![]() |
Bana Onu Bağla
Bana onu bağla kızım, o kim be tekrar hiddetle; ''-Bana onu bağla'' -Kimi? Dedim. ''-Hala soruyor. Dedim ya.'' ''Bana onu bağla.'' Eyvah! ! ! ! ! Bu adam gitti mi? Yoksa ben mi gittim dedim. Ve tekrar azarı yedim. ''-Bana onu bağla kızım hadi.'' -O kim be? İsmi yok mu? Demek geldi içimden, diyemedim. İki dakika geçti, ''-Bana onu bağla.'' Diye tekrar söyledi. Haydi eyvallah. -Bu iş buraya kadarmış. Dedim ve kapıyı çektim, gittim. Artık bilmiyorum... Onu; Ona kim bağladı? |
Banka Kartı
Ya Allah'ın ipine sarılacaksınız, Ya banka kartına asılacaksınız, Ya kurtuluşa erecek, Ya da kendinizi asacaksınız. Gazanız mübarek olsun Birinci tercihiniz için duacıyız. |
Bankacılık Trajedisi
Para alıp, para satanlar ağlıyor, Kazanamıyoruz diye dert yanıyor, Bir yandan da göz göre göre Yüklü kârlar açıklanıyor. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu Buna güler, sağcısı, solcusu, Bankacılar toplumun en büyük sorusu Avukatlar onların savunucusu Para çok en iyi avukat gelsin, Bankalar onlara para versin. Halk devamlı şu şarkıyı söylesin; Zalimin zulmü varsa, Sevenin Allah'ı var. Sözleşmelerin arkasındaki karınca yazıları Akla zarar. Bu sözleşmeler sizi her yönden bağlar. En iyisi Allah'ın kitabına sığınmak, Bunların kitaplarını çöpe atmak. Yatağınızda rahat rahat uyumak. Tercih size kalmış, görevimiz uyarmak, Bildiklerimizi şiirle halka duyurmak Kanayan yaraya bir merhem olmak. |
Banliyö
Aylardan şubat, mevsim kış İnsanlar miğferlerini kuşanmış Bindiğim tren tıkış tıkış Yaşlıca yapılı bir adam içerde bayılmış Pencere açıldı, kolonyalı mendil bulundu, Derken son durak tren durdu Vapura yetişmek için insanlar koşuştu Sarı lacivert şemsiyeli bir bey makiniste seslendi, Vagonda hasta bir adam uzanmış yatıyor dedi. İnsanlar işine koşuyordu hayat bu, İşe geç kalmak çalışanın en büyük sorunu. Vapura en son şemsiyeli bey bindi, Hasta adam vapur iskelesine getirildi. Vapur kalktı, Karaköy seferi başladı, Hayat devam etti, insanlar yavaşladı Esnafta bıkkınlık var, patronlar işinden bezdi, İşe başlama saatlerini on yaptılar, Eskiden yedibuçukta açılırdı han içinde dükkanlar, Neşeyle yapılırdı beraber kahvaltılar. |
Banyo Keyfi Ya Da Sıcak Duş
Sağ elinin baş parmağı (bombaya dokunan parmak) Kırmızı kor olmuş parlıyor, Cehennemin en son katında; Yahudi askerler yanıyor. Gayya kuyusunda Gözler mor patlıcan Fırıl fırıl dönüyor, Burunlarından ateşler fışkırıyor. Kızıl Okyanus'da kulaç atıyor, Leş et kokusu ortalıkta. Sesler mi? '-Onu hiç sorma...' Yahudi askerler cayır cayır yanıyor, Gayya kuyusunda, Sağ elinin işaret parmağı (Tetiğe dokunan parmak) Kırmızı kor olmuş parlıyor, Kavuniçi kulaklarından Piton yılanları fırlıyor. Çığlıkların vakumlandığı derin kuyulardan Boğuk sesler; Anlamsız sözler Çığlıklar yayılıyor Onların kalpleri ağlıyor. Ciğerleri yok, Dilleri suskun ve alev alev. Ruhları ağlıyor Gözler mosmor, Göz bebekleri misket misket. Durmadan patlıyor. Gayya kuyusunda İsrail askerleri Yanmak ne kelime; Kömürleşip, tekrar ateşle yıkanıyor. Ağaçların, kayaların, taşların Dile gelip, '-Arkamda yahudi asker saklanıyor' Dediği günler sanırım geliyor... On yaşında müslüman bir erkek çocuk Onsekiz yaşında delikanlı olmuş, Cennetin en güzel bahçesinde kuran okuyor. Global uyum tecelli etmiş, Taşlar yerine oturuyor, Muhteşem bir manzara Allahu Ekber Zaman; Her zaman işini biliyor. |
Başbakanımızın Bakanı
Tasavvuf sahibi, İmam hatip mezunu Tesettürlü hanımı ve kız çocukları (yurt dışında okudu) Başbakanımızın bakanı (Hanımı tesettürlü) Ziraat bankamızın faiz gelirleri arttı dedi Hem de devlet tahvilinden değil, Vatandaştan alınan faiz gelirinden Olduğunu söyledi. Benim gücüme gitti Benim senin oylarıyla onlar buraya geldi Elhamdülillah, Allaha şükür falan diyemedi Diyemez çünkü Allah faizi Müslüman’a Yasakladı, haram etti. Çok kişi tanıyorum tarlasını sattı, Bankaya gübre faizi, traktörün faizini ödedi Devletin gelirine haram karıştı Karışıyor, karışacak Bakanımız diğer özel bankalara Bunu örnek gösterdi Onlar kolalı beyaz gömlekleri, Sinekkaydı tıraşları ve Çeşit çeşit kravatları ile kime örnekti Yabancı dili ana dili gibi söktüler İçkili sofralarda güldüler, eğlendiler Otel otel toplantılar gezdiler İçleri kan ağladı biliyorum Ama çaresizlik kader utansın İktidar kim? Ne? Ki o bunları yasaklasın İktidar sensin Türbanı hani çözecektin? '-Biz türbanı çözeceğiz demedik! ' derseniz; Buna gülerim, Yetim malını yiyenler iflah olmasın Garip gurabayı ezenler Baş köşede yerini alamasın Kafiri münafığa vurdursun Allah Bizi aradan çıkartsın Bizi Kuran’ın şerefine layık Bir toplum yapsın. En önemli duamız ve tercihimiz Sahtekarlar tükenmez de Hiç olmazsa azalsın. |
Başka Yok
Sevda uçsuz bucaksız, Gölgeler uzun. Gelirim diyorsun, Nerdesin, gelmiyorsun. Aynalardan gözlüyorum yolunu Bekliyorum oralardan çıkıvermeni, Ruhumu şenlendirmeni. Unuttuğum anlar oluyor, Aynalara rastladığımda Hatırlıyorum gene seni. Hatırlarmısın bilmemki beni, Boyum uzuyor, Yüzüm değişiyor, Elbiselerim iyi gelmiyor. Aynalar donuk, seni çıkartmıyor içinden Ben, benimle beraberim Sen yoksun. Sana seslendiğim sözü kimseye diyemiyorum Başka yok. Keder çok, ızdırap çok. Aynalara bakıyorum sen yoksun, Hayallerim aynalarda buluşuyor, Seninle bir an dolaşıyor. |
Başkan Öldü
Bu gün Ege’nin demokratik kentinde çok önemli bir gösteri vardı; Yarım ay şeklindeki amfi tiyatroda. Yaralı başkanı çıkarttı iki asker ortaya. Daha sonra Porenox çıktı atıyla. Kılıcını çekti, Tahtta Knidos kralı, kraliçe ve kralın adamları, seyrettiler aldatmacayı; Demeter uzaktan seyretti müsabakayı. Porenox başkanı yordu, yordu, son darbeyi indiriyordu, kral elini kaldırdı, dur dedi. Onu kılıçsız öldürmesini emretti. Kırmızı ikindi güneşi Kos adasında tahtına oturdu, dakikalar durdu, son darbeyi Porenox vurdu. Sinsice planlanan oldu, Başkan öldü. Porenox beyaz atı ile yarım daire şeklindeki amfi tiyatroda, kırmızı güneş Kos’ta, kral arkasında. Demokrasinin son zamanları Knidos’da turunu attı, halkı selamladı. Halk onu alkışladı, aldatıldı. Kırmızı ikindi güneşi; Kos Adası’nın arkasına saklandı, hava karardı. Halk uğultu ile evlerine gitti. Terinos evinin yolunu tuttu, kilisenin çanları sabaha kadar çaldı durdu. Sabah sahilde martılar vardı, bir de Terinos. Elinde bir torba, kendi aç olsa da onları doyurdu. Bir denize, bir de arkasındaki Afrodit heykeline baktı durdu. |
Bekletme Gel
Yalnızım bu akşam, Seni aklımda kurdum, Sakız sardunyalarımı suladım, Beynimin taş pikabına, Bir plak koydum. Serin yaz gecesinden yudum yudum içtim, Doyamadım. Seni özledim. Hep böyle yalnız kaldığım *******de Beyaz kağıtlara Kalemimle şiir söyledim, Gel, bekletme emi... Gel, bekletme. Beni beyaz kağıtlara bırakıp gitme. Taş plaktan bana şarkı dinletme. Sevmiyorsan beni; Ne olur belli etme. Usulca gir kalp odama, Kapısını arkadan yavaşça kilitle. |
Bekleyiş
Kim geldi? Dedi. Kim geldi? Beklediği asla gelmedi, Gelmeyecekti. |
Ben Bir Küçük Bebeğim
Dut ağacı ben miyem, Her gelene selam verirem, Çek elini belimden, Ben senin bildiğin kızlardan değilem. Nice günler arz-ı endam eden Beyaz karanfilem ben. Ah kollarını aç gel bana Arkadaşınım ben. Ah ben küçük bir bebeğim, Arabalarda gezerim, Verin beni belediye otobüsü şoförüne Her gün onla gezeyim. Yıllardır çıkmadım gurbet eline Komşuların düştüm diline, Sarılırım bilgisayarımın klavyesine, Bayılırım wavların, midilerin sesine, Bluetooth la yolladım bir resim, Belgelerimden alınanlar penceresine. |
BEN SANA VURGUNUM
Gemileri, motorları ve Eminönü Meydanı ile İklimine muhabbet katılmış kent Yeni Camii önünde güvercinleri kıyılarda ve balık peşinde karabaş martılar ile toprağına suyuna kurban olduğum İstanbul’um. Boğaziçi’nde Heybeli Ada’da anılar saklanırken ud sesleriyle çınladı Göksu *******i faytonlarla gezildi Kınalı’nın Arnavut kaldırımlı sokaklarında Yazlık sinemalarda ilk Türk filmlerini seyretmek ve ay çekirdeği ile eğlenmek ya da İzmir ağzıyla çiğdem çitlemek Hülya Koçyiğit ve Ediz Hun’la ağlamak çok uzaklarda kaldı Beşiktaş İskelesi’nde gazinodan gelen orkestrayı dinlemek geç vakitlerde eve dönmek Ve sonbaharda kahverengi çınar yaprakları arasında Dolmabahçe’den Beşiktaş’a yürümek Balık Pazarı’nda çeyrek ekmek arası iki çubuk taratorlu midye yemek Her maç sonrası ben “Beşiktaşlıyım” demek. Kartalına, kanaryasına aslanına kurban olduğum İstanbul Ben sana vurgunum. |
Ben Sana Vurgunum
İklimine muhabbet katılmış kent Gemileri, motorları ve Eminönü Meydanı Yeni Cami’nin önünde güvercin kuşları Deniz kıyılarında karabaş martıları İklimine muhabbet katılmış kent Toprağına kurban olduğum İstanbul’um. Yaşanmış önceden Anılar saklı Boğaziçi’nde Heybeli Ada da Ud sesleriyle çınladı Göksu *******i faytonlarla gezildi Kınalı’da Akşam sefaları balkondan sarktı Yazlık sinemalarda İlk Türk filmlerini seyretmek Ve ayçekirdeği ile eğlenmek Veya İzmir ağzıyla çiğdem çıtlatmak Hülya Koçyiğit ile beraber ağlamak Eski günlerde kaldı Beşiktaş iskelesinde Gazinodan gelen orkestrayı dinlemek, Geç vakitlerde eve gitmek Sonbaharda kahverengi çınar yaprakları arasından Dolmabahçe’den Beşiktaş’a yürümek Eve geçerken çeyrek ekmek arası İki çubuk taratorlu midye yemek Ve maçtan sonra Ben Beşiktaşlıyım demek. Kartalına, kanaryasına, Aslanına kurban olduğum İstanbul’um. Ben sana vurgunum. |
Bende Bir Ben Erittim
Ben doğmuşum babam bana Mehmet diye bir ad koymuş Okul yokmuş o zamanda Tarlamızda hayvan çokmuş. Çabuk olgunluğa erdim, (erenlere selam olsun….) Ben her gün hayvan güderdim. Evlendim ve evlendirdim Ne çabuk geçti ah ömrüm. Sapı samanı ayırdım, Çocuklarımı kayırdım (zahmet çekmedim denemez…) işte geldim, gidiyorum Ben bu hayattan sıyrıldım. (sıyırana selam olsun) Köyümüzde zahmet çoktu Elde avuçta da yoktu Ömrüm kahırla yoğruldu Yoğurana selam olsun. (hamdım, fırına girdim, bende bir ben erittim….) |
Benekliporos
Benekliporos uzun süre dişçi koltuğu sattı. Çalıştığı firmaya çok para kazandırdı. Kendisi Haydar Paşa Lisesi'nden terk ti, Mevzu ise hayli derindi. Benekliporos iki dişçi tabelası görse yan yana Üzülüp, kızıp, çatıyordu sağa sola. Ufak çocuklara şeker vermesinler dedi asla. Bu tabelaların doktorları diplomalımıydı? '-Neyse kapat.' Dedi.'-Bu konu derin.' Çalıştığı firma çok para kazandı, Benekliporos ikibinbeşyüz dişçi makinası ve koltuk sattı. Firma da her ilden toprak aldı. Bir tek Zonguldak'lılar satmadı yer. Son varis kumarbaz çıktı, Firma bitti. Tekrar yer satarak kendine geldi, Daha sonra da bilgisayar işine girdi. Holding şu anda hala yaşıyor, Benekliporos'da. Ama ne ihtiyar kazanıyor artık, Ne de firma yer alıyor. |
Beni Rahat Bırak
Botlarını sıkıca bağla, Kaşkolunu omzuna at da Bereni başına geçir, At kendini sokağa. Yağmura, kara tezat, Yol boyu adım adım Kendini benden uzağa at, Adada bir fayton düşün, Hayallerini salıver üşüsün Bu gün bilemezsin nasıl yoruldum Botlarımın bağlarını çözmek olmasa Onlarla yatarım kafam bozulursa Sabah giyeceğim nasıl olsa Alıştım yaşanmadan geçen zamana Gidip gelmekse işe eğer hayat, Ben burada kalayım Beni rahat bırak, Sen istersen ters takla at. |
Benim Halime Kediler Gülecek
Bu devirde en büyük silah para, yok diyorum sana istersen ceplerimi ara. Düşünme böyle kara kara İstersen saçlarını arkaya tara yok mu sizin evde bir kumbara paran yoksa yayan koyul yollara. Oy farfara, farfara. Kart çek evladım kart çek, Param olsa sana alırım çiçek Bakalım kim senin hakkından gelecek Benim kıymetimi kim bilecek... Ağlayanlar burnunu silecek, Bir dakika biletçi bey madam inecek Bir kaç gün sonra iki bin altı gelecek Bankacılar para kimde bilecek. Benim halime kediler gülecek Kara bahtımı kim güldürecek Sana bir daha kim oy verecek Eve götürmek isterim bir buket çiçek. |
Benim Sevdam
Kara sevda, beyaza sevda, Aşka sevda, başka sevda, Kurda sevda, kuşa sevda, eşe sevda, aşa sevda, ağrımayan başa sevda. Benim sevdam; bir kalem kağıda sevda. |
Bensiz Olmaya
Bitmeyen yolların sonunda var ya Biten umutlarımı bulurum sanki Bitmeyen yolların sonunda var ya Biten umutlarımı bulurum sanki Gelirim deyip de gelmeyişlerin, Tükenen umutlarımın ta sonudur ya Gelirim deyip de gelmeyişlerin, Tükenen umutlarımın ta sonudur ya Sen, sen sessizlikte kayboluyorsun Sen, sen seni senden yok ediyorsun Sen, sen neden böyle diretiyorsun Sen, sen bensiz olmaya, bensiz olmaya Bensiz olmaya, bensiz olmaya. |
Besmele
Sığındım zat-ı Hakka gel gidelim, Euzubillahimineşşeydanirraciym. Bismillahirrahmanirrahim. Cemal-i ba kemali seyr idelim. Azabından affına sığınırım, Gazabından rızana sığınırım, Senden sana sığınırım, Zatın yüce oldu. |
Bir Ak Ülke
Bir ak ülke Kısa bir otoban yolculuğu, Dağ, tepe... Varıyoruz hedefe. Karşılar beyaz kadife. Arabamın silecekleri ediyor karla kavga, Klima çalışıyor, içerisi sıcak. Az sonra radyoda bir ilahi çalacak. Sapanca'ya az kaldı, Otobanda tabela Sapanca'yı gösterdiğinde, Yolculuk göl kenarında son bulacak, Şömineyi yakıp Keltepe'yi seyredeceğim, Hafta sonunu geçirip, eğleneceğim. Tatil bittiğinde İstanbul'a döneceğim. |
Bir Cavo Yaşardı
Sapanca dağlarının yamaçlarında Bir Cavo yaşardı henüz daha otuzunda kırkında Pejo ikiyüzbeş arabası altında Arkadaşlarını hatırlamasada Yaşananlar hatırında Bir gülü sevdi Cavo birde oksijeni, Ormanda huzur buldu bütün bedeni İyi dost arardı, insanlar daimi, Karlı dağlar suskun şimdi kuşlar nerde, Sapanca dağları dermandır her derde. |
Bir Dilek Tut
Kayan bir yıldız görürsen gözlerini kapat, bir dilek tut. Dileğini istediğin renge boya, bir zarfa koy, o yıldıza gönder. Yıldız tekrar kayarsa gökyüzünde gözlerini kapat ve dileğini geri iste. Ama olsun dileğin aynı renkte. |
Bir Fincan Kahve
Kahve tadında bir fincan kahve, özenle hazırlanmış, kabı ve içindeki ve sunuş şekli; Unutma beni dercesine, sade, durgun ve kederli. Bir fincan kahve hem de Türk kahvesi Telveli ve yanında bir bardak serin, berrak ve saf duru su. Birinin köpüğü bol, diğeri pırıl pırıl, sunuş şekli ömür boyu hatırda kalır. Bir fincan kahve ve bir bardak serin su, ben de özlemişim doğrusu. |
Bir Hikaye Yazayım Dedim
Atatürk gençliği ile ilgili Bir hikaye yazayım dedim, Elime kalemi aldım, Bekledim, bekledim. Hiçbir şey akıl edemedim. Nasıl bir tema seçecektim Ve hikayeyi nasıl geliştirecektim Hiçbir fikrim yok, Bu sanatta bana göre zor çok Önce hayal kurup yaşayacaksın, Sonra kalemi alıp, kağıda yazacaksın Beğenilirsen başarmış sayılacaksın Eh ha gayret bakalım işin rast gelsin, Ne yapıp yapıp, bir hikaye akıl edersin. Emin ol bu hikayede baş rolde sensin, Yazacağın hikayeyi herkes beğensin. |
Bir Kırık Çiçek
Birgün dervişler kırlara gezmeye gider, Gönülleri şeyhlerine sunmak için çiçek toplamak ister, Her biri birer demet çiçek toplar, Hazreti Hüdai ise sapı kırık bir çiçek ile Şeyhinin huzuruna çıkar. Hazreti şeyh bir an durdu ve ona şunu sordu: - Oğlum arkadaşların demet demet çiçek getirdiler, Sen ise bizi bir tek çiçeğe mi layık gördün? Hüdai sıkıldı, kızardı cevap verdi -Efendim size herşey layıktır, azdır, Fakat elimi uzattığım çiçeklerin zikri Allah'tır. Onlar uzaktan hoş kokuyordu, Koparmak için el uzattığımda Zikir ettikleri duyuluyordu. Cenabı Hakkı tesbih ve zikir ettikleri için Elimi çekmeye mecbur oldum. Ancak sapı kırılmış bir çiçek şu, Rabbisine tesbih edemiyordu, Üftade Hazretleri de bunu iyi biliyordu. Ama dervişe imtihan gerekiyordu. Bu tür arifane ve zarifane cevaplarla Üftade hazretlerinin gözleri doldu, Aziz Mahmut Efendi, Şeyhinin sevgi ve teveccühüne Nail oldu. |
Bir Martı Ağlıyordu
Eminönü sahilinde; Motor iskeleye burundan yanaştı, Martılar dalgaları seyretti, Ben martıları. Martılar önce duş yaptı, Biri havalandı, Diğeri denize daldı, Sonuncusu olduğu yerde kala kaldı. Gözyaşları dalgalara damladı, Ağladı, ağladı, ağladı. |
Bir Mevsim Cavo
Sapanca'da bir garipmiş, Cavo ormanda gezermiş, Birden durmuş zaman, Cavo müthiş bir insan, Derken sararan yapraklar, Selamlar Cavo'yu ağaçlar, Erken gelen bir karanlık, Cavo değişti bir anlık. Güneş parladığında şafaktan, Cavo canlandı karanlıktan. Etraf canlı, göl ağırbaşlıydı, Arkadaşım Emrullah Maraş'lıydı. Neden İstanbul'da insanlar telaşlıydı? Bil bakalım Cavo bu soru sana. Cevabı alırız inşeallah sonbahara. |
Bir Öğlen Vakti Datça
Yarın başka bir gün olacak Karaköy'e giden yolda bir ben, yarın cenkler vuracak, bir de karakaçanla Mehmet amca. İnanmıyorum ben yarınlara, köye cumaya gidiyoruz hep beraber. Bu gün benim olacak. Tutmuşum onu yularından sıkıca, penceremin perdesinden güneş, azığım badem ve keçiboynuzu, odama akacak, ığıl ığıl, çizgi çizgi. Rüya ile gerçek iç içe odayı aydınlattığında, ben sallanıyorum eşeğin üstünde. Bir taze vakti alıp, içeri attığında, bir bağdem atıyorum ağzıma, dolacak içime inanılmaz neşe yanında bir de incir olmuşlarından. Kalk artık diyor bu kadar tembellik niye? kahvaltının üzerine iyi gidiyor. Bir eşeğe binmişim, ruhum gökyüzünde astral seferde. Köye gidiyorum, Mehmet Amca yerden badem topluyor, düşmüş bademler yerlere. Karakaçan hop hop hopluyor. Kırıp bana uzatıyor. Eline sağlık ama teşekkür ederim. Güneş etrafı kamaştırıyor. Mehmet amca yerden badem topluyor. Ruhum terk etmiş bedenimi, gökyüzünde karakaçanla misket oynuyor, güneş usul usul içimi ısıtıyor. Datça'ya sonbahar doluyor. Mehmet amca zeytinlere bakıyor, bir de yerden badem alıyor. patika yolda. Eşek, ben ve Mehmet amca, cumaya gidiyoruz bir öğlen vakti Datça'da... Sabahın ışıkları doldu odama. Unuttum, yanımızda bir de Tanju abi vardı ya... Giderken Körmen Limanı'ndan Karaköy'e namaz kılmaya. |
Bir Pazar Macerası
O Pazar Terinos’un canı sebze suyu istedi, hava ayaz mı ayazdı, rüzgar esti. Eskiden yağmur yağardı Kinidos’a hafta sonları artık onlar da kesildi. Yavaş yavaş sevimli ihtiyar pazara indi. Rüzgarda ipi çözülen tenteler uçuşuyordu, esnaflar akşam telaşında; Alışverişe gelen teyze, amca ve bacılara veriyordu coşkuyu. Yavaş yavaş tezgah üstü avizesiz lambalar da yanmaya başladı, Pazar pazarının uğultusu mahallede çınladı. Kinidos pazarı iki yokuş ve üzeri tenteli bir meydandı. Tabelalardaki fiyatlar net, sanki pazarlık yasaktı. Bir yeni Kinidos Lirasına sebze, iki yeni Kinidos Lirasına meyve vardı. Alışveriş için vakit bir hayli dardı. Önce üç kilo portakal, iki kilo greyfurt aldı, bir tane de turşu için büyük lahana seçti, onu hanımı turşu yapacaktı. Kereviz verelim amca dedi pazarcı kerevize dayanamadı, canı çekti, iki kilo aldı. Pazarcı delikanlı, amca bu turpları da al kalmasın dedi, Terinos pazarcı delikanlının bir dileğini daha yerine getirdi. Yaklaşık üç kilodan fazla yabani turpa bir buçuk lira verdi. Maydanoz, ıspanak, kara lahana bile aldı, bilmeden bir torba çürük limonu eve taşıdı, evde yarısı çöpe atıldı, Keliternos; “-Ucuz şey alma demiştim sana” dedi. Epeyce havuç, yeşil salata, soğan ve artık hepsi tamam eve zor taşıdı bunları. Akşam yemekten sonra muhabbet başladı. Ne muhabbeti mi? Sebze suyu muhabbeti Bakın şimdi; Meyve sıkacağı buzdolabının üzerinden indi, fişe takıldı, yirmi santimlik yabani turpları Terinos soydu, böldü, parçaladı. Kıyma çeker gibi onları makineye koydu, suyunu çıkarttı. Biraz da havuç suyu, İki limondan çıkan su hepsi karıştı. Sebze suyu hazırlandı. İki bardak taze sebze suyunu kendine sakladı, bir bardak sade havuç suyu Keliternos’a kaldı. Odun sobası çalışkan öğrenci gibi harıl harıl yanıyordu, bacasını ortasındaki ayar çubuğundan kıstı, sobanın çıtırdaması azaldı. Arkadaki koltuğuna oturdu, eline kitabını aldı, nihayet sebze suyunu yudumladı. “-Vay be”… dedi. -Bu gece kaç kişi acaba turp, havuç, limon suyu karıştırıp içti? Keyiflendi, hafif acı da olsa turp suyu, içini ısıttı, iştahını açtı. Karnı acıktı, ekmeğinin arasına peynir koydurdu, ikinci bardağı da bitirdi, saat de artık ona geliyordu, iyi ******* diledi, yattı. Başını yastığa koyar koymaz uyudu, sabah uyandığında horozlar ötüyordu. |
Bir Serencam
Nalanını, maşukunu, handanını neresinden Oturdum seyrettim İstanbul'u Şahintepe'sinden. Bir zar-ı bülbül dinleyerek, Boğazın tenteneli serabını, Ansızın inen geceyi dağların tepesinden. Harabat-ı hayatımda renkli bir serencamdı bu, Döndü amcanın oğlu İzzet; Tahtakale, Eminönü Arasına bir tezgah attı parayı buldu. Çok seneler düşünmüştü hayalinde İstanbul'da Hemşehrileri arasında ufak bir gecekondu, Kısa zamanda maksadına erişti İzzet, Tebrikler, zor işti bu. Yaptı bir ev kendine içine oturdu. Gündüzleri Eminönü, Tahtakale'de bağırıyordu, *******i de çocukları ağlıyordu. Böyle geçti İzzet'in ömrü harabat, Birkaç zaman sonra daireler çoğaldı kat kat. İzzet'de artık işi bıraktı çekildi köşesine Artık çocukları evine bakıyordu, En küçüğü Tahtakale'de mandal satıyordu. Altına almıştı son model bir araba, Vermedi parasını asla rakıya şaraba. Akıllı idi İzzet Bey ve ailesi, Çalıştılar, kazandılar, vermediler gelir vergisi. Eve giderken de almadılar ekonomi dergisi. Çiçeklerden severlerdi nergisi. Hatırlamıyorum bir gün çocuklardan hangisi Memlekete kahvenin önüne çekti mersedesi, Etrafındakilerle demli bir çay içecekti, Girdi kahveye verdi selam oturdu Baktı etrafında kimsecikler yoktu. İnsanlar oturmuş ediyordu laklak birbiriyle, Kimse ilgilenmedi İzzet'in bebesiyle. O da içti çayını atladı gitti, O gidiş...... Ertesi sene seyahat Antalya, Kaş, Fethiye Para boldu, İzzet'in oğlu Tahtakalede mandal satıyordu. Daha sonraları İzzet'in oğlu Mandalsan Holding oldu, Gazeteler yazdı bir kış günü, Otobanda vuruldu. İzzet'in bebesi koca adam, Arabasında kanlar içinde yatıyordu, O sırada Mandalsan Holding Plazaları yapılıyordu. İstanbul ışıl ışıl tepelerden akıyordu, İzzet Bey'in çocuğunun çocukları kolejlerde okuyordu...... |
Birinci Cemre
Ay porselen kase semada, birinci cemre havada, ağaçlar da bir gecede açtı. Beyaz çiçekler, ötüşen kuşlar dallarda, baharın habercisi uyanışlar adım adım sıklaşacak bu takip yeşile doğru gidiş bahara el sallayacağım yedi kırk beş treninden o beni duymasa da ben onu duydum ya o yeter bana. Sen de el sallasana… |
Birlik
Birlik bozulduysa eğer, Ya savaş gelecektir ya acı birader... Çünkü savaş zamanı Birliği korumak zor, bu benim meselem Ya da deprem en iyi çözüm ise hem, Birlik bozulduysa eğer, Bunu baştan düşünmeliydi kayda değer, Ne varsa gözden kaçmamalı, Savaş zamanı her yol mübah olmalı. Yenilmek hiç hoşuma gitmedi, İsterim evimin duvarları arasında Yaşamak veya ölmek, Hiç değilse başım dik, Neslime leke gelmiyerek. Yurdumun topraklarına basmasın şehit makinaları, Semalarımızda da görmek istemiyoruz onları. Eğer inanıyorsak şehitlik makamına ezelden, Uzak durmalıyız şehit imalatçılarının gölgesinden. Eğer cezalandırılacaksa toplum Rabbinden Terchimiz doğal afet, zat-ı muhterem. |
Boğazda Yemek
Mevsim kış, Boğazda lüks bir lokantada cam kenarında oturuyorum, karşımda masmavi deniz ve içeride kavuniçi bir sıcaklık var. Masamın örtüsü bembeyaz, bardaklar pırıl pırıl, kısık bir müzik çalıyor, ayakkabılarım günlük boyanmış ve saçlarım taranmış. Bir adet gonca kırmızı gül masamda önceden yerini almış. Ellerim sıcak su ve sabunla yıkanmış. Şef garson zayıf uzun boylu ve smokinli, papyonlu. Fransız şovalyelere benziyor tipi, günlerden pazar ve ben öğlen vakti Boğaziçi'ndeyim. Hava kararana dek sürecek daha buradalığım. Karnımı doyurmayacağım, adeta İstanbul'lu olmaktan zevk duyacağım. Pazartesi tekrar iş, tekrar stres, aklımdan bile geçirmek istemiyorum günlerden pazar Boğaz da oturuyorum. Beyaz peçetemi açtım, soğuk mezelere hastayım. Kalamar ilk tercihim, midye çeşitleri ve lüfer limonlu ve aynı zamanda İstanbul'lu. Vapurlar geçti önümden, pazar keyfim akşamı buldu. Güneş kızardı,ufukta kayboldu, hesabı ödedim, bir pazar böylece son buldu. İnanmadınız biliyorum tek gidemezdim, ailemle gitsem; en azından dört adet yüz ytl verecektim, ertesi hafta pazara zorla gidecektim, hayat tarzımı zedeleyecektim. Sağlık olsun İstanbul pahallılıkta dünyanın onbeşinci şehri olmadan evvel çook gittim, o zevkleri bir hayli tattım. Hiç bir şey umrumda değildi, oldukça rahattım. |
Boku Yedik
Sıfır noktasına sevkiyat sürüyor, Başbakan; '-Kararı biz veririz' dedi. Ağar; Habur'dan sonra siyasetin biteceğini söyledi, İsrail geri çekilirken evleri, yolları yıktı, Marmaris'e savaş bereketi geldi (savaş bereketi de ne demekse!) Akıl hastalarına kimlik verildi. (Tövbe?) Seçim lafı istikrara darbe vurdu (Yoksa ortalık güllük, gülistanlıktı.) Uçak üreticileri altın çağına girdi. Televizyonlar geyik muhabbetlerini benimsedi. Bir dostum; '-Boku yedik.' dedi. Doğru söze ne demeli; '-Boku yedik.' |
Boş Bir Hayat
İkibinaltıya damgasını vuran ayrılıktı, İçeri baktım kapı aralıktı, Ev boş, loş, eşyalar sarhoş, O anda sıcak bir ter boşandı bedenimden Anılarım perdelere takıldı aniden, Seneler ne çabuk geçti bre, Boşaldı hatıralarım bir kere Bom boş bir dünya, Boş, Hoşsun hoş, Elimden alınan oyuncaklar, Bahçelere kurulan salıncaklar, Diploma törenleri, Saç stilleri, Hepsi boş bir hayalmiş, Bir varmış, bir yokmuş Sanki hiç kimse gelmemiş, hiçbir şey yokmuş, Bu saat iki gün önce kurulmuş, Birkaç dakika önce de durmuş |
Bozacı
Vefa'nındır Koyu boza Bozacı Bir İstanbul hatırası, Bir kış manzarası, Sobalı bir oda, Kestaneler onun üstünde kavrulur, Dışarıdaysa bir ağır ses duyulur... Koyu boza Vefa'nındır Ekşi boza, Tatlı boza, Koyu boza, Bozacı.... Vefa'nındır Koyu boza, -'Bozacı sepete koyarmısın' İndirilir sepet iple aşağıya, Para içinde Ne kadar olacağı bilinir, Boza keyfi böylece giderilir. Çocuklar ertesi gece Bozacı geçerken birbirine bakar, Tekrarlanır eski hatıralar. |
Bu Dünya Çikolatalı Pasta
Ye Memet ye Bu dünya çikolatalı pasta, İstermisin sen de bir lokma? Yer misin yemez misin? Eşek sudan gelinceye kadar Sen bilirsin! Ye Memet ye, Bu dünya çikolatalı pasta Poğaça yermisin ha? Söylesene bana. Yer misin, yemez misin? Allah'ına(c.c) sığında. Gerisini düşünme daha. Bu dünya çikolatalı pasta Ye Memet ye. Bu dünya çikolatalı pasta. |
Bu Fakirin Değişti Huyu
Bu fakirin değişti huyu, Sevdiğim yerler; Levent Zincirlikuyu Metro city de birşeyler atıştıralım, Ak merkezden ayakkabı alalım. Etiler Venüs'te yiyelim pasta, Nasıl olsa hisse senetleri takasda. Çbs bu gün tavan yapacak, Bizim brokır çakdıkça çakacak. Bu fakirin değişti huyu, Sevdiğim yerler; Levent Zincirlikuyu Kabirhizmetini açtım site paralar gelsin, İstinye'de öğlen yemeğine ne dersin? Bebek'ten badem ezmesi alalım, Akşama doğru dövizciye dalalım. Bozduralım doları alalım Tl, Senin devlet tahvili neyine? Yatır hepsini Çbs ye, tavan yapacak neredeyse. Hava kararıyor dönelim haydi eve, Yarın gene gezecek yer buluruz nasıl olsa, Ah senetlerimde tavan olsa? Olmasa da acelem yok, Nasıl olsa cepte para çok. Bu gün alamadım bir plaza dairesi, Yarın inşallah alırım yaşasın toki, Halkalı toplu konut gerekmez kroki. Günler alış veriş yapmadan geçmiyorki. |
Bu Gün Tatil
Terinos bu gün tatil Nereye gideceksin tatilde? Kos adasına oğluna git, Özlemedim deme Her sabah sahilden adayı seyrettin Kimi zamanda cebinden yarım dilim Kurumuş ekmek çıkartıp Martılara ikram ettin. Yoksa sabah bayram törenlerine mi gideceksin? Erkenden 9 da kalkıp? Tercih senin Kimse karışamaz sana artık Özgür bir insansın İstersen 12 ye kadar uyuyabilirsin Martılar bir şeyler bulur sahilde Onlar küsmezler sana Epiktotes de küsmez sana Bir tek Keliternos çekti gitti. Onu da bırakmaz beni diye tahmin ettin Bak nasıl esiyor rüzgar Kos'a doğru Tutun ona Afrodit de gelir sizinle O sever rüzgarda saçlarını dalgalandırmayı Yelkenli gemiler gibi Karar verdinmi dostum Karar ver... Zaman gelip geçiyor çok çabuk Öyle değil mi? |
| Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 07:43 AM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.