![]() |
Bir Fahişe Kucağında Islanır Yürek
Apostol'la Yüz On Üçüncü Sayfa 1/: Yol gider, Yordam gider... Çünkü yolun kaderidir hep gitmek şahım. Ve yollar herkesin yavuklusu olur özlem doruklarında, Kartopu emsali yuvarlanır arzular bulutların yurdundan, Ancak yar yurduna ulaşması kırkta birdir Kerem’in, Kimi zamanda yürekler kavrulur iç hararetinden, Ve istemese de fahişe kucaklarında ıslanır, Ki ondandır herkesin biraz günahla oynaşması, Zavallıdır her yangın yeri bu nedenle, Çünkü ummadığı bir zamanda yanmıştır en kavi cidarından. *** Her fahişenin yaşamı ise yarım elma gibidir, Yarısını bilmediği bıçaklara kurban vermiştir, Kadın ki bir elin iki yüzüne benzer kaderin acımasızlığında, Ya annedir evdeşinin yanında, bakarsın bir tenhada fahişe, Aslında her annenin sütü sıvanır yavru dudaklara, Ancak biyolojik olarak koyununkine denktir, Ama ya sosyolojik olarak? ... Kim ki bir fahişeye yakar yüreğini şahım ey, Aslında kendi bedenini satın almıştır suskun pazarlıklarda. Ve kendini satın aldığını görmeden karanlıkta, Çünkü yoktur ki gecenin ve kösnüklüğün gözleri, Ama sözü en şiirden daha kavidir pazar kızının. Her hece bir şiire denk gelir karanlık ve yosmalar çölde ise, Morarmış şiire çalar zamanın gözleri yasak ilişkilerde, Bilenir günahın ağzı yeni günah çarkları ile, Beyinlerin koridorunda suçsuz bedenler sürüklenir. 3/: Ve ey şiir sever ins oğulları... Böyle bir hikayetti benimkisi herhangi bir milatta: Halbuki son bir yeniçeriydi kareye giren. Ardından yuvarlak yüzünü siliyordu Balkan yarımadasıyla. Kafasını geriye atarken ölüyordu. Ve bir başka surete bürünüyordu. Ardından İstanbul görünüyordu. Sivri minareleriyle şiir gibi. Marmara’nın dibi ne kadar kirdi? ... *** Şaşkındım ki sormayın leon biraderlerim, 'Lan Barba,” demdeydim, “ikiletme şairi de şu soyut kupayı doldur! ” “Son demdir bu bakarsın, bu sınırda. Hatta zamanın sonu da gelmiştir belki... Bütün gözyaşı bundan ibaret, Ve görüp göreceğimiz şiir bu kadar olabilir. Öyleyse Çıldırtan şıradan olsun sakin itin ölümü, Köhnemiş atın ölümü ise şeytan suyundan...' Ne olur sanki? Ahmet Yozgat |
Bir Koygun Sevdanın Metalik Çapaları
Apostol'la Doksan Beşinci Sayfanın Kaynakçası 1/: Sanadır yazılanlar ey şehinşahım... Kara bir kaderin aklanma devinimiydi yolculuğumuz, Yırtık yelkenlerin gölgesi yarım olurmuş, Öğrendik sergüzeştin bin birinci gününde. Şimdi ise bir başka milenyumun arifesindeyiz,... *** Dibe dibe vuruyor, Bir koygun sevdanın metalik çapaları, Su yutuyor arzın naralarını sabırla. Sessiz ortaçağlar açılıyor maharetli çilingirler eliyle, Oysa miftahların da bir dili varmış. *** Suskunluğun damlalarına binermiş kimi zaman da aşklar, Şimdi ise meşrebin haşrolma vakti türbülanslarla, Ol sebeple biniyor martı kuşları hırçın yağmurlara, Gölgeler saklanıyor kara kervanların ayak izine, Dev kromozomlu dalgaların acımasızlığına, Korsan ganimetleri doğranıyor yürek parçalayarak. Çiçekler can çekişe çekişe doğuyor, Hülyamızdan kaçıyor hevenk hevenk mart mevsimi, Ve de ak kefenini bürünmüş zirvelerin ölçüsüz öfkesinden. *** Devriliyor senden yana bir gregoryen yaprağı, İlk baharın teninden yeni bir bahar doğuyor, Gökyüzünde bir katar daha şahım can cana, Ve günbatımına sarkıyor gurubun oyundaşları, Hani akar ya bulutlar, ayrılığın sisli vaktine, İşte öyle ve bencileyin... *** Islıklar çalansa anılarımızdır pınar başlarında, Musonik rüzgarlar kadar kadimdir nefes alışımız, Ve Çinhindi melodilerini mırıldanışımız. Ancak öyle bir vilayete uzar ki yolculuğu kozmik adamın, Bilinmez ne sahicidir? Ya da kim gerçektir burada? Hendesik bir sırlı hesaptır Pisagor’dan bu yana. 2/: Böyle bir hikayet benimkisi de işte. Kadehime bakma vaktimdi. Ve boştu beyit araları. Şiirin de bir ömrü olmalıydı. Vardı da. Bu yüzden her şey ruhuma doldurduğum kadardı. Mersiyemi saran omurilik karakolumun sarsak kızlarının korkularıydı. Bir de mezar küfü ve güzelavradotu tütsüsü... Böyle bir hikayet benimkisi de hepi topu: Öz tarihin gizli bir arenasında kapıkulları... Ve bir roma arenasında gladya tutsakları... Onları eğitip eğitip ölümcül makineler haline getiren savaş sektörü iş başında. Cenk oyunları belletmeninin defne yapraklarıyla süslü harmanisi rüzgardaydı. Bense geçmiş yaşantımı bir sako gibi bürünmüştüm. Apost’ta meyhanedeydim. Devrim ekimini yaşıyordu sanırım. Çünkü mevsimlerden buğdaydı. O anda bir aralık buluyordu tarih. Ruhuma sızıyordu. *** Bir buğday başağı uyanıyordu merak yurdunda, Şiirin dudu dilli kimyasında ise, Bir sentez, bir mistik sentez ki sormayın, Ey ilham kurban, Bilirim gelişin habersizdir kozmik alemden, Ama gidişin düğün dernek ve halayla, Ve ekerek salkım saçak mersiyeleri, Mezar ve çölün manzum yüzlü mazlum toprağına, Aha şimdi olduğunca: 'Lan barba ikiletme de doldur,” diyordum ya usulca, Aralanıyordu sırlı alemlerin nurlu kapısı, Mey evi alabildiğince can ve cin... “Şıradan olsun gladyatör itin ölümü, Bolşevik atın ölümü şeytan suyundan...' Şiir de böyle bitmezse nasıl biterdi hani? Bilen ya şimdi söylesin bildiğini, Ya da sussun diğer devrimin şafağına kadar... Ahmet Yozgat |
Bir Manyetik Rezonanstır Aşk
Apostol'la Kırk Altıncı Sayfanın Kaynakçası 1/: Şehbenderim, Bir kısır döngünün yörüngesindeyiz say ki, Bu öyle bir halay ki hep kendini çeker peşinden... İşte o demdir bizi de dilsiz bülbüllere benzeten, Çığırırız adındaki fidayda notalarını, Duyulmaz bu boyutun frekansında... Bir manyetik rezonanstır ruhlarda düğün dernek, Ol sebepten koygun gelir uzaktan davulun sesi. *** Kırpışmanın zararı tüye değildir yalnızca, Yelenin alayınadır ki aynalar isyana durur, Oysa bilir ki tüm süvariler, En güzel çağıdır çağla vakti yüreklere binmenin, Ve yekinmenin tarihin bir miladında zamanı sıfırlayarak, Bilmem hangi tarihte şaşar işte o zaman, Gelenek üzerine köprülenen kronolojik senkron, Bulutlar seni derununa yağdırır, Damlalarla selamlaşır sır ehli seferinde, Bir simurg ünler bengi suların canı yanarken, Su kanat kanat iner İbrahim kızıllığına. Mistik bir ödülle döner güneşe yollanan katar başı, Bize son ankanın yumurtasında civciv olmak düşer, Yolunmuş tüyleriyle bir ayrılık vurgununa döneriz, Pişer fon radyasyonunda kozmik arzu, Bu hal Harran’da iman, Sina’da on emir gibidir, Yani Yusuf’da kuyunun en dibidir... *** Ama hız alır aklımızı başımızdan, Hızımız ki lahuti hızlara eş değilse şahım, Bize kendi sahramıza diz üstü düşmek kalır... Bedenimizi el alır, yüreğimizi yel... Şiir tutup kaldırır yerden bizi ancak ruhumuzu alır. 2/: Kuyudaydı can, Bizse yar yollarında yayan yapıldak... Şiirin puantajını tutmaktı misyonumuz, Yolumuz bu beldeye düşmüştü işte, Son şeffaf katar da gideli bir yüz yıl geçmişti, Lacivert penceremizdeki sarışın gözlerin irisine. Kadehimize doldurduğumuzsa doğum anımızdan kalan ilk martın soğuğuydu... Böyle bir hikayetti işte benimkisi de. Tarihin yüzü küllenmişti. Sismik körük yarım kapasitedeydi. Ben göz hapsindeydim. Halim selim bir racanın Taç Mahal’ini yükseltiyordum. Kanım ve kemiğimden horasan harcı kararak. Masal gibi bir aşk yaşanıyordu tuğla aralarında. Kıskanç büyüleri bürünmüş bir göz kapandı kapanacak... Kazılacaktı son mezar duvar diplerine. Ben de hüzünlü bir meyhanedeydim. Şimdilik 'Doldur! ' deyip Apostol'a içiyordum anasını satayım. *** Artık zamanıdır kuburda gazel yazmanın, Ve ruh çömleğine koyup koyup kevser içmenin, Ee... neden dururuz öyleyse ölü toprağının altında: 'Lan barba ikiletme de doldur,” derim. Şıradan olsun itin ölümü, atın ölümü şeytan suyundan...' Ardından kevser içmeye geçerim, Ve de aşk ve ateş üstüne gazel yazmaya... Çünkü şiir burada tek teskiniyettir. Ahmet Yozgat |
Bir Napolyon Gibiyim Puvatya'da ve Aşkta
Apostol'la Doksan Birinci Buçuk Sayfa Dibacesi 1/: Kadehime kekrek zamanı da katarım nihayeti... Ardından içmeye ve yazmaya dururum. Böyle bir hikayet işte benimkisi. Ve ey şiirsever ademoğulları... Tarihin belirsiz bir anındayım. Ebu simbel tapınağından akka'ya akan susuz dere yatağı gibi. Ve bir cüce napolyon gibi kompleksini bürünmüş bir meyhanedeydim. Belki biraz sonra güzelleşecekti buradaki herbir şey. Ama şu anda tenhaydı yüreğim. Şiir uykudaydı. Ölüm ölecek can bekliyordu. Bilirsiniz Apostol gidisini. Son bozgunları kıvırıp tarih dersi yosmalarına oryantal kutlamaları yapmakla meşguldü. 2/: Ve ey şiirsever ademoğulları... Böyle bir hikayetti benimkisi: Kantaroğulları ve baronların gizli kırıkları için saltanat külahı yapıyordu. Bense şimdilik içiyordum zamandan süzülen taçlı muşmula şerbetini. Ve puvatya savaşının artakalan acılarını. İçiyordum anasını satıyım. Vildanlar içki sunuyorlardı. Burnu büyük lordlar içindi her şey. Ve savaş kaçkını yarım zaferlere ayrılıyordu ölümün en kırmızısı. Aşkınsa en pembesi tabii. Ama her dikişte ateş kupalarını bir volkan patlıyordu Java yönünden. 3/: Ve ey şiirsever ademoğulları... Böyle bir hikayetti benimkisi: Zaferlerin bayrakları yırtılıyordu. Kaleler en zayıf hattından yıkılıyordu molozları saçarak ayaklarımızın altına. Hatta bayrak gönderlerini kıpkırmızıya kesiyordu makasdarlar. Usulca soruyordum Apostol'a 'Bu da neyin nesi? ' diye. 'Boş ver.' diyordu. 'İmitasyon... Boya yani.' O zaman şaşırıyordum ki Erciyes bile şaşırmaz temmuzda yağan karın altında böylesine. Unutmam gerek oluyordu az evvel olanları. *** Diyordum: 'Lan barba ikiletme de doldur, Şıradan olsun itin ölümü, Atın ölümü şeytan suyundan...' Ardından içmeye ve yazmaya duruyordum. Böyle bir hikayetti işte benimkisi. Bizim Apostol da anasının gözüydü yani. Zafer mafer iplediği yoktu. Ağzımı koluma silip bir şaplak indiriyordum hergelenin Kamçatka yarımadasına. 'hop! .' diyordu. 'Burasını Anafartalar mı sandın hergele? ' Gel de gülme. Kadehime kekrek zamanı da katıyordum nihayeti içmek için... Ama hız, hıza eş değilse şahım ne yazar? Bana kendi sahrama diz üstü düşmek kalırdı anılarımda... Bedenimi el alırdı, yüreğimi yel... Şiir tutup kaldırırdı yerden beni, Ancak ruhumu alırdı kesin. *** 'Lan barba ikiletme de doldur, Şıradan olsun itin ölümü, Atın ölümü şeytan suyundan...' Diyordu fakir... Ardından içmeye ve yazmaya duruyordu. Ahmet Yozgat |
Bu da Son Halidir Gökkuşağının
Apostol'la Yirmi Dokuzuncu Sayfanın Dibacesi 1/: Bunalmış yalnızlıklardayız hepimiz, Sanırım ki herkese yetecektir aşk yine de, Sabah akşam arası kadar sevgi, Ve nefret var her gecenin döşünde, Ve gökkuşağına binip al bir kısrak niyetine, Ardından fenomenlere dalıp giden birisi mirzam, Siyah ve beyazı bilir belki, Ama unutur katiyetle bütün renkleri, Değil mi ki kırların çiçekleri ölüdür, Bu da son halidir gökkuşağının, Yani tüm kuşaklar gridir... 2/: Kadehime doldurduğum kalbimin kataterinde kanlı balçıktı... Böyle bir hikayet benimkisi hepi topu: tarihi, bir Makedon savaşçısının sahte ustalar ustası Urban’a döktürdüğü zırh gibi bürünmüş bir meyhanedeydim. Öylesine dumana kesiyordu meyhanenin kebap yapılan bölmesini. Bense şimdilik içiyordum acılarımı. İçiyordum anasını satıyım. 3/: Ve ey aşk ve şiir sever ins-ü cin ehli... İşte böyle bir hikayettir ki benimkisi meta hayal: Bizim Apostol da anasının damıydı yani. Kebap mebap iplediği yoktu bu gece habire şarap ve puslu anıları dayıyordu müşterilerinin yanık coğrafyalarına. Bir adana 'beni hatırladın mı? ' diye soruyordu arkamdan. Ve ey şiir sever ademoğulları... Böyle bir hikayetti benimkisi: 'Lan barba ikiletme de doldur Şıradan olsun itin ölümü Atın ölümü şeytan suyundan...' 4/: Böyle bir hikayet benimkisi: Adanalının bir yanı İskender’in ödü, diğer yanı emperyalist kavurmasıydı. Genç Darfur faresi: 'nasıl hatırlamam? Siz Sudan'da gördüğüm ********* şairsiniz.' diye homurdanıyordu. *** 'Lan Barba can, dön benden yana,” demedeyim tüm benliğimle, “Ne olur kutsama görevini? ” “Ve ikiletme bana da kupayı doldur aşkla! ” “Son gündür bu arza ait takvim-i Gregoryan’da,” Bil ki bu sınırda bozulur gerçek bekaret, Bu noktada biter kaderlerin son cümlesi, Ve nihayetlenir kar beyazlığı kefenlerimizde kalan, Yalan ilk bahar yeşillikleri solarlar gözlerimizden. Hatta zamanın bidayetinde başlayan akın, Gelir sonuna ve ansızın durur, Kudurur belki de günahlardan kalan yağlı artıklar, Yani hemen her hücremizde aç kurtlar... Ahmet Yozgat |
Burada Aşka Karşı Çıkan Çölde Suya Da Direnir
Apostol'la Yüz Dokuzuncu Sayfanın Kaynakçası 1/: Hikmetin bir yanı sevdalara, Öte yanı da taylara emanettir aşk yolunda. Sevdalı taylarsa akın akına inerler, Şahlar vilayetinin su ve ganimet boylarına... Şahlarsa hakikaten şah sanır zatını, Oysa bu da bir yanılsamadır lobun birinde. Her şah hanedanlığını canıyla parlatır, Ama doğru bildiği yolları aydınlatamaz, Beyninin deniz feneriyle, uyuyan denizlerde. O denizler ki korsan kaynayan karavanadır, Ve orada cana kasttır olabilecek her devinim. Günahlarını emziren çapul aranır koyaklarda, Serensiz sefinelerde yolculuk eden ise belasını... *** Arada bir ben de sevdalansam mı diyorum kendime, Ve ah ediyorum nihilist artıkları gördükçe seyrüsülukta, Hep kürdülühicazkardan yana ağırıyor gökyüzü. Ve şimdilik kendi kendini güdüyor kervan, Kendi özsularını içiyor enaniyet, yer yaptığı insanda. Burada da geçmez ise bu sevda, Bir adres verin ey izcileri, sarışın çöllerin, Katarı döndürelim o yana... 2/: Ve ey şiir ve destan ve aşk sever savaşdar ademoğulları... Böyle bir tarihi herzeydi benimkisi herhangi bir diyarda: İşte orada... Pereya Hirodes bir kraldı. Adı epik parşömenlere kayıtlıydı. Ama işte o da sonunda merhum sıradanlara karışmıştı. Ve işte buradaydı. Oğlu Antipaya ise dua ediyordu hanemize dalarken. Ve kuzeydoğu topraklarının can düşmanı lort Filipus'a verildiğini duyuyordu, tabii ki bir kez daha ölüyordu. Bize ise onunda karmaşık destanını yazmak düşüyordu. 3/: Bu muydu tarih-i şahsin lan Ap? Yaza durduğun yedi ceddinden beri? ... Bu muydu hanedanların kutlu evliliği? Kutsal bir kuralı çiğnemek gibi bir şeydir oysa ihanet, Yasaya karşı durmak da yiğitliktir dersin ya kimi zaman, Aman be Apost, sakın kendini yad yaranlardan. Aşıkpaşazade sorar mı bilmem: Aykırı diye reddetmek olur mu celal baba tarihçesini? Eğer sevda üstüneyse tasavvuf şiirleri, Olmaz, olamaz, olmamalı der kimileri. Ki bizce de... Av neslinin aşkı uşşak makamındandır. Burada aşka karşı çıkan çölde suya da direnir, Çölden kaçkın isyankarları tutuklatıp son hudutta, Öldürttüğünü herkes bilir her hükümdarın. Yarınsa yalnızca aşka aittir... *** Ve ey şiir sever naif ademoğulları... Böyle bir hikayetti benimkisi herhangi bir tarihte: İşte bu nedenle içiyordum anasını satıyım. 2/: Daha bitmeden karanlık kupamdaki şiir artığım: 'Lan barba' diyordum varsağ ağzıyla destansı destansı, 'Bir daha ikiletme de doldur, Mavi şıradan olsun itin ölümü, Arap atının ölümü ise öbek öbek şeytan suyundan...' Nasılsa av neslinin aşkı uşşak makamındandır. Ahmet Yozgat |
Can, Kafessiz Çıplak Kalır
Apostol'la Altı Yüz Yirminci Sayfaya Ek 1/: İnan ve yorma beni bu zor zamanda, Sanadır yazılan sülüs nameler ey şehinşahım... Gün şevvalde çavar gazellerin en güzel vilayetine, Ay ise öğlen vakti ışk’ın bağına doğmaz. Onun sevdası karanlıkların kara kaşı üstüne. Benimkisi de var say ki aha böyle, Yedi kere ateş dilli cengaverlerin koçaklamasıdır. Göğüste solur bir ateş körüğü ol nedenle şehbenderim, Kaçak sevdaların kafesinde bir an bin çağa bedel. Sabır taşı gibi köpürür sabırsız masallarda, Arzuların platonyada aşka ağır basan sıkleti, Azgınlıksa yağlı zincirlerle demlenir ancak, Belki de can, kafessiz çıplak kalır, Aşk pazarında satılık meta alıcısızdır aslında, Ve son andır katarların karanlığa kavuştuğu çizgi, Yani bilirim ki sevdanın yemi bazen acıdır, Aşkın suyu ise yüreğin, çorak bir ayda harlamasıdır, İçseler, burnu yeşil ibibikler sevda çukurlarından, Emsalsiz yağmur tatlarını ol aşkın, Ancak kana kana tümlenir toprak sularda, Arsız yırtıklarından yaz ile güz arası. 2/: Ve ey aşk ve şiir sever ins-ü cin ehli... İşte böyle bir hikayettir ki benimkisi, Harran sınırında sabiine tabi meta simya: Orasının hangi dağ olduğunu ben bilmiyordum. Ancak Aşkelon hamamcıları kaynatmada cadı kazanlarını... Külhanları kız oğlan kız ateş. Yani bakire kor. Yakıyor canları semahın güneyinde. Çevrede görülen ıslak ve günahkar rüyaların farkındaydı bana sorarsan bilcümle ogan. Çünkü aşkelon yolunun tam ortasında Sierra Morena kendine geliyordu gözlerini ovuşturarak. Uğru Abbas tayfasınca kaçırıldığını anlıyordu. Ve dehşete kapılıyordu ibni beşkuval. İnce bir çığlık atıyordu Apostol'un ağzında bir müezzin kuşu. Huşu ile geliyordu şiir. Bir, iki ve üç... *** Yarına bir göz atıyordum nakarat penceresinden, Ve bir çentik daha atıp gazellerin kundağına, Tezgahın Gazze şeridinde duran Barba’ya dönüyordum. 'Lan barba ikiletme de doldur,” diyordum. Keskin şıradan olsun külhan itinin ölümü Gazzeli atın ölümü şeytan suyundan...' İlham mı gerek doğmanız için ey şiir ecinnileri? Gani idi bir zamanlar kardeşinizde, Ha denizde, ha bizde, Ancak son intifada da yitirdi, Belki de bir gizli servis zehirledi... Ahmet Yozgat a |
Çorak Çöllerde Bile Tetikte İblis
Apostol'la Yüz Seksen Üçüncü Sayfaya Derkenar 1/: Yüceler ürkütür fikrimi her dem, Kanadından düşmek ne acı verir bilirim kelebeğin, Bilirim ışığın prizmaya olan doğurgan aşkını, Ve açılır renklerin üçgen ağzı mistik geometride, Bir aşık daha geçer kozanın zamansız yaşamından. Ancak su ve ışık durmaz ve akar da akar, Durursa ölür elastik kavramına tabi olan ins ve cin, İçimde bir okültik ağacın kök verdiğini duyarım, Her an ve her çorak çöllerde bile tetikte iblis... Eğer uç dalı büyüyorsa sevdaya yeltenmenin, Meyve zamanıdır zihni soruların gramer düzleminde. Biliyor musun ey en harbi yanıtların kararlı beyi, Ömrübillah biriktirdiğin her ses, İnce iki paraleldir ki birkaç nefese bedeldir ancak, Yani her şey senin değildir: Dil, dudak ve damak üçleminde bil ki... 2/: Eğer ki kabulse mirzadem, Geçelim mi şu bizim tarihi Yozgati’ye? Şöyle bir hikayet demiştik ya benimkisi de işte. Ve ey şiir sever naif hamoğulları... *** Yolları haramiler kesmişti. Bir de nisanda eriyen karlar. Kayalar teker tekerdi... Ölüler kırkar kırkar... Sonunda olmuştu olan. Armegedonda... Filist’te bir vadide. İkincisinde milenyumun... Chırist ve antichırist karşı karşıya... Öksürüklü bir ses: 'Hoş gelmişsiniz.' diyordu. Bu Apostol muydu? Bilmiyordum. Heredot belki yazıyordu, belki de yazamıyordu bu sahneyi. Siz yine de ona sorun diyordum bana soranlara. Çünkü şimdilik ben içiyordum anasını satıyım. Kadehime doldurduğum son zemherinin koynunda tadılmış sımsıcak arzularımdı... *** 'Lan barba ikiletme de doldur, Şıradan olsun itin ölümü, atın ölümü şeytan suyundan...' Diyordum ya tek çıkar yoldu yolun sonunda... Ardından kevser içmeye gidiyordum, Ve gazel yazmaya... Ahmet Yozgat |
Çöl Suskunluğundaki Ötüş
Apostol'la Doksan Birinci Sayfa 1/: Şahım, Başında parlayan şiir saltanatının kronu, Taş devrinde yitik zamanların kevkebi ise, Çöl suskunluğundaki ötüş sabah serçesinin, Dırahşan tacın da sevdamın damgasıdır... Ve karanlıkta kılavuzudur, Sakineyi hüzne gark olduğum anın. Ama hız, yıldıza eş değilse mirzam, Bana kendi bozkırıma yürek üstü düşmek kalır. *** Deneyimdir burada konuşan... Ya da o kozmik hızla yarışan agonik anlardır. Uzaklaş kendi beynine böyle zamanlarda, Ancak yakınlaş yüreğinle... Sen bilmesen de, Bilirler kılıçlar, tarihin kanlı sayfalarında yazılanları, Ve savaş erleri özümserler, Kılıçların kanlı tarihini her seherde bir daha... Bu gelen erlerin değil son sabahın ayak sesleri, Mirzam, yok etme arkandaki siluetleri, Fakat önüne geçirecek kadar da kutsama kehanetleri. *** Yürüdüğün yollar sana ait değildir babandan kalan, Ancak bir majestik sırat'tır ki işlevin geçmek. Yandaki bulvarsa senin kanının aktığı damar cidarı... Benimse dudağımda tuzdur o bulvardan anımsadığım. Beynimdeki acının septik izi hala flu, Bu yüzden aranmadayım simurg kuşunun küllerinde kendimi. Gözdür dolaşır aleyhindeki delillerin bile orta yerinde, Bu yüzden gülistanda her yanı güzellikler kaplamaz şahım. Dur ve dinle yolun ortasında: İşte şurada yabancı bir ısırgan ağlamakta... *** Umarsız şafaklar da yollar alacakaranlıktır, Işık beklemekse kasıttır an'a, Bu yüzden zaman ve siluetler süner de süner, Her mıntıka bir bumerang olur, kendine döner. Sen de dön de bir yol cehenneme bak ey mirzam, Beklediğin muhitin ateş kesse ne yazar? Veya görünmese arsız sabah kime ne? Yeter artık ey beglerbegi beni sürme uzaklardaki şüpheli ölüme, Hemen ve mutla ölelim bu yolun buracığında sen ve ben. Önümüzdeki çiçekli uçuruma gömülelim el ele Sağımız yar o anda, solumuz nigarlardan geçilmez, Gün çavar zatının terekesinin stepvari üstüne. Değilse mirzam... Benim bedenimi el, yel alır yüreğimi. Yani en gerisinde bana zamanın, Grek mermerlerine oyduğum bir kutsal kase, Ve o çukurluğun içinde ölü kahrımı içmek kalır... Ahmet Yozgat |
Çöl ve Tuz Bana Yakın İki Kavramdır
Apostol'la Yüz Üçüncü Sayfa Orjini 1/: Şahım, Şiirlerin kıyısında serinleyen nedimelerin, Hasretkar mırıltılarla yad etmekteler geçmişi. Bu duyduğun Şirazlı Sadi beyitini onlar ırlamadalar, Her harf adedince gözyaşı sıralamadalar Hazar kıyılarına. Bense kendi gözlerime binmişim, Ve kendi şiirimi sağmadayım gümrah memelerimden. Ne nedimelerinden, Ne de kendimden memnunum işin aslına bakarsan. Çünkü henüz ufukta yok en özgün imge. Her harf adedince gözyaşı sıralar hüznün kıyılarına. 2/: Böyle bir hikayet benimkisi de neticede: Yani şahım, İçindeki suskunluğa kulak kabartır ya bir sağır, Kapatırdı, duysa bir daha asla çıkmamak üzre, Kendini dipsiz sahralara... Her harf adedince gözyaşı sıralar hüznün kıyılarına. *** Ateş ve baldırandır soluduğumuz meridyen aralarında, Ancak ölü sinirler uç verir dudaklarımızdan. Ol nedenden kekeme ve ondan pepeyiz... Bunu en iyi senin dudakların anlardı, Çünkü çöl ve tuz sana yakın iki kavramdı nihayeti. Her harf adedince gözyaşı sıralar hüznün kıyılarına. 3/: Atlarımız içecek gözyaşı kokluyordu gamze çukurlarında, Biz de yakınında sayılırdık yüreğinin burçlarının, Ancak sen öyle uzaktın ki kaderinden be mirzam. Yaşıyordun ama sağır ve dilsiz misali... Oysa ağlamaklı olurdu hüzne acıkan her göz, Türküler söylerdi ya dizinde yattığımız o pembelik, Belki de unuttuğumuz ilk aşkın devamına eklemek için, Bildiğimiz tek şey vardı bilmediğimiz ülkende, Umuduna sarılabildiğimiz ana kokusu tabii ki mirzam. Ana ise ikidir, Bir memleketindeki, Diğeri her daim yüreğindeki... Ama hız, hıza eş değilse şahım yaşam yarışında, Bana kendi sahrama diz üstü düşmek kalır bakarsın... Bedenimizi el alır, yüreğimizi yel... Şiir tutup kaldırır yerden beni ancak ruhumu alır. Belki de ol nedenden kekeme ve ondan pepeyiz... Her harf adedince gözyaşı sıralar hüznün kıyılarına. Böyle bir hikayettir benimkisi. Ahmet Yozgat |
| Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 11:47 PM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.