![]() |
Çapul Kozakları Aşk Akınında
1/: Ey kozaklar! Çapul başlıyor bu gece ilk yıldız ağlayınca. Haramiler atlansın, Develere binsin kefiyeli karabasanlar, Destan yazanlar hokkalarına is ve kan sağsınlar. Kubbelerde gezinsin usta elleri sinanvarilerin, Süvarilerin naraları ise yıldızlara kurulan kavram köprüsü... *** Çapul demir alıyor ilk yıldız ağlayınca, Başlasın Genç Sultanın Hızır paşa türküsü... 2/: Ey kozaklar! Çapul başlıyor ilk yıldız kayınca suret aynasından. *** Çevrenize dolansın korku ve öfkenin ekvatoru, Tandırlardan alazlansın bir hırçın halay, Kopuversin beyni yüreğe bağlayan sırma, Lokma lokma erisin mantık zinciri, Kıstırsın başınızı demirden halka. *** Çapul demir alıyor ilk yıldız ağlayınca, Başlasın Genç Sultan Hızır paşa akınına... 3/: Ey kozaklar! Çapul başlıyor ilk yıldız ağdığında. *** Bitmez bir gecenin engin çırpınmasında sefineler, Neresinden yakalanır sabah belli olmaz bidayette, Şehvetini şarap diye içmişse aşk çilingirinde, Ve lapa lapa yağmışsa ağustosta beyaz arzular, Çisil çisil berekettir denizlerde aşk gemileri, Bin dört mevsimleyin yarılır orta yerinden takvim, *** Çapul demir alıyor ilk yıldız ağlayınca, Başlasın Genç Sultanın Hızır paşa koçaklaması... Ahmet Yozgat |
Çemberin Köşeleri Battı
1/: Önüme hendeseyi dayadı bir kız, Çemberin köşeleri battı gönlüme. Bir yıldız gözlerime sürme çekti aydınlığından, İpek yollar serildi karanlıklar içindeki dünüme, Düğünüme şeref verdi bir adil hünkar, Çemberin köşeleri bir kez daha battı gönlüme.... *** Efeydim... (Aydın elinde, Çakıcı derlerdi bana.) Efgandım... (Hindikuş dağlarında ve yaman sıkardım mavzeri.) Dildim...(Yiğit harmanında ve Sürmeli söylerdim.) Ben çığırırdım en ucu sivri türküleri, Yirmisinde dul kalan anam dinler ve bozlak ağlardı, Yuvarlanırdım rüyamın vadilerinde, Tutuşturdular bir sevdayı elime bir dem, Sayın ki çemberin köşeleri battı gönlüme. 2/: Celeboğlu derlerdi şanıma sülale seceremde, Serbülentiydim dora ve kır ve yağız tayların, Cevahirdim...(Bir hakik damarında galerilerde.) Celaliydim...(Pir Sultan isyanımı desteklemişti türküleriyle.) Cevvaldım...(En oynak Yozgat Ağırlaması’nı ben çekerdim.) El bağlardı doru dağlar ismime, Irmaklar çağıldar ve ağlardı dehey! Çemberin köşeleri battı gönlüme. 3/: Namımdı yedi düvel içre anılan seferberlikte, Hudutların aşılmaz rüzgarıydım, Efeydim...(.............) Efgandım...(..............) Güldüm...(...............) Saçlarım kanat çırpardı ebrulî ufuklarda, Semerkandî şallar dolardım bileklerime, Tutuşturdular bir sevdayı elime bir dem, Çemberin köşeleri battı gönlüme... Efeydim...(Kendi halinde.) Efgandım...(Boynu bükük.) Güldüm...(Ha soldu, ha solacak.) Çünkü çemberin köşeleri battı gönlüme... Ahmet Yozgat |
Çorak Suretlerde Yol Giden Sevda
1/: O bizdik, Ve bir hiçtik, Üstelik belenmişliğimiz de yoktu, O ılıman deltaya bir şanlı uğraşın ter kokusuyla, Karaya oturan katran kalafatlı kalyonumuzla, 'İpek pamukluğunda bir sertliktir,' Diye duymuştuk çorak yüreklerde hicret eden, Ay ışından heyelanlar halindeki göçer sevdayı, Oysa ne gezer? O da bir hiçmiş meğer... 2/: Yalnızlık ortağı yaren pazarlarının özlem örme kumaşı, Bedestenler ikliminde yağmurlu bir bulut gibi, Ve bir sitem sisi misali ufukları flulaştırarak eser. Ve yüreğimizin karıncalanan devinimidir, Belki de son koşuda yediğimiz o harlı vurgun, Dediğimiz şeyler ise sahte şiirler sayılır, Ehlince çapayı yüreğinin körfezine gömen tayfalarca... 'Su azizliğinde bir sertliktir,' Diye işitmiştik çorak suretlerde yol giden, Gölgeler halindeki evcil sevdayı, Oysa ne gezer? O da bir hiçmiş meğer... Ahmet Yozgat |
Çöl Ve Deniz
1/: Çöl kokuyorsa, deniz çeker; Beni o doyumsuz ve esrik ağzına. Bir fırtına sonrası üzülürüm, Çünkü ben vurgunum keldanîlere… *** Hırçın fırtına öncesinde tedirgin kuşlar gibi gemiler, Öylesine oynak ve sefer eder hâliyle, Dansa durur geniş kalçalı dalgaları denizin, Cadde bostan yosmalarının engin, Ve baş döndüren sarhoş yalpalamaları gibi, Canları çarpıp iki ile ummana, İlikleyen halidir beni cezbeden. Çünkü ben vurgunum keldanîlere… *** Çöl ve deniz var sayın bir yönüyle... Aynı sükunet varsılı akrabadır aslında, Aynı hırçın arkadaş… Düşmanlar kılıç çatmada sayın ki piramitler dibinde. Çünkü ben vurgunum keldanîlere… Öbür taraftan benzemez birbirine çöl ve deniz, Gerçekte sen ve beniz, Sakin çöl, hırçın deniz… 2/: Sağımızdaki saharada yitik piyade eri, Ya da solumuzdaki Marmara’da atları alteden aslan, Gerçekte çöl ve deniz... Çünkü ben vurgunum keldanîlere… Mor kıyılar çıkartıp kıpkırmızı ve maviye inat, Önü ve altı kumlu hayallerle hakipayı, Şaklatıp her sabah paslı dilini, İştahla içerken bir öksüz ayı, Kösnük tadlara aldanıp bir sevgili yanında, Fantezilerine dalıp dalga dalga gecenin, Bu görülen rüyaların önü açık okyanus, Deniz ve çöl başlangıcı uçsuz bucaksız, Kumdur sayısız ve ıssız kıyılarında Kalahari’nin, ******ların dudak kenarı gibi dalgadır caddebostanda, Çöl ve deniz... Sen ve beniz gerçekte, Soğuk sahra, mutedil deniz... Ahmet Yozgat |
Dağlarda Ayaz Loy Loy
-Bir teskere öncesinde şehit olan iki yakınımın acısına tarih düşmek için yazıldı. Sayın ki benim değil de sizin de akrabanızdı Mustafa ve Kamil.- 1/: Bir Kırşehir dağlarında yargı ve infaz, Kömçek otlarının dibinde kan artığı, O ölen ölümsüz adaşımın. Ve mavzerin gözyaşları mutsuzluğum... *** O gün nedense erken doğmuştu güneş, Ve sun’i yaşamını taşıyordu eylüle doğru uzayan bir yaz, Hele loy loy Mustafa’m oy, Hele loy loy dağlarda ayaz… 2/: Bir Kırşehir dağlarında açık defterler: “Gel ulan yüz kırk gün gel.” Ya da “Şafak yüz altmış iki buçuk...” Kurşuni çizgilere binen bu erler, Bir Kırşehir’de, Bir Kırlıkköy’de... Mataralar ise kan dolu şarap yerine, Kasaturaların kabzaları bayram kınası, Bayramların önü ise bir bölük hüzün, Bayramların yanı bakır desenli vatandan artan eller, Hele loy loy Kamil’im oy, İzleri kan, yüzleri bulvar akşamı neferler... *** Akbaş Mustafa’yla Cilloz Kamil mi? Az evvel aldılar kırmızı tezkerelerini, Ve abanoz atlara binip gittiler… Ahmet Yozgat |
Dağlarda Gezen Ferhat
1/: Tuzaktaki turaçtır aslında, Şu delibozuk dağlarda gezen aslan yeleli Ferhat, Saçı Ermenistan yellerde savrulan Kerem’se, Ağzı dizginli attır, Kaf dağının eteğinde Tiflis diye bir hisarda, Bir keşiş kızının amonyaklı tavlasında, Yanağı dikişli seyislerin terkisinde... 2/: Ne Ferhat’ına yanar Şirin, Ne de Aslı Kerem’e... Herkes binip yüreğine, Hayaller ülkesine gidemediğine yanar. Ahmet Yozgat |
Daha Kaç Var Sabaha?
1/: Daha kaç var sabaha? De bana sarışın yıldız. Bir kız ki bitirdi emeklerini zor zifafında Tükendi zengin gece orta yerinde daha De bana ışık saçlı bakire kaç var sabaha? ... 1a/: Zor bir zamandı... Senin gelişin gecenin bir ayazında Buz sivriliğinde üşengeç parmaklarım Düşlerim kırlangıç yuvası sıcaklığında Sonra gecenin şehzadeleri çobanlara inat Nergis kokan deli dağlar burcundan Kaydın yazgısı her daim kahırlı doruklara Bir hız, bir hız! ... Daha sabaha kaç var? De bana sarışın yıldız... 2/: Bana kaçak ufuklar kadar uzaktılar Baktılar ılık bir hürriyet gibi safkan gözlerin zamana Anlık yalnızlıklarımda doğdu hacimli bir anı Kanı cehenneme taşıyan bir zamandı Bu yanı deryalar içinde arsız düşlerimin Arka yanı utangaç işlemeli kilimler gibiydi Senden yana bakınca Söyle bana, zaman nereden kırılır? Nerde kopar aşk, dayanamayıp naza? Sarışın yıldız de bana Daha kaç var sabaha? 3/: Ne oturmaklı olur şaşkın yüreğim Tam orta yerine yumuşak gökyüzünün. Ne de kilimlerin motifleri ardınca dönüp gitmek Doru dağların sırtında yalın süvari. Bakan da ebrulî gözlerin esrik ve buhurdan Yani buruk tadı dilimde delikanlı utangaçlığın Ve bezgin geçmişim ağır aksak, Üşengeç terkisinde sarı bir şuanın Bel kırıp doğanın ve anıların orta yerine Aranmada yalnızlığımın izalesini oysa Kor çekiciliğindeki sesini duyur bana Vur tan atanda beyazın muştulu kampanasını Gurup kızıllığında hala ağlayan Yalın süvari koşuşan doru dağlar mı? Yoksa ben miyim hâlâ? Sarışın yıldız De bana daha kaç var özgür sabaha? Ahmet Yozgat |
Damar Boyutlar Arası Geçiştir
1/: Bunu bilir Harran’da kervancı başı, Ve göç yoluna dizilmiş turna katarının en önündeki, Kalkandelen kalesinde akıncı beyi Malkoçoğlu Bali bey, Ve de Führeri ikinci savaşın... *** Başka olanağı yok, Kanat kanat geçilir sıratlardan, Yollardan toynak toynak... Oynak bir sevdaya yanmışsa, Döşlerin sakin çocuğu kalpler, Ne kanada gerek duyar sıratta, Ne yollarda toynağına atların. 2/: Kanatların hızı, Ve sürati atlıların, Aşkadamının bindiği yüreğinin yanında, Çifte öküz koşulmuş araba gibi kalır. Çünkü o damarındaki 36,5luk ılıklığa binip yol alır. Damarsa boyutlar arasındaki kırmızı geçiş, Hem de öyle bir geçiştir ki, Führeri çatlatır hırsından, Malkoç’un belerir gözleri,... Ahmet Yozgat |
De Bana da İki Dize Be Şair
1/: De bana da iki mısra be gülüm şair. Ama alt ucu ömrübillah barışık olsun, Komşunun sararmış yaprağıyla ve damlalarla. Üst yanı beyaz sayfa ki sanki bulutlar gibi açılmış. Her can için bir öykülük yaşam tadında, İsterem ki ucuz olsun özgürlük... 2/: De bana da iki mısra be gülüm şair. Gırtlağı avaz avaz yırtılsın sözcüklerin, Ayaz konmuş temmuzun saçağına sarmaşıklar bağlansın. Bu ölümler artığı mart, nisan ayları var ya, Kıranlar kaçağına yurt olsun emniyeti bürünüp. 3/: De bana da iki mısra be gülüm şair. Kinin nedendir? Bilelim senin hüzne ve kahra. Oysa onlar iki gümrah memedir ki aşk ehlini emziren, Acısını, derin *******e gömen karşı penceredeki, Kıpırtısız siluet var ya, Benim... Ve göğsümü öpen sevdadır avaz avaz, Bu mor yaylalar, Ve bu turkuvaz dağlar, İsterem ki yaşamıma düşsün nakarat... 4/: Yaz bana da iki mısra be gülüm şair... Ahmet Yozgat |
De Hele Eloğlu
1/: “Öl,” dedim eski alışkanlıklarıma, Uzatıp sevdamı döşümün namlusundan... Ölmedim ancak yitirdim hüsbanını değirmenimin, Yüreğimin altın kılfını kaybettim. İşte bundandır mecnunluğum atam yutan çöllerde, Ve buna sebep kayalardaki balyoz seslerinin, “Ferhat Ferhat’” diye çağırması kulaklarımı. İşte böyle... Ben yitirdiğim sevdamı ararım el oğlu, Varsa bir yürek dilli destanın... Söyle! *** Bu yatağı susuz gökler ki bana ağlar, Ya da ummanların gelinliği olan yağmurlar… Yeşile keser her ikindidelen çiçeklerimi ve flu içimi. Kimi mirasyedi ellerinde çarçur olanservetini, Yaşamın incelen çukurluklarında yitirdiklerini kimi... Ama ben kadim sevdamı ararım el oğlu... Yani, Say ki ben belamı ararım, Varsa bu hususta de diyeceğini... 2/: Ben belamı ararım eloğlu. Varsa de diyeceğini… *** Bu çiçekler ilkbaharın aşkının ilanıdır doğaya. Ya da zamanın gözünün bebeği beyaz koyun gözleri, Bana bakar deliliğimi merak ederek, Gezgin sufilerle nişanlanmayı uman gelin gülleri, Hatta özlem zengini günebakanlar, Sarıya keser ikindidelen çiçeklerimi ve puslu içimi. “Öl,” derim geride kalan yakınlarıma, Uzatıp yeni sevdamı, Beynimin organik namlusundan... Kimi hanedanlara has rahatından geçemez. Bire bin veren bahtından kimi. Ama ben belamı ararım el oğlu. Yani... Ben sevdamı ararım, Varsa ver vereceğini... Ahmet Yozgat |
| Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 06:51 AM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.