www.cakal.net Forumları YabadabaDuuuee

www.cakal.net Forumları YabadabaDuuuee (https://www.cakal.net/index.php)
-   Adult eski arşiv (https://www.cakal.net/forumdisplay.php?f=376)
-   -   Ahmet Yozgat (https://www.cakal.net/showthread.php?t=120028)

GooD aNd EvıL 07-25-2008 08:16 AM

1/:
Sıyır geceyi sırların cidarından lan Cemal
Bilmez misin kurtların kışın uluduğunu
Leyla'nın mecnun diye kudurduğunu
İşte onun için can kokar zemzem
Misk öküzü can kokar...
1a/:
Lan Cemal aç o sağır kulağını.
Ve beni dinle…
Varsa içimizde acımasızca boğuşan bir hayvan. Yavan bir tarih sayfasında kılıçdarız demektir. Tırmık tırmık akan kan oluklarını buz gibi Fırat sanmadayız. Yani aldanmadayız. Ve üzerinde kara gecenin giydiği barani aslında hünerli ellerimizin ürünüdür Şiraz dokumalarında. Her kokuşmadan kefir sağılmaz. Tenha dağ başlarında boşuna ulur kurtlar. Talaş ve taş, toz ve toprak üçleminde kalmanın zorluğunu bilen var mı sizin cenahta, söyle lan Cemal. Yapayalnız olmuşluğumuzdur aslında delirten beni ve kavmi nisayı. Seni ise bölünmüş mevsimler üşütür. Ve onu... O mu kim? Anla işte. Zemzeme ve mis öküzüne gelince lan Cemal. Bizim atımız işlemez Demirkazık Derbendinde.
Var git yoluna.


Ahmet Yozgat

GooD aNd EvıL 07-25-2008 08:16 AM

2/:
Sıyır geceyi beyninin cidarından lan Cemal
Bilmiyorsan öğren ki bilgelerden
Sade giyilir kahveler kapkara mırra ülkesinde
Kaşlarının arası aşk iksiri ile dağlanmış sakiler
Bir bir doldurur acı deyişlere acıkan develerini
Onun için gül kokar yalnız adamı çölün
Misk öküzü can kokar...
2a/:
Lan Cemal aç kulağını ve dinle beni.
Kendini anlatan acılı bir mırra türküsü gibidir muhariplerin türkü çığırması. Bağırması ise Hayber’de merdi meydandır. O mırra ki bidayette arafın ayak izi idi. Ondan ötürü beynimiz köpür köpür ve paramparçadır nişangahta. Kalbimiz ise bin yapraklı bir yonca gibi ayazda kalmış ve titremekte ise yan buna işte. Bu gidişten hayır umma. Bekleme gat yaprağı çiğnemiş sakilerini diyar-ı Sana'nın. 'Ve sarmalamışken hepimiz seni ey sevda, bırakma bizi tan atana kadar.' demişsin duydum. Sorma gayrı gerisini. Kulağımız deliktir bizimde lan Cemal. Ya da okudum tarihi gılmani'de. Sayfa on sekizde. Bizimse dalga dalga gelen sevme duygusunu bir dalga kıran gibi durdurmakta korkumuz. Basmışken bağrımıza bir dağ emsali küçük gözlü bir sevgiliyi bağ kovuğunda. Ve uluyan kamyonların sivri korkusu sinerken motorin kokusuyla şakağımıza... Mırralara ve mis öküzüne gelince lan Cemal. Bizim atımız işlemez her daim arkadan ve sinsice cenbiyelerle vuran kozaklar diyarında.
Var git yoluna.


Ahmet Yozgat

GooD aNd EvıL 07-25-2008 08:16 AM

4/:
Sıyır geceyi ruhunun cidarından lan Cemal
Eğil gayya kuyusuna yol alan sesini dinle
Kulak ver ve öğren kır saçlı rahiplerden
Dinlediğin ana rahmindeki türkülerindir
İnanmasan da her gece ikiye bölünür ay
Ondandır *******in ter kokması
O yüzden İblis ağlamakla gülmek arasıdır
Bakar bin çift göz melul, vadi koyaklarına
Misk öküzü can kokar...
4a/:
Lan Cemal aç kulağının tıkanan güzergahını.
Bil ki bu gün cehennemi yaşıyor içimizdeki her zerre. Kaç kerre derilir mahşer bilir misin? Kaç kere deprenir dabbe? Eğer son ise bu derilmesi, yanma dünyada kalanlarına lan keriz. Yani dehrin sonundayız biz. Dokunuyoruz, aslında yanı başımızda cennet. Ama ellerimiz bağlanmış, kolumuz kördüğüm toprağın cidarına. Şu anda nokta içre mahpus şairleriz hepimiz. Bir ilerler iki gerileriz. Esamamiz okunuyorsa üç yüz on sekizinci ortasında ocağ-ı yeniçerinin. Onun için misk öküzü can kokar. Ayın ikiye bölünmesine gelince lan Cemal. Senin atın işlemez diyar-ı peygamberide.
Var git yoluna sahtekar.


Ahmet Yozgat

GooD aNd EvıL 07-25-2008 08:16 AM

Bizim Robotun Öyküsü
1/:
Ben demirden robotum,
Gözlüğümse camdandır,
Dünyalı dayım olur,
Uzaylılar amcamdır.
2/:
Doğdum bir hurdalıkta,
Vücudum pense izi,
Bilinmedi değerim,
Terk ediyorum sizi.
3/:
Pasaportum cebimde,
Ver elini masalcı,
Metal tahta oturdum,
Başımda kral tacı.
123/:
Bu bir masal tekeridir şiirin arkasından. Kaf dağı ile Kaf çölünün arasından yekinir. Var varadan geçer. Sür süreden koşa gelir. Bilir bütün tarihini ülkesinin. Herkesin dilindedir. Adı masal masal manikidir. Ya da masal masal matitas... Onu görür bir hal olur mutfakta. Rafta bir kıpırdanma... Yalpalanma tel dolapta... Kalaylanır bakır taslar. Paslar kalmaz, ne kaşık, ne çatalda.
***
Tan atanda ülkede, sallanır bir kutlu el. Kaf dağında bir güzel. Alıverir nazikçe şehzade selamını. Sürer çıkar masaldan sürerek kervanını. Günler biter. Yol bitmez. Kervancı başı susuz. Uykusuz develer aç, zavallı merkepler açık... Kuyuya bir taş atmış, bir olup on üç kaçık. Su der inler yolcular. Potuklar ağlaşırlar. Üzülür bizim sultan kız bu duruma tabii ki. Öyle ki kapamış gözlerini. Çevresine bakamaz. Kervancı başı düşmüş kuyuya, uğraşır da çıkamaz. Bir ebabil halsizdir. Pır pır eder uçamaz.
***
Koşar gelir şehzade. Elinde demir asa... Demirden ayakkabı... Ancak kesilir birden, koştuğu yol aniden. Şehzadenin önünde kocaman bir altın kapı. O kapıyı açamaz. Kapının ardında kırk gözlü köprü. O köprüden geçemez. Kalır oracıkta öylece. Bence geri dönmeli. Neden mi? Çünkü duyulur bu durum. Anında tüm ülkede. Hatta sarayda bile. Anası hasta yatar, düşer yorgan döşeğe. Babası acı çeker, kıvrılıp bir köşede.
***
Şehzade ise altın kapının önünde. Başı ellerinde. Olanları bir yana, olacakları karşıya koyar. Günlerce kafayı yorar. Halini, ahvalini fikir kantarıyla tartar. Sonra haykırır dört bir yana: Yetiş Keloğlan kurtar.
***
İki bir dedirmeden atla gelir bizim kel. Bakar ki örtük bir altın kapı... On okkalık gümüşten altın kapının sapı... Beklemez atar el... Ardından da bir omuz... Kapı olur tuzla buz... Sorar padişahın oğluna: Biz bu kızı neyleyelim? Söyle masalını dinleyelim. Masala gelir sıra. Bir varmışla başlanır. Bir yokmuşla sürer yol. Dol kara bakır dol...
***
Masaldır bunun adı. Dinlemekle çıkar tadı...


Ahmet Yozgat

GooD aNd EvıL 07-25-2008 08:16 AM

Ağlayan Öksüz Yıldız
1/:
Küçük yıldız uzaktan,
Kayıvermiş masala,
Çevredeki tuzaktan,
Sönecekmiş az kala.
2/:
Masalın koca devi,
Yıldızı tutup sevmiş,
Başkaymış onun nev'i,
İyi kalpli bir devmiş.
3/:
Demiş ki küçük yıldız:
'Sevdim seni dev amca.'
Saçları ışıktan kız,
Ermiş kutsal amaca...
123a/:
'Bir varmış ile var olalım mı?
Kovalım mı bir yokmuşu,
Yerine biz konalım mı? ...
'Evet' ise kaldırın başı.
'Hayır' ise yanıtınız indirin kaşı.
Burası tekerleme pazarı.
Yanındaki pasaj ise masal dolu bir çarşı.
Çarşıdan alalım bir masalı,
Ceketi kırk bin düğmeli.
Kafasındaki şapkası kırk yamalı.
Dinleyelim keloğlanı:
Bir uzak mekanda, bir öksüz yıldız varmış,
Köşeleri sivri sivri, ışığı fener kadarmış.
Evvel zamanın birinde...
Annesi onu doğururken patlamış
Ve bir kızıl dev olmuş, Kaf dağını boylamış.
Babası serseri çıkmış, kaldırımlarda dolanmış
Sonra takıp ardına uzun kuyruğunu,
Başıboş bir şekilde uzayı gezmeye dalmış.
Durumu uzaktan izleyen,
Ve pek üzülen bir beyaz cüce,
Gelip yanına öksüz yıldızı yanına almış
Anne kadar şefkatli, baba gibi koruyanmış.
Ağlayan öksüz yıldızcığın,
Ağzına güneşi vermiş, 'Emsin.' diye.
Altına minik bir yörünge sermiş,
'Gönlünce dönsün.' diye...
Eski bir masala başlamış,
'Dinlesin ve sevinsin.' diye...
Masal kuşlarını biz de salalım mı?
Usulca masalların deryasına dalalım mı? ...'


Ahmet Yozgat

GooD aNd EvıL 07-25-2008 08:17 AM

Aksırır Esir Oğlan
1/:
Bir prens uyur bin yıl,
Padişah zindanında,
'Yıkıl ey zindan yıkıl! '
'Boğul kendi kanında.'
2/:
Kanlı şah doğrulunca,
Oturduğu tahtından,
Tutsak bey uyanınca,
Nezle olur kahrından.
3/:
Aksırır esir oğlan,
Yıkılır tüm duvarlar,
Zalim beyi tahtından,
Mazlum halkı yuvarlar.
123a/:
Bir varmışsa, bir de yokmuş...
Belirsiz bir mekan içinde,
Henüz zaman yok iken,
Köşesiz bir yıldız varmış.
Seke seke dönerken bizim yıldız,
Dantel dantel tekerleme ören bir kız karşı çıkmış.
Demiş ki kız:
'Yanımdan gider misin? '
Yıldız durup beklemiş.
Hiç hareket etmemiş.
Bu duruma kızan kız öyle bir bakmış ki yıldıza...
Kırılmış bizimkinin tam belinden kaşığı,
Ortalığa saçılmış kristalden ışığı.
123b/:
Kız, saçılan ışıkları toplamış çiçek diye,
Vermiş, oralardaki bir nineye hediye.
Nine bir masal çıkarmış bohçasından,
İzin alıp kocasından...
Tane tane anlatmış oradakilere.
Ya buradakilere? ...
123c/:
Biz de örgücü kızdan izin alalım mı?
Masalların tatlı sulu denizine dalalım mı? ...


Ahmet Yozgat

GooD aNd EvıL 07-25-2008 08:17 AM

Anka Konar Padişahın Tacına
1/:
Bir masal el değdirmez,
İstiflenmiş sözüne,
Isıtır yürekleri,
'Püf! ' deyince közüne.
2/
Ateş olur 'bir varmış.'
Sarmalar yürekleri,
'Bir yokmuş' duman olur,
Bulut sarar gökleri.
3/:
Üç elma düşer üstten,
Çocukların başına,
Zümrüdü anka konar,
Padişahlar tacına...
123a/:
Bir varmış, bir yokmuş...
'Evvel' bir şişede demleniyormuş,
'Sonra' annesinin karnında,
'Şimdi'ye bakıp imreniyormuş.
Önce, şimdi ve sonra birer prens;
Babaları ise bir kralmış.
Kralın adı zaman...
Zamanın önünde kocaman bir harman;
Evvel, sonra ve şimdiyi dövüyor,
Ve tane tane ayırıyormuş kozmik bir başaktan.
Az ötede bir dev değirmeni,
Dönüp dönüp bizim prensleri öğütüyormuş.
O sırada ağzı kalabalık bir nine,
Bin çuval masal getirmiş oraya.
Çuvalındakini dökmüş değirmenin içine,
Siz dinleyip neşelenin diye.
1b/:
Değirmenden bir çuval masal da biz alalım mı?
Hayaller dünyasına dalalım mı? ...


Ahmet Yozgat

GooD aNd EvıL 07-25-2008 08:17 AM

en Masallar Çocuğuyum
1/:
Ben masal çocuğuyum,
Gözümde güldür açan,
Masalcı boncuğuyum,
Takar beni Keloğlan.
2/:
Ben masal çocuğuyum,
Şah ayağında çorap,
Türabım çöl tabanında
Dev çizmesi koncuyum.
3/:
Ben masal çocuğuyum,
Bilmecenin ilkiyim,
Masalda yer döşesi,
Tekerleme sonuyum.
4/:
Ben masal çocuğuyum,
Saklanırım kuyuya,
Uzuneşeğe binerim,
En iyi oyuncuyum.
1234a/:
Bir ben varmışım, bir yokmuşum ben.
Masaldır bu, ya da bu hayaldir demeden...

Varmışım varadan, sürmüşüm süreden.
Mor Manisa'dan, yeşil Tire'den...

Şimdi ise buradan çıkmışım suyun yüzüne.
Bir karabatak kuşu misali sayın ki
Bir kıvrık gagalı doğanım belki...
***

Sağı solu haşlayarak,
Arkayı önü karışlayarak,
Görünmüş keleş oğlan o sırada,
Bakın işte şimdi burada...
Gelmiş sarımsak ağacını taşlayarak...
Gülmüş kereviz haşlayarak...
Başına pıtrak tacı takıp kral kesilmiş.
Ne eksilmiş, ne de artmış prestiji aslında.
Bir dev sanmış kendini Kaf dağında.
Ama gel de anlat Allah'ın keline.
Eline almış kocaman bir teker.
Her mesleğe girip çıkmış birer ikişer:
Kalaycı olmuş kalaylamış kapları.
Hep kırılmış kazanların sapları.
Müezzin olup çıkmış bir minareye.
Yarı yerde unutmuş güzelim ezanı,
Ezan bir yöne, kendisi başka yöne...
Uzayda ışıkçı başı olmuş.
Yakmış güneşi sabahları.
İş bitip akşam olunca,
Unutmuş yanan ışıkları.
Söndürmeyi akıl edememiş.
Kapkara islendirmiş zamanı.
Yargıç olup kurulmuş mahkemeye.
Davası olan herkesin yıkmış hatırını.
Birer ikişer göndermiş hapishaneye.
Oradan atlamış kesim haneye.
Pastaneye, postaneye derken...
Korkarım yolu düşecek bir gün...
Çok korktuğu hastaneye...
Onu bunu bırakıp bir yana,
Başlayalım mı bir yarasa masalına? ...


Ahmet Yozgat

GooD aNd EvıL 07-25-2008 08:17 AM

Yazdan Kalan Bir Parça Aşk
Apostol'la Yetmiş Dokuzuncu Sayfa Dibacesi

1/:
Platonik bir sakiye muhtacım,
Kadehime doldurduğumsa bulutlardan süzülen,
Yağmur gibi kozmik bir mersiye...
Ve vakti demdeyim,
Ufaktan ufaktan yani usul usul ve içrek...
Yaralarımın üzerine kurduğum şiir köprülerinden geçerek,
Yol alıyorum çok uzaklardaki Sidre’ye doğru.
Ora ki yolun sonu,
Yani hepler boyutundan hiçler yurduna,
Kurduna kuşuna kurban olduğumuz arzdan,
Yazdan kalan bir parça zaman ve aşk,
Uzaklardan artan birkaç metre karelik mekan götürebilsek,
Tamam...
Çünkü zaman ancak kendinden ürer,
Mekansa örneğini doğurur biteviye,
Geriye sürekli gitmek kalır,
İleriye hep ileriye...
2/:
Ve ey şiir sever karacaoğulları...
Böyle bir hikayet benimkisi de. Tarihi, bir Kıpti kefiyesi gibi bürünmüş bir meyhanedeydim ya hani. İçeri loştu. Sakinler bir hoştu. Ucuz it öldüren kokusu silme... Bense yüreğimi almıştım elime. İçiyordum bir. Yazıyordum iki...
3/:
Ve ey şiir ve kız sever Koptoğulları...
Böyle bir hikayetti benimkisi de bir piramit gölgesinde yazılan.
Meyhanenin kapısı aralanıyordu o an. Akşamın alaca karanlığında, beyazlar içindeki firavun ikinci Ramses kayar gibi dışarı çıkıyordu veya giriyordu içeri. Cümle ebu Simbelliler uğultu halinde yana açılıyordu. Nefertiti yanında üryan anadan. Kadanadan büyük bir kıçı arkasında. Orasında burasında ısırık izleri. Bizleri şöyle bir süzüyorlar Kıpti tarzıyla. “Vurun! ” diyordu Ram gidisi en firavun ağzıyla. Sonrasını hatırlamıyorum. Gözlerimi açtığımda tezgaha yatırılmıştım. Apos başımda...
***
Esrik bir jargonla ve eğerek dudaklarımı,
Çaresiz 'Lan Barba demedeydim, ikiletme de doldursana be! ”
Barbacık, “Ücreti? ” diyecek oluyor yarım ağız,
Yağız bir şiir parçası çıkarıyorum ıslık cebinden kefenimin,
Seninkinin dimağı duruyor.
O sanıyor ki Karacaoğlanı tanımam ben.
Oysa ki halamoğlu olur kendisi.
Devamla, “Zıvanadan çıkartan şıradan olsun itin ölümü,
Rahvan atın ölümü ise şeytan suyundan...' diyorum.
Ne çıkar? Bu gece de böyle olsun,
Karacanın bize himmeti...
***
Ve ey şiir ve aşk sever Daraoğulları...
Böyle bir hikayetti benimkisi de işte,
Başımı sert şiire,
Yüreğimi taşlara vuruyordum,
Çünkü eyvahlarımın çokluğu karşısında,
İnanın şaşkına dönüyordum...


Ahmet Yozgat

GooD aNd EvıL 07-25-2008 08:17 AM

Beş Köşe, On Beş Şişe
1/:
Dalmış kocaman devler,
Masaldaki barışa,
Aldırmazmış zalimler,
Acılı yakarışa.
2/:
Yetişir imdadıma,
Gökten düşen üç elma,
Buluttaki yırtığa,
Masallar olur yama.
3/:
Yedikçe bir 'Oh! ' deyin,
Elmalar sihirlidir,
Çekirdeği de yiyin,
Onlar ilâç gibidir...
123a/:
Bir vardı, bir yoktu derken...
Ben zamansız bir yıldızdım.
Beş köşem, on beş şişem vardı.
Her köşeme bir isim verdim.
Ve her şişeme bir cisim koydum.
Şu köşem yaz köşesiydi, bu köşem boz köşesiydi,
Ortada duran şey ise gemi şişesiydi.
Gemi bu, 'Gerekirse benzinsiz de olur.
Ama asla denizsiz olmaz.' diyerekten,
Şişenin içine tuzlu deniz suyu koyaraktan,
Başladım teknemi 'Taka tuka! ' yüzdürmeye.
Azar azar yüzdürdüm,
Uzar uzar yüzdürdüm;
Tastamam altı ay,
İki de son güz yüzdürdüm.
Bir de ardıma baktım ki, ne görsem iyi?
Kendi postumu da yüzdürmüşüm.
Kalın ve kara kaşlı bir yaşlı nine,
Atıp postumu bir başka yıldızın üstüne,
Nakışlı bir kilim gibi yaydı yere.
Sonra bu yaygının üzerine geçip bağdaş kurdu gerine gerine.
Ardından başladı sihirli öyküsüne...


Ahmet Yozgat


Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 10:27 PM

Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11   Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.