![]() |
Uzak Düştü Tuzağa
1/: De bana Cemal dede... Ne kadar uzak, uzak? Yakalar mıyım acep? Uzağa kursam tuzak. 2/: De bana Cemal dede... Meraktır bu ya işte, Ne var şu dağın ardında? Kaç gün sürer gidişim? Kuşların kanadında. 3/: De bana Cemal dede... Bir mancınık mı kursam? Atılmak için ufka, Ben korkmam, sen de korkma, Değil yüreğim yufka. 4/: De bana Cemal dede... Keşfe çıksam ırağı, Atlasam bir buluta. Bir yıldızla beraber Kuyruğu tuta tuta... 5/: De bana Cemal dede... Yok mudur hiçbir yolu? Uzağa taşınmanın. Çaresini de bu gün, Yarını yaşamanın. Ahmet Yozgat |
Yedik Kudret Helvasını
1/: Akşam olur, gül açar, Pencereme konan kuş. Binerim kanadına, Tüm düzler olur yokuş. 2/: Bu yolculuk rüyaya, Gider sultan kızile. Geçerek yedi göğü, Dolu dizgin hızile. 3/: A kuşum ağzı nurlum, Takıldım oyununa. Padişah fermanıyla, Geldik yolun sonuna. 4/: Burası düş diyarı, Burda her bir şey mübah. Yedik kudret helvası, Dönelim oldu sabah... Ahmet Yozgat |
Yetmiş Başlı Ejderha
1/: Bir değil, İki değil, Üç değil koca başı... Kapıştım bir ejderle Tam yetmiş tane başı... 2/: Bir değil, İki değil, Üç değil uzun yaşı... Hesaplattım Kaf dağında katibe, Tam yetmiş binmiş yaşı... 3/: Bir değil, İki değil, Üç değil çatık kaşı... Sinirden mosmor yüzü, Nal gibi kızarmış başı... 4/: Bir değil, İki değil, Üç değil arkadaşı... İndiler saraylarından, Yetmiş bin arkadaşı... 5/: Bir değil, İki değil, Üç değil kanlı taşı... Dolu gibi yağdı gökten, Vuruştuk karşı karşı... Ahmet Yozgat |
Yürek Adlı Bir Köçek
1/: Nah şuramda oynaşır, Yürek adlı bir köçek. Geldi sürgün ayları, Ha göçtü, ha göçecek. 2/: Dokuz ay karanlıkta, Tuttu gün gün çetele. Dedi bir usta ebe, Bir gün ona: 'Gel hele! ' 3/: Ha geldi yürek oğlan, Ha geldi, ha gelecek. Döşümün harmanında, 'Tıp tıp tıp...' yürüyecek. 4/: Keloğlanla arkadaş, Yaşayacak masalı. Bir gün çatı saçağı, Öbür gün ağaç dalı... 5/: Sonunda yorulacak, Oyunlar harmanında. Bir yanında anılar, Düşler öbür yanında. Ahmet Yozgat |
1/:
Bizim elin soğuk olur son güz ayları. Tarlalarda anızlar üç günlük sakal gibi Buz tuta tuta ellerimiz toplamak bize düşmüştür Üşüşmüştür tüm horanta zemheride ocak başına Dibi tutmuş helle çorbası sabahları tek keyfimiz Emmimiz, kuzenlerimiz kılıç kalkan ekibi gibiyiz Bazen dar gelir sofrada kaşık sayımız Bir dayımız alır, bir biz alırız bakır tabaktan. Kabaktan sütlü borani Çökelekten höşmerime dalarsak bazı bazı İlle de arabaşı ayazlı havalarda Kendi kabuğuna büzüşmüş ölü sıcak odalarda Koysalar da cevizden gelin sandıklarının en dibine Hastalanınca karakışta babamız Buluruz Sarı saman kokan güz ayvalarını. Ahmet Yozgat |
1/:
Bizim elin soğuk olur akkefenli kış ayları. Karlar ak kanat takar ve uçuşurlar Her biri bir başka parmak izi Çevrelerini tecrit edip hemcinslerine Ve çil keklikler uçar yuvaları dağılmış Arabaşı çorbasına iniş yapıp mecburen 'Açık, tokuz.' demeden Sülo ağanın odasındayız Sayın ki Hilton'da krallar sofrasındayız Kuşluk kahvaltısında çökelekli bazlama baş konuk Donuk donuk bakarken biz yanık 'gilik'lere Şükrederdi ebelerimiz ellerini kaldırarak göklere Bizim elin soğuk olur kürtük kürtük kış ayları. Ah turşu, cayır cayır lahana turşusu Yemek niyetine küllerdi öğlen öyünümüzü Bir baştan bir başa tüm köyümüzü Dolaşsan da bulamazdın başka kayıntı Ha, bir de pekmezli yoğurt yerdi göbeller Bizim eller israfı sevmezdi canım! Evlerdeki her hanım kırk bir çeşit aş kotarırdı Bir tek sarı bursa buğdayından Arpadan, yulaftan, çavdardan kırk birer kere daha Varın hesabını siz yapın zengin soframızın Oğlumuzun, kızımızın onun için kan damlardı yanaklarından. Dudaklarından bal akıtırdı Mahinur ninelerimiz 'Congoloz' sesimizi çalmasın diye zemheri ayazında Yaşlı masallarımız gencecik masallar doğururdu. Yoğurdu üfleyerek yerdik de karakışın ayazında Ağustosun sarı sıcağında çayın en kaynarını içerdik. Sonra neden arardık yana yakıla: 'Ağzımıza niye eşki sular yürüyor? ' diye. Bizim elin soğuk olurdu hastalıklı kış ayları. Ahmet Yozgat |
1/:
Bizim elin soğuk olur ak kadifeli kış ayları. Burunlarımızdan akan sümüğün nedeni başkaydı soğuktaydı bütün kabahat karakışta iliğe işleyen Bayat haberli gazetelerden elinin hamuruyla analarımız Yamardı kırık camını pencerelerimizin oysa 'Güz soğuğu eyseridir.' diyerek. Aydınlığa kapatırda evimizi Ve dünyaya tıkardı bizi. Kendimizi suçsuz mahpuslara düşmüş sanırdık. Babamızın Peyik pazarından aldığı soğukkuyulara nasıl da aldanırdık Ya cızlavet olurdu, ya da canik Giyindiğimiz ilk milli markalarımız Ayağımızı Gıslavetten daha sıcak tutanı yok sanırdık Bizim elin soğuk olurdu kütür kütür kış ayları. 2/: Bizim elin karlı olurdu kütür kütür kış ayları. Saçaklardan sarkardı birer kulaç uzunluğuyla Şeytan sidikleri Arabi hançerler gibi. Çok korkardık, Günlerden bir gün başımıza düşecek diye. Düşecek de bedenimizi yere çivileyecek diye. Ya yağan karlar? ... Yeni dağlar, Ve yesyeni vadiler oluştururdu Göz alabildiğine uzanan ovamızda. Bir kar deryası ki kütür kütür diş… Bu gidiş hazirana kadar sürerdi. Kükrerdi her gece doğa Sabaha kadar esen tipi, bora fırtına Bir dağ daha yüklerdi ölü dağların üstüne. Bizim işimizin adı ne kış boyu: Binlerce kez günde, burnumuzu çekmek, Ve iliklerimize kadar üşümek tabii. Yani, Bizim elin karlı olurdu kütür kütür kış ayları. Ahmet Yozgat |
1/:
Bizim elin soğuk olur saman sarısı güz ayları. Sümüklü çocukların babaları Her 'hak pazarı' ertesi Peyik pazarına inerlerdi. Onların en sevgilileri çelik burunlu karasabandı. 'Kapandı' dediler günlerden bir gün Ermeni Hamparsun ustanın demirci dükkanı Yandı babalar: 'Kime burunlatacağız sabanı? ' diye Ama hayat bu durmaz ki, akar Köye 'pulluk' diye bir gavur icadı getirdi Ali Osman emmimiz asri adamdı vesselam Onun sevgilisi de üzerine yattığı hayalleriydi Ve tüm serüveni evlek evlek hicranlı tarlalardı. Sümüklü çocukların babaları Bir elleriyle Kartal koruluğundan kesilmiş mesesi Öteki elleriyle yaylaları kavrarlardı. Korlaşmış yüreklerinde sadece sevdiklerine Bir de mor öküzlerine veya doru atlarına yer vardı. 2/: Bizim elin soğuk olur sarı samanlı güz ayları. Sümüklü çocukların babaları İlerlerlerdi ağır aksak kendi yaşamlarının ipi üstünde Ellerinde kırık terazileri Şahsi kurallarının. Bir kefesi ter dolu öteki gözü toprak Bir öne bir arkaya bakarak Denkleştirilmeye çalışılırdı değneğin iki ucu Çifter çifter çifte koşulurdu atlar Pullukların bıçakları çizik çizik ederdi tarlaları. Tayları eylülde yılkıya salardı zavallılar. Dalardılar karıncalar misali tarlalara Kış 'hazınını' derlemek için tüm horanta Bizim elin soğuk olurdu sarı saman güz ayları. Ahmet Yozgat |
1/:
Bizim elin yaman olur acar gençlik ayları. Düğün aylarında halaya dururdu paşalarımız Poşuları kızların al yanaklarına dokunurdu Her 'ağırlama zortlatması' çektiklerinde Baş kaldırırdı yanaklarından ak uçlu ergenlikler Siyah saçları üzüm moruna çalardı Ve tütün tütün kokardı ince bıyıkları Horozlu aynaları ve tarakları iki uzak akraba gibi Yatardı koyun koyuna ıslık ceplerinde 'Pınare' diplerinde ışıl ışıl yansıtırlardı gün ışığını Pınara giden yavukluya mesaj çekerlerdi bir bakıma Ağız dolusu türküler akardı Erzurum dağlarından Biterdi gırşeherin bozkır kokan gülleri yanı başımızda Aklımız başımızda pek eğlenmezdi de Eğlenirlerdi keyf ehli delikanlılarımız 'yusük oyununda' Bizim elin yaman olurdu delidolu gençlik ayları. 2/: Bizim elin yaman olur acar gençlik ayları. Dam başılarda volta atardı yaşı yetmiş gobeller Aynalarının parlaklıkları düşerdi ta pınar başlarına Kızlar kaşlarına çıra isi çekerlerdi Bükerlerdi zülüflerinin ucunu Bürüklerinin yanından hilal gibi görünsün diye Bir kucak sarı Bursa ekini gibi dökerlerdi Mora çalan kaküllerini alınlarının harman yerine Gerine gerine gezerdi eşi güzel olan delikanlılar 'Ah allılar allılar! ' Şimdi nerelerde kaldılar? Bizim elin yaman olur acar gençlik ayları. Ahmet Yozgat |
Boyfulta'nın Seğirir Sağ Gözbebeği
(Bu bap 'süt rengi şiirleri' tekellüm eder.) 1/: Ah deli kız, ah deli Khudar O gün çılgındın coğrafya kadar. 2/: Boyfulta'nın seğirir sağ gözbebeği kızıl kıyamet... Sütunun gölgesi ne kadar uzundu? Veya ne kadar kısa idi o mermer sütun? Bir nazar taşı takılıydı başucumuzda. Avucumuzda bir miktar baldıran... Murdalha devam etmişti: 'Ağacın üstüne çıkan ebabil ise, altta bekleyen de avcıdır unutmayın. Her anne yavrularını bereketsiz görünce yok etmeye mi kalkışır? Onları ve saray bekçilerini ölmüş sanıp ağlaşmak Daureto'nun aklını çelmez. Geri gelmez damarlardan içilen baldıran. Çünkü o Boyfulta'nın sağ göz bebeğidir Koldarran ülkesinde. Bir kadere teslim esir Ahmetyozgat adında, Ve bir amazon kız esire Khudar... 3/: Boyfulta'nın seğirir sağ gözbebeği kızıl kıyamet... Yanar ve söner. Ağdan dışarı atılmış av yeniden sorabilir kendi sorusunu. Tek canlı kendisidir çünkü. Bu günkü av işlevini yapmıştır. Önünüzde duran anne, eline almışsa yüreğini sarılın ona. O sırada Şorguman akıncıları geçebilir saçlarınızın arasından dışarı çünkü. Severler süt rengi şiirleri. Elleri cavidan mavisi. Yürekleri dehşet şahidi... 4/: Boyfulta'nın seğirir sağ gözbebeği kızıl kıyamet... Hava soluk bir kız döşüdür. Süt rengi sevdalar sağılır yaraların üstüne. Gözlerine kükürt sarısı... Ortalığa atılan bıldırcın yavruları hep birlikte gökyüzüne havalanırlar. Ya avlanırlar ya da koyulurlar vahalardan süt rengi şiirler derlemeye. Afdalmük avcıları bu duruma çok öfkelenirler: 'Ne kadar aptal davrandık farkında mısınız? Para edecek her şeyi yedik.' diyebilirler. Aldırmayın.' Evet böyle demişti müneccim Murdalha'nın ağzından Murdalan. 5/: En harbiden ağırdı ay. Beyaz bulutlar sağırdı. Araf silme Çerkez güzeli ya da gürcü. Bir sürücü kantarmasını kasardı merhametinin. Ve keklikler birer palaz kıvamında... Sürmeli ve ürkek... Güzel gözün kör müydü ki görmedin? ... Kahin başı dedi bir bir, saklı aşkları duymadın Khudar. Seferde, at sağrısında yazdı Tarihi Gılman... Ama O gün deliydin sen coğrafya kadar. Ah hırçın kız, ah çılgın Khudar... Ahmet Yozgat |
| Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 03:41 AM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.