![]() |
Bukleyi Beklerken
Demiri Isısıyla eriten Geçmiş zaman kurtları Lalelendirip öce salmayın Hasretin kıpırtısını Temiz duru siyahsız Esinli yosunsuz kudret Üfle Uçana kadar Kulağımızdan zar Pir-û pak pembeler süründükçe Kalemin karındaşı akkağıt İlerledikçe bahar günleri Ruhu basan bir sıkıntıyla Ekle yazgıyı Tozsuz döşemenin sağ yanına Bekle gelsin yine Her zaman gelen Bak aklı parlattıkça Yansıyan ışığa bak Sezginin yarasası Nasıl da ölüyor Bu karanlık aydınlıktan Zaman Dudaklarından sızan kana batırıyor Eşyanın cesedini Bekle gelsin Bekle ki gelsin Bukleli kız Sessiz suyun içinden 18 Nisan 2007 Şükrü Özmen |
Orda, bir camekan ötede
Bedenimin atisi Ben hala çekiyorum İştahlı nefeslerle Kanıma nikotini Bu ne zalim densizlik Bu ne manasız çile Ölüm Korkutmuyor muydu oysa Kendinden Fişek yemiş köpekler gibi Tıknefes bir nöbette Daraltıyor dünya Mükemmel anatomimi Kusursuz bir çelişki Aklımda bundan kalan Allah doğru söylüyor Gerisi komple yalan… EYLÜL 2005 Şükrü Özmen |
Canlı Bomba
Ölüm bizi kucakla Sar sarmala Öp yanağımızdan Direnişsiz yaşam Senmiydin gelen Defol başımızdan 2002 Şükrü Özmen |
Coğrafyama Sınırlar Çekilemez
Sabaha saklanacak bir serinlik bulmalıyım Gövdemi aşkın cehenneminden korumaya Yıldızlara soru sormaya cesaret etmeliyim artık Cesedimi heykel taşından heykele döndürmek için Bir düş çaresizliğinden bakmalıyım Rüzgarı caddelerinde konuklayan bu kente Zamana endişeler ekleyip beklemekten caymalıyım İmza altına almak için yasadışı ruhumu Yönetilen bir film olmaktan çıkmalıyım Şiirin sezgisine uçurmak için yaşamakları... 24 Ocak 2007 Şükrü Özmen |
Cumartesi Anatomisi
Uykumu ebabiller taşlayabilir Serin sofalarında yatmazsam Sahil kulübelerinin Rüyamı şairler yıkayabilir Derin damlalarımla Oymazsam şiirlerini Karanlık kalemimi saklayabilir Nefretle bulanık acı tatları Kağıdın rahmine dökmesin diye Sigaram boş yere küllenebilir Ciğerime dolmadan Tütsüsüyle hayalimi fonlandırmaya İçimde deli taylar oynaşabilir Ruhumda kurak tarlalar Bitmesin diye Sefiller sadakamı reddedebilir Dalaşmaktan yorgun,eve döndüğüm Alaca bir akşamüstünde Çocukluğum çalınabilir Kolluk güçleri tarafından Cıvıltısı tehdit sayıldığından Şiddetim zavallılara kıyaslanabilir Sütten ağzı yanmış Melekler tarafından Tenimi darağacı üfletebilir Dünyanın çizgisiz dudaklarından Zamanın çürümüş ciğerlerine Hüznümü bir çocuk anlayabilir Daha düşmediği ana rahminden Ömrüme bin ömür katarcasına Korkumu karabasanlar yadsıyabilir Nefretle giriyor oluşumdan Dehlizlerin karanlığına Zindanlar ışıkla yırtılabilir Vedasız ayrılıklara girgin Yürüyen karaltılarla Zamanlar zemine oturabilir Belkiler çünküye devrildiğinde Ölünmez bin ömür yaşanabilir Sonsuz'un bir noktalık arazisinde... 6 Aralık 2007/Cumartesi Şükrü Özmen |
Cüce
Beni kıyı köşe arayan Şu uğursuz cüceye Göstermeliyim artık İçimin cehennemini Yadsınmış laneti Cebinde taşıyan Erkek duruşlu Bir kadından Ismarladığım hüznü Vermeliyim ellerine Beni köşe bucak arayan Şu lanetli cüceye Serin sevdalarımı Kavi kahırlarımı Mavi giymiş umutlarımı İçimin loş kekre sisli sıcaklığını Göstermeliyim ki Vazgeçsin Kederi yüzümün çizgilerine Gömmeye çalışmaktan |
Çanaklar Çömlekler Irmak ve Köprü
Korkuyor nefesini bırakmaktan Kafiyesiz bir hırıltıyla inleyen yıldız Demekki korkulmalıymış İnadına parlamaktan Gergin şeyler geçiyor ayın üzerinden Toz kaldıran ufalayan bir hızla Ama görünmüyor kolayından Parçalara ayıran diklenmesi uzağın Esrarlı yangınlar çıkıyor Ormanın iğneli derinlerinde Yemişleri yemiş işte aç kurtlar Dumana dekor düşüyor bu dramdan Şakacı kuşlar inliyor ovada Aç köpeklere söver gibi neşeyle Nicedir sormazlardı oysa Tepeleri tutan nedir yamaçları kıran ne Kabaca kusuyor dalgın zemheri Kutsal kaselerin durduğu rafa Soğuk ve hacimli bir şehir Yenilenirken zümrüt yeşiliyle Sandal sefasında boşalıyor Yardımsız şekilsiz ruhsuz ışıltı Güneşle eşleşip içeri sızan Çanaklar çömlekler ırmak ve köprü |
Çıkıcı Gam
SOL ANAHTARI... Seçilen sevilenmidir hep Rüzgar uçurduğu her yaprağı severmi Kuşlar kar aralıklarında ölmeyi Anneler ağlamayı seçerde hep Severlermi acaba bunu yapmayı DO... Senfonik bir gürültüyü andıran sokak Ardına yamalanmış binbir vesvese ile Akan akan kan göllerine Gözlüklerinin arkasında Tebessümler biriktiren insanlar Nedendir efsununa tabii çareler bulunamayışı Kendini fesleğenden uzaklaştıran kadınların Hani yüksek evlerin camekânlarından Sokağı dinleyen çocukların arzusu İşte gelinmez diye gidilen her yolculuğun Kentte patlattığı bombaya koşan uzmanlar Yaralıyor ellerini erken baharın RE... İçine kuşlar kaçan her zindan Aydınlanır sanılırdı halbuki Yeknesak loşluğunu ışıldatır gibi gelse de Mücrimin hakkı varsa Eza ettiği anlamdan dolayı Dargın ikindi ışıklarına gerek yok Kuş sesi yeter ona Mİ... Kirpiklerinden savaşlar sağılan taylar İçip canilerin meydana göllenen kanını Sağrısını dirilten Büyüten endamını Gözlerinin kıvrımında hüznü konuklayıp Ayaklarıyla Dünyayı endişeden koruyan taylar FA... Ses kesik İçimin aksi yok hiçbir yamaçta Bağırıp bağırıp duyamayanım Sabahın kıyısında yemlerim âh-u zârımı Gitmek bir çırpıda gelmeye ayarlı olmasa Meraksız bakışları altında Mor çiçekli uçurum bitkilerinin Uzanmak işten değil Ötenin sıcağına SOL... Gözyaşıyla saldırılan hüzün kalesi Ne As'ı kaldı elimin ne de valesi Bulutlara sormalı nedir çaresi Beklerken ruhumu üşütmemenin LA... Reddetmekle temizlenebilen Bir kaleyi andırır insanın ruhu Pisi reddet,pâk doluşsun içine Denklem basit ve fakat İnsan matematik sevmiyor işte Sİ... İpince kumaşlardan arıtılabilir Arsızların kenevir kokan huzuru Anlam anılarında Bir gençlik rüyası ereksiyonundan Daha değerli değildir Ve filtrelenmelidir onların müreffeh cesetleri Kokusuna kış gelmeden Boğazına kadar güle batmış mevsimin DO... Dolunaya yazılmalı birşeyler Hecesini çalıp çocuğuna ad yapan Hırsız bile olsa şair Yazmalı dolunaya şiirler O mehtabı biriktirip Ceninler üstü teninde Sunuyorsa Rakı-balık feylesoflarına Yazılmalı dolunaya hatırlatılmalı Işığa elçi olduğu halde Işık sahibi gibi davranmasının Yanlışlığı anlatılmalı 2 Mart 2007 Şükrü Özmen |
Çiy
Bekle Gül yaprağında Çiy damlası gibi Eyyub'a sabrı öğretir gibi Gelirim Solmaz gül Çatlamaz sabır Gelirim Gözlerinin krallığına... 1 Ocak 2007 Şükrü Özmen |
Çöl
Gece Başımda ışıksız bir sıcaklık Alıyor bütün gizemini Şiirin Ağlamaya bozuyor Hemen bütün mısralarımı Gece başımda ışıksız Bir sıcaklık Garip dualar peşindeyim Şöyle riyasız İhtiyarlamış bir ruhum var Aynada gördüm.İnandım. Tabii yalan değilse gördüklerim Ve tabii Ayna da yalan değilse Gece Başımda dumansız ateşler Sırtımda Sarısız bir çöl yüklü Akreplere mezar bir gece Aydınlıksız bir ateş yanıyor Sırtımdaki sarısı alınmış Çölde Dengesiz denkler yüklendiğimden beri Silah, çok garip geliyor Savaşmayı sanat bilen Nasırsız, nazenin ellerime Ki, kumdan silahlarda gördüm Yapamasam dahi İşte sırtımda Sarısız, kumsuz bir çöl varken İçeride yuvarlanıyorken Atardamar içinde kan Erkeksem Yapsamya hadi İşte dalga İşte duruluş Yoktur bu ciyfe dünyada Şehadet gibi vuruluş Yine gece Alnımda Işıksız bir sıcaklık Sırtımda sarısı çalınmış Çöller Taklamakan gibi Gobi gibi Sina gibi Ateş Işıksız bir ateş O'na mahsus onu yakmak Söndür Allah'ım içimin Pırıltısız alevlerini Nurunla aydınlat ruhumu Pencereme gün doğsun Alan sensin, veren sen Mayıs 2003 Şükrü Özmen |
Çölden Mâmûl Kederim
Senin sessizliğindir göğsümde çağıldayan Ey suyunda esir kaldığım ırmak Vakitli vakitsiz yeşeren çilem Aynaları kıran zamana, asi öfkem Lâl dilim, hazin hikâyem Darağacından her kaçışım iki rekât Uzaklaşmam hayata ip mesafesi Rüzgârdan kumdan çölden mamûl kederim Gözümde yaş kurumadan önce Ufalanmadan tenim aşkın cenderesinde Nerden gelirsen gel nasıl gelirsen gel 9 Mayıs 2007 Şükrü Özmen |
Çözülme
Çözüldü hüznümün düğmeleri Çırçıplak bir sıcaklıkla Girecek koynuna Yanan bekleyişlerin Sevabına sevmiş olmanın Günahına batık Ensesi güneşe ve dağlara teğet Soluklar aldıracak Mesaiye geç kalanların Sabah bültenlerinin Tahvilat piçlerinin Hemen bir adım önünde Yongasında sabah telaşının Kitap tezgahlarının Dirilten ferahlığına Kusmadan cehaletini Yürüyüp yangın yeri plazalara Kırık yırtık bir hazana Mısra sıkacak namlusundan Çözüldü gözümün sahte bağları Dupduru bir kız kulesi resmi karşımda Sepetin dibindeki yılandan artık haberim var Rapunzelin sabrını bile ıslatır Denizin mavi tuzlu maisi Çıldırmış bir kıyama kıyıyor akşam ve balıkların bu suçta Kılçık kadar payı yok Dingin bir enginliğe sürülüyor Gecenin resimleri -ki en güzel resmidir gece bu gökyüzünün- Dalgın sardunyalarla avunuyoruz Tel kokusu Boğazımızda pasa durmuş enkaz Rüyalarla okşanıyor Yağmurla durultuluyoruz Yakamozla bağışlanıyor Tüm esrarlı suçlarımız Çözüldü aklımın sorunsalları Ben gittim Kıyıdaki yalnız kadına Sorun-salları......... 12 Ocak 2007 Şükrü Özmen |
Çözülmez Düğümlerin İskenderi
Aydınlıktan kovulur Yoldan çıkmış esirler Kelepçeler bilekte Ömür gibi çürürken Çünküsüz izahlara Meyleder çünkü Hüznü filmlere hapsetmiş Köle tüccarları Zamanın aksak ritmi Kapıp koyvermezse Sabahın dinginliğini Ardıçlardan dakikalar sağmaya Hiç gerek kalmaz Çözmeye yetmez Akrebin gücü çünkü Karartılmış gizlerin O serin saltanatını Düğümler ekliyor İçimin İskender'i içime Boş beleş hükümdarlığına Bir kısa an daha Katmak adına Uzatmak niyetinde Kellelerden mamul tahtında Kıçını şişirerek Oturma süresini Otursun varsın Uzlaşmaz kılsın Savaşlarla kanla bekleyişle Mesafeler ve Rüyasız uykularla hırpalanan Gece mesailerini Madem ki hüzünle sarmalanmıyor Kadim kavimlere imrenen yalnızlığımız O zaman buyursun otursun Herkes istediği yere........... Şükrü Özmen |
Ruhumu çalabilirdi her an
Herkese galip Sinsi yarasalar Sen, Billur bir kase içinde Göğsüne bastırıp Saklamasaydın. Kedersiz gülüşlerimi uzatan Bu boşluk Senin kılıcınla dolacak Girdapsız zamanların Neşeli piçliği Seninle son bulacak Tüm piçlere babasın Kral senin soyundan Şubat 2006 Şükrü Özmen |
D'artagnan II
Demiştim ya Girdapsız zamanların neşeli piçliği Seninle son bulacak diye geçen Bildim son buldu Artık girdaplı zamanlarımın Hüzünlüğü hiçliği başladı Bu bir babalıktır Yerinde yalnız oturan bir adamı Kaldırıp fırlatmaktır uzağa Böylece zamana açtığım Savaşıda kaybetmiş oluyorum Akşamları büyüyen molalar Azalıyor gitgide Göğsün işlevsiz bir kasedir artık Kalpten kara lekeler çıkaracak ecza yok Onun paslanmış cidarında İttir beni sonu yok savaşlara Çünkü savaşmakla anlamlanır ancak Bir muhalifin elleri Ya da Gökte kanlı bayraklar gibi Sıkılı yumruklarla Tüm piçler artık mutlu Kral tahtına döndü... |
D'artagnan III
Sen bilinmez yangınlarını Keşfetmekle marifetli kral Nasıl uzun bir gölge bıraktın İçimin avlusunda Sen aşkı hesaplara gömmüş Şiir yiyen canavar Piçlerden kesmediğin umudu Aşktan neden kestin Elinde kılıcın Terliyor avuçların Ece senin git ve al Yoldaşların ardında Bilmesen bunu Yada bilsen Eylemsizliğin nasıl kanatıyor prensesini Aramis kahrediyor Taşlarla yoldaş Atos Haydi davran DARTANYAN Aşka uyandır kalbinin derin uykularını Kral insin tahtından Aşktır gerçek hükümdar. Kasım 2006 |
Dalgın DURGUN Kederli
Ben kendimi hüznü bilir sanırdım Durgun azapları görmeden önce Tanımsız tarifsiz gözsüz kedere Aşina bilirdim azalarımı Azalarla çekilmiş bir azabım Herhangi bir acım yok Bundan nüksediyor olmalı Ara ara kan gözlerime Perdeler çekiyordum kalın perdeler Hayatla şiirimin orta yerine Attığım hiçbir nutuk küçültmez şimdi Sonsuzluğa karşı ihanetimi Atılmalı evet sonuna kadar Elsiz fersiz yapmacık Kalbimin çürükleri Dolan nedir ki bu boşluğa Gecenin mirası bir sabah mı hep Sabahsız ******* yaşamadım hiç Ruhumsa yenilmedi asla Dünyanın eşkıya duruşlarına BİTTİ Yenildim hüsran oldum Malumat bana azap Gölgem düşmanım oldu Aklımın kırışıklıklarını açan Dalgın DURGUN kederli Bir hayalet mi olacaktı Karşımda duruyor küstah edasıyla Belanın en belası keder anlarım Atlamazdım asla ben o kuyuya O beni çekmeseydi karanlığına -Nerdeydin gel bakalım sert adam Alalım kalbinin demir tozlarını Bizde bu iş için en mahir mıknatıs var- Git Zaman Ellerine güzel bir kına yaksın Ki biz şehre girerken Sancak sende olacak Güzeller güzeli bir kuşatma Senin ellerinde Anlamlanacak Direndik savaştık Ve işte aldık kenti de O zaman ne bu hüzün kalplerimizde Aldığımız bir kent ise Verdiğimiz nedir İsyanın ateşine 19 Ekim 2006 Şükrü Özmen |
Dayan Diren Şiirlen
İtiraz edilebilir mi Günahın ölümle kesilmesine Aşkın yeşeren bilinci Nefretin istiğfar makamı Ölümle Ah! .. Renkleri bir ton açan yağmurları Gömleğine düğmelemiş saydamlık Ah! .. Şiiri kaftanında bir yama sayan katılık Efkârın dibine doğru giden Derin yolun yolcusu Yol yorgunu uykuda.Derin Kelepçesiz saatleri esreden Zümrüt yeşili bir ahenkle Karşı konulabilir mi Karşılıksız ölmenin günahsızlığına Yelpazenin farkından hayata yaklaşan izah Var mı çaren Dudakları aşktan yanana Su veren elin çatlağına Ey! .. Kulede resimlerle avunan bilge Kaç mağara aydınlatabilir ki Sendeki arkaik malûmat Fildişi Kulağında Selimî bir küpe Yorulmaz mı durulmaz mı İnce ince kıyılıp savrulmaz mı Samandan sanrıların Dudakların çatlaksa Rüya yangınından kalma hasarla Fillere kin unutturan tebessümün Yetişmiyorsa ölümün âsâsını kırmaya Ayan beyan yenilen Diren Dayan Şiirlen… |
De
Bulutlar yağmura meyyal Gökler sağanağa muhtaç Gözlerimde... Sema karanlık Ve girift Yüreğimde İncecik notalar Hüznüme değip Epritir hayatımı Ki tüm güzellikler Elinde olmalıydı Şu küçük kızın Şiirde... Yeryüzü elem girintileri Ve yeryüzü Sevinç çıkıntıları yapar Duyguların fırtınasından Gönlümde... Okyanuslar Med Ve okyanuslar Cezir Gelir vurur Gider durur Dalgalar Darağacı gölgesindeki Ruhumda... Kuşlar Bahara serenatlar sunarken Tetiktedir yaz Ve güz Bekler kendi zamanını Kaderini bekeleyen İçimde... 2001 Şükrü Özmen |
Deniz Tuzu
Öldür aklının şeytanlarını Yarama deniz tuzu basma sevdiğim Kaldır aradan mesafeleri Hüznüme hançeri sokma sevdiğim. Aşkının ateşi yaksın ruhumu Tek siteminle yakma sevdiğim Geleceğim her gel dediğinde Yeterki kalbimden çıkma sevdiğim 19 Aralık 2006 Şükrü Özmen |
Derd-i Derûn
Yamaları sökülsün Rengime giydirilen Bu deli gömleğinin Açılsın sefaleti bir bir Görünmeyen yerlerimin Meğer yangın sonraları Hep kül ve duman olmazmış Meğer kapatılan yerlerim Havalanmalıymış hep Derd-i derûnuma dokunmalıymış Sebeb-i hayatım Nazenin elleriyle Mülk sahibi bu diyarın Desteksiz tahtında Bir ömür oturmamalıymış Eyvah ki vah Sesinin goncası İçimin ormanına açılan Nergis soğukluğu Serden geçen serim hey Yeşilim Maviye karşı Mağlubum aşka......... 31 Ocak 2007 |
Derkenar
Kalbim; Bir ortaçağ aşkının Şuleleriyle doludur. Geçen zaman Dirlik eklemişsede, Yeniden yazılan hayatıma. Ve hasretler girsede, En eski halleriyle rüyama Ellerim; Rüzgarın vicdanına Terkedilemeyecek kadar Diridir! .. Bir dünya gözlerimde Hep canlı Bir yürek hep atar nabzımda Eksilmemiş vuruşların Ve yokluğunda kahrolunan Çün yokluğu azap olan Bir ER'in hüznü ruhumda. Yıldızların gadrına uğrar bakışlarım Yıldızlar: Ki çoktandır parlamaz Gözlerimin ufkunda Şiir bile yıldızlaşabilir Ellerimin atımında Şükrü Özmen |
Desk
Resmine bakıyor cennetin Kalemsiz kırılgan gözleriyle Tohumsuz pür perişan aklı Zikrediyor Kara karıncayı hakkıyla bileni Taun belası değil Aşkın en onulmaz En eczasız yarası İşte bu... Gözlerinden ruhlar geçiyor Taşlayan EBABİL'in Haziran/2004 Şükrü Özmen |
Ürperişim
Yaz henüz başlamışken Kıpırtılı hikayesini yazmaya Gece serinliği mi Öğlen kavuruculuğu mu İkindi tenhalığı mı Bilinmez İçime sabahlar açtıran cıvıltı Bu kadran dönüşüyle geldi Kovanıma bal dolduran bu arı Zindanımı çiçekleyen bu nefes Aydınlığım bundandır Yücelişim bu yüzden Ve kutsal bir meşale gibi parlayışım Dehlizlerin karanlığında Ellerimi ikircikli telaşlardan koruyan Bu yangı Nefesimi rengine bulayan Bu boya Doğdu Geldi İçimin cinnet provaları Sahnelenmeden az önce Kanyondan Mor çiçekli dikenden Boşluktan koparıp kalbimi Kırlara İşte oraya Papatyaların yanıbaşına fideledi Doğdu doğurdu ömrümü Anneden çıkan annem Yarim Yarenim Sevdam… 4 Haziran 2007 Şükrü Özmen |
Dokuz
Sahilindeyim yanık türkülerin Eşyaya ket vuruyor Ruhumun alazları Devrik taburelere ağıtlar yaktığım Dar gölgesinde uyumak Rüyalara dalmak için yırtındığım Bir anı denizi Önümde dupduru uzanmış Bana bakir balıklarının Marifetlerini seyrettiriyor Ah bu haşere zaman Nasıl kaşındırıyor anılarımı Nereden buluyor Coşkumu hüzne dönüştürdüğüm kavgada Kullandığım kılıcı Gövdesinde esrar Teninde giz'ler taşıyan Bu kervanı neden boşaltıyor Damarlarıma Ki onların güçsüz aciz çeperleri Kararıp ayinlerle Çatlamaya yüz tutmuşken Yok işte duyulmuyor Devrik taburelere Yazdığım şiirler... 1 Aralık 2006 Şükrü Özmen |
Dost'a l
Sen ölürsen dostum Adı dünyaya hüzünle kazınmış Anılarım ölür Hayata sımsıkı sarılışlarım Yeni baştan başlama arzularım Ve anlamlarımın kördüğümü gönlüm Ölür Şükrü Özmen |
Dost'a ll
Ölüm Taze bahar çiçeklerini Kıskandıracak güzellikte Buluyor kendini Senin gözlerinde İkindi gölgeleri gibi Upuzun düşüyorsun Hayatın ışığına Alacakaranlıkta tertemiz hayaletler Oluyor başucunda Ve tertemiz rüyalarında Bakirelerin Senin gözlerin oluyor. Ergenler sivilceli yüzleriyle Sevmedikleri kızları Rüyalarında düzerken, Sevgilisinin ellerine Dokunmaya kıyamıyor Marifetsiz çocuklar Senin düşlerinde Sen kendini Uçurumlara Kalkansız yalnızlıklara Düşlere Annelerin gözyaşlarına Babaların katı şefkatlerine Ve terkedilen sevgililerin İç burkulmalarına bırak Beni burda bırak Yalnızlık gözlerimin yoldaşı olur Ruhumsa hep aynı istikamette İşte ölüm Senin ellerinde Ter-ü taze kır çiçeklerinin Nazenin yalnızlığına dönüşüyor Kırıyor işte benim belimi Ölmek değil Ölümün düşüncesi Beni sana Beni dünyaya Beni Allah'a Açıklayacak hiçbir şeyim yok Şu birkaç dizeden başka: Birden bire boşalan yolların ortasındayım Hedefler hep çok çook kolay olmuştur. Nereye Nereye Nereye Gideyim... Temmuz 2002 Şükrü Özmen |
Dost'a lll
Ömrümün En yakışıklı hatırası sensin Kapanıp ağlamalarımız boyunca ******* ve ******* boyunca Elleri çiçeklenmiş gençliğimin En elle tutulur Unutulmazı sensin Ufka dalıp gitmek Hayali cihan değer Devletler gibi Bakmak dünyaya Sivri yanlarımız Muhalif bakışlarımız Gayr-ı fıtri otomobillere Ömrümün En adam hatırası sensin Aynalarda ben başka Karşımda sen hep aynı Ömrümün En naçar hatırası sensin Sensin çıkmazlarda Kadınların aydınlandığı şarkı Bilirsin Hep korku dolu bakarım ben Denizin o geniş karnına Sınırsız gök aramalarım Sonunda Ufuksuz bir mahpus şehre Düştü günbatımı O sığ ve büyük Irmağın kıyısında Karşımda gözlerin Güvercin kanatlarına anlamlar yüklüyor Ömrümün En girift hatırası sensin Kadınlar Ve işte kadınlar Senin en büyük bilinmezin Korkun ve kederin Kadınlar ah kadınlar Akreplerin aydınlattığı kadınlar Yüreğime kıpırtılar katan Beni ölünmez uçurumlardan atan Kadınlar Seni birtek onlar bilecek Ana yürekleriyle... Evet oğlum Sen benim ömrümün En derin hatırasısın. Şükrü Özmen |
Dost'a lV
Semaları yeryüzüne indirdik Hasretlere aşık olduk seninle Yangınlara buzdan urba giydirdik Yandık; yanmalara yandık seninle... Şişmişti ayaklarım yazdı sıcaktı Tepelere altından bir güneş çıktı Doyurdukça karnımı ruhum acıktı Bulduk; bulduğumuzu sandık seninle... Ellerim yüzümü kapatıyordu Akşam ovaları saratıyordu O mana ruhumu daraltıyordu Uçtuk; yücelere konduk seninle Ruhumda tenimin ağırlığı var Ruhumda cesedin sağırlığı var Ötelerden bir sesin çağırdığı var Uyduk; çağrılara kandık seninle... Şükrü Özmen |
Dost'tan
Sen ölürsen Toprağının kokusu Şiir ülkemi sarmadan Gitmem mezarından Sen ölürsen Bayrağı bulutlar olan Gönül ülkemizden çıkmam Ben ölürsem O zaman Sen ölürsün DOST............ 27 Kasım 2006 Şükrü Özmen |
Dosyalar Mühürler
Bir iklimsiz kar yağar Ömrün yamaçlarına Çarmıhlarda tükenen İmanın bu son nefesi Beyaz kuşlar getirir En soylu muştuları Ki en güzel resmidir Gece bu gökyüzünün Şimdi ellerinde karbulutları Çıkıp gelir gülen çocuk Ve şimdi gider Hayatın katı fotoğrafları Dosyalar yüreğini acıtıyor Deli bir tayın Sen çırçıplak beynin Görünmeyen başınla Ellerinde bir demet mühür Dolaşır nem ararsın Ömrün tenhalarında Mayıs 1999 Şükrü Özmen |
Dört Dörtlük
Ben bir göçebeydim dünya yurdunda Seslendin eğledin kal ettin beni Unuttum ölümü karşı durdun da Aşkınla bir garip hâl ettin beni Dünyayla barıştım senin uğruna Zamanla yarıştım senin uğruna Devlerle dalaştım senin uğruna Ürkektim korkaktım Zal ettin beni Esritip düşleri yoluma saldın Uykuma kastettin rüyama daldın Lisânıma sızdın şi'rimi çaldın Bülbüldüm gülşende lâl ettin beni Hasretinle yandım tüttü dumanım Ah-û zarla geçti hayli zamanım Vuslatındır benim elim amanım Sonsuzluğa giden yol ettin beni 4 Nisan 2007 Şükrü Özmen |
Dua
Allah Allah Allah'ım Beni bana bırakma Beni senden uzaklaştırma Dolmayı bekleyen boşlukta Işığa muhtaç loşlukta Gözlerimi yollarda bırakma Keder benden uzaklaşma Ateş beni bırakma Yanmak, Kalmak demek oldu benim için Sönmek, Ölmek anlamında Yanayım yangınlar boyu Buralarda yanayım Ordaki yangınları kaldıramaz Benim ruhum İtilmişlerin Cezaya kalmışların yangını Beni bitirir Beni bana bırakma Beni senden uzaklaştırma Dünyada yak beni Sonsuz serinlik Ve ferahlık istiyorum Oralarda.. Temmuz 2002 Şükrü Özmen |
Dua (Kum Fırtınasına)
Sahibim, Derdime Dermanım, Hasretim, Hicranım, Vuslatım, Allah'ım: Kalbimin kılçıklarını Bağdat'lı çocuklara Ayıklattır Taşlaşmış yerlerimi Seksenlik ninelere Pervanesinde Apachi'nin Bir ömrün en güzel Madalyası var Dedeler onu istiyor Ver Allah'ım ver Selli, kumlu, ateşli Yağmurlar, rüzgarlar ver Yoksa nereye gömebilir Babalar çocuklarını Anneler hepten ölürde Sen bilirsin Allah'ım Bizede öğret Kumdan nasıl Silah yapılacağını... Nisan 2003 Şükrü Özmen |
Duvarlar
Duvarlar Eskiyen ışıkları Göğsünün matlığında eriten İnkar edilmez yeşili Karşı konulmaz maviyi Cürmü sorulmaz beyazı Kenarsız donukluğuyla Tüm rengi içine çeken Duvarlar 1 Mayıs 2007 Şükrü Özmen |
Dünden Gördüm Yarını
Siyahı bilmeden beyaza doydum Seslerden renklerden alma beni yar Dereyi görmeden denizi duydum Aklımdan fikrimden çalma beni yar Lûgatıma böyle dipten dolmasan Özüm sözüm eksik kalır olmasan Şimdiler demine döner kalmasan Güfteden besteden alma beni yar Şiir süsü verme batır kalemi Feryadım tutmadan arş-ı alemi Hasretin ondurmaz iken bahçemi Vuslat bağlarından yolma beni yar Bin taneye böldüm aşkın narını Nârımla erittim gönül karını Bugün dünse dünden gördüm yarını İfrit suallere salma beni yar 31 Mayıs 2007 Şükrü Özmen |
Eeeyyy...
Ey gül! .. Dikenlerin her şafak, Türkülenmiş gönlüme Mızrak acısıyla batar Ve kenarlarda Ve kuytularında şehrin Ve varoşlarında Dertli anaların Böğrüne akar yaprakların. Ey Gül! .. Sen gittin gideli Ellerimizde geçmiş zaman Fotoları Dillerimiz MUNTAKİM'e Duada Ve körpe filizler Senin kokundan mayalanır. Ey Gül! ... Baharlara sitemler sunar Acılı şairler. Mutedil isyanlarda Zünnar kuşanmış bir yıldız Ve gözlere gelmiş sevdamız Sen ki kemiklerini yedirme Böceklere Ey Gül! .. Ey tahta atlara kefensiz binen! Urganların çocuğu Ellerimizde sicimsiz denkler Yüreklerimiz DAR'ın gölgesinde Ve biz GÜN'ü bekleriz Elimiz yüreğimizde Ve Ey Gül! .. Sende bilirsin ki DOKUZ ayda doğar Her bebek. Şükrü Özmen |
Efkâra Güfteler Az
Ak üstüme doğru ak Serinliğini denizden çalan Büyük ve soğuk ırmak Sancısı kardan gebe perişanımı Yıka akarsuyunnan Taşları seyrek bir sahanlığa Toz düşleri ekleyen yeşilimi Sarıdan uzak düşür Götür kalelerin içine Gevşek ve ılık bir efkara savur İçimin depremi kırmadan Göğsümün enkazını......... 10 Şubat 2007 Şükrü Özmen |
Elf-i Şehr
Saçlarımda sapsarı Zehirli bir sonbahar Binicisiz dizginsiz Gemsiz koşuyor İçimde atlar Kadir mi Arefe mi? Bayram mı bu hülasa Ellerimde kıpkızıl Soysuzların kanı var Nitekim netice mi? Nasılların içinde Buruyor deli cellat Sihrimi yeryüzüyle Dünyayı göğsünün kıllarına Gömmüş düşünen adam Yemiş bitirmiş işte Elinde kalan hazan Kafiyede kafiye Bıktırdı döngü artık Yaşamakta bir şey yok Göğsüme süngü artık... Kasım 2004 Şükrü Özmen |
Emboli
kanın isyanını bir vurkaçla sınaması kalbin akışkanlığa alışık rahatlığını tıkaması hayatın pıhtılaştırdığı kanın ölüm ölüm tıkanıklıktan ölüm ölüm sıkışıklıktan ölüm ölüm gündelik sözlerimiz arasına aldığımız kaba ve narin yavaş ve hızlı atımlı ve atımsız hepsini bir anda olabilme marifetiyle dolu ölüm ölüm.. başkasının ölümü sebebi anlaşılmasa ölürmüşüz gibi çırpındığımıza sebep emboli 9 Aralık 2007 |
| Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 07:23 AM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.