![]() |
Bahar
Yar göğsü gibi ak pak İstanbul. Bekleyin karlar eriyecek. O zaman da sıcak olacak buralar. Saçımızda bahar meltemleri... Çimenlerde açacak papatyalar, Nisan yüklü bulutlar... Güneş ısıtırken sabahları Savaşsız uyansın yarınlar. Dünyanın neresinde olursa olsun Baharı yaşasın çocuklar! Arzu Altınçiçek |
Bahar!
Önce sesin geldi, kıvrılan nehir gürültüsüyle. Sadece, seni dinledim. Sonra bir endam... Yükselen başak sarılarında saçların, Toprak kokusunda bereket. Dokunuşunu hissetti çiçekler, Ben serinledim. Gözlerinden izler var çimenlerde, Yüksek dağlarda kokun, Sadece seni çektim içime. Meltemi peşine taktın, Kelebekler olup uçtun, Ben ardın sıra baktım.. ve adını 'bahar' koydum. Arzu Altınçiçek |
Veda
Artık biliyorum yalnızlığı. Süpriz değildi bu ayrılık. Pembe bulutlara asılı kalamazdım daha fazla. Hayallerimi de çekemezdi zaten,göğe kurduğum sarmaşık merdivenler. Düşlerle gerçekler arasında gel-gitlerdeyken, sabun köpüğünden bakabildim hayata. İnan, canımı acıtmadı gitmelerin. Sen özgür *******in adamısın,bensiz sabahların. Göğsünde ki deli taylar gibi, dört nala yaşarsın aşkları. Gecenin kucağında, kızıl sevişlerde, kimbilir kaç çeşni bedenden düşmüştür terler tenine. İnan, paylaşmaktan korkmadım seni. Benim olmayacağını biliyordum zaten. Sadece büyümeyi öğretmeni istedim. Yıldız gözlerinde dolunay gibi olgunlaşmayı. Küçük yüreğimdeki büyük ateşten, bir kıvılcım sıçratabilsem gözlerine yeterdi.. Yine yangınında kaldı pembe düşlerim, isine bulandı ayrılığın. Yine koru elimde kaldı sevdanın. Sen bilmezsin, külleri bile acıtmakta canımı ya... neyse! Sakın üzülme sevdam... küçüğün buna da güler geçer.. Sen mutlu ol, bu bana yeter. Arzu Altınçiçek |
Baharın Son Akşamları
Bugün tüm miskinliğini üstüme sermiş bahar. Bu sıcakta yataktan beni kaldıracak tek güç denizden gelen serin bir dalga olabilir.Şöyle beyaz beyaz köpükleriyle beni kavrayacak, tuzu hüznüme merhem olacak. Hele biraz da güneş düştüyse içine... deniz, huzur olacak. Evvelden tek huzurum gece gözlerin olurdu. Şimdi istediğim tek şey, hatırlamamak seni, gece olmamalı,yirmidört saat güneş kalmalı gökyüzünde ama nerdeeee? Belki de yazı bu nedenle seviyorum. Geç akşam oluyor ya, kış gibi zifiri karanlıkta olmuyor yıldızlar altında sokaklar...Penceremde dalıp gidiyorum lacivert temmuza. Bir de tenini unutabilsem, gün sıcaklığında ki esmer sevdanı. Ömrümün kaçıncı yalnızlığına kucak açtığını bilmiyorum ilkbaharın. Kayan yıldızlarla tuttuğum dileklerin kaçının olduğunu. Belki de bir başkasının yıldızıdır hep ucuna takıldığım.Bu yüzdendir arzularımın tükenişi. Kendime bile sıralayamadığım özlemler kaç gecedir tutuşturmuştur kızıl şafakları. Bir kadeh şarap, slow bir şarkı ve tabloyu tamamlayan gözyaşı. Yine yatağımdayım anlayacağın. Güçsüzlüğüme şahit dört duvar. Yaşlarıma avuç açan yastığım ve beni koynuna alan sensizliğim. Susuyorum güneş ve kuşlar gibi, gün gibi uyuyorum. Gözümü açıyorum ter içinde yatağım. Sabah güneşi mi, sensizlik kabusu mu sebebini bilmiyorum. Sabahımda, akşamımda,dört mevsim senin adın. Aşk senle bütünleşir gibi geliyordu ama biliyorum ki sensizlikmiş sevdanın güzeli. Ne kadar yakınsam da sensiz daha mutluyum inan gece gözlüm. Kızgınlığımın sınırları yok artık. Özlemlerimin çatısı çoktan çatladı. Gözpınarlarım da kurumak üzere. Hayırsız ismini anmamak için mühürledim dudaklarımı. Sana ait bir tek ben varım. Böyle giderse onu da tüketir bu kara sevda Temmuz serilince üzerine. Yaza teslim olmak için çırpınıyor hüzünlerim. Yeni sevdalara yelken açacağım, yüreğime söz verdim. Yakamozlar düşüreceğim karanlık sulara, denizi boyayacağım lacivertlere dolunay altında. Asla siyah olmayacak hayatımda. Seni ve gece gözlerini serptim bulutlara.. Gün gelir yağarsın belki başka kurak savdalara. Arzu Altınçiçek |
Bakma öyle
Bakma öyle! Böylesi sabahlardır bende yansıyan Bulutlardır gülüşümde renk Tenimde sıcak güneştir Denizdir bazen ilimde umut Dikenli tellerde çocuk yanımdır suskunluğum Durma öyle! Gülünce sen Aralanır şehrin üstünde sis Güneş düşer yedi yamaçtan Süngerleşir göğsüm, tenim çeker Ellerimde izmarit Dumanında hayalin Tütsülenir dudakların, canım çeker...susarım Bakma öyle! Sandık arasından çıkarıp anıları Fırlatırım kağıt uçağımla Ha gözlerimden düşmüş kağıda Ha kağıt çakılmış toprağa Aynı batar sancısı uzağında Yasaklı yolların yedivereni Yaprağında kelebekti aşk Hangi mevsimindeyim söyle Durma öyle! Göğsünde yedi mevsim dikenim belki de Her battığımda sevda açar kırmızı Yorgun yıllar yara bere sözler içinde Kadınım... Tek sensin sığındığım O zaman! Çık da gel gözlerimdeki karanlıktan Çatlak duvarların ardında Toz duman anılardan Çık da gel! Sessiz çığlığımdan Bir tını düşsün lal yemiş düşlerime Üşüyen ellerimi tut sadece... Gerisi bana yeter. Sevgili NEG''e (N.Ege.Güral''a seslendirme için teşekkür ederim.) Arzu Altınçiçek |
Balıkçı-m-
Sensiz ama sen dolu bir sabah daha yayılıyor şehire. Nerdesin hiç bilmedim, ne teninde battı, ne gözlerinde doğdu güneş. Oysa hep göğsünün sıcaklığı vardı yanağımda. Ellerimi hiç başı boş bırakmadın. Yalnızlığıma ortak oldun saatlerce, bilmedin. Benim, seni bilmediğim gibi! Kimdin? ? Kalabalık ve şarap kokusunda, tokuşan kahkahalara şimşek gibi çaktın – bir andı – tok sesinin bir yumrukla boğazıma dayanması. Şaşkındım...hem de çok, ismin nasıl estiyse kulağıma, o gün bu gündür hala üşür yüzüme bıraktığın alevler, göğsümdeki kıvılcımlar hala uçuşur. Hiç gelmedi mi soluğuna seni sardığım tütün kokusu? Dumanımda kimimdin? Sensiz ama sen dolu bir sabah daha yayılıyor şehirde. Adımlar dökülürken caddelere, seni kovaladığım düşlerim çekiliyor ayak izlerinde. Hangi kıyıda sus pussun şimdi? Hangi balıkların izinde, yıldızlarla kalaylarsın yakamozları? Deniz kenarından ne zaman geçsem, dalar giderim sebepsizce. Kıvrımlarında derinleşir ya rengi, yutar ya şehri tepe taklak... boğulur sanki yalnızlığım. Sen denizleri seversin, ben küçük balıkları. Ne ben balık oldum oltanda, ne sen deniz, ayaklarımda.... yok yok yine de sen denizsin, tenine kulaç attığım. Dün gece... söylemeden kimseye bir şey yaptım. Lacivert ipin ucunu çektim hilalden ve mavi atlası kurtardım misinandaki iğneden. Bu sabah ağına dolaşmışsa güneşin etekleri, livarından çıkarsa birkaç yorgun martı şaşırma, baş aşağı getirdim maviyi. Dün gece...dün gece sarhoştum ama ayık bir sevdaydı yüreğimde. Zik zaklar vardı saman yolunda, yıldızlar da sarhoşmuş ben gibi. İzlerini sürdüm, sana geldi balıkçı...ellerindeki pullar... bu pullar oltana takılan yıldızlardan mı? Ben de bekler dururum o zaman dilek yıldızlarımı. Bunun içinmiş, umudumdaki kırmızı lekeler. Oysa, titrese de bitik mumun gölgesi dudağımda, söylemem gerekirdi seni sevdiğimi, söyledim, iyi de ettim. Daha ne kadar saklardım ki üç noktaların ardına arzularımı, yüzünü bilmeden hayalini nasıl çizerdim yastığımdayken. ******* hep göğsündü, başımı yasladığım. Düşlere düşerdim siyah saçlarında, öpüşen balıkları kıskanır, küçük buseler kondururdum sinene. Sen bilmezdin, deniz şahitti ellerimle sevişmeme. Az saklamadım ki seni, az yazmadım, az çizmedim ki...azlarla, azar azar çoğalttım seni, şimdilerde sen çoğaldın, ben azaldım bende. Sensiz ama sen dolu bir şehir, nerdesin hiç bilmedim. Kalabalık ve şarap kokusu sonrasında adımlar dökülürdü caddelere ve deniz kenarında buldum kendimi. Kimseye söylemeden bir şey yaptım. Sarhoş ve tir tir titreyişlerimde, sevdiğin bir renge buladım aşkı. Ne kırmızıydı, ne beyaz. Aşk lacivertti sende. Bana gelmen için boşuna toplamadım akşamdan mavileri... Bu kez de benim için çık sulara balıkçı. Benim için çevir misinayı başın üstünde, hayallerimi sana bıraktım, nasılsa dönüştürürsün gerçeğe. Bir gün ama bir gün teninde uyaracağım denizi. Haydi şimdi rast gele. Arzu Altınçiçek |
Y o k
karelerde yırtık mektuplarda mor ısırıklarda isim cismimde parmak izleri şimdilerde yüzü silik tenim öksüz tenim ıslak tenim küs giden hiç olmadım kalanlar kalıntılardı kader keder; ser açıp sır emdiğim ter döküp ten biçtiğimdi aşk denilen dudağında alaza sarar adım aşırdığım bir avuç bulutta özgürlük sarhoş kentin köprü ayağında ezilmiş tütünde söndük güneşle kül rengi anlar hırsızı hercailerin gözlerim yankesici kirpiklerim emanet dikenli tellere aynada darağacında ruhum düşleri ördüğün saçlarım dökük iki yakayı tutan ellerim bu kördüğüm ayaklarım asfalt çıkmazlara kendime dolanırım bundandır gölgemin sekmesi duvarlarda çatlak durur gece bir bulvardan akar denize kent Esrarlı ölümlerdir Sessizliğim k i m l i ğ i m y o k 08.01.08 Arzu Altınçiçek |
Eteklerimde bahar derdim….
Eteklerim yırtılmış şehre döndüğümde. Yanaklarımda salkım söğüt dallarının çizikleri. Parmak izlerin, ellerimde bir kor, Sallanır çivisi paslı gönlümün dar ağacı. Mülteciyim aşk diyarından… Diz çöktüğümde önüne, Bana da avuç aç ya Mevlam! Bahardan kalma Kan lekelerini silsin, ya da toz toprağımı Tek dal üzerinde dans eden beyaz çiçeklerin. Aşkı sende bulmak varmış, Huzuru sende… Bir ney sesine değişmişim Bir kudüme, tambura Yapmacık alkışları İlahine değişmişim Dans ederken söylenen şarkıları Beni de kaldır ya Mevla’m Çar çamur topraklardan Arındırıp sun diğer elinde Savurdukça bırak Yorgunum inandıklarımdan Sığındım sessizliğine Bak ellerim iki göğsümde çapraz Eteklerim yırtık da olsa Başım eğik karşında El et de yavaş yavaş açılsın Saçlarımdaki kara yazma El et de açıldıkça uçuşsun Döndüğümde etrafında Göğsümde saklı kelebekler Yara bere de olsa İki yumruğumun içinde Vurdum pişmanlıkları başıma Parmak aralarımda saçlarım Sahte güllerin dikeni batık ayaklarımda. Kabuk tutmuş dudaklarımda Dua ettiğim isimler… Yolmak için güç ver bana. Çift kişilik uykuların Çıplak düşlerinden uyanmam için El ver Mevla’m bana “Hamdım, piştim yandım” Geldim bedensiz ruhumla kapına… Mülteciyim aşk diyarından. Arzu Altınçiçek |
Balıkçının mezesi
Bu kaçıncı dökülen satırlarım pazar sabahlarına Hep yeni umutlar belirir gözlerimde Pazar olunca hiçbirinden eser yok Yalnızlığımdan mı bu sessizliğim.. Bu sabahta güneş ıslanmıştı yağmurlardan Kirpiklerime takılmıştı geceden arta kalanlar Yarım sevdaların koynunda lacivert akşamlar Yüreğim Marmara denizinin sularında Kıvrım kıvrım deniz anaları etrafımda Sevdayı, hayalleri taşırken maviliğinde süzülüşüm Balıklarla oynaşmakta şimdi Belki takılırım bir balıkçının oltasına Sofrasını süslerim akşamında Birde buzlu bir rakı yanına Taş plaktan kalma nağmeler varsa anason kokusunda Değmeyin keyfimize balıkçıyla Belki kıyamaz yüreğimi katletmeğe Belki sönük gözlerimden tanır bakışımı Belki derdini döker sıktığı limonlu meze tabağına Belki susar ve dalar rakının beyazına Beyazında yüzüm Anasonu sinmiş saçlarıma Belki farkeder ürkek dudaklarımı Oltasının yüreğime saplandığını Açtığı yarayı belki görür Üzerime damlatır sihirli yaşlarını Kimbilir destanlar gerçekleşir sevdanın gizeminde Deniz kızı olurum ellerinde Bir yıldız takılmıştır saçlarıma Saçlarım bukle bukle parmaklarını saklar arasında Sunar şefkatini Belki süslerim hayallerini İşte bir pazar daha... ama ben gene yalnızım Sensizlik odamda Ben bir balıkçının oltasında Takasında Hayalleriyle dönüş yolunda Süslerim anason kokan gecesini unutma ama hep kaçan balık büyük olurmuş Sen kaçırdığının farkındamısın Deniz tadında sevgimi... Arzu Altınçiçek |
Bir ıhlamur çiçeği düştü saçlarıma
Ellerinin kokusunu hatırlattı Ve şefkatini Fransız sokağından geçerken Pencerelerde hercailer Gülüşünü hatırlattı Çakmak çakmak sırıttı arnavut taşları İtalyan yokuşundan şöyle boğaza karşı Nargilesi tüttü yaşlı şairin Susan yanımı çağırdı O kadar renkliydi ki yaşam Ve herşey yerli yerindeydi ki Düşünmek gerekmezdi yazmak için Çiçeği, denizi,sevgiyi, ölümü Sunulmuş kaleme noktalar, virgüller Yeşildi bahar Şarkılar güzeldi Aşklarsa hep tadımlık Saatler hep tek başımalık Siyah beyaz olmalıydı fotoğraflar Sabahı istediğim renkle dolmalıydı Taş plaklar bestelenmeyeni çalmalıydı Sadece benim için anlatılmalıydı masallar Kum saatinden kelimeler akmalıydı Birikmeliydi şiirler Kırılan aynanın parçalarında Büyüdükçe çoğalan sevgiler yeşermeliydi Çoğaldıkça büyüyen... Bir ıhlamur çiçeği düştü yağmurda saçlarıma Yağmurlar ‘sen’ kokardı, ıhlamur çiçeği ‘hasretin’ Şimdi güneşin altında elimde kuru bir dal Göğe doğru bakıp, bekliyorum bulutları Yağmurla geldiği gibi giden Can yarımın kokusunu arıyorum |
| Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 12:21 AM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.