![]() |
İlahi eşek! ..
İlahi eşek, Sen ne şeker şeysin böyle. Sana hayvan diyoruz ama çok şey öğretiyorsun insana. Ben, eşeği sadece sen bilirdim. Senin dört ayağın varsa ben iki ayaklısını da öğrendim sırtında semeri olmasa da! .. Çoğu insanların içinde senin değerini sende öğrendim! |
İlle de şarap!
Bir bağbozumu olsun diğer mevsimlere inat Bugün bozulsun tekdüze hayat Gelmesin gözüme ne kabus, ne de serap Her yer kırmızı olsun, ya da beyaz Yaz şairim, bana bir şeyler yaz Ama masamda ille de şarap! .. Şıra ve şarap, bir de şiir patlat Dem dem üstüne,dil dil üstüne Maşrapama dolan kırmızı kelimeler Damla mıdır ki düşer ya peynire Hey garson bana can getir, Asmaların gizinden,koruğun nefesinden kadehime dolsun Üzüm şerbetinden damıt Damlasın ha kadehime, ha yüreğime…. Söyle Baküs’e dizsin masayı Bugün Eros’um ben, Elenam nerde Getirin; Baldıran olsun içtiğim Benim dudağım bende, Elena her yerde… İlle de şarap olsun, ha içtiğim, ha sevgilim Küpra’nın tattığı damağıma sinsin Küp küp Küpra gelsin Gelsin ki boğazımdan insin içime El ele gidelim içimdeki cennete! .. |
İnsan mısın sen
Ne dersin ey dost, hala insan mısın sen İnsanlığa hiç bırakırlar mı seni Bu yalancı alemde yaşar mısın sen Adam gibi adam sayarlar mı seni Versen bile nefesinin vergisini Açarsan ağzını kısarlar sesini Konuşursan eğer keserler dilini Konuşan meclise sokarlar mı seni Vuramazsın bir baş soğanın gözüne Artık sarmısak bile gelmez önüne Gayrı zeytin de acı, uymaz bütçene Adam niyetine koyarlar mı seni Alnındaki terden de pare umarlar Vaadlerini arka cebe koyarlar Bir seçim zamanında adam sayarlar Uyanıklar sonra selamlar mı seni Yusuf Ziya bile geldi bu oyuna Böyle oyunlar hep oynanır boyuna Bassan kalayı hepsinin de soyuna Rahatça evine salarlar mı seni |
İnsanca yaşadım...
Kimi zaman üç beş haneli köylerde pınar başında ıslık çalan, gazlambalı, ker***li evlerde bulgura kaşık sallayan bir çobandım ben Anadolu'nun nefesinde... Poyrazların ıslıklarına kavalımla eşlik ederken, koyunlar tempo tutardı oynaşarak. Dağların adına, gırtlağımı yırtarcasına uzun havalarda gezerken ormanlar ağlardı gözyaşlarına boğularak... Bir kurttum ben; Yufka ekmeğinin arasında soğanı bal eylerken. Bağlardaki ağaçlarda kanatsız bir teyyareyken... Bir ekin tanesiydim, harmanlarda savrulan. Çeltik destesiydim, ırmaklarla sulanan. Bozkırlara alabildiğine uzanan ceylandım ben gençliğimi koşturan... Kuş oldum, çiçek oldum, dağ oldum Ben bozkırların çocuğu ben ırmakların torunu. Ben insanca yürüdüm bu uzun ve de doğru yolu... |
İnsanoğlu bir bilmece
İnsanoğlu bir bilmece nereye istersen oraya koyabileceğin hece. İnersen eğer ki nirengisine kimi, dağlarda tipi kiminde yel eser delice... Her senesi bir yaprak ürer de gider dallarında. Zaman geçtikçe kurur da düşer topraklara. İnsanoğlu bir bilmece ya kimi şahin olur, süzülür dağlarda kimi fare olur, sürünür lağımlarda... Su yataklarından kuş tüyü yorganlardan toprağa giriverir kurtuluş yoktur ondan. Ölüyken doğamaz ama erkekken kadın oluverir... İnsanoğlu torpil müptelasıdır her işini halledebilir. Lakin; Bir ecele torpili sökmez çünkü, o para yemez. Velhasıl insanoğlu, bir bilmecedir bilinmez daha doğrusu, kendi kendini bile çözemez... |
İstanbul suskun...
İstanbul suskun, artık konuşmuyor Koskoca şehir derin bir uykuda Binalar karanlık ışık yanmıyor Bir ben, bir senin hayalin ayakta Benim sevdam *******i depreşir Dalgalanır hasretin doruğunda Çıktığı tepelerde şiirleşir Bağdaş kurar gecenin ortasına Şehir suskun, binalar uykudayken Sessizlik çığlık atar kulaklarımda Issız caddelerin her köşesinden Hep sen çıkarsın aniden karşıma |
İstanbul...
Nakış nakış işlediğim Göznuruyla beslediğim İnsanlara seslendiğim Bir türküsün sen İstanbul Sahillerde sularına Bu şaheser boğazına Denizinde balıklara Aşığım sana İstanbul Varoşlarda sokaklara Beyoğlu'ndaki barlara Nağme nağme tamburlara Güfteyim ben ah İstanbul Galata'nın tepesinde Kanat taksam gökyüzüne Kızkulesi çemberine Uçup gitsem ah İstanbul Balık ekmek, bir baş soğan Bir de sütü al aslandan Kadehlere şevk boğazdan İçsem seni ah İstanbul Marmara'da gördüm seni Yüreğimde bildim seni Nasıl sevmem güzelliği Sevdalıyım ah İstanbul |
İşçi Ayşe...
Mekik dokur kilimlere aşık atar erkeklere rastık çeker kipriklere kalbi sıcak işçi Ayşe hayal kurmuş yarınlara çeyiz düzer fabrikada teri akar üç kuruşa içi gülen işçi Ayşe Tarlalarda çapalara ahırlarda hayvanlara kirlendikçe çamaşıra ameledir işçi Ayşe Bir gelindir at üstünde ter döker hep çeyizine iğneli oya, kanaviçe bir duvaktır işçi Ayşe yetiştirir çocukları hem hoca, hem anaları düşünürken yarınları emek verir işçi Ayşe. |
İzle beni...
İSahilleri bir bir adımlayarak bu gece yarısı beni izle. Dalgalara bak benim berraklığımda izle gölgeleşen gemileri. Uzat ellerini alabildiğince ıraklara orada kendini göreceksin. İşte bak tam karşında kendi kendini izleyen birini hissedeceksin. Bu gece yarısı izle beni iyi bak gözlerime daha neler göreceksin. |
Kaç kere...
Kaç kere yemin ettim kaç kere and içtim Bu sokakların kaldırım taşlarıyla fal bakmayacağım diye. Kaç kere isyan ettim köşebaşlarında şarap şişeleriyle seranat yapmayacağım diye. Kaç kere yakamozlara küstüm ben boynu bükükken durdurmuyorlar dansı. Korkutamadım, ben küstüm onlar şımardı. Kaç kere *******e kinlendim lanetledim. Yıldızlara küfrettim takmadılar bile. Karanlıklara bıçak çektim ateş ettim vuramayacağımı bile bile. Kaç kere pişman oldum yanlışlığıma yaşadığıma. Kaç kereler bitmeyeceğine göre kimbilir kaç kere pişman olacağım bile bile... |
| Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 09:56 PM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.