www.cakal.net Forumları YabadabaDuuuee

www.cakal.net Forumları YabadabaDuuuee (https://www.cakal.net/index.php)
-   Eskiler (Arşiv) (https://www.cakal.net/forumdisplay.php?f=188)
-   -   Arzu Altınçiçek (https://www.cakal.net/showthread.php?t=132798)

GooD aNd EvıL 08-02-2008 08:29 AM

Yerdelen
Gidiyorum işte!
Huzura bırakıyorum seni.
Özlediğin bir sabah pencerende.
Her yer kar…her yer beyaz ve sessiz.

Dağları düşlersin şimdi…
dağları,
ağaç üstüne düşen kar sesinde
yuvarlanır memleket türkülerin.

Karanlık bir çizgi çekersin doruklardan doğru…
Kayar gider ay düşümünde kırık düşlerin,
her mesafende yüzüne yaklaşır güneş
ve belirir göz çizgilerin.

Soluksuz kaldığında
göğsüne saplanır özgürlük…

Bir yanın acır belki,
belki üşür,
belki de hissiz.

Sıcak *******den sevişleri düşle o an.
Seni beklediğimi,
kollarım açık.

Maviyle birleşene kadar dağlar,
beyazında yazmadığım bir mektup gelsin diline.
Rüzgarında, çiy gürültüsünde
dolsun sessizliğine
“seni seviyorum”larım.

Gör ki, beyazın altında yeşilim.
Gülüşüne hasret!
Ayağının kalktığı her yerde
-yerdelenim-
Peşin sıra gelmek isteyip de,
unuttuğun yerde bekleyenim.

Geçecek bu mevsim
ve yalnızlığım sökülecek…
parça parça düşeceğim,
damla damla,
dalga dalga ve
soğuk soğuk yalayacağım ayaklarını.
Gözlerinde akacak üşümelerim.
Esintimde renk verecek sen yanım,
yüzün al al!

Ne beyaz düşler isterim,
ne doruklardan söküp getirmek mevsimi.
Teninde erimek için “kar” olmak istemem,
her tanen, her zerren olmalıyım bu sevdamla.
Can olmalıyım,
soluk olmalıyım…
ötesi sen olmalıyım -sende-

Karanlık perdende sarı kurdelede heyecanım.
Çakraları çalışan dinginlikte en yoğun renginim belki de.

Titriyor yıldızlar ay serinliğinde.
Üşüyen yastık altı düşlerinde avuçla yüzümün bir yanını.
Sen diye baktığım duvarda, sırtımı vermişim öfkelere.

Kapı aralığında süzülüp gelse nefesin,
enseme yapışsa haylaz çocukluğum
ve sarsan bilinmeyen yanımı,
Kucaklasan.
Keşkelerimi,
Korkaklığımı,
Kayıp yanımı
hatta ve hatta kimsesiz çığlıklarımı gömsem bedenine,

Titrek yıldızlar gölgesinde
kızıl bir mevsime bulanık saçlarım

Bu kadar doldurmuşken seni yüreğime.
Yum gözlerini, ben yumdum.

Her şey suskun artık…
Yerdelenim
Yersizim senden öte.

Her şey suskun!

..:: RadyoMedcezir ::.. Kültür Sanat Edebiyat


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL 08-02-2008 08:29 AM

Yetmedi
Bir deniz olduğumu düşündüm, sensiz bir pazar günü.
Sevda dolu nice sandallar gezdirdim sularımda.
Binlerce balıklar oynadı derinliklerimde.
Martılar haykırdı, coşkuyla sevdaları.
Sularım köpük köpüktü ve beyaz.
Hayatımda olduğun günden beri,
İçimdeki duyguları anlatıyordu yakamozlar.
Yosunlarım gözlerinden çalmıştı yeşilini.
Seni kumlardaki deniz yıldızına benzettim.
Seyrettiğimiz mehtaplı *******den düşmüştü besbelli.
Sular geçtikçe üzerinden yansıtırdı sevdamızı.
Ya çakıl taşlarına ne demeli?
Bütün gizemi, güzellikleri saklayan
Ya da derin sularımda ki karanlıklar?
Birden okyanus olmak istedim,
Yetmedi denizler sevdamıza.
Sahil kısa geldi günlerimize.
Çakıl taşları azdı sevgi sözcüklerine.
Ya dalgalara ne demeli?
Heyecanımın dalgaları hırçın, heybetli
Deniz bunları dile getirmesi.
Deniz bile sevdamı anlatmaya yetmedi.


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL 08-02-2008 08:29 AM

Usul usul
Yıkılıyor, bir duvar, çığlığında.
Adımlarım örümcek misali
Arkamda karman çorman izler.

Çöküyorum dizlerimin üstüne
İşte! nefesimin son doluşu göğsüme

Ve

Siyah beyaz başlıyor hayat

Ve git gide
Alaca bulaca renklere boyanıyor
Yaşam denilen şamata.

Ve git gide uzaklaşıyor masumiyet
Süzülüyor asma yapraklarında.

Yıkılan duvarın parçalarında
Yüzler görüyorum kabartılı
En az göğsüm kadar.
Ürküyorum.

Bir kedinin bakışları kesiyor korkaklığı
Soluklanıyorum.

Ey hayat! ya verseydim seni
Geri almamacasına…
Ruhsuz bedenden başka
Geriye ne’m kalırdı!

Bereket
Şiir gibi soluksuz
Şarkılarım gibi söz-süz
Gidiyorsun sendelesen de, düşsen de
Tutunuyorsun daha kuyruğu takılmamış uçurtmaya

Her şeyi sende gizlediğim bir gecede
Susuyorsun.

Deliliğe vurmak varmış yaşananları
Ya da yaşananları düşünüp delirmek.

Gülmek bile zor bu denklemde
Oysa hayat tek solukluk kadar basit
Tek soru – tek cevap kadar belki
Ölüm nedir?
O’ nsuz kalmak…
aynanın diğer yanında ölümün panzehiri.


İşte minareler vuruyor, ışıltılı, karanlık Marmara’ya
İşte İstanbul yine sularda, tepe taklak

Sessiz titreyişlerinde
Kaç beden düşer yorgun
Kaç beden düşer cansız
Kaç bedene can olur saatler
Bilir misin?

Ben bilmem…nerden bileyim ki;
İstanbul’un bilmediğini.

Gözlerini kapatmış yosma şehrim
Bacakların yorgun iki yaka uğruna

Göğsünde yedi kitle, kanserli!
Ölürken öldüren şehrim.

Ben acı çekerim de
Sen neden umarsızca bakarsın hala

Ben ağlarım da
Utanmadan nasıl güler *******in rengarenk

Ben giderim de
Neden kapanmaz sur kapıların

Ben ölürüm de
Neden açarsın önüme çıkmaz sokakları

İşte dört yol ağzında durmuşum

Birine giriş yok
Birine sağdan
Diğerine soldan dönüş - Yasak!
Karşımda tek yön tabelası

Sen olsan gider misin? bilmediğin bir yöne
Üstelik dönüşü yok.

İstanbul, kes önümü!

An’lar kalsın yaşandığı yerde
Ağaçlar gibi…
Baktıkça görülsün
Yeşersin, her biri farklı.

Bir kız olsun şiir, adı deniz
Bir oğlan olsun gece, adı toprak
Ne deniz kaybolur gecede
Ne de toprak olur şiir.

Kartallar yuva kurarken
Zirvede soluksuz kalırmış insan
Ben artık yüksekten korkar oldum
Suçlusu sen!
Derinlerde kayboldum
Sebebi aşk!

Yıkılıyor, bir duvar, çığlığımda.
Adımlarım örümcek misali
Arkamda karman çorman izler.
Çöküyorum dizlerimin üstüne

İşte! nefesimin son doluşu göğsüme
Bak, yükseklerden düşerken veriyorum.
Toprakta topladığın her parçamda
Bir şiir gizli, baş harfi s e n olan.

İ s t a n b u l, sessiz kal
Ölümüme baktığın gibi.

O'na gidiyorum usuldan usuldan


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL 08-02-2008 08:29 AM

Utandı şiir
Utandı şiir...

Altmış iki yıl önce...

Toprak kokardı dizlerim
Ellerim çamur

Koştuğum top kadardı dünya
Yorgunluğum, oyunlarım kadar.

Mızıkçılığı, köşe kapmacada öğrendim
İlk göz yaşım tele dolanan uçurtmada

En uzaklar, yorgun adımlar sonrası
Babamın omzunda biterdi

En yakın sevgi, kardeşimin avuçlarında
Anamın göğsü.

Ben boylarda dokuz kişiydik
Aynı gün batışında kulağı çekilen

Saklambaç oynasaydık
Bulunur muydu sokak suçlarımız;

Sadece bir cam kırmıştık....
Bağrış sonrası sustu kahkahalar

Bir saksı sardunyaya çarpmıştı körebe
Neden onca yaygaralar

Başka sokağın çocuklarıyla yedik dutları
Bahçeleri yıkmadık, ağaçları da çalmadık

Sanki hiç onlar çocuk olmadı.

Ağustos altı
Yıl bin dokuz yüz kırk beş
Sabah sekiz on üç

Annem çamaşırları sererken güneşe
Gerdanı akça pakçaydı

Babam taşocağı yolunda
Sırıtırdı mavi gözleri kuşlara

Sütten bıyıklarım saklamazdı buruşuk yüzümü
Kardeşim kundağında, rüyalardan habersiz.

Gök patladı...


Sonrası
Onca ağırlık kirpiklerimde
Karanlığımda çığlık üstü çığlık
Herkes kayıp, sol yanım dahil

Yıl iki bin yedi
Parçalarımız birleşti mi çocuk gülüşlerinde?

Burası mı çok derin
Sesiniz mi kısık?


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL 08-02-2008 08:29 AM

Aşk saklı


Mayıs saklı
Güneşin eflatun kuşağında
Denizin deli dalgalarında
Gülüşün saklı

S e n b e n d e s a k l ı
A ş k ı y a s a k l ı

Şiir saklı
Şişedeki kırmızı tortuda
Gecenin kısa soluğunda
Nefesin saklı

S e n b e n d e s a k l ı
A ş k ı y a s a k l ı

Adı saklı
Güne gömülen yıldızlarda
Asma salıncağımda
Ellerin saklı

S e n b e n d e s a k l ı
A ş k ı y a s a k l ı

Elinde fermanım
Fermanında idamım
Ölümümde idamın saklı

Sen
Ben
Bize
Yasaklı

Aşk
Sessizce
Bizde kaldı

K a p ı n ı y a l n ı z l ı k ç a l m a d ı m ı


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL 08-02-2008 08:30 AM

Utanıyorum



Ordasın biliyorum...

Yaşın kaç
Tenin ne renk
Kız mısın, erkek mi?
Farketmez!

Ama oradasın biliyorum.

Gözünde dehşet
Kulağında bomba sesleri
Titreyen bedenin büzülmüş bir duvar kenarına
Yanağında barut sonrası binaların karası

Göz kapaklarına çivilenmiş
Ölümün kareleri
Mevsim beyazında
Utanç lekesi -kırmızı-

Kaç cansız beden gördün bu sabah?
Kaç kişi yaşıyor mu? diye dipçiklendi yattığı yerde !
Kaç kol, kaç bacak gövdesizdi!
Kaç bebek anasız babasız kaldı!

Ahh çocuk!

Benim gözlerimden bak, isterdim
Şehrimdeki güneşe.
Lekesiz maviye bırak umutlarını
Çırpsın yüreğindeki beyaz güvercin kanatları.

Kan kokan ellerinle
Avuçla isterdim
Uçuşan kar tanelerini.
Çıplak ayaklarla yere basıp –titriyor- derdim
Çok korkmuş! demek yerine

Ordasın biliyorum,
Kaç kişi seni düşünür
Kaç kişinin içi yanar, bilmesen de
Sana ağlayanlar var, biliyorum...

Ve utanıyorum gözlerine bakarken
Büyük olmaktan!


II

Ordasın biliyorum...

Kaç aylıktı karnındaki ikizin
Kaç gece dokunarak yattın, bilmediğin tenine
Mavi patikleri ördün
Görmeden ölümü

Saçlarında yazmada kalmış
Gelincikler
Gel gör ki; oyalarından damlar kırmızısı.
Kınalı ellerin bağlanmış göbeğinde
Ama hangi kurşun kalır ki etten duvarda! ! !

Ahhh ana...!

Benim toprağımda doğur isterdim bebelerini
Duam kadar beyaz aksın isterdim sütün
Aklar düşene kadar saçlarına
Türkülerini söyleseydin, tencere başında
Tabak tabak koysaydın
Ve çalakaşık yeseydiniz “sevgiyi”

Öldüren çocukları doğuran kadınlar yüzünden
Kadın olmaktan utanıyorum!

III

Islığında hangi şarkı vardı
Giderken evine?
Ya da hangi sıkıntın
Çektiğin offf sesinde?
Kimse bilmedi!

Ayaklarının dibinde
Saçılmış filenden ekmekler
Bir çikolata kağıdı kalmış
Mermi sıcağında erimiş
Ve kanlı portakallar...içi de dışı da bir

Sol kolun nerde?
Başın düşerken yere,
Kim duydu dudağındaki son sesleri ?
Yalnız gittin ölüme
Binlerce insan gibi

Ahhh baba!

Benim dört duvarımda çalsaydın
Eve dönüş zilini
Bacaklarına sarılsaydı çocuklar
Ve nasırlaşan parmakların kaybolsaydı saçlarında

Kaç çocuğu babasız, kaç kadını kocasız bırakan
Babalardan utanıyorum!


IV

Ve Gecenin gölgesi vuruyorsa “kan gölüne”
Ve güneş kurutmuyorsa yaraları
Ve çiçekler açmıyorsa ölüm düşen topraklarda
Ve güz yaprağı gibi saçılmışsa caddelere cansız insanlar
Ve bir ağaç dibinde
Başı kopmuş yatıyorsa
BARIŞ GÜVERCİNİ
İNSAN OLMAKTAN UTANIYORUM.

Benim ülkemde olsaydınız diyorum da!
Sadece göz kapaklarımın karasında toprağı...
Sığdıramam ki hepinizi! ! !

Yoksa, benim olduğum yerde de açar “kan çiçekleri.”

Öldükçe insanlık,
Yaşamaktan utanıyorum! ! ! !


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL 08-02-2008 08:30 AM

Aşkısı
Uzun zamandır sorunlarla, iyi niyetimden dolayı başıma gelen haksızlıklarla uğraşmaktaydım.. Günler hep kasvetli doğuyordu ve ben sıkıntılarla uyanıyordum, hatta uyurgezer gibi dolaşıyordum her yerde.

Özel hayat diye birşey yoktu, hatta özel biride. Dağılmış bir puzzle gibiydi ruhum.

Kalabalığın ortasında yalnız kalırız ya zaman zaman ben bunu yıllardır yaşıyordum zaten. Hep arka plana attım kimsesizliğimi. İş, aile, çevre derken unuttuğum 'BEN' vardı, ertelediğim bir gelecek. Bakıpta görmediklerim vardı etrafımda. Uzanan eli geri çevirmek sanki daha güçlü kılıyordu beni. Başkalarına ait sorunlarla uğraşırken kendi sıkıntılarımı unutuyordum. Kendimi ancak onların mutluluğuyla avutuyordum. Hele ki özel birisinin olması kadar eziyet gelen bir sorumluluk!

Kırılan sevdaları, yıkılan güvenimi tekrar tamir etmek sorun değildi ama her defasında yıkılmak yok mu? Acısını paylaşmak sessiz sedasız ağlayışlarda. Hayatıma birini alacak cesareti bulamadım. Kimse inanmıyordu gerçi yalnızlığıma. Birisi hatta birilerinin olduğunu düşünenlerle konuştukça hayret ediyorlardı, -senin gibi birinin nasıl sevgilisi olmaz! diye. Laf olsun, biri olsun hayatımda diye aşk yaşayanlardan olamadım ki ben.

Sevgili olmak ne kadar küçük bir olay aslında, hatta evlilikte öyle. Ya üzerinize binen onca sorumluluk, yapmanız gereken fedakarlıklar, göğüslemeniz gereken zorluklar.
Hele ki bunları, hayatınızın bilmediğiniz bir döneminde gelip ve ne kadar kalacağını kestiremediğiniz bir kişi için yapmak ne kadar mantık ya da nasıl bir duygu yoğunluğu gerektirir.

Doğru insan, gecenin bir yarısında yalnızlığınızı kalabalığa dönüştürdüğü duyguları yaşatır. Eksik kalan diğer yarınız, düştüğünüzde uzatılan bir el'dir çoğu zaman.

Sevgi kutsal bir duygu ama ben sevmeyi hiç beceremedim. Hele ki aşk! imkansız bir tarifti benim için. Ateşten gömlekte buzdan bir bedenin direnmesi gibiymiş oysa sevda.

Kendimi sıradan hissettirdi bana yaşadıklarım. Nefes alıp vermek gibi, yolda yürümek gibi basitti hayat. Mevsimler bile hep normal geçerdi hayatımdan. Güz bir başka oysa şimdi. Yağmurlar, mürekkebi olmuştu katran *******imin. En büyük çığlığımsa, gözlerimden yankılanıyordu boş duvarlara.

Ne değiştirdi şimdi beni? Ben hep aynı bensem, hayat aynıysa yenileyen ne oldu yarınlarımı?

Bir ses böldü önce yalnızlığımı... ılık meltemler gibi doldurdum sabahlara. Bilmediğim birşeydi göğsümdeki kıpırtılar. Sürü sürü nal sesleri vardı çit çektiğim göğsümde, her an duracakmış gibiydi yaşam. Sonra gözleri doğdu sessiz kumsalıma, aktı coşkun nehirler. Gürül gürül çağlamak istedim. Çakılların arasında kıvrılırken, huzuru öğrendim yüreğinde.

Özlemeyi, sabretmeyi, büyümeyi öğretti bana. Küçük yüreğimde büyük sevdayı, büyük yüreğinde küçük dünyamı anlamamı sağladı.

Herşeyden önce sevgi için ağlamayı, mutluluğun nasıl durdurulamadığını öğrendim yanaklarda, bu yaştan sonra. Aşka inanmayan ben masal kahramanı gibi gördüm kendimi.
Kül kedisimiyim yoksa temiz bir buseyle hayatta dönen pamuk prenses mi?

Özel biri olduğumu hissettirdi. Güvenmeyi, beklentisizce sevmeyi ve bu kadar yaşadıklarımdan sonra ilk defa 'AŞIK' olmayı öğretti bana..

Daha geçenlerde seslenmiştim O'na! 'Hoşgeldin sevdam' derken bu kadar çabuk hayatımı değiştireceğini bilemezdim bile. Herşey rüya gibi, mavi düşler, pembe hayaller peşinde değilim. Sadece bize ait olanı yaşamak istiyorum. Acıyı, kavgayı, hoşgörüyü ama hepsi gözlerinin içinde kendimi gördüğüm, nefesini yüzümde hissettiğim an olmalı.

Bak şimdi sadece sen varsın hayatımda, suların ardında doğan güneş gibi arınmaya çalışıyorum karanlıklardan. İkimizin olduğu bir dünya çiziyorum, ay tenine kırmızıyı damlatıyorum kalbimden. Sakın uzaklarda kalma, bana sadece sen lazımsın.

Seni seviyorum diyorum, nasılsa sen kim olduğunu biliyorsun. Yeditepe'de bilsin istiyorum aslında ama korkuyorum göze gelecek diye bu sevda, bilmediğim sokaklar yutar diye adını bile haykıramıyorum, yutkunuyorum...


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL 08-02-2008 08:31 AM

Ateş altında çaresizlik
Bir bebek ağlıyor düşümde
Gözlerinden sıçrıyor adını bilmediği acısı
Çığlığında saplı bir kurşun
Kundağında kalacak ten kokusu
Büyümeyecek ama
Büyüyecek göğsümde yangını.

Sesimde tükenecek, kurşuna isyanım
Ölecek bebek, yarını karanlık
Dört duvarı olacak toprak.
Toprak karanlık.

Bir bebek ağlıyor düşümde
Anasının memesinde
Ana bedeni soğuk
Gözleri açık, ruh yok.
Eteklerinden sızıyor kırmızı
Bacağı dizden yok

Tükenecek kopan bedenlere yumruk
Düşecek kolum halsiz,
Dört duvara gerilecek
Uykusuzluk denilen dikenli tel
Ve takılı üzerinde savaşın acı fotoğrafları

Sesim son tizde küfürde
Çınlıyor namluda hedef olan bedene
Kaç! lanet olası duymuyor…niye?
Bir kurşun daha saplanıyor
İsmini bilmeden hem de.

Gözlerimden doluyor güneş
Kan lekesi üstünde
Şimdi hatırladım
Bir bebek ağlıyordu düşümde.

Acaba hangi ülkedendi! ! !


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL 08-02-2008 08:31 AM

Uyuma anne
Gittin ya
Ardın sıra baktım
Ağır ağır ilerlerken sen
Ağır ağır başladı yaşlarım

Her gidişinde daha yorgun.../duk

Dönmeyeceğini düşündükçe
Sıkışırdı göğsüme ölüm
Her el sallayışında biraz daha
Soluklarım kesik
Bakışlarım donuk
Asardım sevinçlerimi

İlk bahar sanırdım
Yanağımda öpüşünü
Kirpiklerimdeki damlayı
İlk çiy sanırdın / çiçeğindim ya hani

Baharı toplayıp gittin

Dört duvarı pembe odanda
Solmuş resimlerinde
Sakladığın hazanı buldum bu sabah
-hayatı ne kadar severdin


Bir tutam saç daha vardı yastığında
Kokladım,
Yağmur kokusunu severdin
Bir avuç saçını ıslattım
Bakışlarımı kuruturcasına.

Her gün daha zoruma gidiyor
Kaybettiğin gülüşün.

Acılarını bölüştüğün
Deliş deşik uykuların ertesinde
Birikmiş isyanlarına yüz sürdüğün beyazlar
- beyazlar ki ıslak ve kırışmış

Zor geliyor sana
Yaşamdan uzaklaşmak
Bana koyuyor
Elim kolum bağlı
Günden güne küçüldüğüne bakmak.
Çaresizim...

O sabah,
O sabah omuzlarına çöktü
Bir adım atmanın zorluğu
-Gördüm

Elimi uzattım yürümen için
-Gözlerinde kırıldı güneş

Gölgesine bir baston dayadım
Tut anne.
Üzülmeden tut.

Sen yürüdükçe dönecek dünyam
Nefesinde soluklanacak hayat
ve sen güldükçe
Şafak çekilecek gözlerinde

Sabahlar sende anne...
Uyuma!


Arzu Altınçiçek

GooD aNd EvıL 08-02-2008 08:31 AM

Uzağında
Dalları yorgun ağacın gölgesinde
Ezilir çökük omuzların duruşu
Titrer ayakları, elleri, sesi
Gözlerinde titrer şehir, hafif puslu

Uslu değil çapkın rüzgar saçlarında
Dudakları çatlak, arzuları kuru
Yarım kalan şiirler ağlar kağıtta
Mürekkebin gözyaşın kadar duru


Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 01:59 AM

Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11   Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.