www.cakal.net Forumları YabadabaDuuuee

www.cakal.net Forumları YabadabaDuuuee (https://www.cakal.net/index.php)
-   Adult eski arşiv (https://www.cakal.net/forumdisplay.php?f=376)
-   -   Ahmet Yozgat (https://www.cakal.net/showthread.php?t=120028)

KaRamBoL™ 03-07-2008 05:35 PM

Bir Yağmurdur Benim Sevdam Ummane
1/:
Nisan bulutu sanki yüreğim kız Ummane...
Sevdam damla damla doğurgan yağmur
Akar habire akar gözlerimden aşk
Tutar da zülfümün damarından ıpısıcacık
Bulutları buram buram ağlatan tutku
Oturur yar Ummane…
Sarışın ve hamarat zincirler gibi
Gönlümü tekerlediğim kasisli yola.
Kavrar saçlarını alaycı gülüşümün
Isırgan sahillerinde aşkın Ummane
Yüzdürür dalgalarla kolkola,
Ve yüzdürür dağları karşı karşıya.
Heyamol, heyamola...
2/:
İnler sahilde umutlarımı güden çobanlar
Ağlar kahkahamın gamlı kavalı.
Dağlar yıkanır... Ve doruklar pirüpak
Ya koyaklar Ummane?
Hasretin güllerinde pırıltılı çiğ bugün
Vurur sahillere dalga dalga dudaklarını.
Kavrar saçlarını alaycı gülüşümün
Isırgan sahillerinde aşkın Ummane
Dağlar dalgalarla ile kolkola
Üfler kavalını yarım kalan sevdanın
Heyemol… Heyamola...


Ahmet Yozgat

KaRamBoL™ 03-07-2008 05:35 PM

Bir Yosma Kızına Şiirleme
1/:
Püfür püfürdü zaman,
Biz birer damlacık yağmurduk bulutların gözpınarında,
Ya da gül üstünde inci rengi bir çiğ,
Veya babamızın şakaklarında ılıman terdik…
Koltuğumuzun altına sıkıştırır bir cüzz-ü elifi,
Mahalle mektebine giderdik…
Yani sen ve bendik yosmanın kızı…
2/:
Soluk soluğa esen rüzgarlara yakalandık,
Bir mavili dönemeçte yüreğimizden.
Ki kınalı tellerdi ellerimizi bağlayan birbirimize,
Bedenimize hecin hörgüçlerini yüklendik…
Yani sen ve bendik yosmanın kızı…
3/:
Eyvah dememize kalmadan daha,
Sabaha henüz kırk konaklık türkü zamanı varken,
Ya da henüz uç uca doğrulmamışken ergenlik sivilcelerimiz,
Deniz gibi bir yutucu sevdaya daldık biz.
Sen ve bendik yani bizdik yosmanın kızı…


Ahmet Yozgat

KaRamBoL™ 03-07-2008 05:35 PM

Bu Sestir Kılavuzum
1/:
Bu ses o sestir…
O ses ise kılavuzumdur şiir ilinde.
***
Kavgalı bir zaman dilimidir,
Ya da yüreğime dökülen,
Erimiş kurşundur aşk ve zamanın nefesi.
Anlarsa beynime sarkıtılan kuyular çıkrığını,
Ancak kuyucu anlar.
Ya sular? ...
Kırmızı urgandır, her an cellatmış gibi duran,
Senin darağacı kurulu dudaklarında.
Bu ses o sestir ey kulağım.
Denize sevdalı suların sesi…
2/:
Bu ses o sestir halamın kızı…
O ses ise kılavuzumdur has bahçelerde.
***
Sevdanın buruk meyvesinin gül açma sesi.
Bana kalmışsa sadece siftinmiş bir meyve dalı,
Hayali sevişmelerim kalmışsa anı olarak,
Her yanımızı dolduran kızgın sular kalmışsa,
Bu ses o sestir ey yüreğim.
Ağaca sevdalı meyvenin sesi…
3/:
Bu ses o sestir…
O ses ise kılavuzumdur çöl çadırlarında.
***
Bu çöl sisi var ya halamın kızı,
Hani son devecinin boynuna doladığı,
Yürek tombulluğudur aslında çadırlarda yaşanan ateşli sevdaların.
Kervanların önünde koşan ise şehvetli yeldir.
Ya da ensemizdeki hışırdak kösnük saçlar.
Mongolya’nın şaman dualı yeşil nefesi...
Bu ses o sestir.
Mecnun’a sevdalı Leyla’nın sesi…
***
Kavutları aşkla harmanlanır develerin,
Ve hurmanın boynuna dolanan güneşin elleridir.
Nefes nefese zinciridir aşk adamının çöllerde,
Ve mayaların çangıl çangıl yürümesidir.
Bu ses o sestir.
Kumlara sevdalı mayanın sesi…
4/:
Bu ses o sestir halamın kızı…
O ses ise kılavuzumdur yüreğindeki yolda.
***
Hışır hışır savrulan ağızda nefes,
Tam ortaçağımdan vurur beni.
Döşümdeki şövalye bir doğrulur eyerinin üstünde,
Bir koklar lodosun hışırdamasını.
Ve aşka dolaşan rüzgar candır aslında,.
Bu ses o sestir ey yar…
Sana sevdalı şairin sesi…
Tuzlu tadıyla aralık dudak aramızda,
Bir gelir öne o tılsımlı nefes,
Bir arkaya devrilir:
“Seviyorum seni ey yar.”
Bu ses o sestir işte.
Haydi bir kez daha söylesene…


Ahmet Yozgat

KaRamBoL™ 03-07-2008 05:35 PM

Bu Şehirde Vurdular Beni
-Dedefakılılı Seyidcan’a-

1/:
Elbette bu şehirde vurdular beni ağalar.
Elleriyle koymuş gibi buldular,
Caddelere katran katran sinen...
Acılı ve üryan yüreğimi.
1.a/:
Mamak-Sincan arası işler bu kentte
Nabzı namert atan mart trenleri.
Bir buhurdan kaynar döşümde
Tavşankanı sevdalar demler.
Bir türkü dokur tetik tetik Ankara.
Yüreğime banar bin sayfa kadim aşklar tarihinden
Kaldırımı ezberleyen hıfzi serçeler.
1.b/:
Elbette ağalar bu şehirde vurdular beni.
Gün görmeden... Evet evet görmeden
Mamak’ta… Yılan sığmaz bir aralıkta
İnsafsızca söktüler yüreğimi…
2/:
Elbette bu şehirde vurdular beni ağalar.
Elleriyle koymuş gibi buldular
Bulvarlara sinen... Acılı ve yalın yüreğimi.
2.a/:
Cebeci’de kırıldı lacivert kalemim tam belinden
Sustu arsız sokağın bilcümle apartmanları
Güvercinler anlamsızca seyretti
Gözbebeği titrerdi gri camların
Egzost soluklanan kör rüzgarlara bindi
Turkuvaz sevdamın acemi kırıntıları…
2.b/:
Elbette bu şehirde vurdular ağalar beni.
Ölmeden... Evet evet ölmeden daha
Mamak’ta... Karanlık bir arka sokakta
Fütursuzca söktüler yüreğimi…
3/:
Ağalar elbette bu şehirde vurdular beni.
Elleriyle koymuş gibi buldular
Monoksit kokan... Acılı ve sitemli yüreğimi.
3.a/:
Galata’yı taşımışlar o gece bu kente
Deniz tuzu kokan saçaklı gri kediler.
Acımı devşirmişler sabaha karşı
Kısık gözlü sarhoşları taşıyan
Hicranın hemşehrisi suskun taksiler.
Tekerleklere dolanan benmişim meğer.
Kornalara hayat veren ben…
Nasıl yanmam ulan? Bir kırık ağıza yenmişim…
3.b/:
Elbette bu şehirde vurdular beni ağalar.
Atmadan şafak... Evet evet atmadan
Mamak’ta... Şerefsiz bir konakta
Gizlice söktüler harman yeri yüreğimi…
4/:
Elbette ağalar bu şehirde vurdular beni.
Elleriyle koymuş gibi buldular
Çorum Çorum gül kokan
Acılı ve ilkbahar taşkını yüreğimi.
4.a/:
Şakağımdan fışkıran deniz kabardı.
Terketti saçlarıma yuva kuran fareler.
Ulus’ta düşen tetik
Nice sonra duyuldu ta Çankaya’dan.
Ağladı hemşehriler... Mamak duruldu.
Dendi usul usul ve mecburen:
“İskilipli Seyidcan gözlerinden vuruldu…”
4.b/:
Elbette bu şehirde sattılar beni ağalar.
Demlenmeden çay damarlarda daha
Ve daha üflemeden bacalar gri hüznü
Sakin Mamak’ta... Yüzü yırtık bir yatakta
Ne yapayım söktüler yüreğimi...
Vay... vay!
Elbette ağalar bu şehirde vurdular beni.


Ahmet Yozgat

KaRamBoL™ 03-07-2008 05:35 PM

Bu Şehrin Varisiyim Ben
1/:
Açıp koca koca koçanları dün akşam
Beni ağır aksak ölen bu derin kente
Varis yazmış kadim katipler...
***
Yalın bir sevda düşmüş payıma.
Doğrusu ne sevgine aşinâyım
Ne de vurgunum bana miras kalan bu şehre…
İstediğim sadece gözlerinden su içmek
Ve kıvrılıp sol yanıma…
Rüyalarımın rahvan tayına binip
Efsunkâr krallıklara göçmek.
1/a:
Beni bu sahipsiz ve karanlık kente
Varis yazan kadim katipler…
Salın ırmakları bakir ve teşne çöllere
Azad edin bukağısından tuza tutsak denizi
Kırın Allah aşkına ulan... Kırın kalemlerinizi! ...
2/:
Parsel parsel doğramışlar karanlıkları
Beni üryan doğup üryan ölen bu kente
Varis yazmış kadim katipler...
***
Oysa ben ışık gözü yıldızlara asmışım yüreğimi
Mermerlere mızrak mızrak ağlayıp
Tozlu hendekler kazmışım içimdeki cephede.
Doğrusu ne bildik bir türküdür
Dudağında unuttuğum anılar
Ne de vurgunum bu yoksul şehre.
Gömün hasretimi duygusuz mezarcılar
Matemimi kürek yapıp döşüme
Kalemlere bel bağlayan
Ve şakakları çukur cenazeciler
Sokmayın çivili tabutlara ikimizi.
Açıp koca koca koçanları dün akşam
Boşa varis yazmış bu derin kente beni kadim katipler...
2/a:
Ey beni bu zombi kente
Varis yazan kadim katipler
Kırın Allah aşkına ulan... Kırın kalemlerinizi!
3/:
Yırtıp küflü tapuları sabaha karşı
Beni kaldırımlarına köle olan bu kente
Varis yazmış mitolojik katipler...
***
Oysa avuçlarım dolu karanlıklarla.
Yanışım soluk kahverengi eskiliğine değil
Laciverte teslim olan şehrimin.
Bir tutup yüreğimi
Dudakları çatlayan gri sularla…
Lâkin ben gözyaşımla kurutmuşum gölleri
Nehirlerle uyumuş... Dereler çizmişim gözaltlarıma
Ne ışıklı zifafına açmışım
Çok kapılı rüyalarımı gece ortası,
Ne vurgunum bu zombi şehre.
Oklayın özleminizi kadim katipler
Acımın harmanisini kefen yapıp yüzüme.
Açıp koca koca koçanları dün akşam
Boşa varis yazmış beni bu kente tozlu katipler...
3/a:
Beni bu mahşerî kente
Varis yazan katipler…
Kırın Allah aşkına ulan... Kırın kalemlerinizi!
4/:
Yok sayıp antik koçanları dün akşam
Beni kuburlara batık bu fosseptik kente
Varis yazmış kadim katipler...
***
Oysa hayallerim mazlum köylere gebe.
Yüreğimi banmalıyım ah!
Yıldızlara komşu bakire hayallere.
Tespihim şıkır şıkır... Uşşak makamı.
Bir varmışla başlayan aşk masalım
Bolarsın bin bir varmış ile.
Sabahleyin kahvaltı masam
Donansın anka yumurtasıyla lebalep
Şıp şıp damlasın dizlerime tarihin izi
Ve bozgunlar emanet mezarcılara…
Açıp koca koca koçanları dün akşam
Boşa varis yazmış beni bu kente küflü katipler...
4/a:
Beni sarhoş kente varis yazan katipler
Yakın kalemlerinizi ulan. Yakın Allah aşkına!


Ahmet Yozgat

KaRamBoL™ 03-07-2008 05:35 PM

Burası Filisttir, Orası Kilist+
1/:
Bakmayın bana utanırım gözü ela güzeller,
Konmayın boynu bükük ve yeni kırpık çayırlarıma,
Yani siz, burnu gül kurusu üveyikler sabah erkenden.
Çünkü burası ateşlerle halayların yurdu Filisttir,
Kilisttir ceylan-ı İbrahimlere il olan bozkır.
***
Kilistte bir şafak vaktiydi zaman…
Filistte ise balalar çoktan ayaktalar kavak fidanları misali,
Ancak yangınlardan arta kalan yürekleri uyanık olsa da,
Hüccet değildir zamana gözleri, çünkü uyumadaydılar…
Bizimse hikayemiz ne Filist, ne Kilistte açardı ol demde çıkınını,
Kınını unutmuş bir paslı kılıcın kabzasında birer zebercettik,
Ya da tarihe düşen yoksul bir ebcettik...
2/:
İşte o zebercet ülkesinde de saat aynı guguklarla öterdi,
Türküler pembe ağızlarda başlardı usul ve zarif,
Biterdi kan kırmızısı yüreklerin ateşten dalgalarında.
Bizimse has bahçemizne Filist, ne Kilistte açardı ol şafakta gül goncasını,
Çünkü bir türkülü gecenin harmanındaydık biz,
O kınalı üveyikti kan uykumuzun sakin haritasını yırtan,
Daha sabah yeni olmuşken terli alnımızın çimen kızı yaylalarında,
Ve ela rengi gözlere henüz dolmamışken tan yerinin iksiri,
Artık çaresiz bir gün ışığı diliminde baldıran yemlenecektik.
3/:
Yani kurtuluş yoktu Filist diyarında yalel dilberlerine,
Ve Kilist ilinde son katardan arta kalan ceylan-ı İbrahimlere.
Kardeş kahırlar yüklü bir kervanın izine basa basa giderdik,
Biz de o kimli kimseli sis diyarlarına.
Kimse geri dönüşümüzü bilemezdi cem semahlarından,
Ağır aksak dizilen kan köpüklü anlardı sıçrama taşlarımız,
Kurtuluşun selamet sahillerine yani mavi semaya,
Yaşımız her anda bir yılı kavrasa da takvim tomarlarından,
Düşecektik çaresiz yaşlı zamanın öğütücü değirmenine…
4/:
Ya her şey türkülerin dediği gibi olurdu,
Ya da biz öyle sanırdık ki üveyikler kahır diyarlarına göçmez,
Her gurbete giden özgürdü bizim meşrebimizde oysa,
Bırakırdık bendini sel sularının, giderdi mekan,
Ancak her gidenin de üzerine türkü yakılmazdı ki,
Türküler için yürek tandırlarında koygun ateşler,
Ve harlı odlar için çıra gibi sevdalar gerekirdi.
Yani kurtuluş yoktu Filist diyarında yalel dilberlerine,
Ve Kilist ilinde son katardan arta kalan ceylan-ı İbrahimlere.
3/:
Meğerse, bir başka boyut daha varmış,
Ve herhangi bir kalp ikliminde de sarışın sonbaharlar yaşanırmış,
Biliriz ki biz beynine saplanır bir zebercet kabaralı kılıç,
Filistte sabahları erken uyanan mahmur adamın,
Gözü ela veya burnu gül kurusu bir sivri diken,
Yırtarmış boydan boya Kilistte ela gözlü kızların yaşam çadırını.
***
Böyle yazardı belki Zerdüştte yazsa bu aşkı,
Ne takati kalır Filist dilberlerinin o türküde od olduğunda,
Ne de dermanı kalır Kilistli ceylanların yanmak için,
Ya da bulutların pamuk şekeri misali çayırlarında ol sabahta,
Mavili aşktan ve gül kurusu dudaklardan yemlenmek için.
4/:
Beyindir her bir şeyin müsebbibi derler ya,
Ne inanasımız gelir yalancı evliyaların yürek gümbürtüsüne,
Ve ne de inanmayışımız sabahların ayazında üşümeyişliğimize.
Bakarsın dürülür zaman ve mekan,
Bir esrarlı frekanstan yayına geçer yüreklerin sırlı lisanı,
Son göçün son üveyikleri esved kanatlarını çırparlar apak saçlarımıza,
Ana, kız, ağıt, hüzün ve intikam tozar coğrafyamızda,
Biz yüreğimizden bir yerlerde el sallarız kızılca kıyamet içre,
Evet olur bütün hayırlar ve hayırlı saatleri yaşamın.
Sıyrılır zebercet kabzalı kılıç kınından efsun ile,
Yani bakarsın bir kurtuluş yolu görünür sisli ufukların aralığından,
Filist diyarında yalel dilberlerine,
Ve Kilist ilinde son katardan arta kalan ceylan-ı İbrahimlere.


Ahmet Yozgat

KaRamBoL™ 03-07-2008 05:35 PM

Büyüttüğüm Son akasyadır Aşk
1/:
Mardın son hıçkırışıydı,
Ey Leyla...
Babam dikmişti o fidanı kırçıl döşüne.
Ya üç, ya da otuzdu yaşım,
Babamsa doksan üç harbi vurgunuydu,
Nilüfer çiçeğinin tırtıklı kenarından
Yani lotusta bir sırlı yırtık...
***
Mardın son hıçkırışıydı,
Yoksul yağmurlar kazıdı teknelerini,
Akasya boy verdi karış karış tırmanarak gökyüzüne.
Ben can suyu verdim çorak yüreğime...
Ey Leyla,
Dağ olup gelişim ardınca,
Göze almışlığımdandır kurumasını tek fidanımın.
İzanımın,
İplik olup geçmesindendir iğne deliğinden.
Mardın son hıçkırışından ya da,
Ey Leyla...
2/:
Bilirim ki,
İlk zelzelede devrilirim.
Mart son kez hıçkırır,
Nilüfer çiçeği bir vurgun daha yer belki,
Yani lotusta yeni bir sırlı yırtık...
***
Ey Leyla...
Belki de devrilen ben değilimdir,
Salkım samanlık içimde büyüttüğüm son akasyadır.
Ya da aşkın mermer sütunu...
Babam doksan üç harbi vurgunuydu zaten.
Ben on iki vurgunu olsam ne gam?
İşte,
Bu delirmişliğimin resmidir Leyla...
Ya da bahçemde büyüttüğüm son akasyanın kesilişi,
Ama şahdamarından...


Ahmet Yozgat

KaRamBoL™ 03-07-2008 05:35 PM

Cellatlar da Çay İçer
1/:
Ben celladıyım hüznün...
***
Alnımın dağlanmışlığı *******in koynundan,
Bakışlarımın topallaması tökezleyen aşktandır.
Ben kahırlı tepelerin alacakaranlık ardıyım,
Bir zemheri kışında kaybetmişim acımı,
Onun için ters esen yeller almış avazımı ağzımdan,
Ve çağla kokan buruk bozlaklarımı...
Takvimimden yırtılmış son on iki ayım,
Ben celladıyım hüznün,
Onun için çabuk demlenir çayım...
2/:
Ben celladıyım hüznün...
***
Başım tozar Sungurlu ya da Sorgun düğünlerinde,
En olmadık bölgemden kalleşçe vurulurum,
Kavrulurum Çorum leblebisi gibi kutbun yalazlı tandırlarında,
Belki ağaların ve beylerin ardıdır yerim,
Ama tek sahibi benim şu emişgen dağların.
Gâh bulanır yüreğimi yurt tutan boz bulanık sularım zemheride,
Gâh cavidan aprilde durulur...
Ben celladıyım hüznün,
Onun için semaverim çabuk kurulur…
3/:
Ben celladıyım hüznün...
***
Ellerim onun için yağlı halat yarası,
Sev beni de el kızı cebabir yüreğimle,
İstersen ütü vurma buruşuk gömleğime iş evvelinde,
Ve istemez kına *******inde çalma şenşakrak ıslığını,
Ben kavalın damağında esriyen en son notayım,
Ağıtlar yakarım Kızılırmak kıyısında sele giden körpelere,
Öksüz ceketimi atarım,
Kırağılı sabahleyin üşüyen Altayların omuzlarına,
Sabrım sevecen amma öfkem çatık kaşlıdır.
Çünkü ben hüznün celladıyım,
Onun için bütün sevdalarım bin bir başlıdır…


Ahmet Yozgat

KaRamBoL™ 03-07-2008 05:35 PM

Cim Karnında İki Nokta
1/:
Ese ese gelmiştik bu vilayete,
Gümüş gözlü rüzgarların dudaklarında.
Yüreğimiz kızıl gece gülleri gibi ellerimizde,
Göz pınarlarımıza doldurduğumuz öfkeli yağmur,
Gerdek sonlarında duyulan,
Harlı bir efe türküsü,
Ya da,
Acılı bir pişmanlığın adıydı.
2/:
Yani vaktoğulları ey,
Aralıkta aşk zamanıydı,
Sabaha karşılarda ateşe tapanlar belirlerdi burada oysa,
Mesela kaç selsiyusta yanacağını,
Ürkek yürek tandırlarının.
Ama buz üstüne dualar mırıldanan dudaklar,
Veya bir belucistanlı parsinin sevdası,
Kim bilir, ne kadar yakardı ki efkarı?
Ve öpmeye kıyılmayan gül kenarını...
3/:
Bizler de böylece devran içreydik,
Ve buzların ortasında ıpıssızdık,
Veya içrektik bir sufi kadar batıni çıkmazlarda,
Yani karbeyaz kutup yalnızı...
Yamalı bir acem şalı gibiydik,
Ve bürünmüştük arsız yasaklığımızı,
Ve de pınar başı hatıralarımızı,
İkimiz birden hani,
Yani aşk ve ışk hanesindeydik,
Cim karnında iki nokta misali...
***
Ese ese gelmiştik bu vilayete,
Küse küse giderdik,
Öyle ise,
Ya da öle öle...


Ahmet Yozgat

KaRamBoL™ 03-07-2008 05:36 PM

Çamlıktır Aşk Yollarının Yeşil Türküsü
1/:
Gökyüzünde yazılır sevda namesi,
Bakarsın kalbimiz gibi bölük bölüktür,
Katar yolunda acar turnalar,
Ve bir divit ucu gibi incedir,
Yani yazar turkuvaz gurbetlerin hüzünlü şiirini,
Bizi en nazenin yerimizden yakalar,
Yazar ve y(k) aralar ümmi yüreğimizi...
2/:
Alnımız ellerimizin siperlerinde,
Haylaz ve tetik tetiğe...
Yani iliştirmiştir gözümüzün irisini,
Başımızdaki kavak dalları gibi hışırdayan kanatçığına,
Şiirimizin baş belası turnalar...
Bir uçarlar boyutlar arasında sis gibi,
Bir döner bakarlar arza,
Ya da bize...
Denizlere vurur gölgeleri,
Yani sancılı bir iz düşer yüreğimize.
***
Uzatmışsa ellerini duaların nefesi,
Yani uzatmışsalar alınlarını şiirin hedefine aşk sufileri,
Kim bilir neler olur?
Kaç mevsimler devrilirler boylu boyunca,
Kaç tane mazlum ay?
Anın içine...
Ve hangi aşka düçar olurlar,
İş bilir turnaların o maharetli telleri.
3/:
Şiirimizin baş belası turnalar...
Zamansa sofistike bir aşk anıdır,
Düğümler atılır tılsım ehlince kapıların ardında,
O sırlı düğümler ki gönlümüze güman,
Kavak yelimize zülüf telince sülus bir iz düşer,
Üçer, beşer geçer mevsimler ardımızca.
Gümrah bir çamlıktır nev baharda göç yollarının yeşil türküsü,
Ve şimdi o dağların başında tüter bir tütün ve sır,
Kısır bir döngüye ram olur ıssız gönüller,
Aşkın süsü ise yalnızca bereket ve erdemdir,
Dem ol demdir turnalar semahında...
4/:
Hamdır kimi zaman,
Bazen de olgun meyvedir sevda.
Çağlayı da koparırlar dalından bakarsın hoyrat eller.
Ey turnalar,
Şiirimizin ve türkümüzün baş belası turnalar...
Elest diyarına uzanan göç yollarının ve kader çizgilerinin,
Sırlı divit uçlarısınız ki siz,
Bilirsiniz aşk ehlinin gözünün hangi ayda yeşerdiğini,
Ve iliştirirsiniz bin bir günlük masalsı meyvemizi,
Zahmetsizce zamanın kanatçığına,
Ve olgunlaşsın diye ham yüreğimizi,
Göklerin ana gibi yar gibi avuçlarına...
5/:
Kısa mı tutmalıyız bu şiiri?
Yoksa uzatmalı mıyız göç yolumuzu bilmeyiz,
İşte altımızda o zümrüt gözlü çamlık,
Ve işte ala çağla meyveleri mahalli aşkımızın,
Belki de inadına uzatmalıyız ayrılıklarımızı,
Ki alalade ateşler lahuti aşk olsun yüreğimizde.
Ama siz ey sezgin telliler,
Sevdalarımızın baş belası turnalar...
Uzatmayın ne olur?
Gurbetinizi Nil ve nihan vadisinde...


Ahmet Yozgat


Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 03:09 AM

Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11   Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.