![]() |
Büyüdüm İstanbul Kadar
Bir sabah Çok erken gideceğim İstanbul en derin uykusundayken Duymayacaksınız ayak seslerimi hiçbiriniz. “Gitme” diye seslenecek ardımdan annem “Daha çok küçüksün” “Büyüdüm Deniz kadar” diyeceğim Artık demir almalı Kızıl gövdeli teknemle güneşin doğduğu yere Bir sabah çok erken çıkacağım yola Kuşların bile haberi olmayacak. “Gitme” diyecek ardımdan babam 'Daha çok küçüksün' 'Büyüdüm Erdal kadar” diyeceğim... Ne yarım asır yaşamak gerekli Ne de yazılmış ve yazılacak olan Bütün kitapları okumak Çözmek için yaşamın anlamını... Bir sabah Çok erken gideceğim Haydarpaşa’da bir tren düdüğü uğurlayacak beni Marmara, binlerce yılın sancısını taşıyan yaslı gözleriyle Bakacak kızıl gövdeli tekneme Ağır ağır yol alırken Güneşin doğduğu yere... “Gitme” diye seslenecek ardımdan biri “Büyüdüm İstanbul kadar” diyeceğim ona... 2005 Melih Coşkun |
Büyük Bir Savaşın Ortasından Geçiyoruz
Büyük bir savaşın ortasından geçiyoruz beraber Kendimiz bile farkında olmadan Kimimiz aşk diyor adına Kimimiz ekmek Hiçbir yara sağalmıyor ama Hiçbir ağıt dinmiyor Büyük bir kavganın içinden geçiyoruz beraber Kimimiz kızıyor bütün bu yapılanlara Ama bıçak açmıyor ağzını Kimimiz konuşuyor Ama susmaya mahkum ediliyor ömür boyu Hepimiz bu kocaman savaşın içinden geçiyoruz Daim olsun istiyoruz umudumuz Daim olsun istiyoruz Bizi her şeye rağmen ayakta tutan yaşama sevinci Ama gel gör ki dostum Tutunamayacak kadar uzak duruyoruz birbirimize Tutulmayı öğrendiği zaman ellerimiz Öğrenecek belki ayazda üşümemeyi de... Akılda kalan, kazanılan zaferler değildir Beraber dövüştüm diyebilmektir Kaybetsek de... Melih Coşkun |
Büyük Şiirler Ceviz Masalarda Yazılmadı
-Ellerin kardeştir nemli ayazıyla şehr-i İstanbul’un. Ayakkabıların ezbere bilir şehrin öbür ucundaki Evinin yolunu Ha bir de her damlasında kaderine sövdüğün Sonbahar yağmurunu Yani güzel abim, Şairliğin beş para etmiyor bu günlerde -Olsun be kardeşim Varsın olsun Son akşamımızda Cebimizde sadece şiir taşıyacak kadar zengin ya yüreğimiz... Boşuna mı sanıyorsun “kıydık menekşe parasına” -Güzel kardeşim Şunu yaz beyninin bir kenarına; Büyük şiirler Ceviz masalarda yazılmadı Yapış yapış sesleriyle bölünmedi İpek eldivenleri uşakların Doğum günlerinde hediye edilen Pahalı dolmakalemleri olmadı şairlerinin Kürk mantoları -Şu kağıt kalemi tutuşturmasalardı elime Bir halt olurdum ben de adım gibi biliyorum. Ah be kardeşim Ben istemez miydim sanıyorsun Başımı yastığa koyar koymaz uyuyabilmeyi. İki tek atıp akşamları Unutmayı bütün gamı, kasaveti... Ama ne var ki şu hayat Sonbahar yerimden yakalamış bir kere. Güneş saklanmış günlerce Ben yine de gülümsemişim O da gülümser diye bir gün bana. Doğduğu gün ölür derler ya insan Belki benim de ölümüm bir ekim sabahı olacak Yüksek yerlerine kar yağacak şehrin Çocukların yüzünde gelecek bayramın sevinçli telaşı Ana babalarının yüzünde yine geçim tasası Kışlık parası Odun parası Ev kirası... Diyeceksiniz ki ardımdan, -İyi bilirdik Bilmezdiniz be çocuk En iyi bu şehrin duvarları bilirdi beni Ömrümün en çetin yazılarını yazdığım Bilmezdiniz be kardeşim Nereden bileceksiniz Sevilmeden seven bir adamın Ruhu ne amansız fırtınalara gebedir Ve neler geçer aklından üçüncü kadehten sonra. Bilmezdiniz be azizim Beni, kendim kadar... 2005 Melih Coşkun |
Büyümek
Büyümek ne zor şeymiş Her duyguyu iki kez yaşamakmış büyümek Öfkeyi iki kez Sevinci iki kez Sevgiyi iki kez yaşamakmış büyümek. Fark etmek olanı biteni dünyada Atmak kendini kirletilmiş sokaklarına şehrinin Yürümek, yürümek, yürümekmiş... Kurtlar sofrasına düşmekmiş büyümek. Büyümek; Kirletilmesi en temiz çocuksu duygularının Ve anlamakmış kısaldığını sevgiye ayrılan zamanının Ve büyümek; kanına dokunması artık yapılan kalleşliklerin Bir insanın gözlerinin içine bakarak ağlayabilmek Gülebilmekmiş insanlar gülebildiklerinde. Ve fark etmek yüzüne her gülenin dostun olmadığını Büyümek; Boşver gitsin diyememekmiş olan bitene. Büyümek; Kaybetmek teker teker değer verdiğin ne varsa Daha iyi anlayabilmek ölümün kalleşliğini Şaşırmak ne kadar çabuk geçtiğine yılların Ve pişman olmakmış büyümek Boşa geçirilmiş günler için... (Büyüdük bugün Ancak hala yaşıyoruz Boşa geçirdiğimiz günlerde olsa Daha yol var gidilecek Zaman var hala sevdalanmak için) 18 Eylül 2002 21: 45 Melih Coşkun |
Büyüyoruz Çocuklar
Çocuklar büyüyoruz Gittikçe kısalıyor gözümüzde Çılgınca koştuğumuz sokaklar Şimdi öyle yorgun Şimdi öyle çaresiz Nereye varacağını bilemeden yürüdüğümüz Çocuklar büyüyoruz Annemizin en sevdiği şarkıyı mırıldanırken Sebepsiz yere doluyor gözlerimiz Daha iyi canlandırıyoruz beynimizde Nasıl bir şey olduğunu ayrılığın Daha önce hiç gitmediğimiz şehirler tanıyoruz Ve hasret çekiyoruz sevdiklerimize Büyüyoruz çocuklar büyüyoruz Acı çekmeye başladığımızda anlıyoruz bunu Öğreniyoruz çaresizliğin yükünü tek başımıza taşımayı Her yıl birkaç yüz daha eksiliyor eski fotoğraflardan İsimlerini unutmaya başlıyoruz çocukluk sevdalarımızın Artık daha iyi anlıyoruz Neden boynu bükük gezdiğini insanlığımızın Ve ne kadar kıymetli olduğunu her bir anımızın… 2004 |
Can Suyu
Ey düşenler; Ağzımdan çıkan her söz Sazımdan çıkan her nota Yaktığım her ağıt, Göğsümüzden süzülüp Toprağınızı sulayan Birer damla yaş olsun... |
Cehennem Olsan da
Cehennem olsan da Bulur yine boğarım sıcaklığını Kısılsa da sesim Yine de söylerim ben bu türküyü Onurunu satılığa çıkaranın Adını anmaz dudaklarım Ateş olsa gözlerin Ancak kendi kendini yakar Çarpışırım korkularımla göğüs göğüse Dağlar kardeş olur yalnızlığıma Kavrulur tenimde beyazlık Çatlak dudaklarımda Bir çift söz olur hürriyete dair Ekmek olur açlıktan kıvranan midemde Aşk olur sevgisizliğin korkunç bağrında Ateş olsan da alnımda alevlenen Bulur yine boğarım sıcaklığını İnsanlığını inkar edenin adını anmaz dudaklarım... Melih Coşkun |
Ceplerime İstanbul Doldurdum
Ceplerime bir avuç İstanbul doldurdum Yeniden doğdum ve ben Yeniden kurulmuş bir İstanbul oldum Korkunun ve cesaretin kalesidir bu şehir Ne kadar cesursa dost Bir o kadar korkaktır düşman Yalnız kaldıkça cesur Kalabalıklaştıkça korkak Anladım şiirsiz bir ömrün boşluğunu Kar altında kağıtsız kalemsiz Şiirler kazıdım kafatasıma Denizi yazdım Martıların hatırı kaldı içimde Boğazı yazdım Çamurlu sokakların sevdası kaldı yüreğimde Şehrin bütün vapurlarından selam getirdim size Ceplerime bir avuç İstanbul doldurdum Genzinize kokusu kaçarda Belki sizde aşık olursunuz diye bu şehre Ceplerime İstanbul kokulu şiirler doldurdum Yeniden doğdum ve ben Cesaretle yeniden kurulmuş bir İstanbul oldum... 18 Şubat 2003 00: 16 Melih Coşkun |
Cesaret Dediğin...
Ardında kaybedecek Hiçbir şeyi olmayanın cüretidir Cesaret dediğin Yüreği göğsünün kafesine sığmayan bir adamın Kendi gölgesinden korkması gibi karanlık sokaklarda Uzun uzun düşündüm Ayın ondördü beyazlığını salarken tedirginliğime Her şeyini kaybetmişsen eğer Neyin kalır geriye kazanmaktan başka... Senin için ağlayan kimse kalmayacaksa ardında Neden çılgınca korkar insan ölmekten Oysa kahramanlık Vazgeçebilmek demekti sahip olduğun her şeyden Ardında onca bekleyenin varken Boğazına takılan o koskoca yumruğu yutup Ardına bakmadan yürüyebilmekti Bir düşün peşinden... 2006 |
Cesedin Genç Olursa Eğer
Cesedin genç olursa eğer Fazla yaşadım diyebilmelisin yine de herkesten Her sabah Gün ışığı vururken odanın penceresine Aynanın karşısına dikilip Bugün de sevebilirim diyebilmelisin kendine Ve her adımında yeni umutlar sarıp yorgun ayaklarına İnadına düşebilmelisin yollara Sevgisiz bir ömrün bitkinliğini sırtlarında taşırken insanlar Sonun başlangıcını yaşadıkları bezgin *******de Tütün olup basılabilmelisin yaralarına Delikanlım, Cesedin genç olursa eğer Ve toprağa kavgasını katmışsa asi bedenin Hepinizden fazla yaşadım diyebilmelisin son anında... 2003 Melih Coşkun |
| Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 06:55 PM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.