www.cakal.net Forumları YabadabaDuuuee

www.cakal.net Forumları YabadabaDuuuee (https://www.cakal.net/index.php)
-   Eskiler (Arşiv) (https://www.cakal.net/forumdisplay.php?f=188)
-   -   RUHSAL ZEKA; Başarının Gizemli Boyutu (https://www.cakal.net/showthread.php?t=37429)

M@D_VIPer 09-23-2006 10:41 PM

c) Kimyasal İlaçlar:
Amerika Birleşik Devletlerinde, Üniversite Öğrencileri
üzerinde yapılan bir deneye dikkat edelim: Öğrenciler
iki guruba bölünüyor. Bir guruba, uyarıcı ilaç veriliyor
ve bu ilacın sakinleştirici olduğu söyleniyor. Diğer
guruba ise sakinleştirici ilaç veriliyor ve uyarıcı olduğu
söyleniyor. Bu ilaçları alan öğrencilerden, üzerlerindeki
etkiler hakkında bir anket formunu doldurmaları
isteniyor.
Sonuç: Öğrenciler ilaçların gerçekte ne yaptığından
değil, ne yapacağına inandıklarından etkilendiler.
Uyarıcı ilacı alanlar, onun gevşetici olduğunu
sandıklarından, gevşemişlerdi. Diğer gurup da
inandıklarını yaşadı. Dikkat edin, burada kullanılan ilaç
bir plasebo(16) değil, gerçek bir kimyasaldır. İnanç
maddeye meydan okumuştur.
İşin başında olduğunuzdan veya fakirlere yardımı terk
ettiğinizden dükkanınıza az müşteri gelir; müşteri
gelmiyor dersiniz, dedikçe inanırsınız. İnancınız
yüzünden, gelen müşteriler kapınıza uğramadan geri
döndürülürler. Küçük bir hastalığa yakalanırsınız, belki
de ilgi toplamak veya gerekçe niyetine kullanmak için
“hastayım” dersiniz. Siz söyledikçe –yalan da
söyleseniz- hastalığa inancınız gelişir, gerçekten de
hasta olursunuz. Neye inandığınız bu kadar önemlidir.
d) Kilo Kontrolü:
Hürriyet Gazetesindeki bir haberde, Mayo Clinic
tarafından İngilteredeki Daily Telegraph okurları
arasında gerçekleştirilen bir deneyin sonuçlarını
okudum. Gazete, aynı gün ülkenin değişik yerlerinde
iki farklı baskı yaptı. Bir baskıda, okuyuculara kilo
verdirmek için çeşitli psikolojik telkinler kullanıldı; bir
ay boyunca kilo verdiklerini hayal etmeleri istendi.
Diğer baskıda ise spor yapmaları, asansörleri değil,
merdivenleri tercih etmeleri gibi bedensel egzersizler
önerdiler. Deneye katılan okuyucuların bir ay sonra
anket sorularına verdikleri cevaplar ilginçti. Her iki
yöntemi kullananlar da aşağı yukarı aynı oranlarda
kilo vermişlerdi.

M@D_VIPer 09-23-2006 10:41 PM

e) Vahşi Hayvanlar:
Diyarbakırlı bir aile, yılanların asla kendilerini
ısıramayacağına inanmıştır. Pek çok kişi bu iddiaların
gerçek olduğunu televizyonda canlı yayında izledi.
Yılanlar bebeklerinin en yakın oyuncağı oluverir. Böyle
bir inanç içerisinde büyüyen bebeğe yılanlar gerçekten
de zarar vermez. Ailenin babası, televizyon ekranında
elini zehirli bir yılana ısırttırmış ve zehir ona zarar
vermemiştir. İnsan fizyolojisinin savunma sistemi,
inanç sisteminden etkilenerek şekillenir.
Bir başkası akrebin kendini sokamayacağına inanır,
inancı iman derecesinde güçlüdür. Bu yüzden akrep
onu sokamaz. Eğer inancı çok güçlü ise bu inancının
etkisini bir başkasının ruhsal kimliğine transfer
edebilir. “Efsunlama,” “el alma” veya “el verme”
dedikleri bu yöntemlerle, ruhsal yeteneklerin bir
başkasına transfer edilmesi mümkündür. Nazar
gerçeği ve büyü olayları bu transferin değişik
yansımaları olarak asırlarca karşımızda duruyor.
f ) Su Bulmak:
Malatyalı asker arkadaşım Bayram Karaahmetoğlu çalı
parçasıyla yer altındaki suyun yerini bulma yeteneğini
bana öğretmek istedi.
Ruhsal bir pratiği “başaracağıma iman gücünde
inanırsam” gerçekleştirebileceğimi biliyordum.
İnancımı Bayram gibi iman derecesinde güçlendirmek
için onunla birlikte çalışarak üç adımlı bir yol izledim:
a)Önce yaptıklarını keskin bir dikkatle gördüm, her
şeyi tüm canlılığıyla dinledim ve elindeki gücü
hissetmek için çalıya dokundum. Yaptığını iyice
algıladıktan sonra,
b)Kendim yapmaya başladım ve aynı görüntüyü, sesi,
dokunsal algıyı canlandırdım. Bunu başardığımda
inancı kavramıştım ve sıra onu geliştirmeye gelmişti,
c)Çalışırken aynı görüntüleri, sesi ve dokunsal algıyı
zihinsel olarak tüm canlılıklarıyla ruhumun derinlerinde
görmek için elimden geleni yaptım.
Israrlı denemelerim sonucunda, aynı çalı benim elimde
de suyun olduğu yeri gösteriyor; suyun akış yönüne
göre çalı, hissedilebilir bir güç tarafından aşağıya veya
yukarıya doğru hareket ettiriliyordu. İlk sıralarda
benim elimde üretilen güç, Bayram’ın elinde üretilen
güçten çok daha zayıftı. Ama denedikçe yapabildiğime
dair imanım besleniyor ve gittikçe, elimde karşı
konulmaz bir güç üretiliyordu. Diğer arkadaşlardan
bazıları da aynı şeyi denediler; ama benim ulaştığım
sonuca ulaşamadılar. Çünkü ben inanmıştım.
Bu gerçeğin sırrını tabiat kanunlarına odaklanan
maddeci bilim açıklayamaz. Bu örneğe benzer şekilde,
ellerini yaprakları üzerinde gezdirerek, yerin altındaki
patateslerin yeterince olgunlaşıp olgunlaşmadıklarını
ellerindeki ısıyla anlayan Aborjinlerin yaptıkları da
tamamen ruhsaldır.

M@D_VIPer 09-23-2006 10:42 PM

II-İmanı Nasıl Geliştireceksiniz?
İman gücünü nasıl kullanacaksınız?
1. Engel Kaldırma:
Yeni bir inanç geliştirmek veya eski bir inancı
değiştirmek istediğinizde, sizi engellemek isteyecek
çok güçlü iç ve dış mesajlarla karşılaşacaksınız. İlk
adım bu engelleri kaldırmaktır.
Engelleyici dış mesajlar: Diğer insanların size veya
ortama söyledikleri, yazdıkları her olumsuz söz,
bilincinize saldıran bir telkindir. Ayrıca diğer insanların
hayatlarında gördüğünüz olumsuzlukları da kendinize
kıyaslarsınız, onları kopyalarsınız; aynı çerçevede
kendinizin de başarısız olacağınızı sanırsınız. Örneğin:
“Torpili olmadığı için kaybetti; benim torpilim yok, ben
de kaybedeceğim.”
Engelleyici iç mesajlar: Kendi geçmişinizin ve
tecrübelerinizin etkisiyle kendinizi sınırlayıcı sözler
söyleyebilir ve bu sözleri, zamanla emin olduğunuz
doğrular hâline getirebilirsiniz. Somut geçmişinize
ilişkin sınırlar ve onlar hakkında kabullendikleriniz,
geleceğiniz için büyük bir çelik kafese dönüşebilir.
Örneğin: “İki defa bu sınava girdim ve kaybettim.
Demek ki hiç kazanamayacağım. Ben kaybetmeye
mahkumum.”
Bir iman geliştirmek istediğinizde, öncelikle bu iki
olumsuz alanı zihninizden silmeniz gerekir. Her iki
alanı, “telkinler ve olaylar” açısından ele alacağız:

M@D_VIPer 09-23-2006 10:42 PM

a) Dış Mesajlar:
aa) Dış Telkinler:
Gelişimimize yönelen en büyük saldırının kaynağı,
kendilerini başarısızlığa mahkûm etmiş olan diğer
insanlardır: “Yapamazsın, başarılamaz” derler. Çünkü
onlar pek çok başarısızlık yaşadılar, kendi sınırlarını
biliyorlar ve herkesi o sınırların içine hapsetmek
istiyorlar.
İyi bir insansanız, size “kötüsünüz” denildiği için kötü
olur musunuz? Katile, “kahraman” demek, onu
kahraman yapar mı? Başkalarının yorumu ve telkiniyle
kimliğimiz değişmediğine göre, “başaramazsın”
diyenlere niçin inanacağız?
Bizim topluluğumuzda özgüven zayıftır. Çocuklukta
kendimizi anne babamızın yorumlarına göre
anlamlandırarak dış referansın altında ezildik.
Çocuğuna elbise alan anne, ilk aşıyı yapıyor çocuğuna;
“hemen gidip babamıza gösterelim, bakalım beğenmiş
mi?” Neden önce, “sen beğendin mi, bunu alalım mı”
diye sormuyorlar? Liderler, iç referansları kuvvetli
olanlar arasından çıkmıştır.
Denge kuracağız. Kimseyi dinlemeden burnunun
ucuna gitmek de doğru değil. Orta yolu şudur:
Çevreden gelen sınırlayıcı yorumların tümünü dışlayın.
Sizi aşağılamaları veya taktir etmeleri önemli değildir.
Önümüze çıkan tüm engeller aşılabilir engellerdir.
Engelleri ve imkânsızlıkları dinledikçe, bu işin imkânsız
olduğuna dair inancınız pekişir. Dikkate almak için
sadece bir defa dinlemeniz yeter. Bundan sonraki her
dinleyiş, zararlı bir telkine dönüşecektir. Sınırlayıcı
telkinlerin hepsi tecrübelere; ama, başarısızların
tecrübelerine dayanır. Kötü tecrübelerinden ders
alalım, ama onları kopyalamayalım.
Onlar, “o okul çok zor; yüksek zekâlı öğrencileri
alıyorlar, sen ise o kadar iyi değilsin” derler. Siz,
“olabilir, ama ben en zeki öğrencilerden daha
zeki olmanın bir yolunu kesinlikle bulabilirim,
aradıkları yüksek zekâlı kişi olmamı, benden
başka hiç bir şey engelleyemez” deyin.
Şimdiye kadar sınırlayıcı pek çok sözü söylenirken
duydum: “Ne kadar çabuk unutuyorsun, boşuna
uğraşma, hayallerine acırım, hayatını boş işlerde heba
ediyorsun, herkes kendini şair sanıyor, yazarlığı da
çocuk oyuncağı yaptılar, Karadeniz’de gemileri batmış
gibisin, çok yaşlanmışsın, çökmüşsün, kimse onu
yenemedi, can sıkıyorsun, sorumsuzsun...” Bu
yorumlardan bazıları, hakkımızdaki bir gerçeğin ifadesi
olabilir. Eğer öyleyle onlara teslim olmamalı, bu tür
özelliklerimiz varsa, değiştirmeye adanmalıyız.
Hakkımızdaki yorumlara kayıtsız kaldığımızda,
zaman içerisinde bizi gerçekten söyledikleri gibi
yapacaklardır. Reddetmemek kabul etmektir;
yok etmezseniz var olurlar. Onların farkına
varmanız; gerçeği ifade etmiyorlarsa, bilinçli ve kasıtlı
şekilde kendi zihninizde reddetmeniz gerekir.

M@D_VIPer 09-23-2006 10:42 PM

ab) Dış Olaylar
Dış dünyada somut başarısızlık örnekleri
gözlemleyeceksiniz ve onları kendinize nispet
edeceksiniz. Onlara bakarak “filân şirketin patronu şu
kadar yetenekli ve güçlü olduğu halde iflas etti; ben
ondan daha güçsüz olduğuma göre, kesinlikle
kaybederim” diyebilirsiniz. Seyrettiğiniz filmler,
sokaklarda gözlemledikleriniz, gazete sayfalarında
okuduğunuz haberler, bilincinizi yoğuran telkinlerdir.
Herkes kaybederken kaybedenler, sıradan insanlardır.
Beyaz koyunlar ileri doğru yürütülürken, kırmızı koyun
da ileri doğru yürür. Oysa çoban köpeği etrafta
dolaşır. Başarı, herkes gibi olmayı değil, hiç kimse gibi
olmamayı gerektirir. Yani özgün olmayı, taklit
etmemeyi, farklı olmayı gerektirir. Yüzlerce sanatçı
arabesk okur; ama, Orhan Gencebay gibi kimse
yoktur. Binlerce siyasetçi arasında Tayyip Erdoğan gibi
kimse yoktur. Karl Marks’ın tam bir kopyası olan
kimse gösteremezsiniz.
Birisi kaybetmişse, bir yerlerde hata yapmış olmalıdır;
bize düşen, onlardan ders alıp o hatadan kurtulmaktır;
kaybedişlerine bakarak vazgeçmek değil. Başarı
hikâyelerinden çok, başarısızlık hikâyelerine itimat
ediyoruz. On kişinin “işe yarıyor” dediği yöntem
hakkında birisi “işe yaramıyor” dediğinde, tüm
inancımızı sarsıyoruz. Çünkü geçmişte hedefimize bizi
ulaştırmayan tecrübeler, bizi başarısızlığı
kabullenmeye ve meşrulaştırmaya hazır tutuyor.
“Bir durum gerçekse, onu kabullenmemiz gerekmez
mi” diyorsunuz. Kabullenmek istediğinizin,
değişebileceğini iddia ediyorum. Gerçek olan,
evrensel olandır. Bir işi başarabilen en az bir kişi
varsa, o işi başaramamak evrensel bir gerçek olamaz.
Amacınız sınırlarınızı aşmayı başarmak değil mi?
Yenilgiyi kolaylaştırmak mı istiyorsunuz? Belki sınırları
tamamen aşabilecek kadar yaşayamayacaksınız; ama
size aktardığımız gibi düşünürseniz, en azından
başarısızlığa mahkûmiyetten kurtulacaksınız; önünüzü
açık tutacaksınız. Başaracağına inanmak, belki
kesin başarıyı getirmeye yetmeyebilir; ama,
başaramayacağına inanmak, kesin başarısızlığı
getirecektir.
Üniversite sınavını kaybedenlerden etkilenerek, sizin
de kaybedebileceğiniz inancını geliştirmeyin. Çünkü
bazıları hâlâ kazanıyor. Bütün öğrenciler Türkiye
üniversitelerine sığmazsa, herkesin başarısı, sistemi
yeni üniversiteler açmaya zorlar. Ülkenizdeki sistem
tıkanmışsa, Dünya üniversiteleri sizi bekliyor. Bütün
üniversiteler kapanmışsa, hayatınızı bir üniversiteye
çevirmenize ne engel olabilir?
Ekonominin bozulması yüzünden şirketler birer birer
iflâs ediyorsa, iflâs edeceğiniz endişesine kapılmayın.
Çünkü bu ortam sayesinde daha da büyümeyi
başaranlar var. Kansere yakalanmışsanız,
yakalananların çoğunluğuyla aynı sonucu
paylaşacağınız inancına kapılmayın. Çünkü kanseri
aşmayı başaranlar var.
Değiştiremeyeceğiniz inançlar, hiç bir istisnası
olmayan evrensel durumlar üzerine kurulu inançlardır:
Yaşlanacaksınız ve öleceksiniz. Cinsiyetiniz doğuştan
ne ise odur. Herkesi sınırlayan sınır, onunla mücadele
edilemeyecek sınırdır. Bunun dışında, başarı yolculuğu
sınırsızdır.

M@D_VIPer 09-23-2006 10:42 PM

b) İç Mesajlar:
ba) İç Telkinler:
Bunlar kökleşmiş yıkıcı inançlarımızın kendimize ifade
ettiğimiz biçimleridir: “Bu kötü alışkanlıktan
kurtulamam, hafıza sorunumu çözemem, onunla
barışamam, hastalığımı yenemem.” Bu ifadeleri
gördüğünüz yerde öldürün.
Biyolojik ve zihinsel sınırlarımızın varlığı inkâr
edilemez. Doğrudur, 80 yasında bir insan 20 yaşında
bir genç gibi hızlı koşamayabilir. Ama 80 yaşında bir
dervişin, odasından kalkıp bir gecede dünyanın arka
tarafında dolaşması mümkündür. Mevcut sınırlarınızı
kalıcı ve asla değişemez görürseniz, o sınırları aşmanız
engellenir. Telkinlerle ürettiğiniz zihinsel sınırları
kaldırdığınızda, belki hayallerinizden geçen her
mümkün olayı gerçekleştirebilecek kadar uzun
yaşamayacaksınız; ama, elde edeceğiniz ilk fayda
“sınırlarınızı sürekli aşmanız” olacaktır. Hedefe
ulaşmanın bir yolu kapanmışsa, açılabilecek başka bir
yol vardır.
Yürüyerek Dünyayı dolaşmak amacıyla yola mı
çıktınız? İşin zorluğunu boş verin, karar vermişseniz,
yürüyün. Zorluğu düşünmek kapasitenizin çok küçük
bir bölümünü kullanmanıza izin verecektir.
Temel ile Cemal yüzerek Amerika’ya gitmek üzere
Trabzon’dan yola çıkarlar. İstanbul, Çanakkale ve
nihayet Cebelitarık boğazından geçerek okyanusa
açılırlar. New York yakınlarındaki Hürriyet Anıtı
göründüğü sırada,Temel Cemal’e seslenir: “Cemal ben
yoruldum, geri döniyrum.” Biz çoğu zaman, hedefin
tam kapısından geri dönen insanlarız.
Eğer zorluğu düşünecekseniz, neden böyle bir
yolculuğa çıkıyorsunuz? Ya yapın, ya da yapmayın. Biz
hem yapmaya kalkışıyoruz; hem de kendimize engel
oluyoruz; bu mantıklı değil.

M@D_VIPer 09-23-2006 10:42 PM

bb) Kişisel Olaylar
Elli defa devrilen bir güreşçi, artık hep devrileceğini
sanır. Kimse 30 gün sonra yağmur yağıp
yağmayacağından emin değildir; ama, 30 gün sonra
sabahın mutlaka Güneşle birlikte aydınlanacağını
biliriz. Çünkü Güneşi her sabah orada görerek emin
olduk.
Bugünkü olumsuz inançlarımızın temelinde geçmiş
tecrübelerimiz gizleniyor. Yıllardır yaptıklarımıza razı
olursak, yıllarca neler yapacağımızı belirleriz. Eğer
geçmişin şimdiki gününüzü ve inançlarınızı
belirlemesine izin veriyorsanız, bu yolla geleceğinizi de
belirlemiş oluyorsunuz. Çünkü insan nasıl yaşarsa,
öyle yaşamaya davam eder ve nasıl devam ederse
öyle ölür. Gelecek, varlığını geçmişe dayandırır. Kendi
akışına terk edildiğinde, kötü geçmiş kötü
gelecek; iyi geçmiş de iyi gelecek üretecektir.
Gidişat iyiyse harika; ama, değilse çizgiyi hemen şimdi
kırmak zorundayız.
Ondan nefret ediyorsunuz. Çünkü yıllardır küçük
hatalarına odaklandınız ve odaklandıkça büyüdüler.
Korkuyorsunuz; çünkü önce karanlıktan, sonra
gölgeden tedirgin oldunuz; böcekten çekindiniz ve gün
geldi korkunuz dev gibi bir ağaç oldu. Çin işkencesidir
bu: Kurbanı sabit bir yere bağlarlar ve başının üstüne
koydukları depodan, her saniye bir damla suyun
başının tepesine damlamasını sağlarlar. İlk sıralar
suyun damlayışı eğlencelidir. Ama 600 veya 800
damladan sonra işin rengi değişir; her damla su,
kurbanın beynine balyoz gibi iner. Sonunda kafa
kemiği çatlar.
Pek çok insanın yaşadığı depresyon patlamasının
altında, su damlası kadar ince, basit ve hafif
problemler vardır. Ama o problemlerin binlerce kez
zihinlerinden geçmesine izin verirler. Altında inledikleri
acının gerçek dünyada var olmadığının, sadece kendi
zihinlerinde üretildiğinin farkında değiller. Dertlerini
anlattıklarında, ne kadar küçük problemlerin onları
tank gibi ezdiğine şaşarsınız. Oysa gülüp geçilecek
kadar basit olduğunu gördüğünüz o problemleri, aynı
süreklilikle siz de yaşasaydınız, aynı patlama sizin
dünyanızı da kuşatacaktı.
Adam, istediği televizyon kanalını açmadı diye eşini
öldürmüştür. Bir köylü, komşunun çocuğu horozunu
kovaladı diye, çocuğu öldürmüş; çıkan kan davası
üzerine iki aileden dört kişi ölmüştür. Bir tane dersi
zayıf geldi diye küçük kız intihar etmiştir. Ev yansa,
deprem olsa, dağlar patlasa, bir cana değer mi? Asıl
sorun yılların içinde damla damla biriktirilmiştir. Sorun
damlalarından, sorun okyanusları çıkmıştır.

M@D_VIPer 09-23-2006 10:42 PM

2. Eylem Üretme
Hakkımızda emin olduğumuz inançların gelişiminde,
defalarca yaptığımız eylemlerin büyük payı vardır.
Defalarca yaptığınız şeyin sabit bir özelliğiniz hâline
geldiğinden emin olursunuz. Şimdiye kadar size gelen
her soruyu çözmüşseniz, bundan sonra gelecek
soruları da çözeceğinizden emin olursunuz. Bu eminlik
duygusu geçmişteki eylemlerinizden beslenerek
gelişmiştir ve gelecek eylemlerinizi de belirleyecektir.
Şu hâlde, büyük inançlar geliştirmek için, işe küçük
eylemleri tekrar ederek başlayacağız. Küçük eylem
büyük benzerinin örneğidir ve zihinde oluşturacağı
etki, büyüğünden farklı olmayacaktır.
a) Basit Eylemler:
Küçük başarılar, büyük başarıların üreticisidir.
Denediğinizde başardığınız her şey, size
yapabileceğinizi söyleyen bir telkindir. Yaptıkça
yapabildiğinizi görürsünüz. Her başarı daha büyük
başarıyı üretecektir.
Derin bilincimizdeki iman buzdağının önemli bir
parçasını tecrübelerimiz oluşturur. Her şeyden ve
herkesten çok, yaptıklarınıza inanırsınız. Telkinlerle
yetinmeyin, yapın. İp cambazı olmak için kontrollü
olarak ipte yürümeniz gerekir. Çıtayı gittikçe
arttırırsınız. Her defasında size güven gelir,
yapabildiğinizi görürsünüz ve bir üst düzeye geçmeye
cesâret edersiniz.
Yazar olmak istiyorsunuz: Bugün bir cümle yazın,
yarın ve ertesi gün bir paragraf yazın. Takip eden iki
gün bir sayfa yazın. Her hafta yazdığınız miktarı
arttırın. İlk başladığınız andan geliştiğiniz her düzeye
kadar sürekli, ne yapabildiğinizin farkında olun. Kısa
süre içerisinde “yazabileceğiniz” inancının geliştiğini
göreceksiniz.
Hafızanızın kötü olduğuna mı inanıyorsunuz? Bu hafta
boyunca her gün bir vecize ezberleyin. Gelecek hafta
sayıyı günde ikiye, sonraki hafta dörde çıkarın. İki ay
sonra hafızanıza şaşıracaksınız; kazandığınız güvenin
ürettiği iman, kendi içinden hafızanızı besleyecektir.
Geliştirmek istediğiniz inançları tespit edin. Sonra da
çok küçük örnekleriyle yola çıkın. En alt düzeyi çok iyi
yaptığınızı anladığınızda çıtayı yükseltin.

M@D_VIPer 09-23-2006 10:43 PM

b) Tekrarlı Eylemler
Tekrar ettiğiniz her eylem zaman içinde
mükemmelleşir. Bir iş size zor ve can sıkıcı gelebilir;
üzerine gidin ve onu tekrar yapın. Her defasında
kolaylaştığını göreceksiniz. Dost FM stüdyosuna ilk
girdiğim gün, hata yapma korkusuyla nefesim
kesiliyordu. Şimdi ağzımı açıyorum ve kelimeler
dökülüyor.
İyi yapamadığınıza inandığınız bir yetenek mi var?
Onu bir daha yapın. Aynısını bir daha. Bıkmayın ve
tekrar edin. Bu tekrarlar, gerekli olan eminlik
duygusunu yakın gelecekte inşa edecek ve
endişeleriniz sizi rahat bırakacaktır.
İlk başlarda yaşadığınız zorluklar zaman içerisinde
tamamen ortadan kalkacaktır. Bu yüzden önünüze
çıkan her fırsatı değerlendirin. Her göreve gönüllü
olarak koşun, her hizmeti omuzlamaya hazır olun.
Çevrenizde çeşitli sosyal hizmetlerle, vakıf veya
dernek faaliyetleriyle karşılaşacaksınız. Çoğu zaman
amatör insanların desteklerine muhtaçtırlar. Hiçbir
karşılık beklemeden çalışın. Alacağınız en büyük
karşılık, geliştireceğiniz yetenekler olacaktır. İyice
geliştiklerinde, artık sizi aranan bir insan hâline
getireceklerdir.

M@D_VIPer 09-23-2006 10:43 PM

3-)Hayal Üretme

a) Gerçek Kurgulama
Arzularınızı yaşadığınızı hayal ederseniz ne olur?
Görüntüleri, sesleri, kokuyu ve tadı hayalen defalarca
yaşayın. Gerçek kurgulama, gerçekten de sahip olmak
istediğiniz, karar verdiğiniz ve başarmayı
hedeflediğiniz konular üzerinde olmalıdır.
Hayal, telkinin en kolay biçimidir. Aslında zihninizde
dolaşan her şey, kendinize yapılmasına izin
verdiğiniz birer telkindir. Sadece kelimelerle değil,
görüntülerle ve duygularla da telkin yaparsınız. O
zaman geleceğinizi ve yapmak istediklerinizi beş
duyunuzu kullanarak hayal edin.
Hepimizin her dalgın zamanında yaptığı, daldan dala,
kontrolsüz ve çağrışımların yönettiği hayali kast
etmiyorum. Sizin kendi bilincinizle yaptığınız ve
odaktan sapmadan, ne kadar süreceğini sizin
belirleyeceğiniz hayalden söz ediyorum. Kontrolsüz
hayal, zihin için öldürücü bir düşmandır;
düşünce ve analiz yeteneğini köreltir. Ama
hayali bir kontrolünüze aldığınızda, tüm
yeteneklerinizin temeli hâline geliverir. Hayal
sürekli bombardıman eden bir silahtır. Onu elinize
aldığınızda yalnızca düşmanlarınıza ateş eder; onu
kendi başına bıraktığınızda, bombalanacakların
başında siz gelirsiniz. Einstein’in, “bilimden önemlidir”
dediği hayal, kontrollü, kasıtlı ve bilinçli hayaldir.
Hayaliniz tam ve canlı olmalıdır; ne istiyorsanız onu
alabildiğince net ve açık görüntüleyin. Harika bir eviniz
olsun istiyorsunuz: İki katlı, dik yapılı kiremit çatısı
olan. 150 metrekare zemin üzerine kurulmuş, sekiz
pencereli, dört odalı. Dış duvarlarının rengi pembe, iç
duvarları krem rengi, pencereleri ahşap. Bahçenizde
beş tane 30 metre uzunluğunda kavak ağacı var,
çimler beş santim ve yemyeşil, gül çiçekleri açtığında
her yer kıpkırmızı oluyor. 20 metrekare bir havuz
yapmışsınız, fıskiyenizden bir metre yüksekliğe
fışkıran suyun sesini dinliyorken, sağ taraftan hafifçe
esen rüzgârla dans eden uğultulu ağaç yapraklarını
seyrediyorsunuz. Tertemiz bahar ve ot kokusu
bahçenizdeki güllerin kokusuna karışıyor. Serçe
kuşlarını görüyorsunuz, ağaçlarınızın dallarında
cıvıldaşıyorlar. Ne kadar net canlandırabilirseniz, o
kadar güçlü telkin edersiniz. Hayatınız, en güçlü
telkinin yönetimi altında geçecektir.
Özetle: Kurduğunuz hayallerde tüm renkleri görün,
eşyalara dokunun, hayali ortamdaki sesleri işitin,
onları koklayın, yenebilir şeylerse, onları hayalen
tadın. Dahası, kurgunuzun sabit bir resim değil,
sürekli hareket eden bir film olmasını sağlayın. Filmi
hayalinizde ileriye ve geriye doğru kare kare sarın.
Diyelim ki, toplum önünde cesaretle konuşabildiğinize
dair bir iman geliştireceksiniz: Kendinizi binlerce
insanın huzurunda konuşurken hayal edin. Kendi
sesinizi yakından ve dinleyiciler tarafından, ağzınızdan
ve mikrofondan dinleyin. Kendinizi yanınızdan ve
dinleyiciler tarafından, üstten, arkadan ve yandan
görün. Dinleyicilerdeki hareketleri, sizin sahnedeki
hareketlerinizi canlandırın. Ne kadar rahat ve başarılı
konuşabildiğinizi hayal edin. Filmi baştan sona,
sondan başa izleyin.
Geliştirmek istediğiniz tüm iman alanlarında
kuracağınız bu tür hayaller, sizi çok derinlerinizden
besleyecek, içten içe büyük bir cesaret ve özgüven
geliştirdiğinizi göreceksiniz.
Yalnız, sözünü ettiğimiz hayali ne kadar
canlandırabildiğiniz çok önemlidir. Eğer boyutlar hayal
meyal beliriyorsa, ortamı siyah beyaz görüyorsanız,
hayalinizin imanınız üzerindeki etkisi zayıf kalır. Bu
durumda aynı hayale daha fazla başvurmanız ve onu
daha çok tekrar etmeniz gerekir. Etkin canlandırma
yeteneğini öğrenmek için NLP’nin Duyusal Alt
Biçemleri geliştirme tekniklerini uygulayabilirsiniz.(17)
Herkesin hayali ve arzuları farklıdır. Neyi kazanmak
istiyorsanız, nereye gitmek ve nerede, kiminle olmak
istiyorsanız, “sanki olmuş gibi” geleceğinizi görün.
Hayalinizde gördüğünüzü, gözlerinizle de
göreceğinizden eminim. İnsan inandı mı, artık
kaderin sahibi onun durdurulmasına izin vermez.


Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 08:52 AM

Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11   Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.