![]() |
Prangalar
Ben karşıda Karşı kıyıdayım Yüzerek gel al beni. Dizlerindeyim,gözlerindeyim İçten,sevecen Şefkatle sev, okşa beni Ben karşıda Karşı kıyıdayım Barış,kardeşlik getir bana. Karşıdayım asırlardır Özgürlük getir halklara Kalpler buzlanmış Güneş ol,erit beni Ben karşıda Karşı kıyıdayım Bayrağım esir Esarette yürekler Zincirler kalın, kırılmaz Prangalar ağır tonlarca Yüzerek gel kurtar beni 15.08.2005 (‘ŞİİR HARMANI’ ından) Mazlum Zengin |
Radyo Arguvan
Güzel dostlar bir araya gelince Radyo Arguvan’da muhabbet olmus Ak gülleri deste deste derince Yürekten yüreğe sevgiler dolmuş Yürekleri yaralı plaka kırk dört Bir yandan hasretlik bir yandan gurbet Arguvan’dan öte yüreklerde dert Deyişler halaylar yüreğe dolmuş İnsanları dosttur yürekleri ezik Susuz topraklarda bulamaz azık Herkes is öğrenmiş takmış bilezik Arguvan’dan Almanya’ya yol olmuş. Arguvan’ın türküleri ağlatır Çorak toprakları ağıt söyletir Otuz sene gurbet elde eğletir Yürekleri yanmış diller lal olmuş. Gönlü Arguvan’da gurbette ayak Üvey evlat olup yemişler dayak Devlet hiç görmemiş hep yalınayak Yürekten yüreğe Arguvan olmuş Mazlum’un gözleri çağlayan olmuş Türkü şenliğinde Arguvan dolmuş Sazlar düzen tutmuş türkü söylenmiş Yüreklere sevgi muhabbet dolmuş. 13.06.2006 Mazlum Zengin |
Rotamsın
Azgın sulara bırakılmış Karanlıklarda yol alan Dümeni kilitlenmiş gemimin Beni,sana getiriyor, sana Sen benim rotamsın. Gemim fırtınaya tutulmuş Issız ve karanlık *******de Korkunç lodos, ve tayfunlarda Sığındığım rabbim Sen benim limanımsın. İstanbul sokaklarındayım Mecnunum, adımlardayım İstesem de gidemem başka yere Her yanım seninle dolu Sen benim güzergâhımsın. 08.06.2005 (‘ŞİİR HARMANI’ ından) Mazlum Zengin |
Rüzgar
Benim dostum,benim sırdaşım Uzaktan,sesini bana getirir Benim yoldaşım,can arkadaşım Uzaktan,nefesin bana getirir. Çıkarım dağlara sohbet ederiz Bazen ağlayıp,bezen güleriz Getirdiğim azıkları beraber yeriz Uzaktan,selamın bana getirir. Onu kızdırırım yırtınır durur Bazen,kendisini yerlere vurur Uzak menzillere,tez zaman varır Senin vuslatını bana getirir. 03.05.2005 (‘ŞİİR HARMANI’ ından Mazlum Zengin |
Saçlarına ak düşmüş
Saçlarına ak düşmüş Nerelerdeydin? Belin bükülmüş,benzin solmuş Bir vefasızla mıydın? Yüzündeki çizgiler artmış Bakışlarındaki,sıcaklık aynı ama Gözlerin korku içinde Bir zorbayla mıydın? 03.06.2005 (‘ŞİİR HARMANI’ ından) Mazlum Zengin |
Samanyolu
Köyümde *******i,Samanyolu’na şarkılar söylerdim Ve yıldız, kayarak dökülürdü gözlerinden. Şimdi artık, şarkı söyleyecek çocukta yok Ağlayacak Samanyolu da Ve,İstanbul’da yıldızda,yok 30.07.2005 (‘ŞİİR HARMANI’ ından) Mazlum Zengin |
Sana tapıyorum
Yüreğim kurumuş,çatlamış Sevgine muhtaç başka şey değil Ben, sana susamışım sana Yağmurlara,pınarlara değil Ben bir vadideyim asırlardır Açım,boğazımdan bir şey geçmez Ben,sana açım sana Ekmeğe,yemeğe,yiyeceğe değil Senin içindeyim, ibadetim sana Günahım çok,dağlar kadar ağır Ben, sana tapıyorum sana İlahlara,putlara,mabetlere değil 04.07.2005 (‘ŞİİR HARMANI’ ından) Mazlum Zengin |
Sansar sessizliği
Ürperdi bedenim, üryan Bir yağmur sonrası serinliğiyle *******den bir gece Ulaşırım sana, parmak uçlarıma basarak. Söz geçiremem yanan bedenime Gelirim, bir sansar sessizliğiyle. Nasıl bir mahluksun ki Bedenin doymaz Hep aç, hep açık Bir ustura keskinliğiyle Ve sansar sessizliğiyle Gelirim bir gün, bir gece… Ne zaman mı? Yedi sene, on ay, üç gün, sonra Açacaklar, üzerime beş yerden kilitlenen, beş kollu demir kapıyı. Rutubete dayanabilirsem Sensiz yaşayabilirsem Yedi sene, on ay, üç günün gecesinde Aralık et pencereyi Uyuma sakın, uyuma Bir sansar sessizliğiyle Gireceğim koynuna. 11.06.1981 (`ŞİİR HARMANI` ından) Mazlum Zengin |
Sansarak’ta Trekking
Sansarak’ta Trekking Otuz temmuz Pazar sabah 05.30 Saat zilinin sesi bir başka uyandırıyor beni Acele adımlarla evlerimizi terk ediyoruz Ve aracımız bizleri evlerimizden topluyor İstanbul’u çıkana kadar yirmi kişi oluyor Türkü ve Şiir eşliğinde, Yalova’ya nasıl geldiğimizi anlayamadık Açık büfe bir kahvaltı Ve rehberimizi alıp yola koyuluyoruz İlk sefer görüp ve aşık olduğum bir şehir İznik Alış veriş molasında güleç yüzlü insanlar görüyoruz Sarı Saltuk, Eşref Baba’ya fatihamızdan sonra ayrılıyoruz Keskin virajlı yoldan İznik’e kuşbakışı bakıyoruz Şirin köylerden geçerek bir köyde çay molası veriyoruz Yirmi kişilik grubumuz çömeliyoruz iskemlelerimize. Bir halk ozanı canlanıyor gözümde, Köy kahvesinde elinde sazıyla Coşkulu bir biçimde çalıp söyleyen ‘Sansarak’tan öte bir yol varmı ki? Yüreklerde deste bir gül varmı ki? Muammer grubu çok bekletince Çay paralarını ödedimi ki? Ve bir Delikanlının yanına oturuyorum Yüzü güleç hoş geldiniz diyor bizlere Soruyorum köyün adını, geçmişini Sansarak diyor seksenlik delikanlı Alaattin Aydın Ve kendisi kurmuş gibi anlatıyor eski muhtar Yedi yüz senelik bir köy diyor Üç ev varmış o zamanlar isimsiz köyde Üç sarı kısrak gözükmüş çayırlıklarında sahipsiz O günden sonra Sarıkısrak oluyor köyün ismi Ve asırlar geçtikçe değişiyor isim Bugünkü adını alıyor Sansarak. Evler ker**** ve bir eseri antika değerlerinde Yüzler güleç Yüzler kırmızı Yüzler davetkar Çaylarımızı içip vedalaşıp yola koyuluyoruz Birkaç kilometre sonra aracımızın motoru susuyor Bir temiz hava Bir sessizlik Bir güzellik ki sormayın Patika bir yola sıralanıyoruz Yirmi güzel yürek Yirmi güleç insan Hafif meyilli bir patikadan kendimizi salıyoruz Kuşlar karşılıyor bizi cıvıl cıvıl Bir kilometre sonra bir deredeyiz Güneşin ağaçlardan giremediği Gölgelikte akan suyu soğuk bir dere Eski değirmen var önümüzde Ve beş sene öncesinin çalışan değirmeni Biraz dinlenme Bir trafik keşmekeşinden sonra cennet bahçesindeyiz Türlü güzellikte çiçekler Ve akıp giden iki değirmeni döndürürcesine, Gürültülü bir şekilde Ekip başı ve kılavuzun talimatlarını içercesine dinledik Suyun gidişine yola koyulduk Bir keyifli yolculuk ki sormayın Herkeste bir heyecan Ve yirmi güzel can Siz hiç buz gibi suya kendini atan gördünüz mü? Siz hiç elbiseleriyle göletlere birkaç metreden atlayan Ve telefon, ve resim makinesı ile atlayan gördünüz mü? İki saatlik bir gidişte Büyükçe bir göl Ve derenin bittiği yer Su bir şelaleden dökülüyor Ve aniden kayboluyor, Tekrar iki kilometre ileriden çıkıyor Canlar tek tek suya atlıyorlar çocuklar gibi Önce bayanlar Sonra erkekler kendilerini suya bırakıyorlar Ve bir doğa manzarası var ki büyülü Her yer orman denizi Dağ çileği ve fındık ağaçları çeviriyor bizi Aynı yolu geriye Döndüğümüzde yemeklerimiz hazır Ve biz doymak bilmiyoruz Bir kaynak su, soğukluğuyla buzdolabını kıskandıran Güzel bir dinlenmenin ardından Yola çıkıyoruz ama Ayaklarımız geriye geriye gidiyor Adeta ayrılmak istemiyoruz Sansarak’tan Evet burası Sansarak Kanyonu Herkese daveti var Ziyaretlerinizi bekliyor Benden söylemesi 31.07.2006 Mazlum Zengin |
Sarışın güzel
Beline kadar sallanan Başak sarısı saçlarınla Bana doğru birazcık yaklaş Yaklaş, saçlarımız tanışsın. Kaldır başını geçişlerinde Yüzüme bak kalbimi ısıt Aç kalbinin kapılarını arala Yaklaş, kalplerimiz tanışsın. Karşılaşınca gülümsesen Bana bir günaydın desen Parmağında yüzük yok gibi Yaklaş, ellerimiz tanışsın. Bir merhabayı çok görme Kaldır başını, gözlerime bak İzin ver, izin ver gözlerine Yaklaş, gözlerimiz tanışsın. 21.09.2005 Mazlum Zengin |
| Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 09:41 PM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.