![]() |
Sen şairsin gözüm...
Önemli olan düşünmek değil düşünceyi eyleme dökmek. Zalim duvarlara sinmek değil o duvarları kökten yıkmaktır. Her beyinde bir düşünce her düşüncede bir beyin varken, düz yolları göstermelisin patikaların inadına... Dizelerin ışık, kalemin rota olmalı umut yolunda... Yaşanmış güzelliklerin tadında yaşanası sevinçler sunmalısın harflerin raksettiği sayfalarında... Sen şairsin gözüm; Belin sağlam, taşıdığın sorumluluk yükten de ağır olmalı. Üç-beş süslü kelimeye mertçe ayakta durmalı! Çok şey vermelisin seni okuyanlara kaybolmaya yüz tutan kültür, seninle dimdik durmalı ayakta. Ses olmalısın sessizliğin önünde ders olmalısın okundukça gözlerde seninle isyan seninle heyecan seninle sevda yaşanmalı gönüllerde... Sen şairsin gözüm; Şiirler, isminin önünde olsa da aç kalsan da, susuz kalsan da ekmeğin kelimeler suyun kalem olmalı. Şiir yazacaksan eğer, adamca yazmalı! ... |
Sen varsın ya! ..
Kafam bozuk yine, üzerime geldi kara bulutlar. Şimdi içim çekiyor senin kilon kadar alkolü amma, senin kadar içmek ne çare ki hasretine. Dünlerim meze, bu günüm kadehse şerefine içiyorum güzelim senin şerefine, nedense! Çocukluğumda özenip de içtiğim birinci cigarasının yerine, ithalleriyle değiştirdiğim şu sigara var ya; Bu güne değin yaktığım yetmiş üç bin cigaraya yenilerini eklerken, her çektiğim dumanı geri verişimde içimden çıkardığım sen varsın ya... Ne içtiğim binlerce cigara ne de ilaç gördüğüm kadehler hepsi sarhoş hepsi budala. Gerçek olansa, çektiğim çileler. Benim olmasan da, bir de sen varsın ya... Yalnızlığın inadına, karşımdaki duvarla Şerefine içiyorum boş masamda. Kısılmış gözlerine dalıp, sana kadeh kaldırıyorum. Şerefine içiyorum, nedense ama, hayalimde sen varsın ya.. Boş ver şimdi bunları güzelim, anlat bana bir şeyler. Neden duvar kağıdı gibi soluk yüzlerin, saçların darmadağınık anlamı nedir bu desenin. Yoksa, gerçekten duvar mı oldun be güzelim! .. |
Sen yoksan neyleyim ki...
Sen yoksan neyleyim ki Altından sarayları Sen yoksan neyleyim ki Huriyi sultanları Çiçekten yastık olsa Güzelden güzel sunsa Sen yoksan neyleyim ki Gökten yıldızlar yağsa Rüzgarlar nerden esti Ağaçlar mı yeşerdi Sen yoksan neyleyim ki Kuş yuvaya mı geldi Çöl olmuş bu kalbimde Yaprak sürmez gönlümde Sen yoksan neyleyim ki Yağmur yağsa tepemde Sen yoksun geçmez günüm Beni bırakmaz dünüm Sen yoksan neyleyim ki Hani gecem gündüzüm Sen yoksan neyleyim ki Baharı çiçekleri Sen yoksan neyleyim ki Güzelliği cenneti |
Sen yoksun ya!
Ha sokak, ha otel odaları Sen yoksun ya ne farkeder Ne yemek, ne de içtiğim rakı Sen yoksun ya kar mı eder Özlemek ve sevmek acıları Bana göre mi bu keder Ağlamak, anınca hatıramı Sen yoksun ya ne farkeder Mesken tutmuşum sokakları Bu adam ne yapar ne eder Boşver benim bu acılarımı Sen yoksun ya ne farkeder Ağlıyormuşum içince meyi Herkes bir tek bana güler Yığılırmışım duyunca sen Sen yoksun ya ne farkeder Atmışım gömleğimi çorabı Acı giydim daha beter Çıplak yürüyorum kaldırımı Sen yoksun ya ne farkeder |
Sen yoktun...
Ne köşe başlarında köpeklerin hırladığında, Ne de gölge adamların çöpleri karıştırdığında sen yoktun... Günün, saçlarının karasına büründüğünde, yıldızların birbirine sürtündüğünde sen yoktun yine yoktun gecemde... Kaşkolumla ayazdan koruduğum kulaklarımda Adımlarımı saydığım bu ısıssız sokaklarda Aklıma gelen bin bir türlü şarkılarda Sen yoktun yine Yoktun günümün bu hazanında... |
Sen...
Boğazımdan geçen bir lokma ekmeğin Tuzu sen şekeri sen biberi sen... Titrek ellerimdeki adına damar dediğin hayat nehrinin canı sen kanı sen... Bir rahmetse bulutlardan sağılan Bir yağmursa toprağı çamurlaştıran güllerin ilacı sen suyu sen gölü sen... Dokunmasınlar yapraklarıma razıyım dikenli düşmanıma fidanım sen toprağım sen... |
Seni Beklerim
Tesadüf ya, yıllardan sonra seni tekrardan gördüm Geçen gün, geçen zaman seni ne çok değiştirmiş Elin elini tutmuş bir de erkek çocuk gördüm Demek ki son aşkın şirin bir meyvesini vermiş Otuz metre ileriden aheslice yürüdünüz Bir an dayanamayıp, koşup gelmek istedim Lakin, siz ne benim karım, ne de çocuğumdunuz Ve herşeyden habersiz yürüdünüz sakin sakin Çocuğun da sana benziyor, senin kadar güzel Saçları siyah, yanağı al...Burnu sen değilsin Görmedim ama, belki de babasına çekmiş Bırak şimdi babasın! ..Sen, hala çok güzelsin Hani bizim de böyle çocuğumuz olacaktı Hani kaşları saçları sana, burnu da bana Hani gözü sana, eli bana benzeyecekti Hani, elinden tutup gezdirecektik parkları Böyle olmadı bir tanem, böyle olmamalıydı Yine geldiğim gibi, geri gitmek zorundayım Sen ellerin olmuşsun, benim umudum kalmadı Gitmeliyim bir tanem, burada kalmamalıyım Sen unut beni, unut aramızda geçenleri Beni nasıl da seviyordun, öyle sev onları Kocanı sev, çocuğunu sev, koy kenara beni Ben unutmalıyım, unutmalıyım buraları Yalnız! ..Belki bir gün, ölüm haberimi duyarsan Mezarıma beklerim, unutma seni beklerim Gül gibi yanaklarını toprağıma koyarsan Mezarda bile onu gözyaşlarımla beslerim Bu adam neyin oluyordu diye sorarlarsa Sevdalımdı de, ben aşağıda seni dinlerim O'nu bu kadar da çok mu seviyordun derlerse Sevdamla öldürecek kadar demeni beklerim |
Seni görmek
Seni görmek, kör olan gözlerin dünyaya ilk bakışı demek Seni sevmek, bir çocuk hırçınlığında saldırmaktır sevgiye. Sevda, toprak anaya kadar bağlanmaktır sevgiliye. Düşünmektir seni bir ekmek gibi. Çölde aranmaktır bir damla su misali. Sen demek, düşmana siper almışken çukurlarda Barut kokularının içinde bir karanfil bulmak demek. Seni görmek demek, O karanfilin her yaprağında Gözlerini cennet bilmek! .. |
Seni sen yaptım...
Ey İstanbul; Şehir ettim ya seni. İnkar etsen de, sana çok şey öğrettim. Yürürken koşmayı, ağlarken gülmeyi. İnsanların iki yüzünü gösterdim. Taşları bir bir, üst üste dizdim, Ev yaptım sana, seni şehir ettim... Milyonlarca insan verdim ya elbisesinin içinde olmasa da. Köpekleri saldım sokaklarına dört ayağı olmada da. Kerhanana kadın, köşene dilenci Köşklerine zengin, barakana yoksul Toprağına ölü, viranene dilenci sokaklardaki pezevengin sermayesini vermedim mi? .. Direnci kalmamış kurban, kana susamış sülük istedin. Kurbanını intiharla sülüğünü vurgunlarla almadın mı ne istersin daha? Ne kadar güzellik, o kadar çirkeflik Ne kadar sadelik, o kadar çılgınlık Bunlar değil miydi istediklerin... Çorum'u, Sivas'ı, Erzincan'ı kültürleri yığdım sana. Birer köy yaptım sokaklarını Toprak attım kıyılarına Olta attım sularına... Ey İstanbul; Boğaz'da rakımı yudumlarken senin güzelliğinle övünen. Pazarda hamallık ederken soyuna, sopuna küfreden ben değil miyim be İstanbul. Seni sen yapan ben değil miyim! Sürünmedim mi yılanı kıskandırıcasına Yüzmedim mi balıkların inadına. Seni övdüm, sana küfrettim Yine de seni taşımadım mı sırtımda. Ey İstanbul; Ben sana bir uşak oldum Sense bana doymayan bir kanara... |
Seni Sende Sevdim
Ben seni yarınlarımın dününde şeker tutmayan balın özünde savaşcıl arıların peteğinde sevdim. Kadehdeki alkolün inadına yanındaki saf suda, Ben seni özümde ben seni gönlümde sevdim.. Atların yelesinde başakların filizinde mısırın süpürgesinde saçlarını sevdim. Damarımdaki kanda güllerin alında dudağını sevdim. Barışın mavisinde denizin renginde gözlerini sevdim. Ben seni yüreğimde ben seni bende sevdim... |
| Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 06:45 PM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.