![]() |
Ölü Aşklar Şerefine
Ateş böceklerimi bıraktım karanlığına Düşen her kıvılcımı toplayıp Tek tek ektim dolunayın bahçesine Siyah bir lale açtı Krizantemler içinde Kör kuyularda kalmış Münir Murettin Bestesi Uğruna kanlar dökülmüş Istanbul Feryat figan Kız Kulesi Masumluğu kadar Delikanlı albenisi Gözlerini kapatıp dinlemiş Orhan Veli Ben gözü açık bile duyamadım ki Ne martı çığlıklarını, ne kırık sazın çıtırtısını Kucağındayım İstanbul Bir yanım can bir yanım deniz Şöyle bir esi ver de Çamlıca’dan Tıkansın yüreğimdeki dehliz Bak yedi göğsüne yasladım sırtımı Ayaklarım sularında Yosun sarmış gönül teknem Vurmuş Rumeli’nin surlarına Aramızda kalsın boğaziçi Herkes uyurken bir sabah Ben çaldım mavi vazodan Bir dal umut çiçeğini Kara delik dedikleri Benim cebimde Bağrındayım İstanbul Gölgende uzanamadığım günler hatırına Şöyle mezar taşıma yaslanıp Bir de türkü dolayayım dilime Sen güneşi kürek kürek gömerken üzerime Son kez ama son kez sarhoş olayım Bir elimde kadeh…. Kadehim İstanbul Hadi içelim Orhan Veli Yudum yudum şiirleri Şerefine İstanbul……Ölü aşklar, şerefine ! ! (Temmuz Ayı- Ölü Aşklar Derneği-Şiir Dinletili Tekne Gezisi için yazılmıştı |
Ölüm gelmeden önce
Çocukluğumu düşündürdü şu Eylül. Siyah beyaz fotoğraflardan kalan solmuş bir tabaka var İstanbul üzerinde. Marmara gri. Tüm kasvetini çiziyor sonbaharın sessizliğiyle Piyer Loti. Haliç üzerinde martıları görüyorum oturduğum yerden. Dingin suların üzerinde yazın yorgunluğunu atıyorlar. Hüzün tarlamın papatyaları onlar. Yapamadığımı yapıyorlar aslında. Çığlık çığlığa kanat açarken, süzülürken gözlerde bir vapurun arkasına takılıp gidiyorlar. Peki nedendir Eylül'ün hüznü? Neden sarıdır hazan? Yalnızlık neden soğuktur, ölüm neden ürpertir insanı? Her nedense, güz mevsiminde başlar göçler. Mevsimsizmidir yoksa yaşam? Renkli hayatlar dediğimiz aslında siyah ya da beyaz değil midir? Hangi sevda kırmızıdır, hangi düş mavidir, hangi sabahlar beyazdır. Ya bakışların hangisi tozpembedir? Ve sonra... bir keder, tasa deriz ki, hayatım karardı. Neler karartır hayatınızı? 24 saatinizi gözünüzün önüne getirin neyin izi kalıyor yüreğinizde? Gülüşlerin çoğu zorla, hatta 'lütfen gül! ' der gibi dökülmüyor mu yüzümüze? Ağlayışlarımız daha içten, gürültümüz değil suskunluğumuz daha katıksız. Neşemiz değil ama acımız daha duru. Bu yapaylık nerden geliyor? Zamana teslim edilen değerlerimiz günden güne değişmekte. Farkında olmadığımız neleri kaybettik ellerimizden, gözlerimizden, anılarımızdan...yarınlara varmadan tükettiklerimizi düşünelim. Geleceğe manevi olarak neleri teslim edebiliyoruz? Eskiden sevdalar anlatılırdı, mahalle arasında yaşanan en masumane komşu aşkları. Sokaklarda yankılanırdı çocukluğun kavgaları. Ağlama sesi duyulurdu bisikletiyle giderken düşen küçük kızın. Misketlerini kaybetti diye suratını asardı veletler. İstop oynarken isimleri bağırırdık akşamüstleri... Şimdi hangimizin sokağında kovalamaç oynarken size çarpıp kaçan çocuklar var? Hanginizin apartmanının önünde küçük bir kilim yayılı.. Küçük oyuncaklarla evcilik oynayanlar takılıyormu gözünüze? Küçük bahçeli evler bile kalmadı eski mahallemde. Hanımeli kokuları yayılmıyor artık Madam teyzenin bahçesinden. Çocuklar çiçeklerini kırar diye bahçeye kaçan topları keserdi bir zamanlar. Gözü gibi koruduğu bahçesi ve o üç katlı kara tahtalı evinin yerinde, altı katlı bina yapılmış. Hep yıkılmalımı şehir? Modernleşmek adına katledilen anılar içinizi burktuğunda su içip rahatlamak kadar basitmidir hayat? Tepeden bakıyorum İstanbul'a. Gözümün alabildiği her yerde sivrilen minareler var. Peki neden Sultanahmet, MihrimahSultan, Fatih, Süleymaniye, Yeni cami gibi ihtişamı yok avluların, kubbelerin? Her yer cami ama ruh yok sanki harcında. Herşeyi yokediyoruz, eriyoruz aynı zamanda. Peki ya bir gün, bir gerçekle karşılaşsanız... Hani ola ki bir şekilde öleceğinizi öğrendiniz kısa bir zaman sonra. Neler yaparsınız? Bu akşam yastığa başınızı koyduğunuzda bunları bir listeleyin bakalım? Ve sabah sorun kendinize.. Bunları yapmak için illa ölümlemi karşılaşmak gerekli? Yaşamın tadını almak için ölmeyi beklememeli. Arzu Altınçiçek |
Selvi boyuna uzattım gönül yapraklarımı
Bahar kokunu saçtın üzerine Yeşil nehirler geçtikçe gözlerinden Kurudu Mart Güneş bakışına serdim üşüyen yarımı Ateşi düşürdün tenime Volkan gibi uyandıkça senslizliğim Boğuldu Gece Bebek yüzüne takıldı bakışlarım Şiirler dizildi, şarkılar söylendi Çığlık çığlığa özlemlerin daraltısında Sustu sevda Durdu zaman Çekip gitme vaktindeyim Yarım kalan filimler Söylenmemiş şarkılar Ardın sıra bırakmak olduğum ne varsa Tamamlanmamış renkler şafak vakti Küçük penceremin önünde Yakın da, uzak ta olsa Gölge oyunu sanki hayat Sen seyret gözbebeğim Canını acıtmasın Dokunmasın sana vazgeçilmezliğimin öfkesi Hırçınlığı vurmasın suratına imkansızlıklarımın Sakın inanma Gidiyorum deyişlerim Daha da sarıl bana diyemeyişim Bulutlar doluyor gözlerime sensiz uyandığım sabahlarda Güneş gülüşün gibi, Mart gülüşün var ya Parlak ama soğuk Bir yanımı öldürüyorum inan baharım Şimdi ölüm vakti Arzu Altınçiçek |
Eşkiya yüreklim
Yabancı caddelerde, Tanıdık yalnızlıklarlasın. Hatta, bildik küfürler dilinde. Ve soğuk uyku sonrası, Ayaz kesiği ellerinde. ...ellerin soğuk ...bedenin soğuk Sen kadar tek başına rüzgar. Ezilir ayağında mevsim, Ezilir caddeler Ve izler sonrası Adımların kesiği, yol boyu. ...caddelerde iz ...beyazında giz Çam ormanında parçalanan güneş gibi Düşer bakışlarına, Ben kadar lime lime tükenmişliğin Ve üşüyen yanında, Aç kurt gibi üşüşür yokluğum. ...yokluğum mevsimsiz aslında yokluğun nedensiz. İstanbul ne kadar yakınımdaysa Sen o kadar dokunulmazımsın Ve ne kadar yakınımdaysan Bir o kadar ulaşılmazım Durgunluğum nedensiz. Soğuk sabahına bıraktım Boş yastığındaki yangını. Gri kabusların külleri Tenimdeki donuk zerreler Ve hayali buselerin Kesik kesik dudağımda Sense yabancı caddelerde Dilinde söylenmemiş türküler. Bir yumruk sıkımı öfkenle Sektirirsin rüzgarı üzerinden Cebinde son sigaranım belki Bestesini bekleyen güfteyim Tamamlanmayan hece dudağında Senin tutsaklığında Daha da vurulurum zincire Ben var ya ben Ruletteki son mermiyim aslında Hadi çek Dağılsın a ş k E ş k i y a yüreğine. Arzu Altınçiçek |
Ölüme Yolculuk
Eller açıyorum sonsuz maviliğe Başka mavilik sunuyor kendini ayaklarıma İki mavinin arasında kalıyor ten Buğdayına yansıyor bildiğim tüm maviler Çocuksu masumiyetiyle Pembe gülün albenisi düşüyor yanaklara Eylül sarısını bırakmış yapraklara Gelinciğin kırmızısını sürüyorum dudaklara Ateşin koru damlıyor geceye Kucaklıyor kızıl karanlığı Tüm renkler sönüyor bir anda Beyaz tünel görünüyor dumanlar arasından Gökkuşağı köprüm oluyor sonsuzluğa Yeşilini seriyorum biten ömrün tahta çatısına Yeşili gömüyor bedeni sonsuzun karartısına Üstüne seriyor tekrar huzuru |
Ölümle Dans
Ölümü görüyorum Koşturmacalara dur demek için dikilmiş yolun başına Yüzünde buruk bir tebessüm Çekilen acılara ‘dur’ demenin endamıyla Asil bir duruş Koca bir ömürü doldurmuş sırtında ki çantaya Biletin ucu gözüküyor cepsiz kıyafetinde Küçük küçük ışıklar toplanmış Yıldız dolu bir bulut Ölümü duyuyorum Onlarca kişinin haykırışlarında Çığlık çığlık suskunluğuyla Mırıl mırıl söylüyor şarkısını ‘bitiyor hayat,başlıyor ölüm bitiyor sevda, başlıyor ayrılık ağlıyor şiirler, gülüyor ölüm çiçeği’m Ölüme açıyorum kollarımı Göğsümün düğmelerini çözüyorum Saçlarımı seriyorum toprağına Karanlığına kefenden tülümü geriyorum Ve soğukluğuna sürüyorum yüzümü Ben ölümü, Toprak bedenimi kucaklıyor Ruhumsa başıboş sahillerde Son kez raksediyor dalgalarla. 12/4 Arzu Altınçiçek |
Ölümü biriktirmek
İşte yine başladı Vahşi balıklar açlığında, Yıldızlar günü ısırmaya. Gün kanayacak Uykular, yastığın baş ucunda Mavi düşler Rengini atmış. Puhu kuşu çökmüş şehrin üstüne Deniz kendini saklarcasına bürünmüş derin sessizliğe Dalgalar birşeyleri gizlemek istercesine Çığlık çığlığa Nankör kıyılarda küçük bir çakıl taşı Ağlamakta ince kumlara Denize düşen yıldızların dudağında yakılan ağıt Şair, martıların denize susuzluğunda Kustukça şiirini Köpürüyor kuduz mürekkep Hüzne mayalanıyor mavi. Kadehte, kırmızı damlalar Yalnız kabusların teri. Bir yanda küf kokusu sinmiş Üzüm gözleri, mahsene kilitli Bir yanı can diyor Bir yanı can veriyor sevdaların Yar saçları yerine, kefene dolanmış aşk Mayıs böcekleri dolaşıyor Kuru yaprak aralarında Yapraklar.. Günü öldüren, duvarda ki kağıt gövdeden Düşüyor yere Siz zamanı tüketiyorsunuz takvimlerde Ben ölümü biriktiriyorum bir köşede Küçük bir çakıl taşı ağlıyor benim için Yıldızlar bir bir gömülüyor sulara Karardıkça şehir Aydınlanıyor derin sular Yıldızlar ısırmaya başladığında güneşi Şehir susuyor, Şiir savuruyor, ölümün küllerini Arzu Altınçiçek |
Önce anlatayım, sonra sen karar ver
Sen daha dokunmadan çekecekler seni kızacaksın hava alamayacaksın belki bir anda yutacak seni sızacaksın kan ter içinde karanlığa götürecekler seni kalabalıklardan mavilerden, beton yığınlarının gölgesinden sesler değecek kulağına bir dolu bakış düşecek yüzüne irili ufaklı sırıtacaklar, korkacaksın -seni anlayan kimse yok- bir kadının göğsüne yapışacak ellerin korkularında bir adam saracak seni ilk kez savunmasız uyuyacaksın gözlerin kapalı güleceksin sıçrayacaksın bakışların dilsiz duyduklarına ses olacaksın ellerini kullanacaksın ayaklarını çekmek için kalkmak için ayaklarını her şeyi tadında tanımak isteyeceksin elinden alacaklar, bakacaksın -seni anlayan kimse yok- onlar gibi olacaksın yürüyeceksin, güleceksin yarım yamalak sözlerde güldüreceksin alaza çalacak bedenin, yanacaksın acı tatlı renkler yutturacaklar, şaşacaksın adımların düşecek sokaklara bahçede bir çemberde mendil bulup ilk kavganı top peşinde yapacaksın mızıkçılığı öğretecek oyunların oyuncaklarınsa vurmayı, kırmayı -seni anlayan kimse yok- bir sürü kitaplar yığacaklar önüne ye iç çalış diye, bunalacaksın. maviye koşmak isteyeceksin dört duvar olacak kilidin geleceğin…geleceğin diyecekler dünden yarınını örseleyecekler sen arkadaş isteyeceksin seçmen için öğretmen getirecekler çocuk parkları düşleyeceksin ayakların uçurtma ipine bağlı -seni anlayan kimse yok- çalışacaksın…çalışacaksın…çalışacaksın sınav sınav üstüne sen doktor olmak isteyeceksin rakamlar sana küsecek işletmeci olacak hayat, sen işsiz birini seveceksin, elde yok avuçta yok ana bunamış, baba merhum bir sigarada yakacaksın hayalleri anason saracak geceni bir parkta sızacaksın -seni anlayan kimse yok- sabah ezanıyla bir kadın ağlayacak koşacaksın, devrik delikanlılıklar içinde yırtık elbisesi ve yapış yapış utanç yanacaksın, sarmak isteyeceksin korkacak! düşecek omuzların yaşlı bir çöpçü süpürecek şehri ellerine bakacasın / ellerine bakacaksın utanacaksın…cebinde birkaç kuruş eve varacaksın…dolapta zeytin peynir ana evlat bölüşeceksiniz fakirliği -seni anlayan kimse yok- rengi yitik bir televizyon başında dünyayı alacaksın evine dünya ki; kan gölünde yüzer bebeler açlığın rengi kara, gücün rengi yeşil o da doğruda yok bombalar düşecek taze canlara ana ocağında ağıt, baba ocağında yangın… bayraklar dalgalanmalı oysa, niye taşınsın dört kolla Yan komşu bağıracak –hırsız varrr! Ya hayatı çalan kim? -seni anlayan kimse yok- anan ölecek, eşin dostun yitecek arkadaşların her bir bir yerde binbir hayat… sevdiğini alsan ne çıkar yurdun bölüm bölüm, şehrinde her dil, din, ırk. kendin kendine yabancı sabahlarda aynalar ne göstereceğine şaşkın büyümek… çalışmak için yaşamaktır biz küssek de hayata, hayat bizden memnun iş üstüne iş bakacaksın -seni anlayan kimse yok- yaldızlar yalnızlığını yıldızlar danteye de varmadı ömrün böl topla çarp çıkar – gün yirmibeş olmaz salamura edilmez kışa yaz ya sarhoş tekerde ya kumu çalıntı göçükte ya maganda kurşunda apansız gelir ölüm, yaşayamadığını o bile anlamaz… herkes kendi kaderine mahkum söyle! doğmak istiyor musun 24.6.07 Arzu Altınçiçek |
Ey aşk
Kum kum serildikçe gece zamana Bakir serinliğiyle şahlanır dolunay Dört nala yıldızlar kayar Gün batar Bir rüzgar düşer –karanlık- Karanlık çöker, düşer –yalnızlık- Küçük bir su birikintisinde -tepe taklak gelir gök- Şehir ıslanır Tek tek yapraklar düşer Sarı ve kuru Caddeler kalabalık Düşen adımlarda ezilip Hışırdar mevsim ‘güz boyu’ Kör bıçak yarar göğsümü Yaram –kırmızı- Dudağımda gül Elimde şarap Dilimde öfke Adın –kırmızı- Eflatun sevişlerin düşerken Ey Aşk! Utancına ise renk kalmamış! Arzu Altınçiçek |
Ey İstanbul
Istanbul ilk defa farkli geldi gözüme Oysaki senelerdir bildigim şehir Hergün havasini aldigim Taksim Kalabalik..milyonlarca yüz. Bir yanda seyyar saticilarin bagirtilari Bir yanda çiçekçiler rengarenk Otobüsler, taksiler Teybi son ses çalarak volta atan genç nesiller Bir köşesinde Istanbul tadinda giyinmiş yaşlilar Istiklal caddesi rengarenk kiyafetler, Üstten düşen kotlar,tek omuz açik bluzlar Yari et pazari olmuş, modanin vitrini sokaklar. Her köşesinde birilerini bekleyen kişiler. Ya da binbir telaş içinde koşan adimlar. Hep ayni temizlenmeyen gürültü kirliligi Konuşmalardan, klaksonlardan,adimlardan oluşan ugultular. Hep ayni Istanbul işte. Binlerce adimlarin attigi yerde Bir duruş var Sessiz bir haykiriş var gölgede biliyorum Sade... Sadelige hasret bir kaç çehre. Yer Taksim Parkindaki meşhur çaybahçe Balkon kisminda bir agaç gölgesinde Anilarda dolaşir yüregim..herşey bahane Oysaki gerçekler var karşimda Tipki Istanbul gibi. Surlar içinde Istanbul Ben Istanbul içinde tutsak Şehir üzerinde bulutlar Ben Istanbul gölgesinde. Bir sogukluk kaplar tenleri Tenler ortada Bir sokak çocugunun gözlerinde direnişi Istanbul çökmek üzere şimdi. Anilar kaybolur sokaklarinda Sokaklar kalleş adimlar altinda Kimin eli kimin cebinde belli degil Herkes kendi dünyasinda bir kral Her kralin etrafinda soytarilar. Istanbul, çatirdayan dört duvar. Özlem duyar eski haline anilar Yaşli gözler, kirişan eller Yillar öncesini anlatirken diller Yaşanir gene tüm güzelligin Bir lale devri vardir resimlerde Kagithane güllük gülistanlik Bir Moda plaji civil civil Piyer Loti’de macun şekerleri Pamuk helvalar, köpük dondurmalar Istanbul.. ve… Arnavut kaldırımlar Oysa şimdi bak haline Herbir köşende batan hayatlar İstanbul, kahpe şehir Dön artık eski güzelliğine Dön …geçmişteki sade günlerine Bak seni bekliyor yarinlar Sade yaşamin arzusunda olanlar. EY ISTANBUL…. Şahlanda canlansin resimlerdeki anilar Arzu Altınçiçek |
| Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 10:24 AM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.