![]() |
Erguvan
Dudakların bal rengi balözüne bananmış meyli meylinde eğlenir Mikrofondaydın şarkıların kıvrak misket sekmesi sanır sıkılgan çiftler Mikrofondaydın kanaryam meylime dönünce neden kekremsi seslemlerin yaklaşma mikrofon öpsün dudaklarını Yaklaşma ülger dudaklı kanaryam halden halciyim maziye mazide bir kavşak sırdaşım erguvan ayasına resimlemiş Sana anlatacağım bu kırılgan alıntıları. Lacivert Oyalar Abdullah Karabağ |
Eski Tüfek
Eskilerden biri Çok tarakta Bezimiz var diyor Herkes gölgesinden kaçarken Biz ayaktaydık Yürüyen yürüdü Vurulan vuruldu Dönen döndü Döndürenlerin safına Bir ben kalmışım keko’m Artık ne gündüzleri Gidilecek salon var Ne *******i ucuz meyhane Dolu’su bulur dengini Boşu’na boş vermişim Gölgeler çakırkeyf Bir ağacın altı Felsefenin sefaleti Zor günün dostu Terk etmez beni. Şarkım Karanfilde Kalsın Abdullah Karabağ |
Et Comment Que Je les Connais
Comment bouge une silhouette �* apparaître, Je ne peux pas discerner, elle dans les astres En apparence, et comment que je la connais Qui fréquemment se lève aux auras en actes. Elle s’était mise en route, par tous les aspects, Son nom qui est connu, je ne puis distinguer, En coïncidant, et comment que je la connais, L’une a les unes, dans les autres ans disparus. Concerver combien de virées sur un vis-�*-vis; Plusieurs fois de visites, je ne sais énumérer! Ne pas être �* plaindre, et comment que je vis, Avec les amens qui étaient �* l’heure d’aubes. Boucles de Canicule Abdullah Karabağ |
Evin
İlkyazdı o yalıda sarılmıştık birbirimize o yalıda kondurmuştuk kumdan şatomuzu Dolunay gülbengi bilmecemiz alyanstı Efsane kadınım Dolunay mırıldandı bir sonbahar şifresi uğramışsın yalıdaki evimize Evin yazmışsın çatısına demek bir kızın olmuş sevindim Bekleme beni bebeğim seni leylekler getirdi akbabalar uçurdu babanı sen doğmadan Kendini oku annenden gerçekten o bir efsane illâ beni göreceksen Efsane kadın Evin bir fotoğrafımla sizi Galatasaray’da bekliyorum. Lacivert Oyalar Abdullah Karabağ |
Evlat Edinmişti Kimsesiz Çocuğu
Satmalıydı sepetteki peynirli börekleri; Yatsıya oğlu dönüyordu özel derslerden, Ücretini biriktirmeliydi ay sonuna değin. İyi bir baba olmayı hiç umursamamıştı Zaten günü gününe para kazanıyordu, Gayretli dede diye örnek gösteriliyordu Komşularına Söğütlü Mahallesi'nde. Kaç çocuk yetiştirmişti veya kaç okullu Hem de öz eşinden, andıkça isimlerini Gururla gülümseyerek; Bir gülümseme, bir evlat demekti ancak Kendisiyle birlikte kalan kendisinindi. Üstelik hiçbirinin üzerine böylesine de Titrememişti mahallenin koca börekçisi. İnsan, kendi yaşından daha genç bir Yaşa bağlandıkça kolay yaşlanmazmış O halde; bakım, bakılana bir borçtur, Tekrar benzerlerine verilmek içinmiş. Bu tip derin şeylere pek kulak asmazdı Varlıklı ailesinden uzak bir mahallede, Bir gecekonduda oturan börek satıcısı. Bu gece, son gecesi miydi, ders saati Çoktan bitmişti, hâlâ görünmüyordu Çalışkan oğlu, bugün böreklerin hepsi Satılmıştı yoksa ikinci defa çıkacaktı. Sepeti koluna taktı, kapıya yöneldi, Kapıya bırakılan çantayı içeri almadan Yabancıların kaçak çalıştırıldığı ünlü Simitçiler Çarşısı’na küfrederek gitti. Tartıya Kalan Düşler Abdullah Karabağ |
Evlilik
Beraberliğimiz bir gendi dirlik dirgen üçgen / beşgen dönmedolap Uyum enikonu keçiyolu kumkuma yokuşu Uzlaşı uz başkaldırı önek / sonek cabası Belediyede kefilin teyzendi kefilim kuzen evetlenmiştik Lacivert Oyalar Abdullah Karabağ |
Ey Meşvanê Şaristaniyê
Ey şervanê jiyanê; Bûyîn dubendî ye, ne bi jorîn, ne bi jêrîn e Ji dayikbûyîn, hebûn an jî tunebûn ê. Merheleya te a yekemîn şerê jiyanê ye, bêguman Ew rastiya meşa te ye, fitîla şaristaniyê vê dixe Meşvanan hildide ser milan an jî dide bin lingan. Ey şervanê serdar; Danîna kemînan, girtina rê û şeverêyan, Tar û mar kirina welatan bi seferan, bi talanan; Menzîl dirêj e, ne qonaxek, ne sê, ne çar... in Lê dixî, vê dixî, pê dixî... dagirker î, dimeşî û têyî Da ku bi serkeftin, da ku serbilind û serwer î Da ku dewlemend î, pêşmêr î bi destê zordariyê. Ey şervanê biserketinan; Çiqas bi nav û deng bibî bibe, Dive ku nizanî, dive ku sermest î, poz bilind î, Gelek pînê reş an jî birînên reş bi rastiyên te ve ne, Deynê te ya şaristaniya te, ew qas giran e ku Tu çi bikî bike, tucarî nikanî bisencinî! Ey şervanê remildar, ey şervanê kevnare, Ey şervanê sergerm û serdem... Mîna gotineka rûspiyan ma di guhên te de bin: Em gel in, gelên ku ji gelên qedîm ya cîhanê, Çerxa daraxa te ji me û ji wan ne bihêztir e Mirov hene ku tev agir in, tev rêzan in Dibe ku birçî bin, tazî bin, bêper û bêçek bin Lê eşk û ronahiya xwe de ne. Tu çi bikî bike, çem ber bi jor nayên herikandin, Bi qirkirinan, tucarî nikanî eşka wan tarî bikî! Ey şervanê şaristaniyê; Min tu hilbijart wekî dengbêjekî ji koma bilbilan Mîna êşeka ji êşan, mîna sebreka ji sebra dilêşan Min tu hilbijart mîna guleka ji gulên ser destan Min tu hilbijart weke keskesorekê ser behran. Ey şervanê me, Ey şervanê meşa azadiya me, Ey meşvanê rizgariya şaristaniya me; Da bê..! Da bê..! Da bê..! Da ku jin û mêr bên! Da bibin sazgêr, da bibin kargêr, da bibin zaniyar... Em şaristaniya xwe ava bikin! Sewta Berbangê Abdullah Karabağ |
Ezbenî
Pirsek mifteha pirsan mirî pir in zindî Apê dest hilda mirî Xalê mijmijand zindî Kes û kûsek mirî-zindî Zikê têr tu kî yî şortal Lebî ezbenî şeveder zikê birçî. Sewta Berbangê Abdullah Karabağ |
Fare
Ekim’in kırk üçüncü yıldönümü Bakire Kuleşova görme özürlü yirmi iki yaşında Ural-Tagil’de Parmakla çözer yazıyı rengi gölgeyi Nasıl mı KILGI’yla Ya sen Devrim’i bitirdin kılgınla. Halkalı Seher Abdullah Karabağ |
Felsefe
Dekart’ın kare kökü Pitagoras Aristo’nun logaritması Hegel Tilmiz Vera milletvekili idamı savunur Napoli’den Cafer faz getir Haldun keseden geometrik Hamdi kutuptan. Halkalı Seher Abdullah Karabağ |
Feuille �* Feuille sur ma Route
Je n’aime les temps des dernières saisons Qui semblent �* tout bout d’une décadence De l’âge que feuille �* feuille sur ma route, D’existences, d’un amour que par les vies. Je me suis promené dans la forêt de biens, Non, j’ai promené l’un d’aimés, pas �* pas Et avec l’une d’elles et avec les paris clos. Que fais-je ici, comme un flâneur éméché, Je suis héritier de saisons des émigrations! C’est mon fardeau, c’est louable, il émigre A la fin de chaque jour véniel en automnes. Boucles de Canicule Abdullah Karabağ |
Firari Ülke
Dengine getirmiş Uçmuşum Firari ülke güverciniyim Bir dem Bulutların sırtında Bir dem Bulutlar sırtımda Dağlarını Ovalarını Seyrediyorum yurdumun Asi dorukların Ezeli sevdasını fısıldayan Vadilerin yabangülüyüm Yadellere savrulup Sürgüne yazılmak O kadar zor ki Kimliğine Benliğine Ferman biçilmiş Cümle âlemin tanıklığında Uçuşa yasaklı özgürlük güverciniyim. Şarkım Karanfilde Kalsın Abdullah Karabağ |
*******i Mutluluk Verir Trenler
Kahırlanmak mı işin, kazancın darlığına... Çocuğumuza elektrikli tren alamamışsın Oysa çantandaki cüzdanını karıştırırken ne kadar emindin parayı sayacağına! Teknik baş döndürücü, oyuncaklar harika Yeni yetişen çocuklar da öyle karıcığım, Parmaklarını bir şeylere uzattılar mı hemen kucaklayıp götürmek istiyorlar. Belki tuhaf gelir sana, çocuk olmalıydık Hele yazları, sakin bir deniz kıyısında! Seni bilmem, ama uçan bir gemi hem de limanı deniz fenerli bir gemi satın aldırırdım yazlıktaki dedemlere. Her akşam güneş batarken denize ya da her sabah doğarken denizden; Seni dümene çağırır, gün perisini sulardan kurtarmaya uçardık. Elbette bugünlerdeki gibi, birinin oyuncak derdine düşerken, bir başkasıyla karnın değmemeli burnuna... Ne yapalım karıcığım, iki elin parmağı kadar çocuğumuz olsun diyen sensin! Üzülmek mi sahilin, güneşin yokluğuna... Kuşkusuz, hızlı giden bir katarda değilim Ama öyle bir mutluyum ki bu eski trende Işıkları bile doğru dürüst yanmıyor, yanmalarına da gerek yok ya, böylesi daha iyi, kompartıman tamtakır. Belki de bu yüzden sizleri düşünüyorum, rahatıma, keyfime imrenme karıcığım! Bundan böyle haftanın üç gününde, saat yirmi ile yirmi üç arasında da işteyim. Bu kadar çocuğu sen istemiştin... Müjdesini de ben vereyim: gözümüz aydın, büyük oğlumuz iyi bir iş bulmuş... Tren durağa giriyor, iyi ******* karıcığım! Tartıya Kalan Düşler Abdullah Karabağ |
Gel
Suların kıskacında dalganın sarımındayım İlgini taşır tenini aşır da gel Kaçamakların sarıldığı saldayım Issızlığın diliminde ıslığın dizemindeyim Tenini devşir sevgini pişir de gel Kaçamakların sarındığı sandayım. Lacivert Oyalar Abdullah Karabağ |
Geleceksen Böyle Gel Be Kadın
Bu adam bir ateş delisi yanmaktan bahsediyor Ama yakmıyor bir hoş yanıp tutuşuyor gönül alıcısına Bu adam komşumuz Mestan ateş pahasına geçiniyor Bir kayıp aşk bir yaşlı anne ve beş çocuk Nasıl doyurabiliyor aynı sofrada bunca boğazı Nasıl giydirebiliyor aynı parayla onca bedeni Ki beşlerin ikisi delidolu liseli âşıklar Bu adam balıkçımız Mestan delidir deniz delisi Aynı zamanda yaşamı destan işi uğruna herkesi yakar Yakmaz bir başka gönülden yanar gönül avcısına Ah! o kadın mı der delidir deli balıktan deli Ve dizer balıksırtı teknesine el yazısıyla Canım ciğerim eşim duygudaşım arkadaşım Artık postacı kapıyı iki kere çalmıyor Telefonlar çalıyor telefonlar yerli yersiz Geleceksen telefonla mektupla gelme Yıldızımızda gözün olsun gökyüzü yine güzel Nasıl ki ay ışığından kırılıyorsa deniz Çağrıdır sesim sana ve yağmurdur tenine Soyun çöz saçlarını uzan yağışına Tanrı aşkına G e l e c e k s e n böyle gel be kadın! Yıldız Dalı Yasaklı Gönül Abdullah Karabağ |
Gelo
Kimimiz korucu olduk Kimimiz inkârcı Kaldık biz bize İnsanlıktan dışarı Bazen Damarımız tutar ya Gelo Kürdistan nere Bakarız Bakarız da görünmez Kirimizden pasımızdan. Şarkım Karanfilde Kalsın Abdullah Karabağ |
Gizilin Dili
Öncüden Artçıya Tarihsel Sınama Sosyalistim Sosyalizm İçin Değil İnsanlık İçin Sosyalistim. Lacivert Oyalar Abdullah Karabağ |
Glarus
Halk toplantısı halkın gücü despota öcü Birimden birime aztek maskı sayaç görücü Varım Varoluşun iğneli hazzı Ailece katılır pembe gözlüklü dilber Glarus meclisine. Halkalı Seher Abdullah Karabağ |
Gol
Halı yeşim bilet peşin Toto hakem loto hakan Bota bot meşin balon kaleye Sağlığınıza gol tribünlere! Halkalı Seher Abdullah Karabağ |
Gömütler
Sahra kursağında açlar kayacı sudan somali habeşi Adanır frezyalar Kızıldeniz avuncu ekinde kuraklık filizkıran açlık Kumul gömüt ekenek gömütler Latin’de hekim henri parkı sim fener şile şıvgın fulya Savaş suçluları süt banyosunda. Halkalı Seher Abdullah Karabağ |
Gördüm Uyanmışsınız
Şimdiye kadar başka yolda mıydınız Gördüm uyanmışsınız mahpus uykusundan uyanırcasına Mücadeleniz İki Şehrin Hikâyesi’ndeki adamın yaşam savaşı kadar kutsal Hafta sonuydu gördüm yollardasınız Barış için ayaktasınız parmakların zafer dansında savaşa hayır barışa evetsiniz Gördüm yine yollardasınız emekte özgürlük kadar haklısınız Bağırıyorsunuz bir ağızdan savaşa hayır em şer nexwazin Duydun bağırıyorsunuz bir ağızdan kein krieg no war non �* la guerre Saydım o kadar çoksunuz ki saymakla bitmez Gördüm her gün yeniden doğan bir gün gibi bakıyorsunuz sizin olan bu dünyaya! Yıldız Dalı Yasaklı Gönül Abdullah Karabağ |
Gri Gelgeçler
Kara’yla kırmızı karışımı gri gelgeçler Tılsımı yarınlara dair yarını ıraksar davetsiz zanlı kara Çalıntıları kırıntı kırmızı kara’yı tütsüler yarınlara dair salgın kara’yı salıklar Hadi canım sen de kapkaraydı kırmızı’nın günberisinde büyücü kara. Lacivert Oyalar Abdullah Karabağ |
Güçle Çekicin İşine Benzemez Ezincin
İçten gelen hırs, biraz ezinç ve biraz dirençtir. Ezmedin, ezdirmedin, verildin engin gururla Çekiçle örsün altına, özenle bakılınca çağına. Yumuşak kalemli elmasın kaşına benzemez, Heveslidir dizilişin, daha erinçlidir işlenişin. Biraz sabır ve biraz keder, oldukça hünerdir. Güçle çekicin ve bilinçle gönencin birliğiyle Anında baş koyuş, bin başkaldırıya bedeldir; Başarmak için gereklidir özgürlükten cesaret. Narin ve zarif, zor ve kanı tanımsal bir deyiştir Kalemle elmas arasına uzatılan dilden çıkarsa; Sazlı vuruştan duyulan duruşu beklenen nazdır. Biraz ezgin ve biraz ezilgen yeni bir gezintidir Cevherli serilişin daha incelikli görünüşündür; Bazı şeylerden biraz denildiyse, bu bir bazdır. Tartıya Kalan Düşler Abdullah Karabağ |
Güle Güle
Övgülerim fitil fitil Aşıladım kandillere Sıraladım merdivenlere Yelve kuşum şakımadın Dizelerim bölüm bölüm Böldüm şamdanlara Çiniledim aynalara Yelve kuşum bakmadın Güle güle bezgilerim Hoşgeldiniz üzgülerim. Lacivert Oyalar Abdullah Karabağ |
Gün Gibiydi Doğumunuz
Doğmuş oğlumun doğacak sözüne Doğacak sözüne doğmuş kızımın Bu doğumda ter dökenlere Gerdan kırıp yüz çevirenler Işıyan güne bağlı Baş süremezler günümüz’e Bu doğumun da diğerleri gibi Sadece lafı kalacak kaldısı’na diyen Hiçbir düşünce hiçbir kimse Temsil edemez doğumun okuyucu özünü Sözde kalk gölgesinde emeklen Sözleriyle hiçbir kimse Hiçbir halde yönetemez günümüz’ü Doğumdan beri sözcüsüyüm Okuyucu-avcı gözlerin doğumun Mısradaki sözden önce Her şeyiyle yeniden yoğurulan Sözün hamurundan kendini doğuran Ve gününü gündoğumundan çıkaran Yoğurucu günlerin sözlüsüyüm Doğmuş oğluma doğuracak kızıma Büyüyecek sözün söylenecek sözleridir iyi okunmalı Doğumun selamından günümüz’e Mısra mısra mektubumdur Doğurulduğunuzu gün gibi doğruluyorum iyi bilinmeli. Yıldız Dalı Yasaklı Gönül Abdullah Karabağ |
Günce
Sorgulanan akın mimar cemali tangara pelerin Yamuna minesi dışınlı yakamoz Sultan Begüm Guride Tagore Tac Mahal Yargılanan sorgu sava Kızılırmak sava Zenon Bruno Pavarotti çağlamak Aklanan vargı bellemim granit ziya Onbinler’in andacı Ksenofon güncesi Hilar-Amidi kumral atmaca bellemim granit ziya kazıma aşınmaz Eylülde söyledi Amida. Halkalı Seher Abdullah Karabağ |
Havası Tüldü Saçlarına
Eden vadisini bilirsin Sara Havası tüldü saçlarına Kurumuş camgüzeli kaynarcası Kireç kaplamış akarcası Kalem kalem deşerim Eden vadisini bilirsin Sara Bağırdığında bağırmazdım Hoşlanırdım kadınca kızgınlığından zevkle dinlerdim silme vadi yankılanan kahkahalarını Ve ilencin yalımında Ağaçlar vuruşur gölgeler karışır Rüzgâr flütlenir özlemler sevişir Kül yağar sigaram küllenir Yaş yağmaz sen yağarsın göğsüme Göğsünde uyanırım sevgililer günü’nde Eden vadisindeyim Sara. Yıldız Dalı Yasaklı Gönül Abdullah Karabağ |
Haziran
Melisa unutmak istesem de unutulmuyor Anılar kıpır kıpır dindirmek istesem de dinmiyor mahzun hazin haziran hezaren viran onarmak istesem de onarılmaz Bazen nazımla eşlenir sana dilendiğimde begonya begonyam Melisa. Lacivert Oyalar Abdullah Karabağ |
Hiç
Sinem bitkin salacaklı kurgan bir kalıp sabun ılıcak kurna Kesene kesat yıkayıcım yıkamaz toplamış tası tarağı yazık Usule aykırı ilan rehineyim hiç’in eşiğinde kurtarıcım Miyakeli Oyama büründüm süt-saten giyit ederi hiçin ertesi Varsın alınsın göğem anıt. Lacivert Oyalar Abdullah Karabağ |
Hulya
Hulya boğulmuş hulya sam ağıt hulya yurdunda yatsı yatıya mayalanmaz çıyan ağırlanır İskenderiye feneriydi rum kalesi hıçkırık sarası zevklerin agorası orun kalesiydi kalebent kasabanın kalesi şimdi çıyan yarasa feneri Gidişat üzre hulyanın hulyasıydı hulya balıkçın hulya zokası sıngın meyal içre gözleği taşıl hulya maziye taneler gözeri kuzgun taneyi bereler Halfeti boğulmuştu hulya Sam ağıt hulyaydı. Lacivert Oyalar Abdullah Karabağ |
Hûn In Yên Ku Ked û Pîvanên Me De
Digerînim bar û bîderan bi çend hezar çavên zîldanê, Bi çirûskan dan bêjing, cewher in, breşînin ber û ber! Hatin wezinandin, bes breşînin, stûyê min bin wan de Şikestiye, ew giraniyên we ne di ked û pîvanên min de. Digerînim weke kareka xezal- bêkes û bêmal- ber malan Yara min ne hembeza min de ye, di bin sînga min de ye. Hinekan got: bê cil e, bê hiş e; parsok e, kîsê xwe jî heye Yekê jî got: solçiriyê min, bi destek birêşa dara a xamekê Ji wan hinekan jî got, yên ku derdên dilan de hêj dişebitin: Yara vî kesî winda ye, yên ku di sînga wî de kêş û axîn in. Digerînim birêşa rewşa xwe wekî kesekî bi bawarî, bêxem. Min ne got, guhdarî kir; rewşê got: min bîder ne çand, erdê Yên rêçên me de ne ceh û genim in, ne jî nîsk in û garis in; Sosin in, simbul in, nêrgîz in, asmîn in...ji bo wan, hemiyan. Sewta Berbangê Abdullah Karabağ |
Işık Gibi Yaşamsal
Babamın dördüncü, annemin ikinci eşinden, sondan ikinci çocuklarıyım.Yaşıtım, ışıklı gölgemdir. -Ömrüm, niçin gölgelisin, niçin ışıklısın? Işık ve gölgenin yaşamsal oynunda çok canlısın.Gel, kurul gölge- me, ömür ömre dertleşelim. -Hoş geldin, diyorum sana, ömrüm! Güneşli günümde çorak gülüşlü, susuz, örtüsüz ay mısın; içersin yaşam suyumu kendi ömrünce. Gölgeyim, diyorsun öm- rüne ve senden daha sağlam ömürlüyüm.Mani’yle mi söy- leşiyorum, ışığın meyvesiyim,ustam ışıktır, diyorsun. Ve ömürden ömreipince bir tel gibi ışırım kendimi gölgeleyerek. -Gölgem, mademki benden ömürlüsün; sen dur,ben söyleyeyim benzersiz yazgımı. Batacaksa ömür salım, varsın batsın! -Şirin ömrüm, dertsinme! Dört büyük kutsal söylemin sızısıevmektir…Ve biraz zendî, biraz vedaî, biraz renîdir. Sınavda ustan akıl, düzende koruyucun vicdan’dır. Ömürsel ışığın bir yeni gölgesi, bir başka taze candır. -Ayrılırken son sözüm: Ne dilersin benden, benden ömürlü gölgem? Bensiz yolculuğunda at mı, yakasız gömlek mi, bir damla su mu? -Hiçbir şey, sevgili ömrüm! Işıklı birlik gölgemizden başka. Yıldız Dalı Yasaklı Gönül Abdullah Karabağ |
İguana
Balinam muson beratlı Dili-Jakarta seferli Ulusun özgür iradesi Adalar denizinde REFERANDUM Oy sayımı şarapnel sandık açımından Ne gezersin maskeli balo kertenkelesi Doğu-Timor’da Galapagos’tan Darwin pasaportlu sınır tanımaz Kaptan Cousteau’nun çömezi iguana Suharto’yu müzeye kaldırdım Sedye sargı bezi getirdim sana. Balinam muson beratlı Dili-Jakarta seferli Ulusun özgür iradesi Adalar denizinde REFERANDUM Oy sayımı şarapnel sandık açımından Ne gezersin maskeli balo kertenkelesi Doğu-Timor’da Galapagos’tan Darwin pasaportlu sınır tanımaz Kaptan Cousteau’nun çömezi iguana Suharto’yu müzeye kaldırdım Sedye sargı bezi getirdim sana. Balinam muson beratlı Dili-Jakarta seferli Ulusun özgür iradesi Adalar denizinde REFERANDUM Oy sayımı şarapnel sandık açımından Ne gezersin maskeli balo kertenkelesi Doğu-Timor’da Galapagos’tan Darwin pasaportlu sınır tanımaz Kaptan Cousteau’nun çömezi iguana Suharto’yu müzeye kaldırdım Sedye sargı bezi getirdim sana. Halkalı Seher Abdullah Karabağ |
İnsan
Saat gibisin Beyin komutlu Düşünmek çalışmak değiştirmek senin işin İleriye işler ibre Biri ya da birileri çevirirse geriye Uyar Kumsalı okşayan meltem gibi Aldırmıyorsa Dillendir suskunluğunu bir daha bir daha söyle İnsansın Ökse serçe için kurulur İndir bilincini kefesine Üçyüz altmış’ı sayar ibre Kendinden ileriye Başın dönmesin birlikte başardım diye. Şarkım Karanfilde Kalsın Abdullah Karabağ |
İzler
İzlerini izledim bugünün dünü’nde Koparabildiklerimi düğümledim Dokunan günlüğümün sayfalarına Yürüdüm yürüdüm…duraksadım İster istemez kızılır Gizlemişsin bizi ayıran izleri Vazgeçemedim izlemekten İzledikçe derinleşti günlüğüm Ürkek yumuşak şirindi izlerin Yürürken bir yaprak hışırdadı Dünü bugünü’nden ileri peşim sıra Bugünde yarını dünsüz yürümüşüz Perdesi kapandı mı uzun yürüyüşlerin Sanmıyorum Yaprak yapraktı güleç izler İzler yaprağı yürütüyordu peşi sıra İzlerdeki çok ışınlı çelenkle dönersen günlüğüme Diğer sayfaları birlikte izleriz. Yıldız Dalı Yasaklı Gönül Abdullah Karabağ |
J'ai des Fleurs
Un cimetière, comme jardin botanique À coté d’un village monumental, On bénit cédants qu’ils reposent ici; Toutes choses chacun de nous, Tout le monde parle les mots de saints. Il a des arbres �* chaque de ses coins: Palmiers, cyprès, sapins et les êtres; Toujours et pour toujours �* garder de tombes, Elle [ci-gît], il [ci-gît], obéissants �* quelqu’Un. Je suis un arbre qu’il regarde les autres, Voil�* trois belles se trouvent au milieu de cimetière: Un laurier, un lierre, un olivier rustique. Quelqu’un fait des seaux de ses fruits, Quelqu’un prêt, comme un câble maniable Pour s’allonger �* l’eau de puits. Laurier; une reine, une belle jardinière! Elle porte l’eau seau par seau, Arrose les fleurs des tombes. Quel laurier, quel lierre, quel olivier; Attendez-moi, j’ai des fleurs, Je vous donnerai mes fleurs! Boucles de Canicule Abdullah Karabağ |
J’accepte de Lire Tous les Tons
Il fait beau, j’ouvre tous les pores aux soucis Il fait claire, j’ouvre tous les yeux des sosies Qu’ils se répandent dans les cils aux charmes J’accepte de lire tous les tons de mésestimes. Il fait noir, j’ouvre tous les rayons de jaunes Il fait du mal, j’ouvre tous les nerfs optiques Qu’ils se rendent violet dans les teints peinés Je continue �* lire tous les vers de mon corps. Il est temps de prendre �* accourir aux champs Ceux qui s’avaient couverts les soucis récents Avec lesquels donc, il faut qu’on soit heureux Et je finis de lire tous les contes fantastiques! Boucles de Canicule Abdullah Karabağ |
Je m’Ecoute Dans les Confessions
Une place de mon corps sur la terre commune Qui convient avec les secrets en excuse sacrée Où la pince-sans-rire sous les ponts de paroles, Me reposant, je m’écoute dans les confessions. Convive de mon poste qui y atteint au sublime, Un voyageur spirituel qui s’attend �* son apogée. Etouffer ses pensées, comme dans l’eau trouble, S’en aller ou s’échapper, sculpteur de mon âme! L’atelier d’un artisan de mon corps musculaire: Son maître ou sa maîtresse et sang de mon teint Sans scie, sans tranchant et ma statue en bronze Qui vous sourit ou vous elle souriez, sans doute! Boucles de Canicule Abdullah Karabağ |
Je me Souviens de Toi
J’ai relu ton intimité sentimentale �* plusieurs fois La mienne aussi, tête-�*-tête, passer aux aveux. S’éprendre: je t’ai vue �* un défilé oriental. Je t’ai choisie au marché de vierges punies Nous en avons quitté, la main dans la main Parmi les voix commerciales et nos voix mouillées Notre partageur était le pariant de bouton en cuir: Tu t’es installée �* une chambre confortable Et la mienne, une autre simple de chez moi. Autant que je sache tu auras demeuré infinie; Malgré toutes insistances je ne t’ai prises [�* mon lit, jamais! Sous des saucées de temps: un jours de moi Tu es sortie de la maison tranquillement, J’étais au seuil de passés, pour t’épier et ressaisir. Il y avait une foule en colère �* la place de la ville, Tu t’y es fuie pour leur participer; J’ai souri et t’ai enviée de ce moment favorable, Je t’ai suivie sans vous avoir tourné le dos. Libérez, ai-je dit chacun marche pour soi! Boucles de Canicule Abdullah Karabağ |
Kabartmalar-B
Temmuzdu Burdur Güllenmeliydin kopardılar Güllenmeliydin kopardılar Temmuzdu Burdur Güllenmeliydin kopardılar Kol ile birleşemeyen küçülür Kol ile esneyemeyen kırılır Kol ile kaynaşamayan çürür Güllenmeliydin kopardılar Temmuzdu Burdur temmuza yazılandı Sol kolum sağ kolun şenlendir Kol budandıkça dallanır dallandıkça allanır Gül koklamalıydın kopardılar Temmuzdu Burdur temmuza yazılandı Sağ kolum sol kolun güllendir! Lacivert Oyalar Abdullah Karabağ |
| Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 07:03 PM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.