![]() |
Salvador'la Altıncı Tarih-i Kibar Günü
Maya'ya Düşer Salvador Mührü 1/: Kafa bu takılıyor işte... İkimiz de deli miyiz neyiz, Açık et ulan oğlum Salvador? Sallayıp şu ufuktan, bu ufka alkollenmiş elini, Bulutlar çizme burnunla. Bizim herhangi birisini boyamışlığımız var mı? Galerileri dolduran suretlerin... Yok! Peki yüzünde yara izi olan bu şiir neyin nesi? Belki de üşüten sibirya stepleridir bizi, Usturaların renklerle dansı değil. Kafa bu takılıyor işte... 2/: De bana lan Salvo! Bir süre sonradır her yaşadıklarımız. Bu yüzden atlıların üçüncüsünün kuyruğu üç yerden düğümlüdür. Ya da saltanat mührü yere düşmüş olabilir mi? Olabilir. Her şiirin altından da altın madeni çıkarmış? Ya sence? Olabilir. Dördüncü kişidir üzerinde durduğum benim. Örneğin, neden sarı saçları? Ya şu, keten saçlı kavim artıkları? Şairin ortaklık teklifini kabul etmeyerek yoluna devam etmiş mi çizen adam? Olabilir. Bana göre, kendi kendine şöyle düşünüyormuş belki de: 'Şimdiye kadardı katarlara ulanmışlığım galerilerde. Bundan böyle, hep birbirinden değerli olacak yaptıklarım seher zamanı. Bir de maden ocakları ortaya çıkmıştır renk ve ahenkler diyarında? Olabilir. Herhalde sıra altından sonra elmastadır? Onlarla ortak olmaktansa ölürüz. Sence? Desene, elmasa tek başımıza sahip olmayı isteriz mi? Olabilir. Dördüncü Şahmaran şehinşahıdır şimdi mayada mayalanan. Ya da elmas bezeli hayalleriyle yoluna devam ederken şu kenardaki iyi betimlenmemiş. Olabilir. Bana göre bir süre sonra atlayacak şiire. Neticede onun da mührü yere düşmüş olacak? Olabilir. Toprağı heyecanla kazmıştır belki de Gogh? Fakat hayal kırıklığına uğramış mıdır sence? Olabilir. Çünkü onun nasibine de bir demir madeni çıkmışmış duyduğumca? Olabilir. Bu durum karşısında yalanır karşı vilayetin yerlileri. Olabilir. Ya diğerleriyle ortak olan tuvaller? Orada olmadığına çok pişman olmuştur kanımca Karacaoğlan? Hemen geriye dönelim mi? Elden geçirelim mi şiiri ve resmi? Olabilir. Ya da güzergahta geviş getiren muhariplerin aramaya başlamış olabilir mi Cenova lortları? Olabilir. 3/: Öyleyse niye? Ne diye? Dövüyorsa biri sevdasını Cenovan'ın Ya da bu yanlarda bir göçmen obasının... Ya yazmak, Ya da çizmek düşer bize Maya'nın özünü gayrı. Ya da kuvantumun kızıl gözünü oymak tuvale.. Sonuç mu? Al işte! Ulan oğlum Salvador ikimiz de deliyiz. Davran öyleyse... Ahmet Yozgat |
Salvador'la Atmış Yedinci Zaaf-ı Nihan Gecesi
Pantone Sarmala Düşer 1/: Bil cümle zadeganı sevda destanlarının, Mor taylara binip yağmurlarla geldiler. Dönemeç öncesinde bürünerek alacalı ışkırlaklarını, Selamlamaya durdular renk ve harf kuşlarının süvarilerini. Sen ben ve de inatçı bir Kolombus marranosu, Açarız Küba açıklarında, Ki bir güle benzer her itirazı tayfaların kaptana. Yana yana bir dönümü daha tamamlar şiir, Pantone sarmalına düşer fasit dairelerin... *** Dönemeci dönünce... İşte o kubik şehir! Samur baranili kralların sulak deltası tekerlenir, Nehirlerin şiire kavuştuğu renkli sahillerde. Az sonra buradayım, Bekle sabırla beni can Salvo. Şimdi Tatar süvarilerinin önlerindeki kaçkınlar, Ve ateşle beslenen buzların Kafkasya'sı, Yaralarına şiiri merhem edip sürecektir çare diye. Bundandır gözlemesi yollarını, Söz ustası Lermit'in katırını, Kurtuluşa umutlanmasa da haçlılar. (Bırak göğüslere salip çizmeyi, Senin misyonun başka...) *** Ay can! Son Leyla'mdan ayan beyan aklımdadır ki, Sevdayı içemeyenin dudaklarında aşk artığı ne gezer? Sen ki can Salvo, O tuzlu tadın sihrini ve rengini bitirmişsin, Ve doyumsuz tortusunu yalarsın ya zifafını tuvalin, Öykünmektir muradı fakirin sana bu hususta. Lan Salvador usta, Desene tuz hangi tonuna çalar gökyüzünün? 2/: Söz Baki'dedir. Şimdilerde cengaverin biridir gezinen dil cephesinde. Sihir ise fakirdedir. Zümrüt renkli bir yeşim taşının üzerine çiğ düşer, Say ki manzara aynı manzara. Şiiri ve acıyı dalından koparmak, Ve sürünmek yaralarına daha da azsın diye. Niye (mi?) İşte eyle... *** Bir yol yokla kendini, Zor gelir mi ki zatına nakarat terziliği? Bir dene istersen cebirden renk çıkarmayı mesela. Herkes hazmedemez amma, Minnacık bir andan asır emilir mi bir düşün? Tabii ki evet! Ama tıpkı Karun sarayları gibi kokarsa zaman, Renkler galebe çalmıştır griye ve bozguna bil ki. İşte böyle demlerde nedense ölen boz değildir sadece, İşte dönüyor sık sık demir ve pas birbirine, Bir de yetenek büzülüyor. Haydi davran Salvador, Şair üzülüyor... Ahmet Yozgat |
Salvador'la Beşinci Kibar-ı Bikibar Gecesi
Bir Kerem Bir de Turna 1/: Kerem der ki: 'Karanlık gökyüzünde turnalar bölük bölük,' Öldük bölünerek mitoz bıçağının diliyle ikimiz, Ay usta! Alaimisemanın lisanınca duaya durup ayrıştık. Ve bu yüzden tel tel üleştik renk ve şiiri. Turnalarla yarıştı Akdeniz bir uçtan diğer uca. Bir tek La jakont'un dönüşü bağladı kalbimizi, Tam bin yıldan sonra geri, liman babalarına... Ama Salvador'un maharetli elleri, Resmetti aşkı sentetik ebemkuşağıyla plastik tuvallere... Estetiği yuttu meridyenleri gölgeli günün... Lan Salvador usta dehele, Yalancı plastik hangi tonuna çalar gökyüzünün? *** İkisi de bir tiranın divanından süzülme kural, İkisi de ilişiyor helecanlı ve usulca, Stepleri sevda ile boyayan gönlümüzün kanatçığına, Bir Kerem bir de turna.İkisi de birbirine uyuyor... (Uzatıyor rengarenk ellerini Salvador.) 2/: Düğüm atıyor yazgımıza, Siyah zülfünün teliyle 'İdris'vari bir gece, Çamlığın başında bir tütün o sırada, Ham bir meyve koparılıyor dalından, İlişiyor gecenin küçücük aralığına. Karanlık kuzgunlar dolanıyor ayağına türkünün... Lan Salvador usta gece hangi tonuna çalar gökyüzünün? Ay usta! Şiir göbek adı mıdır hüznün? *** (Uzatıyor rengarenk ellerini Salvador...) Uyanıyor yetenek, Şiir harlı bir aralık ocakbaşında mırnav misali, Gözkapaklarında kurşundan safralar asılı, Ahenkle mırıldıyor... *** 'Uzatma yolumuzu ey karanlık,' diyor, Ve dayanamıyor artık bu hasrete yoldaşım, Çünkü o vurgun ve sevdalı deli yıldızlara, (Uzatıyor rengarenk ellerini Salvo...) 'Hah işte bir yıldız daha kayıyor! ' Haydi davran Salvador... |
Salvador'la Beşinci Nev-i Kibir Günü
Şiiri Geviş Getiren Muharip 1/: Saltanatın anlamsız olduğunu ben bilirim, (Son yazdığım şiirle ayan beyan.) Belki sen de bilirsin, (Son darbenle ufukları birleştirirken...) Ya kendisi sultanın? ... (Biraz sıyrıldı contam işe şimdi.) İkimiz de deli miyiz neyiz, Ver büyük sırı ulan oğlum Salvador? O anda bir tasma bulur belki tarih. Dışından kimse bakmaz içerden yazılanlara. Saltanatın anlamsız olduğunu belki bilir kendi de her sultanın. Vazgeçer uygarlık sivriltmekten çağ açıp kapar iken. Açılan çağ değil, mavidir bulut kapılarından, Desenli örtülerin arasından sıyrılansa gece hayatı, Ve koca bir fırça ısırığı tuvalde magentadan... Ver artık büyük sırı ulan oğlum Salvador? Bak akşam oluyor. 2/: Ricamdır. De bana lan Salvo! Kendisinden maden damarı çıkan adamdır merakımı celbeden. Siyah kehribar tespihlerin sema dönmesi neden? İlkeler lortlarına: 'Eğer, razı olursanız üleşelim şiiri,' demiş mi? 'Hatta benimle ortak olabilirsiniz beyitler tomarına.' Ha? Yok, Nabi değilsen sen bilirsin,' demiş? Var mı duymuşluğun? Sanmam. Ama ben sanırım ki keten saçlı kavimlerin de başlık ister üşüyen sohbetleri. Belki de bu teklifi kabul etmemişlerdir komisyoncular: 'Biz de kendi nasibimizi arayacağız,' diyerek er kişi niyetine devam etmişlerdir kader imamesinin ardınca. Ha ne dersin? Sanmam. Bir süredir ilham. Gelir ve gider. Her yol yüründükten sonra ölçülür. Yorgun bacaklar toz, gönüller gümana batar. Ha bu arada, ülkeler ortasındaki tampon bölgeye birinin anıları, bir diğerinin mührü düşmüş? Sanmam. Orayı da kazmışlar hışım ile tacirleri türkünün? Bu defa bir gümüş madeni çıkmış tampon alandan? Sanmam. Mührü düşen kişi Süleyman... Diğer ikisi şiiri geviş getiren çöl şairleri. Diz çöker ve deyiş yakarlar çöl muhariplerine. Ve ilki döner kehribar tespihlerin. Bedevi lortları gibiyiz ikimiz oysa. Şairler ve bedeviler ortaklık teklif etmişlerdi bize Kenan'da? Aklımda öyle kalmış. Doğru mu? Sanmam. Fakat önerileri kabul edilmemiş banal bir akit ile bedevi şairlerin? Böylece geriye kalan iki kişiden biri hayin, diğeri Fizan'a tayin olmuş. Asırlardır bekleşen kel tepelerde osminyum bulmuşlar madenciler hidrojen bombalarına. Kaskı tüylü savaşçılara gün doğar öyle ise. Ve bayraklar yakılır bulvarlarda. Ormanlar ihanet tilkisini orada bırakarak tutuşurlar. Anımsarım bunları bölük pürçük... Ve duydum ki ağaçlar er kişi niyetine devam etmişler yollarına? Çöle doğru... Doğru mu? Beynim yorgun evlat, biraz düşünmem gerek. 3/: Öyleyse niye? Ne diye? Boz renkli keten saçlı kavimlerin bu teklifi? Ulan oğlum Salvador ikimiz de deliyiz. Bilmeliyiz resim ile şiirin kardeşliğini. Hayallerimizi siftimeliyiz. 'Bence de...' Davran öyleyse... Ahmet Yozgat |
Salvador'la Bin Birinci Ahmed-i Yozgatyan Gecesi+
Kamburdur Üstümde Everest Ağırlığı 1/: Karındaşım, Kahrı ve kın kanatlı bir şiiri geveliyor, Abanoz bir dibekle dövüyordu hırs ile gökkuşağını, Sinirli bir yele veriyordu bir Molla Kasım, Melul gözlü Yunus'un altın tozunu o an. Yüzünde acı ile harlanmış yarı yanık bir aşkla, Gözlerinden yaş terliyordu yoldaşım çerçeve tabanında, Yağız küheylanlar gibi kişniyordu yalnız ******* kurum tavlasında, Bizse yavaş yavaş oynaşıyoruz karanlıkla iki savaşdaş gibi, Görüyor olan biteni Salvador, O Töton tarihçisi ise görüp göreceği her şeyi, Bir vakadar titizliğiyle kayda geçiriyordu: Bap bilmem kaçında orta çağın... Yüzünde ise kara gecenin is ve karakurum, Ne utanç ve ne de ikircikli bir allı gelin türküsü dolaşıyor. Haydi davran Salvador... Bin Birinci Ahmed-i Yozgatyan Gecesi başlıyor. 2/: Gerekende biz, bir başımızayız en ortasında karanlığın, Acar yalanmalarla atlıyoruz bir bilge gılmanla şiirsel kuyulara, Ve ölümcül sevdalara terkimizde köyden kalık yavuklularla. Taylarla birlikte hız hıza büyüyor yemyeşil söz fidanları, Ve çıldırmışlığın özgür havasını harman ediyor harmoni, Ben ve diğer insanlar donmuş gibi takip ediyoruz yüreğimizi, Ve arkamıza gerdiğimiz serendipli gölgelerimizi. Açız ki sormayın biraderler, kıyamet acısı damaklarımızda sanki, Yemişliğimiz bir yabani ahlattır hepi topu genetik çağın başlangıcında, Ya da yabani ve nostaljik birkaç alıç Yunus tepelerinde, Az evvel yani bin bir yıl önce... *** Ey renklerin ve boynuzların sivri şahı, Terk etme ne olur köprü başında topallayan tayları, Lunapark bekçisi mavi gözlü veletlerle bir olup, Gözlerinin ıslaklığını saklama cenaze alaylarında, Hani koşmayı hatırladıkça buhurdanldan imbiklenmiş şiirler adımlarsın ya, Sözün sihir, sihrin zafer olduğu aşkın kıraç yamaçlarında, İşte oralarda saklanır renkler, hüzzam kentlerinden kaça kaça. 3/: Serendipli bir yosmaydı anımsadığımız en son, Şiirin basma yorganının altına kayan arzunun somutlaşmışı, Çengel kaşı kahverengi Hint kınasıydı, Arkası Tamil cengaverlerinin en hırslılarıyla örülü... Merakla koşuşuyorlardı mağma hamamının çevresinde. Kask gibi bir kamburdu sanki üstünde bir everest ağırlığınca, Eylül vurgununda ölen bir kadersiz racanın karısı olması. Yani zamansız ölüme tutsaktı ve de izansız bir töreye... Ben ağlıyordum acılarımın seline düşüp ancak iki mısra hacmince, Kendince, karşı köşedeki döşü kirli bandit bana bakıp gülüyordu, Düşteydim ancak yüreğim sökülüyordu paslı bir kerpetenle. Sihirli bir sahra aşkı genlerinde yoksa eğer, mahpus sayılırsın sen de, Ey çift tırnaklıların lordu... Yordu bu oyun beni insanlığın boş arsasında. Sen çiz tenini en pembesiyle, en iyisi, ben de beni yazayım, Kıyamet öncesinde arasata kuyular kazayım yüreğimi düşürmek için... *** Gör artık ey boğaların lordu, İşte o köşedeki döşü kirli bandit sana da bakıp gülüyor, Gece anaforlar ile soluyor aşık olmanın son saatlerinde, Haydi davran Salvador, Yalancı şairler elinde kocuyor şiir ve renk, Hayın ve yapay sevdaların kahrından haraboluyor ahenk... Bin Birinci Ahmed-i Yozgatyan Gecesi başlıyor. Ahmet Yozgat |
Salvador'la Bin Birinci Apokalipso Gecesi
Kamburdur Üstümde Everest Ağırlığı 1/: Karındaşım, Kahrı ve kın kanatlı bir şiiri geveliyor, Abanoz bir dibekle dövüyordu hırs ile gökkuşağını, Yele veriyordu bir Molla Kasım, Yunus'un altın tozunu o an. Yüzünde acı ile harlanmış yarı yanık bir aşkla, Gözlerinden yaş terliyordu yoldaşım çerçeve tabanında, Yağız küheylanlar gibi kişniyordu yalnız ******* kurum tavlasından, Bizse yavaş yavaş oynaşıyoruz karanlıkla iki savaşdaş gibi, Görüyor olan biteni Salvador apokalipso pertavsızından, O Töton tarihçisi ise görüp göreceği her şeyi, Bir vakadar titizliğiyle kayda geçiriyordu varaka varaka: Bap bilmem kaçında orta çağın... Yüzünde ise kara gecenin is ve karakurum ve aşkı memnu, Ne utanç ve ne de ikircikli bir allı gelin türküsü dolaşıyor. Vakittir, haydi davran Salvador... 2/: Gerekende bir başımızayız en ortasında karanlığın, Ve apokalipsik bir gecenin bekareti yaralı gelinleriyiz, Atlıyoruz bir bilge gılmanla kol kola şiirsel kuyulara, Ve ölümcül sevdalara terkimizde köyden kalık yavuklularla. Taylarla birlikte hız hıza büyüyor söz fidanları, Ve çıldırmışlığın özgür havasını harman ediyor harmoni, Ben ve diğer insanlar donmuş gibi takip ediyoruz, Arkamıza gerdiğimiz serendipli gölgelerimizi. Açız ki kıyamet acısı damaklarımızda, Yemişliğimiz bir yabani ahlattır hepi topu, Ya da alıç Yunus tepelerinde, Az evvel yani bin bir yıl önce... *** Ey renklerin ve boynuzların sivri şahı, Terk etme ne olur köprü başında topallayan tayları, Lunapark bekçisi mavi gözlü veletlerle bir olup, Gözlerinin ıslaklığını saklama cenaze alaylarında, Hani koşmayı hatırladıkça şiirler adımlarsın ya, Sözün sihir olduğu kıraç yamaçlarda, İşte oralarda saklanır renkler, hüzzam kentlerinden kaça kaça. 3/: Serendipli bir yosmaydı anımsadığım en son, Şiirin basma yorganının altına kayan arzunun somutlaşmışı, Çengel kaşı kahverengi Hint kınası, Arkası Tamil cengaverlerinin en hırslılarıyla örülü. Merakla koşuşuyorlardı mağma hamamının çevresinde. Kamburdu sanki üstünde bir everest ağırlığınca, Ölen bir racanın karısı olması. Yani ölüme tutsak ve de töreye... Ben ağlıyordum ancak iki mısra hacmince, Köşedeki döşü kirli bandit bana bakıp gülüyordu, Düşteydim ancak yüreğim sökülüyordu. Sahra genlerinde yoksa eğer mahpus sayılırsın sen de, Ey çift tırnaklıların lordu... Yordu bu oyun beni insanlığın boş arsasında. Sen çiz, en iyisi, ben de beni yazayım, Kuyular kazayım yüreğimi düşürmek için... *** Gör artık ey boğaların lordu, Köşedeki döşü kirli bandit bana bakıp gülüyor, Gece anaforlar ile soluyor, Haydi davran Salvador, Kocuyor şiir ve renk, Haraboluyor ahenk... Ahmet Yozgat |
Salvador'la Bin Dokuzuncu Telbiye-i Kevser Günü
Pantone Renkler Diyarına Saldırı 1/: Ha hüzün, Ha sultanlık... Tıpkılaşır her ikisi de, Eğer menciliste şiirse söz konusu. Kokusu cümle alemi sarar kekikli nakaratın. Bir kır atın sağrısına tutunur pantone renkler, Peş peşe karınca bacaklı fillere binerler, Sopa boyunlu, Servantes tasvirli cengaverler... Yoldur gider diyarı Portugal'a, Avazdır, 'Oley oley! ' yankılanır arenalarda... *** De bana lan Salvo! Bir zamanlardı hüznün sultanlığı... Kıt ve kanaat. Sanırım Azerbaycan'daydı husumet haritaları. Çizim çizim fiziki, pençe pençe beşeri ya da idari... Rulo ve sanrı saklı izbe çalışkanlıklara ara verilmişti. Kuzey yurdunun rüzgarları sert eser. Oysa kesik memeli amazonlar kentlerinden sabit aşklar atıyorlardı taşraya. Sakar teslimiyet grubundan birisindeydi kalem. Habire donuk kafiyeler kırıyordu harfler ağırlığınca. İşte bütün bunlardı bana söylenen renklere bine bine. Buralarda kartezyen ahlak sahibi bir kişi ile masallarda zenne rolü yapan bir delikanlı varmış? Bir de bu işittiklerim. Ne dersin bu hususta? Üzgünüm. Anımsamıyorum hiç. İkisi de çok iyi kuyumcuymuş sözdiziminde, A ve Be ve Ce sırasınca. Hatta sahte küpeli kulakların sahibesine vurgun muydu kalbin biri? Anımsamıyorum hiç. İşleri de yolunda gidiyormuş servet ehlinin? Anımsamıyorum hiç. Böylece rahat bir hayat sürüyorlarmış bütün kunduzlar? Anımsamıyorum hiç. Bu iki keten saçlı savaşçı içmişler bozgunu ve şarabı. Ardından o ölü kavmin zamanla işleri bozulmuş? Anımsamıyorum hiç. Çok yoksul bir duruma düşmüşler zamanın bir eli yağdalıları? Anımsamıyorum hiç. Bu durumdan kurtulmanın bir çaresini aramaya başlamışlar diğer eli baldalılar? Anımsamıyorum hiç. Sonunda başka bir dağlı erk olmuş vilayette. Düşük vites rahipler sitesine gitmeye karar vermişler? O ve o. Anımsamıyorum hiç. 2/: Öyleyse niye? Ne diye? Donuk kafiyeler kırıyordur mersiye ehli? Kartezyen ahlak sahibi bir kişidir ki, Neden mezar taşlarına yazar ilk ve son deyişini? Masallarda zenne rolü yapansa, Hünkarlar hünkarının diline düşer... İçmişlerse erdemsiz bir bozgunu ve şarabı o hünkarlar, Rahipler sitesine dua dilenmeye giderler zaman gelir. Ya biz neden buradayız ey buğday tenli İberikli? Bence acilen biz de gitmeliyiz... Ulan oğlum Salvador neticede ikimiz de deliyiz. Davran öyleyse... Ahmet Yozgat |
Salvador'la Doksan Üçüncü Kefir-i Esrik Gecesi
Teslis; Bilek, Yürek ve Resimdir 1/: Ay can! Uysal uysal yürümeye durduğu zaman takvim, Başlar atlaslarda nehir çizimleri kızarmaya, Şimdi keyifdar kefir yudumlama, Ve rubaik şiirler ırlama vaktidir. Çünkü bilek, yürek ve resimdir teslis. Ahenk cebellerini aşan güçse, demir rengidir her an. *** Ademoğluyuz türkü çığırmasını severiz yeşil zümrütün, Ama bahçemizdeki ağaçların yaprağına dalındaysa vurgunuz, Ya düşmüşse mezara bir ölgün hazan kınası... Ağlamamız bir başka sabaha kalmaz. Zira bilek, yürek ve resimdir teslis... 2/: Ey yıldızlar! Hudutsuz lacivertimin yavrusu bağınızdadır, Yani korumanızdadır sarışın kızlık kaçak avlanmalara karşı. Cengaverin kibiri güdük kalır sizin mazbutluğunuzdan, Bu yüzden döner ok ve kendini vurur, Yani avcının ellerini kınalar kendi rengi. Ve de zenaatkar zencefil kokulu bir tabakla sunar, Zamanlı veya zamansız dilimlenen kalbini alıcısına. Ya da salkım saçak sararır kaderi uzay kızlarının, Hünkarsa reformunun arkasından bakıp avunur boşu boşuna, Bize güler oysa Floransa'nın muzip zangoçları ve taş şapelleri, Bil ki senin ünün ulaşmamıştır henüz manastırlara. Lan Salvador usta, De bakem, reform hangi tonuna çalar gökyüzünün? Ay can! Haydi davran Salvador... Bilek, yürek ve resimse teslis, Neye yarıyor ki beyin? Eşiniyor estetik bak ve anla. Ya şiir ne güne duruyor? Ahmet Yozgat |
Salvador'la Dokuzuncu Teslim-i Kevser Günü
Ebemkuşağı Dağından İniyoruz 1/: Yolculuk sürüyor alaimi semada, Ağır aksak, Yani kahır kasislerinde düşüp kalkarak... Ve kastanyet türkülerine sığınarak... Sisler arasında yitik anılardan bakıyor bir çift göz, Söz, arabesk bir ilanı aşka kayıyor yıldız misali, O kasvet çiçeği gözleri anımsamalıyız bir yerden, Mesela aşklara müdahil arsız Madrit'ten... Ya da Yozgat'ın tezek kokulu bir köy evinden. Ya benim unuttuğum otuzuncu sevgilim o, Ya da Salvador sana ait son peyzajdaki sarılı kıza... (Lan kitapsız) Hatırlasana! 2/: Dur durduğun yerde be usta! Günlük spekülatif krizim tuttu gene... Mahareti sırtlanıp ustalık aksak ve ağır, Ebemkuşağının kambur dağından iniyordu ya hani, Kafam karışıyordu ilkel bir radyo istasyonu misali, Ya senin ki? ... İkimiz de deli miyiz neyiz? Ne dersin oğlum Salvador? Yoksa neden gezeriz alaimisevdada bu gece vakti? *** Dur ve duy! Ve yaz ispinozvari divitle... Bu ses ağzı duasız kurtların sesi. Yani ki lan Salvi şimdi tedbir-i acil gerekli... Haydi, sessiz bir rüzgar gibi haziranla kendini, Ve solgun ellerini mavi şua kırıntılarıyla kınala, Seren direklerine yüreğinin zarından ger yelkenlerini, Ki tarihe adın yazıla is ve çivitle... 3/: İşte, yeridir ve zamanıdır şimdi, Usturuplu bir pasaj deliler tarihinden: Sarı palaskalı asri cengaverlerin belidir, Suskunluğu Cebelitarık kıstağının bil ki. Her birinin civarındadır şimdi, Merhamet avcıları yakılan gemilerin, Ve bulunan ilk tarihi tekerlek aksının. Dönüşü bu nedenledir insanın ve doyumsuz hırsının, Yüreğinin ekvatorunda muson yağmurlarında ıslanarak. Yani yaslanarak nakaratına ırlanan o son kadim türkünün. Lan Salvador usta de hele, Haziranda kar hangi tonuna çalar gökyüzünün? Ben yazayım, sen de çiz. Aşikar bir deniz bizim hammaddemiz ya da aşk, Davran öyleyse lan Salvi, Sabah olmadan yüreğimize ermeliyiz... Ahmet Yozgat |
Salvador'la Dokuzuncu Teslimiyet-i Zifaf Gecesi
Kendi Tarihçimizdir Anekdotlar 1/: Anladım artık, Ya da anladık ki biz hepimiz... Kurtuluş yok ayaklarımıza bulaşan geceden, Dönemeyiz artık bidayetteki yere geri. Karanlıkta kaybolan izlerimize bakarak, Ağır aksak giden kalp düzleminde yolumuz hep ileri. Beynimize saplanıyor bir sivri çivi acı ile sarmaşarak, Ne takati kalıyor ne de dermanı Salvador'un, Kanat çırpıyor çizgileyin bir aklık gri ufukta, Ben el sallıyorum, Yoldaşım basıyor bir mayına, Kısacık bir anda perde gibi savruluyor karanlık, Çekiliyor perdesi günün... Lan Salvador usta de hele, Ölümcül mayın hangi tonuna çalar gökyüzünün? *** Ay can! Çelimsiz bir çobandım ben de bir zamanlar, Bilmem hangi yaylasında anka masalının kız yaylamada... Pöstekiler orada resmin ve şiirin anasıdır, Sığırtmaç ulusunun kendi jargonunda, Aşk gübre rengindedir... 2/: Çığlarla yola duran hamarat karlara sarınmış olan, Vadi yamaçlarında kuzu derdinde yaren ordusu, Ne düğünde sağdıç, Ne şiirde Bey Beyrek'tiler... Biliriz ki kendi tarihçimizdir anekdotlarda, Aşk ve şiire dair resmettiklerimiz, Ve kız kuzusu sanarak kendimizi gütmemiz. *** Bir başka diyar ki bizimkisi, Cöngün en karacası yanağımızda tebessümdür. Ve her yaşanan koşuk, kimilerine inat olsun diyedir, Ki ol sebeple pasa döner demir grisi, Farisi bir Şiraz güzelidir ki şiir, Ortalıkta dönüyor kıvranarak. Haydi Salvador davran! İkimiz de döneriz ileride bir lila virajından, Nasılsa kadim ustalara ihanet ederek... Ve Hatta, Nakaratın ne denli varsıl olduğunu görürüz, Ebem kuşağının yedi tekçik beyazlığına dalıp, Süpürürüz bir uçtan diğer ufka gökyüzünü. Haydi davran Salvador! Mor lilaya çalıyor. Daralıyor ömrümüz... Ahmet Yozgat |
| Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 06:51 AM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.