![]() |
Alnının çatından mühürlenmiş gibi!
Ey gönlümden muhabbetin Akmasına vesile olan Has insanlar pek değerli Mana vecdiyle şakıyan Gönül süruru arkadaşlarım Hiç bilmez olur muyum Bunun için bilenmez miyim Aşkın şevkiyle nefeslenmez miyim Cenabı Hakka şükret mez miyim Benim için İnşaallah Bir rahmet telakisindeyim Kuşaklar içinden Çetin mücadelelerden Metanetin serinliğinden Mazimin ibret serüveninden Atimin şeksiz şüphesizliğinden Efendimin örneğinden Erenlerin dirliğinden Abitlerin mertliğinden Nefeslenince bunlar ne ki Sanki çanak çömlek gibi Zatı âlinizin ahengi Hoş sedası yeterde artar Allah c.c hu hali en iyi bilendir Aşk için çok yeterlidir Cenk için nefs ne günedir Bırakın bir takım nefesler Meramlarını serdetsin Umulur ki bir muvazene bulunsun Ahenkle konuşulsun Dualarımla baki selamlar Mustafa Cilasun |
Ama ne olursa olsun bir daha kapı mı çalma!
Çalma ne olur bir daha gönül kapımı yar Ben çaresiz kalsam, yapayalnız olsam da Sen hiç aldırma, gözünü uyku tutmasa da Gecenin serinliğinde, şu yıldızların eşliğinde Sana çok dil döktüm, halimi perişan ettin Kederlerle erittin, dağlarda yeşertin settin Sevdaya kapalı bir benttin, sen nasıl illettin Nağmelerde dolaşan bir nefestin, esintiydin Sen güya maslahat gözettin, azimeti seçtin Ruhsata hiçbir geçit vermedin, hanif miydin? Yoksa bir yaren miydin, sen kimin nesiydin Bilinmezlerde gezen yoksa bir derviş miydin? Sen ah sen var ya sen beni hasrete serdin Sanki bir çileydin, sabrı anlamlaştıran erdin Sırlarıyla kaim serhaddın, metanettin feyzdin Sen bir ezgiydin, ağıttın, gazeldin, bir aşktın Dilim varsa da gönlüm el vermiyor bir siteme Kaldırımda sabahlasam da, rıhtıma kalsam da Martılara yem olsam da, güneşte kavrulsan da Sen yeter ki hiç bizar olma, kal kendi tercihinle Mustafa Cilasun |
Ama Sen!
Farkında mısın? Hiddetlenmişsin! Cümle kuramıyordun. Aklına ne geldiyse. Öylece konuşuyordun. Dinlemek zorundayım. Yaranı anlamalıydım. Yaklaşınca yüz hatların. Öylesine gerilmişti ki, Çaresizim, dinlemeliydim. Tükenmiştin ama dinmedin! Ahengini dahi kaybetmiştin. Nezaket yoktu, kinlenmiştin. Sen, hala kendine gelmemiştin. Bir söz hakkı dahi vermiyordun. Ne olduğunu bende, anlamalıydım. Ama sen, ağlıyordun, bağırıyordun. Seni bırakamazdım, zorundaydım. Sesin dahi kısılmıştı, ama sen durmadın. Öyle bir kızmıştın ki, yorulmuyordun. Dayanamadım, önünde diz çöktüm. O zaman sen, boynuma sarılmıştın. Sevgini, kimseyle paylaşmayacağını, Sakin bir sesle, kulağıma fısıldamıştın. İşte ancak o zaman anlamıştım, seni. Oysaki ben, habersizdim, her şeyden. Mustafa Cilasun |
Ama şimdi!
Arzı mekânda Hayatını idame ettiren Âdemoğlu Yaratıldığı Hilkat üzerine Hayatını idame ettirmesi Aslolandır Âdemin Sulbü ve meşrebi Sosyal ve psikolojik Bir analizi neden Gerektirir bir düşünelim Âdem Mükellef oluncaya Kadar elbette ki Bir masumiyet sahibidir Bu hakkı Kimin verdiği Tefekkür edilerek Bulunmalıdır Sabiliğin Tek cazibesi Bir emanet olarak Masum bir şefkate Muhtaç olunmasıyla Verilen merhametin İnhisarıyla bağlantılıdır Yaşamak Mutlaka bir adam olmayı Muhakkak ki gerçekleştirmez Adam Olmak için Kanaat sahibinin niyeti Cehdi idraki ve inkişafı Halde mizan tefekkürünü Mutlakıyet için ahdi gerektirir Sosyal şartlar Kapsamında var olan O an Yaşanılan mekân Çevre Fiziki alt yapı Güç ve imkânlar Tamamlayıcı unsurların En önemli göstergelerdir Bilinç Akıl bilgi muhakeme Tecrübe Neticesinde oluşan Bir idraktir Elbette icraat gerektirir İnsanların Bir düzen dâhilinde Yaşamaları için Nizam dediğimiz Disiplin ve asayiş asla İhmal edilmemesi gerekir Zira Gücün olduğu yerde Yarış ve rekabet asıldır Kabul ve ret Bilinç dâhilinde Ve görsel olduğu için Tercihlerinde Bir manada Farklı olacağı muhakkaktır Çünkü zevkler Bireyin kültürüne göre Bir anlam kazanacağından Farklılığın olacağı Kaçınılmaz olacaktır Doğruyu Bulmak için Hakikate koşmak niçin Ahir trendi kimler için Akan zaman Hangi Melallere gebedir Konuşmak halleşmek Bunun için Gerekli değil midir Yalnız Bir temel koşulu Hiç aranmayacaksa Neye mal olacağı Hesaplanmayacaksa Öğrenmek Öğretmek niyedir Rehber Akıl bilgi ve tecrübe Yalnız başına Ne kadar yeterlidir Şevk Meyil sevgi merak Elzemi şaheserdir gereklidir Bir düşünülmelidir Gayret bunun için Mutlaka olması gereken Bir illiyet sebebidir Mustafa Cilasun |
Anam ağlar, gerisi yalan!
Yaşamışlar, yaşayanlar, yaşayacaklar! Bu bedenlerin bu dünya için verildiğini bilmeliyiz. Bedenlerin tekâmülünü sağlayan hücre ve dokular acıyı bilmezler! Acı, tatlı, ekşi ve tuzlu yaşantınızda her neyi ifade ediyorsa, Neşe, sevinç, sevgi, muhabbet, kin, zan, husumet ve inat, Hüzün, elem, keder, kaygı, kuruntu ve uyuntu her ne ise, Nimet, külfet, izzet, zillet, adavet, delalet ve rahmet, Bereket, himmet, zahmet, hamaset, feraset mevhumlarını, Evvelkiler yaşamışlar, şimdi yaşayanlar, yaşayacaklar! Milleti, devleti, Rahmetten uzaklaştıranlar, Yaşamışlar, yaşayanlar, yaşayacaklar! Zahirin, ahirin, ahvalin, yaşanan bu halin meali! Kendimizde, kimliğimizde, mukallitliğimizdedir. Ağlarken, yanarken, dalarken, yaşarken hiçliğimizi görmeliyiz. Yazdıran, yaşatan, konuşturan, her halin sahibi bulunana, Hissiyatımızın katresiyle yönelmezsek, ona dönmezsek! Zahir zaten bin perişan, ahir ise hüznün nağmeleriyle temaşa ediyor. Görmüyoruz, göremiyoruz, görmek istemiyoruz… Şerre, şiddete, adavete, zillete, sessiz kalanlar… Alkış tutanlar… Yalaka olanlar… Aldatanlar… Onlara taraf olanlar… Maçlar ve stada dolanlar… Ahlaksızlıkta yarışanlar… Bunlara mekân açanlar… Mazlum, mağdur, perişan olan bu insanları ne kadar dert adindiler. Avunmayalım, kendimizi bari aldatmayalım, Hesap günü, olduğunu unutmayalım Mustafa Cilasun |
Ancak seninle varım sızım kalsa da!
Artık gelmeyeceksin gelemezsin Aşkın seyrinde serinlenen hissin Hakikat karşısında gizlenen izsin Gelmeyecek gelmemi istemezsin Gel diyemezsin sen gelemeyensin İstemeyerek engellenen nadidesin Dillenen ne güzel bir şiir neşesisin Sen isteyip gelmeyen edep yârisin Sen nihayetin mızrabıyla soluyan Sazın nağmesiyle konuşan kulsun *******in dilinde şekillenen aşksın Sen bir sevdanın en güzel hazzısın Gelmesen de gelmek istemesen de Sevda sen enginliğinde ki gölgende Her bir şeyimde mana derinliğimde Seninle varım sensiz canın sızısında Mustafa Cilasun |
Andım seni derinden!
Kalbim Yine üzgün Seni andımda bak derinden Geçtim Yine şimdi Sararmış hazan bahçesinden Üzgün Ve kırılmış İnce ve ben çok kederliyken Senin Halinden uzakken Hicran sinemde baharı diliyor Aşkının Karşılığını bekliyor Umutla o bulutları seyrediyor Senin Hasretinle tükeniyor Sessizliğinde çiçekleri ekiyor Sazendeyi Bastığı perdeleri Güftenin hüzünle uzandığını Hayatı Sensiz olan canı Hissiz yaşamayı ömrün hazanı Neşemde sen Hüznümde ben soldum Kolsuz kanatsız bir hal oldum Tükenmez Yolun yolcusuyum Han duvarından umut ararım Seni yazarım Halin acizliğini anarım Hasretin devranında yanarım Ağlarım Yüreğimi bağlarım Ancak mısralarda seni anarım Mustafa Cilasun |
Anılan bir sevda!
Sen Gönlümde açan Baharın gülüsün Sen En nadide Açan bembeyaz Olan yarenimsin Sen Ger gece Rüyamda geçilen Eşiz bir nağmesin Sen Benimsin Göz bebeğimsin Sen her şeyimsin Sen şimdi Uzak diyarlarda Haliyle süzülen Nadide karanfilsin Sen Ne kadar güzel Olan bir rahmetsin Sen benim neşemsin Sen En güzel Uğraşım bestemsin Sen şiirlerimde hecesin Sen Özlemimsin Sen şefkatimsin Bir huzuru verensin Sen Kalbimin süruru Sev dağımın da Solmayan gururusun Sen aşkı Mana bütünlüğünde Gören böyle önceleyen Asudelik yaşatan serinliksin Sen Bir damlasın Sanki asmasın Sen bir sarmaşıksın Sen Aşkların Güzelini yaşatan Bu sevdanın adısın Sen Uçan kelebeklerde Uçamayan hallerde Umutların kanatlarında Sen Martıların Uğultusunda Zambakların arasında Sen Limanların merakı Hasretin ahu diyarısın Sen Gecenin açan Tüm yıldızlarda Hep vardın en yüce Rüyalarımın sayfasında Mustafa Cilasun |
Anılan günler!
Gün Doğanı göçeni yaşayanı Dün Gizemlerde kalan Her türlü yaşanmışları Hayatı Anlamlı kılma çalışmaları Sevginin, sevgilinin Anlam bütünlüğündedir Gönüllerde Neşet eden her şeyde Bahşedilen o sevgi aramak Sevgi ve sevgiliye Hasreti anlamlandırmaktır Rahmetin Membaına özlem duymaktır Sevgiden Uzak kalmış bir gönül Nefsinde Yaşadığın ateşi söndür Sevgi, sevgili Sevgilim teraneleri Kalbin değil Dilin adavetleridir Yaşanan Bir aşkın muvazenesi Can ve cananın Mahrem muhayyileyi sidir Bilimin, etiketin Apoletin seçilen şivelerin Aşinalık yoluna Dizilen şiir ve nağmelerin İhatasına adeta muhatap olduk Sevgilim Benim mahremim, gönül dilim Retlerinde seni Anlamam derhal silkelerim. Anlaşmak, Kavuşmak sevgili olmak Meğer ne kadar kolaymış Aranan aşkı hemen bulmak Tükenmeyen Cazibeler yumağı bulunmak Gerçek sevgiliye Yaşarken de hasret kalmak Eşimiz refikamız Zevcemiz, sevgilimiz mi Sevgiliyse hiddet inat Tokat, sokağa atmalar niye Mahrum etmek Geldiği eve göndermek Her zaman Sevgili kalmayı başarmak Muhabbet Ve şefkate kucak açmak Onların verildiği Kaynağı kalp ile kucaklamaktır Mustafa Cilasun |
Anlamadan asla sevme beni!
Bir gün kalbinden silip atacaksan Dert içinde coşturup kaçacaksan Hicranın sayfalarını artıracaksan, Hazanın solmuşluğuna katacaksan… Gözyaşlarımda tufanı hatırlatırsan, Düşlerime ürpertileri davet edersen, Naz için aşkın güftesini yapacaksam, Ömrü şevkinde hasrete uzanacaksam… Canımda bezdirip illet ettireceksen, Nedamet içinde zilleti yaşatacaksan, Kıskanıp kör kuyuda sabahlatacaksan, Ölmeden, ölüm için niyaz ettireceksen… Nisa ikliminden azade olup şakıyacaksan, Edebi halinde ar içinde bulunmayacaksan, Özeli muhafaza etmeden durmayacaksan, Lafazanlık adına durmadan bıktıracaksan… Sevmenin güzelliğine vasıl olmadan anarsan, Aşkın ikliminde kalbinde kuraklığı yaşarsan, Zahirim için ülfeti hiç bilmeden koşacaksan, Sevme beni, hasretme ünsiyetin çeşitliliğini… Mustafa Cilasun |
Anlamadan ayıkmadan kanma!
Sanma ki Ayrılık, tenlerin hülasadır Nefeslerin sıcaklığının hüzün salkımlarıdır Mekânsal Ayrılık hiçbir an olmayacaktır Kan akmasa, can çıkmasından korkulsa da Ayrılık halden Ruhun ikliminde ki güzelliğinden Kalbin yegânesinden, hissedilmeyen enden Hükmün sahibinden Kitabı celilin akseden inceliğinden Gülün ezeli hikmetinde ki dirlik adresinden Ne kadar sevsen de Kelamı mısralara döşesen de Kalp sahibinden habersizse söyle vefa nerde Sen seni var edeni Benliğinde nakşeden lekeleri Tekebbür vehmiyle raks eden sefilliği sorgula Sen kendiyle Kaim olmayan bir nefes iken Hüccetinde ayetler seni ayan ederken uyuklama Hala heveslerine Nihayeti aşikâr olan zevklerine Lafazanlıkta lügat tanımayan pervasızlığa kanma An ve bekleyen zaman Ömür içinde nefeslerini anlamayan Ruhun baharında hicrana sarılan bir canda olma Kan durunca Can senden sakıtlaşınca Ruhun ezeliyle muhabbetinin hasretine dalınca Nefsin kalacak Seninle sadece ve baş başa Sen kimliğinde ki bedbinliği soluyunca hayrola Muhabbet erzakları Sevginin intizarı, dostluğun hazanı Ruhunu daraltacak, nedametler seninle anılacak Hakkın kelamı Tegannilerde ki meramı Hakkıyla anlaşılmayan beyanı gün gibi parlayacak Feveran olan halin Sahnelere taş çıkartacak hazin Sayfalardan fevkalade muhkem olan has niyetin Seni sana anlatarak Senin yargıçlığında hükme ulaşarak Çaresizliğin kadimliğinde ruhun utanarak kalacak Eza, cefa, sana Aşk, sevda kalbiyle barışık olana Ruhun ikliminde yeşeren mümbit baharlar anlayana Hülasa edersem Dertlerin serinliğinde şükredersen Hikmetin tecellisinde vicdanın hükmüne meyledersen Cenneti dünyanda Cehennemi vehimlerinin odağında Kalbin senden ayrı, yüreğin kanın tavında hicranıyla Sen ruhunu anlamayınca Kalbin itminanlığına duyarsız kalınca Ayrılık şarkısı nağmeleriyle yanıksa da sen iyi anla Yolun safiliğinde canla Kanın damarlarında sana baksa da Sen kalbin yelpazesinde, ruhun vaziyetiyle çok yaşa Akıl anlamak için Tahkik zekâdan inkişaf eden bilginin Tasarruf sadece hakikatin ve sende var olan kalbin Mustafa Cilasun |
Anlamak isteyenler neyi önceliyorlarsa!
Her insan farklı hissiyatların müntesibidir. Her yazılan muhtelif değerlerde ki kimi meramlar, muhakkak ki bir şeyler anlatmak içindir. Lakin telakkilerin açılımları o kadar değişkenliğe kapı aralamaktadır ki bu bakımdan da okuyan her insan, muhakkak ki yazanın mevcut halini mutlaka anlayacak diye bir şart bulunmamaktadır. Okuyan her ne diliyorsa ve neyi önceliyorsa bu yöne kanalize olacağından ibretin, letafetin ve nezaketin çoğu kez farkını kaçıracaktır. Korkulur ki bir şartlanmışlığın, fanatikliğin, taassubu yetin prangalarına sinesini, tahkikini ve şevkini teslim etmemiş olsun ve vicdanı diri bulunsun. Her insan bir başka âleme için kapı araladığından, fevkalade farklılığı bulunduğundan ve bizzat mükellefiyete muhatap olduğundan çok önemlidir ve oldukça değerlidir. Ne zaman ki bu hasletlere haiz bulunan insan, zatını ve ayalini mücehhez kılan en değerli hazinesi durumunda ki değerleri reddi miras addederse… Örfü ve kültürel alt yapıyı ve özellikle manasını tamamen dışlayan ve bir hakirliğin içinde nazar etmeye başladığı zamanlarda… Kendini amansız bir boşluğun ve ne denli temelsizliğin safhasında bulacaktır. Bu zaman diliminde mukallitlik aslolan olacağından, idrak ve izan yozlaşacağından, mazi ve ati buharlaşacağından ulvi gayeler yerini sekülerliğe terk edecektir. Bu yönde yapılan tercih öyle bir iletir ki, hükmü, tahakkümü ve mukayeseleri sadece tek bir amaç için seferber ederler. Kazanmak, kazananın yanında yer almak bir hayatı bu istikamette müdavim kılmak. Bir nevi ve daha sarih bir ifadeyle nefslerin köleliğine itibar ederek yaşamaya razı olmak ve bu uğurda gayret göstermektir. Bazen halime manidar gelen bir tabir vardır! “yalan dünya” diye Oysaki bizler tüm doğruları bu yalan dünyada öğrenmeye çalışırken bu hamiyetperver dünyaya da sitem gönderiyoruz bir şekilde. Onu yaratan bilinirken, nasıl bir görevle mücehhez kılındığı varit iken. Düşünmek ancak bilerek düşünmek ve neyi düşüneceğimizi bilmek latayiflerin, hale yansıyan akıbetin, mizan haşyetinde ki aksedanın gül esintilerinden zuhur eden arzı mekânın yalnızca ona ait olan rahmet kokusunu terennüm etmeliyiz. Bu minval üzerine hayatımızı şekillendirmeliyiz. Ezel ve ebet için nefeslenmeliyiz, kadrin, ahirin şevk veren hazzı için meşk edebilmeliyiz. Hamasetin ve enaniyetin girdabında nefeslenir isek işte o vakit hak getire. Mazlum; hakkı gasledilen elinden zorla alınan, çaresiz bırakılan feryatlarıdır. Evveli âdemden beri, kıyametin son sahnelerine kadar da devam edecektir. Bu öğretinin sahibi tek önderim ve bir ümmeti olmaktan şeref duyduğum efendimdir, onun yolundan giderin ancak onun için nefes tüketirim. Onu en son olarak gönderen, şeref bahşeden, kâinatı onun için yarattığını söyleyen, geçmiş ümmetlerin hayatlarını hikâye eden, aşkın membaı güzelliğin dergâhı, faziletin perdahı, hakikatin kaynağı Cenabı Hak ve tekaddes hazretleridir. Zatımın hayat felsefesi, nizam gayesi, destur ilkesi ancak budur ve böyle kalacaktır. Mecburum, icbarım, hicranım, bu uğurda köleyim, bu yolun aşığıyım. Her kim ne derde ve ne söylerse bir canı insan olduğu için muhakkak dinlerim. Zatım için her ne söylerlerse elbette sabrederim çünkü mizanı önceleyenim. Nefs bakımından en hakir, en rezil ve en şirret birisi olduğumu muhakkak ki bilirim. Çıkarım adına, menfaatim uğruma ne kadar hadsiz olduğumun da bilincindeyim. Zaten bu bakımdan, öğrenmem açısından burada değil miyim ki? Her ne kadar bazen muvazenem bozulsa da elbette ki takdir hakkı sizlerindir. Dolayısıyla ütopiler, hayaller, bir maksada mebni için yaşanılmayanlardır. Kişiler kişiliklerinin el verdiği ölçüde, mana muhayyilesinde kaldığı müddetçe kendi melaliyle dalgalıdır. Kimi insan dalganın sesine, kimisi şevkine ve kimileride yalnızlığın iklimlerinde susuzluğa gark olmuş çaresizler misali. Hissi veren, ilga eden, sevgiyi tecellisiyle getiren membaa belli, her kim nasıl dilerse hissettiği ölçüde yaşayandır, anlayandır, manzara keyfiyetiyle bakandır. Sevgi ve saygılarımla BERAT KANDİLİNİZ mübarek olması dileklerimle. Mustafa Cilasun |
Anlamak ne müşkülmüş meğer!
Seni anlamak bu kadar mı zormuş Yazgılara kalem nasibimi anlatmış Hikmeti nerede varmış an’a kalmış Sukut içinde gayret sabra adaymış Her gün birçok aşinayı görüp geçeriz Hissetmezse nasıl aşktan söz ederiz Sessizliğin hecelerinde biz bölünürüz Edep içinde tecelliyi hasretle bekleriz Sevdayı, yar için akan kanı, her acıyı Farklı anlaşılmaları kaygılarda ki zannı Seher vakti idamı, vuslat için o sabahı Haysiyet için vefayı, aşkım için fedayı Kalbin müstesna köşesinde ki C.Allahı Bahşettiği her ihsanı, kâinattaki kanı Sevdan içinde hasredilen aşkın sancısı Yürek hicranı, hüznün hal için devranı Ne anlar, umut içinde aşkı soluyanlar Hasret dergâhında sabırla anlaşanlar Nefsi marazlara bulaşmayan cananlar Halin deminde has kemaliyeti bulanlar Mustafa Cilasun |
Anlamak…
Konuşmaktan Maksat, Anlaşılır, Anlamlı olmaktır. Anlaşılmazlığı Yaşamak kahrımdır... Süreç Her geçen bir andır... Nihayeti Bilemem nasıldır... Sevgilerin Bir kalbe hususen Konamayacağını biliyorum. Sevgiler, Mutlaka bir nazarı Gerektirmezler... Yanılgılar muhakkaktır... Hayali sukut yaşamak, Hakkı tanımamaktır... Sizi yalnızca, Satırlarınızla tanıdım... O zaman, aslolan meramınızdır... Cismani özellik, şekliyeti önceleyen Bireylerin uğraşlarıdır. Zatımın acizliği Görünen resmiyle kaimdi... Yaş, mesleği, v.s. Ama siz benim için Bir bilinmeyendiniz. Mustafa Cilasun |
Anlamaya çalışıyorum lakin!
Sessizliğimin tüm Kadrelerinde nefeslenirken hilkatimin muvacehesince bir insan olmam, onun için hayatı anlamam, ruhumla barışık olmam gerekmez mi diye sormadan edemiyorum. Her şeyden habersizken… Bir sahibe muhtaçlıyken… Halimde umut için bakarken… Zaman ve mekân sayesinde sabitlenerek resmedilen o anı hangi çocuğun güzel gözlerinde, halinde ki teslimiyette görmeyiz ki… Geleceğin teminatları olarak taltif edilen bu şefkatin emanetçisi çocukların hak ve hukuku adına ne hezeyanlar beyan edilmiyor ki… Oysaki tertemiz ve berrak hafızalarıyla merakın eşiğinde nefeslenirlerken muhakkak bir teslimiyet içindedirler… Onlar için anne ve babaları tüm varlıklarını seferber ederler… Kendi hürriyetlerini vakfederler, heveslerinden vazgeçerler… Yeter ki çocuklarımız bir eminlik içinde büyüsünler diyerek… Kolay mı anne ve baba olmak… Onun değerine müdrik bulunmak… Bir zillet uğruna zevklere sarılmak… Ne olduğu belirsiz ilişkilerde bulunmak… Adına da bir hak diyerek nisaları pazarlamak… Bizim olan, milletin efradı bulunan insanlar… Hak adına nefes alan canlar çaresiz kalanlar… Bizzat hakları ellerinden sökülerek alınan zavallılar… Biliyoruz ki bunlar bizim canlardı… Sahipsiz bırakılan masum kanlardı… Teslim olmaları bizlere olan inançlarındandı… Akıl… Nesil… Can… Mal… Din… Gibi beş temel hak ve özgürlüğü korumak zorunda bulunan nizam… Nizamlara vaziyete eden bizim olan insan… Mazlumu zalimin ellerine teslim eden bir vicdan… Ben yine sakin köşemde nefes alırken… Tevdi edilen canın nihayetini beklerken… Niyazımla ellerimi yaşlarla yüzüme sürerken nasibi beklerim…. Mustafa Cilasun |
Anlamlı olmak için yaşamak!
Anlaşılır olmak diler melali canım Can içinde saklı olan dinmez ahım Çalmaz ki akordu olmayan sazım Kalmadı ki sineden süzülen hazzım Dilerdim elbette bir güftekar olmayı Mana içinde tefekkür şevki bulamayı Hu diye solumaya aşka vasıl olmaya Muhabbet sevdasında hazanlaşmaya İstemem ki teni ala kılan şevki baharı Hak rızasıyla bakmayan her bir nazarı Onsuz serdedilen zevki sefa ile bir aşkı Dilemem, hazzetmem o kokular saçanı Bir âlem ki âlemlerin şevkiyle yaşayan Bir nefeslik canın ahirinde hazla bakan Akıbetini hesaplayarak aşk ile cefalaşan Hamdın kadrinde nefes alan sevdalanan Avcı canı kovalar avlanmamak için kaçar Hakikatte her ikisi de yaşamak için yapar Yaşatmak için gayret âdemleri kâmil kılar Aşk ile nazar edebilmek ihsanı edeb koyar Mustafa Cilasun |
Anlar yaşanan zamanlar!
Geldim kollarımı açarak Onca asırlık bir sevgi demetiyle Ruhlara bırakılan kutsi emanetlerle Bedenimde vicdanımla inatlaşan nefsimle Dalgaların masum hıçkırışında Su yüzünde gezinen şişeler içinde Balıkların deniz enginliğinde ki seyrinde Senden arta kalan düşlerimle şiir yazdım Geçmişten kalan hatıratta Kayıt altına alınan onca kitaplarda Büyük bir özlemle yazdığım mektupta Senin umudunu yaşadım verdiğin sevginle Biliyorum ki artık mazi oldu Kartpostallar sanki müzelere kondu Hal hatır sormalar kontörle hesaplaştı Her bir can zaruretten arta kalanla yaşadı Sahilin sessizliğinde haykıran Bir ahenk içinde umuda kucak açan Nakaratlar halinde zılgıt çalan şu martılar Senden arta kalan hasret bıraktığın nazarlar Anam derdi ki aman oğlum Gönlüne mukayyet ol sakın alınma Gördüğün güzelliğe kanma adam sanma Ruhundan habersiz dilberlerle oturup kalkma Seçtiğin arkadaşların var ya Hani adam olmak için yarışıyorlar ya Sen yine onların davranışlarına asla kanma Adam gibi adam olmadıktan sonra sen inanma Elbet sende bir gün seveceksin Sevilmeden meyledecek gideceksin Gülü tanımayan güzelliği de anlamayan Şekliyeti önceleyen cazibeyi mi seçeceksin Dağda davarları hep güderken Koyunlar sürüler halinde meleşirken Gönlün dilinden bihaber olan çabanın Çaldığı kaval nefsi meyleder ruhu öteler Sakın hayvan deyip te geçmeyesin Onlarda ne marifet var sen hissetmelisin Nelere dikkat edilir muhakkak ki bilmelisin Sen bir değersin hislerinle hep idraki seçersin Mustafa Cilasun |
Anlarda kalan zamanlar!
Tefekkür panayırının sakinleri Çok farklılıklar oluşturuyorlardı Bu farklılıklar tabidi Hiç sarfı nazar Etmeyeceğimiz zenginlikti Argümanlar, söylemler Örfler, net değildi Sanki bir karmaşaydı En’ler, ben’ler, latifeler Taltifler, hüccetler, akıl danelerdi Oysaki panayır bir çeşitlilikti Tabilikti, hoş görüydü, sevgiydi Panayırın müdavimleri akran değillerdi Farklı yaşlardaydı Ortak payda durumunda ki lisan Azami dikkatten uzak kalmıştı Nasıl anlaşılırdı… Anlaşılmalıydı Zorlanmak kaçınılmazdı Kitaplar mahzundu Hakkıyla okunmuyorlardı Yalnızdı Kültürün bir hazine olduğu Sadece birilerince söyleniyordu Oysaki hiç aranmıyordu Aslında banknotu Metali her bir değeri ancak Onun sayesinde bulabilirdik Bu günlerde kültür Sadece yarışma aracı Gösteri merkezi oluyordu Onsuz bir sevda Onsuz bir aşk ne kadar Manalı olurdu kim bilir belki Kişinin kendini Kimliğini, mazisini Atisini bilmesi bir zarurettir İşte anlayamadığım Zaruret kelimesinin Gereğince anlaşılmamasıydı Aynı azimet ve ruhsat gibi Madde ve mana gibi Âlim ve cahil gibi Adabı muaşeretin Satın alınamaz olduğu Kim bilir ne kadar biliniyordu Edep artık aranır Bir haslet olmaktan çıkmıştı Arsızlık bir sosyallikti Öyle anlaşılıyordu Yapılar, mevhumlar Kabul ve retler enteresandı Parklar, mezarlar Banklar artık düşüncenin değil Zevklerin barınağı olmuştu Akıl, nesil, din Can ve mal emniyeti Canın kuvvetine göreydi Hak nerdeydi Tüketim hat safhadaydı Zevk doruktaydı Aşk mı Sadece bedendeydi Tabiî ki onunla başlar Manalaşır Ahenkleşir Meşkte netleşir Anlaşılır olmak Hasret kalmak Manaya dalmak Bir gün belki İşte sizin farkınız Hissiyatınızla buradaydı Siz yazılarınızda Uykusuz *******i işlerken Adeta manalaşıyordunuz Tefekkür zenginliğiniz Seçiciliğinizi önceliyordu Siz tefekkür panayırın bir buketisiniz Yüreğinizde neşet eden Her hasret, sürura ve mesruriyete Her daim sizinle kapı aralasın Siz bir dareyn sevdalısınız Mustafa Cilasun |
Anların izinde zamanda kayboluş!
Ben nerde kaldım şimdi bilmiyorum Yıllar var ki her daim onu arıyorum Bazen takatsiz kalıyor yoruluyorum Yeniden umuda sarılarak çalışıyorum Bir can olarak teşrif ettik bilemedik Hükmün asıl sahibini idrak edemedik Ne derler ne öğütlerlerse peki dedik Yola çıktık sukut ettik hala ulaşmadık Dualar ediliyor hiç durmadan ağlayarak Kâbe tavaf edilir bir ter içinde kalarak Salâvatlar getirilir Muhammet anılarak Zulümler sürekli artar insanlık bakarak Ya niyette bir gariplik var ya da imanda Anlaşılmıyor bir türlü Kuran bu zamanda Okunan ezanlar, yapılan hatimler ortada Neden bir rahmet kuşatmaz kan aksa da Su akıyor, insan alıkça bakıyor anlamıyor Dağlar sukutuyla ne anlatıyor uzaklaşıyor Nebatat ve haşarat azalıyor kim sakınıyor Can içinde nefes alan insan mukallit oluyor Uhud için hazırlanan nebi neden kuşanıyor Neden sadece duaya sığınarak kaçınmıyor Cehtle gayret ederek kılıcın hakkını istiyor Miskinliği dışlıyor, bir tembihata sığınmıyor Devlet hükmün sahibiyle ederse meşveret Muvazenede yaşanmaz illaki olası bir zillet Sabret, ne için olduğuna anlamadan ne uzlet Fetret deniliyor, ilimden fertler vazgeçiyor İlim bilinmeden tafsil etmeden ne muttakisin Sen maslahatlar durağında anlaşılmaz hecesin Bir gün gideceksin, ötelerin izlerini süreceksin Sen tahkik etmeden nasıl teni terek edeceksin Vedalar, vefalar verilen sözlerde ki hakikatler Sende kayboluyor iz’anlar vicdani darboğazlar Sinelerde sorgulanıyor ruhi kayıplar o açmazlar Ömür tükeniyor, aşk buharlaşıyor kayboluyorlar Mustafa Cilasun |
Anlaşılmadan okunan bir kitap!
Arzı mekanda, Çok okunan bir kitap olması, İlahi bir mesaj olduğundan, Saygı duyulması, Öpülerek alnımızla konması, Taziyelerde okunması, Çoğu kez, teganniye kaçılması, Siyasiler, istismarla güç bulması, Her evin, başköşesinde bulunması, Çocuklarımızın, kurs kitabı olması, Nikâhlar kıyılırken, illiyet kurulması, Erkek sünnetinin gereği sanılması, Hastaların, şifa için okutması, Fanilerin, kurtuluşu sanılması, Kursların sayılarının artması, İmamların beş vakit sınırlaması, Tartışmaların konusu yapılması, Fakat bir çözüm bulunamaması, İslam âleminin uydu kalması, Din ulularının ruhsat sayması, Evrenin vicdana hapsedilmesi, Ahirin ütopya görülmesi, Zahirin âdemi beşeri kuşatması, Büyük alametlerin beklenir olması, Din adına rasgele konuşulması, İnancın aşağılanması, Tesettürün teferruat sanılması, Sekilerliğe kapı aralanması, Çaresizliğimizde başvurulması, Lafazanlığın fazilet sanılması, Haysiyetin paralanması, Mukallitlerin artması, Evrensel bir mesaj olmasına rağmen, Okuyanlar tarafından hiç anlaşılmaması Bizleri çözümsüzlüğe mahkûm ediyor. Din tacirleri pazar paylarının Kaybolmaması için sürekli konuşuyorlar. Vatandaşın çaresizlik içinde çırpınarak, Vaziyete mahkûm olması, Hala nereye kadar sürecek? Mustafa Cilasun |
Anlaşılmaz oldu!
Anlaşılmaz oldu Meramı hakikatlerim Kime ne diyeyim ki Halin tahtı efendim Sukutu hal Eylemek isterim! Ben ne sefilim! Ümmetinim Lakin Pek rezilim Hakirim Efendim Mustafa Cilasun |
Ansızın beklediğin…
Açmam açamam artık sinemi sana Yılgınlığın haşatını yaşattın sen bana Koymadın yüreğimde bir ümidi bahar Bırakmadın bir şevki nazarın haşmetini Hasretinin şevkiyle meşk edemez oldum Seni anmak, nameni okumadan yoruldum Sen’i yaşıyorsun, kimseyi umursamıyorsun Mahzun bir yüreğin girdabına aldırmıyorsun Neticesi olmayan bir sevdanın yolcusu olamam Belkilerle oyalanamam, hayalinle yaşayamam Tanımadığım bir âdeme kanamam oyalanamam Yolun açık olsun, sadece bir anı kalsın diyorsun Yürek senin, sen yine şimdi bildiğini okuyorsun Elbette ki herkes aynı şeyi yapıyor mu diyorsun Yüreğinde en ufak bir sevda yok onu söylüyorsun Sen yoluna, ben yoluma hiç tanışamadık nasıl olsa Bu kadar acımasız nasıl olabiliyorsun Allah aşkına Zerreyi acı yaşasaydın bu kadar kayıtsız kalır mıydın? Hani denizin dalgası, hani gecenin yortusu kalmadı mı? Ansızın beklediğin “…” en ufak bir umudun kalmadı mı? Mustafa Cilasun |
Aradığım bir aşk!
Seyrederken hislerimi dinlediğim Kaldırdığım kaya parçasını altında Ritmik nefesle hayatını demleyen Can karşısında sabrı yeni anladım Bir türlü anlayamıyordum dertleri Sabırdan uzak resmettiğim fikirleri Arz etmeden talep edilen sevgileri Aransan ne çıkar nasip için değeri Kar bembeyaz semadan öyle akar Nar içinde bilseniz ne anlamlar var Kan içince anlamlaşır dilenen bahar Ruh zaviyesinde muhakkaktır aşklar Adımlamadan bir komut alır ayaklar Beyinde oluşur tercihlerinde kararlar İradedir zevklerinde arandığın kadar Kalp ritmik atışlarıyla zamanı kovalar Aynada gördüğün özendiğin o yüzün Kafa iskeletinde olan her derin örtün Sinirler içinde gizli o kudrettedir öğün Ruhun için anlamlaş bilinmezdir ölüm Bebek, çocuk, genç, olgun yaşlı ihtiyar Kim bilir kime ne zaman açacak bahar Senin kalbinde gizlenen güzide gülizar Hilkat seni sürükleyecek bir aşka salar Mustafa Cilasun |
Aranırsan la havle vela kuvvete derim!
Aniden bir hiddetin içinde kendini bulan Nedenini bilmeden koşmaktan soluyan Reddi mirası sanki bir marifetim sayan Hala izanı kapalı olan anlamsız konuşan Ahat nedir niye söylenir ne çileler çekilir Onun yolunda bir engel kimlerin zevkidir Paganlaşmak ki nasıl bir beşer tercihidir Dünyevileşmek uğruna akıbetler ötelenir Tamam, mademki tercihin bu yöne meyil Kaldır kollarını al başını bir ibretlik ki seyir Nakarat halinde sen hiç durmadan da geğir Salyalarınla seril hakaretlerinle arda gömül Bir mukallit ki öyle bir tahkiyeci ki ne denir Rejimler ancak bu kadar delil içinde bir şekil Şekliyette heves saldı artık devasa bir nesil Bir emniyet mi kaldı yasama budandı vekil İki mücadele başladı sıfatlar şartlandı kaldı Bir ılımlı İslam lakabı kalıcı olarak mı takıldı Layt laiklik sınıfta mı kaldı ezberciler şaşırdı Bir despotluk gösterisi şimdilerde başını aldı Senin tercihin elbette senin en değerli şevkin O vakit ki niye gücenirsin hiddet için elverirsin Bilmez misin sen kimin derdisin nereye gidersin Aklı başında bir kelam etmek için arlanmaz mısın Seni sana bıraktım artık çünkü sen bir korkaksın Arı umursamayan ne betbah arsız bir bühtansın İnsanlık tanımazsın, hakkaniyet bilmezsin zansın Sen kendi kendine mücadele eden sefih yaratıksın Mustafa Cilasun |
Arayacağım!
Sensizliği ritimlerde, Güftelerde, bestelerde, Hecelerde, cümlelerde, Arıyorum, arayacağım. Ağaçların gölgesinde, Dalgaların arasında, Kuşların kanadında, Arıyorum, arayacağım Yaprağın damarında, Toprağın kokusunda, Tarlanın başağında, Arıyorum, arayacağım Ananın kucağında, Babanın ocağında, Garibin yatağında, Arıyorum, arayacağım Dağların yamacında, Asmanın salkımında, Çocuğun gamzesinde, Arıyorum, arayacağım Bulutların seyrinde, Bermuda üçgeninde, Fezanın derinliğinde, Arıyorum, arayacağım Uçakların inişlerinde, Kuşların feryadında, Leyleğin gagasında Arıyorum, arayacağım Mektupların arasında, Hayalimin karesinde, Sazların nağmelerinde, Arıyorum, arayacağım Asla yorulmadan, Alnımı kırıştırmadan, Kaşlarımı çatmadan. Her zaman arayacağım. Mustafa Cilasun |
Ardı sıra açılınca sayfalar!
Çocukluk yılların Anılarının serinliğinde Silinmeyen hicranı yaşmak Sayfaları Bir kez daha o anları Hatırlayarak sorgulamak Hissedilince ne kadar hüzünlü Bir erkek çocuğu Olmanın zorluklarını iliklerime Kadar yaşamak zorunluluğum vardı adeta Bir takım ileriye Matuf kaygıların açmazlarıyla Büyüklerimce sürekli zorlanıyordum Çocuk Ruhundan anlamak Onun indinde anlaşılır olmayı başarmak Herkesçe yaşanılan Bir süreçti lakin onunla kalmak adına Asla bir gayret Görünmüyordu sinelerde. Öncelikle nasibin nasıl teşekkül edeceğinin Gayri samimi Bilinciyle sürekli bir takın umdeler Uğruna yüklemeler yapılır çocuğun pak ruhuna Sosyal koşulların Gereği, idarecilerin basiretsizliği Yüzünden onca insan neler çekilmemiş ki Sanki Bir zamanların Yaşanan zorlukları Kapıda hazır bekliyorlardı Almadığı hırsını Tekraren nesillere yaşatmak gibi Bizzat hayatın karardığı Kışların yaşandığı tütmeyen Bacaların ayazlarında soluklanmak gibi Sorardım bazen Kendi kendime hiç mi Bahar olmayacak, gönlümde Çiçekler açmayacak Melalimi doyasıya ısıtacak Ve sevgiyle biraz osun bakacak anları Artık dirliğimi Mukayese edebilecek Bir şeyler bulmuştum sinemde Benzerlik Oluşturmuyor değildim Yaprağın nasibinde güzellikleriyle Toz toprağın Uğrak vermesiyle Ayazların Hücrelerini titretmesiyle Vakit gelince Anlam Bulduğu dalı Terk ederek çürüyüp gitmesini Ne olurdu sanki Bir nebze korkutmadan Ön yargılarla donatmadan Sevgilerini Dondurmadan Hayatın tüm güzelliklerini Müşahhas Bir şekilde teneffüs Ettirmenin kıvancını yaşasalardı Akide Muğlâk olunca Teslimiyet enaniyeti bulunca Ruh Hilkatinden soyutlanınca Pak vicdana Karanlık duvarlar örülünce Bilginin açlığı Hissedilmeyince Her şey O kadar bariz Ve çok anlamsız oluyor ki Aşk sadece Samimiyet içinde Vakfedilen gayretin oluyor Mustafa Cilasun |
Arınmak...
Yaşamak, için barınmak, Her canlının tabi işidir… Yaşatmak için çalışmak, Er kişinin hasletidir… Mustafa Cilasun |
Arkandan çaresiz bakarken!
Artık ne çare ki hal kalmadı Ardından bu göremeyen Gözlerle çaresiz bakarken Esrarın perdesini aralarken Sen yine sessiz habersizdin Merakın ayalinde yaşamak Ne demektir hiç bilir misin Kopartılan yaprağı figanını Oltaya takılan balığın acısını Kanatlarını çırpamayan kuşu Susuzluğa mahkûm kuyuyu Zindanlarda çürüyen sevdayı Kalem tutamayan parmakları Meramını anlatamayan canı İnsanı sefil eden zevki sefayı Manasından uzaklaşan bir kanı Anaya hasret meleyen kuzuları Metanetin sancısındaki dağları Aşksız yaşayan onca zavallıları Öylece düşünürken sendeki aşkı Bırakmadın hiç içimdeki bir hazzı Git artık nereyi diliyorsan çek git Sanki seni hiç görmediğim an gibi Sesini asla duymadığım bir hal gibi Yazılarını hiç okumadığım yazan gibi Git artık dilediğin gönüllerin seyrine Mustafa Cilasun |
Artık çekilirken!
Bir hayatın Bedeli bu olmamalıydı Hislerin susuzluğuyla kurumamalıydı Sevmeyi Hissetmeyi nefeslenmeyi Terennüm ederek hasreti içmemeliydi Bedbinlik Şevksiz ömürlük Hayatın baharında başlıyordu sönüklük Gün geliyor Yar çekip gidiyor Ölümü davet ediyor sessiz nefesleniyor Sinem Hazan içinde eriyor Yâri özlüyor çaresizliğe kurşun sıkıyor Zaman Ruh keyfiyetinde nizam Kalbin vuzuhunda gerekiyor ihtimam Çare sensin İçinde var olan hevessin Nedamet şevki neylesin yar görünmesin Rüzgâr essin Bahar sinende neylesin Ömür mühletinde muhabbetle tükensin Hür ol Gönlün güzelliğinde Gül ol, solan yaprağın efkârıyla ram ol Şahit ol Anlık zevkten arî ol Mevtanın sükûnetinde haline vakıf ol Musallada Tekbir getirilen yaşta Hakikatin güzergâhında kalbine bir sor Ellerde tabut Gönüllerde gizlenir umut An gelmeden yürekte yeşermezsen unut Mustafa Cilasun |
Artık çok geç!
Artık Yıllar geçip gidince anma Yorgun şarkılarda umutla aranma Sevginin Hasretiyle kavrulma Geçmiş hatıratın izlerinde soluma Vakti Kaçırmıştın bir kez Zevkle yaşıyordun hep nefes nefes Kes artık Yüksünmeyi ümitlenmeyi Keş kelerle dertleri şimdi demlemeyi Sana Çok söylemiştim lakin Sen dinlemek istemedin çekip gittin Sevilmeyi Kalbinde hissetmedin Heveslerin peşinden sürüklenendin Şimdi Yeniden çıkıp geldin Fark etmem için bahaneler serdettin Zamanı Halin hazanını önemsemedin Kuruyan yürekten sen hala umut ettin Yeniden Hüznün bizarlığını yaşattın Şimdi yorgun yüreğimi hicrana kattın Yaramı Hiç anlamadan kanattın Bir kez daha anıların sayfasında bıraktın Geçti artık Ömür içinde şimdi darlık Yorgun şarkılarla arkadaşlık yaparak andık Mustafa Cilasun |
Artık Giderken!
Onca yıl… Farkında olmadan yaşadığım ömrüm… Ansızın nasıl geçmiş anlayamadım ve şu an İnanın şaşırdım kaldım, diye feryat etsem ne olacak! Şimdi ne düşüneceğimi Dahi, bilememenin aczini yaşıyorum, Evet, bu dünyada işimiz bitti belli ki gidiyoruz, Diye kederlenmem! Ama nereye ve nasıl bir yere, Gideceğim hakkında mütereddit olarak, Aşina olduğumuz tabuta Kefenlenip konacağız, salaca ya konup Arkamızdan gelenlere bakacağız, diyerek hayıflanmam! Tabuttan çıkarılıp Üç metre kefenle, bizi hasretle Bekleyen ve katiyen reddetmeyen, Sergisi topsak olan, Meçhulde derinliği bulunan Kabir’e bir çırpıda ağıtlarla konacağız! Ruhumuzun terk ettiği Dünya ve nimetlerini, bir mühlet sonra da Kefen ve etlerimiz çürüyerek, iskeletimizi bir ati olarak Kalan neslimize sunacağız! Sorgu meleklerine Ne diyeceğiz, çok bilemiyoruz Haşyet ve taaccüple şaşırıp kalacağız, Kabir âlemi Ve azabı neyse onu Mutlaka göreceğiz ve öğreneceğiz! Cehennem Çukurlarından olan, Bir çukura mı, yoksa cennet Bahçelerinden bir bahçeye mi! Kapı aralandığını Amellerimiz ölçüsünde Nihayet bir karar verilerek, Mahşer gününü Beklemek zorunda kalacağız! Korku, panik, haşyet duygularını, En büyük azıkmış gibi, hep yanımızda bulacağız. Ve bu duyguların, Sadece dünyaya ait olmadığını, Çok geçte olsa nihayet anlayacağız! İmanımızı, amellerimizi, Hayırlı evlat ve varsa hizmetlerimizi, Çok arayacağız beklide bulamayacağız, Fakat Tükenmeyen bir ümitle Sürekli arayıp durmayacağız Ölümün Ne demek olduğunu, Ancak o zaman idrak edeceğiz Ve en müşahhas Biçimiyle öyle anlayacağız ki, fakat Bunu anlamakta bizlere bir kurtuluş sunmayacak. İşte akıl ve izan sahipleri Bu aşamaları hiç yaşamadan, Vakit geçmeden ve mühlet varken, Varlık ve kuvvetimiz, Hatta en canlı hislerimiz, Bizleri nihayet terk etmeden, Düşünmek, İdrak etmek ve bunun, En büyük sermaye olduğunu bilmek, Şan, şöhret Ve makamların insana Asli yet kazandırmadığını deruhte Ederek ve anlamak durumundayız. Ölümü, asıl Ve bu tespitlerden Yola çıkarak düşünmeliyiz, Yoksa ölmüş insanların Durumunu, tahayyül etmek, İbret almak için belki uygundur! Bizimde akıbetimizin, Nihayetini bilmemek ve sadece Bu haliyle tasavvur etmek ne demek! Aklederek irdelemek Ve bu tespitlerden sonra düşünmek gerek. Gariptir belki, Fakat anlayamadığım, Taklide müteallik olgular benim için, Bir çıkış yolu olarak, asla görünmüyor. Şu an yaşamakta olduğum Ve aramakla yorulduğum problemlere, Çare olacak bir tek alternatif sunamıyordu. Maşallah, inşallah temennileri, Gerekçesiz olduğu sürece, çözümün kendisi olmamalıdır! Hayatı anlamlı kılmak adına yaşarken, Mesnetsiz ve içi boş saplantılara kolayımıza Geldiği için niçin bel bağlıyoruz hala anlamıyorum Mustafa Cilasun |
Artık hazanın seyrinde bir seferdeyim.
Bülbül sesi olsa ne çıkar şarkı nağmesinde Yalnızlığın en muazzam kederinin izlerinde Sensizliğin hazanında *******in serinliğinde Sen bilinmezlerin en derinlerde ki seyrinde Artık ne çıkar ki bundan sonra anmasan da Hiç aranıp boş yere sen ne olur hiç yorulma Sinende maya tutmamış anılarının hazzında Sen artık boş yere hiç oyalanma hatırlama Acıma duygum zedelendi vicdanım meyletti Vefa kimin derdi, kim bunun için gayret etti İbret almak, idrake ulaşmak kimin derdiydi Sende herkes gibi herkes birilerinin takipçisi Boş bir idrakle bakınırsan elbette ki bir zillet Sen ha ne olur bir kez kendi derinliğini keşfet İnsansın, akledensin, düşünürken ne edersin Önüne serilene meyledip mananı katledersin Sen nesin, kimin derdisin, ne sefil bir illetsin Uçkura meyledersin, mideni şişirip geğirirsin Menfaat tellallığında, arlanmadan zirvedesin Sen, enaniyetinin en mübariz bir mihengisin Mustafa Cilasun |
Artık her bahar bir hazandır.
Bırakın düşsünler tek yapraklar Uçamasınlar kanatları kopanlar Ağlamasın yaşları kalmayanlar Yanmasın sinelerini boşaltanlar Artık her bahar bir hazanı yârdir Hicranlar benim için en değerlidir Gün aşk için seldir gece benimdir Şevk sevilenin keder heder içindir Mustafa Cilasun |
Artık neye ihtiyacım var!
Ne sağa ve nede sol algılara Sevgi barındırmayan manaya İnsanı aldatan her fraksiyona Şimdi benim ne ihtiyacım var Ne kem lafa, nede gizli dolaba İnsanı gönüllü köle yapan ağıta Manasız soluyan cahil bir insafa Nefsine tamah eden aşkı nisaya Ne bağım olsun ve nede bahçem İdraki boşayınca olamasın akçem Sevgi yolunda yalnızca bir kerem Sevmesin neyleyim çulsuzum ben Adım sanım aşikârdır amma lakin Adam şan ile pek bağdaşmayandır Sitayişte ayazı seçen âdemi hastır Aşkı mizanın esrar kokan erbabıdır Mustafa Cilasun |
Artık neylersen öylece eğlen!
Biliyorum ki artık çaresiz Halsiz hissiz ne çok sessiz Tefekkür ahenginde fersiz Meşk içinde kalan kefensiz Artık yârin halinde halsizim Elan renksiz şevksiz biriyim Cananı gitmiş, bir bedenim Sanki kederlerin hedefiyim Neredesin desem ne olacak Derdime bir şifa mı katacak Saklandığı bir günde solacak Konuşacak kelam mı kalacak Artık neylersen öylece eğlen Hasretmediğin sevgini beğen Ey sevdalar içindeki gezinen Sen neylersin ki öylece eğlen Mustafa Cilasun |
Artık neyleyim ki canı…
Hasta düştüm, seni düşünmekten, Bitap bıraktın, benliğimi kaybettim, Yatağımda yatamaz, kıvranır oldum, Mecalim kalmadı, yoruldum, soldum… Meğer bu hallere de düşecekmişim, Ha ne var anam görmese neymişim, Dayanamaz, tanıyamaz kaybetmişim, Kimliğim de garip kalarak tükenmişim… Artık neyleyim ki canı ve hatta cananı, Gönlüm perişan, zavallı takatsiz melali, Canan da görse gayrı, hiç reddeder gider, Kalmadı sevgim, kurudu muhabbet hali… Kırdınız, gücendirdiniz, merak etmediniz, Hastane köşelerin de yalnız bırakıp gittiniz, Vicdan nerde, ruh nerde, vefayı bilmediniz, A dostlar dünya dâhil, her şey sizlerin olsun… Bir candım, zararsız fakirdim, kimsesizdim, Elimden tutan olmazdı, hakikaten arkasızdım, Bakardım, umardım, beklerdim bir teklifinizi, Söyleyemezdim, çaresizdim, başımı öne eğerdim… Gidiyorum artık, bilmem ki hiç haberiniz var mı? Nihayetin de bende bir candım, bir kez sorsalardı, Ne bu âdemin hali, nedir ki melali diyecek olsalar, Vallahi de istemezdim tek bir malı, hatta dünyayı… İnsan, insanlık içinde mana bulur, kıymet kazanırlar, Ölçü asimile olmuş, kulluk mu billahi de unutulmuş, Cazibe, şek, şüphe, ön yargı her bir tarafa savrulmuş, İnsanlık unutulmuş, her yere insan mukallitleri dolmuş… Bir sevdaydı, şefkatti, hilimdi, hizmetti, muhabbetti, Fisebilillahtı, merhametti, himmetti, bir sahavetti, Bırakın malı, eşlerini dahi verirlerdi, ikilemezlerdi, Nereye gideceklerini bilirlerdi, hep tefekkür ederlerdi… Ne yani efendimiz yok, oda gitti, ama her şeyi öğretti, Yemedi yedirdi, giymedi giydirdi, hizmette önde gitti, Taşlandı, dışlandı ama kahretmedi, her zaman dua etti, Onun yüzü suyu hürmetini, hiçlemediniz elan unuttunuz… Ki o yoksulun hamisiydi, gariplerin kalesiydi, efendimizdi, O günü bekliyor, bizleri seyrediyor, ümmetin haline şaşıyor, Oysaki iki emanet bırakmıştım, Kur’an ve benim sünnetim, Unutturuldular, sahipsizler, ne olur şu enaniyeti terk etseler… Mustafa Cilasun |
Artık silik duvarlar çok anlamsızlar!
Sen hiç bilir misin sessizliğin gizli çığlığını, Fetret içinde gizlenen sancının yaşandığını, Nesillerin yozlaşmışlığında salınan adamlığı, Mukallit kimliğinde ki bağnazca çığırtkanlığı… Akıl, nesil, din can mal ekseninde ki emaneti, Devletin derinliğine nükseden kümeleşmeleri, İllegal ite teranelerinde ki sırnaş duyarsızlığı, Düşmana hacet bırakmayan tuğyan simsarlığını… Nesilleri kim vurduruyor, niyaz kime yapılıyor, Tüketim adına bireyleri kimler yarışa zorluyor, Gönüllü köleliğin sayfaları takiyyelerle açılıyor, Nisa kimliğine arz çaresizliğini hep yutkunuyor… İnsan pazarlığı aşikâr yapılıyor medeniyet adına, Simsarlarda çörekleniyor yobazlığın panayırında, Tahakküm yapılıyor aslı astarı olmayan gamsızlığa, Millet adına kansızlığa, alkış tutuluyor gammazlığa… Milletin ferdi mahkûm ediliyor darboğaz nafakaya, Hani ölüm herkesin elinde olsa parlayacak yangına, Neme lazımcı sırnaşığa, aşk kolsun aşkı anlayan ana, Kalmadı şevki bahar canın hasret kaldığı akşamlara… Zaman aynı, mekânlar farklı, insan anlamda kalmalı, Mütemadiyen o heveslerinin zindanında yaşamamalı, Ruhunu anlamalı, kalbin letafetinde uzlete ulaşmalı, Hakkın sofrasında, halin muhabbetini aşkla solumalı… Ne derviş ve nede ermiş telakkilerinden vazgeçilmeli, İnsan iklimine öncelikle azimet mükellefiyeti dikilmeli, Toprağın bereketinde idrak gayretinle çok filizlenmeli, Ölümün serinliğinde tefekkür rüknü hiç ihmal edilmemeli… İnsan u bazen yanılacak ve şaşacak ancak hali anlayacak, Dost ikliminde yargıçlık bireyin tekelinde asla olmayacak, Müşavere yapacak, ürkütmeden şefkatini kalbe akıtacak, Rızayı bari için külfetin güzelliğinde o aşkla kucaklaşacak… Mustafa Cilasun |
Arz kan ağlıyor…
Ey kıtanın mağdurları, mahzunları, Kadınları, çocukları yetim kaldınız, Sahipsiz, biçare, kan pare, can yerde, Mazlum halde, kıtadan göçüyorsunuz. Dimağım duruyor, nutkum çöküyor, Zihnim havale geçiriyor, kalbim titriyor, Dizlerim kireçleşti, ayaklarım gitmiyor, Kimseler sizleri görmüyor, ilgilenmiyor. Hani insan içindi, insanlıktı medeniyet, Artık tanıdık senin gerçek yüzünü şirret, Gasp, zulüm, bilinmeliydi senindir ihanet. Tarihe şahit olarak yaşamak, bir zillettir. Her savaşta, mağdur kadın ve çocuklar, Aslında onlar yeryüzünün manasıdırlar, Müstekbire karşı, hanif kulları ararlar, Çaresizlik için de, gözyaşlarını akıtırlar. Ne olur yarenler, dostlar, ahbaplar, Ne bu hal, hareket yok, tüketim çok, Rezalet ayyuka çıkmış, tavan yapmış, Cennet vatan teraneleri her yeri sarmış. Bu nasıl bir cennet vatan ki, ahval perişan, Gasp ehliler, illegal tacirler, kızları satanlar, Fuhşu, alkolü, eroini, simsarlığı pazarlayanlar. Cennet denilen arzı mekânda tertipleniyor… Ne vakit uyanacağız, kimlere inanacağız, Din önderleri kayıplarda ne zaman bulacağız, Hiç olmazsa bari hep birlikte zalimleri lanetle, Yürek dayanmaz artık yaşanan bu vahşetlere. Stratejik ortağımız dedik, zulme ortak olduk, En aşağılık, pislik nifakın odağına sarıldık, Uçaklarımızın modernizasyonları için anlaştık, Filistin, Irak mazlumlarının sadece kanına baktık. Eğer rahmet kesilirse, şayet bir azap gelirse, Çoktan hak ettik, kimse tarafından bilinmese de, Efendimiz gelse, inananların bu gafletini bir görse, Arz sarsılır, sema katlanır, insanlar fark etmesede. Mustafa Cilasun |
Askerler ve yunuslar!
İşte gözümüzün önündeki fotoğraflar... İnsanlara güya hizmet için bekliyorlar... Kameralar, rampalar ve bombalar... Hadsizler! Masum yunusları da alet ettiler... Ne yapsınlar zavallılar, insana inanıyorlar... Oysaki hakikat! insanlığı katlediyorlar... Hücreleri ve dokuları bulunanlar... Bunları maksadı dışında kullananlar... Kaybedenler, kazandıklarını zannedenler... İnsanlar ve insanlık adına yarışanlar... Asker, nefer, er ve birey ne için savaşırlar... Arzı mekânın asıl sahibini dışlayanlar... Kıtalar yetmedi, fezayı paylaşanlar... Gasp edenler, zulmedenler, inleyenler... İnsanlık adına diyerek, payelenenler... Kâfirler, münafıklar, kara cahiller... Müslüman kimliğiyle bunlara sahip çıkanlar... Tebaalar, tabiler, kronikler, alkış tutanlar... Safları özellikle belirsiz hale getirenler... Ne yapsınlar Yunuslarda şaşırdılar... İnsanlık adına katliam yapacaklarını bilemediler... Asker, mücahit, komando, kont gerilla dediler... Anneler, babalar bir emanet diye yetiştirdiler… Peygamber ocağıdır diye, inanarak teslim ettiler… Ölenler, öldürülenler ve şehit olanlar… Geride bıraktıkları bir ömür boyu ve hala ağlarlar… Resme bakarlar, bayrak dikerler, çiçek ekerler mezara… Yunusların yüzmelerini, eğitimlerini izlerler şaşkın bir nazarla… İnsanlık için, medenilik için, münevverlik için Müslümanlar… Bakmadan, takmadan, yatmadan, kaçmadan ve yılmadan… Tüketmeden üretmeyi, hak etmeden yememeyi, bilmeliler… Milletin bir illet olması, ati ve mazisini unutmasıdır… Cep telefonu hastası olması, mukallitliğin esasıdır… Her bir yerde kulaklıkla müzik dinlemek! Düşünmek ne demek? Stres atalım, dans yapalım, iki kadeh tokuşturalım yaftası… Bir alt kimliğin, cahilin, gafilin, mukallitlerin cazibesidir… Cenabı Hak ve Tekaddes Hazretleri, idrak ve ihsan nasip etsin. Mustafa Cilasun |
Aşikâra ne, siyaset mi?
Sen terki diyar etsen de vatandan Kurtulamayacağını bilmelisin yakından Satılan ne vatan ve nede elan zannedilen Sadece kullanım ortaklığıdır kabul edilen Bak bir kullandığın her şeye hatta mabede Hangisi ithal değil, hangisi yerlidir bir bilsene Efrat “a” yı bilmezken, cep telefonları niye Atisinden habersiz bir neslin faydası kime Küreselleşmenin mimarları kimdir baksana Neyi sana bırakıyor akledip kendine sorsana Özentin üçüncü dünya mı, kaybolup gitmemi İlmi siyasetten habersiz, politik bir teranemi Kullandığın uçağa bak, silaha hatta arabaya Hanımların mağazalardan akın edip aldıklarına Sanatçılarına, ekranlarına, meydan avarelerine Tetiklendiği zaman hemen yargıçlığa kesilenlere Hani nerde irfan, abit, âlim, eren mütefekkirler Kimler bu insanlara bir payeyi çok görmüyorlar Din adına horlananlar, türbanları aniden soyulanlar Millet ne demektir bir bak ıstılaha hilkatini unutanlar Ne yapsaydı yani halk seçme hakkını kullan masamıydı Ülkenin hali belliydi, görmese miydi, kime oy verseydi Talanı unuttun mu, kaldırılan kararları yuttun mu? Milletin sefaletini, paranın değerini, bayrağın kadrini Hamasetle milliyetçilik bugün bir revaçta mı kaldı Din adına siyaset yapanları bir gör millet dışlamadı mı? Bir bak kendine, gücüne, taraf etrafında gezinen herkese Akait kayıp, tarih kayık, aidiyet varoşçuluk felsefesi etkisinde Yaptığın tatbikatta, sema da uçan uçakta, attığın bombada Akıtılan insan kanında, içtiğin sigarada kimin izi var baksana Kan gövdeyi götürmüyor, emperyalistler insanları katlediyor Sınırda şehit olan Mehmetçik, hangi silahla kimleri bekliyor Ekonomik alt yapın olmayınca, dermanın, takatin bulunamaz Onun bulunmadığı bir mekânda, topraktan bir sual olunamaz İster âdem ol veya istersen badem hakikatten azade Ne Kıbrıs, ne Irak veya Kerkük tek başınasın bila beden Ne yapabildin ambargo karşısında bire sevgili âdem Kore ye gönderilen askerlerin akıbetlerini araştır lütfen Ekonomiyi dar boğazdan kurtarmak adına ellili yılarda Dünya bankasından alınan çok komik bir nakit meblağla Askerlerimizin Kore de savaşmasına kararını verdirmişti En milliyetçi geçinen vatan perverlere, nice siyasi emellere Mustafa Cilasun |
| Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 06:12 AM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.