![]() |
c) Kimyasal İlaçlar:
Amerika Birleşik Devletlerinde, Üniversite Öğrencileri üzerinde yapılan bir deneye dikkat edelim: Öğrenciler iki guruba bölünüyor. Bir guruba, uyarıcı ilaç veriliyor ve bu ilacın sakinleştirici olduğu söyleniyor. Diğer guruba ise sakinleştirici ilaç veriliyor ve uyarıcı olduğu söyleniyor. Bu ilaçları alan öğrencilerden, üzerlerindeki etkiler hakkında bir anket formunu doldurmaları isteniyor. Sonuç: Öğrenciler ilaçların gerçekte ne yaptığından değil, ne yapacağına inandıklarından etkilendiler. Uyarıcı ilacı alanlar, onun gevşetici olduğunu sandıklarından, gevşemişlerdi. Diğer gurup da inandıklarını yaşadı. Dikkat edin, burada kullanılan ilaç bir plasebo(16) değil, gerçek bir kimyasaldır. İnanç maddeye meydan okumuştur. İşin başında olduğunuzdan veya fakirlere yardımı terk ettiğinizden dükkanınıza az müşteri gelir; müşteri gelmiyor dersiniz, dedikçe inanırsınız. İnancınız yüzünden, gelen müşteriler kapınıza uğramadan geri döndürülürler. Küçük bir hastalığa yakalanırsınız, belki de ilgi toplamak veya gerekçe niyetine kullanmak için “hastayım” dersiniz. Siz söyledikçe –yalan da söyleseniz- hastalığa inancınız gelişir, gerçekten de hasta olursunuz. Neye inandığınız bu kadar önemlidir. d) Kilo Kontrolü: Hürriyet Gazetesindeki bir haberde, Mayo Clinic tarafından İngilteredeki Daily Telegraph okurları arasında gerçekleştirilen bir deneyin sonuçlarını okudum. Gazete, aynı gün ülkenin değişik yerlerinde iki farklı baskı yaptı. Bir baskıda, okuyuculara kilo verdirmek için çeşitli psikolojik telkinler kullanıldı; bir ay boyunca kilo verdiklerini hayal etmeleri istendi. Diğer baskıda ise spor yapmaları, asansörleri değil, merdivenleri tercih etmeleri gibi bedensel egzersizler önerdiler. Deneye katılan okuyucuların bir ay sonra anket sorularına verdikleri cevaplar ilginçti. Her iki yöntemi kullananlar da aşağı yukarı aynı oranlarda kilo vermişlerdi. |
e) Vahşi Hayvanlar:
Diyarbakırlı bir aile, yılanların asla kendilerini ısıramayacağına inanmıştır. Pek çok kişi bu iddiaların gerçek olduğunu televizyonda canlı yayında izledi. Yılanlar bebeklerinin en yakın oyuncağı oluverir. Böyle bir inanç içerisinde büyüyen bebeğe yılanlar gerçekten de zarar vermez. Ailenin babası, televizyon ekranında elini zehirli bir yılana ısırttırmış ve zehir ona zarar vermemiştir. İnsan fizyolojisinin savunma sistemi, inanç sisteminden etkilenerek şekillenir. Bir başkası akrebin kendini sokamayacağına inanır, inancı iman derecesinde güçlüdür. Bu yüzden akrep onu sokamaz. Eğer inancı çok güçlü ise bu inancının etkisini bir başkasının ruhsal kimliğine transfer edebilir. “Efsunlama,” “el alma” veya “el verme” dedikleri bu yöntemlerle, ruhsal yeteneklerin bir başkasına transfer edilmesi mümkündür. Nazar gerçeği ve büyü olayları bu transferin değişik yansımaları olarak asırlarca karşımızda duruyor. f ) Su Bulmak: Malatyalı asker arkadaşım Bayram Karaahmetoğlu çalı parçasıyla yer altındaki suyun yerini bulma yeteneğini bana öğretmek istedi. Ruhsal bir pratiği “başaracağıma iman gücünde inanırsam” gerçekleştirebileceğimi biliyordum. İnancımı Bayram gibi iman derecesinde güçlendirmek için onunla birlikte çalışarak üç adımlı bir yol izledim: a)Önce yaptıklarını keskin bir dikkatle gördüm, her şeyi tüm canlılığıyla dinledim ve elindeki gücü hissetmek için çalıya dokundum. Yaptığını iyice algıladıktan sonra, b)Kendim yapmaya başladım ve aynı görüntüyü, sesi, dokunsal algıyı canlandırdım. Bunu başardığımda inancı kavramıştım ve sıra onu geliştirmeye gelmişti, c)Çalışırken aynı görüntüleri, sesi ve dokunsal algıyı zihinsel olarak tüm canlılıklarıyla ruhumun derinlerinde görmek için elimden geleni yaptım. Israrlı denemelerim sonucunda, aynı çalı benim elimde de suyun olduğu yeri gösteriyor; suyun akış yönüne göre çalı, hissedilebilir bir güç tarafından aşağıya veya yukarıya doğru hareket ettiriliyordu. İlk sıralarda benim elimde üretilen güç, Bayram’ın elinde üretilen güçten çok daha zayıftı. Ama denedikçe yapabildiğime dair imanım besleniyor ve gittikçe, elimde karşı konulmaz bir güç üretiliyordu. Diğer arkadaşlardan bazıları da aynı şeyi denediler; ama benim ulaştığım sonuca ulaşamadılar. Çünkü ben inanmıştım. Bu gerçeğin sırrını tabiat kanunlarına odaklanan maddeci bilim açıklayamaz. Bu örneğe benzer şekilde, ellerini yaprakları üzerinde gezdirerek, yerin altındaki patateslerin yeterince olgunlaşıp olgunlaşmadıklarını ellerindeki ısıyla anlayan Aborjinlerin yaptıkları da tamamen ruhsaldır. |
II-İmanı Nasıl Geliştireceksiniz?
İman gücünü nasıl kullanacaksınız? 1. Engel Kaldırma: Yeni bir inanç geliştirmek veya eski bir inancı değiştirmek istediğinizde, sizi engellemek isteyecek çok güçlü iç ve dış mesajlarla karşılaşacaksınız. İlk adım bu engelleri kaldırmaktır. Engelleyici dış mesajlar: Diğer insanların size veya ortama söyledikleri, yazdıkları her olumsuz söz, bilincinize saldıran bir telkindir. Ayrıca diğer insanların hayatlarında gördüğünüz olumsuzlukları da kendinize kıyaslarsınız, onları kopyalarsınız; aynı çerçevede kendinizin de başarısız olacağınızı sanırsınız. Örneğin: “Torpili olmadığı için kaybetti; benim torpilim yok, ben de kaybedeceğim.” Engelleyici iç mesajlar: Kendi geçmişinizin ve tecrübelerinizin etkisiyle kendinizi sınırlayıcı sözler söyleyebilir ve bu sözleri, zamanla emin olduğunuz doğrular hâline getirebilirsiniz. Somut geçmişinize ilişkin sınırlar ve onlar hakkında kabullendikleriniz, geleceğiniz için büyük bir çelik kafese dönüşebilir. Örneğin: “İki defa bu sınava girdim ve kaybettim. Demek ki hiç kazanamayacağım. Ben kaybetmeye mahkumum.” Bir iman geliştirmek istediğinizde, öncelikle bu iki olumsuz alanı zihninizden silmeniz gerekir. Her iki alanı, “telkinler ve olaylar” açısından ele alacağız: |
a) Dış Mesajlar:
aa) Dış Telkinler: Gelişimimize yönelen en büyük saldırının kaynağı, kendilerini başarısızlığa mahkûm etmiş olan diğer insanlardır: “Yapamazsın, başarılamaz” derler. Çünkü onlar pek çok başarısızlık yaşadılar, kendi sınırlarını biliyorlar ve herkesi o sınırların içine hapsetmek istiyorlar. İyi bir insansanız, size “kötüsünüz” denildiği için kötü olur musunuz? Katile, “kahraman” demek, onu kahraman yapar mı? Başkalarının yorumu ve telkiniyle kimliğimiz değişmediğine göre, “başaramazsın” diyenlere niçin inanacağız? Bizim topluluğumuzda özgüven zayıftır. Çocuklukta kendimizi anne babamızın yorumlarına göre anlamlandırarak dış referansın altında ezildik. Çocuğuna elbise alan anne, ilk aşıyı yapıyor çocuğuna; “hemen gidip babamıza gösterelim, bakalım beğenmiş mi?” Neden önce, “sen beğendin mi, bunu alalım mı” diye sormuyorlar? Liderler, iç referansları kuvvetli olanlar arasından çıkmıştır. Denge kuracağız. Kimseyi dinlemeden burnunun ucuna gitmek de doğru değil. Orta yolu şudur: Çevreden gelen sınırlayıcı yorumların tümünü dışlayın. Sizi aşağılamaları veya taktir etmeleri önemli değildir. Önümüze çıkan tüm engeller aşılabilir engellerdir. Engelleri ve imkânsızlıkları dinledikçe, bu işin imkânsız olduğuna dair inancınız pekişir. Dikkate almak için sadece bir defa dinlemeniz yeter. Bundan sonraki her dinleyiş, zararlı bir telkine dönüşecektir. Sınırlayıcı telkinlerin hepsi tecrübelere; ama, başarısızların tecrübelerine dayanır. Kötü tecrübelerinden ders alalım, ama onları kopyalamayalım. Onlar, “o okul çok zor; yüksek zekâlı öğrencileri alıyorlar, sen ise o kadar iyi değilsin” derler. Siz, “olabilir, ama ben en zeki öğrencilerden daha zeki olmanın bir yolunu kesinlikle bulabilirim, aradıkları yüksek zekâlı kişi olmamı, benden başka hiç bir şey engelleyemez” deyin. Şimdiye kadar sınırlayıcı pek çok sözü söylenirken duydum: “Ne kadar çabuk unutuyorsun, boşuna uğraşma, hayallerine acırım, hayatını boş işlerde heba ediyorsun, herkes kendini şair sanıyor, yazarlığı da çocuk oyuncağı yaptılar, Karadeniz’de gemileri batmış gibisin, çok yaşlanmışsın, çökmüşsün, kimse onu yenemedi, can sıkıyorsun, sorumsuzsun...” Bu yorumlardan bazıları, hakkımızdaki bir gerçeğin ifadesi olabilir. Eğer öyleyle onlara teslim olmamalı, bu tür özelliklerimiz varsa, değiştirmeye adanmalıyız. Hakkımızdaki yorumlara kayıtsız kaldığımızda, zaman içerisinde bizi gerçekten söyledikleri gibi yapacaklardır. Reddetmemek kabul etmektir; yok etmezseniz var olurlar. Onların farkına varmanız; gerçeği ifade etmiyorlarsa, bilinçli ve kasıtlı şekilde kendi zihninizde reddetmeniz gerekir. |
ab) Dış Olaylar
Dış dünyada somut başarısızlık örnekleri gözlemleyeceksiniz ve onları kendinize nispet edeceksiniz. Onlara bakarak “filân şirketin patronu şu kadar yetenekli ve güçlü olduğu halde iflas etti; ben ondan daha güçsüz olduğuma göre, kesinlikle kaybederim” diyebilirsiniz. Seyrettiğiniz filmler, sokaklarda gözlemledikleriniz, gazete sayfalarında okuduğunuz haberler, bilincinizi yoğuran telkinlerdir. Herkes kaybederken kaybedenler, sıradan insanlardır. Beyaz koyunlar ileri doğru yürütülürken, kırmızı koyun da ileri doğru yürür. Oysa çoban köpeği etrafta dolaşır. Başarı, herkes gibi olmayı değil, hiç kimse gibi olmamayı gerektirir. Yani özgün olmayı, taklit etmemeyi, farklı olmayı gerektirir. Yüzlerce sanatçı arabesk okur; ama, Orhan Gencebay gibi kimse yoktur. Binlerce siyasetçi arasında Tayyip Erdoğan gibi kimse yoktur. Karl Marks’ın tam bir kopyası olan kimse gösteremezsiniz. Birisi kaybetmişse, bir yerlerde hata yapmış olmalıdır; bize düşen, onlardan ders alıp o hatadan kurtulmaktır; kaybedişlerine bakarak vazgeçmek değil. Başarı hikâyelerinden çok, başarısızlık hikâyelerine itimat ediyoruz. On kişinin “işe yarıyor” dediği yöntem hakkında birisi “işe yaramıyor” dediğinde, tüm inancımızı sarsıyoruz. Çünkü geçmişte hedefimize bizi ulaştırmayan tecrübeler, bizi başarısızlığı kabullenmeye ve meşrulaştırmaya hazır tutuyor. “Bir durum gerçekse, onu kabullenmemiz gerekmez mi” diyorsunuz. Kabullenmek istediğinizin, değişebileceğini iddia ediyorum. Gerçek olan, evrensel olandır. Bir işi başarabilen en az bir kişi varsa, o işi başaramamak evrensel bir gerçek olamaz. Amacınız sınırlarınızı aşmayı başarmak değil mi? Yenilgiyi kolaylaştırmak mı istiyorsunuz? Belki sınırları tamamen aşabilecek kadar yaşayamayacaksınız; ama size aktardığımız gibi düşünürseniz, en azından başarısızlığa mahkûmiyetten kurtulacaksınız; önünüzü açık tutacaksınız. Başaracağına inanmak, belki kesin başarıyı getirmeye yetmeyebilir; ama, başaramayacağına inanmak, kesin başarısızlığı getirecektir. Üniversite sınavını kaybedenlerden etkilenerek, sizin de kaybedebileceğiniz inancını geliştirmeyin. Çünkü bazıları hâlâ kazanıyor. Bütün öğrenciler Türkiye üniversitelerine sığmazsa, herkesin başarısı, sistemi yeni üniversiteler açmaya zorlar. Ülkenizdeki sistem tıkanmışsa, Dünya üniversiteleri sizi bekliyor. Bütün üniversiteler kapanmışsa, hayatınızı bir üniversiteye çevirmenize ne engel olabilir? Ekonominin bozulması yüzünden şirketler birer birer iflâs ediyorsa, iflâs edeceğiniz endişesine kapılmayın. Çünkü bu ortam sayesinde daha da büyümeyi başaranlar var. Kansere yakalanmışsanız, yakalananların çoğunluğuyla aynı sonucu paylaşacağınız inancına kapılmayın. Çünkü kanseri aşmayı başaranlar var. Değiştiremeyeceğiniz inançlar, hiç bir istisnası olmayan evrensel durumlar üzerine kurulu inançlardır: Yaşlanacaksınız ve öleceksiniz. Cinsiyetiniz doğuştan ne ise odur. Herkesi sınırlayan sınır, onunla mücadele edilemeyecek sınırdır. Bunun dışında, başarı yolculuğu sınırsızdır. |
b) İç Mesajlar:
ba) İç Telkinler: Bunlar kökleşmiş yıkıcı inançlarımızın kendimize ifade ettiğimiz biçimleridir: “Bu kötü alışkanlıktan kurtulamam, hafıza sorunumu çözemem, onunla barışamam, hastalığımı yenemem.” Bu ifadeleri gördüğünüz yerde öldürün. Biyolojik ve zihinsel sınırlarımızın varlığı inkâr edilemez. Doğrudur, 80 yasında bir insan 20 yaşında bir genç gibi hızlı koşamayabilir. Ama 80 yaşında bir dervişin, odasından kalkıp bir gecede dünyanın arka tarafında dolaşması mümkündür. Mevcut sınırlarınızı kalıcı ve asla değişemez görürseniz, o sınırları aşmanız engellenir. Telkinlerle ürettiğiniz zihinsel sınırları kaldırdığınızda, belki hayallerinizden geçen her mümkün olayı gerçekleştirebilecek kadar uzun yaşamayacaksınız; ama, elde edeceğiniz ilk fayda “sınırlarınızı sürekli aşmanız” olacaktır. Hedefe ulaşmanın bir yolu kapanmışsa, açılabilecek başka bir yol vardır. Yürüyerek Dünyayı dolaşmak amacıyla yola mı çıktınız? İşin zorluğunu boş verin, karar vermişseniz, yürüyün. Zorluğu düşünmek kapasitenizin çok küçük bir bölümünü kullanmanıza izin verecektir. Temel ile Cemal yüzerek Amerika’ya gitmek üzere Trabzon’dan yola çıkarlar. İstanbul, Çanakkale ve nihayet Cebelitarık boğazından geçerek okyanusa açılırlar. New York yakınlarındaki Hürriyet Anıtı göründüğü sırada,Temel Cemal’e seslenir: “Cemal ben yoruldum, geri döniyrum.” Biz çoğu zaman, hedefin tam kapısından geri dönen insanlarız. Eğer zorluğu düşünecekseniz, neden böyle bir yolculuğa çıkıyorsunuz? Ya yapın, ya da yapmayın. Biz hem yapmaya kalkışıyoruz; hem de kendimize engel oluyoruz; bu mantıklı değil. |
bb) Kişisel Olaylar
Elli defa devrilen bir güreşçi, artık hep devrileceğini sanır. Kimse 30 gün sonra yağmur yağıp yağmayacağından emin değildir; ama, 30 gün sonra sabahın mutlaka Güneşle birlikte aydınlanacağını biliriz. Çünkü Güneşi her sabah orada görerek emin olduk. Bugünkü olumsuz inançlarımızın temelinde geçmiş tecrübelerimiz gizleniyor. Yıllardır yaptıklarımıza razı olursak, yıllarca neler yapacağımızı belirleriz. Eğer geçmişin şimdiki gününüzü ve inançlarınızı belirlemesine izin veriyorsanız, bu yolla geleceğinizi de belirlemiş oluyorsunuz. Çünkü insan nasıl yaşarsa, öyle yaşamaya davam eder ve nasıl devam ederse öyle ölür. Gelecek, varlığını geçmişe dayandırır. Kendi akışına terk edildiğinde, kötü geçmiş kötü gelecek; iyi geçmiş de iyi gelecek üretecektir. Gidişat iyiyse harika; ama, değilse çizgiyi hemen şimdi kırmak zorundayız. Ondan nefret ediyorsunuz. Çünkü yıllardır küçük hatalarına odaklandınız ve odaklandıkça büyüdüler. Korkuyorsunuz; çünkü önce karanlıktan, sonra gölgeden tedirgin oldunuz; böcekten çekindiniz ve gün geldi korkunuz dev gibi bir ağaç oldu. Çin işkencesidir bu: Kurbanı sabit bir yere bağlarlar ve başının üstüne koydukları depodan, her saniye bir damla suyun başının tepesine damlamasını sağlarlar. İlk sıralar suyun damlayışı eğlencelidir. Ama 600 veya 800 damladan sonra işin rengi değişir; her damla su, kurbanın beynine balyoz gibi iner. Sonunda kafa kemiği çatlar. Pek çok insanın yaşadığı depresyon patlamasının altında, su damlası kadar ince, basit ve hafif problemler vardır. Ama o problemlerin binlerce kez zihinlerinden geçmesine izin verirler. Altında inledikleri acının gerçek dünyada var olmadığının, sadece kendi zihinlerinde üretildiğinin farkında değiller. Dertlerini anlattıklarında, ne kadar küçük problemlerin onları tank gibi ezdiğine şaşarsınız. Oysa gülüp geçilecek kadar basit olduğunu gördüğünüz o problemleri, aynı süreklilikle siz de yaşasaydınız, aynı patlama sizin dünyanızı da kuşatacaktı. Adam, istediği televizyon kanalını açmadı diye eşini öldürmüştür. Bir köylü, komşunun çocuğu horozunu kovaladı diye, çocuğu öldürmüş; çıkan kan davası üzerine iki aileden dört kişi ölmüştür. Bir tane dersi zayıf geldi diye küçük kız intihar etmiştir. Ev yansa, deprem olsa, dağlar patlasa, bir cana değer mi? Asıl sorun yılların içinde damla damla biriktirilmiştir. Sorun damlalarından, sorun okyanusları çıkmıştır. |
2. Eylem Üretme
Hakkımızda emin olduğumuz inançların gelişiminde, defalarca yaptığımız eylemlerin büyük payı vardır. Defalarca yaptığınız şeyin sabit bir özelliğiniz hâline geldiğinden emin olursunuz. Şimdiye kadar size gelen her soruyu çözmüşseniz, bundan sonra gelecek soruları da çözeceğinizden emin olursunuz. Bu eminlik duygusu geçmişteki eylemlerinizden beslenerek gelişmiştir ve gelecek eylemlerinizi de belirleyecektir. Şu hâlde, büyük inançlar geliştirmek için, işe küçük eylemleri tekrar ederek başlayacağız. Küçük eylem büyük benzerinin örneğidir ve zihinde oluşturacağı etki, büyüğünden farklı olmayacaktır. a) Basit Eylemler: Küçük başarılar, büyük başarıların üreticisidir. Denediğinizde başardığınız her şey, size yapabileceğinizi söyleyen bir telkindir. Yaptıkça yapabildiğinizi görürsünüz. Her başarı daha büyük başarıyı üretecektir. Derin bilincimizdeki iman buzdağının önemli bir parçasını tecrübelerimiz oluşturur. Her şeyden ve herkesten çok, yaptıklarınıza inanırsınız. Telkinlerle yetinmeyin, yapın. İp cambazı olmak için kontrollü olarak ipte yürümeniz gerekir. Çıtayı gittikçe arttırırsınız. Her defasında size güven gelir, yapabildiğinizi görürsünüz ve bir üst düzeye geçmeye cesâret edersiniz. Yazar olmak istiyorsunuz: Bugün bir cümle yazın, yarın ve ertesi gün bir paragraf yazın. Takip eden iki gün bir sayfa yazın. Her hafta yazdığınız miktarı arttırın. İlk başladığınız andan geliştiğiniz her düzeye kadar sürekli, ne yapabildiğinizin farkında olun. Kısa süre içerisinde “yazabileceğiniz” inancının geliştiğini göreceksiniz. Hafızanızın kötü olduğuna mı inanıyorsunuz? Bu hafta boyunca her gün bir vecize ezberleyin. Gelecek hafta sayıyı günde ikiye, sonraki hafta dörde çıkarın. İki ay sonra hafızanıza şaşıracaksınız; kazandığınız güvenin ürettiği iman, kendi içinden hafızanızı besleyecektir. Geliştirmek istediğiniz inançları tespit edin. Sonra da çok küçük örnekleriyle yola çıkın. En alt düzeyi çok iyi yaptığınızı anladığınızda çıtayı yükseltin. |
b) Tekrarlı Eylemler
Tekrar ettiğiniz her eylem zaman içinde mükemmelleşir. Bir iş size zor ve can sıkıcı gelebilir; üzerine gidin ve onu tekrar yapın. Her defasında kolaylaştığını göreceksiniz. Dost FM stüdyosuna ilk girdiğim gün, hata yapma korkusuyla nefesim kesiliyordu. Şimdi ağzımı açıyorum ve kelimeler dökülüyor. İyi yapamadığınıza inandığınız bir yetenek mi var? Onu bir daha yapın. Aynısını bir daha. Bıkmayın ve tekrar edin. Bu tekrarlar, gerekli olan eminlik duygusunu yakın gelecekte inşa edecek ve endişeleriniz sizi rahat bırakacaktır. İlk başlarda yaşadığınız zorluklar zaman içerisinde tamamen ortadan kalkacaktır. Bu yüzden önünüze çıkan her fırsatı değerlendirin. Her göreve gönüllü olarak koşun, her hizmeti omuzlamaya hazır olun. Çevrenizde çeşitli sosyal hizmetlerle, vakıf veya dernek faaliyetleriyle karşılaşacaksınız. Çoğu zaman amatör insanların desteklerine muhtaçtırlar. Hiçbir karşılık beklemeden çalışın. Alacağınız en büyük karşılık, geliştireceğiniz yetenekler olacaktır. İyice geliştiklerinde, artık sizi aranan bir insan hâline getireceklerdir. |
3-)Hayal Üretme
a) Gerçek Kurgulama Arzularınızı yaşadığınızı hayal ederseniz ne olur? Görüntüleri, sesleri, kokuyu ve tadı hayalen defalarca yaşayın. Gerçek kurgulama, gerçekten de sahip olmak istediğiniz, karar verdiğiniz ve başarmayı hedeflediğiniz konular üzerinde olmalıdır. Hayal, telkinin en kolay biçimidir. Aslında zihninizde dolaşan her şey, kendinize yapılmasına izin verdiğiniz birer telkindir. Sadece kelimelerle değil, görüntülerle ve duygularla da telkin yaparsınız. O zaman geleceğinizi ve yapmak istediklerinizi beş duyunuzu kullanarak hayal edin. Hepimizin her dalgın zamanında yaptığı, daldan dala, kontrolsüz ve çağrışımların yönettiği hayali kast etmiyorum. Sizin kendi bilincinizle yaptığınız ve odaktan sapmadan, ne kadar süreceğini sizin belirleyeceğiniz hayalden söz ediyorum. Kontrolsüz hayal, zihin için öldürücü bir düşmandır; düşünce ve analiz yeteneğini köreltir. Ama hayali bir kontrolünüze aldığınızda, tüm yeteneklerinizin temeli hâline geliverir. Hayal sürekli bombardıman eden bir silahtır. Onu elinize aldığınızda yalnızca düşmanlarınıza ateş eder; onu kendi başına bıraktığınızda, bombalanacakların başında siz gelirsiniz. Einstein’in, “bilimden önemlidir” dediği hayal, kontrollü, kasıtlı ve bilinçli hayaldir. Hayaliniz tam ve canlı olmalıdır; ne istiyorsanız onu alabildiğince net ve açık görüntüleyin. Harika bir eviniz olsun istiyorsunuz: İki katlı, dik yapılı kiremit çatısı olan. 150 metrekare zemin üzerine kurulmuş, sekiz pencereli, dört odalı. Dış duvarlarının rengi pembe, iç duvarları krem rengi, pencereleri ahşap. Bahçenizde beş tane 30 metre uzunluğunda kavak ağacı var, çimler beş santim ve yemyeşil, gül çiçekleri açtığında her yer kıpkırmızı oluyor. 20 metrekare bir havuz yapmışsınız, fıskiyenizden bir metre yüksekliğe fışkıran suyun sesini dinliyorken, sağ taraftan hafifçe esen rüzgârla dans eden uğultulu ağaç yapraklarını seyrediyorsunuz. Tertemiz bahar ve ot kokusu bahçenizdeki güllerin kokusuna karışıyor. Serçe kuşlarını görüyorsunuz, ağaçlarınızın dallarında cıvıldaşıyorlar. Ne kadar net canlandırabilirseniz, o kadar güçlü telkin edersiniz. Hayatınız, en güçlü telkinin yönetimi altında geçecektir. Özetle: Kurduğunuz hayallerde tüm renkleri görün, eşyalara dokunun, hayali ortamdaki sesleri işitin, onları koklayın, yenebilir şeylerse, onları hayalen tadın. Dahası, kurgunuzun sabit bir resim değil, sürekli hareket eden bir film olmasını sağlayın. Filmi hayalinizde ileriye ve geriye doğru kare kare sarın. Diyelim ki, toplum önünde cesaretle konuşabildiğinize dair bir iman geliştireceksiniz: Kendinizi binlerce insanın huzurunda konuşurken hayal edin. Kendi sesinizi yakından ve dinleyiciler tarafından, ağzınızdan ve mikrofondan dinleyin. Kendinizi yanınızdan ve dinleyiciler tarafından, üstten, arkadan ve yandan görün. Dinleyicilerdeki hareketleri, sizin sahnedeki hareketlerinizi canlandırın. Ne kadar rahat ve başarılı konuşabildiğinizi hayal edin. Filmi baştan sona, sondan başa izleyin. Geliştirmek istediğiniz tüm iman alanlarında kuracağınız bu tür hayaller, sizi çok derinlerinizden besleyecek, içten içe büyük bir cesaret ve özgüven geliştirdiğinizi göreceksiniz. Yalnız, sözünü ettiğimiz hayali ne kadar canlandırabildiğiniz çok önemlidir. Eğer boyutlar hayal meyal beliriyorsa, ortamı siyah beyaz görüyorsanız, hayalinizin imanınız üzerindeki etkisi zayıf kalır. Bu durumda aynı hayale daha fazla başvurmanız ve onu daha çok tekrar etmeniz gerekir. Etkin canlandırma yeteneğini öğrenmek için NLP’nin Duyusal Alt Biçemleri geliştirme tekniklerini uygulayabilirsiniz.(17) Herkesin hayali ve arzuları farklıdır. Neyi kazanmak istiyorsanız, nereye gitmek ve nerede, kiminle olmak istiyorsanız, “sanki olmuş gibi” geleceğinizi görün. Hayalinizde gördüğünüzü, gözlerinizle de göreceğinizden eminim. İnsan inandı mı, artık kaderin sahibi onun durdurulmasına izin vermez. |
| Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 08:52 AM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.