![]() |
Plastik Zulüm
A/: Ağaçlar da büyüdüler ağalar, Plastik zulmüne inat... *** Burkuldu ufkumuzun kırk ayağı. Gözlerimiz belki ilk defa Salkım saçak akasyalara kondu usulca. Annemiz ak sütünü emzirdi Saksıdaki yaslı fesleğene. Sonra süt kardeşimiz oldu bahçemizdeki iğde. *** Ahlatlar mı? Yabani değillerki şimdi… Yüreğimiz bir şen Bir şen ki sormayın… Kıyın naylondan sevdalara Ama ağaçları yormayın... B/:.. Çocuklar da büyüdüler ağalar, Plastik zulmüne inat... *** Şükür kuruldu zamanımızın birleşik kabı… Yaladı yüzümüzü aydınlatan yeşil sır Kısır bir dönğü iken izanımızda teknik Ve fen, bir yeşil ısırganken Asitlerle yandı kenarı ağzımızın. Kirpiklerine kondu koyundaşımızın Bir billur tanesi gibi sevdamız. Avucumuz sırmaladı düğün gecesi Her hecesi şiirin yürek tapusu oldu. Önümüzde uçmaya durdu ve uzak bir kış günü Döşümüzü tatlı tatlı üşüten martı. Kızımız gözümüze düştü. Oğlumuzsa harman oldu o diyarlarda. *** Yüreğimiz bir şen Bir şen ki sormayın… Atın naylon Sindileri Ama çocuklara kıymayın. C/:.. Sevdalar da büyüdüler ağalar, Plastik zulmüne inat... *** Bir semender, sonunda doğruldu masalından… Yüreğimiz belki yaşamında ilk defa Sim kanatlı kelebek oldu ve uçtu buhurdan diyarına. Çırpındı hırs ile, Üstünü örten yüz binlerce yılları. Yıldızlar sağdıcım Hilal seymenim oldu. Doldu tenime güneş. *** Yüreğim bir şen Bir şen ki sormayın… Boğun beyninizdeki kini Sevdaları boğmayın D/:.. Ağaçlar da büyüdüler ağalar... Çocuklar da büyüdüler ağalar... Sevdalar da büyüdüler ağalar... Yürüdüler, Yapay yanıltılar üstüne Plastik zulmüne inat. *** Saati durdu tekniğin, Durdu köksüz sarmaşıklar. Aşıklar ilk gördüler Yüreğin kan ve sinirden olduğunu, Ve dağların omurgasızlığını... Denizlerin üzerinde oturan Sarışın çöllerin aldatıcılığını... *** İnsanlar da büyüdüler ağalar... ........Büyüdüler .................................Büyüdüler Ve gölgelerin üzerine yürüdüler… Ahmet Yozgat |
Necef'in Rahmindeydi Karani
1/: Somut bir masaldı istenen benden Doğurmamıştı henüz kaf dağı devi İlk evi örmemişti vadiye İbrahim-i harrani Karani henüz necef'in rahmindeydi Çöller misaliydi beynim uçsuz bucaksız Yalnızlığımı yatırıp ıpıssız yüreğime Kurak sahralar vahamı içti Hangi canibe seğirtti isem Vallahi vallahi hiçti. 2/: Annem bitli bir öksüzdü gürgenlerin dibinde Çiçekler soludu babam cıgarasından Savurup iç alemine baldırana buladı Ezildi masif mermerler, kurudu ülkem çınarı Kendimi efkara, eleme uzattım acımasızca Henüz serilmemişti yatağım yıldız aşırı Kara kuasarlar dünyamı içti Hangi canibe göz attı isem Vallahi vallahi hiçti. 3/: Yıldızlar söktüm ellerim kızılca kıyamet Uzak samanyollarından gölgeler yakaladım Temaşa eyleyip kurşuni kainatın özünü Akıttım ırmaklara kendi sancısını beynimin Damıtıp şarap yaptım billur volkan bacalarını Yalnızca otuz değil üç yüz otuz çeken haziranımı Bırakıp bitişik kuyularına ateş komşumun Uzun bacalar yalazım içti Hangi canibe el uzattı isem Vallahi vallahi hiçti. 4/: Boynumda kendi ilmiğim yağlı ve dingin Celladım yapay sandalyemi henüz çelmişti Gelmemişti henüz adem aday-ı Serendip'e Nuh nebi çivilememişti geminin serenini Kendimi resmedip dızmanların acılı karesine Yakalayıp bir fırsatını geri baktımdı Bir izim öteki izimi içti Hangi canibe yol etti isem Vallahi vallahi hiçti... Ahmet Yozgat |
eden Durgun Ay Bu Gece?
A/: Neden kıpırtısız sular? Kuyular neden suskun? Bu gece neden durgun ay? Vay... Vay! ... Oysa Seninle beştaş oynamak geçer içimden Beliğini ışıkla örmek Görmek geçer içimden Yüreğini dolduran doğurgan suyu Ve taş sektirmek yüzünde Geciktirmek geçer yüreğimden Ortak ördüğümüz çocukluğumuzu Yani. Oturtup seni Yeşile kesen bir oyun harmanına Çelik–çomak oynamak geçer içimden Saklambaç geçer. Ay gördüm geçer... B/: Dolanır çevresinde kuşlar Kıpırtısız, heyulâ aşkın Ve cevvâl gönlümün Ama. Neden şırıltısız sular? Çıkrıklar ve bocurgatlar niye gıcırdamaz? Bu gece neden durgun ay? Vay...vay! .. Oysa Seninle çıplak atlara binmek geçer içimden Doludizgin gönlüne sürmek Görmek geçer yüreğimden Ferhat’a direnen inatçı kayaları Ve kalbini dolduran doğurgan suyu Doldurup suskun. Ve kız belli kaselere Yıldız gülümsemeleri içmek aya inat Kat kat bohçalamak zamanı Yani. Bindirip seni Doru bir küheylanın sağrısına Dörtnala sevdalanmak geçer içimden Samanyol geçer Çizgileyin ipekyol geçer... C/: Güneşin ötesinde bir yerde Öksüz denizler ağlamada Dalgalar belden kırık Kuyular kör ve sağır Çıkrıklar ve bocurgatlar gıcırtısız Bu gece neden durgun ay? Vay...vay! .. Oysa Seninle dereleri meleştirmek geçer içimden Irmakları tokuşturmak gizli bir hazla Yelken dikip ufuklardan Basmak çoban yıldızına Bir sirenle kıskandırmak kısılan gözlerini Denizden kız istemek Silmek göz yaşını hüzünlü dalgaların Suları ıslatmak geçer Yani. Gerip seni Koç başlı bir kalyonun serenine Alabanda gönüle geçer Geçer, tam yol ileri Heyamol geçer... D/:. Derin kuburlar kazmada Dili lâl mezarcılar Karanlık çıngı çıngı doğurmada Güneşin ardında bir yedek canı Bizi boş bir arsaya çağırmada Ama. Neden ıssız kuyuların ciğeri Her yeri. Siyah bir şala belemede Neden bulutlar Bu gece neden durgun ay Vay...vay! .. Oysa Seninle koyun koyuna Boyuna yatmak geçer içimden Bir yıldız batağına düşmek Ve üşümek geçer içimden Dızmanlar fırınında Karnında tombul bir felek haylazının Hamile olmak geçer D/:d.. Yani. Oturtup seni Som hüzne kesen maverasına ölümün Dirimin dökümünü sıralamak geçer Binmek en irisine anıların Takvimleri delerek Dilerek boyut boyut zamanı Ağzımızda destansı bir sevda Ya da çocuksu bir oyun ile Göğü yediye katlamak geçer Tıklatıp gönlündeki kapını Usulca girmek geçer Oracıkta yaşamak için Burada ölmek geçer Ölmek geçer... Ahmet Yozgat |
O Bizdik Bilesin Zahide
1/. O bizdik miydik Zahide? .. Senle Mançurya’da tutunup hırs ile Başıbozuk tayların cehennemden esen yelesine. Yani ensesine yürek çizen çınarların. Evet evet... O bizdik... *** Ne kadar sabırlı suya, Ne kadar da sessizdik... O bizdik. Yani ikimizdik... 2/. O bizdik miydik Zahide? ... Yıldız ışığında oturup Yezdana yakın. Çeşme başlarında gölgelerle sarmaşarak. Sabrederdik inadına, Bir yudum dahi içmezdik. Gece yırtılırdı kenarından kara bir iplik gibi. Hüzün şal bürünürdü sultan kız edsınca. Elemli lülelere küserdik ama, Gözpınarlarından rüyalarımızın Süzülen bengisularından içerdik... Evet evet... O bizdik... *** Bağdaş kurar ay ışığının sarışın kilimine Sevdamızın katipleri yıldızları gözlerdik... O bizdik Zahide can. Yani ikimizdik... 3/. O bizdik miydik Zahide? ... Bir parça yıldız çalardık geceden şakayla, Sütyen aralığına saklardık düşlerimizin. Gözlerimizin kenarcığında, Martılar gezinir ve Marmaralar çalkalanırdı. Bir balıkçı ağ atardı sahur zamanı hayalimize. “Heyemola” dökülürdü Üsküdar’a, Yavukluya kitap yazan uşakların ağzından. Sanki o solgun ışık, Şık ve zengin pencerelerden, Yoksul bahtımıza düşeyazardı. Soğuk sular sımsıcak türküye durur, Biz yelelerimizi şiir ile tarardık... Evet evet... O bizdik... *** Denizleri içerdik de yudum yudum Yüzümüzü bile buruşturmazdık... O bizdik Zahide can. Yani ikimizdik... 4/. O bizdik miydik Zahide? ... Yani sen, ben ve çakalların ulurluğu... Vahalar yırtılırdı korkudan tan tabanca atanda. Sen koynuma usulca sokulurdun. Nefesin ne kadar da ılıktı. Ve ıtır ıtır kokardı. Kozmik çıngılar çıtır çıtır patlar Ve kayarlardı parlament ve efsunlu zeminde. Bize bakıp ağlayarak uyurdu ay. Gâhi köşeleri sivri, Diri ve keskin ve hırçın dalgalar... Öylece geçerlerdi önümüzsıra. Gâhi kahıra burgulanırdı zamanı dile dile, Bulanırdı bir sebile yuvarlak gözlerimiz. Ellerimiz tetikte bahtımızı kollardı Yollardı bir kuyruklu yıldızı daha şahitlerimiz... Evet evet... O bizdik... *** Dağlara karşı efelenirdik ovalarda durup, Yankımızı dinlerdik... O bizdik Zahide can. Yani ikimizdik Sesimizi kestiler kara donlu görevliler, Biz kesmedik... Ahmet Yozgat |
Oğul Ey!
1/: Ey oğul! ... Her alnına bastığım kırmızı benek Bileğimden doğurduğum hüznümdü. Ve o gün... Yorgun toynaklarıyla... Fırlatan seni En zarif yerinden... Delip gökleri Beni de terkisinde taşıyan manevi attı Var say kanattı yüreğim seni oğul ey! ... 2/: Oğul ey! ... Görünmez tekerlekler böldü sancımı Kendi elemini doğurdu anaç acım Küçük bir yıldızı kavrayan avcun ise Uzandı kahırgam annenin memelerine. Ve ak düşen umutlarına ömrün… Küheylanlar eşindi Samanyolu’nda Mor tepeli horozlar türküye durdu Ve o gün... Gecenin kısır karanlığı, Ak şafağı beyaz bir çarşaf gibi doğurdu Yani o gün... Bezmimi delen manevi attı Var say kanattı yüreğim seni ey oğul! 3/: Oğul ey! Süt doldu çölün çatlamış çukurları Yuvarlak tepeler ağladı birden Yaşamın bileğinden... Kavrayıp kanlı ölüm Düğün dernek kurdu mezarlıklara. Ve oğul... Nokta düştü... Son cümlenin sağına Asumanın kınalı parmakları. Ve o gün... Işkırlağına bürünen manevi(y) attı Var say ki kanattı yüreğim seni oğul ey! .. Ahmet Yozgat |
On Dokuz Sekiz Yedi…
1/: ..... Ve başladı şiir... Ormanlar gibi uğul uğul, Irmaklar gibi gümbürdeyerek. Nasıl sıkılırsa yumruk, Nasıl bir kurt ulursa upuzaklardan. Hani ayazlı akşam üstleri Bir şeşberin kalkana vuruşu gibi. Ve nasıl yuvarlanırsa Üstü yeşil yosunlu kara bir kaya. Yüce dağlar başından el sallayıp yıldızlara Aya zifaf teklif edip bir yürek gibi güm güm... Nasıl çekilirse kama kınından. Öf ülen öf... Bir atlı nasıl koşarsa doludizgin. Terkisi pusatlı, elleri cevval, yüreği dingin. *** Etti edeceğini şiir... Geldiği gibi gitti şiir... Ve bitti şiir.. Ahmet Yozgat |
Ondan Gayrı Yok Gibi
1/: Gündüze boya aktı kara donlu fırçadan Güneşler bıçaklandı kirlendi ak güvercin Cüceler kalktı şaha büzüldü küflü devler Sirkeler umman oldu yamalı şişelerde Sırtı kabuklu kibir büyüdükçe büyüdü Kaf dağını eritip yürüdü zirveieverest'e Çakmak geldi öfkemle bu şiiri ok gibi Dünyalar gölge dolu Ondan gayrı yok gibi. 2/: Ağzımdan çıkan çığlık saplanırken göğsüme Arşa yükselen kendim vurur granit dibe Yüz on başlı yalnızlık tüterken yonga yonga Paslı ömrün kandili bin bir günah gebe Tetik düştüm cephede nişanladım kendimi Kamusu eritsem de ispatlanamaz rüştüm Çakmak geldi öfkemle bu şiiri ok gibi Dünyalar gölge dolu Ondan gayrı yok gibi. 3/: Kesik başlı kalemler kan kaybeder habire Mütevazı kaftanlar yenik düştü kibire Devlet beklerken şansa yağlı cellatlar düştü Kokuşmuş bedenlere karıncalar üşüştü Yarıda söndü hamle boşluğa nokta düştü Yuvarlandı kesikbaş kayboldu kabirinde Çakmak geldi öfkemle bu şiiri ok gibi Dünyalar gölge dolu Ondan gayrı yok gibi Ahmet Yozgat |
Ölüm İle Bu Gece Gerdekteyim
1/: Gündüzü büzülüyor o ilk gecemin Al sayfalar dürülüyor zifafımda üstüme Isırgan rüyamı çalıyor bezirgan uykularım Ruhum hıçkırıyor Kendi cenazesine ağlıyor dudaklarım. 2/: Küf yağıyor hüznümün Boğaziçi'ne Ekseriyet bölünüyor acılı ayrıntılara Yıldızlar doğuruyor aynası yekpare ızdırabın Kandan ter ağlıyor nisan dipli saçlarım Ellerim hıçkırıyor Kendi ölüsüne ağlıyor avuçlarım. 3/: Ayrılık gülüyor diğer küreden yarım ağzıyla Yılları sallıyor ardımdan kudurgan ömür Fışkırıyor hışımla yitirdiğim günlerim Kollarım hıçkırıyor Kendi eceline ağlıyor bileklerim. 4/: Dünümü kaplıyor zemheride titrek endişe Gölgeler acıkmış ikindide yutuyor canı Bel bağlar tuzaklara kurtuluşu beklerim Beynim hıçkırıyor Kendi kefenine sarınıyor göz bebeklerim Ahmet Yozgat |
Ölüm Ustasının Günlüğü
1/a... Aleykümselam orta yeri tutkumun. Kara Alim... Merdi Kıptim... Celladım... Yağmur değil sebebi sükunetin bu akşam. Çaldığın kanlı rebab ortaçağı susturdu. Senin de adın düştü beklenmedik zamanda Sakin bir ceylanın vicdanına usulca. Güneşten bir tel koptu Kirpiğin dolandı darağacında Bir sivas kilmine Yatırdı seni ustan boylu boyunca… *** O usta ki... Şakakları ter ve kan. Gönülcüğü canandır. Rebab çalıp vicdanında Ortaçağı susturandır. 1/b... Aleykümselam orta yeri tutkumun. Kara Alim... Merdi Kıptim... Celladım... Bıldırcınlar gülümsedi bu akşam. Turaçlar şaşkın… *******in ayakucu üşüdü. Azgınlaştı sükunetin edilgen yüzü. Bir avuç kordu cesaretin kanadı. Ciğeri ağladı nazlı sevdanın. Unutuldu Bostancı tarihinin öteki adı. Aritmetik bile kör oldu o an Yedikule’de. Bir Bozok bozlağına boylu boyunca Yatırdı seni usulca ustan… *** O usta ki... Lacivert gözleri gökleyin, Avuçları kocamandır, Azrail’le hasbihal edip son anda, Bozlakları susturandır... |
Ömrün Şu Yanı Lacivert
1/: Şu yanı lacivert ömrün Bu yanı kestane patlatıyor keyfinden. *** Zifire bulanıyor ışık Ve çamurlara garkoluyor çizmeler... Yukarı fermuarlanıyor kuvvet. Bir sığırcık boğazlanıyor Troid bezinin şimâlinde canhıraş. Kulağımda arsız bir çığlık Yankısı derviş tepelerinde halay ekiyor. Yani. Kıstırılmış hayat sırpsındılarda... *** Tamam şair, yani sizlere ömür... Perişan benim hâlim! Geçmişe dolanıyor be, Dolanıyor hayâlim. 2/: Tüm samimiyetiyle ve ivedi... Şakağım kapı dövüyor umudun avucunda Kana bulanıyor be. Bulanıyor aydınlık Meğerse o değilmiş geçen ıssız sınırdan Halbuki hudut ertesinde bizler o sanmıştık Şu yanı morlanıyor ömrün Bu yanı salkım saçak... Bir kaçak vuruluyor ekmeğinin ardında Yanî. Kıstırılmış hayat sırpsındılarda... *** Tamam şair, yani sizlere ömür... Şaklattı damağını obur silahlar. Çamura bulanıyor be, Kan ve çamura bulanıyor sokaklar... 3/: Sarma sapan mülteci dağlar geçiyor, Geçiyor namlusuna tükürerek beynimin. Balgama bulanıyor Keçelo diyarında masallar Bulanıyor zulme arı duru Kaf dağı. Bir fırt çekiyor ateş gözlü civanmert Uzunca soluyor Halep cigarasını. Semaverler halaya durmuş İnce belli kadehlerse ağlamada. Şu yanı çarşamba ömrün Bu yanı daha temmuz... Bir kaçak mayına basıyor her nakaratta. Yani kıstırılmış hayat sırpsındılarda *** Tamam şair, yani sizlere ömür... Hem susuz ve uykusuz... Çiçeğe bulanıyor be, Bulanıyor kar ve buz... |
| Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 04:54 AM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.