![]() |
Bir çığlık sesi
Bir çığlık sesiyle uyandım Işığı yakıp saate baktım Sabaha karşı dört gibi Birbiri ardına çığlıklar, Devam etti kulaklarımda. Dışarıda korkunç bir fırtına Üzerime doğru geliyor Salondan hâlâ sesler, çığlıklar yükseliyor Tanıdığım sesler bunlar Aynı anda balkon kapısı tekmelendi Fırtına salona girmiş Saksıdaki güzelim çiçeklerimizi, Buğday tarlasındaki kasırga misali, Yerle bir etmiş Balkon kapısı hâlâ tekmelerde Japon gülü kafasını vura vura, Tüm yaprakları uçmuş. Balkonda unutulmuş bir çiçek Açık unutulmuş bir pencere. Saksılardaki tüm çiçekler, Biri birilerine sarılmışlar korkudan. Sokakta unutulmuş bir çocuk Dağ başında, Yüzü güneşten yanmış bir çoban Yalnızlığa terkedilmiş bir ülke. Cumhuriyet milim milim, Bir tarafa doğru eğiliyor Piza gibi Fırtına, yalnız evde değil tüm yurtta Laiklik, her gün bir köşesi tırtıklanıyor Açık açık, gerici, yobaz sürüleri, Gözlerimizin içine baka baka Demokrasimize kin kusuyorlar Basın sessiz suskun Bir ilerici gazete bombalanıyor Bir daha bombalanıyor kimseden ses yok Eyyy güzel ülkemin güzel insanları Uyanın artık uyanın Neredesiniz, Neredesiniz? Güzel ülkemin yürekli Şairleri Neredesiniz? 17.05.2006 Mazlum Zengin |
Bir dünya istiyorum
Bir dünya istiyorum Kurtla, kuzusu yan yana Ve hükümranlık karıncada Yüreklerde ayrılık acısı olmayan. Bir bahçe istiyorum İçinde her türden meyvesi olan Altın çapalı,kazmalı Bahçıvan, Gözlerinde sis perdesi olmayan. Bir gökyüzü istiyorum Serçeyle, şahin yan yana uçan Yıldızlar kıpır, kıpır göz kırpan Kara kapkara bulutları olmayan. Bir gezegen istiyorum Dil,din,ırk,mezhep farkı olmayan Kavgasız kardeş,kardeş yaşayan insan, Cehennem tozları,gazları olmayan. Bir umman istiyorum Tüm balıklar tempoda halayda ‘Büyük balık,küçüğü yutar’ kaygısı asla Denizleri nehirleri kirli olmayan. Ve bir dünya istiyorum Sınırıyla,sömürüsü olmayan Zalimleri, Mazlum’ ları ezmeyen Kan kusan silahları olmayan. 02.01.1989 Mazlum Zengin |
Bir Eylül günüydü
O gün Kocaman seslerle uyandık tüm ülkede Çığlıklar yayıldı kara bulutlara Güneş doğmadı utancından Yaşanılan aşklar bitiverdi birden Gözyaşları aldı gülmeleri Umutlar gitti geri gelmemecesine Büyük homurdanan makinelerle. O gün Birden mevsim kışladı Karalar her yeri kapladı Analar bacılar hep birlikte karaları bağladılar Ve düşen, kırılan fidanlara ağladılar Ak güvercinler şehirlerden yabana döndüler Umutsuzca gözlerdeki parıltılı bakışlar, Rutubet ve sidik kokan hücrelerde söndüler O gün Homurtulu ve kara makineler Ayırdılar aşıkları birbirinden Yüreklerden vuruldu güvercinler Ve en mahrem yerlerde postallar iz yapmış Demokrasisi zincirlere vurulmuş bir ülke Ki kurulmuş darağaçları şafakla beraber, Güneşi asmak için karanlıklara. 12 09 2006 www.mazlumzengin.com Mazlum Zengin |
Bir gül
Bir şahin pençesindeki serçe misin? Yoksa nehirdeki; Kuru bir yaprak üzerindeki karınca mı? Okul yolundaki, Ayakkabıları yırtık,üşümüş öğrenci mi? Bence, balkondaki saksıda Susuzluktan kurumuş,bir gül sün 24.04.2005 (‘ŞİİR HARMANI’ından) Mazlum Zengin |
Bir ninni söyle
Bir ninni söyle bana Anne İçinde rengârenk kelebekler olsun Bir bahar sabahında uçuşsunlar özgürce Ben, sırtındaki beşikte tarla yolunda olayım Ilık esen bir rüzgâr getirsin kokularını çiçeklerin Ama Anne, senin kokun en önde olsun Bir şarkı söyle bana Anne İçinde Deniz’deki bir sandal olsun Ve iki sevgili el ele, gözler gözlere kilitli Yosun, balık kokusu, birde martı çığlıkları Dalgalar kayalıklara vursun tüm gücüyle Ama Anne, senin gücün en önde olsun Bir türkü söyle bana Anne İçinde, gökyüzünde özgürce uçan kuşlar olsun Ve bembeyaz bulutlar, yağmur tohumları ekilmiş Göz kırpan yıldızlar, ağlayan Ay, gülen Güneş Yüreklere dalga dalga vuran sıcaklığı Ama Anne, senin sıcaklığın en önde olsun Bir şiir oku bana Anne İçinde sevgi, saygı ve hoşgörü olsun Savaşsız, sömürüsüz bir ülke, bir Dünya Gözlerinden ışık fışkıran, yüzleri gülen çocuklar Ve tüm yüreklerde katmer katmer sevgiler Ama Anne, senin sevgin en önde olsun 19.01.2007 saat 08, 40 www.mazlumzengin.com Mazlum Zengin |
Bir pazar
Bir Pazar sabahı, Balkon sefasındayım Her yanım beton denizi Güneş kifayetsiz Güvercinler taklada Kargaların eğreti sesleri Uçakların,arabaların, Halı çırpanların, Yorgan silkeleyenlerin, Sesleri birbirine karışmış. Hava puslu, Uzaktaki seçilemeyen evler, Bazen Çamlıca ‘kurşun atımı’ olur. Bugün bulutlar şemsiye bize Sıcaklık otuz beş Piknik hazırlıkları Kahvaltı telaşları başlamış. Ailede herkeste bir telaş, ama Bünyami’nin horultuları duyuluyor Pazar günleri dokunulmazlığı var Kimse uyandıramaz,kaldıramaz Bünyami, bilgisayara kelepçeli Saat dört,beşlere dayanır. Bünyami, isim fakiri bir genç Nüfus memuru düşmanı gibi, Bir harf eksik yazmış kafakağıdına, Araştırıyor nüfusçuyu, Hesap sormak için. Mutfaktan güzel kokular geliyor Kahvaltı saati yaklaşıyor Güvercinler, hünerlerini, Kargalar seslerini sergiliyorlar. Ve bir ses yankılanıyor ‘Kahvaltı hazır ’ diye! Bünyami hala uykuda Ve rüyalarının orta yerinde 24.07.2005 (‘ŞİİR HARMANI’ından) Mazlum Zengin |
Boyundan böyyük laf etmek
Toprakları verimli ürünü gümrah, Bir ülke vardı bir yerlerde O toprakları ‘yan gelip yatmakla’ kurtarmışlardı, Dedelerimiz, emmilerimiz, ve dayılarımız. Gözler üzerimizde, salyalar akar ağızlarından Büyük bir iştahla şapırdatıyorlar, Dört yanımız ateş ve dumanlar gökyüzünde Yurdum işgal altında, Analar durmuşlar sözünde Her biri bir dağ yürekli doğurmuş tez elden Ve her biri elleri tüfekli Durmuşlar kardaş son sistem silahlara karşı Ve o yiğitler ‘yan gelip yatmak’la, Güneş’e dikmişler ay yıldızlı bayrağımızı. Ve gelinmiş bu günlere Her gün sel olmuş gözyaşımız derelerce Her gün düşmüş mehmedim karanlıklara ecelsiz Analar isyanda, bacılar feryatlarda Aktı aktı senelerce göz yaşlarımız Her gelen bitecek sözü verdi Ve her gelenin özlemi yurtdışındaydı* Gömdük kendi yüreklerimizle onları toprağa Gömdük tırnağımız bile etmeyenlerin yüreklerinide Yan gelip yattığımız yere Mehmedim nereye böyle nereye? Onlar öyle istedi diye mi? Vatanındaki yangını söndürmeden gidiyorsun Bekaa da ektikleri tohumları Ve emperyalistlerin sofrasını gözetmeye mi? Bu gün toprağımız çorak kardaş Topraklara ortaklarımız var Ve ülkemde düşmanlar el ele vermişler Bölme, parçalama peşindeler Ooy kurban yanmışım ben sana Beş şehitli bir ailedenim kardaş Gerekirse on şehit daha veririz, ama toprağımız için Nifak tohumları ekilen Bekaa ya değil Gelirsin elbet sana verilen görevin üstesinden Ve ‘yan gelip yatarak’ alnının akıyla Ahh mehmedim kirpikleri harman tozlum Elleri orak, tırpan nasırlım Bir fabrika çarkındaki dişli mehmedim Haritada bile görmediğiniz Avrupa, Amerika değil, Öz vatanın öz evlatlarısınız. Bilirim mertliğini gözü karalığını Ve bilirim yürek yangınını, fukaralığını Tıka kulaklarını duyma kem sözleri mehmedim Sen şanlı bayrağımızı yüce dağlara asmasını da bilirsin Sen ‘yan gelip yatma’sını da bilirsin Mehmedim otursunlar ceylan derisi koltuklarında Yatsınlar kuştüyü yataklarında Sen toprağı yatak, taşı yastık yapmasını da bilirsin Yürü üstüne üstüne zalimin, hainin, fırsatçının Seni barış için sürüyorlar mehmedim ama, Çelik yelek aramaktaymışlar sana Uzaklardan gelen sesler eğlemesin seni Kervan durmasın, durmaz kana susamışlara. *çocukları 06. 09.2006 www.mazlumzengin.com Mazlum Zengin |
Bu bacak kimin?
Önce bir gök gürültüsü duyuldu Gecenin karanlığını yırtan Sonra yer yerinden oynadı Ve evler çığlıklarla yıkıldı Bir toz bulutu ve tekrar gürültüler Bir biri ardına bombalar Ve kadın ve erkek ve çocuklar Yıkıldı dünyaları Yıkıldı hayalleri Yıkıldı evleri başlarına Gün ışıyana kadar yağdı bombalar Ve korkunç bir tablo, yürekler yakan Analar ve bacılar On yıllardır yüreklerindeki bitmez acılar Enkazlara bir koşuşturma başladı Ve çıkarıldı Canları bedenden ayrılan, Ve kadın ve çocuklar Alnından akan kanı eliyle silen bir kadın, İki eliyle kavradığı, Bir çocuk bacağını havaya kaldırıp haykırıyor Bu bacak kimiiiiiinnnn? Kanlı savaşın tozları çöktü ortalığa Saldırı, katliam birinci ayına girdi Ve Filistin’de açlık ve hastalık ve salgın Tüm yollar, köprüler havaalanları vurulmuş Yardımlarda engelleniyor Ve çocuklar hâlâ ellerinde sapanlar direniyorlar Her bir yandan ve denizden, Bomba yağıyor üzerilerine Dünya suskun insanlık suskun ve uykuda Bu topraklarda gül bitmez kardaş Büyütmezler fidanları, gülleri Büyümezler çocuklar ve umutlar Çocuklarda, Yaşam devam ediyor ölmeyenlerde Birkaç çocuk çukurdaki, Patlamayan bir bombayı çıkarıyorlar Ve kucaklarında Ve sokaklarda bağırıyorlar Bu bomba kimiiiiiinnnn? Savaşın otuzuncu günü Dünya’nın en büyük ekranlı, Televizyonu kuruluyor kral dairesine Dindaşlarından dökülen kanları, Ölen kadın ve çocukları, Daha iyi görmek için. Klozet dahil her şey değiştiriliyor, İsteklerince ve yakışırcasına. Bir gök gürültüsüyle uyanıyor Ankara Esenboğa doluyor uçaklarla Yirmi yedi uçak iniyor peş peşe Herkeste bir heyecan ve herkes el pençe Yerlere halılar Ve kokular serpiliyor bir güzel Güleç, tombul yüzlü Ve yürüdüğünde yerler sallanan İnsanlar iniyorlar uçaklardan Limuzinler sıralanıyor Bine yakın insan doluşuyorlar Alkışlar ve bükülmeler eşliğinde, Otele doğru yol alıyorlar Eşyaların uçaktan indirilmesi Ve kamyonlara bindirilmesi Saatler alıyor Son bavulu indiren birinden Bir haykırış bir çığlık sesi Havayı yırtarcasına Bu bavul kimiiiiiinnnn? Günler, aylar ve yıllar geçer Saldırının üçüncü yılın da, Ve yıllar belki de on yıllar öncesinden, Yapılan plan gereği, Her şey çok iyi gitmektedir Masadaki haritaya göre mutlu yüzler, Orta doğudaki toprakları bölmüşlerdir Halklarıyla beraber paylaşmaktadırlar ‘Yeni bir oluşum’ dedikleri Ve yaşlı Dünya’nın emperyalistleri Kadın ve çocuk kanları üzerinde Gezinirler bir o yana bir bu yana Ve paylaşmışlardır Paylaşmışlardır orta doğuyu Tüm petrol ve zenginliklerini. Bir kadın belirir uzaktan Elleri yumruk dişler hınçla kilitli Bir hışımla girer emperyalistlerin sofrasına Ve eğilip yerden avuçlar kendi toprağını Defolun defolun ülkemden Ne işiniz var burada, Bu topraklar kimiiiiiinnn? 10.08.2006 Mazlum Zengin |
Bu gün geceye akacağım
Bu gün geceye akacağım Gündüzü çekerken içine karanlıklar, Kepenkler tek tek indiğinde, İlk gördüğüm, Bana gülümseyen, bir gülü bir güzeli, Koluma takacağım, Ve tüm günahların tadına bakacağım. Bu gün geceye karışacağım Çıkıp Beyoğlu’na, Renk renk, tat tat, Bütün içkileri karmalayıp, Hayatımdan yeni bir sayfa aralayıp, Dağıtacağım her yeri, her mekanı Ve, kırdıracağım kafamı. Bugün, dönünce vakit geceye Ben benimle, Karanlıkların yüreğine dolacağım Tüm geçmişimi unutup Parlak ışıklarla beraber, Kulak tırmalayan müziklerin geldiği, Loş bir bara, tüm hızımla dalacağım Bugün geceye adım atacağım Tıpkı otuz yıl önce olduğu gibi İçip içkileri, çılgınca Tüm barları dağıtacağım Kendimi karanlıklara bırakıp, Ve gecenin bitiminde güneşin ışıklarıyla Gözlerimi, Beyoğlu karakolunda açacağım 20.11.2006 www.mazlumzengin.com Mazlum Zengin |
Bu memleket bizim
Duyduğuna sakın inanmayasın Bu memleket bizim kimsenin değil Sana dost diyene güvenmeyesin Bu vatan bizimdir kimsenin değil. Enflasyon sıfırda beli kırıldı İşsizlik yok artık ülke duruldu Tez zamanda uzak yere varıldı Bu memleket bizim kimsenin değil. Ülkemde yoksul yok fakirlik hani Herkesin evi var araba yeni Yüzlerde güller var güleç insanı Bu vatan bizimdir kimsenin değil. Doğuda teröre anda vuruldu Kardeşçe yaşamda ülke duruldu Savaşın, terörün beli kırıldı Bu memleket bizim kimsenin değil. Herkesin işleri başından aşkın Trafik hep açık ben oldum şaşkın Millette para çok yok artık düşkün Bu vatan bizimdir kimsenin değil. Topraklar bizimmiş hiç satılmamış Emperyalist’lere el açılmamış İşçiye köylüye yan bakılmamış Bu ülke bizimdir kimsenin değil. Politika temiz mafya artık yok Sağlık, eğitimde problem hiç yok Mazlum rüya görmüş uyandı artık Bu memleket bizim kimsenin değil. 07.08.2006 Mazlum Zengin |
| Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 12:27 PM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.