![]() |
Türkoğlu
İnsan yaşar, varsa hürriyet, En güzelidir, cumhuriyet, Önce bilinmeli, milliyet, Yaşamak için ey Türkoğlu. Biz hürüz, cumhuriyet ile, Öğünürüz, Türklüğümüzle, Türklük en büyük gurur biz de, Yaşamak için ey Türkoğlu. 10/5/1977 Dursun Yeşil |
Tv
Kırk yıl önce girdin devlet eliyle Öldürdün emeği, bıktırdın TV. Basit dizilerle, cahil diliyle Ocakta yemeği, yaktırdın TV. Kitap okumayı da unutturdun Falcılığı meşhur edip tutturdun Beyni uyuşturdun sarhoş yatırdın Bize saçma dizi, baktırdın TV. Sayısı bilinmez oldu kanalın Aynı anda reklâm, dedin bunalın Farkına varmadık gerçek, sanalın Yetişen gençliği, yıktırdın TV. İyi yönün, senle hortumlar çıktı Vatandaş duymaktan usandı, bıktı Suçlu dışta, masum içerden baktı Suçsuza urganı, taktırdın TV. Reyting amacınız, uyuttun bizi Tüm kanallarında oyalar dizi Yarısı yaz ister, yarısı güzü Bizleri kör edip, sektirdin TV. Ana, baba, evlat kanal seçiyor Nesili ortadan kesip biçiyor Küçücük çocuklar zehir içiyor Öğrenciye dersi, ektirdin TV. Yalan, dolan, riya hepsi var sende Ar, namus koymadın sahipsiz tende Dursunî’yim daha, ne desem ben de? İnsanları canlı, yaktırdın TV. 18/04/2007 Dursun Yeşil |
Umurunda Değil
Beyaz, yeşil bürünmüş ne hoş sallanıyor, Soğuk, esen fırtına, umurunda değil. Hiç halinden şikayeti yok dik duruyor, Sıcaklık, esen rüzgâr, umurunda değil. Yaşamından hoşnut olmayan bir ben varım, En küçük sıkıntıda hemen isyankârım, Cehennem yaşamadan cenneti umarım, Ne güzel ağaç dünya, umurunda değil. Pazarcılara bakıp içinden gülüyor, Ne garip insanlar diye bize acıyor, Doğanın acımasızlığı vız geliyor, Harçlığım olmadığı, umurunda değil. Rüzgârlara uygun ritm tutuyor dansına, İbret alsınlar diye söylüyor insana. Dalı kırılıyor şükrediyor yaratana, Meydan okuyor balta, umurunda değil. Pençeremden bakarak beni selâmlıyor, Moralim bozuk olsa şiirler yaz diyor, Tatlı dil yılanı delikten çıkarıyor, Donmuş kar, eğilmiş dal, umurunda değil. İkimizin sonu bu dünyaya elveda, Yakmazlarsa kalır belki bir mobilyada, Benim adımı anan bulunmaz cihanda, Günü mutlu, yarınlar umurunda değil. 26/01/2006 Dursun Yeşil |
Unutma Sakın
Bana ne deyip geçen ey şu zalim insan, Birbirini hiç ezmemeli, yaratılan, Muhtaçlara kaderi deyip, hep horlayan, Aciz gelip gideceksin, unutma sakın Bizden aciz dünyaya geleni gördün mü? Gidenler hiç dönmedi, hal nedir sordun mu? Sırada senin adın var, bilet buldun mu? Azrail emre amade, unutma sakın. Boğuşmak için bir sebep buluruz hemen, Cennet dünyayı kendimiz, cehennem eden, Bilinmektedir suçlu, suçsuz inat neden, Büyükler de toprak oldu, unutma sakın. Herkesin basıp tükürdüğü toprak olsak, Ondan geldik, geldiğimiz halde kavuşsak, Kalbin Kabe’den üstünlüğünü anlasak, Edilen yana kalmıyor, unutma sakın. O toprağın nasip olacağı şüpheli, Bilmem, bağrına girince neler demeli, Belki de kabul etmez, fırlatır ne belli, Toprak sıktıkça sıkacak, unutma sakın. Ne güzel söylesen de anlamayan olur, Nefis meydanı dar edecek, fırsat bulur, Kimse baki değil, ancak hep unutulur, Ölümü hatırlamayı unutma sakın. Dünya durdukça adımız anılsın, iste, Bülbül bile ömrü geçiriyor kafeste, Hesapsız ne var, sayılıdır her nefeste, Belki son nefesindir, unutma sakın. 27/8/2001 Dursun Yeşil |
Unutmayın
Daracık çukura, beni koyup dönerken, Yarın komşu olacağımı, unutmayın, Arkanıza bakmadan, hızlıca giderken, Sizi de acele gömerler, unutmayın. Ruh verilip, doğrul bakalım denilince, Bütün yaptıklarım sayılıp, dökülünce, Dilim kekeme oldu, kelimeler hece, Haram kefenle geldiğimi, unutmayın. Siz sevdiklerim teker, teker bıraktınız, Boş hasenatla gelmiştim, batıyor anız, Yılanlara, karıncalara ısırttınız, Siz de sırayla, gelirsiniz unutmayın. O sessiz sedasız sandığınız kabirler, Çok şeyler anlatır, sorana dinletirler, Kaçmanız nereye kadar, diye gülerler, Bir gün hesaba çekecekler, unutmayın. Gözü olan görür toprağın yaptığını, Sıktıkça sıkar, olursun kemik yığını, Mal bıraktığın evlat duymaz, feryadını, Sizi de çorapsız yollarlar, unutmayın. Yıllara meydan okuyan aşınmış taşlar, Hani asıp kesen, meydan okuyan başlar, Bir gün sizin de kabrinize konar kuşlar, Kılınız kıpırdamaz olur, unutmayın. 7/8/2005 Dursun Yeşil |
Utandım
Kuyudan çekerek doldurdu testi, Adını sorayım dedim, utandım. Mest eden neşesi havada esti, Ynına varayım dedim, utandım. Aydan güzel çehre, hilâl kaşları, Yaya koydu kalbe attı taşları, Hali, hatırını, nasıl işleri, Bir kere sorayım dedim, utandım. ******* kayboldu uykusuz düşler, Heceler değersiz duygusal başlar, Kekemeye döndüm anlasa haşlar, Doğruyu söyleyim dedim, utandım. Güzelliği ceyran misali çarptı, Yaşadığım galip çıkarmaz harpti, Ömrümün patika yolunda sarptı, Aşık oldum diyem dedim, utandım. Yürüdü, topraktan duydum çalımı, Kızaran yüzümden bildi halımı, Attı havasını çeldi şalını, Alnını öpeyim dedim, utandım. Eşsiz tasarlanmış o kaşlar, gözler, Şu fidan boyuna dayanmaz özler, Türkçe hece biter yazılmaz sözler, Kapında yatayım dedim, utandım. Yola adımları seyrekçe bastı, Yağlı urganıyla ayaktan astı, Dursunî'ye neydi bilmem ki kastı, Asma, ben öleyim dedim, utandım. 27/01/2007 Dursun Yeşil |
Utanıyorum
Değerini koruyamayan Türk Lirasından, Sebep olanların iri ufak tamamından, Vurdumduymaz siyasetçilerin ahkâmından, Resmi basılan Atatürk’ten utanıyorum. Paramızı pul edenlerde artık uyansın, Üzerine kendi resimlerinden basılsın, Vatandaşlar bu sıkıntıya nasıl dayansın, Çocuksuzlara oy vermiştim, utanıyorum. Zamanı gelince bizi hatırlayacaklar, Oy verse diye kapı, kapı yalvaracaklar, Benim gibi avanakları aldatacaklar, Koyundan da saf olduğuma, utanıyorum. Türk Lirası unutuldu, dolar baş tacıdır, Bu, Atatürkçü olmayanların ilacıdır, Büyük adam demiştik, o da iftiracıdır, Destanlar yazan mazimizden, utanıyorum. Çanakkale’de ve yurdun her köşesinde yatan, Şehitlik kanı kurumamış er ve erbaştan, Bankasını soyup kaçan eşkıya bakandan, Sevgili Mustafa Kemâl’den utanıyorum. Utanması gerekenler aynada sırıtır, Ekmek, odun, kömürü olmayanlar kırıtır, Bizler akıllanmazsak krizler çok acıtır, İnsan gibi olmadığımdan, utanıyorum. 5/4/2001 Dursun Yeşil |
Utansın
Doldurdular bizi Mersin kampına, Hal hatır sormayan, kullar utansın. Konuşsan iş gider, tersin sarpına, Haber götürmeyen, pullar utansın. Geldik yazlık giysi birer nalınla, Giderim her halde yalnız salımla, Rezil oluyorum kendi halımla, Bizi ısıtmayan, çullar utansın. Başımız ağrıdı her gün boyunca, Moraller bozuldu hasret koyunca, Beyler bize sorar belki doyunca, Dönmeye kapalı, yollar utansın. Diri, diri girdik bir mezarlığa, Sıkılıp başladık şu yazarlığa, Muhtacız mavi boncuk nazarlığa, Fatiha okumaz, sağlar utansın. Dağ, deniz görürsün, nerde ovalar, Arada birlik yok hani davalar, Süre biter bizi erken savalar, Geri döndürmeyen, dağlar utansın. Eşimi, oğlumu her dem özledim, Telefon eder mi diye gözledim, Boşuna mı gitti bunca sözlerim? Hasretle sarmayan, kollar utansın. Çok dertler var belli insan halidir, Benim değil ama devlet malıdır, Bunu inkar eden mutlak delidir, Doğruya varmayan, eller utansın. Aynı hamam, aynı kafa tastayız, Dediğini bilmez birer hastayız, Geçen ömre hasret eyvah yastayız, Bizi eleyecek, ağlar utansın. Herkes kilitlenmiş sabit hedefe, Ders notlarımızı yazdık sedefe, Kalan hayatımız olsun kadife, Bizleri eskiten, yıllar utansın. Benim memurum dört dörtlük beklemez, Gıdalı, gıdasız yese teklemez, Tasaları yığıp derde eklemez, Bizi beslemeyen, narlar utansın. Çıktık dans pistine kıvırsam belden, Eğilmiyor belim ağrıdı yelden, Dershaneye gittik geçilmez selden, Dersi anlamayan, başlar utansın. Öptüler ayaktan, elden sinekler, Sıcak suya hasret kaldı tünekler, Para suyu çekti durdu binekler, Evrimleştirmeyen, çağlar utansın. Her gün talim ettik domat, hıyara, İçimizden biri çıkıp uyara, Bir kaç gün geçecek değmez kayara, Çeşit sepze vermez, bağlar utansın. Dursunî şu dilin sanki çalıdır, Fazla gitmeyesin önün yalıdır, Şimdi hürmet gören insan nalıdır, İşe yaramayan, yağlar utansın. 09/11/2006 Dursun Yeşil |
Vali Kapısı
Vali kapısında girdim kuyruğa, Yüzüme bakanım, olmadı beyim. Özel kaleminde uydum buyruğa, Sözüme cevabı, bulmadı beyim. Ak şahin konunca sıra dağıldı, Sıradan vatandaş için ağıldı, Yıllarca insanım böyle sağıldı, Közüme su döken, kalmadı beyim. İl başkanı geldi, elde düğmeler Sonsuz dalkavukluk başı eğmeler Dilsiz vatandaşta içten söğmeler Kazıma yem atan, gelmedi beyim. Bağlanmış robota yalvardım içten, Bir ayım boş gitti emekler güçten, Beyler haz alıyor baştaki koçtan, Sazıma tel alıp, çalmadı beyim. Yarın kapımıza gelip, melerler, Üç gün sonra gitsem orda elerler, Parçalanmış kalbi tümden delerler, Yazıma kış geldi, salmadı beyim. Gönül hoşnut olsun, çayı söyledi Bey keyf çatasıya ayı eyledi Bilmem ki içerde nasıl, neyledi? Yazımı okuyup, bilmedi beyim. Nerde kodamanlar varsa geldiler, Lortlar varken avam bekler, bildiler, Dursunî yazdıkça onlar sildiler, Gözüme bakıp da, almadı beyim. 08.05.2007 Dursun Yeşil |
Var
Mekke'de sıkıldın Medine vardı Bizlerde sıkıldık, sıkan kâfir var. Üstüne gelenler hep canavardı, Dizlerden yıkıldık, yıkan kâfir var. Kaçacak bir delik bile kalmadı, Müslüman'mışız ki AB almadı, Beraber çağlayan beyler olmadı, Kırk beşe büküldük, büken kâfir var. Ey alemlerin tek sevgili kulu, Hurafeler yaptık emanet pulu, Ağrıyor garipler gözleri sulu, Gök iken biçildik, biçen kâfir var. Medine bekledi hasretle seni, Kâfir kırdı kolu yırtıldı yeni, Çeşit oynaştayız unuttuk feni, Bizlerde bölündük, bölen kâfir var. İngiliz kısraklar damatlar efe, Zerre tozunuz yok koyulduk tefe, Dursunî hafiftir yükseldi kefe, Hicrete yöneldik, ancak kabir var. 25/01/2007 |
Var mı Eğirdir?
Senden güzel yaratılmış hangi çiçektir? Güzelliğini söyler tüm sözler gerçektir. Seni Sivriden seyretmek zevk verecektir, Daha güzel bilmiyorum, var mı Eğirdir? Askeriye, okullar haritanı süsler, Elma, kiraz, gölünde balık bizi besler, Hece bulunsa söylenir duyulan hisler, Cazibene hayran olmaz, var mı Eğirdir? Vatan parçasında yaratılmış cennetsin, Benzeri dünyada bir daha yok incisin, Senin için insanlar kendince söylesin, Senden başka gelinlik kız var mı Eğirdir? Dolaşıyor, sandallar, gemiler, kayıklar, Senden dışta kalan her an seni sayıklar, Yörük çadırlarında dövülür yayıklar, Senden başka buz ayranlı var mı Eğirdir? Serinleten rüzgârların ömrü uzatır, Uzun ince bir gölün önünde uzanır, Yetişen yiğitilerin tarihe kazınır, Senden yakışıklı damat var mı Eğirdir? Meşe, ardıç, kasnak, çok süslü ormanların, İhanetsiz aşkla çalışır insanların, Cana can katan var ya şu karlı dağların, Senden sevimli memleket var mı Eğirdir? 14/05/2006 |
Var mı Ramazan?
İsteğini yaptım aziz üstadım, Sen rahat yat uyu, dostum Ramazan. Bayramda önümde atardın adım, Sıra bende mi ki, üstat Ramazan? Sorulur sırayla, tek, tek nefesler, Sıkıntıdan patlar tende kafesler, Fayda ediyor mu başta ki fesler? Savdınız sırayı, garip Ramazan. Efe dayım gitti arkandan senin, Bastıkların bitti yeşil çimenin, Çağrılan gidiyor eş dost sevenin, Kabir taşın söyler, hali Ramazan. Alnın niyetine şu taşı öpsem, İhanet edeni şuraya gömsem, Soğumaz yüreğim başları kessem, Beş beteri olsun, onlar Ramazan. Günler ilerliyor durmuyor zaman, Hâlâ ayrılmıyor saplarla saman, Fakir düzde şaştı zenginler yaman, Mal, mülk, para, dostlar var mı Ramazan? 27/07/2006 |
Vatanım
Siyahı uçunca, üşüştü akı, Bir türlü bitmedin, canan vatanım. Doyunca, kalanı yaptılar yakı, İçten içe sessiz, yanan vatanım. Sadece renk farklı, akbaba hepsi, Çanakla doymazlar, isterler tepsi, Üstüne içerler meyveli pepsi, Her türden sözlere, kanan vatanım. Onlar hırsız dedi, uçuştu arı, Aynı yola gitti yanında sarı, En küçük köşeye ektiler darı, Gülüne baykuşlar, konan vatanım. Menfaat mangası kendince öter, Haydi cenge desen geriye iter, Hortumu duyursan orada biter, Atmacayı bülbül, sanan vatanım. Kargalar boyandı ak oldum sandı, Eski ses, yürüyüş dallara kondu, Atatürk’ü aynı nutukla andı, Deneme tahtası, denen vatanım. Camide baş açık durur imamın, Bilmem gerçek seven var mı adamın? Torpilliler şimdi asil madamın, Dünyayla beraber, dönen vatanım. Çukurova, Harran satışa çıktı, Toprakta şehitler bizlerden bıktı, Dursunî’yi hakîm damlara tıktı, Dört mevsim dumansız, yanan vatanım, 14/04/2007 Dursun Yeşil |
Vekillerimiz
Kurtlar birleşince demokrat oldu, Tellere kasıldı, vekillerimiz. Kırk senelik kırat mazide kaldı, Sellere basıldı, vekillerimiz. Arı bal yapamaz oldu, tükendi, Erkânı kâmilsiz kalıp, akandı, Peteksiz kovandan kaçıp bakandı, Kurtluklar asıldı, vekillerimiz. Denize aldandı sarıldı kurtlar, Gerçeği öğrendi en küçük yurtlar, Rahatsız oldular yüzyıllık lortlar, Güçlere yasıldı, vekillerimiz. Milleti anlamaz, abtal sandılar, Üç, beş şakşakçıya uyup, kandılar, Geçmişte sandıkta kökten yandılar, Bilirler nasıldı, vekillerimiz. Eski kurtlarımız kırat olur mu? Yaban arısından sırat kalır mı? Lortlardan avama berat gelir mi? Mazide asıldı, vekillerimiz. Masaya vururlar alaycıdırlar, Kızdıkları zaman kalaycıdırlar, Usulsüz işlerde kolaycıdırlar, Rüşvette basıldı, vekillerimiz. Delege çantaya verir oyunu, Milleti sandılar sürü koyunu, Dursunî uyandı vermez boyunu, Oy aya asıldı, vekillerimiz. 07/05/2007 Dursun Yeşil |
Veren mi Var?
Doğmadan verdiğin sözü tutmadın. Cenneti garanti edenin mi var? Yaratana uygun hayat tatmadın. Doğduğunda senet verenin mi var? Doğduğuna benzer, hayat yaşadın, Duyduğun sözleri hemen taşıdın, Ezan duyduğun her zaman yaşıdın, Mahşerde şefaat, yapanın mı var? Şahadetini de yarım söyledin, Namaz, oruç, zekât tehir eyledin, Hacca yaşlı gitmek hayal eyledin, Mezarda yardımcı, olanın mı var? Başkasını görüp canı görmedin, Olayları gördün derse varmadın, Rüyalarını hiç şerre yormadın, Sıratı geçerken, el tutan mı var? Dünyada ebedi kaldım sanmıştın, Güvenip geçici mala kanmıştın, Kaybettiğine çok fazla yanmıştın, Sana helâl kefen, giydiren mi var? Giyinip gülleri hep kıskanırdın, Miskinleri görür tam tiskinirdin, Güzelliğe kanıp çok kasınırdın, Hesabına sevap, kazanan mı var? Namazda, oruçta farklı olmadın, Farzları, sünneti tamam kılmadın, Günlük yaşamından geri kalmadın, Dursunî senin de, kefilin mi var? 27/10/2006 Dursun Yeşil |
Vermez miydim?
Bulamadım senden daha güzel bir gül, Uğruna güller değil, can vermez miydim? Yakışmıyor endamına haydi bir gül, Yoluna bir değil bin ruh vermez miydim? O kaşların yağmur bulutuna benzer, Şimşekler çakar ruhuma hepsi beter, Nazına dayanmaz oldu yürek, yeter, İsteğini söylesen, kan vermez miydim? Yokluğunda kışı yaşadım nar tanem, Korkuluk oldum yaktın beni har tanem, Olur mu yıldızları eline versem? Sana güneşin mülkünü, vermez miydim? Güzelliğin yanında ay parçalanır, Hangi güzeli saysam yalan sayılır, Zirvelerde açansın herkes bayılır, Gülüşüne dünyaları, vermez miydim? Aşkın yanında güneşler yakmaz beni, Kaybettim anam, babamdan gelen teni, Görünce tutmuyor gönlümün fireni, Hayaline bile canlar, vermez miydim? 10/02/2006 Dursun Yeşil |
Vurun Dediler
Sevginin davası idamla bitti Görüldüğü yerde, vurun dediler. Atamın mirası dostluklar yitti Tekrar gelir, haber verin dediler. Meydan yokluğunda onlara kaldı Torbasını erken dolduran çaldı En küçük dostlukta ihanet saldı Sevgi varsa ipe, gerin dediler. Seven sevdiğinin sözünü tutar Sevmeyen taşı dost yüzüne atar Yoksa dost sanılan ucuza satar Sevgi yeşermesin, kırın dediler. Büyük küçüğünü bilmiyor onsuz Dünyamız bitecek, sanmayın sonsuz Sınır çıkar oldu, boyuna, ensiz Sevgi tohumunu, yarın dediler. Gelirse düzenler kökten bozulur Hakîm olmadığı yerden bezilir Herkese adalet yanlış yazılır Sussun, etrafını sarın dediler. Dönen kötü çarklar durur aniden Demokrasi yaşar, kurar yeniden Masumlar hakkını alır Coni’den Sevgiye zehiri, verin dediler. Baskılar azimi artırır, besler Sevgiyle söylense duyulur sesler Haksızlığı yapmaz sevgiyle hisler Çöllerde kurusun, serin dediler. 05/05/2007 Dursun Yeşil |
Ya Rab
Mevlam, ya Rab’bi beni de kulluğuna kabul et, Bütün alemler senin, ben de isterim mağfiret, Yandım ne olur, bana da hidayeti ihsan et, Sevdiklerin hürmetine beni, beni de affet. Sana kulluktan başka çıkar yol yok, bu dünyada, Ben bulamadım, bilen varsa söylesin, bana da, Kimsenin bulamayacağından eminim ama Hesaba durunca dilim söylemez oluyor da. Kırk yıllık ömrümde, yaptım bütün günahlarımı, Bilerek işlediğimden, arz etmedim affımı, Unutamam, affı sonsuz olan Yüce Rab’bımı, Ümit kesemem, senden Rabb’ım, bağışla gafımı. Sonsuz merhamet ve rahmetin hürmetine Rabb’ım, Geçmişimi hatırladıkça, artar ızdırabım, Son durak senin yüce huzurun, başka yok kapım, İnşallah kolay olur, benim mahşerde hesabım. Dursun dense de, onun adı da hiç anılmasın, Yalan dünyanın hevesine kimse kapılmasın, Bilerek şirke girme ve kul hakkı yapılmasın, Allah affedici, zalim şeytana tapılmasın. 10/10/2001 Dursun Yeşil |
Yalan Dünya
Vay be, yalan dünya, ne çekilmez çilesin, Dost sandıklarım, vefasız çıktı, bilesin, Şeytana dosttur, sevdiklerim sevinesin, Temiz yanın var mı, senin ey yalan dünya. Pasta, börek yemede sofra dolduranlar, Asalak misali sırtımda oturanlar, İndirmeden vay yandım diye bağıranlar, Yamyamlar doldurmuş seni, ey yalan dünya. Düşte gör, kaç dostun olduğunu, çevrende, Kapının zilini çalan kalmaz, evinde, Bulaşık, çamaşır yığılır sepetinde, Şekilsiz mahluk dolusun, ey yalan dünya. Herkes iyi gün dostu olmuş, sevgi yalan, İşimiz gücümüz dalavereyle, talan, Mezara götürecek, dört sadık dost bulan, Üstünde var mıdır bilmem, ey yalan dünya. Kana hasret canavar misali, çoğumuz, Yarını nasıl yaşar bilmem, çocuğumuz, Yetimlerin olmaz elinden tuttuğumuz, Gerçek insana hasretsin, ey yalan dünya. 05/04/2004 Dursun Yeşil |
Yalan mı?
Doğunca, ölünce çağırırlar imamı, Aramazlar başka zamanda, yok mu, var mı? Minberden söylediğin, bilen, anlayan mı? Camiden çıkmadan unutulur, yalan mı? Çoğu cumadan cumaya görürler onu, İmam da maaş için yapar zaten bunu, Hemen camiye girer, bulur mikrofonu, Cemaatten önce çıkmak ister, yalan mı? Hızlı hızlı kıldırır namazı, gidecek, Hırsızlık yaptığını, o mu, ne bilecek, Meal mi, hadis mi, okudu ki görecek, Bilgisi varsa, kendin kurtarsın, yalan mı? Cenazeme imam da istemem gelmesin, Allah sevgilisi bir dost, okusun yasin, Sor bakalım, kaç ayet bilir, kaç hadisin, Manasını söyleyemez, bilmez, yalan mı? Bir kez meal okumadan giderler hacca, Derlerse ne yüzle geldin, Kâbe’ye hoca, Mutlaka cevabını bulur, dolaylıca, Cevaplar makul mü, belli değil, yalan mı? İmam kardeşim, daralıp, gücenme bana, İnandığın kitabını bir okusana, Öcü değil, yol gösterendir okuyana, Gerçekten Allah için yanan yok, yalan mı? Ben de suçluyum, kanat germedim, yetime, Haram yediğim, inanmadılar sözüme, Gülüyorum, acınacak kendi halime, Söyle garibanım, dinleyen yok, yalan mı? 01/03/2001 |
Yalandır
Taşlaşmış gönüllerden ağlaması istenir, Ağlayacak kimse var mı, şu fani alemde? Ağla gönül ağla diye okunur, dinlenir, Ağlayacak gözleri olan var mı matemde? Mermer bile bizim kalbimizden yumuşaktır, Kabre girince köşe bucak kaçılacaktır, Gösteriş için evlatların ağlayacaktır, Aldanma gönül aldanma, bu dünya yalandır, Ekin misali kaldırırlar tatlı uykudan, Yarısı neşeli, yarısı üzgün kahrından, Mahşere toplarlar, herkes üryandır anadan, Sevinme dostum sevinme, bu hayat yalandır. Sırası geleni götürürler acelece, Burada küheylan olanlar, orda acemice, Siyah, mavi fark edilir ama olur gece, Hazırlan dostum hazırlan, bu hesap yalandır. Güçlü güçsüzü hep ezer, toprağa girmeden, Akıl başa gelecek, uykudan uyanırken, En sevgili evladı yardıma çağırırken, Kıskanma dostum kıskanma, bu sevda yalandır. Sıratı geçmeden gülenlere aldanmayın, Şu dünyanın her tarafına döşenmiş mayın, Keyfi yerinde olan, hesap görmüş sanmayın, İnanma gönlüm inanma, o sözler yalandır. Şahitler bizimle gidecek yüce divana, Çağrırsın ancak, söyleyen olmaz senden yana, Kimseden fayda görülmez, evlattan anaya, Geç kalma dostum, geç kalma bu alem yalandır. Varmadan gör, düşün bir ebedi durağını, İş işten geçmesin, sonra duymazlar ahını, Dost sandıkların hızlı terk eder mezarını, Aldanma Dursun aldanma, o diller yalandır. 05/06/2003 Dursun Yeşil |
Yalnız
İsyan etmek istemem, halime çok şükür, Yeryüzünde daha niceleri var, yalnız. Hali sorulmayan, binlerce insan fakir, Servetini bilmez, niceleri var, yalnız. Beş parmağımız bir olsaydı, el olmazdı, Herkes zengin olsa, dengeler kurulmazdı, İşsiz çok olsa, işverenler bulunmazdı, Dünyanın dengesi böyle sağlanır, yalnız. Ayakkabısı yok, düşünse ayaksızı, Dertlere derman olunsa, dinerdi sızı, Terbiye edemez olduk, oğlanı, kızı, Köşelerde, gözyaşı dökenler var, yalnız. Baş tacı ettik, güdemez, toplam beş kazı, Töreye uygun çalamaz olduk, biz sazı, Şimdi kaçıyor, tavşanın önünde tazı, Kimsesiz daha nice garipler var, yalnız. Dünya yansa, yıkılsa, umurunda değil, Düşüncesi kendi rahatı, olmaz kefil, Acı düşünmez, tıkınır, saçar, sel sebil, Üç günde bir lokma yememişler var, yalnız. Müslüman’ım derim, zekât, öşür ne bilmem, Yetimi iterim, elinden tutuvermem, İşime uygun söyler, gerçeği söylemem, Kapısı açılmaz, niceleri var, yalnız. 11/10/2005 Dursun Yeşil |
Yaşam İsterdim
Taze kazılmış toprağa henüz konmadan, Ömür kandilimin farı bitip donmadan, Adilerin eteğine hiç yamanmadan, Adam gibi adam olup; yaşam isterdim. Olgun başaklar misali başım önümde, Kimseye zarar vermeden çeyrek ömrümde, Son durağa ilerleyen her bir günümde, Hak’ın kuralına uygun, kulluk isterdim. Torbaya doldurduklarım utandırmasın, Fani dünyamızda şeytan hiç kandırmasın, Yaşamı cennet olana adlanılmasın, Kılı kırk yarıp yaşanmış, ömür isterdim. Gördüğümün garip gönlüne hiç akmadan, Zalimlerden yana olup masum yıkmadan, Güçsüzleri boğmak için tasma takmadan, Her sokakta baş dik gezmiş, geçmiş isterdim. Geçmişteki gerçekleri yüze haykıran, Namuslu namussuzlara karşı bağıran, Korkuluğu insanlara her an çağıran, Sözünün eri, sorumlu adam isterdim. 27/07/2006 Dursun Yeşil |
Yaşarım
Sıkıştım kaldım, halkla Hak’kın arasında, Birine dönersem diğeri darılıyor. Ağzım var, sakalla bıyık arasında, Tükürsem mutlaka birini batırıyor. Güne bakan misali her yöne dönerim, Her elime geçeni, atıştırır, yerim, Helâl, haram önemli değil, farksız derim, Halktan yana olur, burada cennet yaşarım. Dönmezsem, döndürürler beni bir şekilde, Secdeyi ettirirler, basarlar enseme, Olurum artık bir kumandalı makine, Düşünceye kadar, kullanılır yaşarım. Şahsiyet, onur, yerinde olsa değerli, Benim değil, jürinin kararı geçerli, Diyet ödemezsen kimliğin işaretli, Ölünceye kadar, tepelenir yaşarım. Halka uymazsam, tabutum ortada kalır, O deliydi, derler, çevreye laf dağılır, Dara düşsem, Hakk, halkın zulmünden, kurtarır, Ben de halk içinde Hakk’a uygun yaşarım. 06/10/2005 Dursun Yeşil |
Yatıyorlar
Komşular dünyayı birbirine dar edenler, Yaşamamışlar sanki ibret dağıtıyorlar, Bir bardak suyu, insanoğluna vermeyenler, Ne güzel dost olmuşlar, yan yana yatıyorlar. En çok seveni olmuş nöbet tutan taşları, Çatılmıyor artık hilâle benzer kaşları, Nerede kılıç gibi keskin dilli başları, Suyu kesik, değirmen misali, yatıyorlar. Susmuş artık dün bülbül gibi şakıyan diller, Kovmuştu belki kapıdaki garibi eller, Paylaşılmaz malların yerinde esmiş yeller, Kırk yıllık dostlar, kucak kucağa yatıyorlar. Uğruna boğuştukları toprağa doldular, Çok gördüler çorabı tamamen soyundular, Hepsini mezara en sevdikleri koydular, Boşuna boğuşmuşuz, diyerek yatıyorlar. Yürürken endamından toprağı titretenler, Bir sivilceden güzelliğini yitirenler, Çıkar için susuz dereden su getirenler, Aç, susuz dua edene hasret yatıyorlar. Bir zamanlar öyleydik diye bağırıyorlar, Fatihaya muhtaçlar ki hep yalvarıyorlar, Bir gün bizler de gideceğiz, çağırıyorlar, Soğuk, sıcak aynı yanlarında yatıyorlar. Sığmayanlar dünyaya mezara sığıyorlar, Çıkmıyor hiç o gür sesleri bağırmıyorlar, Hallerini dikili taşlar anlatıyorlar, Kurt olmamışlar hiç kuzu, kuzu yatıyorlar. Kovamaz olmuşlar evine konan kuşları, Son kez yapılmış tepeden tırnağa duşları, Son bulmuş haram, helâl karışık yutuşları, Ziyaretçi yolu gözleyerek, yatıyorlar. Nerede şimdi intikam peşinde koşanlar, Mal, mülk servetleri biriktirip yarışanlar, Geçici dünyaya meteliğe kakışanlar, Paranın sıcaklığına hasret, yatıyorlar. Bir tek narasıyla gölgesinden korkulanlar, Azrail karşısında yüreği burkulanlar, Kaybolmuş kedi kılıklı aslan sanılanlar, Kurtçuklara sesleri çıkmadan, yatıyorlar. Bir nefes sigarayı rüşvet diye içenler, Kılık kıyafetine göre insan seçenler, En küçük fırsatta gök ekin gibi biçenler, Ham, olgun toplanmışlar toprağa yatıyorlar. Bakmayanlar başını çevirip ibret alsa, Dünyada ne gam kalır, ne de çekilmez tasa, Uğurlanırken sığınılır gösteriş yasa, Hepsi yaptıklarına bin pişman, yatıyorlar. 07/06/2006 Dursun Yeşil |
Yavrum
Sen üzülme gül, oyna, neşeyle yaşa, Çiçeğimsin, rengin solmasın boşa, Allah rızkını gönderir kurda, kuşa, Sonsuz neşeyle yaşamana bak, yavrum. Hakk’ı bil, yaratılanı azarlama, Gösteriş olsun diye de hiç ağlama, Arkamdan küfrettirme, garip anama, Sonra hakkım helâl etmem, yavrum. Kadere razı ol, mal için hırslanma, Sultanlar ne götürmüş, sen tasalanma, Arada sırada uğra mezarıma, Belki ibret alır da dönersin, yavrum. Yaratana kul ol, zorlanmazsın rızka, Yeter sana naylon ayakkabı, hırka, Düşersen veren olmaz ki, sana arka, Hesaplı git, nasihatim dinle, yavrum. Dürüstlük yeter sana sermaye için, Üstüne bassalar, insanlarla geçin, Nankördür, dostu düşmanı iyi seçin, Allah’ı bilmeyen seni bilmez yavrum. 2/3/2001 Dursun Yeşil |
Yediler
Aslanlar tahtına oturdu kediler, Fareyle dost olup, beraber yediler. Dostlar duysun diye çok miyav dediler, Dağlar dayanmadı, hazırı yediler. Tilkiyle, çakallar örgütler kurdular, Aslanları tek, tek arkadan vurdular, Vatanım önünde yaramaz urdular, Pastalar bitince, tabağı yediler, Memuru, köylüyü hepten unuttular, Tahsilli cahili dahi uyuttular, Fakirin gözünde büyük umuttular, Şehit askerlerin hakkını yediler, Toprağımı Yahudilere sattılar, Oylarını alıp sırtüstü yattılar, Mallarına her an ilâve kattılar, Gazi polislerin, hakkını yediler. Beş yılda kapıdan oy diye baktılar, Her kesime yeşil ışığı yaktılar, İpe ayakkabı tekini taktılar, Doğmadık bebeğin, hakkını yediler. Dursunî yanıldı gerilerde kaldı, Hortumcu kalbine korkuları saldı, Yalnız bırakıldı, çalan daha çaldı, Mevta insanların, hakkını yediler. 13/10/2006 Dursun Yeşil |
Yeni Vekillerimiz
Aziz milletimin huyuna uygun, Olsunlar, seçilen vekillerimiz. Fani dünyamızın malına doygun, Kalsınlar, seçilen vekillerimiz. Çantalar, telefon vermez seçilsin, Başkana yalvaran boşa geçilsin, Adaylar seçmene doğru açılsın, Çalmasın, seçilen vekillerimiz. Mazisi temizler aday yapılsın, Sevgi çiçekleri yurda sepilsin, Vatanım uğruna aşka kapılsın, Yılmasın, seçilen vekillerimiz. Muhtar, delegeler, başkan uygular, Kültürüne göre gider duygular, Gidip unutmazsa bizden saygılar, Dalmasın, seçilen vekillerimiz. Biz neysek, onlarda aynıdır genler, İyi ölçüp, biçmek gerek boy, enler, Etiket alınca çıkıyor benler, Silmesin, seçilen vekillerimiz. Özü bozulmamış, doğru olmalı, Gönderdiğimiz hal aynı kalmalı, Haksızlık görürse meydan dolmalı, Salmasın, seçilen vekillerimiz. Üç günlük palavra aldatır bizi, Akıllı olmazsak çökeriz dizi, Dursunî uyardı, şimdiden sizi, Solmasın, seçilen vekillerimiz. 08.05.2007 Dursun Yeşil |
Yeni Yıl
Yeni umutlar nice hayallerle gel de, Yolunu gözleyenler sevinsin, yeni yıl. Çoğuna tasa getirmektesin belki de, Beklentisi olan üzülmesin, yeni yıl. Keramet ne sen de, ne de geçen yıldaydı, Çalışmayı unuttuk hayal avantaydı, Senden de alacağımız bol, bol havaydı, Sevgiye susayanlar, sevinsin yeni yıl. Ümitle yaşıyor işsiz, yoksul garipler, Onların yüzüne bile bakmaz zenginler, Yarınlara açılan kapımız biletler, Kimselerin ocağı sönmesin, yeni yıl. Aynı gün, aynı yıl biliyoruz nafile, Zenginler istilâda kafile kafile, Dilerim umutları boş çıkmaz sefile, Tüm insanlar sende mutlu olsun yeni yıl. Seneler hep beklentilerle geçip gider, Değişen bir şey olmaz bizde aynı keder, Yıllar da geçse gelen günler daha beter, Geçmişimizi bize unuttur, yeni yıl. 3/1/2006 |
Yeter
Kırk yıllık ömürde, kırk halimi soran yok, Beş yılda bir menfaat için oy diyen çok, Başka zaman neredeydiniz, be hey ahmak, Tapulu oy yok bende, enayilik yeter. Tarla çorak, gübre alacak para nerde, Oturur kırmızı koltukta, keyif serde, Seçime çeyrek kala, hatırlar her yerde, Unuttu sanır beni, şaşkınlığım yeter. Hastane, hapishane sürünen bizleriz, Onlar hep akıllıdır, yutan kerizleriz, Gerçekten vekil olmazsanız, temizleriz, Nasırlı ellerimle verdiğim oy yeter. Bağrına basacak, millet iş yaparsanız, Enflasyon kader değil, eğer anlarsanız, Güllük gülistanlık olsun, gülsün anamız, Tekrar oy istemeye yüzler olsun, yeter. Lidere yapılır sürekli şaklabanlık, Her zaman oy deposu sandılar, aldattık, Büyüklere uyduk, kıvırmaya başladık, Garanti oy kalmadı, uyanalım yeter. Ankara’ya varıp bizi unutursanız, Seçimden seçime sade hatırlarsanız, Çok çalışıp enflasyondan kurtarmazsanız, Semtimize girilmez, uyardığım yeter. 31/10/2002 Dursun Yeşil |
Yetiş Baba
Girilmez oldu bıraktığınız oba, İndi kuzgunlar vadiye yetiş baba. Tutuşturdular ucundan yandı aba, Muhtacım şimdi, gölgene bile baba. Dede olmuş evlatlar gelmez yan yana, Çekiliyor mu günahlar yana, yana, Çektiklerini anlat evlatlarına, Sussan da mezar taşların söyler baba. Neyime olsun benim babalar günü, Kurtlara kanıp yaptılardı sürgünü, Kara, siyah bellidir olur düğünü, Dediniz eyvah, geçti iş işten baba. Kalıyormuş yalakalıklar dünyada, Yaptıklarımız hazır gider torbada, Söyle tüm gerçekleri dostlarına da, Biri almasa, biri alır be baba. Yeter başınızdaki taşlar bilene, İstemez başka ibretler dinleyene, İnanmaz başa gelmeden söylenene, Hak’ka kulluk yapanımız var mı baba? 30/05/2006 |
Yıl Dönümü
Gönlümün sultanı bugün gülmek istemem, Sizden ayrı kalışımızın, yıl dönümü, Mahşerde hesabımı vermeden gülemem, Tekrar karanlığa dönüşün, yıl dönümü. Geldik bin beş yüz yılı olduk karabatak, Kâfirler oldu Müslümanlara asalak, Gidiyoruz düşe kalka çoğu yatalak, Sizlere muhtaçlığımızın, yıl dönümü. Yokluğunda sahtelerin türeyiverdi, Güçlü güçsüzü her fırsatta vurdu, yerdi, Çıktı aynalara sünnet nafile dedi, Bugün sana hasretliğimin, yıl dönümü. Sıkışmadıkça adına ağzını yumar, Gelince dara mahşerde şefaat umar, Bu dünyadaki işlerimiz oyun, kumar, Emsalsiz gülün, soluşunun yıl dönümü. Farz vacibe döndü sünnetler nafileye, Ayrıldı ümmetin sayısız kafileye, Verildi cennetten tapu gelen fileye, Gerçek dosta kucak açışın, yıl dönümü. Kapınızı kıtmir misali bekleseydim, Şeref duyardım size hizmette ölseydim Kevsere başı dik, layık gelebilseydim, Tekrar doğmayacak güneşin, yıl dönümü. Hüsransız üstümüze şafaklar sökmüyor, Müslüman’ın gözü duada yaş dökmüyor, Kokusu güllerin loş havada akmıyor, Cana can katan sevgilinin, yıl dönümü. 08/06/2006 Dursun Yeşil |
Yokmuş
Şehrin merkezinde sokakta kaldım Evinde kalacak bir dostum yokmuş. Sefil vaziyette dersimi aldım Borç para alacak bir dostum yokmuş. Her gün biraz daha sona yaklaştım Azrail’den haber saçtan aklaştım Şeytanla uğraşta zora yükleştim Yerime ölecek bir dostum yokmuş. Hepsi gönül dostu lafta kalanlar Tüy yolasıya dek her tür yalanlar Kandırmak uğruna namaz kılanlar İyilik bilecek bir dostum yokmuş. Pamuk ipi bağlar kopan kopana Nefsinin putuna tapan tapana Elde gördüğünü kapan kapana Benimle gülecek bir dostum yokmuş. Benim neyime bir selâm versinler? Benden ne kopar ki neyi dersinler? Hünerim mi var ki hatır sorsunlar? Kabrime gelecek bir dostum yokmuş. Neler yazarsan yaz Dursunî boşa Kâğıtlar da kalır gitmezse hoşa İnsanlar yaşasın muhtaçsız aşa Dualar salacak bir dostum yokmuş. 06/10/2007 |
Yörük Kızı
Salınarak gelir kuyu başına, Kovaları elde, yörük kızının. Görünce vuruldum kalem kaşına, Başörtüsü belde, yörük kızının. Olmayan aklımı kaçırdım baştan, Günlerce yemedim kesildim aştan, Hatırını sortum alıcı kuştan, Kokusu var yelde, yörük kızının. Yürüyüşü tek, tek nazlı tay gibi, Güleç yüzü gökte duran ay gibi, Kirpikleri ok olmuş, kaşı yay gibi, İzi kaldı yolda, yörük kızının. Dolunay misali on beş yaşında, Sevgiyi okudum hilâl kaşında, Yaradan korusun yazı, kışında, Olsaydım sağ kolda, yörük kızının. Doğuştan yapılmış sürmeler gözde, Tanışmak istedim sıklıdım sözde, Suyu alıp döndü sürüsü düzde, Köpeği de yalda, yörük kızının. Tozlanarak geldi yerde fistanı, Başı öne eğmiş örtük his anı, Buram, buram koktu duy gülistanı, Dursunî kal telde, yörük kızının. 24/11/2006 Dursun Yeşil |
Yuh Olsun
Bencileyin şekilde insan olanlara, Besmelesiz sofralara oturanlara, Haramı, helâlı karışık yutanlara, Yamyamdan farksız yaşayanlara, yuh olsun. Ağız eğip, doğru-dürüstlük satanlara, Her zaman fazla alıp, eksik tartanlara, Düşman misali dost kuyusu kazanlara, Benim gibi yaşayan herkese yuh olsun. Olduğu hal, çevremde yaşamayanlara, Dürüst elbisesinde, sahte olanlara, Riyakâr davranıp, su bulandıranlara, Benim gibi sahtekârlara da yuh olsun. İşlenmedik bir günah bırakmayanlara, Sonra el açıp, af uman utanmazlara, Bilerek kul hakkı yer, hak savunanlara, Benim gibi ********lere de yuh olsun. Yaşı yetmiş Allah’ı tanımayanlara, Hakk’ın affını garanti anlayanlara, Şeytana kahkaha attıran şeytanlara, Benim gibi takla atanlara yuh olsun Elde şakşak tespihle hava atanlara, Namaz kıldım sanarak, yatıp kalkanlara, Günü münafık, Müslüman konuşanlara, Bilerek amel etmeyenlere yuh olsun. Çalıp çırpıp Türkiye’yi terk edenlere, Halimizi Avrupa’ya bildirenlere, Son vatan, ülkeme ihanet edenlere, Müslümanı öcü görenlere yuh olsun. İnsanca yaşamak varken, boğuşanlara, Milletimi dar boğazlarda koyanlara, Yetim hakkı yiyip, göbek taşıyanlara, Hakkına razı olmayanlara, yuh olsun. Devlet deniz yemeyen keriz diyenlere, Yolsuzluğu görüp de söylemeyenlere, Bayrağa ve marşımıza küfredenlere, İnsan görünen namussuzlara, yuh olsun. 11/7/2001 Dursun Yeşil |
Yunus Emre
Kırk yıl doğru odun kesip taşımak, Hangi mürit yapar ey Yunus Emre? İşler, güçler şimdi yara kaşımak, Eşiğe kim yatar, hey Yunus Emre? Amade emrine sürünen yılan, Oldu kullar limon hemen sıkılan, Analar, babalar atıl, bıkılan, Kim uyar üstada, Bey Yunus Emre? Hak rızası için baş koyabilmek, Süslü gelin dünya tez doyabilmek, Yaratan aşkına gül yayabilmek, Layık mürit var mı say Yunus Emre? Ne Tabduk, ne eşik dünyamız çöplük, Müslüman da işler bulunca hüplük, Hükümran Yahudi buluyor küplük, Ayrık kökler saldı, Bay Yunus Emre. Geçinirler aydın fakat aymazlar, Bilmez namaz, abdest günah saymazlar, Dursunî de aynı, vurdumduymazlar, Hasretiz gölgene, duy Yunus Emre. 15/09/2006 Dursun Yeşil |
Yunus Emre 1
Sessiz ve derinden, mükemmel yaşayansın, Başka bilmiyorum, eşsizsin, Yunus Emre. Yolunda yürüyorum, iz gösterenimsin, Benzerin kul olmak isterim, Yunus Emre. Tabduk Emre, söyle dedi, söyledin, içten, Söylemeseydin, hatırlamazdık, gönülden, Benim gibi acize, misalsin, ezelden, Zirvesinde, ey bilinmeyen, Yunus Emre. Daima alçakgönüllü, seçkin insandın, Ömrünce, bütün sıkıntıya, boyun eğdin, Yaratılmışlar içinde, tek gelip geçtin, Seni unutmam mümkün değil, Yunus Emre. Çiğnenmeye, herkes baş koyamaz eşiğe, Ancak öyle çıkılır, yüksek mertebeye, Basmaya kıyamaz, yaptırır emir diye, Kabrin bile meçhul, pirimiz Yunus Emre. Hacı Bayram Veli’nin bir buçuk müridi, Kalplerde sevginiz azalmakta, eridi, Yarın unutacaklar, Yunus Emre kimdi? Birbirlerine soracaklar, Yunus Emre. Ruhun önünde, saygıyla eğilirim ben, Adın andığım zaman, titriyor, bütün ten, Zirvenin yolu geçer, mütevazilikten, Mahşerde davacım olma, ey Yunus Emre. Hak divana çıkmaya, Hakk’a ram olmalı, Kul dediğin, her anda, emsalin kalmalı, Aşkına her gün içten, gözyaşı akmalı, Layıkıyla seni övemem, Yunus Emre. 21/03/2002 Dursun Yeşil |
Yürek İster
Cadılar kazanında insanca yaşamak, Zorluklara dayanıklı, bir yürek ister. Olur, olmaz her şeyi kafaya takmamak, Olgun, çile çekmiş, sağlam bir yürek ister. Önden gelenin boynuzlayıp, süsmesine, Arkandakilerin ayağını çelmesine, Yanında sandığının şok ihanetine, Dayanabilmek, delikanlı yürek ister. Sevdiğini diyenin yalancılığına, Kardeşle menfaatte yan çizen anana, Hatanı söylemeden küfreden babana, Sabredebilmek, olgunlaşmış yürek ister. Sen de var iken, kapından gitmez dostuna, En küçük fırsatı arayan düşmanına, Ekmek alamadığın zaman da, karına, Dik durmak, çelikleşmiş sağlam yürek ister. Bilek güçlenince, kafa tutan evlada, Veresiyeyi kesen manav, bakkala da, Bayramda, arayıp sormayan dostuna da, İhanete dayanıklı, bir yürek ister. 28/10/2005 Dursun Yeşil |
Zaman
Emsalsiz çiçekler bile solacak, Verilen ömürler, bittiği zaman. Tomurcuklar bir gün çiçek olacak, Açılma emiri, geldiği zaman. Her canlı sırayla doğup, yaşayıp, Bazen sessiz olup, bazen kaşıyıp, Günü tamam olur sınırı aşıp, Biter macerası, dolduğu zaman. Yaratanın cana iner buyruğu, Balığın durmuştur yüzgeç, kuğruğu, Her türün görülür benzer, ayrığı, Ölüme giderler, dendiği zaman. Tohumlar nem alır ıslanır toprak, Ölümden dirilir ısınır yaprak, Uykudan uyanır yapılır teprik, Dua kabuldür baş, eğdiği zaman. Yokuşlar düz olur teslim olunca, Hedefler alınır gönül dolunca, Cihan öksüz kalır güller solunca, Boyun büker emri, duyduğu zaman. Çakal aslan olur makam alınca, Koltuğa serilir oda dolunca, Gün geçtikçe şişer ense kalınca, İner kolsuz takım, giydiği zaman. Hesapsız canlının rızkı verilir, Bütün gizlilikler öne serilir, Dursunî utanır ipler gerilir, Denilen çıkıpta, değdiği zaman. 22/12/2006 Dursun Yeşil |
Zamane Erkeği
Uzaktan bakınca dilim tutuldu, Babasını silmiş, soğan erkeğim. Yanına varınca kaşı çatıldı, Aslını unutmuş, doğan erkeğim. Erkekmiş saçını başta top yapmış, Anasından şekli, hüneri kapmış, Birine özenip yolundan sapmış, İşte benim örnek, modern erkeğim. Fidan boylu, burun, kulak küpeli, Çok olmuş neslini geri tepeli, Garip şekillidir hali şüpheli, Yarının babası, çağdaş erkeğim. Özün bozukluğu gözden okunur, Böyle gençler görmek özden dokunur, Kalmamış utanmak, sözden sakınır, Hormon kullanılmış, sosyal erkeğim. Kimliği Müslüman, sakalı hippi, Bize benzemiyor, oğlanın tipi, Başına da takmış siyah renk kepi, Ne hallere gelmiş, faal erkeğim. Yüzünü seyrettim top sakal çene, Belki erkek olur gelecek sene, Dursunî hazımsız uygunsuz tene, Evrimleşmiş cinstir, entel erkeğim. 19/12/2006 |
| Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 03:06 AM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.