![]() |
Gizli kapaklı...diyebilseydim
“iki kuraklık kaldı aramızda ve bir aşk aşk ki yazlık bir duyguydu tersyüz edilmiş yüzünü özlerdik…” (1) Hep saklı kalırdı güneş ardında Bir yelken keserdi maviyle güneşi Ufuklara doğru yuvarlanırdı bulutlar Ufuklar kızıla kanardı Kanardı gece ateş böceklerine Yalnızlığını paylaşır sanırdı Bilmezdi aydınlanan kalabalık yalnızlığını Yazlık bir duyguydu aşk, sadece sıcaktı. “düşünün ki bir duvar hem uzun hem yüksek”(2) Saklanır mıydı sahi yıldızlar Tuğla tuğla sökülürdü ağustosun son gecesi Yıldızlar kayardı, kalırdı gök çıplak Ötesi görünmezdi, renkler adresi kaybetmiş Yağmur sonrası güneşin saçında kurdele olabildi sadece Yüzünü hiç görmedim gökkuşağının Sadece gölgesi uzanırdı yere, onda da gri kayıp Başı ne kadar dik ki; hiç gelmedik yüz yüze Aklımı karıştırıyor, aklımda dünler yitik “beni ayrı koyun aranıza intiharınız olurum oynadığınız en kötü rolünüz olurum”(3) Perde arasından süzerim gözlerimi Sahnede çıplak bir adam Alkışlar çırılçıplak, En ön sırada hep bildik “ben” Senaryo oynandıkça yazılıyor Oyuncu, seyirci, hatta bilet kesen yine “ben” “kalabalığa karışıyor kavuşmalar farkında değiller ayrılığın”(4) Utanılacak bir başroldeyim Rolüm aşk Demişsin ki Akdamar; “-aşktır asi ve korkak olan sadece” (5) Ne büyük aldanış, bilmeden mi gittin Yoksa öğrendin mi, bilmedim Sen gittin, ardın sıra kuşlar Ve Ağustos… -Derken sağanaklar- geldi hoş sen ağustosu da yazdan saymazdın ya! “nisan sonlarındaydım yanlış öpmeler ayındaydım ordaydım”(6) ben ki nisan otuz çocuğuyum Yıl yetmiş Bildiğim öpüşler bu zaman da yanlış Sevişmeler zamansız Benim suçum değil yanlış zamanlar Ama yanlış adamlar benim suçum Ve günahlarım, kadınlığımdan değil…biliyorum Tekrar tekrar hatırlamak her şeyi Ve tekrar tekrar unutmaya çalışmak, boş Dolu olan her gün arasındaki karbon kağıdı Vuruşsuz bir yeri yok “yüzleri hatırlayıp unutmak günlerin suçu değil…” (7) izin ver sil baştan yazayım şiiri hatırlarsın belki toprak altındayken yaşamayı Kımıldar kalbin ve bir gelincik fışkırır topraktan Bilirim ki göğsünden göğe hediye “bana izin ver kaybedeyim izini bir daha” (8) etrafına dizip martıları güneşten bir papatya yapayım gün çiçek olsun, ben gülkedisi “unuttum sanma çiçekleri vazoda sevmezsin sabahlara kadar uğraşır yıldızlardan ******* kopartırım sana bunca geceyi bana bırakıp da gitme” (9) kıyıları kayıp nice şehirler gezdim oysa aysız ve yıldızsızdı gecesi Ben mi kayıptım, şehir mi? bilemedim Kimdim? nerdeydim? Gözlerimi yumup korkularımı atardım caddede Ayaklarım dolanırdı Yürürken gölgemden bile kaçardım Şiirler dilime dolanırdı Hadi gel sustur şimdi! “Kıyısız bir ayrılık yazıyorum bütün mesafeler korkunç bütün düşler el kapısı” (10) Kilitsiz, menteşesiz, hatta pervazsız Ne açılır ne kapanır kapı Sen içerde, ben kapı önünde Eşikte çamur, duvara yaslı kürek Bu kapı… bu kapı neden yatık? Toprak neden kabarık? “ gül götürürsünüz yaşamınızda birilerine ve ölülerinize ne kadar borçlu kalırsınız ki' (11) Gittin Alacaklı olan benim senden. Sarı yağmurlarla ıslanır gülüşlerim Tersine akar çamurlar Tepetaklak gelir zaman kum saatinde Dün güne demlenirken Nasıl da süzülür ince belinden camın Ve nasıl da süzülür gözyaşım Şimdi kırk odalı bir hanın kapısındayım Tavanda asılı aydınlık Ben niye karanlıktayım Anahtar deliğinden süzülür denize sevişken kırmızı Ayaklarımı yalar geçer Ben kapı önünde dikili Kapı yüzüme kapalı Bir şeyler biter. “intihar falan demiyorum düzeltiyorum yalnızca güzeldir yaşamöyküleri ölenlerin yüreklerine sığmayan aşklardan sonra” (12) topal şubatı beklerim yaşlanmak için En azından geç geliyor doğum günü Tabi yirmi dokuzda gelseydim Nisan otuz çocuğuyum Yıl yetmiş Ne şiirlere alıştı kalemim Ne şiirler kalemime Bir yalnızlık türküsüdür gece Bir yalnız türkü çalar ıslığında Ne kadar yabancı buralar karanlıkta Ne kadar ürkütücü Her şeyi, herkesi yutmuş gece yarısı Herkesi ve her şeyi uyutmuş dolunay Ne sabahlar bekler beni Ne ben şehrin sabahını Değil mi ki gün ağardığında her şey yalancı Herkes akşamında yabancı Alışsam neye yarar yanımdakine! Üşür uyku tenimde Çıplak kalır düşler … çekilir Örtü olur senden kalma bir kitap Örtü olur benden sana toprak Sen çıplak, şehir çıplak, şiir çıplak! “Yabancıdır tenime değen her şey Ölçemem ne kadar savrulduğumu bu yüzden Karışırım sislere kimsesizliklere Nasılsa üvey hayattır yalnızlık Alışır yeni gelene” (13) Bir adaya hapsedip kuşları Saklıyorum tanıdık anıları Işıklı bir heykel parlıyor uzakta Yanında dalga dalga bir bayrak Oysa deniz çekilmiş çoktan Göz kıyılarımda kalmış yıldızlar, tek ayak “nereden geliyorsa aklıma gökyüzüne dönüyorum yüzümü bir melodi duyuluyor uzaklardan ağaç kütükleri devrilirken caddeye” (14) Mevsim ağlıyor düşüşlere Örtüyor geçmiş yazı telaşlı kızıl yapraklar Maviye baş kaldırıyorum Leylekler geçiyor sürü sürü Peşi sıra ağlıyorum Anlamaz görenler bir kez daha öldüğümü Yutkunluğuma mühürlüyorum kederleri Gelmiş…bitmiş gitmişse, isyan boşuna Kadere inat, zaman kaybı kavga Yağmur kokar küfürler, bir şeyler küflenir Yeşil değişir elbet, siyah da kirlenir! “duyuyor musun Bir geç vakit sevdası mısın Ağlar mısın Aldırmayacak”(15) Zaman tek ayak ilerlemekte Metal kurşun saplanır her zaman dilimine Dakikalar kanar, saatlerse zaten ölü Küçük ellerim dokunur meleklere, saçlarım örgülü Çizilmiş bir haritada ilerlerim Kaybolduğumu sanırım arada Bilirim bütün yollar sana çıkar ey ölüm! Kaybolsam, bulunsam ne fayda. “bu ikindi sonları yalnızlığa uzanan bu kaçırdığın bakışlar ellerimde kalan bu ellerine ait gölge bu dalgakıranlar bu aramızda kabaran deniz dağılıp dağılıp toplanan bu fırtınalar bu sarı yağmurlar bu güz istasyonları kokusu dizlerime değen bu yabancılık ….gideceksin diye' (16) Saçlarımda dökülen eylül Ben de bir gün geleceğim diye Ama şimdi; -Ömrümden uzun ideallerim var-© N a s ı l s a - ağustos- yazdan s a y ı l m a z! ! ! 31 Ağustos 2006 / yitik şehir Arzu Altınçiçek |
Nice Yıllar
Çiçekleri topladım sadece senin için Elimde bir buket Karanlığın krizantemleri... Yıldızlarmış derdiğim Bir fiyonk çekmişim gök kuşağından Karasını çalmış gözlerin Kokusunu soluklamış saçların ve yaprakları Gülüşün yeşili Umut açan Bir mum yakmışım yitik zamana Gölgesinde titreyen acılar Alevinde özlemlerin Mavi sarı ışığında Güneşin zerreleri ve teninin ateşi bir dilek tuttum sadece senin için Aynaya baktığında Seni sen gibi gören çıksın karşına Yüzüne sürdüğün ellerini tutsun dostların yorgun başını buğulu gözlerini yumduğunda yaslayacağın omuz olsun yanında ve bir gün -neymiş bizim kaderimiz kızım- diyen buruk sesin -mutluyum- desin (baş belan) ve ömrün huzur ve mutlulukla geçsin İyi ki doğdun canısımmmmmmmm.. Arzu Altınçiçek |
Nice yıllara / can yarım
I Karanlık sonrası Bitişi meçhulun Aydınlık nokta Bir çığlık Başlangıcı Bilinmeyen zamanın Bir avuç popoya Şaplak / la Hoş geldin bebek! II Karanlık ve ıslak Kanlı tüneller Tenine duvar Suskunluğuna Islık sessiz harfler Melodisi yok/tu Temmuz şarkısısın Ritmi belirsiz Bitimsiz III Küçük bir isim dudağımda Işığı büyük Şimal’im Bahar sonrası Mevsimsiz Güneşim Oyuncağı kurulu İpsiz topacımda Çocuk yanım IV Büyüme telaşında bilemedim Yuvarlanan Bilyeymiş dünya Mavi – sarıda Dövülü yeşil Anasıymış dört mevsimin Ters dönmüş bisiklet tekerinde Zamanlarsa Öksüz V Büyüme sevdası Ne zaman tuttu elimi Bilmedim Çocuk olmak vardı Yatırılınca uyumak Şimdi sen gibi Saç çekmekten öte Hayat öyle kavgacı ki Eli sopalı VI Ben- Hep teslimiyetteyim Mutlu anları Başkası Başkaları Başkalarının Öncelikleri Önde olurdu Önceliklerimin VII Üzmemek adına Üzmek kendimi Doğru bu ya! Sevilmekden önce Sevmek Gerçek bu ya Benden önce O / Onlar İnsanlık ya! VIII Büyümeni istemem aslında Büyüdükçe küçülen insanların Gülmek için ağlatan gözlerin dünyasında IX Keşke Bir memeden süt çektiğin ellerine göre olsa hayat İki avuç arasında Oysa Tırnaklarınla tırmanırken Arasında kalandır yaşamak demişlerdi Belki de Tırnaklarım kısa diye Yaşamdan sıyrılışım X Yarınlarında olmadığım günler için de Seni seviyorum XI Sunulmuş Tadılmış Sevilmiş Doyumsuz Tarifsiz Leziz Katıksız Katkısız Aşk tatlım XII Şimal’im Can yarım Nice yıllar. Arzu Altınçiçek |
Gönül karası
“Döndüm! Ellerinin özlemi bitirdi her şeyi Uzaktan gelen her ses Gözümün iliştiği herkes ‘sen’ olduğu için döndüm” syf.13 Oysa batık bir şehir burası Kirli suların doldurduğu çukurları örtülü. Görünen dingin olsa da İçi bin bir tuzakla dolu. “…ve çatlamış sabrımla ‘bütün’ döndüm! şelaleler üstüme aktı tüm gün.” Syf.13 Oysa her ayak izimde çatlamıştı yol Kuraktı toprak, çok da geçmedi aslında gidişim Bu kadar çabuk neden özlenir insan Bilmeden döndüm! “…ve işte aşkın en sızılı yerinde yeminleri bir ekmekle kırıp, Senin için döndüm! ” syf.13 Günahkârım halâ belki de Belki de yeminim yemin bile değildi Ama sızardım duvar diplerinde Nefesim üç kuruşluk şarap kokusu Olsa olsa günahım budur ya da değildir Kim cennetlik ki bu dünyada Hele ki sevda uğrunaysa yalanlar Ve sevda uğrunaysa yeminden dönmeler Aslında şeytan aşksa, günahkar ben değilim. “Öfkemi bir ipe sarmalıyım” syf.15 İp, kefenimden sökülerek sarılmalı Ben çıplak kalayım, öfkem giyinik Süslemeliyim kıskançlığı da. “Günü iten, sesleriydi şehrin. …ve oradaki buluttaydı ellerim…” syf.16 Beyazından çaldım mutluluğu sarı hazanlara sürmek için. Kızdı mavi, göğü mor bastı Melekler sindi bir köşeye Sevaplar sahipsiz kaldı. “Gözü gözüne değdiği sürece Ne yaşamı umursayacaksın Ne de ölümü Dünya batıyormuş falan kime ne? Sözleri yüzgörümlülüğü…” Defalarca kandırılırdık küçükken Öcüler gelirdi uyumazsak Yemek yemezsek periler çalardı Kırıntılara basarsak çarpılırdık Dünya dönüyor hala yalanlar üstüne. “Sorma ne bu diye! Aşk istiyorsan eğer Yanında işkencesi hediye Herkesinki öyle oldu Tırnak izi dolu yaşananlar” syf.19 …ve izinde kayıptı işkence odaları Sevişmeler gizli kapaklı Kavgalar ulu orta Sabır nerede kaldı? “Ey aşk, dirilişin sonu musun sen başlangıcı mı yoksa? ” syf.21 Her bitişinde, imkansız… sonrası derim İmkansız, aşksızlıkmış oysa. Güne rengi veren Gece yıldızı simleyen “aşk kere aşk kaç eder? ” syf.23 Milyon kere milyon etsek Değil mi ki elde sıfır. “Can verirken sen ol başucumda ki ruhum ağlamasın…” En başta sen terk etmiştin beni Ne kaldıysa öpüştüğümüz ağustostan Toplayabildiğini getir. Bir avuç açımı belki hepsi Bir akşam ezanı uzunluğunda Secdeye düşen alnında Göz izlerim de dahil al getir. “Uzun uzun uludu ay Gökte bir yıldız yanıp söndü Bir yerlerde bir âşık ağladı Gece hiçbirini görmedi, kördü! ” syf.40 Gözü açık intikamlar kalmıştı şehirde Ve hazımsız kaybedişler, Salyalarını silerdi gözyaşımın gölgesinde …salyaları süzülürdü bacaklarımdan Gece nasılsa kördü! “Aşk şarkısı çalmaya çalışan Binlerce kişi var biliyorum. Ağlama nöbetlerini Birbirinden devralan bunca insan! Yeryüzü ırmakları Nasıl ulaşır sanıyordunuz? Siz aşıkken nasıl ağlıyordunuz? ” syf.43 ...ben şiirler yazıyordum Aşklara hiç ağlamadım Aşksızlığaydı hıçkırığım. “Hangi erkek seviyorum derse kuru kuruya bir kadını Kanmasın…”syf.72 Kadınla erkeğin olduğu yerde Her şey –b i t - t i - A ş k; her ayrılık sonrası ... g ö n ü l k a r a s ı. Arzu Altınçiçek |
Offfff
Offff Göğsümden çıkartmalıyım baharı Dudaklarımda tomurcukları aşkın Açmam gerek tüm kırmızıları Tüm renkleri yıkamam gerek Offff Beyazı çekmeliyim tenimden Ayça bakışlarımda sevdanın Buzları erimeli yalnızlığın Yıldızlarla yıkamam gerek Offff Kusmalı lavlarını sönmüş tenim Sol yanımda gelincik sevdası Yaşanacak tüm aşkları Öpüşlerle yıkamam gerek Offff Açacağım açmasına çiçekleri Güneşi sereceğim ıslak geceye Ellerine bırakacağım yüreğimi Toprağın olacağım bereketine ..de Nisanım olup Önce bana gelmen gerek Arzu Altınçiçek |
Gönül teknem
Yavaş yavaş boşalıyor pınarlarım Gönül teknem gömülmek üzere sulara Ufak tefek darbelere direndi de Teslim etti gövdesini dalgana Onarılmaz yaralar aldı Ummadığım limanlarda Durduk yerde debelendikçe kıyıda Batırdı kendini Bak sular üzerinde şimdi Gece bulutlar ağladı Gündüz güneş eridi Düşen her yıldızı sakladı karanlığında Beyazdı yelkeni Ufku sarı Kucağı mavi Gecesi, sevişlerin kızıllığındaydı Saçlarının rüzgarında Alabora oldu deniz Boğdu dümeni En son kaptanı terkedermiş gemiyi O yüzden mi gitmedin hala Demir mi aldın? Zincirim mi dolandı boynuna? Hadi terket Kimseler görmeden Şahit olmadan şehrin gözleri Yutsun sular gönül teknemi... Sense kulaç at başka kıyılara. Arzu Altınçiçek |
Olabildiğince aşk
Olabildiğince uzak / varlığın Alabildiğimce içimde /yokluğun Sukunetimde duyabildiğince / isyanım Duyurabildiğimce özlemim / aşka Varlığın Yokluğun İsyanım Aşka. Kalabildiğince düşlerimde / gece & gündüz Dokunabildiğince sensizliğime / tut Düşebildikçe düşsün dudakların tenime / bırakma Yok olabildiğimce tüket beni / aşkta Gece gündüz Tut Bırakma Aşkta Olabildiğince / sen Olabildiğimce / ben İki bedende / tek Aşk / aşk S e n B e n T e k A ş k Aşk Aşkta Yok olabildiğince B i z A ş k t a Olabildiğimizce A ş k b i z d e Kalabildiğince V a r m ı s ı n? Arzu Altınçiçek |
Oldum olası
Giysilerini toparlıyorum Kış sonrası -en çok bu kazağını severdin yokluğunda bunu giyerdim -sen kokardı bedenim- bak, annenin sana aldığı eldivenler Ne kızardım onlarla elimi tuttuğunda Ellerin daha sıcaktı Daha yumuşak Oldum olası alışamadım Aramızda bir şeylerin olmasına. Maviyi hiç sevmezdim hatırlarsan Gözlerine baktıkça Tutkum oldu denizler -tutamadın / tutunamadım gitti Gülüşünü çalıyorum gözlerinden Kış sonrası -en çok o an akardı içime güneş- yokluğunda resimlerindi baş ucumda -sen doğardı sabahım- bak, doğum gününde aldığımız pijamaların Ne gülerdin onların içinde olduğumda Uykularım daha huzurlu -sen doluydu düşlerim - Oldum olası alışamadım Perde çektiğim sensiz akşamlara Dolunayı hiç sevmezdim hatırlarsan Göğsünde seyredene kadardı Suskum oldu yıldızlar Duyamadın / duyuramadım gitti Kış bitti Ne kaldıysa sana ait Topluyorum Sonrası mı... Zaten bahar ! ! ! Arzu Altınçiçek |
Olur musun?
Günün yorgunluğu omuzlarımda Yılların yükü ayağımda gelirim akşam Kapının ardında biri olmadığı evime Anahtar sesi karşılar Karanlık odalar Sessiz duvarlar Yalnızlığın serinliği çarpar yüzüme Bir sen yoksun Sesin kayıp akşamlarda Gözlerini yutmuş ******* Bir kez kokunu almalıydı yatağım Terin damlamalıydı yastığıma Banyodaki tarakta saçının teli simsiyah... Aynanın buğusunda kalmalıydı ismin Gözlerinin renginde çarşaflarım Mavinin koynundayım şimdi Sarı saçlarımı ser omuzuna Yareni ol katran *******imin Sabahıma düş kuş cıvıltılarıyla. Evimi paylaş benimle Yalnızlığımı yumduğum gözlerime Batan ayla tüket sensizliği Günümü doldursun gülüşün Sesin duyduğum en güzel şarkı Öpüşün sabahıma düşen çiğ tazeliğinde. Akşam geldiğimde kapımın ardında olur musun? Arzu Altınçiçek |
Göremediklerime
Suyun derinliğinden Dansederek çıkıyor hava kabarcıkları Ayakları, elleri bağlı yosunlar öfkeyle seyirde Küçük bir balık Kaybolmuş sonsuz mavilikte Bakışları şaşkın Oysa öylesi özgür Geceden düşmüş Kör bir yıldız uykuda Beş parmağının izinde Küçük bir yengeç pusuda Mürekkep balığından kalsa da Gecenin kiri Bakire istiridyede Yakamozun yansımasında Parlıyor göz nuru incisi Deniz anaları susamış Denizi dolduruyor göğsüne Bin bir telaş içinde Denizse dingin Örgüye başlamış ahtapot Deniz kızının saçlarında Çakıl taşlarını dizmiş her bir ilmeğine Gümüş balığı ayna olmuş karanlık sularda Dolunaydan düşen ince nağmelere Karışıyor yunusun gülüşleri Dalganıyor deniz Huzuru taşıyor ayaklarıma Taş sektirdiğim suları düşündükçe Kimbilir hangisinin canını yaktı -umarım- takılmıştır bir balıkçının ağına Yalnızlığa fırlattığım küfürlerim Beni tanımayan denizden...utanıyorum canını acıttığım için.... Arzu Altınçiçek |
| Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 08:24 PM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.