![]() |
Göz yaşlarım / helllalik olsun '
Bileğimi sıkacaklar Şişecek kollarımda kırmızı Oysa yüreğimde her heyecanda Açan çiçeğe verirdi rengini…. Şimdi geçici bir uykuya. Bir iğne batacak derime. Derine gidecek yavaşça karıncalar Ve kollarıma yayılacak Ve vücuduma Kaça kadar sayacağım bilmiyorum Ve yumacağım gözlerimi karanlığa Belki rengarenk çiçekler karşılayacak beni Belki ateş kapısında bekleyecek yüzsüz bekçi Bekleyenler için uzayacak dakikalar Saatler… Mavi yapraklar dökülecek gözlerimdeki son damlalarda Zaman duracak. Sonra başak saçlarım kesilecek Güneşe çaldığım Rüzgara bıraktığım Nefesini bıraktığım saçlarım… Bedenimden çekilecek kan Tenim soğuyacak, Ateş basacak yüreğinizi Gözleriniz asılacak saate Bense çekimsiz savrulacağım Tik taklara dizeceksiniz duaları Ben duymayacağım Bir film geçecek belki gözlerimden Sebep olduğum yaşlar, kahkahalar Uzanan ellerde bıraktığım ayrılıklar Gönlümde yarım kalan sevdalar Başını okşadığım sokak köpekleri dizilecek karşıma Hiç bilmediğim köylerde Mektubumu okuyan küçük eller açılacak belki Allah’a Benden içtiğini bilmediği çorbanın Hayrına duasını yollayacak belki yaşlı amca Bildiklerimin canı acıyacak Ben yarı ölü yatarken Olur da dönmezsem Çer çöp de olsa şiirlerim kalacak İyi kötü anılarımı bırakacağım Yaşadıklarıma, yaşadığım yerlerde Kimi iyi ki oldu diyecek Kimi hatamdı diyecek adımla anılmaya Bense hep sevdim onu da, bunu da, şunu da Herkese inandım “ ben gibi” sandığım için Elele çok işler yapabiliriz diye baktıklarım Karşımda oldukça Daha güçlü kıldılar beni Lekeledikçe kendi çamurlarına bulandılar belki de Sıvamadım, boyamadım da kendimi renkli kuklalara özenip Başımı koyduğunda başlıyor insanın kendiyle sınavı Tüm keşkeleri, iyi kileri, boş verip de içinde yarım kalanları Yüreğime kazıdıklarımı düşünmek istiyorum Düşünebilirsem o halde! Tek tek isminizi yazmak isterdim ama Herkes bende kendinin ne olduğunu biliyor Bilmeyenler de bilsin kimseye kırgın değilim Yaralarımı sarmayı öğrendim gider ayak Yaralarına tuz basarken can yarılarımın Ola ki gelirsem geri Ola ki kalkarsam yine Saçlarım uzamadan, uzayacağım Van’a. 23 Nisan’ı kutlamaya Ama ola ki sesim çıkmazsa Dualarınızı hak ediyorsam Gönderin peşim sıra Yalnız ölmekten korkuyorum! Gülayım der ki; yepyeni biri olarak geleceksin. Ben hep “ben” kalarak gelsem daha iyi meleğim Kendimden başkasına olmadı ki zararım! Hak katında nikahlımdı AŞK… Hakkınızı helal edin… benden herkese helali hoş olsun. ** Yarı bedeninle anam, seni sana da bırakabilirim, kızma. Belki senle şafak sayamam ama Hep şafağında olacak gözlerim gözbebeğim. Suskun ve keskin dilim babam, suskularında kaldı belki içimdeki acılar Misket gözlü cancağzım, hayatımın en büyük hediyesi “Şimalim”e iyi bak Beyaz tüylü yarenim, sende zaten saklı isyanlarım |
Madalyon
I Vitrin renkleri vurur yüzüme Camları kırılır yorgun ruhumda. Uzar gider önümde caddeler Kaldırımlar küçülür ayaklarımda. Bir araba yanaşır, Bir araba, bir araba daha... Gözler ayıplar, görmem! Diller uzanır, zaten her yerim lekeli, duymam! Sanırlar ki; kolaydan geçer boğazımdan lokmam İnançlarımı çaldılar benden, Etim zaten hiç benim olmadı Babası belirsiz bir kızım var benim de! Hep ben mi suçluyum kaderden yana? Sokağımı kaybetmiş, sokak kadınıyım KADINIM da.... kimin umurunda? II Güneşin rengi düşer yazmama Tenim kara, yüzüm derin nicedir Ayağımda şalvar, bakmayın elimde kazmama Toprak benim, ben toprağım nicedir Akşam evde dokuz boğaz bekler de Adam kahveden eve yol bilmez Gücü ağır, bilek kalın derler de Eli kumardan, gözü oynaştan iş bilmez Adım Anadolu kadını aranızda Neden yollar hep batıya düşer ? Neden kısa etek peşinde adamlar deyiverin hele, kadın ne yana düşer? Yaşım yeni varmış otuza Görüntüm elli olsa nicedir Okuma yazma bilmem, adım sorma - lan bak hele, der erim nicedir. Kadınmışım, de bakem kadınlık ne haldır Evlat, avrat, ana hep benimdir. Ben dakka bulmamışam kendime Günü bana vermişler ne haldır Arzu Altınçiçek |
Mavi sende kalmalı
Güneşi doğurdu gözlerime gözlerin Kirpiklerim gün ışığı saçtı güzelliğinde Saçlarımda gökkuşağı vardı Gökkuşağı altında elim ellerinde Sen benim sonsuzluğa açılışımdın Sonsuzluk mavide Mavi gözlerinde Gözlerin şiirlerimde.. Denizde mavi oysa Ama çakılları var canımı acıtan Girdabı var çeken karanlıklara Yosunu bir karartı yukardan bakıldığında Gökyüzü mavisi karabulutlar ardında kalır Bazan kuşlar beyazlıklar yaratır Beyaz saflığını hatırlatır Gökyüzünü kurdeleyle sararmışcasına geçer kuş kanatları Bir rüzgar çıkar...fırtınalar hatırlatır yüreğimdeki yangınları Ya gözlerindeki mavinin dalgaları Ya gülüşünün ardında saklıdır Ya gözyaşlarınla yıkanır acıları Oysa maviler hep mavi tadında kalmalı Tadını tatmalı dudaklarım tuzunu mavinin Takılı kalmalı bakışlarım bakışlarına Sırf sana yakışıyor gökkuşağı her tonunda Mavi sende kalmalı...kan rengi benim dudaklarımda Arzu Altınçiçek |
Mavi tünel
Kısa bir yolculuk, İki mavi arasında. Yalnızlığıma eşlik eden iki beyazlık.. Martılar ve dalgalar. Ne başı ne sonu olan mavi tünelde Bir vapur güvertesinde Karanlık ve ürkütücü Koca bir İstanbul gözüme takılan Arzu Altınçiçek |
Mayıs
Kış bitti Tüm kışlıkları kaldırdım Dökülen yaşlarımı da ama Bahar çocuğuyum diye mi ne Nisan damlıyor yanağımdan Mayıs'ı sımsıkı tutuyorum avucumda. Arzu Altınçiçek |
Mayıs Akşamları
Çoktandır gözlerin düşmüyor sabahıma Sıcaklığın düşmüyor tenime Nicedir suskun içimde ki çocuk Heyecanım durgun. Çoktandır tutmuyor elin elimi Gözlerine bakmayalı kaç gece oldu Saçımı sermeyeli göğsüne Durdu saatlerim Çoktandır yeni beste düşmedi dilime Ben yine Yasemin kokulu akşamlarda Şarkılardan fal tuttum Kırmızı şarabım kadehimde Yudumlarken anıları Sensizliği haykırdım gök gürültülerinde Hani sayacaktık yıldızları Mayıs akşamlarında Baharımdın... Yaz'a kurduğum sarmaşık merdivenimdi bakışların Şimdi kirpikleri batmakta yüreğime Arzu Altınçiçek |
Mayıs yarası
Kelebeklerin beyaz kanatları göz alıyordu gelincik tarlasında. Mutluluğun nabzını çiziyordu. Ha düştü düşecek derken, sarıyla mavinin harmanladığı boşlukta taklalar atıyordu ve kendi duyduğunca söylüyordu şarkılarını. Temmuzun ilk sıcaklarıydı ve kısa ömrünün üşüyen yanıydı yarını; Aşk gibi... İnişi dik bir yamacın başında gölgesi belirdi önce, sonra ağır aksak adımlarını getirdi, ıslığında yalnızlık türküsü. Sanki ayak izinin kaldığı her parke taşa damlası düşüyordu ya da kırılganlığı yansıyordu güneşin. Göz alıyordu uzayıp giden sokaklarda biçare kimliği. Uzundu boyu ama saçlar olabildiğince kısaydı. Yeni görüntüsünün altında o kadar çelimsizdi ki; anlatsa derdini her dinleyen aynı şeyi söylerdi belki de: - hadi canım, sen de! ! ! Kimse aşk uğruna bırakıp gelmezdi koca şehirden, küçük balıkçı kasabasına. Kimse bunca yıllık birikimini bir bilet karşılığı bırakmazdı ama “O”...diyordu, yaşamıma anlam veren. Göğsünün daraldığını hissetti ve her gelecek dakika daha da kesecekti soluğunu, kurtulmalıydı bu şehirden, tüm yaşanmışlıkları hiçe sayarak, gerekirse kimliğini bırakarak, gitmeliydi işte, ötesi var mıydı? Defalarca geceyi öldürdüğünde kirpik hamlesiyle, doğan her günden medet umuyordu özlemleri için. O’nu hatırlatan bir şarkı bile alıp götürürdü kıvılcımları, yerinde daha büyük yangınlar kalırdı da, göğsünde dağlardı anları ve anıları. Hep böyle yapmıyor muydu sanki! Gidiyordu işte... bir, iki, üç...derken kaç şehir, kaç kasaba geçiyordu hiç saymadı, gerekte yoktu. Gidiyordu işte... bilinmeze doğru. Bu ilk vedasıydı kendine. Yol boyu cama vuran şehrin görüntüsünde, parmak uçlarıyla dokundu...uzanamadığı binaların çatılarına, ağaçların yapraklarına...rüzgara bıraktığı saçlarının uzantısına, yüz sürerdi bal gözlü. Otobanın karanlık yerlerinde bilmediği çukurlara düşüyordu dalgın ve nemli bakışları, tam bitti derken dokunuşları, yeni bir şehrin mavi tabelası kesiyordu korkuları. Mevsimleri düşündü ve onu kucaklayan -yağmurun küçük ellerini-. O yüzden alışıktı yanaklarının ıslaklığına ve saçlarından kayan gri bulutların tenine işleyişine. Sıcağı hiç sevmiyordu, ne zaman ki bir Mayıs güneşinin yanığında kokladı sevda çiçeğini, o gün bugündür bırakmaz oldu sıcağı. Bal rengi gözleri geliyordu aklına ve gözlerine sığdırdığı boğazdaki ışıl ışıl yıldızlar. Yedi tepenin kaçıncısındaydı bilmiyordu ama iki yakasını birleştirmişlerdi elleri kız kulesinde. Martılar diziliydi ve dalgaları cilveliydi alaca bulaca mavinin ve karanlık sular yuttu bir an her şeyi. En son geceyi hatırladı: Kumlarda dizlerinin üstüne çöktüğü ve üstüne yıldızların yağdığı. Son soluğundaydı sanki, arkasından seslenirken; -Gitme! ne olur gitme, kal... Gitme! gidersen...gidersen bitişim olursun, dur... Gitti, ardına bile bakmadan, diye düşündü. Oysa diğer yarısıydı “O”. Şimdi kim bilir nerede? ne halde! Sabaha kadar düşündü yaşadıklarını ve yaşarken tekrarını uykuya daldı. Şimdi gecenin koynunda. Ne yorgunluğu kaldı, ne acıları, ne pişmanlıkları ve kim bilir sabah nelere gebe idi? Biliyordu aslında, tüm kum tanelerini doyuracak kadar yalvarmıştı hüzün bulutlarına. Yangının başladığı kumsalda, kutsal bir doğum olmalıydı onun için... yoksa neye yarardı, alev yalamış gelincikte sevda yanığı, neye yarardı güneşin suya düşen yüzünde cam kırıkları! Yalnızlığın peçesini taktı dolunaya, başı düştüğünde yastığa en az hayalleri kadar yorgundu uykuları. Yatağında bile üşüyen bir yanı vardı, belki duvar kenarı, belki çarşafın bozulmamış ütüsü...üşüyordu işte ha elleri, ha göğsü...ne fark ederdi ki? “O” yoktu ve üşüyordu diğer yarısı. Bir ay şahitti buna, bir de zamanın bastonla ilerleyen tek adımları. Gümüş kurşunlara siper etmişti kara sular kendini, üşüyordu balıkçı motorlarında bekleyen ağ, kaya üstü yengeçler, ay yemiş kum taneleri. Fısıltıdaydı çakıl taşları, gece uyanmasın diye ve yorgun düşlerinden uyanmasın yosunlar diye. Zirvede bulutlar kesiyordu düşlerini ki; bulutlardı ayak bileklerinde bölünüp geçen. Derinliklerde kaybolan çeşit çeşit ağaçlar vardı... gün dibine düştü kirpikleri. Sustu deniz..sustu gece... kelebekse yarınsız kırdı kanatlarını. .... devamı gelecek Arzu Altınçiçek |
Hepsi bir!
Tek, ağlayacağım bir omuz arıyorum Göz yaşlarıma dokunacak güçlü bir el. Oysa benden başka dost yok bana Ve benim kadar da düşman Bir karanlık yutuyor beni Gecenin sessizliği çın çın kulaklarımda Gölgeler saklanıyor Perdeden vuran araba ışıklarında Kapı çaldı sanıyorum, biliyorum kimse yok! Telefona bakıyorum, çağrı yok! Yalnız mı kalıyorum! ! ! Hıçkırığımı bölecek Tek, bildik bir ses arıyorum, Elim, yedi kat uzak tenime Oysa sesim bile yabancı bana Dünden gelen tüm kahkahalar darağacında düğüm Bir kimsesizlik boğuyor beni Aynada kırılan arayışlarda Maskeler saklanıyor Elimi omzuma koyuyorum, gece, tenimde uykuda Biri sarıldı sanıyorum, biliyorum kimse yok Yalnızlıktan mı üşüyorum! ! ! (ı) Tek, ağlayacağım bir omuz arıyorum Oysa benden başka dost yok bana Bir karanlık yutuyor beni Gölgeler saklanıyor Kapı çaldı sanıyorum, biliyorum kimse yok! Yalnız mı kalıyorum! ! ! Hıçkırığımı bölecek Elim, yedi kat uzak tenime Dünden gelen tüm kahkahalar darağacında düğüm Aynada kırılan arayışlarda Elimi omzuma koyuyorum, gece, tenimde uykuda Yalnızlıktan mı üşüyorum! ! ! (2) Göz yaşlarıma dokunacak güçlü bir el. Ve benim kadar da düşman Gecenin sessizliği çın çın kulaklarımda Perdeden vuran araba ışıklarında Telefona bakıyorum, çağrı yok! Yalnız mı kalıyorum! ! ! Tek, bildik bir ses arıyorum, Oysa sesim bile yabancı bana Bir kimsesizlik boğuyor beni Maskeler saklanıyor Biri sarıldı sanıyorum, biliyorum kimse yok Yalnızlıktan mı üşüyorum! ! ! (3) Biri sarıldı sanıyorum, biliyorum kimse yok Elimi omzuma koyuyorum, gece, tenimde uykuda Maskeler saklanıyor Aynada kırılan arayışlarda Bir kimsesizlik boğuyor beni Dünden gelen tüm kahkahalar darağacında düğüm Oysa sesim bile yabancı bana Elim, yedi kat uzak tenime Tek, bildik bir ses arıyorum, Hıçkırığımı bölecek Yalnız mı kalıyorum! ! ! Telefona bakıyorum, çağrı yok! Kapı çaldı sanıyorum, biliyorum kimse yok! Perdeden vuran araba ışıklarında Gölgeler saklanıyor Gecenin sessizliği çın çın kulaklarımda Bir karanlık yutuyor beni Ve benim kadar da düşman Oysa benden başka dost yok bana Göz yaşlarıma dokunacak güçlü bir el. Tek, ağlayacağım bir omuz arıyorum Üşüyorum yalnızlıktan! ! ! Arzu Altınçiçek |
Her yağmur sonrası
Her yağmur sonrası Toprak kokar buralar Bilirim bir kelebek saklanır Çiçek altında Bereket yağar derler Hep hüzün bırakır Şehir ıslanır gözlerimde Gözlerim yine ıslak Her yağmur sonrası Kaçar çocukluğum penceremde Annelerimiz seslenir -ıslanacaksınız, haydi içeri. Saçak altına sıralanıp Islanmaz görünürken Can atardık ıslanmak için Küçük çığlıklarımız yırtar anıları Her yağmur sonrası Annem kokar güneş Serilir ıslaklığıma Susarım ve yutarım sıcağı Bir kum saatinde Bugünü düne demler Anıları yudumlarım gözlerimde Pencere pervazına dayalı Her yağmur sonrası Memleket kokar bu beton şehir Damlaları çalar soğuk duvarlar Kurur bereket, dallar kurur Küçük bir saksıda büyür özlemler Gri bulutlar akar saçlarımda Yağmur duasında gamzelerim ve sonrası Bir şarkı takılır dudağıma ‘Gökten yağmur değil sevgiler yağsın Bırakın gönüller sevgiye kansın’ Arzu Altınçiçek |
Her sabah
Güneş süzüldü Kirpiklerimden gözlerime Fesleğen kokulu şarkıyla Mırıldandı sabah Üzerimde ince pike Üzerinde kalın düşler Birazdan katlanacak Yatağımın ucuna Çarşafın kırışıklarında Düzelecek kırık uykular Sen yoksulu yatağım Güzelleşecek nakışlı örtüyle Gerisini sorma! Masamda küçük bir saksıda Yeşiller içinde çocukluğum Her gün evde çıkarken Ellerimi sürüyorum Sen kokuyor taze gün Sevmiyorum büyümeyi Fesleğenler kurudukça Arzu Altınçiçek |
| Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 07:01 PM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.