![]() |
Son Düğün
Düğünü başladı siyahın Çeyizi kara toprak Döşeği serildi, alay toplandı Şahitler geldi ışık yolundan Ahşap sandukaya kondu Son halayda, eller kalktı Beşibiryerde’ye dizildi dualar Uğultuya karıştı ağıt Son kez katlandı yeşil davetiye Ve güneş kürek kürek karıldı karanlığa Zamanlı gelenin zamansız gidişinde Arzu Altınçiçek |
Bu sabah
Hava kapalı İstanbul'da Pencereden bakıyorum dışarı Gri bir sabah, puslu Piyer Loti, suskun Haliç Göğsümde, isyana yelken açmış sıkıntı Kır çiçeği istiyorum bir demet, -yaşam kokan Dağ, bayır dolaşmak istiyorum, kelebeklerin ayak izinde Yaşadığıma dair kalıntı, yakamda ki güvercin pisliği Baharı soluyorum, ömür mevsimsiz geçse de. Arzu Altınçiçek |
Son kez...
Birazdan gözlerimi kapatacağım Ve son kez geçeceksin düşüncemden. Süzülecek karanlığa ne varsa benden yana. Ellerimi yumacağım; tuttuğum da kalmadı, diyeceğim Avuçlarım boş…çekip gidecek anılar başucumdan. Düşecek kollarım…emanetti zaten. Ve son kez gideceksin dudaklarımdan Çekilecek zaman, tükenecek mevsim. Ne soğuk, ne sıcak…bilmeyeceğim. Çok da önemi yok, sen gittikten sonra. Esmer düşlerimi saran temmuz güneşinin Terimdeki tuzu çalan mavilerin. Sokakları yuttu sanki caddeler, şehirler caddeleri Mavi tabelada şehrin de ismi silindi. Adressiz kaldım, kayıp bir ülkedeyim belki. Yağmura yakalanmayı isterdim şimdi… Bedenimde kuruyan her hücre için Ve bulutlar sararken, sökse yıldızlar öpüşleri. Tenimden usulca sıyrılırken Dilsiz şahidin olsa gelincikler Dedim ya mevsim yitik…zaman şimdi duracak! ve sen gidiyorsun Son kez gidiyorsun dudaklarımdan. Ve ben ilk kez ölüyorum. Hayat…en çok mavi akşamlarına acıkacağım. Gel gör ki; ecel aşıkmış bana… Arzu Altınçiçek |
Bu yaşlar niye?
Ümitlerimin bittiği yerde sen gelirsin karşıma Gülüşün yol gösterir adım atmam için Gözlerin aydınlatır dünyamı Sevgin yeşertir solan ümitlerimi Özlemlerimin bittiği yerde sen gelirsin karşıma Uzatırsın ellerini sana kavuşmam için Ellerin ısıtır avuçlarımı Dizine yatırır okşarsın saçlarımı Sevdiğini anlatırsın bir masal gibi Umutlarımı kaybettiğim yerde dikilirsin karşıma Çatarak kaşlarını 'yeter' dersin Neden bu ümitsizliğin, endişeli halin Kızarsın...bağırırsın Döner arkanı çeker gidersin Sensizliğimleyim gene Tam yanımda olmana ihtiyacım varken Terkedelişim vurur yüzüme Damlar dudaklarıma sessiz isyanım Hayalinle bile sevişmem yasak oysa Hiçbir zaman benim olamayacaksan Arkandan döktüğüm bu yaşlar niye? Arzu Altınçiçek |
Sonunda
Hiçbir şehre bu kadar yakışmaz aşk Sabahında yağmur kokusuyla Tek kişilik uykulu gözlerden kayan bulutlara Böylesi sinmez sevda. Köşe başı çiçekçilerde mutluluk Kaç kişi eğilip alır kendine Hazanda bahar kokusunu Renklerine kim gömer eylül sarısını Mavi boyu uzanır binalar Yeşil parklarda biçili çim duruşu Soğuk demirinde sallanır tahtası çatlak salıncak Ve bir başı eğik tahterevalli, ben gibi bekler Kargalar seker yol boyu, Ağaçları terk eder kuşlar Mevsimin serildiği caddeleriyle Bu şehir kalır bana Hiçbir şehre bu kadar yakışmaz aşk Ve yakışmaz hiçbir göze bu yağmur ormanları Bilirim odanda pas tutmuş gitarında gam teli Tozdan örtü yokluğun, ayak izlerin bile silik Gidişinin üstünden kaç zaman geçti bilemem Zaman, zamansızlığında kayıp Anahtar deliğinde gözledim anıları Yatak odasında ölüm sessizliği Kapı arkasında kaldı oynadığımız oyunlar Ve keşkeler sızıyor eşikten ayak parmaklarıma Çıplak ayaklarımın anılardan kaçışları duyuluyor Hiçbir şehir kaldıramaz bunca gidişleri Ama hiçbir şehirde de aynı bedene sığmaz onca aşk Aşk mı sahte, Şehir mi iki yüzlü bilinmez! Ve hiçbir şiir ayrılıksız yazılmaz... bir bunu öğrendim bu şehirde en sonunda! Arzu Altınçiçek |
Bu yüzden
Ne kadar olabilirdin ki yanımda Yalnızlığımı göremeyecek kadar kalabalıktın Yangınımı akıttığın yaşlarlamı söndürecektin Dokunamadığın *******de tenimin kokusunu Nefsine nasıl çekecektin Uzak kalmaların yordu beni Elimi uzattığımda tutamayışın Yaslanmak için omuz aradığımda Çok, çok uzaktaydın. Saat seninle iken hızlı Sensiz iken geçmek bilmedi Güneş gittiğin yerden battı Bir daha yüzünü göstermedi Deniz gözlerin kadar engin ufkumda Ne sen Nede yeni bir umut belirmedi Hep bir özlem, hep bir huzur Kırmızı *******de Soğuk duvarlarda Mavi bakışlarımdın Derin gözlerinde bu kez göremedim kendimi Oysa Sabahlara gebe kalmalıydı sevişlerimiz Hilale asmalıydım umutlarımı senli *******de Elin derin girdaplardan uzanmalıydı bana Sen göremedin acizliğimi Tutsaklığımı sevdana Gidişim bu yüzdendir kalkan sisin ardında Arzu Altınçiçek |
Soyun da gel
Güneş her renge banmış fırçasını Rüzgarda haylaz çocukluktan kalma bir ıslık... Ayaklarımdaki son sızısı kırılgan yolların gözlerimde özlediğim yağmurlar. Zaman kül rengi duvarda Mavi öncesi is kokulu son uykularım. Bir kaç güne kadar kuşlar dolar şehre, Tembelliğe çağırır penceremde uçurtmalar. Senden önce boy verdi düşlerimde laleler ve gelincikler benimle bekler yolunu... Hadi tozlu yolları süpürerek gel Eteklerinde saklansın ayaz yalnızlığım. Bir yaprak düşümünde beni bekler aşk Yemyeşil gözlerine inat... Kirli beyaz elbisenden Hadi soyun da gel! (Bahar) Arzu Altınçiçek Arzu Altınçiçek |
Bu yüzdendir
Ne kadar olabilirdin ki yanımda Yalnızlığımı göremeyecek kadar kalabalıktın Yangınımı akıttığın yaşlarlamı söndürecektin Dokunamadığın *******de tenimin kokusunu Nefsine nasıl çekecektin Uzak kalmaların yordu beni Elimi uzattığımda tutamayışın Yaslanmak için omuz aradığımda Çok, çok uzaktaydın. Saat seninle iken hızlı Sensiz iken geçmek bilmedi Güneş gittiğin yerden battı Bir daha yüzünü göstermedi Deniz gözlerin kadar engin ufkumda Ne sen Nede yeni bir umut belirmedi Hep bir özlem, hep bir huzur Kırmızı *******de Soğuk duvarlarda Mavi bakışlarımdın Derin gözlerinde bu kez göremedim kendimi Oysa Sabahlara gebe kalmalıydı sevişlerimiz Hilale asmalıydım umutlarımı senli *******de Elin derin girdaplardan uzanmalıydı bana Sen göremedin acizliğimi Tutsaklığımı sevdana Gidişim bu yüzdendir kalkan sisin ardında Arzu Altınçiçek |
Bu zamanlar
Lale desenli elbisesiyle Salınıyordu gözlerimizde şehir.. Martılar cankurtaran gibi seyirdeydi Kale duvarlarında. Bulutların kurşunları diziliydi Gri tuvalde sabaha Yine de suspustu caddeler Maviler durgundu... Bir şiir yazılmayı bekliyordu Bir aşık öperek uyandırılmayı. Gece kokuyordu tenin Gece bana bulanık Sarı papatyaların pasaklılığında kandırmaya çalışıyor ikimizi nisan kokuşmuş aşk tohumları ellerinde sırıtan bir yanı vardı sakladığı yalanların Güneş rengine bulanmıştı saçların Bilir misin örgüsü aşk. Şimdi sökülme zamanı... Arzu Altınçiçek |
Bugün de sallandı(k)
Duydum ki bir yer daha sallanmış bu sabah Yurdumun bir köşesinde deprem Bedenimim içinde çatlak ve acı -Korkuyor Bingöl- Kanıyor anılarımda 17 Ağustos 1999- Gölcük Tepesinde sıvası dökük okul Temelinde demirleri çıkmış hastane Depremlerde büyüyor çocuklar Yarık topraklarda Tepe taklak yarınları Bir çatlak ki büyüyor Duruyor küçük yürekler Düşüyor kanlı bir yaprak 01 Mayıs 2003 Bingöl Duydum ki bir ev daha çökmüş bu sabah Can kaybı yok Mal da yok elde avuçta kalan Sıvazlayınca kravatlı eller Sarılır mı sanıyor yaralar Bir ana feryat figan Bir kol sarkık iki duvar arasında Derin bir sessizlik Tonlarca taş-beton altında Toz bulutu düşmüş 01 Ekim 1995-Afyon-Dinar Okullar Evler Yollar Yıkılıyor İnsanlar üstüne Her depremde Biraz daha gömülüyor İnsanlık... Her deprem sonrası Açılıyor ihale Ve Her deprem sonrası Kapanıyor perde Alkışlar nerde? ? ? Arzu Altınçiçek |
| Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 06:58 AM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.