![]() |
Gideriz
Önce gelenlerden kalan oldu mu? Biz de bu dünyadan çeker gideriz, Kazık kakma izni alan oldu mu? Çaresi yok,teker meker gideriz. Barışlar yaşadık sonu gelmeyen, Savaşlara girdik bitmek bilmeyen, Nice oklar attık hedef bulmayan, Bu boş çabalardan bıkar gideriz. Türlü serapların ardına düştük, Yıllar yılı soluk soluğa koştuk, Ne umarken nerelere ulaştık, Kabahati kime yıkar gideriz? Kapıldık masala,kandık yalana, Ömrümüzü sebil ettik talana, Zaten ağlayarak geldik cihana, Yine öylece yaş döker gideriz. Yılmaz Aybar |
Gidişat
Siyaset esnafıyla verip kafa kafaya Bezirgânlar ortaklık fotoğrafı çektirdi Arsızlıkla dal- budak saldılar her tarafa Günden güne gidişat o kadar tersleşti ki Seks,şiddet ve maddiyat şeytan üçgeni gibi Dünya yuvarlağını çekti kendi içine Gölgeledi hayatın bütün değerlerini Küresellik lâfı da tüy dikti üzerine Kaba güç rüzgârları yeniden eser oldu Kuvvete yenildi hak'insan hakları'derken Safsatalar gerçeğin önünü keser oldu Barbarlığa sapıldı uygarlığa giderken Hakça düzen ülküsü hedefe varamadan Bezirgânlar bugünün sultanları oldular Dünün sultanlarına rahmet okutaraktan Tüm dengeleri altüst etmeye koyuldular Ve varsıllar daha çok gçmülürken varlığa Yoksullar ellerinde olanı da yitirdi Yazık ki bahtı kara dünyamız ola ola Dev bir Arap ülkesi olma yoluna girdi. Yılmaz Aybar |
Gitmiş
Şöyle bir geriye dönüp baktım da, Gördüm ki seneler yel olup gitmiş, Çok özlem bırakmış anılarımda, Yaşananlar çoşkun sel olup gitmiş. Başlamış sonra ters akmaya sular, Bulanmış yarına dönük hülyalar, Evdeki hesaba uymamış pazar, Düşlerin değeri pul olup gitmiş. Ümitler kurumuş çeşmeler gibi, Güz vurgunu yemiş bahçeler gibi, Bir yerlerde batmış tekneler gibi Beklentiler çıkmaz fal olup gitmiş. 'Denizler durulmaz dalgalanmadan' Diyen şarkı yalan söylemiş yalan, Sislere karışmış o uzak liman, Huzur bir bulunmaz hal olup gitmiş. Şöyle bir dönüp de baktım geriye, Gördüm ki manzara hep aynı yine, Geçmişin en buruk meyvası bile Tadından yenmeyen bal olup gitmiş Yılmaz Aybar |
Gitmişler
Çıkagelmişler bir meçhul diyardan, Dünyada bir süre kalıp gitmişler, Tadıp az-çok hazlar ve acılardan, Yine o meçhule dalıp gitmişler. Düşmüşler derdine bir sürü şeyin: Sevginin,dostluğun,aşkın,servetin, Rahatın,huzurun,şan ve şöhretin... Bulmayıp gitmişler,bulup gitmişler. Hayat bahçesinde kimisi gülmüş, Kimisi kuru ot,kimi sümbülmüş, Gün gelince boyunları bükülmüş, Zamanın elinde solup gitmişler. Sevmişler masalı çocuk yaşında, Sonradan koşmuşlar gerçek peşinde, Gerçeklik var mıymış dünya işinde? Bilmeyip gitmişler,bilip gitmişler. Kimi bir şey yapmış,kimisi yıkmış, Kimi düzen diye canını sıkmış, Yolları hep aynı kapıya çıkmış: Bir var iken bir yok olup gitmişler. Yılmaz Aybar |
Godo'yu Beklerken
Godo gelmiştir de çoktan, Biz hâlâ Godo'yu bekleriz, Kesmeyiz hiç ümidimizi, Er-geç bir gün gelecek deriz. İşte bu ümit var ya bu ümit, İyi-kötü getiren bugünlere bizi Ve alıp götüren yarınlara, Godo'dan başka kim olabilir ki? Hani lâf aramızda, Hepimiz su katılmamış alıklar gibiyiz, Derya içre yaşayıp yıllar yılı Deryayı bilmeyen balıklar gibiyiz. Çekilir bir gün sular, O zaman işimiz bitmiştir, Ne bugün kalır elde ne yarın, Anlarız ki Godo gitmiştir. Yılmaz Aybar |
Gönül Bahçesi
Toprağını bir türlü bulamayan ağaçlar Yıllar boyunca susuz,yıllar boyunca açlar Dolu olsa da hayat sofraları çok şeyle Her şeyden çok bir gönül bahçesine muhtaçlar. Yılmaz Aybar |
Gördük
Şafakta Atatürk devrini gördük Ufka hayat veren devrimi gördük Sıyrılıp gecenin karanlığından Güzel aydınlığın rengini gördük Öyle ışıdı ki bakışlarımız Ata'nın izinde engini gördük Sonradan başladı aykırı akış Gerisin geriye çevrimi gördük Devrim-evrim tartışmaları derken Akşama yönelik evrimi gördük Tekerrüre doğru giden tarihin Usuldan usuldan seyrini gördük Aynen Atatürk'ten önceki gibi Gölgelerin geçit resmini gördük Batmış bir güneşten kalan boşlukta Cılız ışıkların hepsini gördük Ve bakıp Ata'yla çatışanlara Devle cücelerin cengini gördük Anladık Atatürk tekrar doğacak Madalyonun bir de tersini gördük Yılmaz Aybar |
Gurbetçi
Düşmüşüm talihin tuzaklarına Köklerinden kopup gitmiş ağacım Savrulmuşum yaban topraklarına Hasretlerle yanıp tütmüş ağacım Baharlarda yapraklarım yeşermez Bir yerinden kırıktır hep dallarım Yazlar yüreğime dinginlik vermez Anlatmakla anlaşılmaz hallerim Derim 'Ne gün bir hoş rüzgâr eserse Sılamın yolunu o gün bulurum Kuşlar müjdeli bir şarkı söylerse Yeniden yemyeşil ağaç olurum' Lâklâkla geçermiş leyleğin ömrü Benimki de hülyalarla geçiyor Gerçeklere kapamışım gönlümü Gecem günüm rüyalarla geçiyor Yılmaz Aybar |
Güvercin
Barış bozulunca eskiden Ben de bozulurdum Utanırdım barış simgesi olmaktan Sonsuz barış adına üzülürdüm Sonra baktım ki çare yok Üzülmeyi falan boşladım Değiştim zamanla Şöyle düşünmeye başladım: 'Bülbül de baharın simgesi Ama hani o bitimsiz bahar Sararmayan yaprak nerde Solmayan çiçek hangi dalda var Horoz da sabahın simgesi Ama akşamsız sabah gördünüz mü hiç Doğa yasası böyle Kimsede değil suç' Bilmem yanılıyor muyum Kuş aklım ermiyor mu daha fazlasına Dilerim öyle olsun Kavuşalım bir gün sonsuz barışa Yılmaz Aybar |
Güz Gelende
Güz gelende bir rüzgâr esince kıyılarda Çekilince suları o yaz denizlerinin Kumlarda kalan izler söylenir şarkılarda İşler inceden ince sızısı bir yerlerin İnsan bir akşamüstü ufuklara dalar da Her zamandan çok duyar çağrısını enginin Daha buruk bir lezzet kımıldar acılarda Bilmez sonu mu yoksa başı mı hikayenin Silinir gider bir şey sararan yapraklarda Düşünceler savrulur karanlıklara değin Güz gelende bir rüzgâr esince kıyılarda Yılmaz Aybar |
Güz Kıyıları
Dökülmüş yapraklar gibi yılların Bir rüzgârla gelip bazen durduğu Artık her tarafı tenha yolların Çoktan gitmiş yolcuları sorduğu Bilmediği ne dün ne daha sonra Kimdiler neydiler ve nerelerden Bir bulup bir yitirdiği yalnızca Tekrar geçmeyenler hiç aynı yerden Kalanlar izleri belli belirsiz Gün günden çekilmiş sulardan arda Sesi uzaklardan akseden deniz Çalkanan şimdi hep hâtıralarda Yılmaz Aybar |
Hastalar
Hasta vardır Yaşamanın yükünü Artık usanmıştır çekmekten Bir kurtarıcı gibi bekler ölümü Bir başkası derdine yanmaz Ölecek diye yastadır Unutmuştur asıl derdini nerdeyse Ölüm korkusundan ölürcesine hastadır Hasta vardır gerçeği bilmez Yalanlar dinler etrafından Gönlü güzel günler özleminde hep Habersizdir yarın ne olacağından Hiçbiri dokunmaz insana Bu hastanın boş iyimserliği kadar Ne kurtarıcı gibi bekleyenler ölümü Ne de ondan ölürcesine korkanlar Hepimiz bu hasta gibiyiz bir yerde Yalanlar dinleriz etrafımızdan Gönlümüz güzel günler özleminde hep Habersiziz yarın ne olacağımızdan Yılmaz Aybar |
Hatıralar
Yel üfürür yılları,kalan hatıralardır, Gönüllerde yerini alan hatıralardır. Bize tüm dünyaları bağışlayan kimi gün, Kimi gün bizi bizden çalan hatıralardır. Ömür defterimizin yaprak aralarında Çiçek çiçek sararıp solan hatıralardır. Yalanları kendine göredir her mevsimin, Sonbaharda en güzel yalan hatıralardır. Günler gölgelenince,uzayınca *******, Nerede olsak bizi bulan hatıralardır. Ölsek uçsuz bucaksız boşlukta yıldızlaşan, Karanlık göğümüze dolan hatıralardır. Uzak yaşantılardan yansıyan ışıltılar, Ruha sonsuz özlemler salan hatıralardır. Hayatın ta kendisi gibidirler bir yerde, Hiçbirşey ve de herşey olan hatıralardır. Yılmaz Aybar |
Hatıralar Ağlatır
Farketmeyiz yaşarken, Zaman bize anlatır, Mevsim kışa dönerken Hâtıralar ağlatır. Bir açılmış bir solmuş Çiçeklerdir kaybolmuş, Acısı kalbe dolmuş Hâtıralar ağlatır. Kuşlardır kanat açan, Dönülmez ufka göçen, Baharla yazla geçen Hâtıralar ağlatır. Ve kalır elde bir hiç, Ne yandan bakılsa güç, Bilinmez kimdedir suç, Hâtıralar ağlatır. Yılmaz Aybar |
Hayat
İki yokluk arasında bir varlık Göz açıp kapayıncaya kadarlık Gecede çakan bir ışık çizgisi Bir yıldırım düştüğü yer mezarlık Yılmaz Aybar |
Hayat Tarlası
Gül eker kuru ot biçersin bazı, Niyetin akordu kısmete uymaz, Nasıl çalarsan çal eldeki sazı, Kader kararından zerrece caymaz. Kuru ot eker gül biçersin bazen, Bu ne iştir diye sorasın gelir, Hayretle kendinden geçersin bazen, Olanları hayra yorasın gelir. Çoğu kez hedeften sapar muradın, Ektiğinle neler girer arana, Beklentine pek denk düşmez hasadın, Hayat tarlasında âhenk arama. Hayat tarlası bir garip tarladır, Ne ekersen onu biçersin sanma, Nasip-talih gibi güçler gırladır, Yazgının elinden kaçarsın sanma.. Yılmaz Aybar |
Hayat(2)
Bir gün ferahlatırsa,binbir gün sıkar hayat Yorar düşünceleri,düşleri yıkar hayat Yine de güzelleşir göç günü yaklaştıkça Gözümüzde eşsiz bir şey olup çıkar hayat Yılmaz Aybar |
Hayatlar
Bitkisel hayat deyip geçmeyin Öyle bitkiler var Öyle çiçekler açar Öyle kokular saçar Öyle meyvalar verirler ki, Hayatları boyunca Hayran ederler sizi Bin şahit isterler Bitki olduklarına. İnsanca hayat deyip geçmeyin Öyle insanlar var Ne çiçek açar Ne güzel kokar Ne meyva verirler Hayatları boyunca Sıkarlar canınızı Bin şahit isterler İnsan olduklarına. Yılmaz Aybar |
Hazine
Gündüzleri bu güneş Bu yıldızlar *******i Işıl ışıldır evrenimizde İlk çağdan beri Ne mala mülke benzer Ne paraya pula Kullanmakla eskimez Eksilmez paylaşmakla Bu düşler yıldızlarımız bizim Bu ümitler güneşimiz Onlarla ışır ilk insandan beri Onlarla ısınır yüreğimiz Yılmaz Aybar |
Hesap
Dün artı bugün Eşit düşkırıklığı Elde var yarın O da ya gelir ya gelmez Gelin de çıkın içinden hesabın Yılmaz Aybar |
Hormonlu Gerilik
Biri küreselleşme,öbürü bölücülük Birbiriyle bağdaşmaz eğilimler yan yana Öyle zıt eylemlere eyvallah deniyor ki Perhiz ile lahana turşusu bir arada İlerlemeciliğe tek yönden bakılıyor Ekonomi/ticaret başlara taç edilmiş İtilmiş kenara tüm sağlıklı değerler Gerçek ilerlemenin damarları kesilmiş Gemi azıya almış maddiyata kölelik Manevi güneşlerin sönmüş pırıltıları 'Dünya malı okyanus,yemeyen domuz'olmuş Her yerde hep para-pul-mal-mülk zırıltıları Çağdaşlığın böylesi hormonlanmış gerilik Zararı yararından kat kat ağır basıyor İlerlemenin ancak lâfı var ortalıkta Doğal gerilikleri mum ile aratıyor Yılmaz Aybar |
Huzursuz Dünya
Kolayca kandırsın diye insanı Çekici yaratmış Tanrı şeytanı Ve sonra boşuna zahmet eyleyip Göndermiş dünyaya kutsal kitabı Bu ne perhiz bu ne biber turşusu Sırrına ermiyor akıl doğrusu Talihsiz dünyaya oluyor olan Bulamıyor aradığı huzuru Yılmaz Aybar |
İki Hayal Arasında
Bölük-pörçük sevinçlerle,hazlarla, Türlü acılarla,elemle geçer, Öncelere geleceğe ömrümüz, Sonra hep geçmişe özlemle geçer. Pek yüz vermez bugünlere gönlümüz, Ya yarında,ya dündedir gözümüz, İki hayal arasında ömrümüz Feleğe boş yere sitemle geçer. Gerçek alabildiğine net ve gür İş işten geçtikten sonra görünür, O gün anlarız ki en güzel ömür 'Saat bu saat dem bu dem'le geçer. Yılmaz Aybar |
İki Sevdalı
İki sevdalım var,biri bal-şeker, Sıcacık,aydınlık,güneş sarısı, Bütün ışığını gönlüme serper, Dostlar başına bir petek arısı. İki sevdalım var,öbürü esmer, Karakış rüzgârı,buz gibi eser, Olanca zehrini içime döker, Düşman başına bir eşekarısı. İki sevdalım var yarış halinde Gerçek bağlılık ve vefa bahsinde Yoktur üzerine ikisinin de, Böyle sevda görülmemiş doğrusu. İki sevdalım var,Keder ve Neşe, Hayatım boyunca hep nöbetleşe, Gece ile gündüz gibi peşpeşe, Birisi giderken gelir birisi. Yılmaz Aybar |
İkinci Hayat
Gün gelir ömrümüzün çalkantısı azalır Fırtınalardan arta yorgun dalgalar kalır Geçip gitmiştir kara bulutları hırsların Gözümüzde büyümüş ne varsa hep ufalır Ve büyür gönlümüzün toprağında sevgiler Sarmaşık güller gibi dört tarafa uzanır Bir yıkıntı yanında bir mezar kenarında Pişmanlıkların eli ruhumuzu kanatır Olan kendimize de olmuştur o arada Yaşamak iki yanı kesici bir kamadır İzleri içimizde sızlayan yaraların Alsa alsa zehrini sadece sevgi alır Kadrini yıllar yılı bilmediğimiz sevgi Ne yapar eder bizi yeni baştan yaratır Yılmaz Aybar |
İlk Sevgiliye Mektup
Yıllar sonrasından sesleniyorum sana Uzun yıllar sonrasından Oysa her şey daha dün gibi Ne tez akıp geçiyor zaman Ve insan ne çok seviyor Unutuyor geçmişte kalanları Her sevdiğinin önüne sürüyor yeniden Allayıp pullayıp o eski yalanları Yalan değil belki bir yerde Söylenenler gerçeğin ta kendisi Varken bülbülün güle Gülün bülbüle sonsuz sevgisi Bitimsiz ırmaklar gibi bir aşk Ki ilk kıyılara değil yalnızca İlk kuşlara ilk çiçeklere değil Madem sürüp gidiyor bir su yıllar ve yıllarca Nelerden geçiliyor daha nerelerden Denize kadar İstesek de biz istemesek de Yazgımızda tekrar tekrar sevmek var Uçarı deme bana ne olur Hercai deme Sevmek gelmiş cihana bir kez Sen o öteki beriki bahane Yılmaz Aybar |
İnsan Sevmeli
İnsan sevmeli baharsa Başlamışsa çiçekler sarılardan aklardan Ümitlerse yeniden cıvıl cıvıl dönen kuşlar Bıldır göçtükleri uzaklardan İnsan sevmeli yazsa Yanmışsa dudakları kıraçlar gibi Dereler de dindirmiyorsa Söndürmüyorsa denizler de ateşini İnsan sevmeli güzse Güzelse hâlâ bahçeler Son renklerse uçuşan yapraklarda Sevincin yerine almışsa keder İnsan sevmeli kışsa Yitirmişse her şey sıcaklığını Yalnız tenin değil Ruhun da örtmek gerekiyorsa çıplaklığını İnsan sevmeli dört mevsim Dört dörtlük yaşamalı ömrünce Sevilmese bile sevdiği kadar Mutluluk sevende kalmalı ölünce Yılmaz Aybar |
İşte Böyle Kirlendik
Demokrasi özgürlük eşitlik diye diye Gereğinden fazla yüz verildi kirlilere Hiç hak etmedikleri havalara girdiler Ve pus gibi çöktüler dünyanın üzerine. Sanmayın ki sadece yüz bulmakla kaldılar Çok yerde söz sahibi ve etkili oldular Gevşettiler toplumun bütün vidalarını Özel çıkarlarının peşine takıldılar. Bulanık suda balık avlayanlar onlardır Temiz olanları da tavlayanlar onlardır İnsan haklarını da kötüye kullananlar Karşı çıkan herkese havlayanlar onlardır. Neden kirlendik diye sormanın âlemi yok Kafaları pek fazla yormanın âlemi yok Bu söylediklerimden ötesi ıvır zıvır Ayrıntılar üstünde durmanın âlemi yok. Yılmaz Aybar |
İyi Yaşamak
Sırf yiyip içmek Sevişmek Ve de gezip tozmak mıdır iyi yaşamak Ama hayvanlar da öyle yapıyor Hem de özgürlük-mozgürlük demeden Sınırlarını aşmadan Havaları kirletmeden Suları çirkef etmeden Doğayı tüketmeden Bindikleri dalı kesmeden yapıyorlar Yani iyi yaşama bahsinde Eksikleri yok insandan Fazlaları var Uzun lafın kısası Kötü yaşayan yaratık yok şu dünyada İnsan kadar Yılmaz Aybar |
kadın Aklı
Kim demiş saçı uzun aklı kısadır diye kadın aklı uzanır sevgiye hep sevgiye Kavgaları çoğu kez erkeklere bırakır Barış yolunu ilke edinmiştir kendine O yolda erkek aklı çok kere yaya kalır Kavgaları sevgiden öte bir hüner sanır Kavgadan ileridir oysa sevgi hüneri O hünere en fazla kadın aklı uzanır Kavgalar yeni yeni kavgalara yol açar Sevgiye sıra gelmez,ömürler gelip geçer Fayda etmez pişmanlık son kampana çalınca Her şey günün birinde kuş gibi elden uçar Gidilir yok yoluna yarım koyup her işi Ve kalanlar bitirmek bilmez kavga-döğüşü Dünyayı bu hallere kadın getirmemiştir Yine de ona düşer kahır ile gözyaşı Kim demiş saçı uzun aklı kısadır diye kadın aklı uzanır sevgiye hep sevgiye Çoğu kez erkeklere bırakır kavgaları Barışçılığı ülkü edinmiştir kendine Yılmaz Aybar |
Kalsa
Her mevsim geçiyor,bari güz kalsa, Bahardan arta bir solgun yüz kalsa. Vazgeçtik mis kokan bahçeden-bağdan Razıyız çiçekler nice az kalsa. Maviden yeşilden ümidi kestik, En uçuk renklere dönük göz kalsa. Örtmese bir beyaz kül üstümüzü, Yaz yangınlarından biraz köz kalsa. Dallarda tek yaprak unutsa rüzgâr, Sararmış solmuş bir kuru haz kalsa. Susmuş şarkılardan geriye kırık Ve dökük birkaç söz ile saz kalsa. Kumda izimizi silse de deniz, Denizde bizden bir damla iz kalsa. Yılmaz Aybar |
Karabatak
Yalnızlıktan kaçamazsın,o sana Hayaller kurdurur,düşler gördürür, Sevdalar,dostluklar ve neler daha, Akıl-sır ermeyen işler gördürür. Kaçamazsın yalnızlıktan,o senin İçindedir, unutsan da arada, Dalsa bile binbir ufka gözlerin, Sonra bakarsın ki,yine orada! Yalnızlıktan kaçamazsın,o seni Deniz eylemiştir ve dalar-çıkar Sularında karabatak örneği Dalar-çıkar-dalar son güne kadar. Kaçamazsın yalnızlıktan,yazgındır, Ne yapıp et ona alışmaya bak, Bırakmaz yakanı-öyle azgındır- Öteki dünyada da karabatak. Yılmaz Aybar |
Kargaşa
Hoşgörüye takmış herkes kafayı, Yâni her tersliği hoş mu görelim? Bırakıp bir yana farklılıkları, Yalanı gerçeğe eş mi görelim? Hoşgörü hoş şeydir yerinde ise, Kökleri sağlam ve derinde ise, Akıl rehberinin izinde ise, Aklın bir yolunu beş mi görelim? İyilik-güzellik amaç değil mi? Terslikler tamire muhtaç değil mi? Doğruluk eğriye ilâç değil mi? Bütün değerleri boş mu görelim? Değerler bir dalda karar kılmazmış, Kişiden kişiye aynı kalmazmış, Renkler ile zevkler tartışılmazmış, Karayı aklayıp iş mi görelim? İşte bu anarşi-kaos-kargaşa, Ne gelirse bundan gelir hep başa, Göz yumup böyle bir berbat gidişe, Düzelir diyerek düş mü görelim? . Yılmaz Aybar |
Karşıtların Âhı
Liberaller öne kattı dünyayı Bezirgân aklıyla güttü dünyayı Ticarî mal diye baktı her şeye Kargaşa içine attı dünyayı Herkesi müşteri olarak gördü Palavralarla aldattı dünyayı Koalisyon kurdu körşeytan ile Haramzâdelere sattı dünyayı Canına okudu tüm değerlerin Mânen ve madden kirletti dünyayı Terör belâsına çanak tuttu hep Huzur hasretine itti dünyayı Geçmişi mum ile aratır oldu Nostaljiye mahkûm etti dünyayı Karardı bugünler ve de yarınlar Karşıtların âhı tuttu dünyayı Yılmaz Aybar |
Kavuşamayanlar İçin
Dağ dağa kavuşmaz,insan insana Kavuşur demişler ve inanmışız, Gün güne eklenmiş yıllar yıllara, Elbet bir gün diye umutlanmışız. Şu yalancı dünya denilen yerde Biz nerde kalmışız,kavuşmak nerde, Ayrı duraklarda düşmüşüz derde, Tutuşmuşuz için için yanmışız. Hasret ateşinde erimiş zaman, Bir yığın kül olmuş geride kalan, Meğerse dağmışız,başımız duman, Biz de kendimizi insan sanmışız. Yılmaz Aybar |
Kaybedişler
Üzülme sevdiğin terketti diye O benim en güzel parçamdı deme Daha ne parçalar terkeder seni Görürsün yeteri kadar kaybet de. Yel eser yerinde o gülüşlerin Ümidin sararır solar düşlerin Güvendiğin tepelere kar yağar Düz ovada sarpa sarar işlerin. Kalelerin birer birer yıkılır Eğilir gittikçe boynun bükülür Kalırsın yenik ve darmadağınık Yüreğine pes bayrağı dikilir. İster ödül olsun ister hediye Verdiğini tek tek alır geriye Böyledir bu kahpe dünyanın huyu Sermayen yüklenir er-geç kediye. Kaybetmek de doğal kazanmak kadar Türlü kılıklarda karşına çıkar Seni canından da eder sonunda Tamtakır bırakıp kabire koyar. Yılmaz Aybar |
Kayıp Cennet
Çocukluk,ey benim masal iklimim, Sen de masal oldun zaman içinde, Unumu gönlümce eleyemedim, Çürüdü kalburlar saman içinde. Çok masal dinledim ömür boyunca, Hiçbiri yerini tutmadı senin, Hele gün geçip de akşam olunca Dizi hep gözümde tüttü annemin. Çocukluk,ey benden uzak sevgili, Yeniden seninle olsam diyorum, Bir olmaz duaya âmin der gibi, Kayıp cennetimi bulsam diyorum. Yılmaz Aybar |
Kedili Şiir
Kedimi nasıl anlatsam size Neresinden başlasam Bilmem inanır mısınız Gülmesinden başlasam Bazen gülüyor inanın Titreşiyor bıyıkları ince ince Belli ki kendi gençliğini hatırlıyor Ağaca çıkan kedileri görünce Bahardı mevsim Kedim de kuşların ardındaydı o günler Daların en delisince çiçeklenmiş hayâllerle En olmayacak işlerin ardındaydı o günler Şimdi güz Uyuyor uyanıyor kedim ocak başında Hayatından hoşnut her şeye rağmen Isınıyor kuşsuz ağaçların ateşinde Sizin de vardır böyle bir kediniz Veya olacak O zaman inanacaksınız benimkine Aklınız başınıza gelecek Yılmaz Aybar |
Keşmekeş
'Neye niyet neye kısmet'ler gırla Boşuna harcanan gayretler gırla Hayat adındaki şu keşmekeşte 'Pes yani'dedirten hayretler gırla Yılmaz Aybar |
Kılavuzu Karga Olanın
Varlık mı,yokluk mu,aslolan nedir? Niçin verilmiştir bu hayat bize? Yaşama tutkusu nereden gelir? Hangi güç hükmeder kaderimize? Aslolan ticaret diyor kimisi, Bu kafa yüzünden bugüne geldik, Sömürdük doğayı canavar gibi, Her şeyi kirlettik,ozonu deldik. Köşe döne döne başımız döndü, Sonunda sıkıştık en pis köşeye, Bahtımız karardı,şansımız söndü, Vedâ ettik şöyle içten neşeye. Aptallıkla damgaladık erdemi, Ahlâkı bir eski palavra saydık, Biraz tokgözlülük önerenleri Dinozor zannettik,kadavra saydık. O yüzden dünyamız can çekişiyor, Ölüyor toprağı,havası,suyu Ve hâlâ o kafa sürüp gidiyor, Kadavra olmanın tuttuk yolunu. Kılavuzu karga olanın derler Gagası pislikten kurtulmazmış hiç, Diyenler elbette doğru söylerler, Görünüyor işte ortada sonuç. Yılmaz Aybar |
| Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 08:34 AM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.