www.cakal.net Forumları YabadabaDuuuee

www.cakal.net Forumları YabadabaDuuuee (https://www.cakal.net/index.php)
-   Eskiler (Arşiv) (https://www.cakal.net/forumdisplay.php?f=188)
-   -   Arzu Altınçiçek (https://www.cakal.net/showthread.php?t=132798)

GooD aNd EvıL 08-02-2008 09:56 AM

K i m d u y d u?
Düğünü başladı siyahın
Çeyizi kara toprak
Döşeği serildi,
Alay toplandı.

Işık yolundan geldi şahitler
Ahşap sandukaya kondu

Son halayda, eller kalktı
Beşibiryerde’ye dizildi dualar
Uğultuya karıştı ağıt
Son kez katlandı yeşil davetiye

Zamanlı gelenin zamansız gidişinde
...ve güneş
kürek kürek karanlığa


I

Gözlerinde yaylalar geçerdi bulut bulut.... bir anneydi Nezahat...
Geride iki goncası kaldı emanet....

Kokun kaldı üzerimde...Sarılıp ayrılalı dört gün oldu bugün. Şu an bile gülüşün aklımda. Elinle ağzını kapatırken, kahkahanın sancılarıydı gözlerinde. Otuz beş yılda yaşadıkların ve yarına dair yarım kalmış bütün işlerin, yapamadıkların “sır” sanki suskunluğundaki keşkelerde.

Kapadığında gözlerini bir daha açamayacağını bilmek nasıl bir duygu? Ölümün başucunda beklemesi! ! !

Karadeniz’in akça pakça kızıydın gelin geldiğinde. Çay filizlerini taşırdın her memleket dönüşü gamzelerin. Yeşil kokardı sohbetlerin, saçların deniz kokardı, tütününse ‘-ah be Arzu, bir görsen bizim yaylaları’ dediğin yayla havasını estirirdi balkon sohbetlerinde.


Yüreğinde kocaman umutları olan küçük bir kadındın

Yarınlardan birinde bir bebeciğin vardı göğsünde. Tatile gittin geldin bak oğlan doğurdum dedin... Ne kadar zaman geçti bilmedim Numan büyüdü, okula başladı. Apartmanın maskotu Kübra’n oldu ve sen hep aynı...

Çocuklarınla çocuk yanın hep saklı.

Şimdi sana seni nasıl anlatmak var bilmem ki...

Bu sabah güneşten bir avuç kor, taş gibi düştü sanki göğsümün ortasına. Gün ne kadar ağır, içim yangın. Kaç gecedir sıkıntındayım belki, gözlerim çakmak çakmak. Hayat ne kadar boş!

Dün vardın, bir saat önce vardın... neredesin?

Az önce aynaya baktım. Yüzüme, gözlerime... ellerimi götürdüm dudaklarıma, ne yapardım dedim? Evet bana deselerdi iki ay ömrün var ne yapardım?

Hangi yaşanmamışlıklar önceliğim olurdu, hangi kavgalarıma kızardım, başkaları için akıttığım yaşların bedelini nasıl öderim? Neler kalırdı ardımda ‘keşke şunu da yapsaydım’ dediğim. Nereleri görmek isterdim, kimler için bir şeyler yapmak ya da kimlerin benim için bir şeyler yapmasını...

Ya çocuklarım olsaydı, onlara bensizliği nasıl anlatırdım? Her gün onlara bakarak yarınlarında olmayacağımı bilerek sabah okula uğurlarken yanağına koydurduğum öpücük nasıl keserdi göğsümü.

En çok kendime acırdım belki de...

Takdir-i ilahidir de ölüm, nedense hiç konduramayız sevdiklerimize,kendimize konduramayız. Her göz açışımız ölümsüzlüğü çarpar bir avuç suda suratımıza. Günaydın bana, bugün de yaşıyorum! diye uyandığımıza hangimiz şükreder ki?

Kaç kişi vardır, yarınki işlerini düşünüp yatağa yatıp da, uyanamayan. Kaç kişi vardır anahtar sesiyle evinden çıkıp da dönemeyen? Buluşma noktasında saatine bakıp da – nerede kaldı bu ya? deyip de öldüğünü bilmediğimiz...kaç kişi? kaçımız?

Hep bir şeylerin telaşındayız. İşe geç kalmamak, eve erken dönmek, okulu bitirmek, askerlik, evlilik vs vs... bitmek bilmeyen bir maraton. Hem de hazırlıksız sürdürdüğümüz ve ne yaparsan yap hep yeşil bir örtü alır yılların terini üzerimizden. Çöken omuzlarımızın altında toprak serinliği...

Bitmiş bir hayata karılır güneş kürek kürek...

Ölümsüzlük...
”ölüm” sözlük...çözemediğimiz, dilini ezberleyemediğimiz.

İşte bu gün de açtım bilmediğim kaçıncı sayfanı. Bir noktan daha düştü, bir damla yaşım da üzerine. Bir fidan daha ektim gönül bahçene, yaprakları kaldı elimde.


Al işte!
Seni anlatana kadar
düştü toprağına bir beden daha
hatta binlerce belki de! ! !

II
Baharın cıvıltısını saklardı gözlerinde. Şimdi serin Bodrum akşamında
yanağıma bıraktığı buseyi yeşertiyor gözlerim.......
yazıyı bitirirken öğrendiğim can dostum Sedef KABAŞ’ın kardeşi dünya tatlısı Yunu’sumun anısına!


Bahar gözlerinde asılı kaldığım bir can daha kırdı ışığı.
Geleceğe tohumdu, Karanlığa umuttu belki de!
Hurdaya dönen arabanın sesine karıştı dudağındaki son kelime
K i m d u y d u?


Satırların sonundasınız ama hayata baştan başlayın sayfayı kapatınca Her soluğun değerini düşünün olur mu?
Önceliğiniz erteledikleriniz olsun
Ölüm yakalamadan önce

11,10,2005


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL 08-02-2008 09:56 AM

Kaderiymiş
Caddeler,
Şehirler
…kanıyor

Talihsizlik
Dört ayaklı olmak

Üç ayağı bağlı
Diğerinde çırpınışları

Kaderi
Boğazındaki kör bıçak
Gözlerindeki bez parçası
kesmekten bihaberdar
-cellat- başında

Bir çocuğun elinde
Son kez tadıyor
-İlk sevgiyi-

Gülerken
Bıçağın yansımasında
Ağlıyor küçük çocuk
Bağırıyor kınalı kuzu
…kanıyor

Masamda bir tabak
Tabakta kızarmış bir et
Batırıyorum çatalı
Canım acıyor

Boğazımda düğüm
Gözlerimde onu seven
Küçük çocuk
Derin bir nefesle
Utanıyorum
Karnım aç ama
Canım yanıyor

Tabağımı kaldırır mısın anne?
Boğazım acıyor:'(


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL 08-02-2008 09:57 AM

Kadınım
Geçmişi lekeli
Yüzü eski
Maskeli olsa da
Gecesi gündüzü
Ustalıkla saklıyor
Beyaz tülün ardına
Kadınlığını

Akşam doğarken
Onuru tüketen eller
Kızılında boğuyor
Alın terinin utancını

Çekildikçe karanlık
Gölgeleri düşüyor
İhanetlerin

O yine
beyaz tülün ardında
...umarsızca

Depremlerden bitkin

Çiy saatlerin serinliğiyle
Yorgun gamzelerde
Gülüşü diriliyor

Her solukta kahpelik

Çürümüş dehlizlerinde
Tek dişi kalmış siluetin
Karartısı düşüyor
Aşiyan’da

Okka ile divitin valsini kıskanıyor
Dalgalara da özenen martılar
Çekiliyor ayak izleri
Çalkalanıyor deniz
Ölüm sarıyor
ya da kendini ecel sanıyor mavi

Uzun bacaklarının altında
Serili bedenler
Seyirci kalıyor
Arzuların yalnızlıkla
Kol kola sefasına

Kim geldiyse kapısına
Tenine seren kadın

Cinayetlere şahit *******in
Peçesini takmış

Matemde sürmeli gözleri

Ak gerdanında
Dizili tarihin hazinesi
Yedi taşlı taç takılı
Hazan saçlarında
Her bir yanında
Yorucu sevişmelerin
Morluğu / sanılır
Oysa
Her gelen bir parça koparır canından

Hüzünlü bakışında
Bulutlar kurşunlar toprağı
Çiçekleri hep diken açar ellerinde
Canı yanar
Yine de gülümser

Şehveti sürdüğü dudaklarına
Yıldızlar düşer

Yorucu bir tangonun finalinde
Öpüşür akreple yelkovan

Ne kadar ateşli olsa da
Bastırır arzularını

Uğruna kaç can döküldüyse
Teslim olduysa kaç devlet
Bakir rüyaların
Erkeği olsa da kabuslar
Kanlı bastırılışıdır
Özgürlüğünün

Ne boynundaki tasmanın izini belli eder
Ne de ayağındaki prangaların tahrişini
Uzun bacakları…

O’na uzaktan bakmak kadar
Eteklerinde oynaşmak da güzel
A d ı n a İ s t a n b u l d e d i ğ i m k a d ı n ı m


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL 08-02-2008 09:57 AM

Kala Kala
Gece gibi suskun ve yalnız kaldım dünyamdan çıktığında. Tüm sıcaklığıyla özlemi kavururken tenimi, üşüdüm. Olmayacaktın biliyorum artık yarınlarımda, ne de düşlerimde. Sol yarım, can yarım hazan gülleri gibi savruldu mavi penceremde. Bense sadece bakakaldım ardından, hiçbirşey hissedemedim o an.

Saçmaydı bu olanlar, bu kadar basitmi aşkı silmek? Bu kadar katımı sevdiğim adam? Hataları gözardı etmek yücelikse, bir hatayla bir ömür tüketilmesi mi gerekir tek tarafın kuralları, doğrularından. Bumu aşkta gurur denilen meret?

Aşk orta noktada buluşmak değilmidir? Sen, ben değil 'BİZ' olmak bu kadar zormu? Hep karşımızdan bekleriz birşeyleri. Anlatmadan, anlaşılmayı, seslenmeden duyulmayı,sevmeden sevilmeyi bekleriz ama zamane aşklarında zaten dokunmadan hissedilmezmiş sevda...hepsi yalan.

Biliyorum ne yaparsan yap, kendi bakışınla, isteğinle, yoğunluğunla yaşarsın duyguları. Öyle perde inerki gözlerinize, görmezsiniz O'ndan başka birşey.

Sonra iki kelime ile silkelenir, çarparsınız gerçek duvarına. Buraya kadar...
Neydi buraya kadar olan? Umutlar, coşkular, hayaller, sevinçler, hüzünler, özlemler! Bir anda yüksekten düşüyormuş gibi mantığınız çakılır duygularınızın üstüne. O zamanda zaten acı çekmeye başlarız. Neden duygumla hareket ettim dedikçe daha çok çöker sol yanınıza ağırlık. Hayat ağır gelir, dünya ağır gelir, sizse kendinizi yok gibi hissedersiniz.
Hayaletten farksız, ayna karşısında sadece gözlerinizde tüketilen sevdanıza dalar durursunuz. Gözlerinizden kayarken bulutlar zaten çoktan takılmışlardır ucuna. Bulamazsınız...

Ve kala kala bir 'SEN' kalmıştır bende, bir de 'BEN' terkedilen sevgide.

Şimdi üşüyorum ve bekliyorum...belki bir sabah güneş yüzünü gösterince Marmara üzerinde, ardından doğacaksın karanlık sevdama...


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL 08-02-2008 09:57 AM

Kanlı düğün
Mayın döşeli yollardan geldik
Dikenli tellerde sıyrıklarımız
Toprağın kızılında gözyaşımız
Boğazımızda yumrukla geldik.

Namluda karanlık noktada ölüm
Bayraktır kefenimiz cehalet zulüm
Ellerimiz açıktır güçsüze gülüm
Açız, aşımızı böldük de geldik.

Canlar verdik bilmedik sarpa kayalarda
Kanlar döktük umut ekilen kuru toprağa
Suslar birikti *******i pusuda
Sol yanımıza taş basarak geldik.

Ey vatan! uğruna kaç ocak söndü
Hainler pusuda kaç baba öldü
Sarıldı tabutlar ufuklar söndü
Gözümüzde yaşları tuttuk da geldik.

Ey bayrak! Dalgalan bulutlar senin
Gölgene yemini verdik de geldik.
Dökülen her damla senindir, rengin
Rengini toprağa kararak geldik.

Teröre lanet duamız oldu
Sınıra direkler bedenler oldu
Ana baba özlemi bir yana durdu
“Vatan bölünmez, şehitler ölmez”
Şehitlere düğün yaptık da geldik.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL 08-02-2008 09:57 AM

Kapı arkası gölgeler
Bedensiz
Çıplak ayaklar
Durdu kapıda
Üç kez vurdu
Korkularım
Korkuttu
Doğruldum
Saat üç
Kulağım kesik
Gözlerim
Kapı altı
İnce ışıkta
Gölgeler saklı
Sessizlik
Sızdı odama
Dört koldan
Geldiler karanlıktan
Beklediler
Sessizce
Nedensiz
Sızdılar
Yokluğa
Korkular
Baş ucu
Bedel-siz
Neden-siz
Beden-siz
Dokundular
Saat mi hala üç
Yoksa ben mi
Zamanda kayboldum! ! !
Siz-sen-iz-
Neden
Gittin-iz! ! !
Beni de alın
Karanlığa
Çıplak ayak
Dolaşmayı severim
Kapalı kapılar ardında
Korka korka
Gel gör
Korkutmayı da öğrendim
Ceee-eeeee! ! ! !


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL 08-02-2008 09:57 AM

Kara Cumalar
Sabah sisi çökmüştü gözlerime
Tan rengi bugün de gri
Hep oturup yatağımda dinlerim sabah ezanını
İçimde sıkıntılar
Pişmanlıklarım gelir aklıma...
Özlemlerim...
Hayalini kurduğum sevdalarım
Gözlerim günah çıkartır akan yaşlarla
Bu sabah gökyüzü de bendendi besbelli
Güneş gelmeden başlamıştı yağmurun taneleri
Bulutlar penceremde....
Gözlerimde çakardı şimşekleri
Şimşekler sıkıştırırdı göğsümü
Dar gelirdi bedenim nefesime
Gün sabahımın aynası
İçimdeki sıkıntının bulutları
Hala üzerimde gezinir kabusları
Gün bitsin diye yalvararak bakmakta gözlerim saate
Herkes sever oysa
Ben hiç sevemedim cumaları
Hep cumalarda yaşadım ayrılıkları
Çocukluğumda kırılan bebeğimi
Saklambaçta düşürdüğüm kolyemi
Teslim ettim ilk aşkımı azgın suların ellerine
Denizin tuzu cuma'ma karıştı
Diploma törenlerine gömülürdü arkadaşlıklar
Törenlerin veda günü de cumaydı
Sevinci tutsak kalmış cumalarımın
Hüzünleri cuma akşamlarının yalnızlığında
Ya bıraktı sevdiklerim gitti
Ya ben terketmek zorundayım onları
Bak bugün de cuma
Yine yalnızlığım damlar kalemimden
Yine hayalin tutsak kirpiklerime
Takvimlerden cumaları kaldırmak isterdim sadece
Gerçi ne farkı varki diğer günlerden
Yirmidört saat değilmi toplasan gündüz gece
Belki birgün benimde yüzüme gülecek Cuma sabahları
Ve meşgul olacak gecesi ellerim, dudaklarım
Fısıldayamayacak kadar yorgun olacak sesim
Akşamları gerçekleşecek düşlerim
Banada gülecek yüzünü Cuma *******im
Bu sefer mutluluğum damlayacak ezanlara


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL 08-02-2008 09:57 AM

Kara Yalnızlık
Menekşeler göğsümde
Gri dünleri boğuyor
Sarı sabahlar
Saçlarınla seriliyor yatağıma
Gece gözlerine dağınıklığı vuruyor çarşafın
Yastığa düşmüş geceden topladığım
Pembe yıldızlar
Köpük köpük dalgalarda
Sıklemen yakamozlar
Renkli sevda yaşıyorum
Mateminde mavilerin
Kırmızı dudaklarda beyaz ismin var
Beyaz ellerimde
Sarı güller
Bir gökkuşağı sevda
Her renk toprak kokuyor aslında
Kuru güller,kuru toprak
Kara Yalnızlık.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL 08-02-2008 10:07 AM

Karaçiçeğim
İşte geldim...
Yüreğimde hazan mevsimimdi
Acılarımı, sevinçlerimi topladım
Solan ümitlerimi, kırılan arzularımı biçtim
Suladım gözpınarlarımın kurusunu
Yeni umutlar ektim de geldim
Eylül hazan mevsimi koca yılın
Hazan gene sarısında dökülen yaprakların
Yıkık sevdalar, kuruyan topraklar
Şimdi bekler üzerine yağmasını karın
Bir kardelen çiçeğiyim avuçlarında
Yüreğin kadar narin yapraklarım
Bir dolunun incitmesine bile zarar verme
Halim yokken ektim son umudumu ellerine
İşte geldim.
Kaçıncı baharında saçlarım...
Bu kaçıncı yarına deyişi umutlarımın
Yüzümde açan kaçıncı kırışıklığım
Ya sevdiklerim ama söylemediğim
Ya özlediklerim..tenine değemediğim
Dökülen yapraklarla hüznümü döktüm de geldim.
İşte geldim.
Tekrar satır satır işlemek için sevdamı
Herkes imrensin sana açlığımı
Yüzlerce dudaklar söylesin diye dualarla adını
Senin adını haykıra haykıra geldim.
Ama sen sadece hissedeceksin
Gözlerin kara toprakta daha parlak bakacak
Ne görebileceğim
Ne dokunabileceğim
Sesini bile duyurmayacak yağmurlar
Sen ne kar...ne dolu...ne fırtınalar yaşayacaksın
Güneş toprağını ısıtacak
Gözyaşlarım sulayacak
ve sen besleyeceksin beni üzerinde
Bir gün solacağım ve köklerim karışacak toprağına
Ve bir yaz daha geçecek harmanlaşmış sevdamızda
Bir sonraki kışta yeniden deleceğim beyaz örtüyü
Beyaz senin kefenin....beyaz benim karanlığım
Kardelen aşkımızı kavuşturacak günışığına
İşte geldim Kara Çiçeğim...
İşte geldim...al beni de yanına


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL 08-02-2008 10:07 AM

Karanlığım
tüm ışıklarını söndürdüm gözlerimde şehrin!

Siyahını çekmiştim üç-beş nöbetlerinin karşı kıyıya, hemen hemen her gece yaparım bunu. Günü teslim ettikçe düne, pembeleri solar çocukluğumun. Dibinde kırılganlıklarıyla birikir, yalnızlığımın cam askerleri.

Asılı kalır gözlerim yıldızlara... kaydıkça bilirim ki, izinde yaldızlanıp dağılır bir çaresizin daha sessiz harfleri.

Büyüdükçe, beyaz düşler bıraktı içimdeki çocuk. Açıldıkça saçlarının örgüsü, kör düğüm oldu heveslerim. Tüm inandıklarım soluksuz!

Kalpten yağmur damlaları ve isminle gökkuşağını çizmiştim beyaz kağıtlara! Toprağa düştükçe ıslak renkleri, şiirler açardı yüreğimin arka bahçesinde.... rengarenk olurdu yaşam.

Oysa şimdi !

Katili oldum papatyaların. Her yaprağında ayrılığın kan izleri kirletti mavi düş tarlamı. Sular çekildi gözlerimden. Sere serpe ölü çiçekler.

Teninin ateşine daldırıp kirpiklerimi, resmini çizerdim kızıl dokunuşlarının. Sen mi yanardın bende yoksa ben mi kül olurdum teninde bilmiyorum. Renkleri yoktu bedenlerin, duvardaki sevişmelerde.

Öğrendim ki, renk körüymüş AŞK!

Ne hayalleri beyaz, düşleri pembe, ne umutları mavi, huzuru yeşil! Arzuları da kırmızı değilmiş ki!
Beyazda başlayıp siyahta bitermiş aşk. Belki de bu yüzdendir anılardaki fotoğrafların çabuk solması.

Babamın kucağında oturduğum zamanlar ne olduğunu bilmediğim her şeye – baba mu ne? mu ne? mu? mu? ... ve hangi rengi sorarlarsa sorsunlar, hepsine – layvicert derdim. layvicert saçlı kız, layvicert ayakkabı, layvicert elma şekeri...tadını aldıkça kızardı dilim, ayaklarım tozlandı, layvicert saçlarını boyadım bebeklerimin banyo dolabındaki çamaşır suyuyla ve...bakıyorum da bilmediğim ne kadar az şey kalmış yaşanmışlıklarda.

Renkler, bana bakın! büyüyorum siz iç içe girdikçe... alacanızda yine de tutunuyorum hayata.

Sezen’ in sarı odalarında hüzün şarkılarını yakıyorum mum diplerinde...seni düşünüyorum, yine özledim! ...yine, yine, yine!

Sen ki sakıncalı sevdam, sen ki yasaklım. Büyümemin en ağır cezasısın belki de,... razıyım. Sus!
Çocuk ol yanımda, çığlıklarım zaten senden de, benden de büyük. Haykırmayacağım adını. Dokuz boğum yutkunarak koklamalıyım tenindeki yasak çiçekleri ve uyumalıyım.

...uyumalıyım da,
Kaçıncı uykusuzluğumdayım, bilmiyorum!

Karanlık, eflatun şalını çıkarmaya başladı el ele dolaştığımız sahilde. Ardın sıra kırılan ışıkları topladı ellerim gümüş tepsiye. Yaldız yaldız yalnızlık, yıldız yıldızdı gece...ve bittim.

Siyahla beyazın farkı olmadığı saatlerde, kırmızı kostümünü çıkarıp aşkın,efkarımı tütsülemek için yaktım karanlığı. Eski bir tangonun ritmiyle, dört duvarın dipsiz köşelerinde ağını örüyorum yalnızlığın... An ile anılar arasında, her defasında, bir öncekini unutup başka sözler yazıyorum bu müziklere....aşk şarkılarım, şiirlerim ve suskun hayalin kaldı bende.

Mülteci kampındaki ölümle özgürlük arası çizgide sıkışandan farkım yok aslında. Çizgiyi geçerse ölüm, geçersem sensizlik... kalırsa işkence, kalırsam da sensizlik. İkisi de ölüm be...yokluğun ölüm.


...uzak ülkelerde olmak isterdim şimdi, hiç bilmediğim insanlar arasında, avazım çıktığı kadar bağırmak seni sevdiğimi...kimsenin anlamadığı dilde. Sonra hırsız bir rüzgar yürütmeli sesimi, sabaha karşı pencerenden içeri bırakmalı...unuttuğun ninnileri mırıldanmalıyım sana güneşin sızlayan ışığında. Bugün göğsümde uyanır mısın? saçlarımdan toplar mısın yıldızları ?

Ne çok şey sığdırdım ismine. Ne çok sevda, özlem ve onca kavga. Her şey sensin aslında. Ah bu şehir, bu sahil... her parmağının dokunuşu dipsiz kuyular açar da atar beni maviye. Saçlarımın dalgasında havalanır beyaz kelebekler. Tut, tut ki bahar sende kalsın, ben sende.

Sabaha çıkıyorum düşlerin yorgun renkleriyle. Yine yarım kalmış şiirler var yarına, yine sen dolu yaprakları dökecek zaman. Birikeceksin bende.

Karanlık gibi sarsam seni. Serilsem, sarılsam, sevişsem dizelerle, öyle bir şiir yazsam ki, hani o herkesin yazıp da yetmediği SENİ SEVİYORUM’lar var ya, o bile şaşırsın. O kadar çok kullandık ki aslında, ondan mı yetmiyor sanki?

Kirpik altındaki kimsesiz sahillere bırakıyorum yaşlarımı. Esen onca mavisin bende, onca umut. Ah! bir de çıkmaza gitmese yollar. Hani akan suların toplansa coğrafyamın bakir kuyularında...konuşamıyorum!

Yorgunum!

Tüm sesleri kesildi, sesini kulağımda hissettiğimde.
Bak! bir geldin arapsaçına döndü düşlerim. Ben alışkın değilim ki - seni seviyorum- diyen adamların gerçekliğine! Sen gerçeğimsin! belki de burada yanıltıyor beni aşk.

Hafıza kaydımda ne varsa sildim, kim varsa zaten kendini sildi gittiğinde. Şimdi kaydını tutuyorum öpüşlerinin ve fısıldadığın şiirlerin. Söndürdün şehrin tüm ışıklarını, göz kapaklarımda! ...İşte şimdi yanımdasın. Bak, çekilirken gece, portakal çiçekleri koktu güneş. Duyuyor musun?


Renklerim, düşlerim yorgun
Beyazdan çaldım gecemi
Söylesene, senin ismin ne renkti? !
tüm ışıklarını söndürdüm gözlerimde şehrin!
...Karanlıktayım.


Arzu Altınçiçek


Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 05:56 PM

Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11   Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.