![]() |
Ver Çölümü Bezirgan
1/: Nemli vahaları al kat mülküne, Ver çölümü bana geri bezirgan. *** Develerim kışlasın yorgun argın dönende, Ahmetistan diye bir hayali ülkeden, Gölgeleri yüreğime uzanan kayaların dizinde. Güneş kızgın ve kızıl bir kalkan, Yakan o olsun ama yakılan ben olmayım. Çöl soğutsun yüreğimin buhurdanını, Ayağıma kapanan kumlar kişnesin... *** Gümrah vahaları al kat mülküne, Ver çölümü bana geri bezirgan! 2/: Doğru, bir çöl bedevisiydi babam, Anamsa Tuareg beyinin kızı... Ama ne Mecnun diye anıldı adım, Ne de Leyla diye bir kadını tanırım.. *** Evleneyim bir karaçadır kızıyla, Hurmalar altına çağırsın beni, Uzanayım zifafımda güneşin buhurdanına, Ellerime kına sürsün bilge bedevi. Batsın çivilesin kumların keskin bağrına, Yaşlı, sinsi ve saldırgan devedikenleri şu öksüz kaderimi. Türkü tiryakisi taylarıma gümüş koşum vurulsun, Kara çadır ortasında kızım dursun, Oğullarım iksir damıtsın saç uclarından... *** Zeheb kubbeli sarayları al kat mülküne, Ver çölümü bana geri bezirgan! Ahmet Yozgat |
Vesikalık Resmine Dair
1/: Yeter mi seni tarife? Gözbebeğime yapışan uysal ve uğrun Kızıl ve kahverengi vesikalık resmin bilemem, Günboyu göğsüme sürdüğüm gülüm... *** Ellerin ince damarlı çınar yaprağı, Gökyüzüne kardeş olan gözlerin görmeli beni her dem, Karanlık *******de kanımda oynaşan yılkılık taylar, Taşır seni yüreğimin kuş uçmaz yaylalarına. Takıp bakışlarını nayif püskülüne başımın, Bir “Boppili” halayı tuttururum Çalatlı’nın yokuşunda. Kına sürüp gri hayalinin üstüne, Kırmızıya boyarım şilbaştan suretini. Ve sığınırım vesikalık gözlerin en irisine, Ellerine yarışatı yemi sunarım, Yanarım bir kez daha... *** Günboyu hayalini göğsüme sürdüğüm gülüm... Vesikalık resmin yeter mi bilmem, Gözbebeğimde mülteci düşlerimi tarife, Ve sensizliğin diğer adresi ölüm... 2/: Neden kahverengi ve yanık kokar, Ve neden tırtıklı olur sevgililerin acaba, Uzak hülyalara asma köprüler kuran, Ve kervanlarla flu kentlere ulaşan resimleri... İnce damarlı çınar yaprağı ellerin, Tutar kavrar gövdemi en yumuşak bendinden, Irak diyarlardan bu yana ırmaklar akar zalim ve puslu, Damağında gösel tadlar taşıyan dağlar küçülür, Sığınır vesikalık saçlarının gerisine, Göğsüme sürdüğüm gülüm... Yeter mi bilmem seni tarife, Cüzdanımın arasındaki mülteci hayalin, Ve sensizliğin diğer adresi ölüm... Ahmet Yozgat |
Vezin Yüz Yıl Düşünür
1/: Işkın sürerse yürekler, Sevdalar meyveye durma vaktindedir. Bu yüzden sular sık sık ısınır. Şeker-şerbet dökülür ol nedenle tatlı diller üstüne. *** Baklavası şerbetsiz yenmez Antep elinin. Sarı gelinin solgun sureti dilim dilim belirir aynalarda. Sözcükleri ipe dizen bir ustadır zaman, Her boncukta durur ve yüz yıl düşünür vezin. Artık duy benden ve kana kana ağla, Antep yetim barakların öksüz yurdudur, Ol sebepten bir döner zavallı kızkardeşi Şam’a bakar, Bir döner Adıyaman bir tanrılar dağına. 1/: Işkın sürerse yürekler, Sevdalar meyveye durma vaktindedir. Bu yüzden hudut boyları sık sık ısınır. Şeker-şerbet dökülür ol nedenle tatlı diller üstüne. *** Ey Kerem içsen idin o şarabı, Keşiş “Eyva,” diyecek miydi sanırsın hayalinin üstüne? Bence Tiflis, ki bir diyarı Armenyan’dır, Durmaz oturmaz “Sarı gelin” çığırtır ozanlarına. Artık duy benden ve kana kana ağla, Ve yana yana kendi ankanı doğur. Çünkü aşık adam can bulur kendi külünden. 3/: Işkın sürerse yürekler, Sevdalar meyveye durma vaktindedir. Bu yüzden gökler sık sık ısınır. Şeker-şerbet dökülür ol nedenle tatlı diller üstüne. *** Ağzımızdaki o dem son içtiğimiz çayın demidir. Bu sebepten ehline dırahşan yol görünür sevda serveti, Yıldız yerlerinin aydınlığı gösterir yolu, Aşk ve kıyamet ehline ancak vakti gelince. Artık duy benden ve kana kana ağla, Ki gözyaşıdır ancak cehennemi karartan, Darartansa yürekleri sabırsız sabırdır... Ahmet Yozgat |
Vurmayın Cemâl’imi Kahpeler
1/: Hüzünlü gül düştü düşlerime, Nisanın on beşinde sevdamın... *** Doruğu gönendi Kaf dağımın masalda. Sermayesi sevda olan pınarlar Harladı rüyamın tarlalarına. Sümbüller musallada demet demet ağladı... Turaçlar uçtular telek-tefek kabiristanda Çiğ düştü hüznümün çorak yurduna İstikbalin düşlerine gül düştü... *** Belki gül değildi gelinler, Düşen sümbül döşlü Cemâl’di... Vurulansa turaçlar diyarı Ürgüp Mavzerdeki el zemheride buz... Yürek kaskatı, Dudaklar susuz Deşti Kebir’di sayın ki Ya da, “Seçemedim sekişinden kıratı.” 2/: Yani sayın ki gelinler, “Arpa ektim biçemedim.” Kan bürüdü düşümün yeşil yüzünü. Gelinler ağıda durdu, yüreğim onlarla bile Vurulan sümbül döşü Cemâl’in. Kavrulansa turaçlar yurdu Ürgüp... Vallah, “Seçemedim sekişinden kıratı.” Tetiği ısıran zulümkar parmak Ağustosta harlı nâr Yürek mi? ... Onu sormayın gelinler Bileğim gibi kaskatı Yani, “Seçemedim sekişinden kıratı.” Ahmet Yozgat |
Ya Çiğdemler Öyle mi?
1/: Çiçekli diplerinde dağların, Kar yemektir muradı aşıkadamın. Nedense pekmezler pek sever zirvenin en dişlisini, Bense nisanın rahvan at sekişlisini... *** Dedin ya “Çiğdem gülünün sarısına baygınım,” diye, Beni bekle, Çiçekli diplerinde dağların, Bıraktığım bu koyakta, Sana yıldızlardan ışık getireceğim o sarışınlıkta. 2/: Ey zümrüt gözleri yaşlı sevgili, Ağıtlar da kök salar ilkbahar da nergisler gibi... İklimin elinde değil ki kaderleri mutla bitirmek, Ama ya çiğdemler öyle mi? İşleri nisanın ağzında sarışın bir bulut gibi köpürmek. *** Dedin ya “Çiğdem gülünün sarısına baygınım,” diye, Beni bekle, Çiçekli diplerinde dağların, Sana yıldızlardan ışık getireceğim o sarışınlıkta. 3/: Bozlaklar yekinir arasıra yüreğimin ortakarar toprağından, Bozok bozkırlarında gelinler dolanır, Bir ellerinde madımak dolu çıkınları, Diğerinde allı gelin üstüne yakılmış türkülerle... *** Dedin ya “Çiğdem gülünün sarısına baygınım,” diye, Beni bekle, Çiçekli diplerinde dağların, Sana yıldızlardan ışık getireceğim o sarışınlıkta. 4/: Kader işte, ham meyveyi de koparır el oğulları, Bahtsız bağrımızdan bakarsın yeni çiğdemler uzanır. Sevmenin de bir dili vardır kendi sarılığında, Bazı barak olur, bazı arguvan, Bazen dadanır dizeler diyarında şanlı şiire... *** Dedin ya “Çiğdem gülünün sarısına baygınım,” diye, Beni bekle, Çiçekli diplerinde dağların, Sana yıldızlardan ışık getireceğim o sarışınlıkta. 5/: Sussa zaman çiğdemler uzatırken işaret parmaklarını göğe, Yola revan olunca turna katarı zemin dirülse, Her nisanın peşinde bir mayıs gelir kocaman ayaklarıyla, Ve ulam ulam ulanır kayaların gölgelerine koyunlar, Bir çoban kazar köklerini sarışın kızların... *** Dedin ya “Çiğdem gülünün sarısına baygınım,” diye, Beni bekle, Çiçekli diplerinde dağların, Sana yıldızlardan ışık getireceğim o sarışınlıkta. 6/: Yadellere kokusu ulaşmaz sanılır çiğdemlerin, Ya üstümüzde dolaşan bu bulutlar ne taşır? Ardımızdan ünleyip en gurbetçi türküleri gelinler söyler, Adımız ile anılır çiğdem kokuları ve türküler, Kimi zaman kelimeler de birer kanlı cellat olur bakarsın, Yerden kaldıramaz yaslı başını o tazecik çiğdemler... *** Dedin ya “Çiğdem gülünün sarısına baygınım,” diye, Beni bekle, Çiçekli diplerinde dağların, Bu yeşil gölgeli koyakta, Sana yıldızlardan ışık getireceğim o sarışınlıkta. Ahmet Yozgat |
Ya Dağlar Yürür İse
1/: Kaçkın güneşleri sakladım, Kahkülümün saçağının altına... *** Zemheride erittim asırlık mermerleri Sızdı akrebin zehri özlemin damağına… Damladı göklerden emdiğim aksüt Kadim dağlar reddetti sukuneti, hışımla ayaklandı Kişiliksiz tepeleri sürükledi ardınca. *** İşte emellerimi kesen son hudut, Beni tutmak için hoyrat ellerce çizilmiş yola. Dayandım adaleti kemiren dişlere erkek gibi Direndim yalın ve art niyetsiz açtığım adil cephede Ve direndim masum ama kadınca... Yol verin Çamlıbel’de kıyamıma çukurlar Bolu beyi ferman etse de ne? Yolların kesiştiği merkez işte bu Durdum ovaların orta yerinde Ben durdum... İzan durdu... Ar durdu… Dağlar yekindi yerinden Kayalıklar çekti karlı zulmün kasaturasını Sıradağlar ağustosta kudurdu Karlı zirveler yürüdü gürleye gürleye Ve üstüme bürüdü kanlı maşlakasını… 2/: Direncim kara doruklara karşı kıyamıdır azmimin Nazlı çiçeklere ise hiçbir vakit kıyamam Anam ağlar ufalayıp dediğini yıllarca Babamsa sisler içinde gömülmüş sevdasına Bilgece seccadelere binmiş bakıp bakıp ardınca Dayandım erkek gibi Direndim kat’i ve teslim mi, asla! Ve direndim son sınırda kadınca “Keşke” diyesim geldi bazen yalnız *******imde O an kestim hain atan damarlarımı tel tel Rüyalarım buz ve kızıl dızmana kesti Batırdım bayrağımı hırs ilen kesişen kavşaklara Esti bir hain rüzgar... Savruldum uzaklara... *** Şimdi ne kadar sakin deli Atlantik Dercoldu duvarına dev sandığım noktalar Tükendi moral... Eridi etik... Ben durdum... Namus durdu... Ar durdu Dağlar yekindi yerinden Zirveler sıyırdı buzdan kılıncını seferberliğin Sıradağlar acıktı ve kuşluklarda kudurdu Zelzeleler adım attı üstüme... Ahmet Yozgat |
Yaralıyım Yağmurlar
1/: Yağmurlar... Yağmayın delidolu yaram üstüne... *** Öyküleri dağlara zincirlenmiş devdir dereler. Bilenmiş göz pınarları ise çayır kuşlarının tüyünü biçmedeler. Elleri çığlık çığlığa ağustosta kuytuya çekilen karın. Bense arkadaş yağmurların, Düğününde seymen, nişanında sağdıcım. Ancak... Kara çadır, korugan bir kayalığa; Bağrını sebil diye dokunmuş yaygı gibi, Ve acısını bir “Duran ağıtı” gibi hançer kınına gömen, Ben... Ve iki buçuk karışlık göğsünü çiçek tarhı yapıp, Kalbimi öpen bu sahipsiz ve kızıl tarlaları pıtrak bahçesi... Herkesi şakağından akan terle sulayan, Kaynayan gözeleri parmağıyla tıkayan... Başım bunda şu sıralar, Yağmurlar bu aralar, n’olur Yağmayın yaram üstüne... Ahmet Yozgat |
Yedi Adamın Yedi Öyküsü
1/: Yağmur adalet üzre yağıyordu Islanıyorduk ahmakçasına yedimiz... *** Yedi yol sıçrıyordu yedimizin önünde Ve şerareler öpüyordu dizkapaklarını yedimizin Yedi yaşımıza dek apaktık... *** Kanıyordu… Boyalı kelebeklerin kanıyordu yıldızlı kanatları Sanal testereler harmandalına çökmüştü bir harmanda Yedi yerinden dem tutuyordu yapraklar Yadellerde yollar çatallanıyor Yedi çata ayrılıyordu… *** Ben diye biri; Yedi kez diz vurup üstündeki göklere Yere çaktım çarmıhını beynimin Ve öptüm yedi seçenekli kaderi kaş arasından Kozmik efendilere “Lordum teslimim” dedim İnanın yaptım imkansız olanı Kendimi yedim... 2/: Yedi çata ayrılıyordu tek yüzlü toprak Yağmurun yağışı gayrı nedense, Adaleti atmıştı kenara paslı zincirler gibi. Yedimizin altısını çağırdı toprak iştahla, Ta şafak atanda yedi tane yıldız. *** Ve ben diye biriydim… Kaldım yalnız ve yedi horantalı hanedanımla Düştüm mısraların yedi yönlü labirentine Tek başıma ve yedi kalem beynimle... *** Çalıyordu… Saatler çalıyordu marşını acı ölümün Yedi bağlı botlarım kana bulanıyordu çamur yerine Yedi kere yuvarlanıyordum yolları bir uçtan diğerine Ve yedi kere bıçaklanarak sağ küreğimden. Yağmur habire çeviriyordu Önümü arkama Ve önümdeki takvim yapraklarını yedi kere. Seller böğürüyordu, Böğürüyor ve yedi kez yutuyordu kaderini. Ve kendisini doğuran lohusa yaprakları yedi yerinden... *** Ben diye biriydim… Bu bilgelikle yedi kere kutsadım toprakları… Yedi yere döktüm yedi lüleden kanımı kaselere Öptüm kaderi yedi kaşı arasından Kozmik efendilere “Lordum teslimim” dedim Ve yaptım imkansız olanı Kendimi yedim... 3/: Yedi kez öpülüyordum alnımdan ilk durakta Biz yedi adamdık çünkü. Yüklenip altımızın kaderini birimiz Düştük mısraların yedi gözlü labirentine Yedi yol uzanmada şimdi sırt üstü Ve yedi kere çağırmadaydı kendimi beynim. Yedi koldan çekildim albasan bulutlara Yedi kaderi yaşamak üzre tek başıma Karıma yedi çentik attım Gözümü tuzlasın diye terim... *** Ben diye biriydim… Yedi kutsal senaryoyu yedi kez yaşayıp düşlerimde Öptüm kaderi kaş arasından yedi kez. Kozmik efendilere “Lordum teslimim” dedim Ve yaptım imkansız olanı Ben diye birini yedim... Ahmet Yozgat |
Yüreğimi Eze Eze Merdina Kız
1/: Hava aşık ve gamlı... Dumanlı bir güzergahta soluk soluğayım... Çığlık çığlığa kaçışan gizem yüklü lokomotiflerin, Su yerine kan ve ateş aldığı en son istasyonda, Varla yok arası bir adresteyim... Devriyeler durdurdular gözlerimi nedense? En sığ düzleminde ebruli ufkun. Hapsedildim betondan kafeslere bir haziran ayında. Ağzımı yani isyanımı kapatan o kanlı elin, Bileğine dağlı karanfiller bağladım. Ağladım... Ağladım, Tuzlu suyla sulansın diye kıraç kavramlar. Diz çöktüm uçan rahlesine zamanın, Sonsuzluğu gözlerinden dinledim. *** Ben bunları senin için ay kız Merdina, Yüreğimi eze eze söyledim... 2/: Pus var havada... Dumanlı bir güzergahta soluk soluğayım... Eksi 273 derecede yaşamı mahlukatın, Yorgun bir atın iliği titremekte... Ben buz kesmekteyim çığlık çığlığa... Bir ateş fırtınası o an göz kırptı, Altı yüz sekseninci aşk mevsiminin kalp çatlağından. Raksetti hokka ve divit üstündeki bulutsu kitabın. Zifiri öfkeler saçıldı durup dururken ortalık yere, Vuruldu en arsız darbe muhkem temeline zamanın... Ellerde kanlı balyozla devriyeler, Ve dudaklarda kinle dolu o an... Ağzımı yani isyanımı kapatan o kanlı elin, Bileğine dağlı nilüferler bağladım. Ağladım... Ağladım, Bir şaşkın sineğin kanadına tutunup Sonsuzluğun sırrını heceledim. *** Ben bunları senin için ay kız Merdina, Yüreğimi eze eze söyledim... 3/: Kainat ah çekmede... Dumanlı bir güzergahta soluk soluğayım... Yanımdan ateşler içinde kalp yüklü hecinler yürümekte, Bir kısrak ateşler içinde titremekte, Ben örselenmekteyim... Balçıkla yıkadılar aşk ameleleri güneşin saçlarını Mil çekildi Yedikulede gözlerine kara kitabın Ve kırkkanat ötedeki çayında kahırla demleyen adamın… Bizans’ın uğursuz zindanında hapsedip özgürlüğü, Kör bir kuyuya lime lime doğradılar Kenan’da, Düşleri dillendiren gönlümün Yusuf’unu. Kafesleri kapandı asırlık aslanların Savruldu fermanlar hışmın rüzgarıyla can cana Ne Yusuf’a tutundum, Ve ne de Kenan’a bir yararım dokundu firavun tarihinde. Mütevazı ve on üçüncü hamur bir sayfanın kenarına yapışıp, Tutsak özgürlüğün tadıyla raksettim kehkeşan aralığında. Kasıp gemini gönlümdeki kıratın, Naylon gülistanlar merkezine eyledim. *** Ben bunları senin için ay kız Merdina, Yüreğimi eze eze söyledim... Ahmet Yozgat |
Yüreğimin Kılcalında Akar Dururum
1/: Simli saçların, Ve gözyaşının esrik seline yakalanan adam oğlu, Sayın ki intihar eder nihayeti... Turnaların efkarlı teline vurulanlar ne eder peki? Tabii ki sığmaz şakağından akan dere boyu koyaklarına, Uzak nehirlere de gücü yetmez gitmeye, Yüreğinin kılcallarında akar durur bir yaşam boyu... *** Uzak nehirlere gücüm yetmez ya gitmeye, Bu nedenle gözü kapalı sığırcık sayılırım. Her kınalı telin ibrişim değilliğini öğrenmem yeni sayılır, Bir bakıma cühelasıyım dünkü günün. Çünkü günün, Zamanda bir tel olduğunu, Telin de simli saçlara vurduğunu mührünü, Bellememden ne geçti? Hiç sayarım Süleyman’a göre bütün soyut birikimimi. Bilemem hala, Turnaların efkarlı teline vurulanlar ne eder peki? 2/: Gözyaşının esrik seline yakalanan adam oğlu, Ya akar atların güzergahında, Bir deli tay misali aşk menziline. Ya da... (Neyse ne?) Yani sevdamın yağız ve deli kısrağı, İşte bir memleket yaylası gibi enli terkim, Ve işte tandırların kızıl gözlü çocuğu sevda, Ve işte ben... *** Uzak nehirlere de gücün yetmez gitmeye, Benim de... Yan yanayız ama uzağım sana, İnadetme, haydi atlasana terkime... Ahmet Yozgat |
| Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 06:50 AM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.