www.cakal.net Forumları YabadabaDuuuee

www.cakal.net Forumları YabadabaDuuuee (https://www.cakal.net/index.php)
-   Eskiler (Arşiv) (https://www.cakal.net/forumdisplay.php?f=188)
-   -   Arzu Altınçiçek (https://www.cakal.net/showthread.php?t=132798)

GooD aNd EvıL 08-02-2008 08:43 AM

Ben Toprağım
Ben toprağım beklerim yağmur bulutlarını
Güneş kurutur...
Çiçeklerim solar..
Çatlaklarımdan sızar acılarım
Bulutlar kaysın isterim üzerimden
Yağmur bulutlarım
Gökkuşağı takılsın ardına
Grileşen sabahlar renklensin
Uyansın çiçeklerim
Gelincik tarlasına düşsün damlaları
Düşsün gelinciklerim dudağına...

Ben toprağım beklerim yağmur bulutlarını
Gün gelirde bir çiçek açarsa üzerimde
Damlası düşsün bereketin
Kokusunu sersin çatlaklarıma
Serinlesin tabiat ana
Uyansın...
Sarsın insanoğlunun açtığı yaralarımı
Dur desin bu katliama

Ben toğrağım beklerim yağmur bulutlarını
Uzanmış hayale dalmış genç kız düşlerinde
Savrulurken saçlarıyla duağı
Fal tuttuğu papatyanın son yaprağıyla
Göz yaşı düşmekte göğsüme
Beklediğim yağmurlar yerine


Küçük bir saksıda umut ekersin içime
Nice can biriktiririm koynumda
Sonsuzluktan gelen canlar
Bana bırakır bedenini son yolculuğunda
Ben isyandayken hasretlere
Baranların susuzluğunda
Unuturum bana açları
Külleri uçuşan sevdamla
Kuruyan bir avuç toprağım bahçende


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL 08-02-2008 08:43 AM

Ben ve bana
Ben ve bana...

Ne zaman savunmasız kalsa aşk bende, başlar avuçlarıma çocukça ağlamaya.

Oyuncağı elinden alınan örgülü saçlı küçük kız bağırır:

-anneee! şu çocuğa bak oyuncağımı alıyor... Bir kaç tel saçı dökülmüştür bebeğinin, ya da serdiği küçük kilimin üzerine çamurlu ayakkabılarıyla basmıştır çocuk. O zamandır ayak izlerini taşır küçük sarı saçlı kız. Alışkındır kirlenmeye ve kirletilmesine.

Oysa, küçük bir kilim serer düşlerine. Üzerine duvarsız çatılar çıkar, kilitsiz kapılar, perdesiz pencereler. Bir kilim vardır elinde, bir de bebeği kucağında ama o koca bir eve sahiptir. İki kişi de olsa kalabalıktır yuvasında. İşten dönmeyeceği babası vardır kucağındaki mavi elbiseli bebeğinin. Akmayan sütünü içirir, beyaz hayallerinden sağdığı. Rengarenk çiçekler açar gönül bahçesinde, salıncağını kuramadığı gölge ağaçların yapraklarında dinler ve mırıldanır ninnileri.

Bebeğini uyutur, ellerinde büyütmek için. O büyüdükçe büyür yüreği, elleri, ayakları – anne olur – sarı saçlı kız çocuğu, yatırdığında ağladığı bebek hiç dillenmese de, konuşur da konuşur ona. Kızar, doyurur, gezdirir hayalleriyle kolkola.

Taaa ki akşam annesi seslenip eve çağırana kadar annedir o!

Günün tozu serpilmiş düşlerini toplar kaldırımdan. Bebeğinin son kez düzeltir saçlarını; - haydi bak annenanne çağırıyor, akşam olmuş. Geç saatte sokakta kalan çocukları kaçırıp dilenci yaparlarmış... deyip küçük adımlarıyla uzaklaşır büyük dünyasından.

Eve girer, kilimini uzatır annesine; benim çamaşır makinamın pili bitti, sen bunu yıkar mısın? ve odasına doğru ilerler, karanlık dolabını açar, oyuncak sepetini çıkarır ve koyar bebeğini. Kapanır dolap.

İçinde bir sepet dolusu bebek, bir sepet dolusu saf çocukluğu kalır karanlıkta.

Hala o bebeklerim saklıdır, annem de başımda. Kilimim hangi eskicide çocukluğumla ayak altı bilmem. Hala ayak izleri var sokağımın tozlu kaldırımında, duvarlarını örmeye başlıyorum çatı altına bir rüzgara bile yenik düşüyor taşları, penceresiz diye perdelerim savruluyor saçlarımla ve kapısı hala açık yüreğimin, kilidi yok. Çocuk yanım hiç gitmedi benden. Eteklerim uzayıp, topukları yükselse de ayakkabıların, hep çocukçadır adımlarım. Çantam ağırlaştıkça boşalmaz ki düşlerim! Onlar hep göz kapaklarımın karanlığında saklı. Her kırılganlıkta bağırsa da büyüyen yanım, çocukça zırlar -niye insanlar böyle? diye.

Susarım, cevabım yok!

Anne, büyümek için niye bu acele?
Çocuk kalmak istiyorum ben, hem biliyor musun, seviyorum dedikçe, sevilmeyi unuttum anne. Gözlerindeki yaşları silmek için sevdiklerimin ellerini uzat derdin ya!
Uzattım ama uzattıkça ben daha çok ağladım anne, ellerim daha çok kırıldı, canı yananlara üzüldükçe, daha da içim acıdı. Keşke insanlığı öğretmeseydin anne.
Oyuncaklarımla oynamayı öğrendim, insanlarla oynamak nasıl bir şey anne?

İşten yeni geldim,! ! ! Yüzümden temizlemeliyim renkli yorgunluğu...

ve odama sakın gelme, ben bebeklerimle konuşmak istiyorum, olur mu anne?

Çocukluğumla, çocuk yanımla kalmak istiyorum...
Sesimi duysan da – ahhh ahh bu kız her şeyi kafasına takmasa! deyip de kendini sakın üzme!

Her acıda daha çok büyüyor çocuk yüreğim, insanlık gözlerimde öldükçe daha çok anlarım oyuncakların kıymetini.

Hazır olduğumda büyümeye, odamdan çıkarım annem... bekle

Bırak, beyaz düşlerin sağanağına tutulsun gözlerim! ! ! olur mu?


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL 08-02-2008 08:44 AM

Soyunurken
Güneş düşer omzumdaki askıyla
Sıyrılır tozum, telaşım.

Bir fermuar çizgisinde
Açılır hayal tüneline demir yolları.

Ölüm kadar çıplak kalır beden
Gölgesine bile savunmasız.

Beyaz mendilde, çıkar kırmızı ruj
Bir su akımıdır yorgunluk.

Yüzümde onca iz bakışlardan
Sesim bile yabancı yankısında

Gözlerimde yanıp söner yeşil
Saçlarım gün karmaşası

İğne iğne işlenen
Sağ omzumdaki çiçek bitkin

Topuk seslerinde saklı
Kadınlığın -dayanılmaz ağırlığı-(1)

Şehir ayak altı koca gün
Ben, gezgin adımları

Önünde dilencileriyle
Vitrinler neyin aynası?

Bir su akımıdır yorgunluk…
Derindir ve uzundur gece

Yastıkta bekler düşler
Tavanda onca kabus

Düşer pencereden duvara
Bir çam ağacının dalı

Dikenlerinde tararım saçlarımı
İnce askılı gecelik yatak üstü



“Ölümler çıplak gelir” (2)

Bu gece de
Bekleyeceğim çırılçıplak ölümü

Şu fermuar bir açılsa
Ve döşense rayları sonsuzluğa…

Hayat kadar yorgun kadınlığım.


'var olmanın dayanılmaz hafifliği'nden esinlenme
Ölümler çıplak gelir / Bulutsuzluk özlemine ait şarkı.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL 08-02-2008 08:44 AM

Bence
Güneşin dünyaya sunumu sıcaklığını
Yeşilin kendini vermesi bahara
Dalganın kucaklaşması sahille
Bence 'Sevgidir'.

Güneşin batması acı veriyorsa
Bahar yalnız hissettiriyorsa kendimi
Sahilde ki izlerde hep anıyorsam ismini
Bence 'Aşktır'.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL 08-02-2008 08:44 AM

Söyle
Sarkıtlar vardı kirpiğimde
İki ateş arasında

Kadehten mi
Bu kırmızı kalemimde

Tenimde ayaz akşamdan mı
Yokluğundan mı

Kızıl kıyamet kopsa
Suskun yüreğinde

Kim duyar
Kim bilir
Kim anlar

Söyle....

Duymak istediklerimi söyle
Sesinde düşlediğim sözleri söyle

Sahte gülüşlerim batar canına
Her dokunuşu diken açar yüreğinde

Harfleri kırık sevdaların
Rengine buladım kağıdı

Bir kesik var elimde
Bıçak bıçak vurduğum *******den


Kanayan ne
Kanatan ne
Kanan kim

Söyle!
Durma söyle
İki kelimede
Ya ömür ver
Ya ölümü ver
Yüreğime

Her suskun bakışın
Kurşun yarası

Üşüdüğün kadar üşüyorum...


İki ateş arasında
Bu kırmızı kalemimde
Yokluğundan mı
Suskun yüreğinde
Kim anlar
Sesinde düşlediğim sözleri söyle
Her dokunuşu diken açar yüreğinde
Rengine buladım kağıdı
Bıçak bıçak vurduğum *******den
Kanan kim
Söyle!
Yüreğime
Kurşun yarası
sustuğun kadar ölüyorum


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL 08-02-2008 08:44 AM

Bence Aşk
Sanki hala anlatılmamış fırtınam
Fotoğraflarda kalan gizemli bir gülüş 'aşk'
Hüznü, mutluluğu barındıran şarkı
Dudaktan düşmeyen isim 'bahar bakışlı'

Sanki hala söylenmemiş sevdam
Küçük yüreğimde kopan büyük gürültü
Hiç duyulmamış çırpınan denizlerde
Papatyalar yetmemiş tutulan fallara

Sanki hiç boyanmamış aşk
Gözlerini görmemiş gökkuşağı
Gülüşünden bihaber güneş
Sıcağı hiç tatmamış/ ısıtmamış

Sanki hiç bulunmamış 'SEN'
Tüm kimsesiz kıyılarda ayak izi silinmiş
Nefesini saklamış dağlar
Orman yutmuş gözlerini
ve gece
Serpmiş yıldızlara bakışını
Kaydıkça tutulmaz olmuş 'aşk'
Ardından yazılır olmuş şiir
Kimse 'sen' gibi okunmamış.
............. sanki hala kelimeler yetmiyor..
****
Aşk; kor halinde içli içli yanarken, külleri sermektir gülüşe.... is kokusunda

Tüm cesaretinle 'seviyorum'diye haykırmak isterken, boğazında düğümdür

Aşk; Sabah umuttur derken, geceye sarılmaktır hayaliyle başbaşa kalmak için

Aşk; Çığlık çığlığa susmaktır... ben bu kadar tarif edebildim...


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL 08-02-2008 08:44 AM

Söyleyebilsem
Gitmeni istemiyor İstanbul
Sonu yaklaşmakta sonbaharın
Hazan sabahlara gebe uykusuz saatler
Üstüme üstüme geliyor aydınlık
Eritiyor ay tenini

Ben gizli karartılarlayım
Ellerin o kadar uzak ki
Boşlukta düşen kuş tüyü gibi tenin
Süzülen bir köpük hayalin
Sadece uzaktan seyrediyorum
Dokunmadan

Gitmeni istemiyor şehir
Kuşlar ötmüyor gece gözlüm
Tüm caddeler suskun
Marmara çalkalanmıyor

Burda kal diye hakırıyor gözlerim
Duymuyorsun
Sokulmuyorsun

Sadece uzaktasın
ve beni mecburiyetlerle başbaşa kılıyorsun

Bildiğim gerçekleri sıralıyorum
Bahaneler çekiyorum
Elimde ki boncuklara dizi dizi
Seviyorum..seviyorum

Aslında sevmek istemiyor gözlerim
Gidersen akıtacak yaşı kalmadığından
Aşk istemiyor yüreğim
Çırpınacak canı kalmadı bedende
İstemek yetmiyor
Dilemek yetmiyor ukte sevdaları
Fallarda görmek istedikçe
Daha da sertleşiyor gerçekler

Gitgide adın sardıkça sevdamı
Yalnız kalmaman için dualarında sarılayım diye
Ellerim büyüsün istiyorum
Kollarım uzasın
Yüreğim çoğalsın
Uzaklardayken
Bende yaşattığın sevdanı
Sıcak tutayım diye
Yangınını saklıyorum bedenimde

Avucuma çizdiğin hayali 'S'
Yakacak canımı biliyorum
ve hep orada olacak
Işıltılı, soğuk şehir sokaklarında yürürken
Avucumu kapatıp, elimi cebime koyacağım
ve baş harfin hep orada kalacak
Sıcak..

Olmuyor dağ bakışlım
Heybetinin ardındaki duyguların o kadar içli ki
Biliyorum
Hep eteklerinde dolaştım
Tüm gücünü verdin ardımsıra
Ben sadece sana yaslandım

Bilemedim ürkek bakışlarını
İncitmekten korktuğunu göremedim
Ben can diye sana ağlarken
Canını acıttığımı bilemedim

İşte şimdi görüyorum gerçekleri
Sen uzaktan sevmeyi öğrettin
Güvenmeyi, sabretmeyi
Özlemeyi öğrettin
Sevdanın en yalnız olduğu saatlerde
Üç-beş nöbetlerinde düşünülmenin
Güzelliğini doldurdun küskünlüğüme

itiraf sırası geldi belki de
seni seviyorum
belki en başta söylemem gerekirdi
belki hep susmam
ama biliyorum ki
dudaklarımdan sen dökülürken
İstanbul can çekişiyor gidişinden

İstanbul mu gitmeni istemiyor?
Yoksa ben mi?
İşte bunu bir diyebilsem UKTE SEVDAM.
Söyleyebilsem.
5/12


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL 08-02-2008 08:44 AM

Bende de var
Seni özlemek kora döndü avucumda
Yüreğinde biriken sarhoşluğun
Bende de var
Uzaktan yaşamayı öğrettin bana
Sevdayı bağrıma hapsetmeyi
Hasretle
Hayalinle sevişmeyi
Gözlerine şiirler yazmayı
Arzulamayı öğrettin bana
Çiğ damlası düşmüş gül kokusunda
Kirpiklerini görmeyi
Bayram şenliklerinde
Yalnızlığı öğrendim
Şuurum açık olsa da
Görmek istemediklerim karşısında
Gözlerimi yummayı öğrendim
Sensizliğe katlanmayı öğret bana
Sabahıma doğan gün sıcaklığını hissettrimeli
Akşam yatağıma girdiğimde
Yıldızlar örtmeli üstümü
Sessizlik kolların gibi kucaklamalı uykumu
Arzularımda erimeyi anlat bana
Teri düşmeli yastığa rüyamızın
Bir iç çekmede ki sevişmenin
Büyüsünü öğret bana
Uyandığımda öğreneceğim birşey kalmamalı
Gece gibi terketmelisin gün doğarken umutlarımı.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL 08-02-2008 08:44 AM

Sözüm vardı!





Sana bir şiir sözüm vardı
…kaldı!
Yanmadan aşkın haziran gülleri,
Külleri karıştı mevsim beyazına.
Avucumda sadece dikenler
Seni düşündükçe
Tek yumrukta batırırım canıma.
Veririm cezasını
Sorumsuz bedenimin.
Kanar şiirlerim.
Bir gölge uzanır
ve yayılır gece, saatler kısalır.
Tek yumrukta iner soğuk duruşun
Saçlarını toplarım düşlerimin aynada
…sensiz uyumaktan da korkarım.
Sesimde suskunluğun kadar,
dilsizleşir arzularım
Ve o kanayan güllerde
alev alev dudaklarım.
Susar…bırakırım düş bulutlarını
Yıldızların çiy tanesinde sularım
gözlerimin, çatlak toprak rengini
hapsederim kirpiklerime gölgeni
yoksa …
hiç benim olamazsın sen!
saklanır kalemimin arkasına
şapkasız gölgende gizli şiirlerin.
Sessizliğinde de olsa
“Nasıl sevdiğini”
Sadece ben bilirim
Şiirlerindeki dokunuşlarını,
Mühürlerim kör, sağır, dilsiz gönlüme.

GooD aNd EvıL 08-02-2008 08:44 AM

Söz
‘Ağlamam artık gidenlere
Ağlamam artık bitenlere
Ağlamam artık üzenlere’

yine de ve hala da ağlarım....

Bir temmuz sonuydu gelişin. Avuçlarım nasıl terlemişti yanındayım diye. Soluksuz gitmiştim onca kalabalığı yutan, şarap ve anasonun tütsülendiği Nevizade’ye. Dizlerim, ellerim, yüreğim, hatta dudaklarım nasıl da titremişti. Acımasızdın, bakmıyordun bile yüzüme. İnsanların arasına karıştıkça, gücümün tükendiğini hissetmiş olmalısın ki elimi tuttun. Sürükledim ayaklarımı, çeksen elini yığılıp kalacaktım arnavut taşlarında Balık pazarının. Nereye, kimlerin karşısına getiriyordun beni! Neden di suskunluğun! Ne senaryolar geçti gözlerimden. Soğuk terler attıkça nasıl da al basıyordu göğsümü.

Beyaz örtülü bir masaya oturduk. – bak, iki kişilik, başka kimse yok – dedin. Bir soluk çıktı ki göğsümden tarifsiz. Ne yemek gördü gözüm, ne başka bir şey. Oysa –gözlerime bakıp nasıl da ekmeği bandırıyordun güveç tabağına- demiştin gölbaşında. Şimdi bile gülümsüyorum. Işığımı takip et çalıyordu...karanlıklarda bırakacağını bilmedim. Yemeğimiz geldi, içkilerimiz ve öyle bir andı ki sanki sadece biz vardık.. Onca kalabalığın gürültüsü nereye gitmişti bilmiyorum. Taa ki yan masada arkadaşlarını görene kadar... Nasıl da dalga geçtiler bizle, -saatlerdir sizi seyrettik, görmediniz... dediler. Utanmıştım ama bir o kadar da sende kaybolmanın güzelliğiydi yansıyan utangaç gülüşümde.

Elele yudumladığımız kadeh sarhoş etmişti binlerce korkuyu, Beyoğlu’nun maskeli caddesi ardında.

Ardında, bir şehirdi yutan bizi. Kaybolduk ki, için(m) de yeni varoluş.

Sessizliği bozarken içten içe kopan çığlıklarda bastırıldık.

Bastırıldık, nedensiz öfkelerle. Kimseye düşmezdi ne sen, ne de ben. Biz seçmiştik birbirimizi.
Ne kadar kanlı bastırılışlar olsa da yaşatılanlar, bilirdin içimdekini. Senin olmadığın yerde, her –senden- bahsedilişte akan yaşlarımı, üşüyen ellerimi bilirdin. Egede küçük bir kasabada, yaşlılarla oturduğumuz çay bahçesinde nasıl da yaşlanırdı gözlerim. Ellerin değerdi yanağıma, ve saçlarıma öpüşün düşerdi –KORKMA-
derdin. O şehir yok etmeyecek bizi.

İstanbul dan nefret edişim bu yüzden canısı...yalancı çıkardı seni, belki de ilk yalanındı bu!

Bildik, bilmedik her şey konuşuldu. Dar ağacı kuruldu gözlerinin önünde. Boynuma geçirildi gözlerinin karasından daha koyu bir ip. Bir duvarın arkasına geçtin ve bekledin öldürülüşünü bu sevdanın. Oysa
Temmuz gecesiydi içimde yeni bir tohum oldu(n) . Yaşamdı(n) , hayattı(n) ,dünyamdın.

Sensizken de büyüttüğüm sevdam çiçek açtı..

Dokuz sekizlik bir küfüre savurdum bize ait şarkıları yıldızlara ve dokuz ay, sekiz günlük bir doğumu kutladım senden habersiz ve senden habersiz kutlayacağım kendimi de. Bir şarkı var ya hani ‘doğum günüm bana geldin gündür ‘ Keşke doğumum olsan gelip de. Yine, yeniden çocuk olsam ellerinde...

Ve büyüttüğüm sensiz sevda tomurcuğu... İkimiz de nisan çocuğuyuz, neden Eylül doğdu düşlerimizde. Karanlıkta da bıraksan bir damlayken sevda, koca bir dolunay birikti sen düşen tenimde-senden sonra kimsenin düşmediği.

Bakma sahte mutluluk oyunlarıma... hepsi yalan... Yanağındaki ben düşerse ve susarsa şiirler yüreğinde o zaman bil ki vazgeçmiş olurum senden... Sıcağını serdiğin tenim, gölbaşında huzuru verdiğin ellerim hala üşüyor...

Oysa, sabaha sesinde doğardı güneş uykudan uyanışlarında, ay da sendin... şimdi karanlıklardayım.

Gittiğin gibi gel usulca... soru yok, sorgu yok...söz!

not: sensiz de kutlasam...senin için bir yıldız söndürdüm penceremde...


Arzu Altınçiçek


Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 08:39 AM

Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11   Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.