www.cakal.net Forumları YabadabaDuuuee

www.cakal.net Forumları YabadabaDuuuee (https://www.cakal.net/index.php)
-   Edebiyat (https://www.cakal.net/forumdisplay.php?f=268)
-   -   Mehmet Kıyak (https://www.cakal.net/showthread.php?t=144031)

GooD aNd EvıL 04-11-2009 01:03 PM

<br>Kitaplarda Buluşmak<br><br>İsterim,
<br>Unutmamanızı, <br>Beni hatırlamanızı. <br>İsterim, <br>Bir yerlerde, bir
zamanda anılmak, <br>Zor günlerinizde, mutlu anlarınızda anılmak, <br>Sizlere
bir şeyler verdim sanarak. <br><br>İsterim, <br>Yine sizlerle her konuda
konuşmak, <br>Yine size bir konuda ışık olmak. <br>… <br>Beni bulmak mı
istiyorsunuz? <br>Nerede olursanız,olunuz, <br>Arayın, mutlaka bulursunuz!
<br>Ben bir yerlerde hep varım, <br>Hep var olacağım. <br>Alın elinize bir
kitap, <br>Nasıl içinde olacağım. <br><br>Bilirsiniz, kitapları sevdiğimi,
<br>Hatırlarsınız, kitap için, <br>Size neler söylediğimi. <br>… <br>Bakınız,
<br>Kitaplara, sayfalara,satırlara! <br>Sinmişimdir, bir yerine mutlaka.
<br>Hatırlarsanız, bir yerinde beni, <br>O zaman, <br>Mutlu sayarım kendimi.
<br><br>Bulamadınızsa, eğer bir yerinde, <br>Çıkarım karşınıza, umulmadık bir
yerinde. <br>Bazen, dipnot olurum, bir sayfada, <br>Bazen, ek bir cümle olurum,
bir satırda, <br>Bazen, kaynaştırma harfi olurum, bir kelimede. <br><br>Bir
yerde yoksam, bir yerde varım. <br>Ortada yoksam, sonunda varım. <br>İşte,
<br>Asıl orda bulursunuz beni. <br>Asıl, o zaman mutlu sayarım kendimi. <br>O
zaman, <br>Hatırlandığımı düşünür, saygı sayarım. <br>O zaman,
<br>Hatırlandığıma inanır, sevgi sayarım. <br>Ve <br>Mutlu olurum!
<br><br>Mehmet Kıyak <br>(Karaman,17.05.1994)<br><br>Mehmet Kıyak

GooD aNd EvıL 04-11-2009 01:04 PM

Kitaplarda Buluşmak

İsterim,
Unutmamanızı,
Beni hatırlamanızı.
İsterim,
Bir yerlerde, bir zamanda anılmak,
Zor günlerinizde, mutlu anlarınızda anılmak,
Sizlere bir şeyler verdim sanarak.

İsterim,
Yine sizlerle her konuda konuşmak,
Yine size bir konuda ışık olmak.

Beni bulmak mı istiyorsunuz?
Nerede olursanız,olunuz,
Arayın, mutlaka bulursunuz!
Ben bir yerlerde hep varım,
Hep var olacağım.
Alın elinize bir kitap,
Nasıl içinde olacağım.

Bilirsiniz, kitapları sevdiğimi,
Hatırlarsınız, kitap için,
Size neler söylediğimi.

Bakınız,
Kitaplara, sayfalara,satırlara!
Sinmişimdir, bir yerine mutlaka.
Hatırlarsanız, bir yerinde beni,
O zaman,
Mutlu sayarım kendimi.

Bulamadınızsa, eğer bir yerinde,
Çıkarım karşınıza, umulmadık bir yerinde.
Bazen, dipnot olurum, bir sayfada,
Bazen, ek bir cümle olurum, bir satırda,
Bazen, kaynaştırma harfi olurum, bir kelimede.

Bir yerde yoksam, bir yerde varım.
Ortada yoksam, sonunda varım.
İşte,
Asıl orda bulursunuz beni.
Asıl, o zaman mutlu sayarım kendimi.
O zaman,
Hatırlandığımı düşünür, saygı sayarım.
O zaman,
Hatırlandığıma inanır, sevgi sayarım.
Ve
Mutlu olurum!

Mehmet Kıyak
(Karaman,17.05.1994)

Mehmet Kıyak

GooD aNd EvıL 04-11-2009 01:04 PM

Koca Çınar

Hiç ümitsiz değilim,
Ülke ağacımın geleceğinden…
Boşuna kesmezler kuruyan dalı,
Varsın dökülsün,
Daha bir gür çıkacak,
Baharda yaprakları…

O zaman daha bir zevkle dinleyeceğim,
Göğe ulaşan dallardaki yaprakların,
Söylediği coşkun şarkıyı…
Ve kuşlar daha bir başka söyleyecek,
Nağmesini o şarkıların…

Ziyanı yok,
Ben çekeyim bütün kahrını,
Ne sitem, ne gam…
Yeter ki göreyim,
Aydınlık yarınlarını…
Yeter ki göreyim,
Göğe ulaşan dallardaki,
Şen bülbülleri.

Suyun olayım, güneşin, toprağın,
Büyü bağrımda…
Şakısın şen bülbüller,
Yeşeren dallarında...

...
...
...

Mehmet Kıyak

GooD aNd EvıL 04-11-2009 01:04 PM

Küçüğüm

KÜÇÜĞÜM

Şüphesiz,
Hayat bir rüzgârdır ancak,
Sen dalından düşen bir kuru yaprak,
Bu rüzgâr seni de önüne alacak,
Kim bilir nerelere bırakacak…



25.10.1994
Mehmet KIYAK

Mehmet Kıyak

GooD aNd EvıL 04-11-2009 01:05 PM

Küçük Dünyam

Dünya evren içinde,
Ben dünya içinde…

Koca dünyanın içinde,
Ben küçücük bir dünya içinde…

Nasıl taşırım bilmem…?
On sekiz bin âlem,
Benim içimde…!

Mehmet Kıyak

GooD aNd EvıL 04-11-2009 01:05 PM

Mantar Tabancasıyla Gelen Tutku(Söyleşi)

Bir zamanlar silah konusunda ciddi aramalar yapılıyor, baskınlar yapılıyor ve silah yakalatanlara ağır cezalar veriliyordu. Bir zamanlar da silahlanmayı ve silah kaçakçılığını önlemek amacıyla, caydırıcı mahiyette af çıkarılıyor ve belirli bir süreye kadar ruhsatsız silahlarını teslim edenlerin cezalandırılmayacakları bildiriliyordu.

Gerek aramalarla, gerekse bu caydırıcı yöntemlerle pek çok silah toplanmıştır. Hatta verilen bu söze güvenemeyenler, polisten ve jandarmadan korkan insanlar, kimliklerinin ortaya çıkması korkusuyla silahlarını boş arazilere bırakıyorlar ya da daha güvenli sandıkları bir yere saklıyorlardı.

Oysa bugün, 18 yaşını bile doldurmamış gençlerin silah kullanmasıyla, vitrinlerde çeşit çeşit marka ve modelde silahların teşhir edilmesiyle, ruhsatlı - ruhsatsız silah sayısının ve imalatının kat kat artmasıyla, adeta teşvik edici bir durum ve devlette de daha müsamahakar bir görünüm ortaya çıkmaktadır. Zaten son günlerde meydana gelen ve her geçen gün de artmakta olan cinayet ve silahlı olaylar da silahlanmanın her geçen gün biraz daha arttığını ve çok ciddi boyutlara ulaştığını göstermektedir.

Ben burada herhangi bir kişi veya herhangi bir kesim üzerinde durmayacağım. Benim üzerinde duracağım konu bireysel ve toplumsal silahlanma tutkusu olacaktır. Çünkü bu tutku öyle büyük bir tutku haline gelmiş durumda ki, küçük – büyük pek çok insanı maalesef ki sarmış durumda. Bu tutkunun, acil önlemler alınmadığı takdirde çok daha büyük boyutlara ulaşacağını ve çok büyük toplumsal problemler yaratacağını düşünüyorum.

Artık gün geçmiyor ki televizyon kanallarında, gazetelerde cinayet olaylarıyla karşılaşmayalım gün geçmiyor ki gerek toplumumuzda, gerekse diğer toplumlarda silahlı çatışmalar duymayalım. Televizyonu açtığınız anda mutlaka bir çatışma, bir cinayet haberiyle karşılaşıyorsunuz. Kasıtlı ya da kaza ile minicik çocuktan tutun da yetkin insanlarla ilgili bir çok cinayet olaylarına tanık oluyorsunuz. “ Babasının silahıyla oynayan çocuk kardeşini vurdu”, “Ava gittiler canlarından oldular”, “Öfkesini yenemeyen genç en samimi arkadaşını vurdu”… gibi pek çok olayları her gün duymaktayız. Düğünlerde atılan silahların, maçlardan sonraki akıl almaz çılgın kutlamaların pek çok masum insanın ölümüne neden olduğu hepimizin bildiği acı bir gerçektir.

Çareyi, zevki silahta bulan bu insanlar niçin buna sığınıyorlar? Yoksa silahı en son çare veya kurtuluş mu sanıyorlar? Oysa silah insanı kurtuluşa değil esarete ve ölüme götürür. Hiçbir silah yoktur ki sadece sıkılanı öldürmüş olsun. O silah aynı zamanda sıkanı da öldürmüştür. Çünkü bunun hem hukuki cezası, hem de vicdani cezası vardır. İşte hem hukiki cezadan, hem de vicdani bedelden paramparça olan dünyasıyla, silahı kullanan insanı da öldürmüştür o silah.

Gerekçe ve sebep ne olursa olsun, hiçbir insanın, bir başka insanın yaşam hakkını elinden almaya hakkı yoktur. Zaten hiçbir kanunda bu hakkı insana vermemiştir. Ama ne yazık ki devletin bu konulardaki tavizkâr tutumu insanların silaha bel bağlamalarına neden olmaktadır.

Kasıt olmayan silahlı bir ölüm olayında da silah, buna neden olan bir araçtır. Silah aynı zamanda kasıtlı ve gerekçeye dayalı, öfkeyle kalkışılmış bir olayın tetikleyicisidir.

Öyleyse bu olayları ortadan kaldırmak için önce bu olaylara neden olan aracı ortadan kaldırmak gerekmez mi? İster kaza ile olsun, ister kasıtlı bir nedenle olsun hiçbir kimsenin, bir başkasını öldürmeye hakkı yoktur. Bir anlık öfkenin ölme, öldürme nedeni silahtır. Silah öfkeyi kışkırtan, onu daha da alevlendiren gerçek bir nedendir.

Birilerini öldürmek, olaya neden olan sebebi ortadan kaldırmak değildir. Birilerini öldürmek zafer kazanmak değildir. Öfkeyi yenmekle elde edilmiş bir zaferden daha büyük bir zafer var mıdır? Öfkeyi yenmek, meydana gelebilecek olan kötü sonuçları ortadan kaldırmak demektir.

İnsanlar niçin silahlanma gereği duyarlar ve neye karşı silahlanmış olurlar. Öyle sanıyorum ki bu, daha mantar tabancasıyla gelen bir tutkudur. Toplumumuzda silah erkek çocuğunun, bebek de kız çocuğunun en büyük oyun aracı olmuştur. Biz büyükler de bir çocuğa oyuncak alacağımız zaman, bu çocuk erkek ise ona oyuncak tabanca veya oyuncak tüfek alırız; böylece ona daha bu küçük yaşta silah sevgisini aşılamış oluruz. Sonra bu sevgi havalı tabanca ve tüfeklerle gelişir, daha sonra av silahlarıyla perçinleşir ve daha sonra da daha gelişmiş modelli silahlarla tutku halini alır.

İyi ama bu ne biçim bir zevk, bu ne biçim bir tutkudur ki başlangıçta silah sevgisi olarak değerlendirilen bu tutku, bir gün karşımıza şiddet, kavga ve cinayet aracı olarak çıkmaktadır. Bundan başka sevgilerimiz, tutkularımız olamaz mı? Silah yerine kitap okumayı, sinemaya, tiyatroya gitmeyi, koleksiyonlar yapmayı, seyahatler yapmayı, spor yapmayı tutku haline getiremez miyiz? Şiir okumayı, yazmayı, resim yapmayı, bir tutku haline getiremez miyiz?

Böyle daha asil zevkler, daha onurlu tutkular varken insanlar niçin silahlanma gereği duyarlar, kime ve neye karşı silahlanmış olurlar? Görüştüğüm insanlara bu soruları yönelttiğimde verdikleri cevaplar hiç de geçerli ve tutarlı olmamaktadır. Kimileri, kan davası güden bir zihniyetle,“Benim dostum varsa düşmanım da var”, kimileri sanki o güzelim hayvanları katletmek hakkıymış gibi, “Benim av merakım var, ben bir avcıyım”, kimileri artık hiç de geçerliliği olmayan ve hukuk kurallarını hiçe sayarcasına, “Silah erkeğin namusudur”, kimileri,“Benim canım çıkacağına onun canı çıksın”, kimileri, “Kavgada kim erken davranırsa o kazanır, kimileri,”Herhangi bir savaş durumunda hemen silahımı kaptığımla giderim”, kimileri de “kendimi savunmak için” gibi ve daha bir çok haklı olmayan gerekçeler göstermektedirler.

Yine bu insanlara,“Şiddet ve kavgadan yana mısınız, yoksa uzlaşmadan yana mı? ” diye sorduğunuzda, hepsi uzlaşmadan yana olduklarını, şiddet, kavga ve savaşa karşı olduklarını söylüyorlar. Öyleyse bu bir çelişki değil midir? Bence bu, çelişkiden, canilikten, cahillikten başka bir şey değildir.

Oysa bütün bunlar, “Ben aslında sevgi dolu bir insanım, insanları sever, saygı duyarım; her zaman uzlaşmadan yanayım; şiddete, kavgaya karşıyım; ama herhangi bir durumda da gözümü kırpmadan öldürürüm” anlamına gelmiyor mu? Böyle bir insanın uzlaşmacı olduğuna, insanları sevip saygı duyduğuna nasıl inanacağız. Öyleyse şiddet ve kavgaya karşı isek, öfkenin, şiddet ve kavganın aracı olan silaha da karşı olmalıyız.

Devletin silahlanmasına karşı değilim. Devletimizin de diğer devletler gibi caydırma ve savunma amacıyla silahlanması gerekir. Tabi ki bunun da hiçbir şekil de kullanılmaması arzusuyla. Çünkü kişinin olmayan öldürme hakkı, aynı zamanda hiçbir devletin, hiçbir milletin de hakkı değildir.

Devlet, milletini korumak amacıyla hava, kara ve deniz silahlarıyla kendini donatır, kendini ve insanını güvence altına alır. Ayrıca kişiler, hak ve özgürlükleri, can ve mal güvenlikleri açısından kanunlarla güvence altına alınmıştır. Bunun için toplum içinde kişilerin ayrıca silahlanmasına gerek yoktur.

İnsanlar silahlandıkları zaman, mevcut hukuk kurallarını ve kanunlarını çiğneyecekler ve kendi kanunlarıyla hükmetmeye kalkacaklardır. Zaten pek çok cinayetin ve kavganın temelinde yatan zihniyette budur. Bu ise mevcut hukuk kurallarını ve kanunlarını hiçe saymaktadır. Bu da toplumsal bir kargaşa demektir.

Kişiler toplum içerisinde gerek ahlak kurallarına, gerek din kurallarına, gerek hukuk kurallarına saygılı olmalıdır. Devletini sevmeli ve bunları bir vatandaşlık görevi saymalıdır. Yoksa toplum içinde kendi kanunlarıyla hükmeden insanlar da türer, çeteler de türer ve bunlar her geçen gün artar.

Etki tepki yaratır; siz birisine sıkılmış yumruklarla giderseniz, o size iki kat sıkılmış yumruklarla gelir. Siz ona silah çekerseniz, o da size silah çeker. Taşkın bir öfkeyle size silah çeken bir insana herhalde çiçek uzatamazsınız. Kan, kanla yıkanmaz; ama silahlanma devam ettiği sürece, kanı kanla temizlemeye kalkışan çok insan olacaktır. Böyle olunca da ne cinayetler bitecek, ne de kan davları sona erecektir. Sonuçta da sevgiden, saygıdan hoşgörüden uzak vahşi bir toplum ortaya çıkacak, eyalet şerifine itaat etmeyen bir teksas olacaktır.

Hal böyleyken insanlar niçin silahlanma gereği duyarlar, kime ve neye karşı silahlanırlar?
İnsanlarımız bu tutku içerisinde olduğu sürece ve bu silahlanma devam ettiği sürece, toplumca pek çok sorunu yaşayacağız demektir. Bunun için devlet ve millet olarak acil önlemlerin alınması gerektiğine inanıyorum.

Toplum içerisinde belinde tabanca, omzunda silahla pervasızca dolaşan insanlar varken, her gün her kanalda şiddet içeren filimler gösterilirken herhalde asıl pervasızlığı gösteren devlet ve görevlileri olsa gerek. Bütün bunlar olurken, kaba kuvvetin hor görüldüğü, dayağın kınandığı ve yasaklandığı şu zamanda insanın aklına,“Yoksa dayak yerine silah mı teşvik ediliyor? ” gibi bir soru geliyor.

Devlet olarak, millet olarak bu konuda çok duyarlı olmalıyız, aynı zamanda çok da uyanık olmalıyız. Çünkü artık dünyadaki silahlanma ve savaş anlayışları çok değişmiştir. Toplumlar artık zeka, bilim, teknoloji, eğitim ve kültür savaşına girmişlerdir. Gerçek medeniyetin, gerçek medeni toplumların en büyük silahları da bunlar olacaktır. Ben bu silahları, bu gün dünyanın sahip olduğu nükleer, biyolojik ve kimyasal silahlarından daha etkin görüyorum ki, artık kalem kılıçtan üstün olacaktır.

Bu gün nasıl ki başlık parasını, kan davasını ortadan kaldıran veya büyük ölçüde azaltan, evrensel insanlık kültürü, evrensel insanlık değerleri ise, şiddeti, kavgayı, çeteyi, mafyayı, terörü, savaşı ortadan kaldıran da bu evrensel insanlık değerleri olacaktır. Çünkü evrensel insanlık kültürüne ulaşan insanın silahı ne tabanca, ne pompalı tüfek, ne kaleşnikof, ne atom, ne de hidrojen bombası olacaktır. Onun en büyük silahı kalem olacak olacaktır.

Evrensel insanlık boyutunda her geçen gün biraz daha yol alan insanoğlu, eminim ki insanlık sevgisiyle donanacak; ilmin ışığında, bilimin aydınlığında silahlara veda edecektir!

Sevgi ve saygılarımla…

Mehmet Kıyak
20.11.2005

Mehmet Kıyak

GooD aNd EvıL 04-11-2009 01:05 PM

Meçhul Öğretmene

Dün babama öğrettin,
Bu gün bana öğretiyorsun,
Yarın çocuğuma öğreteceksin,
Gerçeklerini hayatın!

Babam saygıyla andı seni hep,
Önünde saygıyla eğiliyorum,
Bu gün ben,
Çocuğum duyacak aynı saygıyı yarın,
Sonsuza kadar sürecek,
Öyleyse sevgin,saygın!

Yalnız 24 Kasımlar değil günün,
Zamanın,mekanın üstündedir yerin,
Ezelden geldi sevgin,
Ebede gidecek saygın!
Her an anılacak inan,
Meçhul adın!

Mehmet Kıyak

GooD aNd EvıL 04-11-2009 01:05 PM

Mutluluk- 1

Dağların zirvesinde olsa da,
Dağların ardında olsa da,
Dağlar kadar yücedir mutluluk.

Yücelere ulaştığımız sürece,
Dağları aştığımız sürece mutluyuz.
O gelmese de bize,
Biz ona koştuğumuz sürece mutluyuz.

Gülemesek de,
Kan ağlasa da içimiz,
Ağlayan gözlerin yaşını,
Silebildiğimiz sürece mutluyuz.

İnsanız, kanatlarımız yok ki
Hep yükseklerden uçalım,
Kanatlarımız olsa da,
Alçaktan uçtuğumuz sürece mutluyuz.

Korkma, uzat elini, tutabilirsin onu,
Elinin uzandığı yerdedir mutluluk,
O bizden ne kadar uzak olsa da,
Biz ona yakın olduğumuz kadar mutluyuz.

Mehmet KIYAK

Mehmet Kıyak

GooD aNd EvıL 04-11-2009 01:05 PM

Ne Kalır?

Kaldır, sevgiyi aradan kaldır,
Söyle o zaman arada ne kalır?

Mehmet Kıyak

GooD aNd EvıL 04-11-2009 01:05 PM

Neden Böyle Acaba...

Yâr olmaya yârdık aslında,
Ama…
Ne sen yâr olabildin bana,
Ne ben sana…
Oysa…

Nedir bu çektiklerimiz?
Ne bir gün sana,
Ne bir güneş bana…
Kara bulutlar üstümüzde,
Daima…

Nasıl da geldik bu günlere,
Sürüklene süreklene…
Bir iyi bir kötüyü sürükler, derler;
Sen mi beni sürükledin bu günlere,
Ben mi seni acaba…

Birimiz kötüydük de
Ondan mı geldi bunlar başımıza…
Daha güzel günler,
Yaşayamaz mıydık acaba…

Yalan değil,
Zaman zaman gelir aklıma,
Sen mi kötüydün,
Ben mi…
Yoksa ikimiz de mi
Acaba…

Oysa,
Sana kıyamam,
Kötü diyemem…
Bense, kötü düşünemem,
Kötülük yapamam…
Öyleyse,
Neden geldi bunlar başımıza…

Üzgünüm,
Ben sana benzeyemedim,
Benzeyemezdim zaten,
Ben benzemek istesem de
Bendeki ben, benzemezdi zaten…

Üzgünüm,
Sen bana benzedin güya,
Oysa ben sana,
Bana benze, demedim ki…
Yoksa en büyük hatamız,
Bu muydu acaba…

Üzgünüm,
Sürükleyememişsin beni…
Sürükleyememişim seni…
Birlikte seçtik ölümü,
Yoksa birbirimizi,
Çok mu sevmiştik acaba…

Mehmet Kıyak

GooD aNd EvıL 04-11-2009 01:06 PM

Neden Böyle...

(Bana ilham veren M.Turan TEKDOĞAN’a saygılarımla…)

Soruyordu şair:
“Bu yağmur neden böyle,
Islatır oldu bizi,
Yıkamak için mi ne,
Kin dolu içimizi? ”

Bu yağmurlar işte böyle,
Islatır oldu bizi,
Belli ki yıkamak için,
Kin dolu içimizi!

Bu yağmurlar neden böyle,
Üstümüze yağar oldu,
Kandırmak için mi ne,
İçimizdeki bitmeyen susuzluğu?

Neydi, kimdi bunca suya,
Bu kadar ihtiyaç duyan?
Her şey arınmışken,
İnsan mıydı bunca susayan?

Bir tek insan mıydı,
Doymayan, suya kanmayan,
Bir tek insan mıydı,
Kirinden arınmayan?

Bu yağmurlar onun için,
Böyle çok yağar oldu,
Belli ki kandırmak için,
İçimizdeki susuzluğu!

Bu yağmurlar onun için böyle,
Islatır oldu bizi,
Belli ki yıkamak için,
Kin dolu, nefret dolu içimizi!

Mehmet KIYAK
Karaman, 01.11.2006

Mehmet Kıyak

GooD aNd EvıL 04-11-2009 01:06 PM

O ki...

O,
Bir şeyler olsun istiyordu,
Bunun için çok uğraşıyordu,
Fakat hiçbir şey istediği gibi olmuyordu.
Bir gün,
Her şey istediği gibi oldu;
Fakat o, olmadı!

Mehmet KIYAK*

Mehmet Kıyak

GooD aNd EvıL 04-11-2009 01:06 PM

Okul İçin Çarpan Kalpler(Söyleşi)

Okulların açılıyor olması küçük büyük herkes için bir heyecan kaynağıdır. Bu heyecan, çocuklar için bir başka; anne baba için bir başkadır.

Çocuk için okul, ayrı bir heyecan kaynağıdır. Okul, onun için bir eğitim yuvası olmaktan çok, bir eğlence merkezi, bir oyun bahçesidir.Bunu bir lise öğrencisinde bile görmek mümkündür.Çocuk,okulların açılmasıyla uzun süredir görmediği arkadaşlarını ve öğretmenlerini görmenin,yeni arkadaşlar edinmenin heyecanı ve mutluluğu içindedir.Okul onun için,en geniş sosyal çevredir.Sıcak dostlukların-kavganın,sevginin-nefretin,gülmenin-ağlamanın,kaçmanın-kovalamacanın özgürce yaşandığı bir ortamdır.

Okul çocuk için, korkunun, kaygının, stresin olmadığı sıcak bir yuvadır. Öyle ki, bazı öğrencilerin evinden bile daha huzurlu bulduğu sıcak bir yuva…Bu bakımdan çocuk için okulların açılması,karşı durulmaz bir arzu, anlatılmaz bir mutluluk ve heyecan kaynağıdır. O, yeni bir ayakkabı, yeni bir kıyafet, başka bir ilgi,başka bir şefkatin heyecanı içindedir!

Oysa, annenin babanın heyecanı daha bir başkadır! Her annede babada farklı farklı kalp çarpıntısına neden olan bu heyecanın kaynağı kimi anne babada bir mutluluk, kimisinde bir kaygı,kimisinde bir korku,kimisinde ise bir üzüntüdür.

Çocuğun heyecanı değişir, belki azalır; ama annenin babanın heyecanı hiç azalmaz, çocukla beraber büyür gider.

Anne baba, kendisini çocuğunda yaşayan insandır! Kendisinin gerçekleştirmek isteyip de gerçekleştiremediklerini, çocuğunun gerçekleştirmesini ister; başaramadıklarını başarmayı, elde edemediklerini elde etmek ister! Kendisinin çektiği sıkıntıları,çileyi,yoksunlukları asla çocuğunun çekmesini istemez.Bu yüzdendir ki yemez yedirir,giymez giydirir.Bir melek gibi kol kanat germesinin sebebi de hep bundandır zaten!

Onun için okulların açılmasında hele hele anne babanın hassasiyeti daha bir fazla olur; daha bir çaba, daha bir heyecan içinde olurlar. İsterler ki arkadaşlarının yanında küçük düşmesin,isterler ki boynu bükülmesin…Bunun için maddi manevi her türlü fedakarlığa katlanırlar,hatta imkanlarının da ötesinde bir fedakarlığa katlanırlar.Kendi ihtiyaçlarını en sona alırlar,hatta kimi zaman tamamen iptal ederler.Ama çoğu zaman çocuk,bunun farkında bile değildir.Onun için de asla verilenle,kendisine sunulan imkanlarla yetinmez, hep daha fazlasını ister…

Bunu söylerken isteklerinden dolayı çocukları suçluyor değilim… Onların her şeyi istemeleri en doğal haklarıdır. Ancak ne var ki gelişen teknoloji ve etkileşimle çocukların istekleri de gelişmiş, hatta kimi zaman sınır tanımaz bir hal almıştır. Bundan dolayı da çocuğun arzularıyla, anne babanın imkanları arasındaki uyumsuzluklar ve uçurumlar da büyümüştür. Hele hele etkileşimden doğan yersiz arzular(Onun var, benim niye yok?) , anne babayı oldukça zor durumda bırakmakta, her durumda yüreğini sızlatmakta… Alsa bir türlü, almasa bir türlü… Alır, ekonomik sıkıntı çeker; almaz,vicdan azabı çeker..! Eğer, o anne babanın çocuğu bir de çoksa… Gelin siz düşünün bu sıkıntıyı, bu azabı o zaman…

Zaten ülkemizde eğitim zor ve pahalı… İlköğretim zorunlu… Ortaöğretimi bitirmek bir şey ifade etmez… Ön lisansı bitirmek yetmez… Mecburen Üniversite… Üniversitede çocuk okutmaksa…Gelin onu da büyük şehirlerde çocuk okutan anne babalara sorun…!

İşte böyle sürer gider anne babaların heyecanı, böyle sürer gider kalp atışları…Onun için bir başkadır anne babaların okul heyacanı..!

Dilerim, hepimiz için; dilerim, bütün çocuklarımız için, bütün anne babalar için, bütün eğitimciler için okulların açılması, sadece zevk,sadece eğlence,sadece mutluluk, sadece tatlı bir heyecan ve başarı olur…

Saygılarımla…

12.09.2005
Mehmet KIYAK
Eğitimci

Mehmet Kıyak

GooD aNd EvıL 04-11-2009 01:06 PM

Okul ve Eğitim(Konuşma)

OKUL VE EĞİTİM(Konuşma) 12/09/2005
(2005-2006 Eğitim Öğretim Yılı Kutlama Programı,Açış Konuşması)

.................................................. .................................................. .........................

Hepimiz yeni bir eğitim-öğretim yılına başlamanın heyacanı içindeyiz.Uzun bir tatili geride bırakarak büyük bir enerji,büyük bir sevinç ve mutlulukla yeni bir yıla başlıyoruz.

Ben her eğitim yılı başında,öğretmenliğe sanki yeni başlıyormuşçasına büyük bir heyacan ve sevinç duyarım.Sizin de aynı heyacanı,aynı sevinç ve mutluluğu duyduğunuza inanıyorum.

Bu duygular içerisinde,aramıza yeni katılan öğretmen arkadaşlarımıza ve öğrencilerimize “Hoş geldiniz! ” der, Okulumuzun, 2005-2006 Eğitim-Öğretim Yılının,tüm saygıdeğer öğretmenlerimize,tüm anne ve babalarımıza ve siz değerli öğrencilerimize huzur ve barış getirmesini diler,saygıyla selamlarım!

Sevgili Öğrenciler,
Sizler,sekiz yıllık temel eğitimi geride bırakarak buraya geldiniz.İlköğrenim,öğrenim hayatının en önemli dönemidir.Sizler,ortaöğretimde,üniversitede ve bütün hayatınızda gerekli olan temel eğitimi orada alıyorsunuz.Sağlam bir temel eğitim alan öğrencilerin ortaöğretimde ve üniversitede de başarılı olacağı bir gerçektir.
Bu nedenle, ben burada öncelikle,Başöğretmen Atatürk’e ve bu ülke insanının aydınlanmasında emeği geçen tüm öğretmenlerimizle,sizlerin iyi bir eğitim alabilmeniz için sekiz yıl boyunca hiçbir fedakarlığı esirgemeden özveriyle çalışan tüm öğretmenlerinize,şükran ve minnet duygularımı iletir,saygılarımı sunarım!

Sizler de size temel oluşturan, coşku,heyacan ve mutlulukla geçen o yılları,arkadaşlarınızı ve öğretmenlerinizi unutmayacaksınız!

Ben bugün,hem okulumuza yeni başlayan,hem de devam etmekte olan öğrencilerimizi,bir ortaöğretim öğrencisi olma şansına sahip olduklarından dolayı kutluyorum.Bu heyacanı duymak,bu şansa sahip olmak gerçekten bir ayrıcalıktır.Bundan dolayı sizin adınıza mutluluk duyarken,aynı zamanda sizin sahip olduğunuz bu şansa sahip olamayan ülkemizdeki ve dünyadaki çocuklar adına da üzüntü duymaktayım.

Sizler bu kardeşlerinize göre gerçekten şanslısınız.Bu gün dünyada ve ülkemizde bütün arzularına rağmen ortaöğretim,hatta ilköğretim hakkına bile sahip olamayan milyonlarca çocuğumuz bulunmakta.Yalnız Türkiye’de bile 4 milyon ortaöğretim öğrencisinin 1 milyonu çeşitli nedenlerden dolayı ortaöğretimde okuyamamakta.Her türlü tehlikeye maruz kalan bu (okuyamayan) çocuklarımızın düştüğü durumlar ise acı bir gerçek olarak karşımızda durmaktadır.Bu bakımdan sahip olduğunuz bu şansı çok iyi değerlendirmeniz gerektiğini hatırlatmak isterim!

Sevgili Öğrenciler,
Bugün de yeni bir okula,yeni bir eğitim-öğretim yılına başlamanın heyecanını taşıyorsunuz.Ancak dikkate almanız gereken bir gerçek var.Zevk ve eğlenceyle,çocuksu duygularla,bir rüya gibi gelip geçen o yıllarla birlikte çocukluğu da geride bırakmış oluyorsunuz.

Bundan sonraki hayatınızdaki ödev ve sorumluluklarınız daha da artacak,gerek öğrenci olarak,gerkse toplumun sorumlu bir bireyi olarak daha da önemli ödev ve sorumluluklar üstleneceksiniz.
Bundan sonra kimse size çocuk ya da cahil gözüyle bakmayacaktır.Sizler bu okulu bitirdikten sonra,aydın kesimin içinde yer alacak,bu toplumun her türlü sorunlarıyla yakından ilgilenen sorumlu bireyler olacaksınız.Çünkü insanlık sizden çok şey bekleyecektir.Bu bakımdan kendinize cahil ya da sorumsuz dedirtmemek için üzerinize düşen görev ve sorumlulukları tam olarak yerine getirmelisiniz.

Bunun için de öncelikle Atatürk İnkılâp ve İlkeleri’ne ve Anayasa’da ifadesini bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı; Türk Milletinin milli,ahlaki,insani,manevi ve kültürel değerlerini benimseyen,koruyan ve geliştiren; ailesini,vatanını,milletini seven ve daima yüceltmeye çalışan; insan haklarına ve Anayasa’nın başlangıcındaki temel ilkelere dayanan demokratik,laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı görev ve sorumluluklarını bilen ve bunları davranış haline getiren yuttaşlar olmalısınız.

Böylelikle hem kendinize karşı sorumluluklarınızı yerine getirmiş olacaksınız,hem de sosyal bir insan olmanın gereklerini yerine getirmiş olacaksınız.Böylece hem kendinize,hem de ait olduğunuz milletinize ve tüm insanlığa faydalı olmuş olacaksınız.Çünkü bir insanın kurtuluşu,bir ailenin kurtuluşu; bir ailenin kurtuluşu,bir toplumun kurtuluşu demektir.Bu kurtuluş da sadece ve sadece eğitimle mümkün olacaktır! Görülüyor ki,her alanda olduğu gibi eğitim-öğretimde de en önemli unsur İNSAN’dır!

O halde sizler,en güzel eğitimi alabilmek için sizlere sağlanan imkanları çok iyi değerlendirmeli,size gösterilen çabalara karşılık sizler de elinizden gelen çabayı göstermelisiniz.

Sizlerin artık eğitimin önemini kavradığınıza inanıyorum.Bir ülkenin kalkınmasında eğitimin önemi tartışma götürmez bir gerçektir! Eğitim,kişileri başarıya,toplumları ilerlemeye götüren en önemli araçtır.Eğitim artık,bir ülkenin kalkınmasında ekonominin de üstünde bir unsurdur.Kim ne derse desin; eğitim,ekmek gibi, su gibi zorunlu bir ihtiyaçtır! Uluslar,gerçek değerini eğitimle gösterir; bağımsızlıklarını eğitimle devam ettirebilirler!

Eğitim demek,özgürlük demek; bilim demek,teknoloji demektir.Bütün bunları sağlayacak olan da öncelikle okullardır.Okullar sizin için sıcak bir yuva olduğu kadar,aynı zamanda en iyi eğitim yuvalarıdır.Çünkü okullar,sevgiyi,saygıyı insanlığa hizmeti,millete ve memlekete sevgiyi öğretir!

Çoğu zaman öğretimi de düşünerek tek kelimeyle ifade ettiğimiz eğitim, aslında öğretimi de içine alan kompleks bir yapıdır.Bu demektir ki okullar,insan için hem bir eğitim merkezi, hem de bir öğretim merkezidir.Ancak öğretimin yolu eğitimden geçer.Eğitim olmadan,öğrenim görmenin bir anlamı olmaz.Yani insanlar için öncelikli olan şey eğitimdir.

İnsanlar ne kadar bilgiyle donatılırsa donatılsın,o insanı üstün kılan onun insanî yönüdür.Gerçekte birbirinden hiçbir üstünlüğü olmayan insanoğlunu birbirinden farklı kılan onların eğitim seviyeleri,bilgi ve birikimleridir.Yoksa hiçbir kimsenin kimseye üstünlüğü yoktur! Bu bakımdan mükemmellik ve üstünlük öncelikle eğitimle mümkündür.Eğitim o dur ki, insana sevmeyi,saymayı; millete ve tüm insanlığa faydayı öğretir.Eğitmden nasibini almamış bir insan ister alim olsun,isterse bilgin olsu erdemli bir insan sayılmaz.İnsan sevgisiyle dolu, bilgisini insanlığın yararına kullanan bir bilim adamı eğitim gördüğü için erdemle donanmış mükemmel bir insandır; ama bunu insanlığın zararına kullanan bir bilim adamı yeterince eğitilmemişbir hain,bir canîdir!

Yunus Emre,eğitimi ve ilmi şu kısacık dizelerle ne güzel anlatmıştır:
“İlim ilim bilmektir/İlim kendin bilmektir/Sen kendini bilmezsin/Ya nice okumaktır.”
“Okumaktan mânâ ne/Kişi Hakk’ı bilmektir/Çün okudun bilmezsin/Ha bir kuru emektir.”

Sevgili Öğrenciler,
Her şey gelişmekte ve değişmektedir.Eğitim sistemleri ve yöntemleri değişir,bilim değişir,teknikler değişir,teknoloji değişir ve gelişir; ama değişmeyen bir şey vardır; o da gerçektir.Size düşen görevse, o gerçeği bulmaktır.O gerçek de eğitimin gerçek anlamını bilmektir!

Sizler,öğrenim gördüğünüz süre boyunca pek çok şey öğreneceksiniz; ama önemli olan sadece öğrenmek değildir; önemli olan onu hayata geçirmek,onu davranış haline getirmektir! Çünkü hayata geçirilmeyen,davranış haline getirilmeyen bilgi,bilgi değildir.Bu bir bilgisizliktir! Önemli olan, onu kendi hayatımıza geçirerek tüm insanlığın hizmetine sunmaktır! İşte ancak o zaman eğitimli, ancak o zaman erdemli bir insan olabiliriz!

Hiçbir şeyi gözünüzde büyütmeyiniz! Aşılamayacak hiçbir engel,çözülemeyecek hiçbir problem yoktur.Önemli olan,ödev ve sorumluluklarımızı bilmek,çalışmak,doğru formülleri bulmak ve uygulamaktır.Ödevini yapmayan bir öğrenci,ödevini yapmayarak öğrencilik görevini yerine getirmiş olur mu? Üstelik bizim,sadece öğrenci olarak değil,insan olarak ödevlerimiz hiçbir zaman bitmeyecektir!

Hayatın her döneminde ayrı ayrı ödevlerimiz vardır.Biz bu ödevleri yerine getirmekle sorumluyuz.İnsanlık bizim için çok şey yapmıştır.Bizim hiç kimseye borcumuz olmasa bile,insanlığın bize verdiğini,bizim de bizden sonrakilere vermemiz en büyük insanlık borcumuzdur!
Bunun için asla ödevlerimiz bitti diyemeyiz! Bunun için asla yorgunluk gösteremeyiz! Bunun için asla boşveremeyiz!

Zorluklar karşısında asla yılmayınız! Bütün çalışmalarınızda öğrenmenin,bilmenin zevkine varabilmelisiniz! Sizin için çalışmak bir işkence değil,bir zevk olmalıdır! Bunun için sistemli ve verimli çalışma yollarını öğrenmelisinizBu yolları seçerken,bilgiye hızla ulaşmak gerektiğini unutmamalısınız; çünkü çağ artık hız çağı olmuştur.Bugün insana sunulmuş o kadar bilgi,o kadar bilgi kaynağı var ki…Bunlar her geçen gün daha da artacaktır.Bu bakımdan kaybedecek hiç zamanınızın olmadığını da unutmamalısınız! Bilim ve teknoloji,zamana parelel olarak hızla gelişmekte.Siz de zamanın gerisinde kalmamak için bu gelişmeye ayak uydurabilmelisiniz.Zamanın gerisinde kalan birey ve toplumlar gelişen bilimi ve teknolojiyi yakalmak için bir koşucu gibi hep koşmak zorunda kalacaklardır.
Bunun için bilginin geçici bir kazanç olmadığını kabul etmeli,öğrenmeyi en yüksek seviyede,kalıcı ve uygulanabilir hale getirmek için gerçekleştirmelisiniz.
Hedefleriniz,amaçlarınız büyük olmalıdır.Sadece not için,sadece sınıf geçmek için çalışan arkadaşlarımız,artık bu tutumlarını bırakmalıdırlar! Çünkü artık vasat not,vasat bilgi hiçbir anlam ifade etmemektedir.Çünkü çağ,bilgi çağı; bilim çağı olmuştur.Çünkü eğitimin alanı her geçen gün genişlemekte,eğitimin seviyesi her geçen gün yükselmektedir.Bu günkü sistem,yeni müfredat ve programlar da bunu zorunlu kılmaktadır.Bu konulardaki gelişmeler ve değişiklikler öğretmenleriniz tarafından sizlere duyurulacaktır.Ancak şu kesin ki,artık lisedeki başarılarınız, üniversiteye giriş için bir ön koşul olmuştur.
Sevgili Öğrenciler,
Gördüğünüz gibi ödevleriniz çok,sorumluluklarınız çok büyük! Bizler bu gün,sizlerin çeşitli nedenlerden dolayı karşı karşıya kaldığınız sorunları,imkansızlıkları çok iyi biliyor ve sizler adına bunlardan büyük üzüntü duyuyoruz; ancak bu olumsuzluklar içinizdeki okuma arzusunu söndürmemeli! Bilmelisiniz ki eğitim,bireysellikten evrenselliğe uzanan uzun bir süreçtir! Ama insan hayatı buna karşılık o kadar uzun değildir!
Eğitim,uzun bir süreç olmakla birlikte aynı zamanda zorlu ve pahalı bir süreçtir.Hele ülkemizde daha zor ve pahalıdır; ama unutmayınız ki cehalet daha pahalıdır.Bu gün eğitimi sadece ekonomik bir getiri olarak görenler,eğitimin gerçek değerini gözardı eden insanlardır.Bundan dolayı,”Okuyanlar ne yapıyorlar? ” gibi yanlış bir düşüncenin içine asla girmeyiniz.Eğitimin diğer yönlerini de düşünmek gerekir. Cahillik,bütün kötülüklerin anasıdır.Bütün huzursuzlukların, geçimsizliklerin,şiddetin,kavganın ve bütün suçların altında hep cehalet yatar.
Zamanın kıymetini en iyi,zaman trenini kaçıranlar bilir.Büyükleriniz size bunları sık sık hatırlatırlar; bu sözlerden asla rahatsızlık duymayınız; anneler-babalar kendilerini çocuklarında yaşayan insanlardır; kendi kaybettiklerini sizin de kaybetmenizi asla istemezler.
İnsanlar,eğitimle doğmazlar; ama eğitimle yaşarlar.İnsanlar hangi yaşta,hangi konumda olurlarsa olsunlar daima bir öğrenme çabası içindedirler.Çünkü öğrenmenin yaşı ve sınırı yoktur! 40-50 yaşında,hatta daha fazla yaştaki bir insan öğrenme çabasındayken, sizin kendinizi eğitimden soyutluyor olmanızın hiçbir haklı gerekçesi olamaz.

Her insanda bir cevher vardır.Bu cevherler farklı cevherler olabilir.Bir Japon şairi,”Elmas bile işlenmezse/Gösteremez cevherini/İnsan da böyledir/Ancak,okursa gösterebilir/Gerçek değerini.” der. Sizin yapacağınız da içinizdeki cevheri keşfetmek ve o doğrultuda ilerlemek olmalı.
Zorluklardan dolayı asla,yapamam,başaramam demeyiniz! Bu gün bir yerlere gelen insanlar kuşkusuz ki çalışarak geldiler. Elbette yorulacaksınız,elbette rahatsızlık duyacaksınız.Fakat, muhakkaktır ki yarınlar, bu günkü rahatlarına kıyabilenlerin olacaktır.
Şunu bilmenizi isteriz ki,bizim de eğitim ve öğretimle ilgili pek çok sorunumuz olmasına rağmen,öğretmenleriniz olarak, her zaman sorunlarınızın çözümünde,her zaman sizlerin yanında olacağız.
Saygıdeğer veliler,anneler,babalar,
Çocuklarımızın üstlendiği ödev ve sorumlulukların çokluğunu sizler de görüyorsunuz.Onların bu ödev ve sorumlulukları yerine getirmesinde sizlere de görev düşmektedir.Onların sorunlarını paylaşmak bizlerin görevi olduğu kadar,sizlerin de görevidir.Çocuğun ihtiyaçlarını karşılayarak okula göndermekle göreviniz bitemez.”Eti senin,kemiği benim…” gibi bir zihniyetle her şey öğretmenden beklenemez.Gerçek başarının elde edilebilmesi için öğrenci-öğretmen-veli işbirliğinin sağlanması şarttır.Bu üçgen oluşturulabilirse ancak gerçek başarı yakalanabilir.
Anneler-babalar,her fırsatta çocuklarına ne olup ne olmamaları gerektiği,neyin iyi olup neyin iyi olmadığını anlatmaktan kendilerini bir türlü alamazlar.Çocuklara annelerinin,babalarının isteklerine göre değil,kendi ilgi,istek ve yeteneklerine göre meslek-gelecek belirlemek gerekir.
Eğitimin amacı,bütün öğrencileri aynı biçimde düşündürmek,aynı biçimde yetiştirmek değil,her bireyin kendi kişiliğini en iyi ortaya koyacak biçimde yetiştirmektir.Bu gün artık eğitim,bireyin kişisel gelişimini ön plana çıkaran ve ona göre yönlendirme yapan bir anlayış içindedir.
Saygıdeğer öğretmen arkadaşlarım,
Sizlerin, kafanızdaki sermaye,gönlünüzdeki servet,vicdanınızdaki müfettişle,her şeye rağmen görevinizi en iyi şekilde yerine getirmeye çalıştığınızı biliyorum.Bu toplum ve insanlık size çok şey borçludur.
Sizler,kafanızdaki bilgileri sermaye,gönlünüzdeki sevgiyi servet,vicdanınızın sesini müfettiş bildiğiniz sürece şevkiniz hiç eksilmeyecek,gücünüz hiç bitmeyecektir.Ve emekleriniz boşa gitmeyecektir.Ödülleriniz ve tesellilerinizse,bu memlekete ve insanlığa kazandırdığınız şerefli,dürüst,vatansever ve başarılı öğrencileriniz olacaktır.Ve yaydığınız aydınlık olacaktır.
Sözlerimi burada bitirirken,siz saygıdeğer öğretmen arkadaşlarıma,saygıdeğer anne-babalara,sevgili öğrencilerime yeni eğitim-öğretim yılının sağlık,mutluluk ve başarılar getirmesini diler,saygıyla selamlarım…

12.09.2005
Mehmet KIYAK
Eğitimci

Mehmet Kıyak

GooD aNd EvıL 04-11-2009 01:06 PM

Ortam ve İnsan

En güzel meyveler,
En sağlıklı ağaçlarda yetişir.
En sağlıklı ağaçlar,
En güzel ortamlarda yetişir.
Günahımız neydi bilmem,
Getirdiler bataklığa ektiler,
Meyvemiz çamura düşüyor diye,
Bize lanet ettiler.
...
Aslında biz böyle... değildik!
Bizi böyle... ettiler!

(02.02.1982)
Mehmet KIYAK

Mehmet Kıyak

GooD aNd EvıL 04-11-2009 01:06 PM

Oysa Ben...

OYSA BEN…

Siz uyudunuz ******* boyu,
Ben, hep düşündüm,
Siz gezdiniz, eğlendiniz,
Gündüzler boyu…
Oysa ben…

Siz bırakmışken geçmişe her şeyi,
Ya da atmışken her şeyi yarına,
Ben yaşadım anı,
Anı anına…

Siz atmayı başardınız,
Omuzlarınızdaki yükü…
Benimse omuzlarımda
Bütün dünyanın yükü…

Siz uyudunuz ******* boyu,
Bense, hep düşündüm,
Ne olacak bu gençliğin sonu…!
Bense, hep gözyaşı döktüm,
Ne olacak bu yoksulların hali….
Her gece, her gece…

Kuşlar ötmeden,
Güneş doğmadan…
Hanginiz uyanır?
Ben, uyanırım…!
Her sabah, her sabah...

Her gün doğumu,
Her ay doğumu,
Bende dert doğumu…
Ne olacak bu memleketin sonu!
Ne olacak bu insanlığın sonu!

Mehmet KIYAK*

Mehmet Kıyak

GooD aNd EvıL 04-11-2009 01:06 PM

Öyle Bir Hal Ki...

ÖYLE BİR HAL Kİ…

Öyle bir haldeyim ki…
Hiçbir şey istemiyorum,
Yeni yıldan,
Yeni bir günden!

Öyle bir şey istiyorum ki:
Her yeni güne bir şey vereyim…
Yeni bir şey…
Yeni bir gün…
Yeni bir gün…
Yeni bir gün…


Mehmet KIYAK

Mehmet Kıyak

GooD aNd EvıL 04-11-2009 01:06 PM

Özgürlüğe Doğru

Dilimde özgürlük türküsü,
Elimde sevdanın gülü,
Sırtımda esaretin yükü...

Gönlümde insan sevgisi,
Aklımda özgürlükler ülkesi...

Gidiyorum,
Göçmen kuşlar gibi,
Kuzeyden güneye doğru...

Gidiyorum,
Özgürlüğe doğru…

Mehmet KIYAK

Mehmet Kıyak

GooD aNd EvıL 04-11-2009 01:06 PM

Özgürlüğüme Dair

ÖZGÜRLÜĞÜME DAİR

Özgür doğdum,
Özgür yaşamalıydım.
Özgür görmeliydim,
Tüm insanları…
Ve öyle ölmeliydim…

Oysa
Ne zaman özgürüm desem,
Birilerini görürüm,
Bir düşüncenin,
Ya da bir duygunun
Esiri olmuş…

Ne zaman özgürüm desem,
Birilerini görürüm,
Birinin esiri olmuş.
Kimisi,
Kendisinin esiri...

Ne zaman özgürüm desem,
Esaret, özgürlüğü kovalar,
Ne zaman özgürüm desem,
Bir kaplan, bir ceylan boğazlar!

Anladım ki,
Ben özgür değilim,
Anladım ki
Özgür ölemeyeceğim!
Ne zaman baksam etrafıma,
Bir zulüm görürüm.
Ne zaman baksam etrafıma,
Bir yoksul görürüm.

Ne zaman baksam önüme,
Kendimi görürüm!
Anladım ki,
Ben öldüğümde özgürüm!

Mehmet KIYAK*

Mehmet Kıyak

GooD aNd EvıL 04-11-2009 01:06 PM

Savaştan Barışa / 23 Nisan Çocuklarına / Mektup

Bağdat, 29 Mart 2003

SAVAŞTAN BARIŞA / 23 Nisan Çocuklarına / Mektup

Sevgili Kardeşim Özgür,
Şu anda orada olmayı ne kadar çok istediğimi anlatamam. Zaten bugüne kadar da hep oraların hatıralarıyla yaşadım. Geçen yılki 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı şenliklerinde senin ve ailenin bana gösterdiği ilgiyi hayatım boyunca unutamam. Diyebilirim ki hayatımın en mutlu günlerini orada yaşadım. Çocukluğumun farkına orada vardım, özgürlüğün tadını orada tattım. Aynı zamanda seni, aileni ve ülkeni tanıdım. Bana, Büyük Önderi, O’nun İlkelerini ve devrimlerini tanıttın…

Şu ana kadar da, yeniden oralara gidebilme, 2003 şenliklerinde de yeniden birlikte olabilme ümidini taşımıştım; ama artık bu imkânımı ve ümidimi tamamen yitirmiş durumdayım. Onun için sana mektup yazmak, duygularımı paylaşmak istedim. Bu mektubu, mum ışığında, çok zor şartlar altında, yazıyorum ve çok zor şartlar altında da göndereceğim. Mektubumu aldığında belki de ben yaşıyor olmayacağım!

Sevgili kardeşim,
Biliyorsun ki biz şimdi, savaşın içindeyiz. Birkaç gündür okula da gidemiyoruz. Dışarı çıkamıyor, kimseyle görüşemiyorum. Kendimi o kadar yalnız, o kadar çaresiz hissediyorum ki… Annemin, akrabalarımın yanında olmama rağmen keşke orda olsaydım diyorum. Sen, benden kilometrelerce uzakta olduğun halde, kendime en yakın hissettiğim insan, sensin inan!

Ne kadar büyük acılar içinde olduğumu anlatamam. Duygularımı, düşüncelerimi, acılarımı kimseyle paylaşamıyorum. Çevremde acıdan, gözyaşından başka bir şey yok. Aile içinde kimsenin kimseyi teselli edecek gücü ve cesareti kalmadı. Herkes acılarını ve gözyaşlarını gizlemeye çalışıyor. Bu yüzden anneme, babama da bir şey söyleyemiyorum. Onların da ne büyük acılar içinde olduğunu çok iyi biliyorum. Bu yüzden onlara da hiç bir şey yansıtmak istemiyorum. Onlar benim acılarımı, ben onların acılarını gördükçe, daha da çok yıkılıyoruz. Onun için acılarımı içime gömüyor, boğazıma düğümlenen hıçkırıklarımı bir zehir gibi yutuyorum. Biraz sonra postaneye gideceğim ve hıçkırıklarımı tutmadan, göz yaşarlımı gizlemeden ağlayacağım… Bunu bir de babamı ziyarete gittiğimde, hastane gidiş ve dönüşlerinde yapıyorum.

Bugün savaşın onuncu günündeyiz. Daha savaşın ikinci günüde evimize bomba düştü. Küçük kardeşim öldü. Babam yaralandı, hastaneye kaldırdılar. Şimdi ben de annemle birlikte bir akrabamızın yanında, bir sığınakta kalıyorum. Kaldığımız sığınak gibi, hayatım da karardı. İçimde hiçbir yaşama sevinci hiçbir yaşama ümidi kalmadı. Bu küçük yüreğime, bu kadar büyük acıları nasıl sığdıracağımı hiç bilemiyorum.

Günlerce, *******ce düşünüyorum, soruyorum, sorguluyorum; ama on dört yaşın aklıyla hiçbir çözüm bulamıyorum. Düşünüyorum, bu savaşlar niçin olur? Para için mi, mutluluk için mi? Birileri mutlu olacak, ben acılar mı çekeceğim? Birileri mutluluğunu benim acılarım üzerine mi kuracak?

Para, açlığı ortadan kaldırır; ama hangi para benim acılarımı ortan kaldırır? Hangi servet benim kardeşimin acılarını dindirir ve onu geri getirir? Keşke aç kalsaydık; fakat sizin gibi özgür, sizin gibi bağımsız olsaydık…

Düşünüyorum, bu savaşalar niçin olur? Sorunlar illâ ki savaşla mı çözülür? Sorunların çözümünde savaştan başka çözüm yolları bulunamaz mı? Kinin, kan davasının bile kınandığı günümüzde, savaşın nasıl bir haklılık payı olabilir? Ben, bir arkadaşımla kavga etsem, bir büyüğümün bana ilk söyleyeceği şey, “Utanmıyor musun, niçin kavga ediyorsun kardeşinle? ” olur.

Şimdi ben soruyorum, büyüklerime: “Niçin kavga ediyorsunuz, hiç utanmıyor musunuz? ”

Düşünüyorum; hayat, kitaplar, insanlar bana bütün insanların kardeş olduğunu, bütün insanları sevmem gerektiğini öğretti… Ve sevdim! Babam hep: “İnsanı sevmeyen, Allah’ı sevemez” derdi ve böyle örnek oldu bana. Ben, bu öğretilenlerle büyüdüm ve bu öğretiler, yüreğime sevgi tohumları olarak ekildi. Benim yüreğimdeki sevgi tohumları, sevgi çiçekleri açtı hep! Kim söyler, şimdi; hangi taş yüreklinin acımasız elleri kopardı bu çiçekleri? Şimdi, kim yeniden harap olan gönül bahçeme sevgi tohumları ekecek ve o sevgi tohumları ne zaman çiçek açacak?

Sevgili kardeşim,
Ne çiçek kaldı gönlümde, ne tohum… sevgi adına! Kopardılar çiçeklerimi, kırdılar dallarımı, tümüyle kuruttular sevgi bağımı!

Sormak istiyorum! Bu muydu sevgi? Bu muydu kardeşlik? Bu muydu insanlık? Hani çocuklar çiçekti? Hani çiçekler solmayacaktı? Hani çocuklar ağlamayacaktı, hani çocuklar
ölmeyecekti..? Büyükler hep yalan mı söyler, hep ikiyüzlülük mü yapar? Hep doğruyu söyler yanlışı mı yapar?

Bana bir şeyler söyle! Nasıl yaşarım bu çelişkilerle, bu ikiyüzlü dünyada, ikiyüzlü insanlarla..?

Şimdi bomboş kalan gönlümü kin ve nefret kapladı! Ben kime ne yaptım ki beni ateşin içine attılar… Kalem tutan elime, çiçek açan kalbime silah sıktılar! Kimin hakkı vardı ki benden, haklarımı aldılar?

Ben elime silah almadım, kimseye kurşun sıkmadım! Söyle, bu silahlar bu ellere göre mi yoksa bu silahlar bu ellere göre mi..?

Sormak, öğrenmek istiyorum! Nedir bu kin, bu nefret..? Bu mudur medeniyet? Bu mudur modern çağın modern insanı? Bu mudur küreselleşme? Bu mudur yükselmek, hayatlar üzerine hayatlar, yıkıntılar üzerine binalar kurmak..?

Hani büyük ulus? Hani büyük devlet? Hani Avrupa Birliği? Hani Birleşmiş Milletler? Hani İnsan Hakları…

Ne olur dostum bana bir şeyler söyle! Ben sana BARIŞ, kendime SAVAŞ adını verdim. Ne de olsa sen, adın gibi özgürsün. Ne de olsa sen barışın çocuğusun, bense artık savaşın çocuğuyum!

Söyle bana! Özgürlük nedir? Bağımsızlık nedir? Söyle bana! Nasıl özgür olunur? Nasıl bağımsız kalınır?

Sor büyüklerine! Onlar da mı bir şeyler yapamazlar kır çiçeklerine..?

Dostum, beni bağışla!
Dertlerimle dertlendirdim seni; ama dertlerimi paylaşacağını biliyorum. Hayat zaten bir paylaşım değil mi? Yaşam zaten bir meşale değil mi? Ben şimdi bu meşaleyi sana devrediyorum!

Hoşça kal, dostum!
Ben özgür olamadım, özgürce yaşayamadım! Dilerim, siz bağımsızlık şemsiyesinin altında hep özgür kalır, hep özgür yaşarsınız!

Artık bende hiçbir güç kalmadı. En küçük bir seste yerinden fırlayacakmış gibi çarpan kalbimde bir tek KORKUSUZLUK kaldı. Bir tek KORKUSUZLUK yüreğimde…

Artık hiçbir şeyden korkmuyorum! Ne ölümden, ne savaştan, ne silahtan… Geçsin şimdi üstümden füzeler, düşsün üstüme bombalar, yağsın yağmur mermiler…
Şimdi sokağa çıkıyorum!

Şimdi hastaneye gideceğim!
Şimdi postaneye gideceğim!
Şimdi ölüme gideceğim!
Yağsın üstüme acılar…
Yağsın mermiler…
Hoşça kal Özgür!
Hoşça kal özgürlük!
Hoşça kal hayat!
Hoşça kal barış!
Hoşça kal savaş!
Hoşça kal…
Hoşça kal…

MUHAMMED EL… Bağdat, 29 mart 2003


(Bu mektup, Muhammed’in Bağdat’tan gönderdiği son mektup oldu. O, bir Iraklı idi. Doğulu ya da Orta Doğulu, Avrupalı ya da Asyalı, Amerikalı ya da Afrikalı ne fark ederdi ki…
O, bir kır çiçeğiydi..!)


Mehmet KIYAK*
29 Mart 2003

Mehmet Kıyak

GooD aNd EvıL 04-11-2009 01:07 PM

Sen Ne Bileceksin

Sen aşk nedir bilmezsin,
Hiç âşık olmadın ki!
Düşsün bakalım,
Sevda ateşi gönlüne,
Aşk nedir,
O zaman bileceksin!

Sen ayrılık nedir bilmezsin,
Hiç ayrı kalmadın ki!
Ayrılsın bakalım,
Et tırnaktan,
Ayrılık nedir,
O zaman bileceksin!

Sen özlem nedir bilmezsin,
Hiç sevmedin ki,
Gitsin bakalım,
Sevdiğin yâd ellere,
Özlemek nedir,
O zaman bileceksin!

Sen ateş nedir bilmezsin,
Alev alev yanmadın ki…
Giy bakalım,
Ayrılık gömleğini,
Ateş nedir,
O zaman bileceksin!

Sen alev nedir bilmezsin,
Hiç uykusuz kalmadın ki!
Kaçsın bakalım,
Gecenin bir yerinde uykuların,
Alev nedir,
O zaman bileceksin!

Sen kor nedir bilmezsin,
Hiç kıskanmadın ki!
Düşsün bakalım,
Bir kurt yüreğine,
Kor nedir,
O zaman bileceksin!

Sen kül nedir bilmezsin,
Kül olup uçmadın ki…
Kavrulsun bakalım,
Yüreğin kor ateşlerde,
Kül olup uçmak nedir,
O zaman bileceksin!

Sen kıskançlık nedir bilmezsin,
Hiç sevmedin ki!
Gitsin bakalım,
Cânân'ın uzaklara,
Kıskançlık nedir,
O zaman bileceksin!

Sen beni sevmezsin,
Beni hiç tanımadın ki!
Gir bakalım kalbime,
Ben kimim,
Sen kimsin,
O zaman bileceksin!

Mehmet KIYAK
Karaman,22.09.2006

Mehmet Kıyak

GooD aNd EvıL 04-11-2009 01:07 PM

Sermaye ve Sabır

En büyük sermaye sabır,
En büyük servet,şükürdür!

(04,03,92)

Mehmet Kıyak

GooD aNd EvıL 04-11-2009 01:07 PM

Severk Ayrılmak mı?

“Severek ayrılalım”mış!
“Dost kalalım” mış!
Nefret ediyorum bu sözlerden…
Ne saçma şey!

Hem sevmiyorsun,
Hem terk ediyorsun,
Hem de,
“Severek ayrılalım! ” diyorsun.
Üstelik, “Dost kalalım.” diyorsun.
Dalga mı geçiyorsun!

Sevmek mi…?
Severek ayrılmak mı…?
Dost kalmak mı…?
Yok öyle!
Buna ne denir!
Buna, ihanet denir…!
Senin dediğini yaparsam,
Benimkisine kerizlik denir…!

Git!
Cehenneme kadardır yolun!
Arkandan geleceğimi mi sandın?
Madem ayrılacaktın,
Neden kalbimi çaldın?

Beni sevmeyeni,
Ben neden seveceğim..?
Ben, beni seveni severim!
Seversem, TAM severim!
Aşkı bilmeyenden,
İşte, böyle NEFRET ederim!

Git, gidebildiğin kadardır yolun,
Yine de cehennem olmasın yerin!

Mehmet KIYAK

Mehmet Kıyak

GooD aNd EvıL 04-11-2009 01:07 PM

Sevgi Andı- 1

SEVGİ ANDI 1

Bu can var olduğu sürece,
Sen hep sevgilim kalacaksın!
Seni çok sevdiğim sürece,
Bana hep borçlu kalacaksın!


Korkma, borçlu yalnız sen değilsin,
Maşuğun aşığa sevgi borcu vardır.
Beni çok sevdiğin sürece,
Sen hep alacaklı olacaksın!

Bu bir ant ki,
Bu anda sadık kalmazsan,
Cehennemde yanacaksın!

Mehmet KIYAK*

Mehmet Kıyak

GooD aNd EvıL 04-11-2009 01:07 PM

Sevgi Borcu

SEVGİ BORCU


Yar, kalbimde kendini bulacaksın,
İnan orada, tek sen olacaksın,
Seni bu kadar sevdiğim sürece,
Bil ki bana hep borçlu kalacaksın!


Mehmet KIYAK
14 Şubat

Mehmet Kıyak

GooD aNd EvıL 04-11-2009 01:07 PM

Sevgiye Susayan Gönüller

SEVGİYE SUSAYAN GÖNÜLLER


Bu âlemde sevgiden yüce ne var,
Sevgiye susamayan gönül mü var,
Seven gönül, sevgiliden ne bekler,
Sevilmeyene dünyada huzur mu var?

İnsanın insana sevgi borcu var,
Sevilmeyip de üzülmeyen mi var,
Seven gönül, sever de sevilmezse,
Ona dünyada aydınlık gün mü var?


Mehmet KIYAK*

Mehmet Kıyak

GooD aNd EvıL 04-11-2009 01:07 PM

Sıfır

- 0 -

Bir de sıfırı beğenmezler,
En büyük değer, sıfırmış meğer!
Öyle eksilerdeyim ki,
Artılarım olmasa da olur,
Değerlerim sıfır olsun yeter!

Mehmet Kıyak

GooD aNd EvıL 04-11-2009 01:07 PM

Sitem

Hastayı ziyaret etmek gerekir,
Geçmiş olsun demek gerekir.
Ben hasta iken geçmiş olsun demeyene,
Söyle ne demek gerekir?

Üzgünüm ama...
(Başsağlığına gelmesen de olur!)
...
Demek gerekir!

(25,05,92)

Mehmet Kıyak

GooD aNd EvıL 04-11-2009 01:07 PM

Sonsuz Sevgi

Öyle sevdim,
Öyle sevdim ki seni...
Keşke sen de sevebilseydin,
Kedimin sevdiği kadar beni!
Ama,
Ben hâla çok seviyorum seni!
Duymasan da...
Görmesen de...
Anlamasan da beni..!

Mehmet Kıyak

Mehmet Kıyak

GooD aNd EvıL 04-11-2009 01:07 PM

Soru

SORU
(?)

Ezelden sevmem soruyu,
Soru işaretini!
Aklım çıkar,
Karşıma bir yaşlı çıkacak diye…
Yol değiştiririm birden,
Bir yaşlı görünce…
Bakarsın, bir soru sorar diye…

İnsanlardan kaçtık,
Sormasınlar diye…
Yazıda çıktı bu defa,
Soru işareti…(?)
Cevap ver, diye!

Hiç sevmem soruyu…
Hiç sevmem soru işaretini…
Sorguluyor diye…!

Uygulamak varken,
Sorgulamak niye…
Soruyor insan, ha bire…
Kim bilir…
Belki de cevap olsun diye…
.
Bu da mı soru oldu NE…?

Mehmet KIYAK
12.11.2006

Mehmet Kıyak

GooD aNd EvıL 04-11-2009 01:07 PM

Şans Kapısı

ŞANS KAPISI

Benden şanslı insan var mı acaba,
Şu dünyada…?
Bilseniz ne çok şanslıyım..!
Bütün kapılar açılır,
Bana bu dünyada …

Öyle şanslıyım ki,
Ne zaman bir şeye niyet etsem,
Ne zaman bir şeye yönelsem,
Açılır, tüm kapılar bana…

Öyle şanslıyım,
Öyle şanslıyım ki,
Şans hep yolumu gözler…
Daha içeri girmeden,
Şansızlık kapıda bekler…

Mehmet KIYAK*

Mehmet Kıyak

GooD aNd EvıL 04-11-2009 01:07 PM

Şiir

Bir sıra dışılıktır şiir,
Bir şarkı, bir türkü gibi…
Ötelerden düşünmek,
Ötelerden hissetmek gibi…
Bir gizdir şiir,
Güneşle doğmak,
Ayla ölmek gibi…


Mehmet KIYAK*

Mehmet Kıyak

GooD aNd EvıL 04-11-2009 01:08 PM

Şiir İçin- 1

Bir sevdadır şiir kalplerde,
Bilinmez hangi zamanda,nerde,
Kimi bir şehirde,kimi bir köyde,
Yaşıyor,şimdi dizelerde...
Kimi ayrılıklarda,kimi kavuşmada,
Kimi özlemde,kimi feryatta...
....
Yaşıyor,şimdi şiirlerde...

Mehmet Kıyak

GooD aNd EvıL 04-11-2009 01:08 PM

Şiir İçin- 2

Anlamı yoksa bir yazının,
Anlamı yoktur,
Okumanın yazmanın…

Nasıl da benzerdir,
Şiir ve insan...
İki unsur:
Şekil ve öz…
İki varlık:
Şiir ve insan…

Eğer öz ise,
İnsanı insan yapan,
Özdür o zaman,
Yazıyı yazı,
Şiiri şiir yapan!

Öyle değilse,
Nerde kaldı,
Şiirin ruhu,
O zaman?

Mehmet Kıyak

GooD aNd EvıL 04-11-2009 01:08 PM

Şiir İçin- 3

BİR GÜN BİR ŞİİR YAZACAĞIM...

Bir gün bir şiir yazacağım...
Hiçbir kurala uymayacağım.
Nasıl geliyorsa içimden,
Öylece yazacağım.

Nedir bu korku?
Birilerine benzemek…
Nedir bu kaygı?
Birilerine benzememek…

Ne Soyutçular’a benzeyeceğim,
Ne Maviciler’e…
Ne Gelenekçilerden olacağım,
Ne Garipçilerden…
Ne de…

Bir gün bir şiir yazacağım,
Kural tanımazlardan olacağım!


Mehmet KIYAK*

Mehmet Kıyak

GooD aNd EvıL 04-11-2009 01:08 PM

Şiir İçin- 4

ŞİİR İÇİN- 4

Ezelden sevmem,
Şiir yazmayı,
Sanat yapmayı,
Hele kafiyeyi…

Yazmaz olsaydım!
Nerden de yazdım,
Şu bir iki karalamayı…
Yazsam olmuyor,
Yazmasam olmuyor…
Oysa ben,
Ne güzel yazardım düzyazıyı….
Ne güzel yapardım konuşmayı…

Şimdi,
Yazmayı da unuttum,
Konuşmayı da…
En kötüsü,
Yolda yürümeyi unuttum!

Mehmet KIYAK*

Mehmet Kıyak

GooD aNd EvıL 04-11-2009 01:08 PM

Şiir ve Şair

Şiirler, bir gülistanın gülleri gibidir.
Şairler, gülistanda şakıyan bülbüllerdir.

Mehmet Kıyak

GooD aNd EvıL 04-11-2009 01:08 PM

Tanıdığım O

TANIDIĞIM O

Tanrılaştırmak istemiyorum,
Nasıl tanımlayayım bilmiyorum;
Fakat Tanrı’nın yarattığı en mükemmel,
İnsanlardan biri olduğunu sanıyorum!

Mehmet KIYAK

Mehmet Kıyak

GooD aNd EvıL 04-11-2009 01:08 PM

Telaş

Nedir bu telaş böyle..?
Gelenler,gidenler...
Aşağı inenler,
Yukarı çıkanlar...
Nereye gidiyor bu insanlar..?

Hiç mi ilgilendirmiyor bizi,
Şu kuş,şu çiçek...
Şu ağlayan çocuk...
Şu yaşlı nine...
Şu düşünen adam..?
...
Bir yanda cennet,
Bir yanda cehennem...

Artık ne gördüğümüze bakar olmuşuz,
Ne baktığımızı görür...
Ne sağımızı görür olmuşuz,
Ne solumuzu...
Önümüzü bile görmüyoruz..!
Hep telaş,hep telaş...

Tatlı bir tebessüme,
Bir merhabaya,
Bir selama bile zamanımız kalmamış!
Nereye gidiyoruz böyle...
Nedir bu hız..!
Nedir bu telaş söyle..!

Mehmet Kıyak

GooD aNd EvıL 04-11-2009 01:08 PM

Terkedilmiş Yuva

TERKEDİLMİŞ YUVA

Nasıl da telaştadır,
Kuşlar baharda…
Erkek- dişi, yuva yapmak için
Yarışta…

Nasıl da şendir yuva,
Nasıl da cennettir,
Cıvıl cıvıl yavrularla…

Uzun sürmez bahar,
Nasıl da terk eder yavrular,
Kanatlanınca…
Nasıl boş kalır yuva…

Zaman başa döner,
Nasıl da kalır baş başa,
Anneyle baba…

Uçurduk şimdi yavruları,
Bomboş kaldı yuva…

Şimdi terkedilmiş,
Bir cehennem yuvada,
Âdem ile Havva…!

Mehmet KIYAK*

Mehmet Kıyak


Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 08:57 PM

Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11   Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.