![]() |
1a/:
Devir Kerem devriydi. Yani herkes kendi kendine tutuşmada. Ve küllerinden doğmada her ins. Ve kaknüs. Yani simurg kuşu... 'Hu! ' de ve kapaklan... Aslan yeleli savaşçıların serdarının zamanında yaşamadık ki biz. Zümrüdüanka olalım. Ya Yakhya, hepimiz birer dövme kılıçlı savaşçı ya da ay boynuzlu kurbanız savaşlarda. Gün gelir olur olan. Halkıyla yaptığı tekellüm eskir Roma valisinin. Eski antlaşmadır elden ele dolanan kasımpatı çiçeği. Eski Ahit'se adı üstünde işte: Eski ahit. Kurban edilen her koyun helal değildir kanımca. Hayvanların kanıyla yürürlüğe girmiştir her savlaşma. Karsanya ülkesi bilir bunu Ya Yakhya. Çıkış nere peki? ... Bu tünel ne kadar ıslık çalar? Kimin için bükülür büklüm büklüm? De bildiğini. Bulutların saçlarını tarayan tarakdar erbabıdır işinin. Tarakdarın eli seğirir. İnsanlarla yaptığı yeni antlaşmayı tanımaz Romalılar. Kendi kanını akıtarak yürür Lut'ta bedevi sürüleri. 1b/: Ya Yakhya! ... Elleri kınadır. Kandır gözleri. Koymuştur onlar kendi adlarını. Ve göbeklerini kendileri kesmiştir. O sebepledir göklerin suskunluğu. Ay iki kez takla atar zaman yolculuğunda. Zöhre kararır çıra isinde güzelleşme uğruna. İsminde 'el' olan onları aklar bir kez daha. Sen de 'Amin' de ve çekil Ya Yakhya. Ahmet Yozgat |
Ateş Fışkıran Kuyuyu Gayya 1
1/: Ya Yakhya! Dokunma Meryem'ine Yarusalem'in... Yazdan kalma bir andır bu şehir, Ya da kehribarıdır yasak sevdaların. Sarhoşlar oturursa üzüm damlalarının ekvatoruna, Ağaç gölgesinden vaz geçer mi çöl kaçkını? Kaç defa sonbahar görürsün bilinmez? Ama doğanın farkındadır yaprakların bilgesi. Gurbet akşamlarında üşümüşse, Ve titremeye durmuşsa sensiz zamanlar, Bazen bir kırağı saçlarına, Bazen de ak düşer bahtına saharada... Ya da ateş fışkıran kuyu-yu gayya. Ey Yakhya... Ahmet Yozgat |
Ateş Fışkıran Kuyuyu Gayya 2
1a/: Sen başındasın her daim sırça burçların, Bense son sayfalarındayım seyahatimin. Burada tozlarına bulanırım, Ve öğütlerinin koygun beyitlerine. Dalgalar bilmez ki, Denizin ve aşkın bittiğini. Benim ağladığımı anlamaz ki, Kara Ali ve sahilde kumlar, Vahalarda hurmalar yanmaya durur aşkla. Tandırlar yüreğimi sürgüne yollar. İşte o sıra kor olurum mülteci diyarlarda. Ya da ateş fışkıran kuyu-yu gayya... Ey Yakhya... 1b/: 'Amin' de ve çekil Ya Yakhya. Ey kenan'ı nurla sıvayan asil. Mavi kan. Majestik... Böyle zamanlarda dururum çadırımın eşiğinde. Bir yanımda karım durur. Diğer yanında evlatlarım. Beşiğinde ağlamada kimi. Kimi kendi aşığ oyununu oynamada. Dalarım ufuklara. Aslında ufuklar bana dalar. Yalar kulaklarımı o kuzeyli barak. Oturarak dinleriz. Hepimiz. Yani bütün çadır ehli. Ya da ehli zaman. Ne zaman Yakhya? Ne zaman yırtılır kibir? Kubur ne zaman deşilir. İranice'de 'öyle olsun' anlamına gelen sözcüğü anımsarım. Ya sen? Duaların sonunda beni anar mısın? Ya da Adem'i anımsar mısın? Öyleyse 'Hu! ' de ve kapaklan... 1c/: Bilirim bütün çöller ağlar kendi bahtına. Annelerse kendi Yakhya'sına ağlar. Dağlar uğunur, Ya Yakhya! ... Çağlar nehirler... Her şey akar artık kendi mecrasında. Artık sen de 'Amin' de ve çekil Ya Yakhya. Ahmet Yozgat |
Babil'de Kan Demleyen Çaydanlık 1
1/: Ya Yakhya! Dokunma Meryem'ine Yarusalem'in... Bekaret sorularını sildin mi dilinden? Yanıtlar yiter sorular kuşkulu ise, Beynimden de sensiz katarlar geçebilir O katarlar ki dem taşırlar, Babil'de kan demleyen çaydanlıklara. Şiirlerini de yerler, Acıkan her bir muharip edebiyatta. Sana ve bana ve hurma ehline, Balı boş beyit kovanları kalır. Yakarlar bir aralık ayazında, Beylerin otoritesini cengaverler. Kaç kilo çeker ki cesaret? Saltanat dediğin zebercet kaç kırattır? Bilmiyorum hangi sultan, Yıldızların kaç yaşında olduğunu bildi? Ya da sensiz gezen havariler Kaç şiirin arasından geçtiler Translübnan'da? Yazıldı ağaç dallarına ve yapraklarına Özümseme tarihi ölüler erbabının. Son anı da kayıp giderse kuburlar alemine, Göç mevsiminde vahanın yanar cidarı, Haramilere tutsak düşer hurmaelinde bir kahya, Ya da ateş fışkıran kuyu-yu gayya Ey Yakhya... Ahmet Yozgat |
Bhutan Ülkesi Bir Daha Ölür 1
1/: Ya Yakhya! Dokunma Meryem'ine Yarusalem'in... Zamana yolculuk planlayan Hızır'a danışır. Kozmik meyveleri beyninin rafına dizer, Hızır’a danışan bahçevan... İliştirmelisin Ya Yakhya, Şahsi meyveni kanatçığına bir Ebrehe ebabilinin. Uzatma yolunu çöl bedevilerinin vahalardan. Sonraki sayfalara dalarak da girilir, Şiir tutup kaldırır yerden hepimizi. Ve sen de kendini arayarak, Bulursun içindeki ıssız çıkmazlarda. Ya da ateş fışkıran kuyu-yu gayya. Ey Yakhya... Ahmet Yozgat |
Bhutan Ülkesi Bir Daha Ölür 2
1a/: Yamalı bohçalar kahininin zamanındaydık, Kimmerya dulları Tahrani'ce yerine, Benim dilimi konuşurlardı genellikle. Konuşur ve ağlaşırlardı. Şiirlere kulp takarlardı elemden. Kutup erirdi acılarını içerek. Her engerek önce kendine akıtırdı zehrini. Ben günah tüten ellerimi açardım. Racalar mozolelerine hanımlarıyla gömülürdü. Bhutan ülkesi her gün bir daha ölürdü. Artık sen de 'Amin' de ve çekil Ya Yakhya. 1b/: Kahramanlar selam durmada sana bak. Selam al, 'Hu! ' de ve kapaklan... Ya Yakhya sana armağandır burada yazılanlar. Hatta Karakurum'da taşlara kazılanlar ruhsal armağanlardır. Kavmine geçmişten kalanlardır. Asya illeri şahittir buna. Bugünkü Anadolu türkü yakar üstüne. Ege bölgesi zeybek oynar ardından. Ayartıcı Şeytandır beni yalanlayacak olan ancak. Bal neye denir? Baal nedir? Baalbek nerenin vilayetidir? Sustun işte. Dinle. Eski Kenanlıların taptığı bir puttur Baal mesela. Baba büyük harfle yazıldığı zaman gerçek anlamındadır. Yani oğlunun yanındadır. Ayrıca Ey Yakhya Oğlu Yakhya, Bunlar sana da, Benim oğluma da aslında... Artık sen de 'Amin' de ve çekil Ya Yakhya. Ahmet Yozgat |
Bin Ölçek Filist Arpası 1
1/: Ya Yakhya! Dokunma Meryem'ine Yarusalem'in... Annemin avuçlarından sağılan iffet, Damağının tavanındansa merhameyi göklerin. İşte öyle bir şefkatli zamanda, Damlar da bir sevecen nini, Kurak dudağıma göklerden uyku indirir. Temmuzda sızan bulut teridir. Dağlar o güzel yüzünü yeşile boyar. Çığlarla yırtar yangınların ateşten yüzü, O anda bende kalan yalnızca ölüm zenaatıdır. Ki bulur ve alır Kara bir adam. Belki de yüreğimdeki heyelandır korku sandığım. Hüznü müdür yakalnmış yalanların, Yoksa isyanı mı bilinmez gerçeğin? Söz ağlar ve akışır bir ağız diyarına. Ya da ateş fışkıran kuyu-yu gayya... Ey Yakhya... Ahmet Yozgat |
1a/:
Ya Yakhya! ... Bir mekansız mekan kurulur. Kırık saatler toplanır bir bir. aranır onların ayarlayıcısı. dam aralarında bulunur mülteciler. Suskun ve titrek ve delimsirek biraz da.. Hıçkırarak vurulur zamanın kaçkınları. Koom diye bir derebeyinin adıdır fısıldanan. Fısıldanır ve yayılır şimdilerde bu illerde. 'Hu! ' de ve kapaklan... Kimdir, kimendir? Necidir, nececedir? Bir bilene sorulur zaman. Halbuki vakit vardır daha 'Amin' de ve çekil Ya Yakhya. Aman vermez egemen derbentler yol başlarında. İsyan başlar yüreklerde günü gelince. İnce bir ağıt kopar hançeresinde ölümün. Yel eser. Bir fırtınadır ki aşk en beklenmedik yerinden kopar. Herkes kendisiyle ilgili müjdeyi yakalama sevdasına düşer. Suları yaymakla görevlendirdiğin kişi kendi içer bütün ummanı Ya Yakhya. El koymak boşunadır boş kırbalara. Yetkili yıldızlarını bilemeyen müneccim el yordamındadır ancak. İnanlıların, izini süremez yıldız namelerinin fırtınalı diyarlarında yüreklerinin. Bir kişiyi kutsamak ya da bir göreve atamak bilgelik ister. İçin dışın gibi olmalı derim ben. Ya sen? Eğer saygınlıksa bahşettiğin, Ya Yakhya 'Amin' de ve çekil. Ahmet Yozgat |
Bin Ölçek Filist Arpası 2
1a/: Kralları laldır oranın. Ya çöl beyi, Ey Yakhya de diyeceğini Beelzebub'a. Şeytan kendi anlamında kullanır kimi zaman isimlerimizi. Belirtisi silinir anti maddenin. Ey Yakhya de bizlere çok kez ne yenir burada akşamları? Et mi? Etse ne eti? İns mi, cins mi? Bak. Birinin ağzı kanar bu sıra. Ey Yakhya sil kanını insanoğlunun. Hadramut tarafından gönderildiğini gösteren hurmayı sun oğullarına. mucize anlamında kullan yediklerini. Benliğini yok et atların. İnsanın ise kendindenliğini. Ey Yakhya hizmetten çok himmet bekleriz senden. Dünyasal kimliğinden hiçbir şey. Enfusundan ise derya deniz. Ve ölç. Bin ölçek Filist arpası daha. 'Amin' de ve çekil Ya Yakhya. Ahmet Yozgat |
Bir Harami Baldıran Kusacak 1
1/: Ya Yakhya! Dokunma Meryem'ine Yarusalem'in... Ya dağlar da ağladığından utanırsa? Ovalar haberdarsa kış diye bir ölümden? Ya Yakhya misalini anlaşılır ver bizlere, Yağmurlardan ve sevdadan oku. Biliriz ıslatır her daim sevdalı yüreği, Gözlerin içeri ağlaması. Köklerin toprağa sarılan eli ise Gevşeyecek zamanın son palamarcısının elinde. Geçmişini toprağa gömen şakirt ise aranır, Tabanını yere ilikleyen ağaçlar gibi. Gözlerin ağlayanı ise kızarır, İçeri de ağlasa, dışarı da uğunsa. Şiirin burasında olan olacak, Bir harami baldıran kusacak Ya Yakhya Çiçeğin biri yeni bir pembe üretecek Derunundaki boyahanesinde hamarat... Sen ünleyeceksin, geleceğin dillenecek. Yaprağı da sen mişsin gibi yiyecek bir at. Yeşereceksin yeniden perdelerin ardında. Öyleyse kapaklan yere yüzü koyun beg oglu, Şarkılarda parlayan yıldızın gözünü öp. Çünkü ömrü bir notacıktır tüm seyyarelerin, Ulaşamayacaktır kimse sabaha. Ya da ateş fışkıran kuyu-yu gayya Ey Yakhya... Ahmet Yozgat |
| Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 01:07 AM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.