www.cakal.net Forumları YabadabaDuuuee

www.cakal.net Forumları YabadabaDuuuee (https://www.cakal.net/index.php)
-   Eskiler (Arşiv) (https://www.cakal.net/forumdisplay.php?f=188)
-   -   Arzu Altınçiçek (https://www.cakal.net/showthread.php?t=132798)

GooD aNd EvıL 08-02-2008 09:16 AM

Ölü Aşklar Şerefine
Ateş böceklerimi bıraktım karanlığına
Düşen her kıvılcımı toplayıp
Tek tek ektim dolunayın bahçesine
Siyah bir lale açtı
Krizantemler içinde

Kör kuyularda kalmış
Münir Murettin Bestesi
Uğruna kanlar dökülmüş Istanbul
Feryat figan Kız Kulesi
Masumluğu kadar
Delikanlı albenisi

Gözlerini kapatıp dinlemiş Orhan Veli
Ben gözü açık bile duyamadım ki
Ne martı çığlıklarını, ne kırık sazın çıtırtısını

Kucağındayım İstanbul
Bir yanım can bir yanım deniz
Şöyle bir esi ver de Çamlıca’dan
Tıkansın yüreğimdeki dehliz

Bak yedi göğsüne yasladım sırtımı
Ayaklarım sularında
Yosun sarmış gönül teknem
Vurmuş Rumeli’nin surlarına

Aramızda kalsın boğaziçi
Herkes uyurken bir sabah
Ben çaldım mavi vazodan
Bir dal umut çiçeğini
Kara delik dedikleri
Benim cebimde

Bağrındayım İstanbul
Gölgende uzanamadığım günler hatırına
Şöyle mezar taşıma yaslanıp

Bir de türkü dolayayım dilime
Sen güneşi kürek kürek gömerken üzerime
Son kez ama son kez sarhoş olayım
Bir elimde kadeh…. Kadehim İstanbul
Hadi içelim Orhan Veli
Yudum yudum şiirleri
Şerefine İstanbul……Ölü aşklar, şerefine ! !

(Temmuz Ayı- Ölü Aşklar Derneği-Şiir Dinletili Tekne Gezisi için yazılmıştı

GooD aNd EvıL 08-02-2008 09:16 AM

Ölüm gelmeden önce
Çocukluğumu düşündürdü şu Eylül. Siyah beyaz fotoğraflardan kalan solmuş bir tabaka var İstanbul üzerinde. Marmara gri. Tüm kasvetini çiziyor sonbaharın sessizliğiyle Piyer Loti. Haliç üzerinde martıları görüyorum oturduğum yerden. Dingin suların üzerinde yazın yorgunluğunu atıyorlar. Hüzün tarlamın papatyaları onlar. Yapamadığımı yapıyorlar aslında. Çığlık çığlığa kanat açarken, süzülürken gözlerde bir vapurun arkasına takılıp gidiyorlar.

Peki nedendir Eylül'ün hüznü? Neden sarıdır hazan? Yalnızlık neden soğuktur, ölüm neden ürpertir insanı? Her nedense, güz mevsiminde başlar göçler. Mevsimsizmidir yoksa yaşam? Renkli hayatlar dediğimiz aslında siyah ya da beyaz değil midir? Hangi sevda kırmızıdır, hangi düş mavidir, hangi sabahlar beyazdır. Ya bakışların hangisi tozpembedir? Ve sonra... bir keder, tasa deriz ki, hayatım karardı. Neler karartır hayatınızı? 24 saatinizi gözünüzün önüne getirin neyin izi kalıyor yüreğinizde?
Gülüşlerin çoğu zorla, hatta 'lütfen gül! ' der gibi dökülmüyor mu yüzümüze? Ağlayışlarımız daha içten, gürültümüz değil suskunluğumuz daha katıksız. Neşemiz değil ama acımız daha duru.

Bu yapaylık nerden geliyor? Zamana teslim edilen değerlerimiz günden güne değişmekte. Farkında olmadığımız neleri kaybettik ellerimizden, gözlerimizden, anılarımızdan...yarınlara varmadan tükettiklerimizi düşünelim. Geleceğe manevi olarak neleri teslim edebiliyoruz? Eskiden sevdalar anlatılırdı, mahalle arasında yaşanan en masumane komşu aşkları. Sokaklarda yankılanırdı çocukluğun kavgaları. Ağlama sesi duyulurdu bisikletiyle giderken düşen küçük kızın. Misketlerini kaybetti diye suratını asardı veletler. İstop oynarken isimleri bağırırdık akşamüstleri... Şimdi hangimizin sokağında kovalamaç oynarken size çarpıp kaçan çocuklar var? Hanginizin apartmanının önünde küçük bir kilim yayılı.. Küçük oyuncaklarla evcilik oynayanlar takılıyormu gözünüze?

Küçük bahçeli evler bile kalmadı eski mahallemde. Hanımeli kokuları yayılmıyor artık Madam teyzenin bahçesinden. Çocuklar çiçeklerini kırar diye bahçeye kaçan topları keserdi bir zamanlar. Gözü gibi koruduğu bahçesi ve o üç katlı kara tahtalı evinin yerinde, altı katlı bina yapılmış. Hep yıkılmalımı şehir? Modernleşmek adına katledilen anılar içinizi burktuğunda su içip rahatlamak kadar basitmidir hayat?

Tepeden bakıyorum İstanbul'a. Gözümün alabildiği her yerde sivrilen minareler var. Peki neden Sultanahmet, MihrimahSultan, Fatih, Süleymaniye, Yeni cami gibi ihtişamı yok avluların, kubbelerin? Her yer cami ama ruh yok sanki harcında.

Herşeyi yokediyoruz, eriyoruz aynı zamanda. Peki ya bir gün, bir gerçekle karşılaşsanız... Hani ola ki bir şekilde öleceğinizi öğrendiniz kısa bir zaman sonra.
Neler yaparsınız? Bu akşam yastığa başınızı koyduğunuzda bunları bir listeleyin bakalım? Ve sabah sorun kendinize.. Bunları yapmak için illa ölümlemi karşılaşmak gerekli? Yaşamın tadını almak için ölmeyi beklememeli.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL 08-02-2008 09:16 AM

Selvi boyuna uzattım gönül yapraklarımı
Bahar kokunu saçtın üzerine
Yeşil nehirler geçtikçe gözlerinden
Kurudu Mart

Güneş bakışına serdim üşüyen yarımı
Ateşi düşürdün tenime
Volkan gibi uyandıkça senslizliğim
Boğuldu Gece

Bebek yüzüne takıldı bakışlarım
Şiirler dizildi, şarkılar söylendi
Çığlık çığlığa özlemlerin daraltısında
Sustu sevda

Durdu zaman

Çekip gitme vaktindeyim
Yarım kalan filimler
Söylenmemiş şarkılar

Ardın sıra bırakmak olduğum ne varsa

Tamamlanmamış renkler şafak vakti
Küçük penceremin önünde
Yakın da, uzak ta olsa


Gölge oyunu sanki hayat

Sen seyret gözbebeğim


Canını acıtmasın
Dokunmasın sana vazgeçilmezliğimin öfkesi
Hırçınlığı vurmasın suratına imkansızlıklarımın

Sakın inanma
Gidiyorum deyişlerim
Daha da sarıl bana diyemeyişim

Bulutlar doluyor gözlerime sensiz uyandığım sabahlarda
Güneş gülüşün gibi, Mart gülüşün var ya
Parlak ama soğuk
Bir yanımı öldürüyorum inan baharım
Şimdi ölüm vakti


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL 08-02-2008 09:16 AM

Eşkiya yüreklim

Yabancı caddelerde,
Tanıdık yalnızlıklarlasın.
Hatta, bildik küfürler dilinde.
Ve soğuk uyku sonrası,
Ayaz kesiği ellerinde.
...ellerin soğuk
...bedenin soğuk

Sen kadar tek başına rüzgar.
Ezilir ayağında mevsim,
Ezilir caddeler
Ve izler sonrası
Adımların kesiği, yol boyu.
...caddelerde iz
...beyazında giz

Çam ormanında parçalanan güneş gibi
Düşer bakışlarına,
Ben kadar lime lime tükenmişliğin
Ve üşüyen yanında,
Aç kurt gibi üşüşür yokluğum.
...yokluğum mevsimsiz aslında
yokluğun nedensiz.

İstanbul ne kadar yakınımdaysa
Sen o kadar dokunulmazımsın
Ve ne kadar yakınımdaysan
Bir o kadar ulaşılmazım
Durgunluğum nedensiz.

Soğuk sabahına bıraktım
Boş yastığındaki yangını.
Gri kabusların külleri
Tenimdeki donuk zerreler
Ve hayali buselerin
Kesik kesik dudağımda

Sense yabancı caddelerde
Dilinde söylenmemiş türküler.
Bir yumruk sıkımı öfkenle
Sektirirsin rüzgarı üzerinden

Cebinde son sigaranım belki
Bestesini bekleyen güfteyim
Tamamlanmayan hece dudağında
Senin tutsaklığında
Daha da vurulurum zincire

Ben var ya ben
Ruletteki son mermiyim aslında

Hadi çek
Dağılsın a ş k
E ş k i y a yüreğine.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL 08-02-2008 09:17 AM

Ölüme Yolculuk
Eller açıyorum sonsuz maviliğe
Başka mavilik sunuyor kendini ayaklarıma
İki mavinin arasında kalıyor ten
Buğdayına yansıyor bildiğim tüm maviler
Çocuksu masumiyetiyle
Pembe gülün albenisi düşüyor yanaklara
Eylül sarısını bırakmış yapraklara
Gelinciğin kırmızısını sürüyorum dudaklara
Ateşin koru damlıyor geceye
Kucaklıyor kızıl karanlığı
Tüm renkler sönüyor bir anda
Beyaz tünel görünüyor dumanlar arasından
Gökkuşağı köprüm oluyor sonsuzluğa
Yeşilini seriyorum biten ömrün tahta çatısına
Yeşili gömüyor bedeni sonsuzun karartısına
Üstüne seriyor tekrar huzuru

GooD aNd EvıL 08-02-2008 09:17 AM

Ölümle Dans
Ölümü görüyorum
Koşturmacalara dur demek için dikilmiş yolun başına
Yüzünde buruk bir tebessüm
Çekilen acılara ‘dur’ demenin endamıyla
Asil bir duruş

Koca bir ömürü doldurmuş sırtında ki çantaya
Biletin ucu gözüküyor cepsiz kıyafetinde
Küçük küçük ışıklar toplanmış
Yıldız dolu bir bulut

Ölümü duyuyorum
Onlarca kişinin haykırışlarında
Çığlık çığlık suskunluğuyla
Mırıl mırıl söylüyor şarkısını
‘bitiyor hayat,başlıyor ölüm
bitiyor sevda, başlıyor ayrılık
ağlıyor şiirler, gülüyor ölüm çiçeği’m


Ölüme açıyorum kollarımı
Göğsümün düğmelerini çözüyorum
Saçlarımı seriyorum toprağına
Karanlığına kefenden tülümü geriyorum
Ve soğukluğuna sürüyorum yüzümü

Ben ölümü,
Toprak bedenimi kucaklıyor
Ruhumsa başıboş sahillerde
Son kez raksediyor dalgalarla.
12/4


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL 08-02-2008 09:17 AM

Ölümü biriktirmek
İşte yine başladı
Vahşi balıklar açlığında,
Yıldızlar günü ısırmaya.

Gün kanayacak
Uykular, yastığın baş ucunda
Mavi düşler
Rengini atmış.

Puhu kuşu çökmüş şehrin üstüne
Deniz kendini saklarcasına
bürünmüş derin sessizliğe
Dalgalar birşeyleri gizlemek istercesine
Çığlık çığlığa

Nankör kıyılarda küçük bir çakıl taşı
Ağlamakta ince kumlara
Denize düşen yıldızların dudağında yakılan ağıt

Şair, martıların denize susuzluğunda
Kustukça şiirini
Köpürüyor kuduz mürekkep
Hüzne mayalanıyor mavi.

Kadehte, kırmızı damlalar
Yalnız kabusların teri.
Bir yanda küf kokusu sinmiş
Üzüm gözleri, mahsene kilitli

Bir yanı can diyor
Bir yanı can veriyor sevdaların
Yar saçları yerine, kefene dolanmış aşk

Mayıs böcekleri dolaşıyor
Kuru yaprak aralarında
Yapraklar..
Günü öldüren, duvarda ki kağıt gövdeden
Düşüyor yere

Siz zamanı tüketiyorsunuz takvimlerde
Ben ölümü biriktiriyorum bir köşede

Küçük bir çakıl taşı ağlıyor benim için
Yıldızlar bir bir gömülüyor sulara
Karardıkça şehir
Aydınlanıyor derin sular

Yıldızlar ısırmaya başladığında güneşi
Şehir susuyor,
Şiir savuruyor, ölümün küllerini


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL 08-02-2008 09:17 AM

Önce anlatayım, sonra sen karar ver
Sen daha dokunmadan
çekecekler seni kızacaksın
hava alamayacaksın belki
bir anda yutacak seni
sızacaksın kan ter içinde karanlığa


götürecekler seni kalabalıklardan
mavilerden, beton yığınlarının gölgesinden
sesler değecek kulağına
bir dolu bakış düşecek yüzüne
irili ufaklı sırıtacaklar, korkacaksın
-seni anlayan kimse yok-

bir kadının göğsüne yapışacak ellerin
korkularında bir adam saracak seni
ilk kez savunmasız uyuyacaksın
gözlerin kapalı güleceksin
sıçrayacaksın bakışların dilsiz

duyduklarına ses olacaksın
ellerini kullanacaksın ayaklarını çekmek için
kalkmak için ayaklarını
her şeyi tadında tanımak isteyeceksin
elinden alacaklar, bakacaksın
-seni anlayan kimse yok-

onlar gibi olacaksın
yürüyeceksin, güleceksin
yarım yamalak sözlerde güldüreceksin
alaza çalacak bedenin, yanacaksın
acı tatlı renkler yutturacaklar, şaşacaksın

adımların düşecek sokaklara
bahçede bir çemberde mendil bulup
ilk kavganı top peşinde yapacaksın
mızıkçılığı öğretecek oyunların
oyuncaklarınsa vurmayı, kırmayı
-seni anlayan kimse yok-

bir sürü kitaplar yığacaklar önüne
ye iç çalış diye, bunalacaksın.
maviye koşmak isteyeceksin
dört duvar olacak kilidin
geleceğin…geleceğin diyecekler

dünden yarınını örseleyecekler
sen arkadaş isteyeceksin
seçmen için öğretmen getirecekler
çocuk parkları düşleyeceksin
ayakların uçurtma ipine bağlı
-seni anlayan kimse yok-


çalışacaksın…çalışacaksın…çalışacaksın
sınav sınav üstüne
sen doktor olmak isteyeceksin
rakamlar sana küsecek
işletmeci olacak hayat, sen işsiz

birini seveceksin, elde yok avuçta yok
ana bunamış, baba merhum
bir sigarada yakacaksın hayalleri
anason saracak geceni
bir parkta sızacaksın
-seni anlayan kimse yok-

sabah ezanıyla bir kadın ağlayacak
koşacaksın, devrik delikanlılıklar içinde
yırtık elbisesi ve yapış yapış utanç
yanacaksın, sarmak isteyeceksin
korkacak! düşecek omuzların

yaşlı bir çöpçü süpürecek şehri
ellerine bakacasın / ellerine bakacaksın
utanacaksın…cebinde birkaç kuruş
eve varacaksın…dolapta zeytin peynir
ana evlat bölüşeceksiniz fakirliği
-seni anlayan kimse yok-

rengi yitik bir televizyon başında
dünyayı alacaksın evine
dünya ki; kan gölünde yüzer bebeler
açlığın rengi kara, gücün rengi yeşil
o da doğruda yok

bombalar düşecek taze canlara
ana ocağında ağıt, baba ocağında yangın…
bayraklar dalgalanmalı oysa, niye taşınsın dört kolla
Yan komşu bağıracak –hırsız varrr!
Ya hayatı çalan kim?
-seni anlayan kimse yok-

anan ölecek, eşin dostun yitecek
arkadaşların her bir bir yerde
binbir hayat… sevdiğini alsan ne çıkar
yurdun bölüm bölüm,
şehrinde her dil, din, ırk.

kendin kendine yabancı sabahlarda
aynalar ne göstereceğine şaşkın
büyümek… çalışmak için yaşamaktır
biz küssek de hayata, hayat bizden memnun
iş üstüne iş bakacaksın
-seni anlayan kimse yok-


yaldızlar yalnızlığını yıldızlar
danteye de varmadı ömrün
böl topla çarp çıkar – gün yirmibeş olmaz
salamura edilmez kışa yaz

ya sarhoş tekerde
ya kumu çalıntı göçükte
ya maganda kurşunda
apansız gelir ölüm, yaşayamadığını o bile anlamaz…

herkes kendi kaderine mahkum
söyle! doğmak istiyor musun


24.6.07


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL 08-02-2008 09:17 AM

Ey aşk
Kum kum serildikçe gece zamana
Bakir serinliğiyle şahlanır dolunay
Dört nala yıldızlar kayar
Gün batar

Bir rüzgar düşer –karanlık-
Karanlık çöker, düşer –yalnızlık-
Küçük bir su birikintisinde
-tepe taklak gelir gök-
Şehir ıslanır

Tek tek yapraklar düşer
Sarı ve kuru
Caddeler kalabalık
Düşen adımlarda ezilip
Hışırdar mevsim ‘güz boyu’

Kör bıçak yarar göğsümü
Yaram –kırmızı-
Dudağımda gül
Elimde şarap
Dilimde öfke
Adın –kırmızı-

Eflatun sevişlerin düşerken
Ey Aşk!
Utancına ise renk kalmamış!


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL 08-02-2008 09:17 AM

Ey İstanbul
Istanbul ilk defa farkli geldi gözüme
Oysaki senelerdir bildigim şehir
Hergün havasini aldigim Taksim
Kalabalik..milyonlarca yüz.
Bir yanda seyyar saticilarin bagirtilari
Bir yanda çiçekçiler rengarenk
Otobüsler, taksiler
Teybi son ses çalarak volta atan genç nesiller
Bir köşesinde Istanbul tadinda giyinmiş yaşlilar
Istiklal caddesi rengarenk kiyafetler,
Üstten düşen kotlar,tek omuz açik bluzlar
Yari et pazari olmuş, modanin vitrini sokaklar.
Her köşesinde birilerini bekleyen kişiler.
Ya da binbir telaş içinde koşan adimlar.
Hep ayni temizlenmeyen gürültü kirliligi
Konuşmalardan, klaksonlardan,adimlardan oluşan ugultular.
Hep ayni Istanbul işte.
Binlerce adimlarin attigi yerde
Bir duruş var
Sessiz bir haykiriş var gölgede biliyorum
Sade...
Sadelige hasret bir kaç çehre.
Yer Taksim Parkindaki meşhur çaybahçe
Balkon kisminda bir agaç gölgesinde
Anilarda dolaşir yüregim..herşey bahane
Oysaki gerçekler var karşimda
Tipki Istanbul gibi.
Surlar içinde Istanbul
Ben Istanbul içinde tutsak
Şehir üzerinde bulutlar
Ben Istanbul gölgesinde.
Bir sogukluk kaplar tenleri
Tenler ortada
Bir sokak çocugunun gözlerinde direnişi
Istanbul çökmek üzere şimdi.
Anilar kaybolur sokaklarinda
Sokaklar kalleş adimlar altinda
Kimin eli kimin cebinde belli degil
Herkes kendi dünyasinda bir kral
Her kralin etrafinda soytarilar.
Istanbul, çatirdayan dört duvar.
Özlem duyar eski haline anilar
Yaşli gözler, kirişan eller
Yillar öncesini anlatirken diller
Yaşanir gene tüm güzelligin
Bir lale devri vardir resimlerde
Kagithane güllük gülistanlik
Bir Moda plaji civil civil
Piyer Loti’de macun şekerleri
Pamuk helvalar, köpük dondurmalar
Istanbul.. ve… Arnavut kaldırımlar
Oysa şimdi bak haline
Herbir köşende batan hayatlar
İstanbul, kahpe şehir
Dön artık eski güzelliğine
Dön …geçmişteki sade günlerine
Bak seni bekliyor yarinlar
Sade yaşamin arzusunda olanlar.
EY ISTANBUL….
Şahlanda canlansin resimlerdeki anilar


Arzu Altınçiçek


Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 10:24 AM

Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11   Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.