![]() |
Darağacı (Kurban)
Haram geçmedi, seni geçirdiler boynuma, gidi yağlı urgan. Ak sütün helal, sen emzirdin, yolunda oldum ben sana kurban. Sevdam kirlendi, zalimin hükmünde, nasıl aranır ilim irfan. Yanarım ateşimle, kazınmış ismim, olmaz ömrüm bir daha ümran. Hesap bitmiş, dönüşü ahiret, takdir edilmiş defterde navlun. Paylaşılmış parsa, yüzüm sararmış, korkudan bet beniz solgun. Talimde cellat, takıldı yağlı urgan, boynum sana oldu vurgun. Ağlarım narımla, kurbanım aşkına, dişi kuşum kederli kumrum. 28.12.2006 22.30 Kamil Çağlar |
Darağacı!
Asmışsın beni darağacına, kollarımı bağlamış. Koyup bedenimi teneşire, boylu boyuna uzanmış. Gözleri yaş dolu anamın, sözleri de dağlanmış. Ağlamış da ağlamış, derdine yanmış da ağlamış. Benim için ağlarken, senin için de yanmış... 23.02.2003 22.00 Kamil Çağlar |
Dedem
Yatağa uzanmış bekliyordu. Acısı sesini de kısmıştı! Kısık bir ses tonuyla: “Ah” diye inledi. Uzun zamandır katlandığı bu ağrılar. Tahammül edemiyordu. Gelse de kurtulsam: “Nerdesin Azrail? ” Bazen hatırlardı beni. Ve her zaman: “Gelen sen miydin? ” diye sorardı. Bilirdim beklediğini. Bilirdim de, ne çare! İlaçları da yetmiyordu. Artarak devam ediyordu: “Ah bu ağrılar! ” Beraber katlanmak isterdim! Acısını hafifletebilmek.. Aramızda yoksun artık! Nur yüzün ve şakaların kaldı aklımızda. Çekilmiş video görüntülerin vardı. Onu seyrederek yad ediyoruz. Sevgili dedem; “Seni hep rahmetle anıyoruz.” 15.04.2002 19.00 Kamil Çağlar |
Defterde sayfa doldu..
Na tebellüğ talak, itibar-ı rezalet doldu. Kaypak-ül kirli tavır, cephe-i zulüm oldu! Nâme’tül mesaj, rûc’uya cevap koydu. Allah’a edilen dua, secde ile huzur buldu. Beddua zamanıdır şimdi, kalbe emir vaki oldu! Var git şimdi kadıya, şikayet vacip oldu! Sabra dönük pişman, defterde sayfa doldu! 03.05.2007 15.40 Kamil Çağlar |
Değişen Bir Şey Olmadı.
Zaten değişen bir şey olmadı. Hicran ve hüzün, elem ve kasem! Onlarla birlikteyim yine ben. Bir de anlatabilsem! Stabilize yolların uğultusu arttıkça, Kilometre taşlarının sadece renk izleri Ve birazda düşük banket tabelaları Kalıyordu sadece aklımda! Azami sürat uyarılarıyla bezenmiş, İnadına çiğnenmek istercesine.. Yasakların dayanılmaz albenisiyle örülmüş, Keskin viraj işaretleriyle örselenmişti.. Memleket yollarında ilerledim ben! Tutunma kolları kırık, seyahat taşıtlarında.. Oysa taşımak istemediğim vicdan, Acımasını özlemediğim gönül yaram! Ve birkaç parça hatıra da vardı, Şu eskimiş, sırdaş bavulumda.. Düşüncelerim okuduğum kitap sayfalarında, Hayallerim ise yastık ve yorgan arasında! Acımasız sözlerimde hep aynı haykırış, Ellerimle mevlaya, bitmeyen yakarış! Omuzlarımda taşıdım ben bu sahneyi, Tekrar tekrar çektim hep, aynı kareyi! Dedim ya! Değişen bir şey olmadı! Ha orada, ha burada! 28.01.2006 - 00.30 Kamil Çağlar Hayrabolu |
Deni/Yorum
Deniyorum.. Şikayet etmeyi. Rastladığım her insana Kahrımı anlatmayı. Beceremiyorum. Öğrenmediğim bir duygu. Niteliksiz sorulara, Veremediğim bir cevaptı bu! Şikayetçi olmayı bilmiyordum ama, Öğrendim dert yanmayı! Manası diğerine denk gelen, Seviyorum bu kurnaz oyunu! 03.03.2006 11.00 Kamil Çağlar |
Derbedersin, yolunda kim var?
Zalimin güLünde diken var, batar. Falcının faLında yalan var, atar. Şairin eLinde kalem var, yazar. Sende bak haline, küLünde ne var? Çiçeğin daLında, tatlı bir nefes. Arının baLında, haklı bir heves. Masumun döLünde, azgın bir teres. Senin benden başka, yeLinde ne var? Irmağın seLinde, dövülür taşlar. Kancıklar iLinde, eğilir başlar. Garibin çuLunda, yolunur saçlar. Gurbet ele düştün, koLunda ne var? Çıkmıyor naLında, kara bir leke. Silinmez yoLunda, utanç bir pike. Garibin saLında, dümende yeke. Şükret be güzelim, haLinde ne var? Gam kokar güLünde, aLında kim var? Mecnun kim gönLünde, faLında kim var? Saklarsın çöLünde, diLinde kim var? Derbedersin, senin yoLunda ne var? 06.01.2007 23.00 Kamil Çağlar |
Dert Edinme!
Dert edinme, yalnızlık tuhaf bir duygu. Havada uçuşan toz bulutudur, toz bulutu! Cam üstünde su damlacıklarıdır bazen, Bazen de; odada uçuşan duman kokusu.. Sivrisinek vızıltısında kanlanmış gözler Şamar oğlanısın, yalnızlık neyler! Derdine küsme; yalnızlık asil bir kumru. Kendi dünyasına çekilmiş, sevecen bir olgu.. Havada uçmuyor yalnızlık, belki realist terk edilişinde. Takıntı yapmıştır bünyeye, sürrealist bir hikaye. 08.04.2007 11.00 Kamil Çağlar |
Devşirme düşünceler sarmış vatanımı!
I. sorarlarsa beni __________önsözümle birlikte anlat ____________________________emi! horasandan başlasın cümlelerin bin batın güneş doğumundan tan yeri kızıllığına bağışlansın aslım bir içim kımız varlığında at sırtına vurduğu gümüş eğeri varsın sallasın küffarı bir asırda yapılmış dövme miğferi ve nice kanlar dökmüş çelik kılıcı nice gafil kelleler almış kor yürekli aslan erleri.. II. nurundan bahset iki cihan sultanı Hz. Muhammed’in gül kokulu efendimin dünya önünde salavat getirsin ümmetiyle yaşayan peygamberimin.. anlat ki; ______yıkasın ruhumu saran kokusu ufacık bir yanığa bile tahammül edemeyen bedenimi hasretiyle yanan fendim _________________sonsuz bir huzurla doldursun.. kızgın güneşler altında _______________azap çeken ashabı anlat.. sırtında taşıdıkları taşları tuz basılan yaralarını çekmedikleri cefa kalmayan o aziz muhacirleri tebliğ vazifesiyle şereflenen _____________________muteber insanları.. III. şimdilerde diyorlar _____________senin ceddin eşcinsel gülüyorum ama ___________geçemiyorum.. IV. yakışmaz üstüne geçirdiğin elbiseye ___________________________toz zerresi o değil miydi asır açıp kapatan ____________________cennetle müjdelenen asil komutan çağın dahisi o değil miydi? ak küheylan üzerinde heybetiyle dimdik ayakta ___________________alnı yalnız secdede eğilen tok insan ayasofya da Cuma namazı kılan ______________________o değil miydi? V. devşirme düşünceler sarmış vatanımı terkedilmiş din, vicdan, iman kalem almış eline ünlü bir şair yafta yapıştırıyor ceddime, avni ilzam.. ey sen! _____kelimelerle dans eden deccal.. kin kusan kalemine olsun selam.. yaşıyorsunuz hala şehit kanıyla sulanmış bu topraklarda tek başıma da kalsam _______________küfrettirmem soyuma _____________________________kara satırlarında.. 27.11.2007 08.30 Kamil Çağlar |
Dilekler
usul usul çıkalım merdivenleri aman ayak takılmasın dikkat edelim paça çekenlere düşüp de başa kakılmasın itilmesin umutlar o merdivenlerden tutulup da atılmasın çakılmasın zemine yitirilmesin düşler yerilmesin düşünenler gelin gibi süslenen şiirler daim olsun sabır çekenler aşkla sulansın yedi verenler sevdayla örülsün tüm dilekler 22.10.2004 12.00 Kamil Çağlar |
Dinime Işık Tutar, Vicdanıma Özgürlük!
Dinime ışık tutar, vicdanıma özgürlük İlahi bir ahenkle, okumalı Kur’an-ı. Davetiyle doluyor, amelim kusursuzluk Tefsirin izahıyla, yaşamalı Kur’an-ı. Eksik kalır düşünce, kısır fikir varlığı. En temel unsurudur, farzdır mü’min birliği. Ciğeri kavuruyor, ufak beyin darlığı. Alim içtihadıyla, öğrenmeli Kur’an-ı. Emrediyor Yaradan, göz açıp okumalı. Hafız tilavetini, gönülden dinlemeli. Rabbimiz anlatıyor, kul gözüyle görmeli. Evrensel mesajıyla, anlamalı Kur’an-ı. Kamil ilmi ararım, ıssız ovalardayım. Sırtıma yük vurulsun, kor ateşte yanayım. Yüreğe dokunuyor, sabır dağlamaktayım. Sahabenin ufkuyla, taşımalı Kur’an-ı. Karlı dağ yamacında olsan da farkı yoktur. Tefsirin izahıyla, okumalı Kur’an-ı. Kalplere işleniyor, bil ki sevabı çoktur. İlahi bir ahenkle, okumalı Kur’an-ı 08.10.2007 14.00 Kamil Çağlar |
Diyalog
Sineme düşen kar misali Lapa, lapa yığıldın üzerime! Gece yarısı kesen buz misali Yüreğime çöktün, dondurdun yine! Umutlarımı boşa çıkardın Pahalıya sattın sevgimi! Her yükü taşıttın sırtımda Şimdi, neden vazgeçersin ki? Sonucu belli haksızlıklarla İlişkimin bağını kestin! İstikrarı bulunmayan kapasitenle Vardır elbette alternatifin! Müzakere aktörü gibi oldun Vizyonun dolmuş politika! Sanırsın iki devlet arasında Yaşanıyor acımasız çatışma! Kısa dönemli çıkar ekseninde Adım atmalıydın barışa! Günah keçisi gibi yaşıyorum Kapandım artık diyaloga! 19.02.2003 14.00 Kamil Çağlar |
Dokunma
olası geri dönme hayallerine sakın ha dönme diyorum.. sakın ha bitmiş bir ateşi alevlendirme, közünü karıştırma diyorum.. sadık aşkımın yerine fahişe kaçışını seçtin sen sokak başında fırlattığın çanta değilim ben.. bırak beni unuttuğunu sandığın sokak başında kolumdan tutanlar tutup da kaldıranlar başkaları olsun dokunma kırılmış bir kalbi onarmaya çalışma bir daha deneme sana dokunma diyorum.. 12.09.2002 19.30 Kamil Çağlar |
Dönek
söz vermiştik birbirimize.. omuz, omuza diz, dize gönül, gönüle yaşayacaktık! döndün sözünden ne omuz verdin, aşkımıza; ____________ne de göğüs gerdin, saldırılara! dizlerinde ______ninniler söyleyecektin, __________________yavrularımıza mesut yuvamızda.. gönül aldın, gönülsüz bıraktın gönül bıraktın yalnız gönül yıktın, _________boş! gönül kırık, gönüller çirkin. omuz düşmüş, omuzlar yıkık.. dermansız kalmış, dizler bükük ne sözünü tuttun, dilinden çıkan ne yürek bıraktın __________kalmadı artık güven.. 26.11.2002 19.30 Kamil Çağlar |
Duman kokusu
Ağaç dalları eğmiş boynunu. Daha fazla taşıyamıyor, Şiddetli yağan, kar yükünü! Salkım saçak bükülmüş, ister altına bir dayanak. Eğilip de altına ucundan kim tutacak? Kümelenmiş etrafa sürekli sis bulutu. Kalkmaz bu kış da artık, kesif duman kokusu! Toprağın üstünü sarmış bembeyaz bir örtü. Aç kalmış güvercin, yiyecek arar gözü! Debelenir içinde böcekler Kaçışırlar sağa sola, Nafile çırpınışları, Böyle kurulmuş bu dünya! 10.11.2006 14.30 Kamil Çağlar |
Duygusal bir şahit!
Sırtında çalı demeti taşınıyor, heybesi dolgun. At üstüne binmiş gidiyor, fodul bir odun! Ne feci tablodur yaşanan, toplum için acı bir durum Sarılmış yüküne yürüyor, zahmeti yüzünde bir kadın! Rasyonel çizgilerle hazır, kotarılmış bu nizamname Cahiller bilmez, öğrenmemiştir kanaatimce. Sevgi aranmaz fonunda, varsa bir tehdit. Muhabbet duyguları kaybolmuş, vicdana düşmüşse tahdit. Hiçbir hizmet borcu yoktur, saygı duyduğu eşine Fazilet yüklü kalbinde, yaşıyor tam bir hazine! Erkeğe yaslanmış vicdan, kapanmaz bir yara Gaflete düşmüş durursa, kulak vermez ihtara! Gözü gibi bakmalıdır, anne olarak kadına Özel konuma yerleşmiş, doyum olmaz tadına. Keyfi bir tutumla, vasıl olmasın sakın zulüm İzin vermez kırılmasına, evrenin sahibi Müntekîm. Her söyleneni yapsın demek, dönülmez bir hata Düşünenler bilmelidir ki, boyun eğmez inata! Aynı haklara sahibiz, uygulama ile sabit. Görmek istemez nail olan, duygusal bir şahit! İhtimamla yapılan muamele, geri çevrilmez muhakkak Mutsuzluğun kaynağı olacaktır, aksi davranış içinde olmak! Tarifi yapılmaz bilirim, yazılmış tatlı bir şiirle. Kokusuyla avunur garip, tabiri caiz kırmızı gülle.. 07.03.2007 16.00 |
Duyun Diye.
Bir bilene sordum bilmediklerimi! Bilende bilemedi! Bilindik kelimelerle doldurdu, Bilmediğim kadar boş olan beynimi! Görenlere sordum görmediklerimi! “Biz yanlış görmüşüz.” dediler.. Gördüklerimiz birer hayalmiş meğer, Görmediklerimiz ise bir büyük yalan! Bari duyan var mı duymadıklarımı? “Duyduk! Hep beraber duyduk seni..” Ama çok karışıktı söylediklerin, Anlayamayacağımız kadar derindi sözcükler! Anlattığım yaşanmış bir hikayeydi. Yaşadıklarımsa: Büyüsüz bir masal! Bazen okurum istemeden sizlere. Bilmek isterseniz öğrenin ve Görmek isterseniz görün! Duymak isterseniz, duyun diye! 26.10.2006 23.00 Kamil Çağlar |
Düğüm
Düğüm üstüne düğüm vurdum, dermansız dertlerime! Dünyam başıma yıkıldı, dökülüp saçıldım yerlere! Dut yemiş bülbüle döndüm, toz pembe bakarken dünyaya! Sana el açmak eksik olsun, sığındım artık Yüce Mevla’ya! Canım tezdi canan, canım yerine geldi. Can yoldaşı istedim seni, heyhat canım dayanmadı! Tak dedin canıma, yettin artık canına yandığımın Ömrüm bitti be Allah’sız, senin canına okuyacağım! İliğimi kuruttun benim, ilk göz ağrımsın. İnsanlıktan çıkardın, imanın yok ki senin! Kıtı kıtına yaşattın, kök saldın tahtıma Kolum kanadım kırıldı artık, kösteğimi kıracağım! Değme keyfine, deli divane oldum. Demir attın suyuma, ya sabır çektim! Yan yattı teknen, su yüzüne çıktı kimliğin Nevrim döndü biçareyim, tozu dumana katacağım! 09.11.2004 01.00 Kamil Çağlar |
Dün de Doğmuştun
Bir başka esiyor rüzgar bugün. Eskiden soğuk şarkılar söylerdi, Acı dolu türküler, özlem dolu... Yüreklere sığmayıp hınca hınç. Şimdi.. Aşk şiirleri var nefesinde.. Sevgi yüklü heybesinde, Dünün hikayesini anlatıyor sanki, Süzülen her kelimesinde... Durmaksızın büyüyen doyumsuz hislerde. Bir önceki gün gizlendiği o yerde... Bugün değil, dün de doğmuştun.. Heyecan verici iki kelimeyle.. 18.06.2001 – 13.00 Kamil Çağlar |
Düpedüz, Üç Yüzlü Bu!
I. kilometreler saymış sayacı çok yollar eskitmiş tabanları çok detaylar yitirmiş mesajları.. vurulmadan yaşanıyor bu adamda, beyin travmaları.. II. bir bakarsın; yanında taşıdığı sarışın bir hatun iyi huylu koca adayı.. böbürlene böbürlene yürür yollarda verilecek bir hesabı yoktur.. nasıl olsa ______yakacak yeri de iyi bilir ______________________kınayı! bahçeler ona aittir, şamdanlar, parfüm kokulu mumlar hepsini içten bilir şarabı, cini, viski ve birayı nereye gitse serkeş hepten cazibe olayı.. çok olmuş devireli arabayı! III. arada sırada manevi sohbetlerde boy gösterir elinden düşürmediği ilahi kelam dilinden eksiltmediği es selam.. gelene merhaba, gidene eyvallah.. vakit sekmez müdavimi olur caminin hocadan evvel erişir tadına secdenin dervişe hürmetle musafaha tutan elleri sakalını sıvazlarsa şaşmayın __________________ mecnun bir delinin. haddi olsa utanmadan _____geçecek ya mihraba ________________güvenemez arkasında kalanlara.. bitirmiştir artık ana avrat kalayı! IV. hani seçim tahminlerini doğru yapmıştı ya değerini bilemediler saygın siyaset bilimcisinin! bazen saatlerce gazete köşelerinde takılır aklı kalır boyalı sözlere.. ah be yazarım! senin ki de iş mi? konjüktürü iyi okuyamamışsın global dünyaya ayak uyduramamışsın sen hep uzayda yaşamışsın! ben olsaydım ben olsaydım şöyle yapardım böyle atardım.. güler ya kendine, … yaparım! sağa sola döşenir bütün yalanları! V. nefret eder söylersin “görmedim bunun gibi iki yüzlüsünü” vah be adamım vah ______________düpedüz üç yüzlüsü bu, üç yüzlü! 29.12.2007 16.00 Kamil Çağlar Kamil Çağlar |
Düş Gibi
Gözlerin ay ışığı misali, Mercan kayalıklarının parlak tası. Dünyayı içinde gizleyen Sımsıcak ekvator halkası gibi. Rabbimin hediyesi bu sineme. Kıvılcım gibi, ateş gibi. Hayatın içinde kaybolmuş, Girdabında neşelenen sevgi gibi. Yağmur gibi damlacıkları. Eriyecek sanki, seker gibi. Söylemek isteyip de hasretini, Korkusundan korkar söyleyemez gibi. Düşlerinde düşler gibi sevdiğini. Düşlerinde gizem var; çok gizli! 30.04.2002 17.00 Kamil Çağlar |
Düşüp gelir misin,şefkatli kucağıma?
I. üç/beş dakika önce dilimlenmiş benzersiz ama ___benzer tatları taşıyan kelimeler geçti buradan.. var mıdır bir ikizi veya __daha önceden klonlanmış mıdır? diye kara kara düşünürken; birden __sarkmış dallarından erik toplamak geldi içimden bir papaz eriği ağacına uzanarak.. bahçeyi harmanlayıp ___________ilaç püskürtülmüş gövdesine tırmanarak ______________________birkaç hasanpaşa elması koparmak biraz da ____zehir koklamak/tatmak geldi içimden.. derler ki ____kurtsuz elma, tuzsuz erik yenmez.. II. sen ki __saçlarını salarsın _________kahverengi boyanmış kanatsız pencereden içimde tarifsiz bir kurt kazınır; kabuklanmış yaralarıma bastığın tuz gibi bakışların ekşitir yüreğimi ________harf harf yazılan bu kelimeleri ______________________________acıtır.. III. zehir saçar etrafına dolanmış kör yılanlar baş kaldırmış çatal dilleriyle geziniyorlar ulaşmak zor sana çevrilmişsin dikenli tellerle ne gerek var yaka bağır parçalamaya bu engellerde uzaktan bir taş fırlatsam tutunduğun dalına düşüp gelir misin benim şefkatli kucağıma emin ol sürülmeyeceksin çamur bulanmış toprağa emin ol satılmayacaksın pazarda tam on paraya inan bana ______yitirilmeyeceksin karabasan süren rüyalarda.. IV. üç/beş dakika önceydi bu düşünceler _______önceden klonlanmış mıdır / var mıdır kurtsuz bir elma? harf harf ekşitilerek yazılmış bu kelimelere _____________________________inanır mısın? 12.05.2007 14.00 Kamil Çağlar |
Ekim ayında -2-
Yorgun akşamlara sığdıramadıkları telden yapılmış oyuncakları da vardı, oynayamadıkları! Eski bir çoraptan hazırlanmış sahte bebekler! Birlikte kaşıklanırdı ortaya konan tarhana çorbası. Dayanmak güçtü bulgur pilavına. Hele yanında bir de ayran da varsa. Ayrılık bilmezdi onlar. Dede, nine. Anne, baba. Beraber yaşarlardı aynı çatı altında. Aynı dertler, aynı sevinçler zahmetler birlikte karşılanırdı. Gurbet hasreti yaşanmamıştı. Köylerine gelmemişti. Bilmiyorlardı televiyon nasıl birşey! Masanın üstünde duran merakla alınmış bir radyo vardı sadece. Ajans saatlerine ayarlanmış. Bir de bazı akşamlarda anlatılan masallar. Kimdi bunlar tanımazlardı. Birlikte kalırlardı kardeşiyle aynı odaya serilmiş yer döşeklerinde. Zaten başlarını yastığa koyduklarında çoktan uyumuş olurlardı. Bazen ninelerinin anlattığı masallar, bazende bayramda alınacak potinleri düşleyerek. Ertesi güne sarkan telaşları da vardı onların! Daha sağılmayı bekleyen inekler, Kümeste bağırışan tavuklar vardı Damlar temizlenecek, süt ve yumurtalar satılacaktı. Açılması gereken Rızk kapısı vardı, tanyeri ağarmadan! Yoğrulmayı bekleyen un, yakılmayı bekleyen ateş vardı. Bunlar düşünülürdü, düşünülürdü de dünyaları bu kadardı! Eskiden yaşanırdı bu tatlı telaş. Eskiden bir can vardı Milletin efendilerinin yaşadığı bu köylerde. Kamil Çağlar |
Ekim Ayında -3-
Şimdi mazot kokusu var O tarlalarda ve ekinlerde. Geceden hazırlanan çıkınlar Yerini terk etmiş fast food’a. Kümeste tavuk kalmamış, Ahırda ise inek! Yumurtalar marketten alınıyor Hormonlu çiftlik mamulü. Sütler ise geri dönüşümlü Uzun ömürlü paketlerde, pastörize! Aynı anda sağılıyor hayvanlar Otomatik sağma makinelerinde. Toprağı sürmek için kullanılan Saban’da kaldırılmış müzeye! Sarı öküzlere talip olmuş tüccar, Kesilmek için götürülmüşler mezbahaneye. Dört çeker hayvanlarla dolmuş tarlalar. Tırnak izlerinin yerini almış Lastik yaralarıyla, bezenmişti topraklar! Saman doldurulurdu ahırdaki tekneler. Onların da yerini aldı, Akaryakıt istasyonlarındaki pompalar! Tımar edilirdi önceden davarlar Şimdi sabun ve fırça ile yıkanıyorlar! Sabahlarda beklenmiyor artık. Gece yarısı deşiyor toprağın karnını İnsan icadı, bu azgın yaratıklar! Kamil Çağlar |
Ekim Ayında -4-
Masal da anlatamıyordu nineler! Doğrusu masal anlatacak Torunları da yoktu yanlarında! Çocuklar büyümüşlerdi! Anne ve baba da iyice yaşlanmıştı. Şehre göç etmişlerdi. aş ve iş kaygısıyla. Haliyle torunlarda! Artık yılda birkaç kez görüşebiliyorlardı. Onlarda televizyonla avunuyorlardı. Nasıl olsa ekilecek toprak da kalmamıştı. Sabahları erken kalkılıp yoğrulacak un da yoktu! Fırına verilecek ekmek yapma telaşı da kalmamıştı! Tarlalar satılmıştı yok pahasına! Ekin az, su yok, Ekecek çocuk yok, torun yok. Yerlerinde büyük çiftlikler büyük hasatlar yaşanıyordu! Gübreler suni, sulamalar taşımaydı. İnsanların yerinde devasa makineler çalışıyordu! Rençberlik bitip robotlaşma başlamıştı! Kahvehanelerde pinekleyen zavallı insanlar ordusu olmuşlardı artık! Zaten konserveleri de kasaba pazarından temin ediyorlardı.. Yalnız bir şey kalmıştı aradan uzun yıllar geçmesine rağmen! Eskiyi hatırlatıyordu! Kendisi göçeli çok olmuştu ama yaptığı korkuluk hala duruyordu! Ey gidi şaban dede! Sen söylerdin bunları söylerdin de kimse inanmazdı! Şimdi terkedilmişler diyarları bayramlık kokularında kaldı! “Milletin efendilerinin” yaşadığı bu köylerde! 17.10.2006 14.00 Kamil Çağlar |
Ekim Ayında 1
Önceden günler erken başlardı. Gün ağarmadan sofralar kurulurdu, Ekim ayında! Her köy evinde bulunan ekim telaşı yaşanırdı! Bir hafta öncesinde sabanla sürülmüştü tarlalar. Her evin yanındaki damda yaşayan sarı öküzlerle! Zahmeti akan terden çıkmışrı, Serinliği ise bir testi sudan! Geceden hazırlanırdı azıklar. Yahya dedenin çıkınına yerleştirilirdi Hatice nine tarafından. Ayşe yengenin çocukları şendi. Musa dayının etrafında koşuşturan. Bir hevesle yerleştirirlerdi tohumları, hazırlanmış çuvallara. Sırtlarında taşırlar, yorulmazlardı Özenle dizerlerdi onları öküz arabasına! Sonra bata çıka ulaşırdı öküzler köy yollarında tarlaya. Avuçlarıyla serperlerdi tohumları yeni sürülmüş toprağa. Sadece tohumları değil, hasat mevsimine uzanan ümitlerini de! Etrafa kümelenmiş karga sürüsüne rağmen. Nasıl olsa nöbetçisi vardı. Şaban dedenin geçen yıl yaptığı! Gübre kokardı. Ahırda yaşayan hayvanların altlarından alınıp toprağa serilen. Tohumları serpiştirmek bittiği zaman Ekmek koparılarak, soğan yarılarak yenirdi. Ellerinde bir büyük domates iri hamleler ile ısırılırdı. Kalanlar toparlanıp yüklenirdi öküz arabasına. Güneş batarken başlanmıştır artık duaya. Yağmur istenirdi Rab'dan Dilenirdi kısmeti açık bir bolluk! Kamil Çağlar |
Emsali dertler sıkmış burkuluyor!
çiçek açma zamanı gelmiş çok zaman olmuş ekileli mavi saksısında yeşeriyor ebruli sakız sardunyası cam kenarında yadırganır düşsel yolculukları ve sıvazlanır birkaç bezesi kadri bilinmez uğraş verdiği seneleri bir uçurtmalar görür bir de soğuk esen kuzey yeli sıvazlanır içsel sezgileri katmerli yaşanmış dal kırıklıkları yalınkat yayılmış nefis kokuları kimlere el sallıyor yaprakları ______________bilinmez hayal kırgınlıkları.. emsali dertler sıkmış burkuluyor gereksiz yere hesap kurcalıyor bırak be gülüm __________nasıl olsa kuruyacaksın sende.. 08.12.2007 24.00 Kamil Çağlar |
Evlilik.
Hayal etmek gerek. ******* boyu düşünmek onu.. Gözlerinde canlandırmak Renklerini seçerek, Aramak, özlemek doğru olanıdır. Bazen ağlamak gerekir onun için Yalvarmak dizlerine kapanmak gerekir. Mavi düşler kurup pembe nutuklarla Süslemek güzeldir kendince. Bazen tercih ediliştir evlilik. Bazen terk ediliş. Bazen de sevgi dolu bir serzeniştir. Bazen kahrediştir ah’tır. Bazen nefrettir kindir acımasızca. Kaybetmektir. Tekrar başlamaktır umutla. Rüyaların yeniden parıldamasıdır. Güneşin açmasıdır tüm dünyaya. Yağmur gibi ince ince İşler saçlarının arasına. Kardır! Buz gibi havanın sıcaklığında, Dondur evlilik! Çocukların sevgisine inat Kızağa binmemektir korkuyla. Sallanan bir urgan gibidir; Dar ağacında acımasızca. Kurbanını bekler her defasında.... Bir de sana uzanmayan Eller bırakır arkasında.... 06.05.2003 Kamil Çağlar |
Farzedi/Yorum
takılı kalıyor duygular bazen hani uzanıp seyredersin ya semayı sönmüş bir yıldızı ararsın önemsiz birkaç kelime mırıldanırsın ya da diz çöker önünde saltanat dile gelir bir karga şarkı söylerken bir rüzgar eser alıp götürür uzaklara nasıl bilmek istiyorsan nasıl görmeyi diliyorsan farzet okunmuş bir şiir kitabı sayfa uçlarından kıvrılmış kararmış düşünceler belki de ısırılmış ve yarım bırakılmış mayhoş elma gülümsüyor sana alımlı bir kanarya bitmemiş orgazm histeriği gibi şuh kahkahalar diliyor gönlüm narin elleriyle okşanmayı 04.11.03.00 Kamil Çağlar |
Garip Oyun!
bir ağaç gölgesi, altında şakıyor gönüller. kenetlenmiş vücutlarda, birbirine akıyor ümitler! cemre düşmüş toprağa, ortalık ısınmış. sokuldukça koynuna sanki gövdeye sığınmış! zaman saymıyor kendini, akrep zincir vurmuş uzuna! durmuş artık, dönmüyor dünya haşarat şaşırmış, bu garip oyuna.. 16.05.2006 17.00 Kamil Çağlar |
Geceden kalan hayaller!
Bıkkın Pazar sabahlarında, Geceden kalan hayallerle uyanıyorum! Bazen yorgan ve yastıkla kavgalı, Bazen de geç kalınmış kahvaltı tadında.. Sola dönüşlerde ağrıyan yanlarım, Sağa dayanan yükümün kaldırılamamasına. Kendini bilmez uyku dalışlarım, Hatırlanamayan en son kaygılarıma.. Teknolojik zırıltı uyarıları, Elin tersine denk gelen fırlatışlara.. Sonradan pişman olduğum yaşananları, İteleyerek yapılan zoraki kalkışlara.. İsteksiz ve alıngan esnemelerde, Biraz da gayretsiz sızlanmaları.. Son bir defa olsun istenenlerde, Bitmeden yaşanan tatlı düşleri.. Yeterince özgürlük kavramımda, Yaşadığım sorumsuz davranışlarımla.. Bıkkın Pazar sabahlarında, Geceden kalan hayallerle uyanıyorum! Sessiz mavinin acı rüyalarında, Kan kırmızısı gözlerle yaşıyorum! 14.01.2007 13.00 Kamil Çağlar |
Geriye Dönüş!
tükenen hayatıma farklı öneriler de geliyordu el, alem destekli tanımlar yaşatmıyordu. şehir züppelerine olan nefret görmüş kurallarından kaynaklanıyordu taziye kabul edenlerin bir kenara çekilerek beklemesi gibi tek kişilik aile şirketi olarak faaliyet gösteren. düzenlenmiş gençlik partilerinde sevecen oynaşmalar ve mantıksız kafa sallamalarıyla dikkat çekmeden sıvışan müzmin sevgililer gibi özlemle bekleniyordu onun için geriye dönüş. teneffüs zilinin çalmasıyla okul bahçesine fırlayan çocukların kısacık zaman dilimine sığdırdığı acele kurulmuş oyunlar devamını gelecek araya bırakan temiz hayal mahsulleri yeni boyanmış pabuçların kirlenmesine aldırmadan kopacak düğmenin endişesini taşımadan özgürce. sorumsuz, hesapsız, gamsız müspet ilimler ışığında mümkün olamayan kavramlar örnek yaşam mücadelesi için kaybedilen mücahede azmi el, alem destekli tanımlamalarda 13.03.2006 11.00 Kamil Çağlar |
Gidenler dönmez!
deldi geçti sözümü, iki sevda kurşunu deşti kahırdan. saçıldı titrek bakışlarım, kırık kanatlarım saçıldı. yığıldı kum tepeleri geldi ve geçti.. içmeden öldürdü; daha açamadan muradını, aldı ve gitti. yeniden başlamayı, yıkılmış düşleri bıraktı ve gitti. arkasından küfrederken sustu.. duymayan kulaklarına fısıldanan nefret namelerini dinlemeden kaçtı ve gitti. saçıldı namert kabuslar tan yeri ağırınca sızlayarak saçıldı kollarıma. savruldu gökyüzüne sıcak sabahlarda kurulan unuttuğu düşleri, sildi ve gitti. arkasında yığılan bir dünya anıları ve kalan sahte yemini, almadan gitti. 21.04.2006 01.00 Kamil Çağlar |
Git artık!
Git artık! Ağlamasana. Yoksa! Bende ağlayacağım. Heybemi yükledim sırtına, Gidiyorsun, yüzlerce acıyla.. Arkana bakmadan git! Taşıdım yıllarca, düşe kalka! Taşırım yine onları,tek başıma! Git artık.. Gözlerim doldu bak! Sana ağlıyorum.. Hem sana, hem bana. Git! Bıraktığın ben değilim. Ruhumu da al git. Adım kalacak nasılsa. Bir çift taşta! Biri ayakta, biri başta. Doğmuştu, yaşadı yıllarca Kah acıyla, kah gamla! Artık yaşamıyor bu dünyada İzleri kaldı kara toprakta! 24.07.2001 16.00 Kamil Çağlar |
Gölge
sanki bir an, gölgemin durduğunu fark ettim! elim, kolum oynuyordu ama gölgemde bir hareket yoktu. ışık yanılsamalarını düşünsem de, farklı bir boyutta olduğumu göremedim. ısrarla yaptığım çırpınışlar bana mısın dedirtecek ahvaldeydi. tamam! biliyordum sessizliğini. ancak olmuyordu, nafileydi nafile! beden sessiz, beden durgun, yaşamıyordu artık umudum... gidişinle bozulmuştu bu oyun. gidişinle çakılmıştı, kırık gururum. birisinin söndürmesini bekler gibi dibime yansıyordu ışığı, erimiş mumun! 15.03.2005 13.00 Kamil Çağlar |
Gönül bahçeme dökülen tohum.
zifiri karanlıklarda asılı kalan gri düşüm “bin defa da çıksan karşıma __________________sitem dolu bakışlarını görmeyi istemem” bir gün bile yeter ____________kucaklamak için haleni.. “bin cefa bile taksan boynuma _______________________dilemem Rabbim’den ah eden beddua” sensin _____karanlığa sürülen ömrümde __________________________son bağış.. uzak diyarlardan selam veren ______________________bir zambak.. her nefes alışımda hasret dolu ______________________nane kokulu özleyiş bir tebessüm ile doğan taze çiçek sensin ___________________gönül bahçeme dökülen biricik tohum.. hüzünlü dualarımda aman dileyen ________________________bitmeyen yalvarışım.. sen bensin.. 12.11.2007 22.00 Kamil Çağlar |
Gönül emreder!
gönül emreder, yazar kalem ahına bakmaz ellerin emreder gönül dinlemez nasihatı karıncalanır parmaklar, söylenir sevgiye kağıt ağlar dağlanmış kelimelere akar yaşlar, sel olur duygular çırpınır kalp çarpışır gamla keder, çarpışır sevdayla... 12.12.2004 14.00 Kamil Çağlar |
Gönül İdeolojim!
Aşkın faşistiyim, bilmiyorum faşizmi. Sevgi anarşistiyim, öğrenmedim devrimi. Senin yokluğundayım, sevdim liberalizmi. İçimde yaşıyorsun, gönül ideolojim. Diyorlar ki kimliğin, nefsime dokunuyor. Uzaktan bakılınca, kötü anlaşılıyor. Senle yaşadıklarım, kabıma da sığmıyor. Dışıma taşıyorsun, gönül ideolojim. Bilirim bunları da, kötü değil maksadım. Görev saydım aşkımı, anlatmaktır amacım. Desinler bana faşist, ben senin aşığınım. Kalbime yağıyorsun, gönül ideolojim. 25.12.2006 21.00 Kamil Çağlar |
Gören varsa söylesin!
Kolum kırık yaşıyordum, şimdi kanatlarımda kırıldı. Bir süreliğine de olsa, Yüreğim yaralı.. Çekiştiriyor sözümü, ayrı kaldığımız saatler. Zil çalar kulağımda, kurulmamış vaatler! Uzakta ışıldayan titrek bir ışık yansıması. Sessizliği bozan derenin su şıkırtıları. Ne fark eder ki; Uçmayı öğrenmeye çalışan bir karga yavrusu. Düşe kalka yürüyen, uçuk sevgi karmaşası.. Ben değilim! Tarlada dövülen, buğday taneleri. Harmanla dövüşen, makine homurtuları. Olabilirdim! Arkaya düşen öbek öbek samanlar. Derlenip toplanmayı bekleyen, kurumuş safralar.. Daha dün gece, sabaha uzanmış duygu kazıntısı. Ürkek kalbime darbe yapmış, mavi düş sızıntısı. Sayılmamış gün kalmadı, iki yana savrulmuş dünya Zor zalim kapanmış gözlere, dayanmaz yürek acısı.. Bir değil, iki roman okusan, yazan bellidir. Biçilmiş kefenle boy ölçüşen, ölçen bellidir. Kazma kürekle toprak karıştıran, kazan bellidir. Isınmış bir kazan sıcak suyu, ısıtan bellidir. Yazılmamış bir hikayeyim, neylesin roman. Beş arşın boyuma yetmez, varsa biraz iman. Elin kırılsın kazarken, altında kal inan. Altında tutuşan odun ol da, kaynasın o kazan! Damga vurdu yine keder, yeni doğmuş gündüzüme. Bir çıkış gören varsa söylesin, eylesin bir ferman! 30.06.2007 11.00 |
Gözün yaşı akmalı
Gözlerimde canlanır Kavak’ta yaşananlar. Acı hatıra taşır arda bırakılanlar. Gönülden hoş görürse aşka ağıt yakanlar. İki beden bir gölge; isterse dursun zaman Aşık düşüyor yola, kalbe ateş yakmalı Peşinden giden yâra, dönüp de bir bakmalı. Hasret dolu yüreğe, gözün yaşı akmalı. İki beden bir gölge; isterse dursun zaman Yumruk çıkmış göğe istiyor indirilmeyi. Yaradan akan kan bekliyor dindirilmeyi. Yıllar süren sabır diliyor bitirilmeyi. İki beden bir gölge; isterse dursun zaman. Sarı laleler serilmiş yollara inanma. Ağdalı sözler birer yalandır sakın kanma. Dumura düşen dost gibi sende donup kalma. İki beden bir gölge; isterse dursun zaman. 05.04.2007 20.00 Kamil Çağlar |
| Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 07:35 PM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.