![]() |
Cici
Kelimelerin cicileriyle bezeli şiirlerdi beklediğiniz Cici acılar, cici isyanlar, cici aşklar... Gemilerdiniz rotaları belli Cici tersanelerinden imal... İlkokulda; “Yirmiüç Nisan Kutlu Olsun” diye bağrışan ____Ki ne güzel... Bazen; “Yandım Allah” diyen inleyenlerdendiniz Peki; Siz bunları neden öğrendiniz? Siz hiç içinize Dönemeyenlerden miydiniz? “Akıl sır ermiyor” cümlesinde Sınırlarınızı aradınız mı hiç? Merak ediyorum; Kaç mil gidebildiniz? Limitleriniz ki; Düş ve düşün deryasında, Kimlerden/neden çekindiniz? Sanrılarla yoğruldunuz, Hatta çok da yoruldunuz Sonra büyüdünüz birden... “Amcalar... Teyzeler...” “Beyler.. Bayanlar...” Aman ne güzel! ! ! Hele bir de eskimişse Taban zoru yolunuz Tamam “Oldunuz! ! ! ” Asmak, kesmek Sorgusuz infaz Kabil. Kabiliyeti biçmek, Edimler ardından “Kafi(r) ” demeler Caiz. Oysa Üç yaşındaki bir adamın Dökülen saf terinden Sınırları sınırsız gülümsemesinden Resimleri düşündünüz mü hiç? Kırmızı dalgalar Mavi güneş Çöp adamların dahi uzatabildiği eller... Bilemediklerinize gömülmeyin artık Ne olur? Düşünün... Cici; Bizim bakkalın kızının elinden düşürmediği ağaç dalının ismi şimdilerde... Hey! ! ! Sınıra bakın..! ! Peki ya sizinki Nerede? 05.11.05 Yasemin Sezer |
Cihan
Cihan cihan dedikleri İki delikli koca göbekli Ateş topuna ayar çeperi Uz mabedi denge seli Topraktan seyrüseferi Cüz bağrından kül ile Vardın mi Dönmek zaruri 21.11.05 Yasemin Sezer |
Ç/özüm
Us/anmadan gelir Em/eksiz Tiryakinin nefsine Aşktır ç/özüm 21.10.05 Yasemin Sezer |
Çay Bardağı
. Bildiklerimi anlattım bir çay bardağına Şekerlenmiş hasretim ____ dem tutmadı geçmişim Kaynatan ocağın köpüren suyu oluduğumu Buhar inancımla Demlenemeden bardağa dolduğumu... Çatlamış cam yüzeyin candan kaçışıydı bu Dağıldı.... Ne çay anladı... ____ne bardak... 03.09.2005 . Yasemin Sezer |
Çekin İpimi
En ölü uykudan Mucize çeşmesine akan Ölüye kan saran Irmak Soruyor Narin tende Yaşam Nefesi’n Neden Soluyor? Çekin (i) pimi Hadi! Eylül 2005 Yasemin Sezer |
Çilingir Sofrası
. Eksiksiz 'çilingir' sofrasının İlk kaidesi 'anahtar' Olmayınca ne eylesin, Zeytin karası yar/a(ğ) lar Çağrım olsun; Yasaklara yol ver, Aklansın adına yazılanlar 29.10.05 Yasemin Sezer |
Çin Gülü’m
Perdesi aralanmaz köhne evin bahçesinde Usulcacık yaban otunun cılız köklerinde uyku Salınmazdan önce veresiye gönlümüze Titrek bekleyişlerden feyiz ile Çiçekler açar Kırmızı, mor, pembe Aralanırken perdeler Hatta çürümüş ahşap kepenkler İçeri mis girer Mis kokar küflü entariler Doğa alkışlar kendini Gürler şimşekler Yaban, yaban değildir artık Bahar bahçenin Çin Gülüdür Gülümser 11 09 2005 Yasemin Sezer |
Çok Zor
Şehrin tüm ışıklarını söndürebilir miydik? Bir mum olsun yanmaksızın Bedenimin ışıkları söndü sanki İnsancıllığımı da aldırdım Hoyratım, savruğum Senli nefes alırken Yavaş yavaş daralıyorum Sessizliğine alışamıyorum Enerjim de kalmadı Karar verdim Bugün ölmek istiyorum... Çok zor Verdiğim sözler Aklın menteşelerini yağlar gibi Kayganlaşıyorum Savunularım da yok artık Serseri mayın derler ya işte öyle Çarpan kendine gelemiyor bir daha Virüs gibiyim İyileşemeyiz de artık Biliyorum... Çok zor Sokağa çıkıp gördüğüm ilk kediye anlatacağım Çocukken de öyle yapardım Onlar öyle bel bel bakarlardı suratıma Gözleri elimdeki yemek kasesinde Anlatırdım, dökerdim içimi Dinlemenin mükafatı koca kase dolusu yemek olurdu Artık büyüdük de, olmuyor öyle Delilik oluyor adı Doğru ya akıl lazım bize Nedense? Anlatamıyorum artık... Çok zor Penceremin önünde oturuyorum Mis yağmur, toprak kokuları süzülüyor odama Ilık nefesini, sıcak kucaklayışını yeniler gibi Hatırlıyorum tek tek... Tüm anlar ki Ne kadar az.. Az çoktu, bildik/sustuk Susmadan mütevellit yazdık da doldurduk boşlukları Aşıktık biz adam, hem de çok aşık Öylesine nefes almak gibi değil Ciğerlerini orman kokusuyla harmanlı soluyan bir nefesle Öylesi aşıktık ki korktuk/kaçtık Şimdi biz olmak... Çok zor Sensiz eğlencelerden dönüyorum Bedensel varlığın anlamındaki sensizlikten Senli düşüncelerle kıvrılıyorum ritmik namelerin içine Bir kadeh dikiyorum kafama, vakur şerefine Gülümsüyorum dolunayın gülümser silüetine Yineliyorum sessiz haykırışları Cevapsız mektupların adını sen koyuyorum Vaadedilmemiş tebesümleri sıralıyorum peşisıra Böylesi olmalıymış kabulleniyorum Anlamak mı? Anlamıyorum... Çok zor Bir çocuğumuz olsa nasıl olurdu dersin? Güzel olurdu, iyi olurdu, çokça şaşkın, üretken olurdu Kendi ruhunun rüzgarını dinleyebilen bir çocuk Masal kahramanlarına bürünmez, kendi kahraman olurdu Düşüncesi bile bu kadar güzel Gerçeği nasıl olurdu? Cesur çocukları bırakalım cesur ebeveynler doğursun, değil mi? Olurdular olmaz Olması... Çok zor Matematiksel işlemlerin hareketi oynak 4 işlemde saklıymış hayat Topla mutlulukları, aşkları, başarıları Çıkar nefretleri, hataları, pişmanlıkları Çarp zaferleri, cürretli başkaldırışları Böl yıllara, günlere, anlara Son aldığın nefese neticen düşer Elde var bir, o da sensindir İki kalmak... Çok zor Paylaşımların zaferleri eksikse hayatta Varsın günahın elması da sallansın dalında Nesillere vesile olamamak kadar eksik kalırsın Bir başına Çift şeritli bir yolun gelen ve giden yolcusu Yolları bitiren varışlarsa Devamlılık aynı şeride yolcu olmak değil midir? Varışın, başından beri yanındaysa Yolculuğun bir ömür boyu değil midir? Aynı sularda yıkanmak, aynı göğün altına uzanmaksa Damlaların kaçı sana, kaçı bana düşer saymak niyedir? Paylaştığımız gökler bizi harmanlamak için değil midir? Avucunu sıkıp da şah damarını onun damarına vurmadan Aklını alıp da onun aklıyla katık, alim olmadan Her uyandığında burnunun ucundan onun nefesini solumadan Geçecekse bir ömür, yaşamak niyedir? Hayat anlamlı paylaşımlarla yaşamak için değil midir? Yoldaşım Sensiz... Çok zor Arsız gerçekler var hani kuralsız Kahve bahane muhabbet şahane der gibi Sen bahane, aşk şahane sevgilim Yoksun ya artık yarınımda Garantisi aşkın canımda Aşk eskimez, yıpranmaz, devrilmez Özlemler sevişir en şiddetlisinden Yanındaki en sevilesi, aşık olunasıdır belki Olamazsın Yanındayken... Çok zor “Tesadüf yoktur” Bakışmalar, tartışmalar Anlaşmalar, karışmalar Yenilikler, kadimlikler Tatlı tatsız atışmalar... Dengeyle serpiştirilmiş lekeleri gibi tuvalin Adı konmazdan önce Sebepli yolculuğumuzun boyaları tükenmez Bizi biz yapana Tesadüf demek... Çok zor Yakalamak parmak ucundan Olta ucunda balık Ağaç dalında yaprak Alnından bir perçem saç Yakalanmışların hatırına salınır aşkın Eskicinin yalpalayan arabasından Tutamacı kalmamışların pazarına yolcu Avaz avaza bağarır Eskici... Yenilenmek... Çok zor Sabahlara sırılsıklam ayarım Başucumda günaydın mesajın Avuntuya mecali kalmamış, yorgun Tekele teslim acım Yastıkla flörtüm sonlanır Yarınların rüyalarına dolarım Dolandığım telefon kabloları da iletmiyor Gelmiyor artık mesajın Bu bekleyiş... Çok zor Devlet adamları kıskanır Böylesi adil kaypaklığı Ve baltasını saplayan Yaraladıktan sonra geri kaçan Bir daha aslaları Tomruklarla nehirlerde yüzen baltacıları Üzerlerinde çocukları oynar Babaları kaypaktır Sözünden döner Oyunlara vesiledir Umursamazlar Ve bilmezler Kesilen dev bir sekoyadır. Pişmanlık/Geri dönüş... Çok zor 01.09.03 Ben de acıdım Doğarken batan güneş Kaderin demi Yakındır vuslatın gömü Tahta kültablaları gibi Söndür sigaranı İzsiz kalmak... Çok zor Ot bitmez topraklara Bahar gelmez yaşamlara Düşen ilk damlayla Çoşan taze aşklara Sormak lazım Su nedir? Çöllerde filiz vermek... Çok zor Kaygı teknesine yolcu Çizgisi silik ufuk adlı kadın Dongun denizde saçlarım çizgi Salınır, süzülür Gözlerine bakar arkadaş Sırtın dönüktür Yolcuya yer sormak... Çok zor Pürüssüzdü tende dokun Yalansızdı uykuda kokun Zafersizdi ayık şafaklar Kalabalıktı ölüm Yalnızdı doğum Şifalar saklıdır “C” diyen sesinde Aydınlanmak gözde Yalvarmak dizde Savaşın değil cephe Yüreğinin siperinde Kazanmak... Çok zor Oyalı örtüleri tığlar Destansı masalları babaanneler Koca duvarları ustalar Verimli toprakları köylüler Bir de beni şiirler işler Şiirsiz kalmak... Çok zor Buz mavisi adında Tadın da canımda Çok zor diye diye Bugüne de vardım Yarınlara ne kalır Sensizim... Sensizim... Sensizim... Mayıs 2005 Yasemin Sezer |
Dam/ar
meneviş bakışlı felek şaşırtanım takatli yolların ardında gülüm(seyen) de titrer hordur çapasında dolanan yosunlar gömüldüklerine ağlar nice ölü doğan yarınlar al yuvarlar şahımda akan deli/kor fırtınalar ezerim başını ak tohumların çok gördüğümüz kan tarlalarındadır acı filizler fokurdayan öylesi tıkırında on parmak içi boş sesi yalan nafile duyursam gelmiyor nefesi kabul bu usta yol uzun da tıkandığım yollar kırmızı/kan 22:35 20 09 2005 Yasemin Sezer |
Damla
şu havanın sakin duruşuna aldırmadan yağmur yağsa diyorum sema irtifadan burnuma çarpan bir damla olsan . 28 09 05 Yasemin Sezer |
| Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 04:31 AM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.