![]() |
Ben Toprağım
Ben toprağım beklerim yağmur bulutlarını Güneş kurutur... Çiçeklerim solar.. Çatlaklarımdan sızar acılarım Bulutlar kaysın isterim üzerimden Yağmur bulutlarım Gökkuşağı takılsın ardına Grileşen sabahlar renklensin Uyansın çiçeklerim Gelincik tarlasına düşsün damlaları Düşsün gelinciklerim dudağına... Ben toprağım beklerim yağmur bulutlarını Gün gelirde bir çiçek açarsa üzerimde Damlası düşsün bereketin Kokusunu sersin çatlaklarıma Serinlesin tabiat ana Uyansın... Sarsın insanoğlunun açtığı yaralarımı Dur desin bu katliama Ben toğrağım beklerim yağmur bulutlarını Uzanmış hayale dalmış genç kız düşlerinde Savrulurken saçlarıyla duağı Fal tuttuğu papatyanın son yaprağıyla Göz yaşı düşmekte göğsüme Beklediğim yağmurlar yerine Küçük bir saksıda umut ekersin içime Nice can biriktiririm koynumda Sonsuzluktan gelen canlar Bana bırakır bedenini son yolculuğunda Ben isyandayken hasretlere Baranların susuzluğunda Unuturum bana açları Külleri uçuşan sevdamla Kuruyan bir avuç toprağım bahçende Arzu Altınçiçek |
Ben ve bana
Ben ve bana... Ne zaman savunmasız kalsa aşk bende, başlar avuçlarıma çocukça ağlamaya. Oyuncağı elinden alınan örgülü saçlı küçük kız bağırır: -anneee! şu çocuğa bak oyuncağımı alıyor... Bir kaç tel saçı dökülmüştür bebeğinin, ya da serdiği küçük kilimin üzerine çamurlu ayakkabılarıyla basmıştır çocuk. O zamandır ayak izlerini taşır küçük sarı saçlı kız. Alışkındır kirlenmeye ve kirletilmesine. Oysa, küçük bir kilim serer düşlerine. Üzerine duvarsız çatılar çıkar, kilitsiz kapılar, perdesiz pencereler. Bir kilim vardır elinde, bir de bebeği kucağında ama o koca bir eve sahiptir. İki kişi de olsa kalabalıktır yuvasında. İşten dönmeyeceği babası vardır kucağındaki mavi elbiseli bebeğinin. Akmayan sütünü içirir, beyaz hayallerinden sağdığı. Rengarenk çiçekler açar gönül bahçesinde, salıncağını kuramadığı gölge ağaçların yapraklarında dinler ve mırıldanır ninnileri. Bebeğini uyutur, ellerinde büyütmek için. O büyüdükçe büyür yüreği, elleri, ayakları – anne olur – sarı saçlı kız çocuğu, yatırdığında ağladığı bebek hiç dillenmese de, konuşur da konuşur ona. Kızar, doyurur, gezdirir hayalleriyle kolkola. Taaa ki akşam annesi seslenip eve çağırana kadar annedir o! Günün tozu serpilmiş düşlerini toplar kaldırımdan. Bebeğinin son kez düzeltir saçlarını; - haydi bak annenanne çağırıyor, akşam olmuş. Geç saatte sokakta kalan çocukları kaçırıp dilenci yaparlarmış... deyip küçük adımlarıyla uzaklaşır büyük dünyasından. Eve girer, kilimini uzatır annesine; benim çamaşır makinamın pili bitti, sen bunu yıkar mısın? ve odasına doğru ilerler, karanlık dolabını açar, oyuncak sepetini çıkarır ve koyar bebeğini. Kapanır dolap. İçinde bir sepet dolusu bebek, bir sepet dolusu saf çocukluğu kalır karanlıkta. Hala o bebeklerim saklıdır, annem de başımda. Kilimim hangi eskicide çocukluğumla ayak altı bilmem. Hala ayak izleri var sokağımın tozlu kaldırımında, duvarlarını örmeye başlıyorum çatı altına bir rüzgara bile yenik düşüyor taşları, penceresiz diye perdelerim savruluyor saçlarımla ve kapısı hala açık yüreğimin, kilidi yok. Çocuk yanım hiç gitmedi benden. Eteklerim uzayıp, topukları yükselse de ayakkabıların, hep çocukçadır adımlarım. Çantam ağırlaştıkça boşalmaz ki düşlerim! Onlar hep göz kapaklarımın karanlığında saklı. Her kırılganlıkta bağırsa da büyüyen yanım, çocukça zırlar -niye insanlar böyle? diye. Susarım, cevabım yok! Anne, büyümek için niye bu acele? Çocuk kalmak istiyorum ben, hem biliyor musun, seviyorum dedikçe, sevilmeyi unuttum anne. Gözlerindeki yaşları silmek için sevdiklerimin ellerini uzat derdin ya! Uzattım ama uzattıkça ben daha çok ağladım anne, ellerim daha çok kırıldı, canı yananlara üzüldükçe, daha da içim acıdı. Keşke insanlığı öğretmeseydin anne. Oyuncaklarımla oynamayı öğrendim, insanlarla oynamak nasıl bir şey anne? İşten yeni geldim,! ! ! Yüzümden temizlemeliyim renkli yorgunluğu... ve odama sakın gelme, ben bebeklerimle konuşmak istiyorum, olur mu anne? Çocukluğumla, çocuk yanımla kalmak istiyorum... Sesimi duysan da – ahhh ahh bu kız her şeyi kafasına takmasa! deyip de kendini sakın üzme! Her acıda daha çok büyüyor çocuk yüreğim, insanlık gözlerimde öldükçe daha çok anlarım oyuncakların kıymetini. Hazır olduğumda büyümeye, odamdan çıkarım annem... bekle Bırak, beyaz düşlerin sağanağına tutulsun gözlerim! ! ! olur mu? Arzu Altınçiçek |
Soyunurken
Güneş düşer omzumdaki askıyla Sıyrılır tozum, telaşım. Bir fermuar çizgisinde Açılır hayal tüneline demir yolları. Ölüm kadar çıplak kalır beden Gölgesine bile savunmasız. Beyaz mendilde, çıkar kırmızı ruj Bir su akımıdır yorgunluk. Yüzümde onca iz bakışlardan Sesim bile yabancı yankısında Gözlerimde yanıp söner yeşil Saçlarım gün karmaşası İğne iğne işlenen Sağ omzumdaki çiçek bitkin Topuk seslerinde saklı Kadınlığın -dayanılmaz ağırlığı-(1) Şehir ayak altı koca gün Ben, gezgin adımları Önünde dilencileriyle Vitrinler neyin aynası? Bir su akımıdır yorgunluk… Derindir ve uzundur gece Yastıkta bekler düşler Tavanda onca kabus Düşer pencereden duvara Bir çam ağacının dalı Dikenlerinde tararım saçlarımı İnce askılı gecelik yatak üstü “Ölümler çıplak gelir” (2) Bu gece de Bekleyeceğim çırılçıplak ölümü Şu fermuar bir açılsa Ve döşense rayları sonsuzluğa… Hayat kadar yorgun kadınlığım. 'var olmanın dayanılmaz hafifliği'nden esinlenme Ölümler çıplak gelir / Bulutsuzluk özlemine ait şarkı. Arzu Altınçiçek |
Bence
Güneşin dünyaya sunumu sıcaklığını Yeşilin kendini vermesi bahara Dalganın kucaklaşması sahille Bence 'Sevgidir'. Güneşin batması acı veriyorsa Bahar yalnız hissettiriyorsa kendimi Sahilde ki izlerde hep anıyorsam ismini Bence 'Aşktır'. Arzu Altınçiçek |
Söyle
Sarkıtlar vardı kirpiğimde İki ateş arasında Kadehten mi Bu kırmızı kalemimde Tenimde ayaz akşamdan mı Yokluğundan mı Kızıl kıyamet kopsa Suskun yüreğinde Kim duyar Kim bilir Kim anlar Söyle.... Duymak istediklerimi söyle Sesinde düşlediğim sözleri söyle Sahte gülüşlerim batar canına Her dokunuşu diken açar yüreğinde Harfleri kırık sevdaların Rengine buladım kağıdı Bir kesik var elimde Bıçak bıçak vurduğum *******den Kanayan ne Kanatan ne Kanan kim Söyle! Durma söyle İki kelimede Ya ömür ver Ya ölümü ver Yüreğime Her suskun bakışın Kurşun yarası Üşüdüğün kadar üşüyorum... İki ateş arasında Bu kırmızı kalemimde Yokluğundan mı Suskun yüreğinde Kim anlar Sesinde düşlediğim sözleri söyle Her dokunuşu diken açar yüreğinde Rengine buladım kağıdı Bıçak bıçak vurduğum *******den Kanan kim Söyle! Yüreğime Kurşun yarası sustuğun kadar ölüyorum Arzu Altınçiçek |
Bence Aşk
Sanki hala anlatılmamış fırtınam Fotoğraflarda kalan gizemli bir gülüş 'aşk' Hüznü, mutluluğu barındıran şarkı Dudaktan düşmeyen isim 'bahar bakışlı' Sanki hala söylenmemiş sevdam Küçük yüreğimde kopan büyük gürültü Hiç duyulmamış çırpınan denizlerde Papatyalar yetmemiş tutulan fallara Sanki hiç boyanmamış aşk Gözlerini görmemiş gökkuşağı Gülüşünden bihaber güneş Sıcağı hiç tatmamış/ ısıtmamış Sanki hiç bulunmamış 'SEN' Tüm kimsesiz kıyılarda ayak izi silinmiş Nefesini saklamış dağlar Orman yutmuş gözlerini ve gece Serpmiş yıldızlara bakışını Kaydıkça tutulmaz olmuş 'aşk' Ardından yazılır olmuş şiir Kimse 'sen' gibi okunmamış. ............. sanki hala kelimeler yetmiyor.. **** Aşk; kor halinde içli içli yanarken, külleri sermektir gülüşe.... is kokusunda Tüm cesaretinle 'seviyorum'diye haykırmak isterken, boğazında düğümdür Aşk; Sabah umuttur derken, geceye sarılmaktır hayaliyle başbaşa kalmak için Aşk; Çığlık çığlığa susmaktır... ben bu kadar tarif edebildim... Arzu Altınçiçek |
Söyleyebilsem
Gitmeni istemiyor İstanbul Sonu yaklaşmakta sonbaharın Hazan sabahlara gebe uykusuz saatler Üstüme üstüme geliyor aydınlık Eritiyor ay tenini Ben gizli karartılarlayım Ellerin o kadar uzak ki Boşlukta düşen kuş tüyü gibi tenin Süzülen bir köpük hayalin Sadece uzaktan seyrediyorum Dokunmadan Gitmeni istemiyor şehir Kuşlar ötmüyor gece gözlüm Tüm caddeler suskun Marmara çalkalanmıyor Burda kal diye hakırıyor gözlerim Duymuyorsun Sokulmuyorsun Sadece uzaktasın ve beni mecburiyetlerle başbaşa kılıyorsun Bildiğim gerçekleri sıralıyorum Bahaneler çekiyorum Elimde ki boncuklara dizi dizi Seviyorum..seviyorum Aslında sevmek istemiyor gözlerim Gidersen akıtacak yaşı kalmadığından Aşk istemiyor yüreğim Çırpınacak canı kalmadı bedende İstemek yetmiyor Dilemek yetmiyor ukte sevdaları Fallarda görmek istedikçe Daha da sertleşiyor gerçekler Gitgide adın sardıkça sevdamı Yalnız kalmaman için dualarında sarılayım diye Ellerim büyüsün istiyorum Kollarım uzasın Yüreğim çoğalsın Uzaklardayken Bende yaşattığın sevdanı Sıcak tutayım diye Yangınını saklıyorum bedenimde Avucuma çizdiğin hayali 'S' Yakacak canımı biliyorum ve hep orada olacak Işıltılı, soğuk şehir sokaklarında yürürken Avucumu kapatıp, elimi cebime koyacağım ve baş harfin hep orada kalacak Sıcak.. Olmuyor dağ bakışlım Heybetinin ardındaki duyguların o kadar içli ki Biliyorum Hep eteklerinde dolaştım Tüm gücünü verdin ardımsıra Ben sadece sana yaslandım Bilemedim ürkek bakışlarını İncitmekten korktuğunu göremedim Ben can diye sana ağlarken Canını acıttığımı bilemedim İşte şimdi görüyorum gerçekleri Sen uzaktan sevmeyi öğrettin Güvenmeyi, sabretmeyi Özlemeyi öğrettin Sevdanın en yalnız olduğu saatlerde Üç-beş nöbetlerinde düşünülmenin Güzelliğini doldurdun küskünlüğüme itiraf sırası geldi belki de seni seviyorum belki en başta söylemem gerekirdi belki hep susmam ama biliyorum ki dudaklarımdan sen dökülürken İstanbul can çekişiyor gidişinden İstanbul mu gitmeni istemiyor? Yoksa ben mi? İşte bunu bir diyebilsem UKTE SEVDAM. Söyleyebilsem. 5/12 Arzu Altınçiçek |
Bende de var
Seni özlemek kora döndü avucumda Yüreğinde biriken sarhoşluğun Bende de var Uzaktan yaşamayı öğrettin bana Sevdayı bağrıma hapsetmeyi Hasretle Hayalinle sevişmeyi Gözlerine şiirler yazmayı Arzulamayı öğrettin bana Çiğ damlası düşmüş gül kokusunda Kirpiklerini görmeyi Bayram şenliklerinde Yalnızlığı öğrendim Şuurum açık olsa da Görmek istemediklerim karşısında Gözlerimi yummayı öğrendim Sensizliğe katlanmayı öğret bana Sabahıma doğan gün sıcaklığını hissettrimeli Akşam yatağıma girdiğimde Yıldızlar örtmeli üstümü Sessizlik kolların gibi kucaklamalı uykumu Arzularımda erimeyi anlat bana Teri düşmeli yastığa rüyamızın Bir iç çekmede ki sevişmenin Büyüsünü öğret bana Uyandığımda öğreneceğim birşey kalmamalı Gece gibi terketmelisin gün doğarken umutlarımı. Arzu Altınçiçek |
Sözüm vardı!
Sana bir şiir sözüm vardı …kaldı! Yanmadan aşkın haziran gülleri, Külleri karıştı mevsim beyazına. Avucumda sadece dikenler Seni düşündükçe Tek yumrukta batırırım canıma. Veririm cezasını Sorumsuz bedenimin. Kanar şiirlerim. Bir gölge uzanır ve yayılır gece, saatler kısalır. Tek yumrukta iner soğuk duruşun Saçlarını toplarım düşlerimin aynada …sensiz uyumaktan da korkarım. Sesimde suskunluğun kadar, dilsizleşir arzularım Ve o kanayan güllerde alev alev dudaklarım. Susar…bırakırım düş bulutlarını Yıldızların çiy tanesinde sularım gözlerimin, çatlak toprak rengini hapsederim kirpiklerime gölgeni yoksa … hiç benim olamazsın sen! saklanır kalemimin arkasına şapkasız gölgende gizli şiirlerin. Sessizliğinde de olsa “Nasıl sevdiğini” Sadece ben bilirim Şiirlerindeki dokunuşlarını, Mühürlerim kör, sağır, dilsiz gönlüme. |
Söz
‘Ağlamam artık gidenlere Ağlamam artık bitenlere Ağlamam artık üzenlere’ yine de ve hala da ağlarım.... Bir temmuz sonuydu gelişin. Avuçlarım nasıl terlemişti yanındayım diye. Soluksuz gitmiştim onca kalabalığı yutan, şarap ve anasonun tütsülendiği Nevizade’ye. Dizlerim, ellerim, yüreğim, hatta dudaklarım nasıl da titremişti. Acımasızdın, bakmıyordun bile yüzüme. İnsanların arasına karıştıkça, gücümün tükendiğini hissetmiş olmalısın ki elimi tuttun. Sürükledim ayaklarımı, çeksen elini yığılıp kalacaktım arnavut taşlarında Balık pazarının. Nereye, kimlerin karşısına getiriyordun beni! Neden di suskunluğun! Ne senaryolar geçti gözlerimden. Soğuk terler attıkça nasıl da al basıyordu göğsümü. Beyaz örtülü bir masaya oturduk. – bak, iki kişilik, başka kimse yok – dedin. Bir soluk çıktı ki göğsümden tarifsiz. Ne yemek gördü gözüm, ne başka bir şey. Oysa –gözlerime bakıp nasıl da ekmeği bandırıyordun güveç tabağına- demiştin gölbaşında. Şimdi bile gülümsüyorum. Işığımı takip et çalıyordu...karanlıklarda bırakacağını bilmedim. Yemeğimiz geldi, içkilerimiz ve öyle bir andı ki sanki sadece biz vardık.. Onca kalabalığın gürültüsü nereye gitmişti bilmiyorum. Taa ki yan masada arkadaşlarını görene kadar... Nasıl da dalga geçtiler bizle, -saatlerdir sizi seyrettik, görmediniz... dediler. Utanmıştım ama bir o kadar da sende kaybolmanın güzelliğiydi yansıyan utangaç gülüşümde. Elele yudumladığımız kadeh sarhoş etmişti binlerce korkuyu, Beyoğlu’nun maskeli caddesi ardında. Ardında, bir şehirdi yutan bizi. Kaybolduk ki, için(m) de yeni varoluş. Sessizliği bozarken içten içe kopan çığlıklarda bastırıldık. Bastırıldık, nedensiz öfkelerle. Kimseye düşmezdi ne sen, ne de ben. Biz seçmiştik birbirimizi. Ne kadar kanlı bastırılışlar olsa da yaşatılanlar, bilirdin içimdekini. Senin olmadığın yerde, her –senden- bahsedilişte akan yaşlarımı, üşüyen ellerimi bilirdin. Egede küçük bir kasabada, yaşlılarla oturduğumuz çay bahçesinde nasıl da yaşlanırdı gözlerim. Ellerin değerdi yanağıma, ve saçlarıma öpüşün düşerdi –KORKMA- derdin. O şehir yok etmeyecek bizi. İstanbul dan nefret edişim bu yüzden canısı...yalancı çıkardı seni, belki de ilk yalanındı bu! Bildik, bilmedik her şey konuşuldu. Dar ağacı kuruldu gözlerinin önünde. Boynuma geçirildi gözlerinin karasından daha koyu bir ip. Bir duvarın arkasına geçtin ve bekledin öldürülüşünü bu sevdanın. Oysa Temmuz gecesiydi içimde yeni bir tohum oldu(n) . Yaşamdı(n) , hayattı(n) ,dünyamdın. Sensizken de büyüttüğüm sevdam çiçek açtı.. Dokuz sekizlik bir küfüre savurdum bize ait şarkıları yıldızlara ve dokuz ay, sekiz günlük bir doğumu kutladım senden habersiz ve senden habersiz kutlayacağım kendimi de. Bir şarkı var ya hani ‘doğum günüm bana geldin gündür ‘ Keşke doğumum olsan gelip de. Yine, yeniden çocuk olsam ellerinde... Ve büyüttüğüm sensiz sevda tomurcuğu... İkimiz de nisan çocuğuyuz, neden Eylül doğdu düşlerimizde. Karanlıkta da bıraksan bir damlayken sevda, koca bir dolunay birikti sen düşen tenimde-senden sonra kimsenin düşmediği. Bakma sahte mutluluk oyunlarıma... hepsi yalan... Yanağındaki ben düşerse ve susarsa şiirler yüreğinde o zaman bil ki vazgeçmiş olurum senden... Sıcağını serdiğin tenim, gölbaşında huzuru verdiğin ellerim hala üşüyor... Oysa, sabaha sesinde doğardı güneş uykudan uyanışlarında, ay da sendin... şimdi karanlıklardayım. Gittiğin gibi gel usulca... soru yok, sorgu yok...söz! not: sensiz de kutlasam...senin için bir yıldız söndürdüm penceremde... Arzu Altınçiçek |
| Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 08:39 AM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.