![]() |
Neyse
Artık biliyorum yalnızlığı.Süpriz değildi bu ayrılık. Pembe bulutlara asılı kalamazdım daha fazla. Hayallerimi de çekemezdi zaten,göğe kurduğum sarmaşık merdivenler. Düşlerle gerçekler arasında gel-gitlerdeyken, sabun köpüğünden bakabildim hayata. İnan, canımı acıtmadı gitmelerin.Sen özgür *******in adamısın,bensiz sabahların. Göğsünde ki deli taylar gibi, dört nala yaşarsın aşkları. Gecenin kucağında, kızıl sevişlerde,kimbilir kaç çeşni bedenden düşmüştür terler tenine.İnan, paylaşmaktan korkmadım seni.Benim olmayacağını biliyordum zaten. Sadece büyümeyi öğretmeni istedim. Yıldız gözlerinde dolunay gibi olgunlaşmayı. Küçük yüreğimdeki büyük ateşten, bir kıvılcım sıçratabilsem gözlerine yeterdi..Yine yangınında kaldı pembe düşlerim, isine bulandı ayrılığın.Yine koru elimde kaldı sevdanın.Sen bilmezsin, külleri bile acıtmakta canımı ya...neyse! Sakın üzülme sevdam...küçüğün buna da güler geçer.. Sen mutlu ol, bu bana yeter. Arzu Altınçiçek |
Gibi
Maviye çalar hüznüm Biraz uçuk Biraz asi İsyan eden okyanuslar gibi. Yeşile çalan gözlerin Yosun kokusunda Cennet resimleri olur hani.. Her tonuna damlamış Sarıya çalan saçlarına Hazan düşmüş misali Biraz kuru Biraz uzun Sonbahar *******i Beyaza çalan yüreğin Biraz solgun Biraz yorgun Titrekliği buzlardan Kanı çekilmiş ama ölüme susar gibi Arzu Altınçiçek |
Gidiyor-uz
Baktıkça gözlerime, yabancılaşan bir ben var karşımda. Kirpiklerim birleşirken, o küçük aralığında sen, sen öyle büyüyorsun ki gözbebeğimde, sızısında kayboluyor umutlarım. Aynalar yansıtıyor sen yanımı. Özlüyorum... – Adım başı, adım başı sen çıkarsın karşıma- oysa sadece sesinle baş başayım bende olduğundan beri. Kulağımdan kurşun gibi geçer yüreğine dokunan nihaventler. Başkalarına işlediğin kalemin ince ince kanatır dilime doladığım ismini. Satır aralarında sendeliyorum –seni seviyorumlarda- düşüyorum peşinsıra düşlerine...düşlerime. Yitiyorum... Kıvranıyorum yedi karanfilin girintilerinde. Ah! bu şarkılar olmasa öyle çabuk alışırdım ki yokluğuna. Seni gördüğümden beri tek renk açar sabahımda, güneşimde portakal çiçekleri. Günlerim sen kokulu. ******* ayaz vurgunu. Buz kesiklerinde uykularım. Yatağımın yarısı depremlerde. Ağlıyorum... Toprak kaymış da sanki alıp götürmüş tenini tenimden, sular seller altında kaldı hayalin gözlerimde. Ellerim, ellerim ne kadar boş, saçlarım ne kadar dağıldı rüzgarından...ya yokluğun! Bir varmış, bir yokmuş ya hani masallarda. Hep var’ım ol desem? hep varım ol! Bin bir telaş, Susuyorum. Keşkeler dizilmeye başlandı işte... geç kalınmış zaman kum kum batıyor büyüdüğün gözbebeğime. Canım acıyor, canım. Arzularım korkularımın gölgesinde. Çıkmaz bir yolun girişinde kördüğümüz. Oysa ipin bir ucu sende, bir ucu bende. Çözmüyoruz, çözülmüyoruz. Başladı fısıltı kuşlarıyla uyanmaya şehir. Saatler birazdan seni vuracak yüzüme. Manşet gibi yorgun aşkları yüklediğim beyaz bulutlar penceremde. Bense çalınmamış şarkılar söyleyeceğim daha, yazılmamış şiirlerde haykıracağım seni. Sen! yüreğimde saklım, aklımın yarısı sende. Ulaşamadığım bir noktada, maviliklerdesin şimdi. Martıların eşlik ettiği bir vapurun güvertesinde. Benim için de bak Kız kulesine, deniz analarına, beyaz köpüklere, başka yüzlere. Sen gibi bakmak istedim bu sabah, sen gibi olmak, sen olmak, ötesi sende olmak. Sen! yasaklım, nefesimin yarısı sende. Sustuklarım, sevebilme ihtimallerinin ötesinde. Saat dokuzu vuruyor ve dokuz boğum oluyorsun boğazımda, yutkunamıyorum. Masamda bana bakıyor, şiirlerin çığlık çığlığa olduğu bir gecede avucuma bıraktığın yapraksız karanfiller. Oysa tenimdeki parmak uçlarınla işleyecektim kıvrımlarını, öpersen hani bir gün, yüzümdeki kırmızıyı damlatacaktım üzerine. Avucumdan düşerken ellerin, keşke...ah keşke, şahit olmasaydım hayallerinin intihar saatlerine. Gelemiyorsun, gidiyorum...k a r a n f i l l e r a r d ı m ı z s ı r a y a s t a...ö y l e c e Arzu Altınçiçek |
Gidiyorum
Kırık bir cam ardındayım Ormanda saçlarını tarıyan rüzgarın sesi çınlatıyor odamı Sözüm ona” İspanyol Meyhane’sinde bir kadın Çığlık çığlığa şarkı söylüyor” Şimdi kadınlar sadece ağlıyor Şişeler boş İnceden bir sızı var kalemimde Katlanmış duygularda Mürekkebim son damlasıyla Direniyor Hep biraz daha ses vermek istiyor içim Ağlarken biraz daha güldürmek başkasını gidiyorum beyaz kağıtlar kolumun altına Kalemim vemasam Eteğimde soğuk ve acı … Arzu Altınçiçek |
Gittiğin gün
Gittiğin gün Bitişiydi hayatın Yarım kalan hazirandı Dudağıma geçmiş dişlerin sebebi Göz kıyılarımda Gel gitlerdi anılar Tenimde İçimde Canımda Bir gecede Bir ömürlük candı Döllenen Göğsümde Kanı çekildi aşkın Umudum Katıksız beyaz Kırılan umutlardı Kirpkilerimden tek tek düşen Gönül duvarımda Depremlerdi ******* Elimde Dilimde Yüreğimde Bir gecede Bir anlık ölümdü Döllenen Gittiğin gün Bitişiydi hayatın ...geliyor Diğer yarım haziran Arzu Altınçiçek |
Gittim
Gittim Düşünmediğimi say bıraktıklarımı. Akıtamadığın yaşları görmedim say Gamzelerine dolan kırık gülüşlerde Parmak izlerimin silindiğini say Sesinin kestiği *******eydi vedam Sana değil Düş yolunda Kırık yıldızlardı Kirpiğimde tutunan Giderken de kadınındım Çocuk yanındım Bir o kadar da Sensiz zamanlarda Anı diye Dikenleri topladım Her batığında Yüzsüz kırmızıları Utanmaz tenlerin Her tende Sahte ruhları Aç nefesleri Kırmızıydılar Yine de Kızarmadım Ben, gelincik büyüttüm O sevdalarda Onlar adamlığını Gittim Ne ağlayan adam vardı Ne de ağlanası adam Oysa Sazlar arasında kendini gelincik sanan O kadar çoktu ki Hiç bir AŞK Utanmaz değildir Not: Gittim ile başlayan bölümler Nedim Saatçioğlu'nun Adamlar ağlamaz isimli şiirinden esinlenerek yazılmıştır. Teşekkürler. Arzu Altınçiçek |
Gittin gideli
Gittin gideli aralanmadı bulutlar Güzel bakışlarında süzülemedim Yükseklere her çıkışımda Yakındın bana ...dokunamadım. Daraldığında nefesim Gece gündüz sonsuzluğa bakıp dilenirdim Hani belki baranlar ardında gözlerin doğar Rüzgarlar gülüşünü estirir Bir parça sen kokar şu Ekim ayı ...hissedemedim İki mavi arasında sıkışıp kaldı özlemler Ne olurdu yakın olanında kalsaydın Çıplak ayaklarla dolaştığımda Sıcaklığını, serinliğini hissetseydim Sahile serpilen dalgaların gözyaşında Kum taneleri kadar buse kondurabilseydim Dokunamadığım mavidesin Haykırsam boşlukta asılı kalır hıçkırığımla isyanım Uzansam yıldırımlar kırar kollarımı Ne kadar sessizliğin düşse de damla damla ...yanarım Dost olduğun yıllarıma karışıyorum Şakalaşman, kızdırman çınlıyor bazan şimşek gürültüsüyle Derin bir sensizlik içinde Dolu dolu seni atıyor sıkışan göğsüm ...yutkunuyorum Nefesimi tutuyorum Ne sana can verebiliyorum Nede canımı alabiliyorum Not: Gidişinin üzerinden 6 yıl geçti. Bu gün doğum günün/dü. Ben yine o sahilde pastadaki mumları üflediğin 'sen'i görüyorum. Telefonu açsam karşıma çıkacaksın gibi. Erken gittin... çok erken dostum..seni özlüyoruz. biz yaşadığımız müddetçe sen yaşayacaksın kalbimizde.... meleklerle dans et.. bu gün senin günün.. bu gün seni ananların...özleyenlerin günü... Şimdi bir de adaşın var yüreğimde.. sen ölümde özlem biriktirdin, O ise özletirken öldürdü...rahat uyu can dostum...yitirilen dost yürek! Arzu Altınçiçek |
Gittin...kaldım
İlk baktığında gelincikler açtı yanağımda Farketmedin Ellerin, Ellerin sıcaktı Sesin gibi Sesinde ‘merhaba’ Sesimde dikenler Bedenim sönmüş volkan Nasıl da tutuştu Küllenen arzuları Farketmedin Tenin, Tenin sıcaktı Tenim gibi Teninde yangın Tenimde Nisandın Şarkılar dilsiz Şiirler intiharın eşiğinde Bilmedin Benliğim Nefesinde Rüzgardı -ben gidemedim- ................Sen gittin Arzu Altınçiçek |
Giyinirken
Bluzumun ilk düğmesinde söndü karanlık, Eteklerime süzülürken güneş. Saç örgümde saklı kadınlığım, Yırtmacında çocukluğumla gel git. Yüksek ökçelerimde telaşta zaman Aynada süslü püslü bir yüz. Ben bu muyum? Diz altına inmiş mavi desen Gözlerimde acı kahve… Dudaklarımda pırıltısı akşamki buselerin Yanaklarım gece kadar solgun Çözüldükçe saçlarım Kördüğüm kirpiklerim Bu ben miyim? Bu sabah da yabancı şehir Bu sabah da yabancıyım şehre. Sahi gülüşümdeki kim? Gölgemdeki gülüşe sahip kim? Ellerim yumruk, gözlerim iri İçimde buruk yanım, dipdiri Kayboluşuma sebebim miyim ? ! ! Arzu Altınçiçek |
Neyse... (İstanbul)
I Çıkmaz bir sokağın girişinde Duyuyorum Fısıldayan arnavut taşlarını Meydan okuyor asırlık çınar İlgisiz gözlere Yılların üzerine kına yaktığı tulumba Başı eğik destek alıyor Kuruyan kuyunun beton gövdesinden Sonu yok diye insanlar girmiyor sokağa Hepsi yaşam kavgası içinde Oysa arada soluklanmak gerekir hayatı II Köşe başında Ahşap bir duvara yaslanmışım Elimde simit Siyah beyaz seyre dalmak güzel bu şehri. Küçük insanlar olta atıyor Galata Köprüsü’ nde Yaklaşsam balıklar kaçar …………Büyür insanlar En iyisi burada kalmak III Suskun sokak lambası Altında semt delikanlıları Bir hayal… Ve gitgide teslim oluyor yıllara Rum evlerini saklayan Balat… Fener Yolu Eski resimlerdeki katipler geliyor aklıma Sular ud sesiyle oynaşırken Haliç’ten bir kayık geçiyor Küreğinden düşen damlalar Hatırlatıyor kaybolan laleleri Yok olan huzuru Misketlerin gölgesinde Yuvarlanıyor teneke kutular Karışıyor yoğurtçunun çıngırağına Kapı eşikleri süpürülüyor Akşam çökecek ve çekirdek çıtlatacak komşular Sular dökülüyor çökük kaldırımlara Gün temizleniyor IV Tahta boynuzlarıyla köprü üzerinde beliriyor tramvay Cadde-i kebir de fötr şapkalı adamların kolunda İnce belli bardak çizgisinde hanımların topukları eşlik ediyor Kapalıçarşı’da bakırcıların tak-tuk’larına Süt güyümlerini taşıyan zayıf atın soluğu Karışıyor Haydarpaşa’da ki ağlayışlara Sallanan eller ve mendillerle Oyun oynuyor beyaz güvercinler Uçurtmalar takılı Mihrabad Korusu’nda Yedi tepe omuz omuza horonda Beşibiryerdem düşmüş gerdana mavi taşlı Marmara ve Haliç Eminönü’nde balık ekmek dumanından boğuluyor martılar Kaçıyor Kız Kulesi’ne Üsküdar’da bayram havası Selamsız Yokuşu deseler de kulak asmayın Selam alıp vermeden geçmez insanlar Yüzler hep tanıdık, eller hep dost VI Sabah sabah ahşap kapı üzerindeki kilit açılıyor Sarıyer' deki börekçinin Cankurtaran’da kahvehanede demleniyor çay Salmatomruk’ta galeta fırınından yayılıyor anason kokusu Ve Kanlıca eteğine topladığı kar tanelerini boşaltıyor kaselere Kırmızı geçmiş süzülüyor şerbetçinin semaverinden Ardında Sultanahmet Yankılanıyor ezan Şehirse içli içli akıtıyor yaşını Yerebatan’da Ayasofya ibadette VII Yeni cami önünde insanlar geçiyor ellerinde file İçinde Vakıf zeytini Mısır Çarşısı’nın o gizemi ardına sakladığı büyük kapısı aralanıyor Ve süzülüyor şehir Küçük bir çocuk fırının camına yapışmış Üşüyen ellerini ısıtıyor Yüzünde yalnız gecenin kiri Bilmem kaç numara büyük ayağındaki takunya Kenarı telle sarılı Cebinden ha düştü ha düşecek ezdiği kibrit kutuları Asfalt yatağında kabuslarını taşladığı sapanı Boynunda asılı Sarı damalı taksiler düştü yola Bir de at arabaları Ve bir kadın al basmış gerdanıyla Savurarak şalvarı Yürüyor hızlı hızlı... Kümesten yumurtaları alıyor büyük kızı Eşi kaç yıllık sokak berberinde sinek kaydında Bu gün bayram sabahı.. Ve bir curcuna başlıyor kentte Kadın 25 kuruşu koyuyor tezgaha Sıcak ekmek veriyor fırıncı Çocuk hala camda, Geçiyor yanından ….Çocuk başını eğiyor Kadın durup, geri dönüyor Ekmeğinden bir parça veriyor Sıcak ekmek… Kara ellerinde Beyaz köpükler gibi Dumanında İstanbul tütüyor.. …….. düşlerimde eski bayramlar… ……………………Çocukluğum geldi aklıma işte… VIII Köşe başında Ahşap bir duvara yaslanmışım Elimde simit Siyah beyaz seyre dalmak güzel bu şehri. Bana seslenecek anam-babam olmasa da Kanamasa da dizimde yara Güzeldi çocuk gibi yaşamak.. IX Şimdi beni harcayan İstanbul’da Çocuk olup oynamak vardı ya… Neyse Arzu Altınçiçek |
| Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 06:50 AM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.