![]() |
Deniz feneri
Adını bilmediğiniz bir köydeyim Hatta adımı bilmeyecek kadar yaşlı Çekip gideceğim bir kapısı bile yok bu evin Pencerede kartonlar sıralı. Ayağa kalksam biner sanki tüm dünya sırtıma Adım atsam yollar uzar da uzar Gözyaşım aksa dilenci dedikleri yüzümde Akça pakça sırıtır utancım ve de açlığım. Ellerim nasır, ayaklarım toprağım kadar çatlak. Yaşımı bilmem ama yaşadığımdan çoktur saçımda aklar. Kimin kimsen var mı derler... susarım... Bir mum yakarım karanlık yalnızlığa Kocaman olur yüreğim...büyür içimde bir şeyler Odam büyür, şehir küçülür ve bir bakarım Kapı olmuş dört duvarımda Bir deniz feneri gölgesi. Yakında buralara kadar gelir ışığı. Aşım, yatağım, sıcağım, merhabam da peşi sıra... Arzu Altınçiçek 26 Ocak 2007 Arzu Altınçiçek |
Denizci
Karanlık ve uzun yollara düştün Ben bir kez daha sensiz uykulara Gün yüzünden mi doğacak Çiy gözlerinden mi düşecek bahçeme Bak deniz ne kadar durgun Bulutlar bile kaymıyor üstümde Dalgalar teninde mi coşacak Kumlar terinde mi düşecek mavime Karanlık ve uzun yollara düştün Ben yine seni düşünmeye Dedin ki- Ne çabuk konar yüreğime sevgi Ne çabuk gider yüreğimden sevgili Karanlık ve uzun yollara düştün Ben bir kez daha sensiz uykulara Düşlerimde Yataklarını açacağım denizlerin Bana vuracaksın fırtınalı sular sonrası Yorgun ve bitkin Desem ki- Ne çabuk düşerim terine Ne çabuk giderim teninden Demirler misin aşkı D e n i z c i. Arzu Altınçiçek |
Senin için
Bakma, Elim ayağım kavruk Bir çölün ortasından geliyorum Ben gibi yanan kum tanelerini seçtim de Giderken yol üzerinde En temiz toprağı eledim saçlarımda Katıksız Sen gibi çiçekler ekmek için Suyun en temiz damlalarını alıp Doldurdum pınarlarıma Can vermek için, sen kurudukça Gökyüzüne süzüldüm Martıların kanatlarına saklanıp Soluklanmamış havayı getirdim sana Sabahların, gül kokan çiy busesinde Gümeşin tam ortasından Portakal çiçeğinin gölgesini çaldım Kızma, sadece senin içindi Gecenin en katranını sakladım gözlerime Yorgun düşünce Serilesin istedim Bakma, Yıldızlar yok Onları balıkların üzerine yapıştırdım Karanlık sulara düşersen bir gün Korkma diye. Arzu Altınçiçek |
Desen ki
Desen ki! Sarhoş bir keman, rüzgar Yalpalıyor yol boyu. Uzakta mavi bir ıslık Dalgalarda ağıt. Tangoda tek bacak Kavalyesiz yıldız. Ve parmak izinde Bir kalp kumlarda Yalnız yüreğimin ritminde, Dallarda Eylül melodisi. Tek tek düşüyor Sararmış hüznün bestesi. ...alkışta bulutlar. Mevsimsiz yalnızlığımda Gönlümde bir tını adın. -Gel desen, Bak gör nasıl mevsimleri süpürür eteklerim Saçlarım nasıl takar güneşi Göğsümde desen al basan buselerin Ve ellerin Ellerin ten olsa bedenime Gel desen...sadece gel desen Bir yanımda parçası kalmış baharın Avucumda mayıs çiçekleri Aşk merdivenini saldım Gözlerimden gözlerine Dokunuşunda çiçekleri Ser desen, Bak gör nasıl sererim laciverti gecene Kalemim nasıl toplar sessizliği Serimde binlerce yıldız kıpırdanır usulca Ve gözlerin Gözlerin ay olsa gözlerimde Sen desen, sadece “sen” desen Ürperen bedenin kıvrımlarında Yakar düşleri aşk kıvılcımı Ayaz keser uykularımı Penceremde yoksul şehir Üstü açık açık caddeye Düşer gölgesi sokak lambasının Kim kime bekçi bilinmez Tedirgin aşk Titrek gölgeler üstünde Tek başına zaman Her adımda birini takar koluna An olur, Çığ olur, bir güne toplanır özlemin Buz keser sevdam Üşütür sessizliğin Dön desen, dönermiyim bilmem Uyuşmuşken yüreğim. Desen ki....? -Sarhoş bir keman, rüzgar Bir kalp kumlarda Yalnız yüreğimin ritminde, Gönlümde bir tını adın. -Gel desen, Gel desen...sadece gel desen. Bir yanımda parçası kalmış baharın Dokunuşunda çiçekleri. Ser desen, Sen desen, sadece “sen” desen. Ürperen bedenin kıvrımlarında Kim kime bekçi bilinmez. Tedirgin aşk Her adımda birini takar koluna. An olur, Buz keser sevdam Üşütür sessizliğin Uyuşmuşken yüreğim. Döner miyim sence! - Arzu Altınçiçek |
Dikiz
Şehrin akmayan trafiğinde Kırmızıda durdu her şey Bir adam ve bir kadındı arkada Gözlerim takıldı Takıldı gözleri Daldı bakışlar Dudaklar çekimde Aktı her şey bir öpüşte Yeşil yandı Bir adam ve bir kadındı Gözlerim aynada Aynada gözleri Şehir aktı Kurumuş dudaklarımla Öndeki arabanın dikiz aynasında Ben! ! ! Dikizleyen dikizleyene Trafik durmaya görsün. Arzu Altınçiçek |
Dil uzatan-a-
İstediğin kadar sıva Pencerende güneşi “gündüz”ü silemezsin İstediğin kadar kus İçindekini denize “maviyi” yok edemezsin ve diline dua edip İsimleri dostların hatta bitik aşkların istediğin kadar kötüle kendini “iyi” edemezsin Sanma “resim” olursun gönül duvarlarında Küçük bir çivi deliğisin Ayakkabı topuğunda Sözde büyük yüreğin Özde diken sözlerin Kanattıkça milleti Kokan “leş” senin ismin Üstünde postun mu var Namlunda kurşun mu var “Adam” olamadıktan sonra Dostluğunda hayır mı var Dolaşsan diyar diyar Kendini sevdiremezsin Arzu susar, A H I kalır... “İt ürür, kervan yürür” Sen susmayı bilmezsin Ben konuşmayı! ! ! Arzu Altınçiçek |
DİL UZATANLARA mesajımdır.
Benden önce adım düşmüş buralara Uzun yollardan gelmiş... Üstüm başım toz değil Bilmeden uzanan ellerin ‘parmak izi’ Alnımdaki karartı, görmeden söyleyenin ‘dil izi’ Yüreğimdeki kırmızı, toplumdan korkupta gidenin ‘aşk ateşi’ Toplum mu kim? Nasıl anlatayım ki yaralı sabahımda Uykusuz gecenin ardından nasıl çizeyim ki resimlerini Yanlış kişiymişim ya ben burada! ! ! Kara lekeymişim ya –doğru kişilik için- Uzak kalmak ve uzak tutmak isteyenler Bunu okurken siz verin cevabınızı -hoş, 34 yılım, 24 saatimde benleydiniz ya ‘Tanımadıklarım’ Sizin utancınızın lekesi var bu sabah güneşte Yutkunduğum nefesimde, boğazıma dizilen düğümler Sizin utancınız! Nasıl anlatayım ki ‘size-sizi’ -İki bacak arasına namusu sıkıştıran Ama namussuzluğu yüzüne gözüne bulaştıran Sen mi temizledin eteğimdeki kirleri Sen mi vardın beyaz duvar arasında Kıyarken canlara? Damlayan kan lekesi, senin neşterinden mi? Başka nikahlara sererken bedenimi Sen miydin perdeleri çeken? Onun bunun terine kararken terimi Anahtar deliğinde ki sen miydin? Halayın başını çekmek istedim de Senin elinden mi aldım mendili Onun bunun cüzdanını erittim de Biz miydik yiyen paraları? Senin doğrun muydu benim yanlışım? Kadın olmak mı çamura çanak tutmak! Herkese değer vermek mi? kendi değerini yitirmek! Güler yüzlü olmak ‘hafiflik mi? ’ Birşeyleri yapmak için dürtmek insanları Hırs yüzünden mi? Yazık...bu yaşıma kadar öğrendiğim her şey yalanmış. Ne verirsen insanlara onu alırsın der annem, Öğretmenlerim hep yanlış öğretmiş ahlak kurallarını Arkadaşlarım, dostlarım sizin için utanç kaynağıymışım Rafımı süsleyen yardım plaketlerim Kampanyaları kendim için yapmışım Gülemiyorum...ağlayamıyorum artık. Sıfır noktasında kaldım.. Siz değilsiniz ileride ki, eksiye düşen değerlerim. İki ayağım bastığı müddetçe yere Kalbim hayatın tiktaklarını vurdukça ‘Aşk’ için ağlayacak kadar fazlaysa yaşım Üzmemek için başkalarını, üzüyorsam kendimi Derdini dert ediyorsam kendime karşımdakinin İnsan olduğum için! Ve bunun için canım yandı.. Sizin gibi olmak gerekir aslında “Ön planda cinsiyet ve cebinin şişkinliği Popüler olmak adına, yalakalığın örneği” Adıma sıvadığınız çamur - bana ait değil- Kendi üzerinizden attığınız -BİR PARÇA UTANCINIZ- Şimdi yüzün kızarsa bu benim dediğimi mi duymuş? _ deyip Tedirgin baksan yüzüme Kime ne! ! Senin vicdanın rahatsa Zaten öğrenememişsin insanlığı Kim ne düşünüyorsa hakkımda Kendi yansımasıdır- Bir sabah baktığınızda aynaya Maskenizin ardındaki ‘çirkin dünyanız’ Vurur yüzünüze Bence bırakın çıkarlarınızı Kadınmış, erkekmiş koyun bedeninizi bir yere Önce öğrenin İnsan olmayı.. Konuşmak, insana yakışır Havlamaksa köpeklere. Kim olduğunu bildiğim de, bilmediğimde Kulağınızdakileri temizleyip gelin Dilinizdeki 34 yılımı daha da lekelemeyin Adın çıkacağına canın çıksın derler ya hani.. Bu canı size verecek kadar BEDAVA değil HAYAT Bir ailem var ve dostlarım Aranıza katsanızda –bir sevdiğim- Sokak çocuklarım var boş zamanımda eğittiğim Her ay gittiğim kimsesiz çocuklarım var ve yaşlılarım Gitmediğim köylerde sayısız okul var İçine lekelediğiniz ismimle meşale yaktığım Çıkardığınız seslerin sahibi ‘karşılıksız sevgiyi’ bilen köpeklere ayırdığım zamanım var Öğrenmek için vefayı, sizde gelin aramıza Barınaktır kokar ama, duymazsınız sevgiyle gelirseniz. Hepinizi sermek gerekir ya buraya Öğrenemedim darağacı kurmayı Benim yüreğim açık, elim de Hatta alnım da, dilinizle lekelediğiniz! Allah’ın adaletine bıraktım sizi. Bir parça vicdan düşsün ‘RUHSUZ YÜREĞİNİZE’ Eğer pişmansanız yaptığınızdan Yarın birlikte göz açarız sabaha Kin tutmayı öğretemedim –benliğime- Devam ettiğiniz müddetçe Kendi iç yüzünüzdür anlattığınız İyi biri olarak anılmak için İhtiyacınız mı var birini lekelemeye? Bundan sonra da olacaksınız hayatımda... biliyorum Korkmuyorum sizden Kısa vadede sizden gelecek kayıplarım Uzun vadede ‘ beni bilip de’ yanımda olacaklarla sarılacak yara sadece. Atmakla bitmeyecek çamurunuzu Ya üsütünüzden temizleyin Ya da üstünüzü değiştirin... Maskeleri takmak kadar çıkarmak da kolaydır... Dil lekesidir zor çıkan.. GÜNAHTIR! ! ! Şiirin bir amaç olduğunu sanmıştım buraya gelirken. Oysa görüyorum ki bazıları için sadece araçmış egolarını tatmin etmek için.. Şiir duygu işidir diyenler! Ben mi yanlış adresteyim şimdi, onlar mı? Kadın- erkek, zengin-fakir,iyi-kötü olmak zor değil ama İNSAN OLMAK ZORDUR.. ve yaptıklarımdan bir parça bile yazma gereği gördüğüm kendimden utanıyorum. Bir elin verdiğini diğer el bilmemeli ya hani! ! Özür diliyorum kendimden...bunlar için kendimi üzdüğüm, canımı yaktığım, doğru bildiklerimden şüphelendiğim için.. Kulaklarımı tıkadım uğultunuza Önce benim hayatım...ve bunu bana siz vermediniz! Ben burdayım, derdi olan beri gelsin! Her şeyin başı... ÖNCE İNSAN_LIK.. Size karşı bile vicdanım rahat! Bu benim için yeterli. Sevgimi ve saygımı sunuyorum öğrendiğim değerler gereği ama yine de isteyerek.. ve Yaradılanı seviyorum yaradandan ötürü... sizin yüreğinizde olmasa da olur bana sevgi! bende ki bize yeter! Arzu Altınçiçek |
Dilsiz bekçileriydi şehrin
Kolsuz ve bacaksız uzuyordu Eski mezar taşları gecede Tek baş Tek beden …yürek yok! Düzleşen toprağın çiçeklerinde Veda yaşları dolunayın Her yer soğuk… Her yer ıssız …çıt yok! Ayak sesi duyuldu Arnavut kaldırımlı yokuştan Bir kürek sürttü Süpürüyordu adam şehri… Namusu düşmüştü belki bir kızın Belki bir ayyaşın salyası Gidip de dönmeyecek ayak izi belki de Dünyaya göz açan bebeğin bağrışındandı Yaprakların korkup düşmesi Ekim’in saçlarında Eylül’ün yaşları rengi yok! …kasım gülleri eşikte Karanlığa teslim edilen ne varsa Süpürüyordu adam Uzuyordu gecede Eski mezar taşları Kolsuz ve bacaksız. Dilsiz bekçileriydi şehrin... ve yansıtmayan ayna geçmişi. Arzu Altınçiçek |
Dinle Yüreğim
Üzülme Gitti yar dediğin Gitti can dediğin İçini acıtarak Feryadını susturarak Açtığın bağrına vurarak ihaneti Süpürdü ona ait ne varsa Dayan yüreğim Ağlama Her yaş umut biriktirsin içinde Yıkasın kanayan *******i Liğme liğme sevdaları boğsun Çakıllar arasında saklanan hatıralar Batmasın kirpiğinle Gül gözlerim Susma Deli yüreğim Vurdukça yalanlar Gerildikçe karşında sahte yüzler Sen daha güçlü kalırsın unutma Aldanma dost gülüşlere Dokunmasanda korkarlar gerçeklerinden Uzak tutsalarda unutamaz Kötü andıkça seni Yutkunurlar kendi ihanetlerini Bilirler Masumsun Bilirler daha merttir yüreğin Şarkılarını söyle sevdam Sıcak hazanlardan kalan Sahte bahar gözler yumulsun.. Arzu Altınçiçek |
Diriliş
Zelda Teninden düşer cemre uzandığında gün devrilir bileklerinde kırılır nehir Kekik kokusuyla sarhoş ceylanların ayak izlerinde yol bulur içindeki çocuk kirpiklerinde delinir rüzgar gözlerin yangın saçların lav dudakların mayın döşer Avuçlarında hürriyet bu kadar mı soğuk Zelda! II- Martiniler sıyrılır omuzdan Suda dolunay elleriyle yüzüne çalar eşkıya esrar yaprağına dil sürüp günah emerler göğsünden Bacaklarının arasından Sırtlanlar sıvışır Gebe kalırsın otttan döşeklerde Aç hayvanların Usul adımlarını kamçılar Doğum feryadın Bir oğul kayar kasıklarından Sevincinde kaç yetimi kucaklarsın sütün kanından acı! bir gidip bin döner deli tayların miğferler düşer başlarından Yüksekte daha yüksekte mavi sürgünde çığlığın Yumruğunda Mizgin Vatansız doğum Fırat utanır... gözünde analar ağlar Arzu Altınçiçek |
| Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 07:17 AM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.