![]() |
Kardelen
imkansızlık örülü aşk şalı yarım kalmış mavi yumak kördüğüm bu bir sevda resmi flu renkler tablo başaşağı güneşle öpüşen tutuşmuş ten ihanetler ve can kırıkları ben sevda çiçeğiyim körpe sabahlarda dokunuş sandığın 'gelincik' beyazlar içinde dokunulup koklanmayan benim aslında aşk çiçeği 'kardelen' Arzu Altınçiçek |
Karmaşa
Gözlerini çizdiğim yıldızlar düştü sabaha Tuz buz ve beyaz Yokluğunun var olduğu noktada yapışıyor ellerim hayaline Kala kalmış ve üşümüş yanımla “Donuyorum” Kızışan *******in dokunuşunda Nemleniyor saçlarım Çınlıyor kulaklarımda Terli sevişlerinin gürültüsüyle “Susuyorum” Kapalı kapılar ardında Sana ait düşler… Islandıkça dudaklarım Körleştirircesine yalnızlığı gözlerimde “Kuruyorum” ve gidişine isyanlarda Dudak izlerinden kalan Kırmızı utançlarla Göğsümde bıraktığın ürpertiye “Kanıyorum” Arzu Altınçiçek |
Karıştım!
Tüm noktaları cebime koydum Virgüller zaten hiç girmedi aralara Ya bitti kelimelerim Ya uzadı gitti ******* gibi Sustuğum gibi yazıyorum isyanımı Sessizce ama yarası derinde kanayan Yalnızlığa inat kalabalık sıkıntılarım Sensizliğe inat daha çok 'SEN'lerleyim Bak şimdi yine karıştım Susmalı mıyım? Yazmalı mıyım? Arzu Altınçiçek |
Karmaşık
Yalnızlığın tırnakları geçmiş akşam sonrası Kanar, kanatır ihanet Gölgesi düşer pencereye sallanan dalların Uzar geceyle başı boş bir köpeğin bacakları Ayyaşın narasında yalpalarken ay Köşesinde ürker puhu kuşu Rüzgar yorgunluğunu atar kuytuda Meydanı boş bulur yıldızlar Kuduz dalgaların köpüğünde Leşi serilir denizin... Gamzeleri yansır mavide Kumlarla oynaşan istiridyelerin Aldanır / aldatır Martı kanadında taşınırken şehir Gök yüzünde kabarır yollar Tırnak izlerinde kalıntıdır anılar -Anılar ki hep tek kişilik Bunca ziyafeti sunmuşken zaman Küçük kırıntıların doyurur mu sanırsın aşk? Terli sevişmeler giderir mi sanırsın susuzluğu? Ateşler içinde kıvranırken Başı boş saatler süzülür kirpiklerden Birikir mevsimsiz baharlar Açar / açtırır Sırıtır sensizliğin tohumları yediverenlere Bakışlarında dikenleri batar Orman yangınında tütsülenir yeşil Yaşlı bir çınar ağlar açmamış ayva dalına Kimsenin görmediği karanlık köşesinde Dört yapraklı şans çiçeği küle karışır O yüzden bulunmaz ya Sanır mısın boşuna bunca şanssızlık Gider / getirir Sensizliğin idam borusu çalarken Akrep zehirini salar yelkovana İntiharı etmiş Bir gece daha gider Kan ter içinde gelir Sensiz gün doğumlarını taşıyan güneş. ve sonrası... sonrasını yazmaya gücüm yok / y o r g u n u m. Arzu Altınçiçek |
Kasım Gülleri
Kasım gülleri 10 Kasım Ardından... Gittin gideli hala güz kokar yastığım Hazan sabahlarla başbaşayım Hayalinle kaldığım gibi.. Kasım gülleri açar *******imde Katmer katmer yalnızlık kokar Gittin gideli hasret rüzgarı eser kapımda Ne gelen dosttur, ne giden tad bırakır Uğurlardığım sevdalar gelir aklıma Katmer katmer bulutlar dolar gözlerime Kurur yağdıramadığım yağmurlar Gittin gideli sevda bir başka görünür odamdan Daha soğuk ve kasvetli yeditepe Ruhu yok neonlu caddelerin Gün bile kararmış ufukta Oysa gökyüzüne güneşi boyadım Gece gündüz ışığımı bul diye Şehir ‘sen’ bakar Güneş ‘sen’ yakar Kasım gülleri ‘sen’ açar.. hüzün bakışlım Ay tenine yangın bu canda GÜZ, ‘SEN’ kokar. Arzu Altınçiçek |
Kavuşma (Doğum)
İki ten düştü harlı geceye Bir can düştü gölgesine dolunayın Gizem büyüdü içten içe sessizce Oysa ki ne zordu taşımak Bilinmeyeni içinde Bir tırmanıştı hayat Savaşmaktı sahip olmak Zirvede bir noktaydı Kavuşma günü Avuçlarınla katetmek gerekirdi yolları Karanlığın sancılarında kıvrılırken Hep daha yukarı… daha yukarı Belirsiz bir sonra ki adım Ya kayacak düşecek boşluğa Ya yakalayacak ışığı Ha gayret az kaldı Seni yarınlara taşımak için Tırmalıyorum sancıları Bak güneşi yakaladım Sen de tut yaşam ışığını Hoşgeldin can parçam hayata..hoşgeldin sevdaya.. Arzu Altınçiçek |
Anne
Lastikli bant neden yüzümde Gülüşüm mü korkutucu? Dişlerim mi çirkin? Sokaklar neden yasak çocuklara? Güneş var pencerede Beyaz badanalı dört duvar arasında Bu şehirde sadece bu kadar çocuk mu var anne? Halsizken biz Siz bin telaş içinde Şişedeki vişne şurubunu Neden canımızı acıtarak veriyorlar bize? Rap rap yürürken koridorda Adımlarım yankılanıyor ya Koşarken nefesim de tıkanıyor Sahi asker olur muyum anne Anne Bu pijamamı geçen sene almıştın Neden eskidikçe bollaşıyor üzerimde Çok yazı da yazmadım Bileklerim neden ince? Hani başucumda okuduğun kitap.. Gerçekten hayvanların bahçesi var mı anne? aaa...bak arkadaşımın yanında Amcalar, ablalar var Kalbine bastırdıkları o siyah şey ne anne Neden zıplıyor yattığı yerde Canı acıyor mudur sence -Kemal... Kemal... Neden cevap vermiyor? Karanlıktan korkar Çarşafı üzerinden çeksinler söyle Daha ne kadar yatacağım burda Ağzım kuruyor Akşam erken de uyudum.. Gözlerim kapanıyor Yıldızlar yağıyor anne Beyaz melekler gülüyor Seslerini duyuyor musun? En az senin kadar güzel Ninni söylüyor.. Uykum geldi.. Uyursam rüyalarımdan gitme...anne 21/3/05 Kaybedenlere sabır... Arzu Altınçiçek |
Kaybolan bir çocuk içimde
Kaybolan küçük bir çocuk içimde Onun gözleriyleyim gecede, korkak Ne zaman sessiz bir sokaktan geçsem Onun yerine duyarım gölge adım seslerini Döndüğüm her köşe başında Kocaman köpekler O’nu bekler sanki Kalbi çıkacakmış gibi göğsümden Derin derin soluklanırım, boğulmasın diye. Kaybolan küçük bir çocuk içimde Kaldırım kenarında kibrit kutuları Toplayıp oynamak isterim İşaret parmağımda sektirmek gazoz kapaklarını Ama kiminle! Durduğum her okul önünde Yakasını düzeltir, mendili cebinde Yazamadığı kara tahtalara erişirim Rengarenk suluboyasını sürerim saçlarıma Kaybolan küçük bir çocuk içimde Bedenim yorgun olsa da İki tekerlekli bisiklet peşinden koşarım Sadece o istiyor diye Şişmiş ayaklarımı çıkarırken Küçük parmakları kalır yüksek ökçe içinde Bekler, seslenir -hadi parka gidelim yaaa! ! ! Ah küçük çocuk Bilsen senin düşlerinden daha yorgunum Senin gözlerinden daha küçük bu dünya Ve ellerin daha temiz sokaktaki simitçiden Hadi gidelim, deyip çıkmak isterim Ama hep o, “elalem nedir korkusu” Bilmezler içimde hapsolduğunu Tahtaravalli de inen çıkanın sen olduğunu Bilmezler… Ayıplarlar hatta, Deli mi ne, kazık kadar olmuş Hala çocuk bahçesinde Vah vah, üşüttü galiba. Bilmezler… Çocukluğunu yaşamadan içinde kaybedenleri Dallara takılı bir uçurtmanın ipini dolar hayat Çeker durur, hatta savurur ordan oraya Büyük olmak kolay da, çocuk kalmakta mesele Kaybolan küçük bir çocuk içimde Ve yarın cumartesi Sabah uyandığımda “sen” olacak Spor ayakkabılarımla, kısa pantolonum içinde Saçlarım iki yanda örgülü Önce kaşıklayacağım dolaptaki şokellayı Dudaklarımı sileceğim koluma Ne para, ne kimlik olacak yanımda. Bir ip alacağım, bir de top bisikletin arkasına Atlı karıncaya binip, inince cebimdeki topacı çevireceğim Kibrit kutularını ezip kaldırımda, Beline sokacağım pantolunun. Bir ağacın gölgesinde evden çaldığım kurabiyelerle İşe giden büyüklere bakıp, üzüleceğim. İçindeki yarım kalanları fark etmediler diye. Bir serçe konacak, kırıntılarımı böleceğim. Kaybolan bir çocuk içimde Ve kaybolacağım bilinmedik caddelerde Ne önemi var ki gittiğim semtlerin Çocuk gözlerle görmedikten sonra Defalarca çıktığım merdivenlerin Neye yarar yüksekliği Kapıyı çaldığımda tekme yumruk Açacak kimse olmadıktan sonra Halâ neye yarar o çocuğu hapsetmek Kağıttan bir gemi yapacağım Hem de en büyüklerinden Affet küçük ama seni koyacağım içine Teknene “umut” diyeceğim Bırakacağım seni dingin denizlere Uğradığın her yerde, sana bakan her gözde Süzülsün çocukluk yılları Bir solukluk da olsa umut ol, Yaşamı, büyümeye tercih edenlere. Kaybolan bir çocuktun içimde Şimdi … Özgürce seyret bulutları Ne kadar büyüsek de Utanmadan yaşamalı hayatı…. Bir günde kaç yıl yaşattıysan bana…teşekkürler Hadi şimdi seyreyle büyüklerin masallarını Derin mavilerde. Güle güle Kayıp yıllar kalacak ardın sıra takvimlerde Ve yarınlar asılı duvardaki çivide Yüksek ökçeler bekler beni Çantada kartvizitler, masada faturalar Büyüdükçe kapıldığımız rüzgar gelecek pencereme Saçlarımın örgüsünde bırakacağım yaşları Elimde bir çift sarı kurdele Dudaklarımda son elma şekerimin tadı. Aynaya gidiyorum çocuk ardın sıra Suluboyan kadar cıvıltılı olmasa da Çizgilerini kapatacağım yılların Hileler yapacağım genç görünmek adına Küçücük elleriyle doruğa çıkartan çocuk Derine bıraktığım için beni affet Yarısı kayıp yıllarım için çok şey borçluyum sana Mavinin en sahipsiz yerlerinde umut ol “ küçük istavrite” de. Kaybolmuş bir çocuktun içimde Kayboldum küçük bedeninin gölgesinde. Özlediğim yıllar yapışacak boğazıma Sen ise özgürlüğünden sapma, takıl martılara. Teşekkürler çocuk yanım. Bir günlük de olsa büyümeyi unutturdun bana Şimdi banyo vakti, Dünyanın tozu, çamuru üzerimde Aaa bak bir misketin kalmış cebimde… Atıyorum, tut! ! ! 'küçük istavrit' öyküsündeki gibi kaybolmayan umut dolu yarınlara ve içimizde yaşatmak zorunda olduğumuz çocuk yanımıza ithafen... Arzu Altınçiçek |
Kayıp sevdaya
Tenime damlayan terin gölgesinde gece Saçlarım serili semalarında yeditepenin Sen mi İstanbulsun, İstanbul 'SEN'mi çözemediğim Kırmızılığın mayhoş tadında kadehlerde Yudumlarken sevdayı Kayan yıldızlara fırlattık suskunluğu Çıplaklığımıza şahitdi martılar ve Işıl ışıl İstanbul Sen, ismini söyleyemediğim Gözümü bile değdiremediğim gözlerine Gülüşündeki huzura ismini veremediğim Bağrının serinliğine Sar beni Marmara'yla Sensizliğe titrediğim karanlık sularda Nefesimi yudumla, Eriyip gidelim yeditepenin kuytularında damla damla Arzu Altınçiçek |
Kelimelere Zaman Ayırdım
Nedense bu günlerde hep yalnız kalmak istiyorum. Sahte kalabalıkları olduğu gibi kabul ettiğim halde tek başıma olmaya ihtiyacım var.Çok yorulunca, ya da efkar basınca deriz ya içimizden: - Şöyle alıp başımı gideceğim uzaklara, telefonumu kapatacağım. Gideceğim yeri kimse bilmeyecek, biraz kafamı dinleyeceğim.... Hep olduğumuz yerdeyizdir. Gidemeyiz.... şu telefonları kapatmayı asla beceremeyiz. En yakın yerler bile erişilmeye çalıştıkça uzaklaşır. Göz önünde olan hiçbirşeyi görmeyiz. Gördüğüm ve bildiğim tek şey kendime kalmam gerektiği bir süre.Bunu bile yapamıyorum. İşte bu nedenle masa başında rakamlardan sıyrılıp bir zaman dilimi yaratıyorum ve birşeyler yazıyorum.Kendimle konuşuyormuş gibi dökülüyor kalemim. Bazan saçma, bazın melankolik fakat hepsi bana ait... şimdi yine zamanı kendime ayırıyorum...rakamları bir kenara attım evraklarla...tek başıma kalıyorum....ve dalıyorum hayallere; Güneşin perdesini çekiyorum. Gecenin katranına kızılı sürmek için. Yalnızlık kokan tenimi sana bulayıp, titreyen dudağımı öpmeni, sana aç nefsimi doyurmanı hayal ediyorum.Bütün gün bekliyorum sesinin içime akmasını.Sıcaklığına açlığımı söndürecek gece gözlerine hasret değilim aslınd****utup yıldızı vardı hep penceremin önünde bilirsin. Sarmayalışına rakip yorganım, tenin gibi düşer tenime. Daha ne kadar bekleyecek bu ocak ateşini,daha kaç gece sabahı sabah edecek anılar.Hadi gel...dokun...konuş...sessizliği yırtsın vücudlar. Tükenmeme izin verme gidişlerinle. Sahilinde kalmama izin ver, terimizi çeksin kumdan uzaklaşan dalgalar... Yıldızlar bir bir gömülürken sabah gibi dokunmak isterim ayaz düşen tenine. Utanmazlığın koynunda kendinle sevişmelerinde, izin ver yanında olayım. Kuruyan bedeninde terden boncuklar yapabilirim. Güzel bir melodideki piyano tuşlari gibi dokunabilirim, yeter ki sen iste. Dans edebilirim sevişlerinde. Rüzgarın dağlarla kucaklaşmasını,dalgaların kıyılara cilvelerini getir aklına. Önce süzülmelerini hisset kumlara köpüklerinin,sonra kızışan rüzgarla tut ellerimi.Tüm gücünle sarıl biçare kimliğime.Açlığımı, susuzluğumu,sırlarımı bitir gaybana *******de. İçimde kıpırdanışların olsun.Yüreğimde, dudaklarımda titreyişleri sevdanın.Tenimin ürpertisinde dağıt yalnızlığı. Güneşim ol gece gözlüm, tüm sıcaklığınla seril üstüme.Seni istiyorum diye yutkunduğum nefesimi al dudaklarımdan.Sırlarımı çöz öpüşlerinle.Ay gibi yum gözlerini, yıldız gibi kay geç düşlerimden..tenini dök tenime.Tadını bilmediğim, terine düşmedigim. Hayal olmaktan çık düş gerçeğime.Söyleyemem sana yanan arzularımı. Kıvılcımı sıçradı bir kez içime. Kıvranışlarımla sessiz *******de, dokunuşumda kendime haykırışlarım suskunluğum aslınd****endime sarılıp yatağın bir ucunda tüm ürkekliğimle gidişini düşünürüm. Oysa sen 'özgürlük' müşsün sessiz *******de. Arzu Altınçiçek |
| Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 09:29 PM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.