![]() |
Erzurum Sabahlarının Ayazındadır Aşk
1/: Ben ki varım ayazında Erzurum sabahlarının... Ve buradayım alfabede ilk harf misali lisana hakim, Adım A ile başlar, Ama süremez ne yazık ki Şe ve Ke diye... Takılırım askıda gömlek gibi, Dadaş ıslıklı ayazların ateş çengeline... *** Ömür bir Allahüekber nidasıyla başlar dağlarda, Her gün dönümünde yengeçlerce ısırılır ağustos sıcakları, Oğlaklar gibi meler vurgunda “erzulum” mazlumları. Hiçbir sevda hitam bulmaz ölümden önce... 2/: O ki bir kınalı parmaktır Palandöken’de ayaz, Bu belki sonuncusudur kış aylarının deriz her yeni ayda, Evet sonuncusudur aşkların ancak ayların asla, Bir daha mı? Ateş yurdu yürekler uğramaz ayazın diyarına, Çok uzaklardan gelen o tren tetikler soğuk demirlerin sıcak yüreklerini, Nedendir yazgıların beyazının eziyeti biz çocuklara? Hiçbir sevda hitam bulmaz ölümden önce... *** Kapıları çalar saçlarına ak konmuş bir güvercin, Yürekleri ise kırmızıya çalan akşamlar, Ne dağ ne de yamaç, Kalpler ayazda çatlar ancak hacmine sığmayarak, Aşk istasyonunun saçaklarından kan kırmızı temrenler sarkar, Anıların miadı buzların gözünde dolar, Her şey tamamsa yaşam üstüne aşk eksik demektir, Çünkü hiçbir sevda hitam bulmaz ölümden önce... Ahmet Yozgat |
Ezber Ettiğim Emsile
1/: Aşk üstüne bir çift söz yazmak geçer yüreğimden, Ve yaşamı didiklemek bir gülibik gibi... Ne aklıma gelir aşka dair en güzel bir çift... Ne de tırnağım yeter eşinmeye çöplükte. *** Yorulurum. Bir haçova muzafferi doğrulur ezber ettiğim emsileden: Yendim, Yendin, Yendik... Oysa ne yenmişim yüreğimdeki Celaliyi, Ne de yenmişsin... Kendimi Karlofça bozgunundan dönen, Karacoğlanla yoldaş olmuş bulurum... “Mestine de deli gönül mestine, Aşık olan gül gönderir dostuna...” 2/: Gül değildir gönderdiğimiz karaca dost, Candır... Ve bıyığı gıtlağıma dayanmış bir yeniçerinin, Çengeline asarım o canımı sevdanın delişmen hududunda. Keçi kılından baranisi örtülür orta ağasının asfalt ortasında üstüme, Beynimin misafir odasında ağırladığım bir imamdır, Bundan sonraki görevi ifa edecek kapıkulu... “Es selatü vesselamü aleyk...” Bir de haçova malubu doğrulur ezber ettiğim emsilemden, Derinden bir tekellüm gelir: Yenildim, Yenildin, Yenildik... Ahmet Yozgat |
Firavun *******i
1/: İliklerken yaşamı arka yüzüne, Bağırır bir yürek tarikinde ölümün: “Çekin beni dara, Ey sevdaya düşman cellatlar! Veya nurdan eller, Çekin semaya gözyaşlarımı! ” Bu firavun *******ini bana yaşatmayın, Tutmayın canımı katarak kotardığım sevdalarımı... *** Ey sevdaya düşman cellatlar! Bağıran bir yürek ise tarikinde ölümün, Beyinleri bulandıran da kainatın enidir, Seveni bunaltansa havadar galerilerde, Karşılıksız sevdanın erişilmez yüksekliğidir... 2/: Karşılıksız sevdanın yüksekliği barınır tarikinde ölümün, Bağırır canı çekilen bir adamın son nefesiyle: “Yakın beni nara, Ey sevda türkülerine düşman atlılar! Veya yavuklular veya aşkın artığı eller, Çekin semaya aşağıda yitirdiğiniz değerlerinizi! ” Bu firavun *******inde yaşatmayın sevdiğinizi... *** Ateşten cellatların amacı aşkı tenkildir, Bunu bilir sevdakar tehcirlere katılan her yürek. Şekildir içi boş beynin afisi, Suyu çekilmiş olmasına rağmen deryaların, Artık tuzlarının en Kalahari’si Boğar ya zamansız turaç kuşlarını, Hani her yürek atanda kanın kirişi gerilir ya... “Çekin beni dara, Ey sevdaya düşman cellatlar! Veya bulutlardan arta kalan ipeksi eller, Çekin semaya gözyaşlarımı! ” Bu firavun *******ini bana yaşatmayın, Tartmayın canımı katarak artırdığım sevdalarımı... 3/: İliklerken yaşamı karşı yüzüne, Bağırır bir yürek tarikinde ölümün. Boğuluyordur oysa daldığı kan denizinde, Şirin’in tüm şirinliğini çalan harami. “Ah! ” der ya gaddarenin narına yanan tutsak, Yasak bir bölgededir şimdi hırsız hırsızladıklarıyla. Kavalın damağı o an özgün tadını çalar emniyetin. Dalgaları saran tuzlu tat, Kösnük bir denizin anasının son aşıdır, Kimse bilmese de en heyecanlı anında sevdanın. Bitmez yazılan kader perdesi kapanmadıkça gözler, Sıradan sözler bile şiir sanır kendini, Nedim’den arta kalan tüyleri kanat diye takınır ya... “Yakın beni nara, Ey şen şakrak sevda türkülerine düşman olan şairler! Veya Karacaoğlan artığı eller, Çekin semaya aşağıda yitirdiğiniz değerlerinizi! ” Bu firavun *******inde meze yapmayın mesleğinizi... Ahmet Yozgat |
Hadramut Balıkları
a/: Yürek yüreğe tutuşup kızlar, Sevda kavuralım mı bakır dağlarda? *** Bulut olsun cıgaranın dumanı kirvemiz doruklarda. Döşeyip yamaçlara atlası minder misali, Yürek yüreğe tutuşup kızlar, Coğrafyayı yeni baştan kuralım. *** Eşkin atlar... Rahvan taylar be kızlar, Dövsün tırnak tırnak toynağıyla, Kan ve teke teri kokan sarayların damını. Ayaklansın yetimler... öksüzler... dullar... Pençesiyle yeniden çizsin ufukları azgın aslanlar. Geçmişi sırf koşu olan güneş donsun bir anda, Buz terlesin mavi bahçenin yıldızları, Gökyüzünde yürek yüreğe horon tepsin, Hadramut balıkları... Saltanat halayıkları eğilsin, Öpsün toynağımızı kızlar... b/: Uzanıp eline sevdası ziyan olan beglerin, Ve toplayıp düşümüzde yuvarlanan kartoplarını, Yürek yüreğe tutuşup kızlar, Davamızı savuvralım mı bakır dağlarda? ... *** Yuvarlansın heyelanı en olmadık zamanda, Uçurumu bol olan aşklardan arta kalan sevdacıkların, Heyula bir hasret olsun ardından koştuğumuz yiğit, Dolsun yayvan çukuruna felsefenin, Bıyığı bileğim kadar bir efe dizlerini vurarak göbeğimize, Yelemizi okşasın yerli denizlerin kaçkın lodosu, Mağrur mavzerler çıksın kınından, Ve patlamadan girmesin yuvasına... *** Ve eşkin tabancalar... Dövsün hırçın fişengiyle, Kan ve erkeç teri tüten sultanların şanını. Doğrulsun şakağımızdaki kızıl gözlü masal devi, Kurutsun kanını zulmün. *** Sular donsun ağustosun baş köşesinde. Buz ağlasın temmuz ile haziranın arası be kızlar, Gökyüzünde halay çeksin yıldızlar, Yeryüzünde lorkeye dursun Hadramut balıkları... Saltanat halayıkları eğilsin önümüzde, Öpsünler atlarımızın terli sağrısını Ve tozlu toynaklarını... Ahmet Yozgat |
******* Şahı Kıyma Siddar’e
1/... Gözlerim oy! ... Gözlerim oyar geceyi... *** Balyoz yapıp cesareti hınc’ile Yürürüm geri geri, kısalır ayaklarım Sayıklarım siyahı delen aya Kara kefenli kayaların ürperir sert bedenleri Doruklardan uçan kuşlar çarpar rüyama Hayalim asırlık taşların altına düşer Vurulur bir meydanda kanun kaçağı gölgem Göğü çizen kavaklar bencileyin Yaşıt ve boydaşım granit minareyle. O unutulmuş heceyi Geviş geviş çiğnerim saatler boyu Ellerimle kabak gibi oyarım masif geceyi. *** Gözlerimin mavisi... Geceye akar. Ben buğday tenli hilale, Hilâl de bana bakar... ******* şahı kıyma ne olur? Gece gözlü güzelim, sevdiceğim Siddar’e... 2/... Ellerim oy! ... Ellerim oyar geceyi... *** Öfkeleri yükleyip kadana karanlıklara Yürürüm göklerden yüce bir adrese kararlı Milimlere dercolan... Ve buğutu bilmem kaç? Gecenin yürek koruna “Harlansın.” diye Cehennemden ateş çalan hudutlar Keser sınırsız umutlarımın önünü ateş kuyularında Keskin ve zalim taşlar düşer rüyama Hayalim yaşa düşer Uzak ve kaçkın bir hilalde tutsak, Arka yüzde yok olur kanun kaçağı gölgem Diz çökerim... Karanlığın dizi dibine O unutulmuş heceyi Dizerim tespih tespih yol boyu levhalara Gözlerimle volkan gibi oyarım masif geceyi… *** Göklerin mavisi kainattan daha derine akar Ben dönerim bir yüzü sarışın hilâle, Gökyüzü bana bakar... ******* şahı kıyma ne olur? Gece gözlü güzelim, sevdiceğim Siddar’e... 3/: Yüreğim oy! ... Yüreğim oyar geceyi... *** Siyahına söz keser... Evlenirim lacivertiyle Eski ve unutulmuş bir kimyevi belirtiyle Seğirir birden sevdamın sönen nabzı Bir selvi kavak uzar gözlerimden dışarı Kadim bir çınara komşu olurum Çömelirim ihtiyar bir bilge yıldızın, Işıktan mıhlarla kapanık, Ve yarı uyur yarı uyanık tabutunun kalbine. O, sonsuza zincir olup yol bulan heceyi Çakarım çivi çivi derin mezara Sözlerimle oyarım abanozdan geceyi... *** O an kainatın uykusu toprağa siner Ben sarışın hilâle, Yıldızlar sevgiyle bana döner... Şükür ******* şahı kıymadın Gece gözlü güzelim, sevdiceğim Siddar’e... Ahmet Yozgat |
*******e Turaç Konmaz
1/: İlgisiz masallar avutur uykusuz *******i, Bir karanlık basar bin bir köşe odalar, Kırkta bir yüreklere çavar gün... Bir düğün başlar mezarların başında. O ******* ki binen omzuna saatlerin, Rahvan takvimi yavaşlatır gün be gün... *** Kıvılcımlar suya iner, Kurak gözlerimde tüten başıboş bacalara. *** *******i turaç konmaz sevdiğim, İçimde boy atan lacivert ağaçlara. 2/: Gizemli ******* gebe sabrı yutan cellata, Gider hüznün başkentine terkisinde ben, ******* binip yaşlı ve yılgın bir ata istemeden, Bir elim boşta, Bir elim şakağımda aranır yıldızları, Yanar yüreğimin ortası koygun tandırlar gibi, En kahırgam çay demler karakışta. *** Atanda tan, Durur hilal, durur yıldız ve yavaşlar zaman, Kıvılcımlar suya iner, Kurak gözlerimde tüten başıboş bacalara... *** *******i turna konmaz sevdiğim, İçimde boy atan onulmaz acılara... 3/: O ******* ki uzak diyarlara açılan kapak, Kavrar bir yanımı inceden ince, Bir yanım dondurur hayatın damarını, Hilâli sindirip ihtiyar ellerime, Bir açılır kainatın gözünde sarışın güller, Sarmaşıklar dolanır ayın beline, Çatılmış ışıktan saçlarıyla *******, Benzer siyah gözlü bir geline zifaf öncesi, Söken şafak, ağaran tan... Uzaklarda uluyansa güneşin yolunu kesen kurtlardır. Gülüyorsunuz amma ben korkarım kurtlardan... Bir kendini atar sevdakâr arzularım, *******in sonsuz dibine telaş telaşa, Bir çıkıp kehkeşan döşeğinde ölmeden ölmeye yatar. *** Atanda tan, Dururum ben, durur gece ve yavaşlar zaman, Kıvılcımlar suya iner sevdiğim, Kurak ellerimde can veren başıboş ırmaklara. *** *******i keklik konmaz sevdiğim, İçimde boyatan karanlıklara... Ahmet Yozgat |
Gökyüzünde Oluk Oluk Turnalar
1/: Gökyüzünde bölük bölük turnalar… İliştirmek isteriz derunumuzu, Yol bilmez gönlümüzü yara arzuyla, Ya da yakın bulutların kanatçığına, Buhurdan tütüşlü selamımızı. 2/: Gökyüzünde bölük bölük turnalar… Uzatmışsınız teğetleyin telinizi, Ve kınalı ellerinizi, Uzak ve gizem yurdu bir diyara, Yüreğimden akışkan haber gibi… Bilmem ne olurdu, Düğünlerde sizden kalan türküler? *** Saat geciken ilkbaharı çalarsa şen şakrak, Naif gönlümüze belki bir onulmaz, Yön bulamaz güman konar, Yar zülfünün teline, Bilmeyiz kalbimiz ne zaman konar? ... 3/: Gökyüzünde bölük bölük turnalar… Çamlığın başında bir allı gelin, Ve tüter bir tütün ayazlı zifaflardan arta kalan, Açılır kimi zaman bunlu satır araları türkülerin, İliştirir katarınız, Yar suretli bulutları hırçın doruklara, Ya da bir meyveyi kanatçığına zamanın… Biliriz vakti gelmiştir gayrı, Şafak vakti tüte tüte yanmanın.. 4/: Gökyüzünde bölük bölük turnalar… Uzatmak eziyettir menzile yolu, Ya da yüreğimizin son burcundan arkaya, Oysa yar yoluysa yansıyan aynalara, Gözü kapalı da bulur turna katarı, Biliriz ki bir kuşçağız sırdır bu. Her ne olursa olsun göç yolunda, Seğirir turnanın gümüşlü gözü, Ve yüreğimiz atar uykunun ortasında… Kanar aşk adamını batında özü… Ahmet Yozgat |
Gönül Tandırında Yaktım Kendimi
1/: Yakıp alemin kasvetini bitirdim Göynümün tandırında bir sabah... *** Ellerim, Ellerim kavruldu Fırat selinde, Bir şadıman rahip sürmeledi topuklarımı. Ucu yanık asasını Musa’nın, Diktim çorak toprağına umur görmüş döşümün. Bir kervan yekindi göz pınarlarımdan sepken ile, Bir kervan ki güneşlerden sağılmış, Ve bağlamış yularını gelecek bir cidara. Bir seyrek merhamet vahasında ömrümün, Kendimi yaydım bağdaşımın altına. Ve seyre... Ve seyre daldım yangınını Leyla’nın Göynümün harlı tandırında bir sabah... 2/: Çıkageldi çakmak çakmak bir sufi taş devrinden, Lime lime dilinmiş urbası ibrişimdi aslında. Koştum ardınca ve diz urup bıraktığı arkadaki izine, Sırrına erem diye yalvardım. Ve seyre... Ve seyre daldım yangınını kibrimin, Göynümün taş devri tandırında bir sabah... Güneş çavdı, ben uyandım. Kulaklarım uyandı ebedi suskunluğa. Çatladı incirilinde dudaklarım bengisular yutkunup, Billahsız baltalarla doğrayıp azgın uyluklarımı, Teri temiz volkanların zirvesine yaslandım. Ve yakıp... Ve yakıp tüm alemin sancısını bitirdim, Göynümün atomik tandırında bir sabah. Ahmet Yozgat |
Gri Banliyöde Kırmızı Rüya
1/: Bir banliyöde unuttu yedi renkli rüyasını Saldırgan bir öykü gibi acar ve asabî Yarmaları gözleriyle ısırıp Düzlerle an be an evlenerek… *** Bir banliyöde unuttu rüyasını, Vurgununu hayalinde severek. 2/: Anası azık diye bir ayçöreği koymuştu Günde bir öyününe hasretinin Yavuklusu ise yarım ve yanık yürek… *** Bir banliyöde unuttu rüyasını, Yüreğindekinin adını söyleyerek. 3/: Bilmediği düşlere girip kaçak ve usulca Hayallere don giydirip uzun mesailerde Bayat somunları geveleyerek… *** Bir banliyöde unuttu rüyasını, Demir tekerlekler altında bir puslu sabah, Acılı bozlaklar söyleyerek... Ahmet Yozgat |
Gözün Aydın ey Yozgatlı
1/: Dünü gördüyse kısık gözlerin, Gözün aydın ey Yozgatlı kankardeşim, Aya üvey kardeş sayılırsın, Sen de, Bundan böyle seyyareler tarihinde... Etten kemikten ellerin yanmaz artık, Sok kızıl gözüne tandırların, Ve bir dene istersen... *** Günü gördüyse elası çok gözlerin, Gözün aydın ey Yozgatlı kankardeşim, Yıldızlara üvey kardeş sayılırsın, Sen de, Bundan böyle ışığın tarihinde... Gözlerin kamaşmaz artık, Sok sarışın gözüne gökyüzü kızlarının, Ve bir dene istersen... *** Yarını gördüyse durugören gözlerin, Gözün aydın ey Yozgatlı kankardeşim, Nura üvey kardeş sayılırsın, Sen de, Bundan böyle takvimin tarihinde... Kan ve damardan olan yüreğin yanmaz gayrı, Sok kızıl gözüne mağmaların, Ve bir dene istersen. Artık... Ölsen de yaşıyor sayılırsın... Ahmet Yozgat |
| Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 03:09 AM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.