… Gelin siz düşünün bu sıkıntıyı, bu azabı o zaman…

Zaten ülkemizde eğitim zor ve pahalı… İlköğretim zorunlu… Ortaöğretimi bitirmek bir şey ifade etmez… Ön lisansı bitirmek yetmez… Mecburen Üniversite… Üniversitede çocuk okutmaksa…Gelin onu da büyük şehirlerde çocuk okutan anne babalara sorun…!

İşte böyle sürer gider anne babaların heyecanı, böyle sürer gider kalp atışları…Onun için bir başkadır anne babaların okul heyacanı..!

Dilerim, hepimiz için; dilerim, bütün çocuklarımız için, bütün anne babalar için, bütün eğitimciler için okulların açılması, sadece zevk,sadece eğlence,sadece mutluluk, sadece tatlı bir heyecan ve başarı olur…

Saygılarımla…

12.09.2005
Mehmet KIYAK
Eğitimci

Mehmet Kıyak

GooD aNd EvıL 04-11-2009 01:06 PM

Okul ve Eğitim(Konuşma)

OKUL VE EĞİTİM(Konuşma) 12/09/2005
(2005-2006 Eğitim Öğretim Yılı Kutlama Programı,Açış Konuşması)

.................................................. .................................................. .........................

Hepimiz yeni bir eğitim-öğretim yılına başlamanın heyacanı içindeyiz.Uzun bir tatili geride bırakarak büyük bir enerji,büyük bir sevinç ve mutlulukla yeni bir yıla başlıyoruz.

Ben her eğitim yılı başında,öğretmenliğe sanki yeni başlıyormuşçasına büyük bir heyacan ve sevinç duyarım.Sizin de aynı heyacanı,aynı sevinç ve mutluluğu duyduğunuza inanıyorum.

Bu duygular içerisinde,aramıza yeni katılan öğretmen arkadaşlarımıza ve öğrencilerimize “Hoş geldiniz! ” der, Okulumuzun, 2005-2006 Eğitim-Öğretim Yılının,tüm saygıdeğer öğretmenlerimize,tüm anne ve babalarımıza ve siz değerli öğrencilerimize huzur ve barış getirmesini diler,saygıyla selamlarım!

Sevgili Öğrenciler,
Sizler,sekiz yıllık temel eğitimi geride bırakarak buraya geldiniz.İlköğrenim,öğrenim hayatının en önemli dönemidir.Sizler,ortaöğretimde,üniversitede ve bütün hayatınızda gerekli olan temel eğitimi orada alıyorsunuz.Sağlam bir temel eğitim alan öğrencilerin ortaöğretimde ve üniversitede de başarılı olacağı bir gerçektir.
Bu nedenle, ben burada öncelikle,Başöğretmen Atatürk’e ve bu ülke insanının aydınlanmasında emeği geçen tüm öğretmenlerimizle,sizlerin iyi bir eğitim alabilmeniz için sekiz yıl boyunca hiçbir fedakarlığı esirgemeden özveriyle çalışan tüm öğretmenlerinize,şükran ve minnet duygularımı iletir,saygılarımı sunarım!

Sizler de size temel oluşturan, coşku,heyacan ve mutlulukla geçen o yılları,arkadaşlarınızı ve öğretmenlerinizi unutmayacaksınız!

Ben bugün,hem okulumuza yeni başlayan,hem de devam etmekte olan öğrencilerimizi,bir ortaöğretim öğrencisi olma şansına sahip olduklarından dolayı kutluyorum.Bu heyacanı duymak,bu şansa sahip olmak gerçekten bir ayrıcalıktır.Bundan dolayı sizin adınıza mutluluk duyarken,aynı zamanda sizin sahip olduğunuz bu şansa sahip olamayan ülkemizdeki ve dünyadaki çocuklar adına da üzüntü duymaktayım.

Sizler bu kardeşlerinize göre gerçekten şanslısınız.Bu gün dünyada ve ülkemizde bütün arzularına rağmen ortaöğretim,hatta ilköğretim hakkına bile sahip olamayan milyonlarca çocuğumuz bulunmakta.Yalnız Türkiye’de bile 4 milyon ortaöğretim öğrencisinin 1 milyonu çeşitli nedenlerden dolayı ortaöğretimde okuyamamakta.Her türlü tehlikeye maruz kalan bu (okuyamayan) çocuklarımızın düştüğü durumlar ise acı bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır.Bu bakımdan sahip olduğunuz bu şansı çok iyi değerlendirmeniz gerektiğini hatırlatmak isterim!

Sevgili Öğrenciler,
Bugün de yeni bir okula,yeni bir eğitim-öğretim yılına başlamanın heyecanını taşıyorsunuz.Ancak dikkate almanız gereken bir gerçek var.Zevk ve eğlenceyle,çocuksu duygularla,bir rüya gibi gelip geçen o yıllarla birlikte çocukluğu da geride bırakmış oluyorsunuz.

Bundan sonraki hayatınızdaki ödev ve sorumluluklarınız daha da artacak,gerek öğrenci olarak,gerkse toplumun sorumlu bir bireyi olarak daha da önemli ödev ve sorumluluklar üstleneceksiniz.
Bundan sonra kimse size çocuk ya da cahil gözüyle bakmayacaktır.Sizler bu okulu bitirdikten sonra,aydın kesimin içinde yer alacak,bu toplumun her türlü sorunlarıyla yakından ilgilenen sorumlu bireyler olacaksınız.Çünkü insanlık sizden çok şey bekleyecektir.Bu bakımdan kendinize cahil ya da sorumsuz dedirtmemek için üzerinize düşen görev ve sorumlulukları tam olarak yerine getirmelisiniz.

Bunun için de öncelikle Atatürk İnkılâp ve İlkeleri’ne ve Anayasa’da ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı; Türk Milletinin milli,ahlaki,insani,manevi ve kültürel değerlerini benimseyen,koruyan ve geliştiren; ailesini,vatanını,milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan; insan haklarına ve Anayasa’nın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik,laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getiren yuttaşlar olmalısınız.

Böylelikle hem kendinize karşı sorumluluklarınızı yerine getirmiş olacaksınız,hem de sosyal bir insan olmanın gereklerini yerine getirmiş olacaksınız.Böylece hem kendinize,hem de ait olduğunuz milletinize ve tüm insanlığa faydalı olmuş olacaksınız.Çünkü bir insanın kurtuluşu,bir ailenin kurtuluşu; bir ailenin kurtuluşu,bir toplumun kurtuluşu demektir.Bu kurtuluş da sadece ve sadece eğitimle mümkün olacaktır! Görülüyor ki,her alanda olduğu gibi eğitim-öğretimde de en önemli unsur İNSAN’dır!

O halde sizler,en güzel eğitimi alabilmek için sizlere sağlanan imkanları çok iyi değerlendirmeli,size gösterilen çabalara karşılık sizler de elinizden gelen çabayı göstermelisiniz.

Sizlerin artık eğitimin önemini kavradığınıza inanıyorum.Bir ülkenin kalkınmasında eğitimin önemi tartışma götürmez bir gerçektir! Eğitim,kişileri başarıya,toplumları ilerlemeye götüren en önemli araçtır.Eğitim artık,bir ülkenin kalkınmasında ekonominin de üstünde bir unsurdur.Kim ne derse desin; eğitim,ekmek gibi, su gibi zorunlu bir ihtiyaçtır! Uluslar,gerçek değerini eğitimle gösterir; bağımsızlıklarını eğitimle devam ettirebilirler!

Eğitim demek,özgürlük demek; bilim demek,teknoloji demektir.Bütün bunları sağlayacak olan da öncelikle okullardır.Okullar sizin için sıcak bir yuva olduğu kadar,aynı zamanda en iyi eğitim yuvalarıdır.Çünkü okullar,sevgiyi,saygıyı insanlığa hizmeti,millete ve memlekete sevgiyi öğretir!

Çoğu zaman öğretimi de düşünerek tek kelimeyle ifade ettiğimiz eğitim, aslında öğretimi de içine alan kompleks bir yapıdır.Bu demektir ki okullar,insan için hem bir eğitim merkezi, hem de bir öğretim merkezidir.Ancak öğretimin yolu eğitimden geçer.Eğitim olmadan,öğrenim görmenin bir anlamı olmaz.Yani insanlar için öncelikli olan şey eğitimdir.

İnsanlar ne kadar bilgiyle donatılırsa donatılsın,o insanı üstün kılan onun insanî yönüdür.Gerçekte birbirinden hiçbir üstünlüğü olmayan insanoğlunu birbirinden farklı kılan onların eğitim seviyeleri,bilgi ve birikimleridir.Yoksa hiçbir kimsenin kimseye üstünlüğü yoktur! Bu bakımdan mükemmellik ve üstünlük öncelikle eğitimle mümkündür.Eğitim o dur ki, insana sevmeyi,saymayı; millete ve tüm insanlığa faydayı öğretir.Eğitmden nasibini almamış bir insan ister alim olsun,isterse bilgin olsu erdemli bir insan sayılmaz.İnsan sevgisiyle dolu, bilgisini insanlığın yararına kullanan bir bilim adamı eğitim gördüğü için erdemle donanmış mükemmel bir insandır; ama bunu insanlığın zararına kullanan bir bilim adamı yeterince eğitilmemişbir hain,bir canîdir!

Yunus Emre,eğitimi ve ilmi şu kısacık dizelerle ne güzel anlatmıştır:
“İlim ilim bilmektir/İlim kendin bilmektir/Sen kendini bilmezsin/Ya nice okumaktır.”
“Okumaktan mânâ ne/Kişi Hakk’ı bilmektir/Çün okudun bilmezsin/Ha bir kuru emektir.”

Sevgili Öğrenciler,
Her şey gelişmekte ve değişmektedir.Eğitim sistemleri ve yöntemleri değişir,bilim değişir,teknikler değişir,teknoloji değişir ve gelişir; ama değişmeyen bir şey vardır; o da gerçektir.Size düşen görevse, o gerçeği bulmaktır.O gerçek de eğitimin gerçek anlamını bilmektir!

Sizler,öğrenim gördüğünüz süre boyunca pek çok şey öğreneceksiniz; ama önemli olan sadece öğrenmek değildir; önemli olan onu hayata geçirmek,onu davranış haline getirmektir! Çünkü hayata geçirilmeyen,davranış haline getirilmeyen bilgi,bilgi değildir.Bu bir bilgisizliktir! Önemli olan, onu kendi hayatımıza geçirerek tüm insanlığın hizmetine sunmaktır! İşte ancak o zaman eğitimli, ancak o zaman erdemli bir insan olabiliriz!

Hiçbir şeyi gözünüzde büyütmeyiniz! Aşılamayacak hiçbir engel,çözülemeyecek hiçbir problem yoktur.Önemli olan,ödev ve sorumluluklarımızı bilmek,çalışmak,doğru formülleri bulmak ve uygulamaktır.Ödevini yapmayan bir öğrenci,ödevini yapmayarak öğrencilik görevini yerine getirmiş olur mu? Üstelik bizim,sadece öğrenci olarak değil,insan olarak ödevlerimiz hiçbir zaman bitmeyecektir!

Hayatın her döneminde ayrı ayrı ödevlerimiz vardır.Biz bu ödevleri yerine getirmekle sorumluyuz.İnsanlık bizim için çok şey yapmıştır.Bizim hiç kimseye borcumuz olmasa bile,insanlığın bize verdiğini,bizim de bizden sonrakilere vermemiz en büyük insanlık borcumuzdur!
Bunun için asla ödevlerimiz bitti diyemeyiz! Bunun için asla yorgunluk gösteremeyiz! Bunun için asla boşveremeyiz!

Zorluklar karşısında asla yılmayınız! Bütün çalışmalarınızda öğrenmenin,bilmenin zevkine varabilmelisiniz! Sizin için çalışmak bir işkence değil,bir zevk olmalıdır! Bunun için sistemli ve verimli çalışma yollarını öğrenmelisinizBu yolları seçerken,bilgiye hızla ulaşmak gerektiğini unutmamalısınız; çünkü çağ artık hız çağı olmuştur.Bugün insana sunulmuş o kadar bilgi,o kadar bilgi kaynağı var ki…Bunlar her geçen gün daha da artacaktır.Bu bakımdan kaybedecek hiç zamanınızın olmadığını da unutmamalısınız! Bilim ve teknoloji,zamana parelel olarak hızla gelişmekte.Siz de zamanın gerisinde kalmamak için bu gelişmeye ayak uydurabilmelisiniz.Zamanın gerisinde kalan birey ve toplumlar gelişen bilimi ve teknolojiyi yakalmak için bir koşucu gibi hep koşmak zorunda kalacaklardır.
Bunun için bilginin geçici bir kazanç olmadığını kabul etmeli,öğrenmeyi en yüksek seviyede,kalıcı ve uygulanabilir hale getirmek için gerçekleştirmelisiniz.
Hedefleriniz,amaçlarınız büyük olmalıdır.Sadece not için,sadece sınıf geçmek için çalışan arkadaşlarımız,artık bu tutumlarını bırakmalıdırlar! Çünkü artık vasat not,vasat bilgi hiçbir anlam ifade etmemektedir.Çünkü çağ,bilgi çağı; bilim çağı olmuştur.Çünkü eğitimin alanı her geçen gün genişlemekte,eğitimin seviyesi her geçen gün yükselmektedir.Bu günkü sistem,yeni müfredat ve programlar da bunu zorunlu kılmaktadır.Bu konulardaki gelişmeler ve değişiklikler öğretmenleriniz tarafından sizlere duyurulacaktır.Ancak şu kesin ki,artık lisedeki başarılarınız, üniversiteye giriş için bir ön koşul olmuştur.
Sevgili Öğrenciler,
Gördüğünüz gibi ödevleriniz çok,sorumluluklarınız çok büyük! Bizler bu gün,sizlerin çeşitli nedenlerden dolayı karşı karşıya kaldığınız sorunları,imkansızlıkları çok iyi biliyor ve sizler adına bunlardan büyük üzüntü duyuyoruz; ancak bu olumsuzluklar içinizdeki okuma arzusunu söndürmemeli! Bilmelisiniz ki eğitim,bireysellikten evrenselliğe uzanan uzun bir süreçtir! Ama insan hayatı buna karşılık o kadar uzun değildir!
Eğitim,uzun bir süreç olmakla birlikte aynı zamanda zorlu ve pahalı bir süreçtir.Hele ülkemizde daha zor ve pahalıdır; ama unutmayınız ki cehalet daha pahalıdır.Bu gün eğitimi sadece ekonomik bir getiri olarak görenler,eğitimin gerçek değerini gözardı eden insanlardır.Bundan dolayı,”Okuyanlar ne yapıyorlar? ” gibi yanlış bir düşüncenin içine asla girmeyiniz.Eğitimin diğer yönlerini de düşünmek gerekir. Cahillik,bütün kötülüklerin anasıdır.Bütün huzursuzlukların, geçimsizliklerin,şiddetin,kavganın ve bütün suçların altında hep cehalet yatar.
Zamanın kıymetini en iyi,zaman trenini kaçıranlar bilir.Büyükleriniz size bunları sık sık hatırlatırlar; bu sözlerden asla rahatsızlık duymayınız; anneler-babalar kendilerini çocuklarında yaşayan insanlardır; kendi kaybettiklerini sizin de kaybetmenizi asla istemezler.
İnsanlar,eğitimle doğmazlar; ama eğitimle yaşarlar.İnsanlar hangi yaşta,hangi konumda olurlarsa olsunlar daima bir öğrenme çabası içindedirler.Çünkü öğrenmenin yaşı ve sınırı yoktur! 40-50 yaşında,hatta daha fazla yaştaki bir insan öğrenme çabasındayken, sizin kendinizi eğitimden soyutluyor olmanızın hiçbir haklı gerekçesi olamaz.

Her insanda bir cevher vardır.Bu cevherler farklı cevherler olabilir.Bir Japon şairi,”Elmas bile işlenmezse/Gösteremez cevherini/İnsan da böyledir/Ancak,okursa gösterebilir/Gerçek değerini.” der. Sizin yapacağınız da içinizdeki cevheri keşfetmek ve o doğrultuda ilerlemek olmalı.
Zorluklardan dolayı asla,yapamam,başaramam demeyiniz! Bu gün bir yerlere gelen insanlar kuşkusuz ki çalışarak geldiler. Elbette yorulacaksınız,elbette rahatsızlık duyacaksınız.Fakat, muhakkaktır ki yarınlar, bu günkü rahatlarına kıyabilenlerin olacaktır.
Şunu bilmenizi isteriz ki,bizim de eğitim ve öğretimle ilgili pek çok sorunumuz olmasına rağmen,öğretmenleriniz olarak, her zaman sorunlarınızın çözümünde,her zaman sizlerin yanında olacağız.
Saygıdeğer veliler,anneler,babalar,
Çocuklarımızın üstlendiği ödev ve sorumlulukların çokluğunu sizler de görüyorsunuz.Onların bu ödev ve sorumlulukları yerine getirmesinde sizlere de görev düşmektedir.Onların sorunlarını paylaşmak bizlerin görevi olduğu kadar,sizlerin de görevidir.Çocuğun ihtiyaçlarını karşılayarak okula göndermekle göreviniz bitemez.”Eti senin,kemiği benim…” gibi bir zihniyetle her şey öğretmenden beklenemez.Gerçek başarının elde edilebilmesi için öğrenci-öğretmen-veli işbirliğinin sağlanması şarttır.Bu üçgen oluşturulabilirse ancak gerçek başarı yakalanabilir.
Anneler-babalar,her fırsatta çocuklarına ne olup ne olmamaları gerektiği,neyin iyi olup neyin iyi olmadığını anlatmaktan kendilerini bir türlü alamazlar.Çocuklara annelerinin,babalarının isteklerine göre değil,kendi ilgi,istek ve yeteneklerine göre meslek-gelecek belirlemek gerekir.
Eğitimin amacı,bütün öğrencileri aynı biçimde düşündürmek,aynı biçimde yetiştirmek değil,her bireyin kendi kişiliğini en iyi ortaya koyacak biçimde yetiştirmektir.Bu gün artık eğitim,bireyin kişisel gelişimini ön plana çıkaran ve ona göre yönlendirme yapan bir anlayış içindedir.
Saygıdeğer öğretmen arkadaşlarım,
Sizlerin, kafanızdaki sermaye,gönlünüzdeki servet,vicdanınızdaki müfettişle,her şeye rağmen görevinizi en iyi şekilde yerine getirmeye çalıştığınızı biliyorum.Bu toplum ve insanlık size çok şey borçludur.
Sizler,kafanızdaki bilgileri sermaye,gönlünüzdeki sevgiyi servet,vicdanınızın sesini müfettiş bildiğiniz sürece şevkiniz hiç eksilmeyecek,gücünüz hiç bitmeyecektir.Ve emekleriniz boşa gitmeyecektir.Ödülleriniz ve tesellilerinizse,bu memlekete ve insanlığa kazandırdığınız şerefli,dürüst,vatansever ve başarılı öğrencileriniz olacaktır.Ve yaydığınız aydınlık olacaktır.
Sözlerimi burada bitirirken,siz saygıdeğer öğretmen arkadaşlarıma,saygıdeğer anne-babalara,sevgili öğrencilerime yeni eğitim-öğretim yılının sağlık,mutluluk ve başarılar getirmesini diler,saygıyla selamlarım…

12.09.2005
Mehmet KIYAK
Eğitimci

Mehmet Kıyak

GooD aNd EvıL 04-11-2009 01:06 PM

Ortam ve İnsan

En güzel meyveler,
En sağlıklı ağaçlarda yetişir.
En sağlıklı ağaçlar,
En güzel ortamlarda yetişir.
Günahımız neydi bilmem,
Getirdiler bataklığa ektiler,
Meyvemiz çamura düşüyor diye,
Bize lanet ettiler.
...
Aslında biz böyle... değildik!
Bizi böyle... ettiler!

(02.02.1982)
Mehmet KIYAK

Mehmet Kıyak

GooD aNd EvıL 04-11-2009 01:06 PM

Oysa Ben...

OYSA BEN…

Siz uyudunuz ******* boyu,
Ben, hep düşündüm,
Siz gezdiniz, eğlendiniz,
Gündüzler boyu…
Oysa ben…

Siz bırakmışken geçmişe her şeyi,
Ya da atmışken her şeyi yarına,
Ben yaşadım anı,
Anı anına…

Siz atmayı başardınız,
Omuzlarınızdaki yükü…
Benimse omuzlarımda
Bütün dünyanın yükü…

Siz uyudunuz ******* boyu,
Bense, hep düşündüm,
Ne olacak bu gençliğin sonu…!
Bense, hep gözyaşı döktüm,
Ne olacak bu yoksulların hali….
Her gece, her gece…

Kuşlar ötmeden,
Güneş doğmadan…
Hanginiz uyanır?
Ben, uyanırım…!
Her sabah, her sabah...

Her gün doğumu,
Her ay doğumu,
Bende dert doğumu…
Ne olacak bu memleketin sonu!
Ne olacak bu insanlığın sonu!

Mehmet KIYAK*

Mehmet Kıyak

GooD aNd EvıL 04-11-2009 01:06 PM

Öyle Bir Hal Ki...

ÖYLE BİR HAL Kİ…

Öyle bir haldeyim ki…
Hiçbir şey istemiyorum,
Yeni yıldan,
Yeni bir günden!

Öyle bir şey istiyorum ki:
Her yeni güne bir şey vereyim…
Yeni bir şey…
Yeni bir gün…
Yeni bir gün…
Yeni bir gün…


Mehmet KIYAK

Mehmet Kıyak

GooD aNd EvıL 04-11-2009 01:06 PM

Özgürlüğe Doğru

Dilimde özgürlük türküsü,
Elimde sevdanın gülü,
Sırtımda esaretin yükü...

Gönlümde insan sevgisi,
Aklımda özgürlükler ülkesi...

Gidiyorum,
Göçmen kuşlar gibi,
Kuzeyden güneye doğru...

Gidiyorum,
Özgürlüğe doğru…

Mehmet KIYAK

Mehmet Kıyak

GooD aNd EvıL 04-11-2009 01:06 PM

Özgürlüğüme Dair

ÖZGÜRLÜĞÜME DAİR

Özgür doğdum,
Özgür yaşamalıydım.
Özgür görmeliydim,
Tüm insanları…
Ve öyle ölmeliydim…

Oysa
Ne zaman özgürüm desem,
Birilerini görürüm,
Bir düşüncenin,
Ya da bir duygunun
Esiri olmuş…

Ne zaman özgürüm desem,
Birilerini görürüm,
Birinin esiri olmuş.
Kimisi,
Kendisinin esiri...

Ne zaman özgürüm desem,
Esaret, özgürlüğü kovalar,
Ne zaman özgürüm desem,
Bir kaplan, bir ceylan boğazlar!

Anladım ki,
Ben özgür değilim,
Anladım ki
Özgür ölemeyeceğim!
Ne zaman baksam etrafıma,
Bir zulüm görürüm.
Ne zaman baksam etrafıma,
Bir yoksul görürüm.

Ne zaman baksam önüme,
Kendimi görürüm!
Anladım ki,
Ben öldüğümde özgürüm!

Mehmet KIYAK*

Mehmet Kıyak

GooD aNd EvıL 04-11-2009 01:06 PM

Savaştan Barışa / 23 Nisan Çocuklarına / Mektup

Bağdat, 29 Mart 2003

SAVAŞTAN BARIŞA / 23 Nisan Çocuklarına / Mektup

Sevgili Kardeşim Özgür,
Şu anda orada olmayı ne kadar çok istediğimi anlatamam. Zaten bugüne kadar da hep oraların hatıralarıyla yaşadım. Geçen yılki 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı şenliklerinde senin ve ailenin bana gösterdiği ilgiyi hayatım boyunca unutamam. Diyebilirim ki hayatımın en mutlu günlerini orada yaşadım. Çocukluğumun farkına orada vardım, özgürlüğün tadını orada tattım. Aynı zamanda seni, aileni ve ülkeni tanıdım. Bana, Büyük Önderi, O’nun İlkelerini ve devrimlerini tanıttın…

Şu ana kadar da, yeniden oralara gidebilme, 2003 şenliklerinde de yeniden birlikte olabilme ümidini taşımıştım; ama artık bu imkânımı ve ümidimi tamamen yitirmiş durumdayım. Onun için sana mektup yazmak, duygularımı paylaşmak istedim. Bu mektubu, mum ışığında, çok zor şartlar altında, yazıyorum ve çok zor şartlar altında da göndereceğim. Mektubumu aldığında belki de ben yaşıyor olmayacağım!

Sevgili kardeşim,
Biliyorsun ki biz şimdi, savaşın içindeyiz. Birkaç gündür okula da gidemiyoruz. Dışarı çıkamıyor, kimseyle görüşemiyorum. Kendimi o kadar yalnız, o kadar çaresiz hissediyorum ki… Annemin, akrabalarımın yanında olmama rağmen keşke orda olsaydım diyorum. Sen, benden kilometrelerce uzakta olduğun halde, kendime en yakın hissettiğim insan, sensin inan!

Ne kadar büyük acılar içinde olduğumu anlatamam. Duygularımı, düşüncelerimi, acılarımı kimseyle paylaşamıyorum. Çevremde acıdan, gözyaşından başka bir şey yok. Aile içinde kimsenin kimseyi teselli edecek gücü ve cesareti kalmadı. Herkes acılarını ve gözyaşlarını gizlemeye çalışıyor. Bu yüzden anneme, babama da bir şey söyleyemiyorum. Onların da ne büyük acılar içinde olduğunu çok iyi biliyorum. Bu yüzden onlara da hiç bir şey yansıtmak istemiyorum. Onlar benim acılarımı, ben onların acılarını gördükçe, daha da çok yıkılıyoruz. Onun için acılarımı içime gömüyor, boğazıma düğümlenen hıçkırıklarımı bir zehir gibi yutuyorum. Biraz sonra postaneye gideceğim ve hıçkırıklarımı tutmadan, göz yaşarlımı gizlemeden ağlayacağım… Bunu bir de babamı ziyarete gittiğimde, hastane gidiş ve dönüşlerinde yapıyorum.

Bugün savaşın onuncu günündeyiz. Daha savaşın ikinci günüde evimize bomba düştü. Küçük kardeşim öldü. Babam yaralandı, hastaneye kaldırdılar. Şimdi ben de annemle birlikte bir akrabamızın yanında, bir sığınakta kalıyorum. Kaldığımız sığınak gibi, hayatım da karardı. İçimde hiçbir yaşama sevinci hiçbir yaşama ümidi kalmadı. Bu küçük yüreğime, bu kadar büyük acıları nasıl sığdıracağımı hiç bilemiyorum.

Günlerce, *******ce düşünüyorum, soruyorum, sorguluyorum; ama on dört yaşın aklıyla hiçbir çözüm bulamıyorum. Düşünüyorum, bu savaşlar niçin olur? Para için mi, mutluluk için mi? Birileri mutlu olacak, ben acılar mı çekeceğim? Birileri mutluluğunu benim acılarım üzerine mi kuracak?

Para, açlığı ortadan kaldırır; ama hangi para benim acılarımı ortan kaldırır? Hangi servet benim kardeşimin acılarını dindirir ve onu geri getirir? Keşke aç kalsaydık; fakat sizin gibi özgür, sizin gibi bağımsız olsaydık…

Düşünüyorum, bu savaşalar niçin olur? Sorunlar illâ ki savaşla mı çözülür? Sorunların çözümünde savaştan başka çözüm yolları bulunamaz mı? Kinin, kan davasının bile kınandığı günümüzde, savaşın nasıl bir haklılık payı olabilir? Ben, bir arkadaşımla kavga etsem, bir büyüğümün bana ilk söyleyeceği şey, “Utanmıyor musun, niçin kavga ediyorsun kardeşinle? ” olur.

Şimdi ben soruyorum, büyüklerime: “Niçin kavga ediyorsunuz, hiç utanmıyor musunuz? ”

Düşünüyorum; hayat, kitaplar, insanlar bana bütün insanların kardeş olduğunu, bütün insanları sevmem gerektiğini öğretti… Ve sevdim! Babam hep: “İnsanı sevmeyen, Allah’ı sevemez” derdi ve böyle örnek oldu bana. Ben, bu öğretilenlerle büyüdüm ve bu öğretiler, yüreğime sevgi tohumları olarak ekildi. Benim yüreğimdeki sevgi tohumları, sevgi çiçekleri açtı hep! Kim söyler, şimdi; hangi taş yüreklinin acımasız elleri kopardı bu çiçekleri? Şimdi, kim yeniden harap olan gönül bahçeme sevgi tohumları ekecek ve o sevgi tohumları ne zaman çiçek açacak?

Sevgili kardeşim,
Ne çiçek kaldı gönlümde, ne tohum… sevgi adına! Kopardılar çiçeklerimi, kırdılar dallarımı, tümüyle kuruttular sevgi bağımı!

Sormak istiyorum! Bu muydu sevgi? Bu muydu kardeşlik? Bu muydu insanlık? Hani çocuklar çiçekti? Hani çiçekler solmayacaktı? Hani çocuklar ağlamayacaktı, hani çocuklar
ölmeyecekti..? Büyükler hep yalan mı söyler, hep ikiyüzlülük mü yapar? Hep doğruyu söyler yanlışı mı yapar?

Bana bir şeyler söyle! Nasıl yaşarım bu çelişkilerle, bu ikiyüzlü dünyada, ikiyüzlü insanlarla..?

Şimdi bomboş kalan gönlümü kin ve nefret kapladı! Ben kime ne yaptım ki beni ateşin içine attılar… Kalem tutan elime, çiçek açan kalbime silah sıktılar! Kimin hakkı vardı ki benden, haklarımı aldılar?

Ben elime silah almadım, kimseye kurşun sıkmadım! Söyle, bu silahlar bu ellere göre mi yoksa bu silahlar bu ellere göre mi..?

Sormak, öğrenmek istiyorum! Nedir bu kin, bu nefret..? Bu mudur medeniyet? Bu mudur modern çağın modern insanı? Bu mudur küreselleşme? Bu mudur yükselmek, hayatlar üzerine hayatlar, yıkıntılar üzerine binalar kurmak..?

Hani büyük ulus? Hani büyük devlet? Hani Avrupa Birliği? Hani Birleşmiş Milletler? Hani İnsan Hakları…

Ne olur dostum bana bir şeyler söyle! Ben sana BARIŞ, kendime SAVAŞ adını verdim. Ne de olsa sen, adın gibi özgürsün. Ne de olsa sen barışın çocuğusun, bense artık savaşın çocuğuyum!

Söyle bana! Özgürlük nedir? Bağımsızlık nedir? Söyle bana! Nasıl özgür olunur? Nasıl bağımsız kalınır?

Sor büyüklerine! Onlar da mı bir şeyler yapamazlar kır çiçeklerine..?

Dostum, beni bağışla!
Dertlerimle dertlendirdim seni; ama dertlerimi paylaşacağını biliyorum. Hayat zaten bir paylaşım değil mi? Yaşam zaten bir meşale değil mi? Ben şimdi bu meşaleyi sana devrediyorum!

Hoşça kal, dostum!
Ben özgür olamadım, özgürce yaşayamadım! Dilerim, siz bağımsızlık şemsiyesinin altında hep özgür kalır, hep özgür yaşarsınız!

Artık bende hiçbir güç kalmadı. En küçük bir seste yerinden fırlayacakmış gibi çarpan kalbimde bir tek KORKUSUZLUK kaldı. Bir tek KORKUSUZLUK yüreğimde…

Artık hiçbir şeyden korkmuyorum! Ne ölümden, ne savaştan, ne silahtan… Geçsin şimdi üstümden füzeler, düşsün üstüme bombalar, yağsın yağmur mermiler…
Şimdi sokağa çıkıyorum!

Şimdi hastaneye gideceğim!
Şimdi postaneye gideceğim!
Şimdi ölüme gideceğim!
Yağsın üstüme acılar…
Yağsın mermiler…
Hoşça kal Özgür!
Hoşça kal özgürlük!
Hoşça kal hayat!
Hoşça kal barış!
Hoşça kal savaş!
Hoşça kal…
Hoşça kal…

MUHAMMED EL… Bağdat, 29 mart 2003


(Bu mektup, Muhammed’in Bağdat’tan gönderdiği son mektup oldu. O, bir Iraklı idi. Doğulu ya da Orta Doğulu, Avrupalı ya da Asyalı, Amerikalı ya da Afrikalı ne fark ederdi ki…
O, bir kır çiçeğiydi..!)


Mehmet KIYAK*
29 Mart 2003

Mehmet Kıyak


Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 11:08 AM

Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11   Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.