![]() |
Çınar ağacı
Çınar ağacı, neden üzgünsün? Neden gözyaşı döküyorsun? Bir-bir gelip geçenlere, Mahzun mahzun bakıyorsun. Üzülme, yine yaz gelecek, Yine çocuklar salıncak kuracaklar dalına, Sevgililer buluşacak gölgende, Yine aşıkları duyacaksın hasretle. Kuşlar yuva yapacak dallarına, Çocuklar salıncakta, Kuşlar yuvada sallanacaklar. Sevgililerin öpüşmelerine tanık olacaksın. Üzülme, güzel çınarım üzülme, Her kışın bir yazı, Her gecenin bir sabahı, Her kara günün bir aydınlığı var, üzülme. 23.06.2005 (‘ŞİİR HARMANI’ından) Mazlum Zengin |
Çiçeksin
Sen bir kardelensin güzelim Bembeyaz bir gelinlik gibi, Güneşi görmek için yukarılarda Karı delip yürürsün güneşe doğru, tek bir adım. Sen kırlardaki papatyasın güzelim Bir devedikeninin yanında boynu bükük Toprak kızgın, toprak çatlak çatlak Bir damla su beklersin bulutlardan, tek bir damla. Sen kaya çatlağındaki bir nergissin güzelim Ulaşılamayacak çıkılamayacak bir yerde Yüksekteki, zirvedeki ayrıcalığınla, Etrafına gülücükler saçarsın, tek bir gülücük. Sen bir mor menekşesin bir parkta güzelim Etrafındakilere göre mağrur ve gururlu Sana dokunmak istiyorlar gelip geçenler Bende dokunabilsem sana, tek bir dokunuş. 01.03.2002 Mazlum Zengin |
Çocukluğum
Akşamüstü parktaki banktayım, Salıncaktaki, kaydıraktaki Çocuklara bakıyorum saatlerdir, Mutluluk,sevinç, Gözlerinden fışkırıyor. Bir o yana, bir bu yana koşan, Çocuklara bakıyorum saatlerce. Bunlar, çok şanslı çocuklar, Bunlar, bilgisayar çocukları, Kendi çocukluğuma gidiyorum birden, Kıl topu, bez topu, mazı, Ekene çocukluğuna, Cır, ara kesme, uzun eşek, çocukluğuna. On yaşında, sürü peşinde, On iki yaşında, eli,saban üstünde On üç yaşında,elinde orak,tarlada sıcakta. Biz çocukluk görmedik ki, Okulda, kız arkadaşımız olmadı ki bizim. Köyde, kırsal kesimde, Çocukluk yaşanmaz, Böyle çocuklukta olmaz ki. 27.05.2005 (‘ŞİİR HARMANI’ından) Mazlum Zengin |
Çocukluğumdan kaldı
Bendeki, çiğdem, nergis kokuları Çocukluğumdan kaldı dostum Örselendim toprakla, tabiatla Gömdüm yüreğime dağ çiçeklerinden. Bendeki, Keven, Gıngıl kokuları Çocukluğumdan kaldı dostum Emdim özlemi, hasreti mevsimlerce Dağlarında çiçekle oynamamdan. Bendeki kayısı, badem kokusu Çocukluğumdan kaldı dostum Şirin görünmek için sevdiğime Yakama taktığım çiçeklerden. Bendeki güneş yanığı kokusu Çocukluğumdan kaldı dostum Tarlada aç, susuz, yalınayakla Kızgın toprakla öpüşmelerden. Bendeki nem ve rutubet kokusu Seksen’ den kaldı dostum Bedenimi güneşe serdim Çıkmadı Eylül kokusu üzerimden. El ve ayak bileklerimdeki izler Pranga, kelepçeden kaldı dostum Bu berbat şairliğim, duygusallığım O Günlerden gelir derinden. 17.01.2006 Mazlum Zengin |
Çocukluğumdayım
Çocukluğumu yaşıyorum bugün Tek tek adımladığım topraklarda Bağ ve bahçelerimizde her köşe, anı dolu İlk giydiğim iskarpinin çamur olduğu yeri Dut ağacından düştüğüm Yediğim sarı kiraz Karanlıkta el yordamıyla bulduğum kayısı Havuzunda kurbağalarla birlikte yüzdüğümüz Dedem ve babaannemle Anılar tazelendi bellekte Her santiminde izler var Ve her ağaçta bir yaramazlığımız Ama, o zaman fark etmediğim bir şey var Sessizlik ve huzur Sessizliğin güzelliği Kuş seslerinin, cırcır böceklerinin Uzaklardan gelen horoz seslerinin güzelliği Şimdi yeni keşfettim Seksenlik delikanlıların saf ve samimi sevgileri Ve her zaman insanlarının içten ve candan sıcaklığı Büyükşehirlere, kentlere inat Sevgilerini, karşılıksız paylaşmalarını fark ettim İmecenin halâ var olduğu Çocukluğumdayım birkaç gündür Kırkbeş sene öncesindeyim Karanlıkta yürüyemediğimiz köyüm Şimdi ışıl ışıl karalara inat Şehirleşmesine, modern görünümüne Ve örf ve ananelere bağlılığına çok sevindim 01.10.2006 Mazlum Zengin |
Çok oldu
Çok oldu, gideli çok oldu, Kalbimin sıkışmasını, Memedeki sütle gidişini, Böğrümdeki bıçak yarasını, Ve Kalbimi kırdığını unuttum. Gelmiyor musun? Çok oldu, gideli çok oldu, Yarların yanı başında Tetikteki ceylanın ürkekliğini, Seni anıyorum, seni Derdim büyük ince, ipince Ve Senin yüzünden yataklardayım Sormuyor musun? Çok oldu, gideli çok oldu, Yaralarım kapanmaz, Çaresi sensin. Doktorların işi değil, Seni özlüyorum, seni Ve Gönül gözün açık değil mi? Görmüyor musun? 09.06.2005 ('ŞİİR HARMANI'ından) Mazlum Zengin |
Çöpcü ağabey
Ağzında sigarası Portakal rengi üstlüğü Lacivert pantolonlu ve şapkalı İri yarı Elinde yeni çıkan plastik süpürgesiyle Hızlı hızlı yerleri taraklıyordu Ve toz boran etraf Bazen toz alttan gelir Bazen üstten eser rüzgâr Ama her seferinde tozlanır Bizim dışarıdaki sehpalarımız, mobilyalarımız. O kadar hınçla ve hırslıydı ki Süpürgenin yerle temasını görmelisiniz Alttaki asfaltı sökercesine Ve kanını dökercesine. Bunu gören mobilyacı Yerleri bir güzel suladı Ve adama yanaşıp, ‘Ağabey bu süpürgelerin su püskürtenleri çıkmış sizde yok mu’? dedi muzip bir şekilde. Yok dedi adam ‘bize daha vermediler’ Ağabeyin takatı Ağabeyin sabrı Ağabeyin sigarası bitmek üzere Güneş yükseldi tepeden Çok sıcak olmadan Amirleri gelmeden Bitirmesi lazım işlerini Aceleciliği bundandır Bundandır sigarasını hırsla çekişi Bundandır asfaltı sökercesine süpürgesine asıldığı. Yüzünde boncuk boncuk terler Ve tertemiz oluyor yerler. El arabasına asılı poşetten çıkardı Güneş’ten ılımış şişedeki suyunu Dikti kafasına yorgun bitap Her gün aynı görüntü Her gün aynı icraat. 15.06.2005 Mazlum Zengin |
Damlalar Deniz’e yürüdü
Damla damla toplandılar bir yerde Çeşme olup yürüdüler Denize Işıklandı gözlerdeki o perde Bir sel olup yürüdüler Denize. Bir mayıs sabahı yere düştüler Anaların gözlerinde yaştılar Nice nice barikatı aştılar Dere olup yürüdüler Denize Halkının elinde üç tek gülüsün Deli deli esen bahar yelisin Yüreklere akan sevgi selisin Irmak olup yürüdüler Denize Damlalar, çeşmeler, dere birleşti Derelerde ırmakla bütünleşti Yoldaşların meşalesinde ateşti Nehir olup yürüdüler Denize. Mazlum’un yürekten sevgisi taştı Aşılmaz dağları kolayca aştı Nehirlerle Deniz can kucaklaştı Sevgi olup yürüdüler Denize. 14.05.2006 Mazlum Zengin |
Darağacı,yım ben
Bir ağaçtım ben Başı karlı dağların eteklerinde Çocuklarım ve torunlarımla yaşayan bir ağaç. Bir seher vaktinde, Yankılandı balta sesleri orman Deniz’imizde Kestiniz kol ve bacaklarımı, Geçirdiniz işkence dezgâhlarından Size göre biçim ve ebatladınız Vakitlerden bir vakit, Diktiniz üç ayak üzerine beni Zirveme bir yağlı urgan taktınız Ve ucunu da ilmek yaptınız. Kan akıyor gözlerimsen, kan Bir ağır koku var yakıyor geniz Süzülüyor gözyaşlarım yanaklarımdan Derelerce, ve oldu Deniz. Ve üç fidan gözüktü uzaktan Ak giysiler içinde prangalarla. Önce birini Sonra ötekini Daha sonra diğerini getirdiniz Getirdiniz üç ayağımın arasına Taktınız yağlı urganları boğazlarına ‘Dışarıda delikanlı bir bahar’ Çiçekler açıyor dışarıda Mayısta Ve Ve siz gül goncalarını soldurdunuz Adımı da siz koydunuz. Ağlıyor Anne, Baba, Kardeş Bacı, Sayenizde adım kaldı DARAĞACI. 26.04.2006 Mazlum Zengin |
Değdirememiş
Karagözlüm yüreğinde yangın var Aşkını kimseye söyleyememiş Korlanmış sineye sığmamış çok dar Seni seviyorum diye söyleyememiş. Aylar, yıllar oldu bitmedi mi yas? Çıkar yüreğini sev olmasın taş Gül artık gözünden akmasın yaş Gözünü gözüme değdirememiş. Gözünden kalbine bir girebilsem Deste deste güller bir derebilsem Elleri korkusuz ben tutabilsem Beni sevdiğini söyleyememiş. ‘Korkunun ecele faydası yoktur’ Seni doyuracak sevgim pek çoktur Senden başkası da kalbimde yoktur Kalbini kalbime değdirememiş. Sevdiğim yükünü dağlara yığmış Cihan’a sığmamış da yüreğe sığmış Fazla naz, da aşık usandırırmış Mazlum’a sevdiğini söyleyememiş. 29.06.2006 Mazlum Zengin |
| Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 11:35 AM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.