![]() |
Demek hazanın kalanı da yaşanacak!
Ne hekimler gelmiş ki yarayı canı aşkıma Çare mi olacak ki meçhulde esrarı ahıma Toprağın kokusu ki geliyor işte ta ezelden Sinelerin kilitlenmiş mahzun hüzünlerinden Sen aldırma leyar sen bari bir efkâr soluma Sen umutlarını tüketerek ahirin için korkma Sevilensin şevksin kahırlar içinde soldurtma Aşk yekpareliğin de hazzın ahenginden yana Ben böyleyim işte dertlenirim kendi gölgemle Senin nerelerde olacağını idrak etsem de yine Bedel mi hazır kaderde ki nefsin bekler haline Zindan ne çare yalnız kalan sinenin günlerinde Sevmek ah ne diyeyim dileme kal kendi halinle Yeter ki seni terk etmem için bahaneler üretme Unut diyerek kolay olanı seçme kader mucibince Kal kendi esenliğinle sevgime bir müdahale etme Sende olmayanı veremem ki sevmeni beklemem Zatımdan vazgeçmede diyemem onu isteyemem Teninki nazar için asla nefeslenmem bezeyemem Melalin ki silinmeyen kim bilir ne ki haline girmem Mustafa Cilasun |
Demek ki yaşanacaktı!
Bir iç sızısıdır işte yaşadığım Vicdanları azapla tanış Kılmak zorunda bıraksam da… Bu muhayyile karşısında Zalim olmak korkusunu yaşıyorum! Arzı mekânın her bir boylamında Onca insan yaşarken niye ki… Öyle mütemadiyen soruyorum Adımladığım kaldırımlarda Sessizliğim ayak vurgularında Vadinin solan çayırında Ağaçlardan düşen yapraklarda Hep kendimi görürken Yine bir esrarın tahayyülü… Zorunda kaldığım halin müşkülatı Yazmak hevesinden vazgeçecek kadar Yazılanları yetti artık yaşattığın Azap diyerek hepsini birden İmha edecek kadar hadsiz… Ama niye bunlar Bu zaman diliminde Bilinmezlerin merak dilimlerinde! Neden zulmün abadı olayım ne kadar büyük bir hadsizlik değil mi Şu okunan ezanlar suyu hürmetine Hiçbir dahlim olmadan bunlar niye Neden cezbe tutulmuş bir halin Müdavimi olmak zorunda kalıyorum Yalnızca bu sebeple Hiçbir suçu olmayan bir canı Neden üzmek zorunda bırakayım Bu kadar sefil bir canın Hamalı olmaktan Bir bilinse ne kadar bizarım Ne pazardayım ne mezardayım Acizliğinin her katresini Haykırmak için bu saflardayım Olamadım işte abit ve de zahit Hederde ki bir viraneyim Ama biliyorum ki Bu müşkülüm olan konuda Asla ve hasetsen Bir şey yapmış değilim. Ne edepten anlarım ve ne de Edebiyattan ve hatta safhalarından Anlayışı kıt bir girdabında pençesinde Nefeslenen hissiz bir illetim. Efendim her aklıma geldiğimde Gözlerimden süzülenlere yanarım Mukallit olduğuma inananlardanım Hakkın kelamı karşısında Okumak için otururken Teganniye kaçacak kadar Bağıran bir ahmağım Gülden anlamam, onu Koparmak için can atanlardanım enaniyetim takiyye kalkanımdır Ar içindir bütün gayretim Hak rızası nerede Onu bilmeyenlerdenim İşte demem o ki ey can Sizi yetiştiren eve beyniniz En güzel ziynetle müşerref kılmış Bir emanetin İtminanlığında sizi abit yapmış Biliyorum ki Sizde ki ruh güzelliği Zaten sizin için hususen Verilen bir nimetti Ve siz bunu En güzel bir biçimde Deruhte ederek Lütfederek bizi ihya ettiniz Bilseniz ki Siz ne kadar müşfiksiniz İbreti âlemsiniz Adeta bir mürebbiyesiniz Sizin için sarf edilen beyanlar Biliniz ki yetersiz Çünkü siz bir erensiniz Aslına bakarsanız Bu risaleyi yazmayacaktım Lakin gönlüm elvermedi Hakikat karşısında susmanın Bir zillet olacağının idrakine vardırdı Eğer hiç bir karşılık yoksa Alınan nefeslerde Etkileşim niyedir bilinmez Her etki bir tetik mi asla ve fakat Sinede ki cana ne demeli Hak için salıvermeli değil mi Lakin eğer bu hissiyat Bir azap olacaksa Allaha sığınmam mutlaktır Çünkü esrarın perdesini Aralayanda odur Kalplere ilga edende Muhakkak ki yalnızca odur Onca yaşayan canlar arasında Bu hususilik ne ile anlamlıdır Bilmek isterdim doğrusu Lütfederseniz ayrıca mesruru olurum Bir azapsa asla Bir hazsa illa diyerek Geldik ki elbet bir gün gideceğiz Verdiğimiz o sözle İmtihandan geçeceğiz Ama sevdiğimiz için yerilmeyeceğiz Bir hoş seda olarak kalabilmem imkânsız Bunu ancak mana derinliğine Haiz olan gönüller başarabilirler Lakin size bir hüznü Yaşatan olmayı yeğleyemem Gönüller ancak görmeden de Kalp diliyle kemalatı yaşatıyorsa Sevgi ve muhabbet ve hatta aşk Bu manada çok yücedir Hal ehli olan gönüller için… Mustafa Cilasun |
Demek öyle…
Diyorsunuz ki; Ölünce de bitmiyor ki fakirin çilesi. Demek öyle... O vakit zengin olmak adına Tez zamanda, Zatıma bahşedilen Her türlü özelliğimi Sadece zengin olmak Adına sarf edeyim ki, Fakir olmaktan kurtulayım. Öyle ya hem dünyada rezil Ve hem de ahirette... Bu nasıl bir terazi ki, Hep ağır basıyor varlık tarafına... Şöyle bir düşündüm, abitlerin, ariflerin, Zahirlerin, erenlerin, Hak aşığı velilerin Hiç bir varlıkları olmadıkları halde, Kanaat gibi en yüce hazinenin Müntesibiydiler, o geldi aklıma... Üç gün karnına açlıktan Taş bağlayan Bir yüce peygamber Kendine ikram edilen her şeyi Suffe ashabına gönderirdi Fatıma ve ilmin kapısı Ali İftar için bir taneye hasrettiler Açlık öyle yüce bir duygu ki İnsana insanüstü sıfat kazandıran Nar’ı her zaman hatırlatan Aşkı Cemalullah için yaşatan Tenden maddeyi azat etmek Her soluğun da, ona kavuşmak Ne derler kaygısını silkip atmak İşte böyle bir şeydir yokluk Bakıyorum etrafıma... Hiç kimsede bir yamalıklı Urba göremiyorum... Herhalde bu konuda sizinle Biraz farklı düşünüyoruz... Ama şiiriniz gayet güzel Ve keyif vericiydi... Tebrikler... Mustafa Cilasun |
Demir-el'in azizliği!
Memlekete ve devlete unutulmaz! Hizmetlerini bilmeyelim! Eğri oturmayalım, zira omurgalarda problem çıkabilir. Lakin doğruyu konuşmak içinde bir sebep aramayalım! Zatıâlileri, genç bir mühendisken birilerince önemsendi! İdeallerini, hobilerini, sumen altı etti, keyfiyeti erteledi! Atmosferin hazır ol, kıt’a dur, selam ver yoğunluğunda, Devleti, derinlerdekilerden daha çok sevmeyi kabullendi! Adaletin buharlaştığı Ankara palasta bir karar verildi. Her ne kadar adalet bulunmasa da, adının olması dahi yeter dendi! Partinin Alplimi olarak, köylünün efendi! Sine mesaj verildi! Ahali bir heyecana susamıştı, artık susmaktan bıkmıştı! Cumhuriyet halk partisine güçlü bir rakip çıkmıştı! Devlet adına derinler, devletini sevenler, bir arada buluşturulacaktı! Millet ve devlet kaynaşmasına sınırlı ve sorumluluk aşılanacaktı! Devletin aleyhinde konuşanlar, haksızlığı soruşturanlar… El birliğiyle devlet haini sayılacak ve devlet kademelerinden dışlanacaktı. Bir türlü önlenemeyen İslami hareketlilik, kontrol altında tutulacaktı! Hemen karar verilerek, imam hatip ve ilahiyatlar kurulacaktı. Mezunlar devlet adına, devletin laik ve Kemalist düzenini koruyacaktı! Din adına bunlara muhalefet edenler, terörist ilan edilecekti! Demokratik ve laik bir düzene dil uzatmak ve onu yıpratmak kimin haddineydi! Askerler teftiş kurulu heyeti olarak, devletin bekası adına asli, görevlerini yapmalıydı! Derinlikli bir devletin sevdalıları, yüzeyselliği içlerini sindiremezlerdi. Gizemler, gizli şifreli talimatlar, siyasilerin Allahtan daha fazla korkularıydı. Nede olsa Allah Rahmet sahibi olduğundan hemen cezalandırmazdı. Din adına görev yapan memurlar, amirlerini serinletmek zorun dalardı! Semboller ve din adına yeni bidatler devreye sokulmalıydı, halk oyalanmalıydı! Camilerde, vaazlarda, hutbelerde, hatimlerde, mevlit ve niyazlarda, Enerjiler kontrollü olarak boşalmalıydı ve boşa harcanmamalıydı. Devleti ve milleti ilmi siyasetten uzaklaşarak yönetilmeliydi. Neslin tabi olan, tahkikten uzak kalan, baş kaldırmayan olması esastı! Milletin ferlerinde biriken enerjiyi, statlar tahliye edemez bulunuyordu! Dünyada gelişen olaylar, zümreleri celbe diyor ve tetikliyordu. Millete yurtta ve cihanda sulh desturu ezberlettiriliyordu, Cihandan habersiz bir millet ve devlet rekabet gücünü kaybediyordu! Dünya devletlerini konutunda ve çamlı köşkte harita üzerinden seyrediyordu. Bunu milletimiz nasıl takdir etmez, her nasılsa devamlı seçiliyordu. Hakkını inkâr edemeyiz, bu devleti derinlere götürmede Demir-eli geçen, Asla çıkmamıştı, çıkamazdı, çıkmamalıydı nede olsa derin deneyimliydi. Mustafa Cilasun |
Deniz ve ben!
Akşam dükkânı kapatmıştık, herhangi bir mağazaya giderek Mehmet’e takım elbise alacaktık, birkaç yere baktık, sonunda bir yerden, beyaza yakın olan bir renk beğenerek, pantolonun hazır hale gelmesini bekledik ve nihayet aldık. Düğün bitmişti, sabah Mehmet beni Ataköy plajına götürmek istiyordu, benim denize girmek adına ilk tecrübem olacaktı. Olur, gidelim diyerek ayrıldık, nihayet plaja girdik, üzerimizi değiştik, benim tenim hiç güneş görmemiş olduğundan, adeta bağırır gibi ortadaydı, fakat bu kimin umurundaydı. Bu benin denize ilk girişimdi, fakat yüzmeyi biliyordum, yılana sarılmamak için öğrenmiştim, samırsaklı ırmağında, oysaki yüzmeyi öğrenmek oldukçada basitmiş. Öğrenmek için ne yapmıştım, Ahmet’ten, Mehmet’ten yardım istememiştim. Su yüzünde yüzerken gördüğüm, beyaz fıs fıs diye bilinen, beyaz eşyaları korumak maksadıyla aralarına konan, suyun batırmaya gücünün yetmediği nesneyi, karnıma kemerle bağlayarak, kendimi suya atmıştım. Öyle yüzüyordum korkum yoktu, saatlerce sudan çıkmıyordum, yorulmuştum dinlenmek niyetiyle sudan çıktım ki, karnıma bağladığım fıs fıs yoktu. Şaşırdım kaldım, ne zaman çıktığını hiç fark etmemiştim, hemen tekrar suya daldım ki, yüzmeyi aslanlar gibi öğrenmiştim ve buna da çok sevinmiştim, dolayısıyla kendime olan güvenimi tazelemiş ve ayrıca kuvvetlendirmiştim. Plajda rasgele yüzüyorduk, ilk defa bayanları plaj kıyafetiyle görüyordum, ama inanın hiçbir cazibesi bulunmuyordu, rahatsız bile oluyordum. Böyle kendi halimde yüzerken, sırtımdan birisi aniden bastırınca, ilk defa deniz suyunu yutmak zorunda kalmıştım. Deniz suyu, biraz tuzlu ve balık kokusunu içinde barındırıyordu, yutmak zorunda kalanlar için, hiçte keyifli olmayan bir durumdu, rahatsız olmuştum, böyle gafil avlanmak, benim hiçbir zaman tarzım değildi. Sağ olsun amcazadem Mehmet zahmet buyurmuş ve beni sırtımdan suya batırmış, içimden tamam canın sağ olsun diyerek yüzmeye, o unutana kadar, devam ettim. Suyun içinden giderek ters döndüm ve Mehmet’in göbeğinin altına geldim, belini kavrayarak onu dibe çektim ve bir müddet sonra bıraktım. Mehmet çok korkmuş olarak dışarı çıktı, birazda su yutmuş tabi. Misafir olduğum ve birazda yufka yürek taşıdığımdan, onun kadar acımasız davranamazdım. 1968yılıydı, fakat ilk deniz tecrübem olduğu için bu olayı hiç unutamam. Mustafa Cilasun |
Derbeder halim!
Mukallit bir kimliğin, Müntesibi ve müdavimi olarak, Hissiyatımın çetrefilliğini, Sizlerle paylaşmam, Atmosferde, soluklanmam, Ve kimliğimi kınamamdı. Sevgili revanımın bu hallere Düşmesi, ahegsizliğimdi! O sadece sevdi ve teslim oldu. Yaşadığım sukutuhayaller beni solladı. Dengem kayboldu, kişiliğim buharlaştı. Emanetlerim, biçare ahvalle! Birbirlerine bakıştı. Yakın olduğum hocalarda, Din adını kullanan molozlarla, Hemhal olurken, Şahit olduğum pervasızlıkları, Bir dönemler nutkumu durdurmuştu! Sadece bakıyordum… Gruplardan, cemaatlerden, Tahkiyeciler den uzaklaştım… Kütüphaneme, sil baştan, Yeniden okumaya koyuldum. Çocuklarımın fazla olması, Yıllardır, yalnız kalmamdandır. Birlik konusunda, asla! Bir problem bulunmamaktadır. Sadece derinliğimdeki mevcut, Bana ait keşmekeşliğimi, Efradıma, yansıtmadan, Yaşamak, sanatını, okuyorum. Kim bu âdem, ne arzu eder, İnternette, ne gezer derseniz? Beyanlarımın gerçekliğidir… İmtihanım bitmedi, yaşamaktayım. Manevi şahsiyetinizi sevmem, Saygı duymam ve özelimi paylaşmam, Âlemde olan, ama görünmeyen, Birbirini bilmeyen, Hadsizlik yapmayan… Edebi, adabı, bir zırh gören, Ne zaman, ne olacağını bilmeyen, Atmosferde, internette her an, Bağlantı garantisi bulunmayan… Bir rüya veya ütopyasını yaşayan, Yaşananlara şahit bulunanlar… Kişilerin bilinmeyenleri, Şayet önemliyse, Tetikleyici görev merak’ındır. Kolaylık olması adına itiraflarım, Zannı yenmek adına arzuhallerimdir. Bir beklenti sadece cenabı Hakka, Paylaşılanlara şahitlik kabul buyrulursa. “Dost bir ağızdan neşeli tavsiyeler” Zatıma hasredilmiş bir ikramdı… Efendimiz s.a.v. hayatınızı, rüyalarınızı, Özel dünyanızı zenginleştirsin. Mustafa Cilasun |
Derken!
Derken Alıyor işte insanı Bazen derin düşünceler Heceler içinde Derlenen kelimeler Neler söylemezler ki Melalinizden sızıntı halinde Arz edilen o güzel cümleler Okuyanın içinde Sızı bırakan çekilenler Bir ahu figan ile Feryat edilmese de Anlatıyor işte Satırlara geçen kelimeler Lakin yeter dedirtiyor Bazen silinmeyenler İmrenesi geliyor insanın Aklıselim ile nazar edenlere Sinelerinden Sevgiyle baka bilenlere Güzel yazanlara da takdir Ve tebrik esirgenmemeli... Eyvallah... Mustafa Cilasun |
Dertlerimle sıralıyım!
Yaralıyım Dertlerimle sıralıyım Derman için sabrın devranındayım Hasretin Vuslatın en yanık adıyım Sensizlikte zihni bulanıklığı yaşarım Karalıyım Sensizliğin müptelasıyım Bahtın hazanı sürurun hüzün tadıyım Bir nidaydı Cihana haykırdığın Lakin hakkıyla anlaşılmadın sancısıyım Senden Ayrılık derinden vurdu Can yaşamaktan, kalp atmaktan yoruldu Hasretin Deşifresi muradın oldu Sana kavuşmak, halinde olmak sorunumdu Asırların Kokuşmuşlukta ki sancının Neslin kucağına boşaltılan hıncın yozluğun Seninle Asudeleşen sevgiyi kuruttu Hiddet, nefret, şiddet, hamaset hali kuşattı Kim baksa Ön yargıların prangasında Vicdanı aksa, iradesi ne derlerin kaygısıyla Tercihler Kof ve içi boş umutlarda Mefkûresiyle coşturan kutlu dava localarda Kan aksa da İnkişaf idrakten azat olunca Tefekkür mukallitçe solununca kalp açlıkta Nakaratlar Aşların, nüfusların kuşatmasında Gaye, hakkın rızasından ziyade nefsin olunca Mustafa Cilasun |
Devran içinde anlamlaşan!
Dönme Sakın bir daha yeltenme Yeniden bir sayfa açmak için niyetlenme Anlamadın Aşkın hazzıyla kuşanmadın Nedense mütemadiyen arandın yanmadın Bilseydin Kanaat içindeki sevdayı Sabrın devranında hasret içinde dolanmayı Zamana Umutlar içinde uzanmayı Nedametle solumadan hamd ile yol almayı Ne deyim Ben sana neyi göstereyim Kalbin serencamında fakirliğini mi arz edeyim Ruhun İnsicamında bağnazlığı Avuntularının harmanında mahkûm mu edeyim Senindir Ten içinde gizlenen nefes Cazibeler esrarında zevkler kafes, sabırsa enfes Varlık içinde Erdemliğin kemaliyle Nefsin nizamında ki zarafetiyle sabrı anlayarak Tevekkel Bilinçsizliğinden soyutlanmak Tercihlerin serencamında vuslat için hep koşmak Fakirlik Varlık yoksunluğu değildir Hal ikliminde edepten soyutlanarak yaşamaktır Adabı muaşereti Deruhte etmeden konuşmaktır Nefes almayı marifet sanarak zaaflara bırakmaktır Her ne dilersen Niyetinle hesabın rüknündesin İradenle muamelata geçmekte serbest olan nefsin Aşkı anlamadan Yanmayı zaaf saymadan Şekliyete katiyen uzanmadan vefada fedakârsan İşte o zaman Toprağın bereketini anlarsın Sağanak yağmurlara muhabbetle bakarak ağlarsın Çiçeklerde Umudun renkleriyle coşku yaşarsın Hakkaniyetle ruhun ikliminde zamana yaslanırsın An için Hazırlanarak anlamlaşırsın Varlığını yalnızca zevklerine hasretmeden yaşarsın O vakit Aşkın ulviyetine kanarsın Hizmet için heveslerinden vazgeçerek koklanırsın Mustafa Cilasun |
Dil çaresiz gönül dirliksiz!
Kuşatmışsa dilimi şayet bir hezeyan Hale tesir etmez, asla idraksiz kalan Sen oyalan mühlet içinde anlamayan Anlamadan nefes alan aşkı solumayan Dert ki tenin dirliğinde bir nihayettir Derbeder olan ancak hali bilmeyendir Kalbin sahibi kimdir hissetmeyen bilir Hezeyanlar içinde o kendiyle konuşur Ah Rabbim verensin, sen bahşedensin Rahmetin için verdiğin süreyi beklersin Sen en güzel yârsin ölümü halk edensin İnsanı bilen ona en güzel şeref verensin Düşünmeli bir insan, lekeleri karşısında Bitmeyen nefeslerin azameti konusunda Var olan hukukun muhafazası hususunda Hükmün sahibinin hoş görüsü noktasında Anlamalı o insan hep bağırıp çağırmamalı Hata karşısında, mağdura mühlet tanımalı Hemen kararmamalı, muvazeneyi anlamalı İnsan olduğu için onu bahşedeni hatırlamalı Ne can ve nede kan insan içindir her zaman İnsansız arzı cihan ne kadar anlamlaşır biran Akledense bir insan ruhuyla o kalbini anlayan Sağlık içinde hamd ile kulluğun gereğini yapan Mustafa Cilasun |
Dil karda gönül yarda serzenişler!
Hayatı yırtarak ellerin açılması Bir haykırış için melalin akması Çare için heveslerden geçilmesi Murat için sinenin afişe edilmesi Bir kelam edebilmek için gayret Asliyet için bilinmez neler gerek Akacak olan gözyaşlarını silmek Damlada ki hikmeti idrak etmek Toprak halin derinliğinde okumak Vatan için yek parelikte solumak Onunla boyanmak maziye akmak Tefekkür meşkiyle idrake ulaşmak Canım feda şüheda için hasbünala Mana içindeki mana kan ki hep ola Analar bunu anlaya babalarda coşa Konuştukça anlam içinde manalaşa O ki sinelerin hevesi melalin eşsizliği Hangi zalimdi sema seyrinde inlemeli Nesiller bilinmeli kahpelik nakşetmeli Beşeriyet idrak içinde hep düşünmeli Asırlar geçiyor kefenler öyle biçiliyor Şehitlerimiz baş üstünde taç ediliyor Desiseler içinde daim planlar çiziliyor Kuvvetin banisine öteleniyor gidiyor El hak içinde hadiselerle başa çıkmak Düşünmek için bilinçlenmeye bakmak Okumak donanmak müfredatı geçmek İlke edinmek korkmamak içinde bilmek Mustafa Cilasun |
Dile gelen halden geçiren terennüm!
Sen sevda çiçeğim baş tacım benim Gönlümün sultanı payi tahtı efendim Ne diyeyim emanetinden çok beriyim Ne kadar da acizim bir bilsen efendim Anlaşılmaz oldu meramı hakikatlerim Kime ne diyeyim ki halin tahtı efendim Sukutu hal eylemek isterim ne sefilim Ümmetinim pek rezilim hakirim efendim Bilirsin ki kalbin sahibi onu yaratan Hak Nazarı seyir halindesin asırlardan da ırak Sen ki ilimlerin esrarı mucibince nuru pak Serilir huzuru mahşerde her bir sineyi Hak Tesir ki illa olmaz ise nasibi Hak çare yok İzanım ne ki gayretim gafletin içinde şok Nübüvvetin pakı dilini tercihten ne bizarım Ne bekliyorsun akidem ki halimle hazanım Mustafa Cilasun |
Dile gelen hicran!
Nasıl Mani olayım ki Serdedilen o hicrana Ta Ötelerin Dilinden süzülen Bir serencama Hali Bağlayan Neşet eden Bu hilkati Bahşedene Anı Halk edene Murat Esintisinde Hissedilen Bir nefese Bir mahzunluğun Gölgesinde Seyrederken Edebin Her bir halinde Şekillenirken Neleri seçerken Tebessüm ile En nadide Bir çiçeği de Bahşeden Onu yaratan Sabrı bilen Onu dileyen Özlem içinde Terennüm eden Metaneti seçerek Himmete el veren Çileye Kahretmeyen Sevgiyi Bir aşk içinde Terennüm ettiren O gönüller ki Sensizliğin Issız zindanında Ne kadarda karaydı Sineler ki Ancak Bu kadar dardı Hiddeti Nasıl bir marifet ki Elan kusarlardı Ahu figan Her zaman vardı Lakin Kimler bunu duyardı Zahir için Koşturanlar Neme lazımcı Olan bu canlar Ne acı bir Bühtanı Muhakkak ki Elan soluyacaklar Bir rahmet Esintisi ki her yanı Lüzum olan Müddetçe Kuşatmıştı Kimileri Ne anlardı ki Bir hidayet ki Olacaktır Bir vakti saati Gelmez ise Nasib olacak anı Mutlak halin Ne meşakkat Olacaktır farkı Çekilecektir O an İçinde bulunan Bunu anlamayan Yalnızca bakan Tahkikten kaçan Zevklerine sarılan İçinde kalacağı İşte o an Zaman Ve anın katlarında Geçen her biran Öğütülen Ve yıpranmayacak Sanılan Hal ki Ruhun İnsicamında ki Bulunan seyrinde Neşet eder Kim ne deri Ret eder Hırs Terbiye edilmez ise Olacaktır Sonunda bir keder Kader Tesadüfü öteler Nasib olacak Ancak Hakk için boyun eğer Vicdan Ötelerin dilinden Sevginin Var olan feyzinden Güzelliğin Eşsiz ahenginden Esinlenir Ruha Böyle yön verir Nefs için Terbiye gereklidir Dil Bir edep içinde Ancak kaidelidir İnsan Bu sayede eftaldir Yoksa niye Kahrı çekilir Zülüm Muhakkak ki Bir gün senin Ziyaretçindir İyiliklerin tavsiyesi Kötülüklerin meni Bunun için Her vakit gereklidir Yoksa Sıratı müstakim Kimler içindir Düşünenler bilir Bu bakımdan Hayat Bir sabır içinde Nefeslenilen nihayettir Yeniden Diriliş için bilenmektir Aşk için Serden geçmektir Mustafa Cilasun |
Dile gelendi söylenen!
Sen Sevda çiçeğim Baş tacımsın benim Gönlümün Tek sultanı payi tahtı Olan efendim Ne diyeyim Emanetinden Artık Çok beriyim Ne kadar da Acizim Bir bilsen Sevgili efendim Anlaşılmaz oldu Meram-ı Hakikatlerim Kime Ne diyeyim ki Halin Tahtı bulunan Muhterem efendim Sukutu hal Eylemek isterim Ben Oysaki Nede sefilim Ümmetinim Pek rezilim Hakirim Sana nasıl Gelirim efendim Bilirsin ki Kalbin sahibi Onu Yaratan Haktır Nazar-ı seyir Halindesin Asırlardan da ırak Sen ki İlimlerin Esrarı mucibince Nuru pak Serilir Huzur-u Mahşerde Her bir sineyi Ey Hak Tesir ki İlla olmaz ise Nasibi Hak Elbette ki Bir çare yok İzanım Ne ki gayretim Gafletin içinde Şok Nübüvvetin Pakı dilini Tercihten ne bizarım Ne Bekliyorsun Akidem ki Halimle hazanım Mustafa Cilasun |
Dilediğin yere git!
Ne kaldı yüreği titreten anlardan Kaldı mı hissiyatı zorlayan zaman Mekânı geçmeyen hapisle yaşanan Bir cazibesi kalmayan ayanı beyan Geçen zamanda ne olmuştu bizlere Ruhun muvazenesinden uzaklaşınca Nefsinin arzularına devamlı bakınca Envayı çeşitlilik hevesleri kuşatınca Başlıyor bu zaman baskı altına alınan Tenhalar içinde yutkunulan o heyecan O an ne derleri unutturan bu kalpazan Vicdanı yaralıyor bir anlık kurtuluş olan Merak yönlendirilmeyince ne hazindir Her hadisede kim bilir ki neler gizlidir İradi olmayan duygular mesnetsizlerdir Akıl bunun için en değerli bir hüccettir Git nereye diliyorsan sen öyle çek ve git Lakin seni takip edecek her geçen vakit Dilediğinle dans et heveslerince serdet Ruhun bizarlığında sen çekilemezsin evet İnsandan bahsediyoruz bayan ve erkektir Her birinin kokusu kişiliğine has özelliktir Bir cana hasredilince değerin kadri bilinir Aşk için yaşanan en nadide bir güzelliktir Mustafa Cilasun |
Dilek ve temennilerin arefesinde!
Âmin efendim, Kalbin yegâne sahibinden, Ruhun nefeslerde ki müddetinden, Ötelerin zarafetinde ki aşkın deminden istifade ederiz İnşaallah... Gün doğarken Gözler uykudan bizar kalırken Seherler maziden ibretle bahsederken Ömür geçip gidiyor, nefeslerin müddeti sessizce eriyerek gidiyor… Aklın aşkın İradesizlik içinde yaşayanın Muhayyilesinde boşluk bulunan canın Kalbin sahibinden azade, ruhun ikliminde biçare olarak yaşayanın… Bedbini bizarlığı Gayretsizlikte bulduğu açlığı Bilgisizce serdedilen fakir uğraşı Tebaalıkta kalmak için uğraş verdiği yarışı, hürriyet için yakarışı Dört duvar Değildir karanlık zindanlar Karanlığı bizzat halinde yaşayanlar Aklın, bilginin, tecrübenin, azmin, çile ile devran edememenin zafiyeti İradedeki hali Hevesler içinde ki tercihleri Hesapsız, manasız, şartsız nefsi Nizamsızlık içinde ki düşünceleri, açziyet içinde yüksünerek niyaz etmesi Sünnetullahın Açık ve sarih kuvveti bilinmeden Timsahın dişlerinde acımasızca kilitlenmeden Aslanın pençelerinde, bedeni telef etmeden, vagonu kaldırmayı dilemeden Gücün içinde ki Hazineleşen bilgi ve irfanın Fevkalade yeterli olan idraki içinde aklın Mefkûrende, hizmetinde, azminde, hedeflediğin uhdende meşki zamanın Açık ve aleni olan Mucizelere gerek duymadan anlatılan Kitabı celilde ki ayetlerde seni ceddinle aydınlatan Hakkın, sıratın, mizanın, mezarın ömür içinde ki anlaşılmayan anlamsızlığın Mustafa Cilasun |
Dilemek ne çare gayret olmayınca!
Ne kadar çok, hak etmeyi dilerdim Tarafından, tensip buyrulan sevgiyi Yılların hasretiyle terennüm etmeyi Senin sevmeni, çileye selam vermeni Lakin o gayretler kifayetsiz kalınca Aşk, semanın nazarında hale bakınca Sevda sinede devran hazzı yaşayınca Sessiz yutkunmaların dönemi başlıyor Hasret, ne kadar muazzam bir ülfet Kanaat içinde sabrın ilzamı bir sebep Kudret, kimler için bir nasibi hakikat Şükret dertlerin içinde haline meylet İdrakindeyim heveslerin ben hederiyim Divana durmak için bahaneler içindeyim Seher vakti, miskinleşen bir bencileyim Hamdı nerden bilirim, ben ne serseriyim Şimdi, geçen onca zaman beyhude geçti Kederler içinde tefekkürde çok ötelendi Zevkler şekillendi kültürler telakki edildi Renkler ki türlü bahanelere alabora edildi Mustafa Cilasun |
Dilemesem de terk ediyorlar işte!
Yalnız bırakıp terk ederek gitmeler Her bir hücrede muhakkak görülür Biz ne kadar fark etmemekte örülür Gün ahirin günüdür canın hüznüdür Unutmalar artar ki kabul etmesek te Alınganlık çoğalır pek çok dirensek te Muhakeme yeteneğimiz ağır seyretse Ne kadar bir şevk kalsa da melalimize Gidenleri nazar ederken de yutkunuruz Tabutlardan tutsakta akıbetten korkarız Bir ah ile soluklan sakta kalan ki bakarız Hak için ne varsa bir nedamettir koşarız Saçın telleri ağzın letafetleri artık gidiyor Omurga bükülüyor ciğerde feryat ediyor Kan ne kadar yavaş olsa seni terk ediyor Kudret elini çekiyor hayat iksirinki bitiyor Bekleyiniz bakalım bir umudun eşliğinde Kör bedenlerin dirliğinde ki muhayyilede Kaç bildiğin en mütenasip meçhul evreye Zamanın katresindeki o bekleyen yüceye Mustafa Cilasun |
Dili gönül biçare kalır…
Aldı gidiyor didarı bağrı güzel Yanakların da bir al canı güzel Dili hakikatten beslenen dilber Gönlüm öyle hederdi aşk neyler Yanan bir dilber cihanı ayar kılar Çakar akan gönüllerde kıvılcımlar Çeker kutbu cihana yanan yıldızlar Zikreylerler, aşkı, meşkle yaşarlar Dilberin türlü azası letafetin mayası Gözü ceylan, dili bezirgân aşkı safkan Yüreği destan, ayağı arzın başından Geldi cihana sultan beri nazarlardan Olmasaydı dili dilberin hercümercinde Akmasaydı gözü ceylan muvazenesinde Salınmasaydı gülizarın asma hançerinde Dili gönül biçare kalır, hicranın pençesinde Mustafa Cilasun |
Dili halim kalbimin önündeyken!
Solsun yeter ki senin aşkın ile ruhum Biliyorsun ki nihayette aciz bir kulum Aşk seyrin de, haz almaktır umudum Mana meşkine hasrolmaktır muradım Dili halim kalbimin önündeyken acizim Arkasında seyri bilirse tefekkür edenim Neyi düşüneyim hakikati nerden bileyim Ne kadar bedbin bir bencileyim neylerim Soluduğum her nefeste bahşedeni bilirim Ondan habersiz ben kimim kimden dilerim Maksut için bilenir dillenirim hem serilirim Aşk için hemfikirim o yolu bilene imrenirim Ne yapsın ki canlar cananlar aşkı tanıyanlar Kalp için bir vuslattır aşkın hazzıyla yanarlar Hak rızasıyla şakıyan kuşlar açılır her kapılar Mevcudatın sebebini idrak ederek sabahlarlar Can ki veren için ahdi bilecek bir mürüvvettir Hakikatlerden habersiz canlar için bir külfettir Aşk bu canlar için bir zevktir beden sentezidir Aşk ruhların en vazgeçilmezi hayatın öznesidir Mustafa Cilasun |
Dili hazan efkârı!
Şayet Söyleye bilseydim Sana derdimi şiir yazmak niyeydi Anlata Bilseydim meramımı Yazıların halden sudur eden rengiyle Sitem Kime, nedamet Ki artık kimin derdinde Sevdanın Açılan sis perdelerinde Tahayyülün muazzam enginliğinde Sevsen de Bizarım velev ki Sen hiç sevmesen de Hicranım, Benim kendi kendimle Sen bir zerre miskali üzülme Merakın Esrarında büzülme, Kendi melalinde hiç kederlenme Derdim Sadece kendimle Sevmiyorsun ki sen şimdi ne çare Bırakmışım Melalimi dalgaların Kuşatan efkâr salan serinliğine Sensizliğin Derinliğinde hicranım Sızının kadrinde yapayalnızım Sen Ne bileceksin derdi Ve hatta gamı kederi kal kendinle Sen Hiç nazar etme, Kelamını her vakit nazarımdan esirge Biliyorum Artık gül-i nisalar, Hissiz rıhtımımda dalgalar misali Gelen Vursun giden vursun Gönül zaten yaralı ne çıkar sanki Şimdi Öyle viraneyim ki, Martılar uçarak kanat çırpsa bana ne ki Kokmayan Bir gül bahçesinde, Sessiz dolaşan dili hazanın efkârı gibi Mustafa Cilasun |
Dili lisan çaresiz…
Duydum ki yüreğimin dilberi perişan Ah bu acı öyle bir katran ki katre aşar Şaşkınım biçare kaldım olduğum yerde Sine harap, zihin türap, dil zatihi serap Yüreğinin sızısını anladığım an sendeledim Kalmamış bir muradı, kaldığı o mekân da Uyku firarda, göz pınarlarından süzülen yaş Bırakamamış kalsın bir katreyi kuru kumaş Yılgın, yorgun, solgun mu solgun bir kararsız Tez bir canla nefreti tezahür ediyor kaçamaz Gönüllü olmasa da bir mahkûm, huzur kalmaz Bu hal ile ders çalışılmaz, sükûn ile şiir yazılmaz Kalakaldım biçare, esin kaynağım uzak diyarda Bir gel dese şayet tanımam bir sınır olurum Hızır Her zerrenin kuvvet dengesinde hâkimi ilahiye El açarım, niyaz ederim, gönlünün şifahiyesine Ne olur ey yar bir kelam eyle olma oralarda bizar Kalmadı bu dünya ehli keyfe, zikri hakikat eyleye Dili lisan çaresiz, hal mecalsiz, sen halinden halsiz Koyma merakta, esirgeme kelamı olmayım habersiz Mustafa Cilasun |
Dili süsleyen güzeller!
Aşk İnsan olmayı başaran canlar için verilendir Hal ile demlenen nimeti bilen ruhi bir ülfettir Sevda Ne eren ve nede bir karşılık bekleyenlerindir O feda olunduğu sürece demleyen güzelliktir Dünya Ahirin resmedilen, idraki akılda beklenendir Her şey senin tercihinle bir vuzuha erecektir Mezar Müddetin nihayetinde toprak altından nazar Nefsini bekleyen tecellisinden haber mizan Mahşer Senin bizar ruhi dirliğinde inkişaf edecektir Cennet, cehennem nefsi hazır bekleyecek Mustafa Cilasun |
Diliyorum…
Dilerim İnanırsınız, Bugün başladığım Bir hikâye çalışmasını Bırakmak Zorunda kaldım. Birden Haleti ruhi yemin Gerildiğini hissettim. Bu zamanlarda Natürleşirim. Halim kalmaz. Oysaki bu sayfada Ne güzellikler paylaşılır. Ancak Bu kadar Anlaşılmaz olmak, Sanırım bahtsızlığım. Artık sizin için, Bir yorumda bulunmam Çok zor ama olacak… Çok okumam gerekiyor ve Hemen yorum yapılmasının Bir sakıncası olduğunu, Farklılıkların Sizi üzdüğünü Müşahede ettim. Yaşlılığıma veriniz… İfade etmiştim Beyin fonksiyonlarım Zannederim problemli… Siz yeter ki, Huzur içinde bulunun Gerisi, üstat Necip Fazılın İfadesiyle angarya… Mustafa Cilasun |
Dillenen bir sevda!
Şimdi Sinemi kuşatıyordu Yalnızlığımı sarsan rüzgârlar Ciğerlerime Çektiğim her nefesin Sancısı aşkı anlatıyordu sanki Bir ızdırap Hazzıyla yaşanan Unutulmazlara karışan sevdaydı Merak Bu kadar mı ayyuka çıkar Hasretin ummana saldığı bir sevdaydı Hissedilen Bilinmeyenler dünyasından Hazzı muştulayan mana yaşatan Sanki Bir hazzın bestesi Ahengin güftesi olan muazzamdı Yaşanan Heyecanın zirvesi Yazılan şiirlerin esinti kaynağıydı Hal ile Yaşanan en güzel Manaydı o meşkin kıvamıydı Hayat Bu vakitler bizlere Ne kadar anlamlı devrandı Zorlukları Aştıran bir zamandı Aşkı bizlere itminanlığında yaşatandı Sevgili Revanın hissiyatıyla Geçirilen çok nadide bir zamandı Nakşeden Bir sevdaydı, aşkın En güzel yaşandığı harika bir andı Ona Kavuşmak elbette bir hayaldi, yoksa aşk kalır mıydı Ruhu Arasat’ta bırakan Bir cihanı hakikatti bir haldi Hiç değilse Merakın muhayyilesinde Geçirilen ve en nadide koklanan andı Anılırken Hasrettin çekiciliği olan Fedakârlığı fevkalade anlatan sevdaydı Mustafa Cilasun |
Dilsiz onu andım…
Hasretin abandığı gönlüm, Bir tutsaktı, hüznüm firardı. Zorunda kaldığım her halin, Perişanlığını yaşamaktaydım. Çıkamadım kaldığım mekândan, O kadar bizardım ki, derinlerden, Beyanı halimden, gizemimden, Müebbette, hücre cezası yaşadım. Haklıydı, figanı bir insan nidasıydı, Çok geç kalmıştı, hayalim karamıştı, Çaresizdim, sessizliğimle peki dedim, Ruhumu mahzene attım, hüznümü soludum. Gözlerim yoruldu,, uykuya uzandım, Rüyamım sessizliğinde, ışığı aradım. Üç günde üç yılın hasretini yaşadım, Özlemimle kaldım, dilsiz onu andım. Belki nihayeti olan bir anlık düştü, Gözlerim değil, kalbim söylemişti. Bilsem ne haldedir, tuvalli okşamaktadır, Kemanın tellerinde, hangi aşkı aramaktadır. İsterdim hasretimin karşısında tuval olmak, Darbelerinde boğulmak, soluksuz kalmak. En çok baktığı bir nota olmak, onu solumak, Parmaklarında kaybolmak, hep onunla kalmak… Mustafa Cilasun |
Dinmeyen aşkı yaşatmaktasın
Hissederken çaresizliğimin nedameti Bırakmıyor bir türlü seni anmadan İçime senden bir şey düşmeye görsün Uzak diyarlarda biçare perişanım ben Tüm heybetinden yoksun kor ateşler Seni özlemekten kahroluyorum ben Nasıl bu kadar her şeyi kapsıyorsun Sensizliğin boşluğunda avutuyorsun Biliyorum ******* senin sadık dostun Geç vakitlerde hala ayakta yazmaktasın Mısralarının arasında kaybolmaktasın Sevdayı, dinmeyen aşkı yaşatmaktasın Nerdesin ey can seyrederken balkondan Gemilerin seyrettiği denizi inleyen martıları Sende ki ummanı, yüreğinde ki okyanusu Salıver ey yar ellerim bir an kavrasın onu Esmeyen bir rüzgârın adımlarıyla yürürken Sensizliğin çaresizliği bir hançerdi sanki Her adımda saplanarak yarayı deşen sızı Seni yaşatıyordu bana bir nefes vermeden Gözyaşların tesellim olmuştu tutunacak Benim için olmasa dahi bir yaştır akacak Senin melalinle solacak, bir gün konacak Günlerin hasretiyle seni zikreder dururum Mustafa Cilasun |
Dinmeyen bir sızıydı!
Sinemde bir silinmeyen olarak nakşeden izleri hicran içinde hissettiğim an bir sızı nüksediyor hatırlandıkça Sayfalar bir biri ardı sıra açılıyordu kendi kavlince En belirgin izleri resmederken sürekli gözlerime dikilen çaresizliğim olmuştur Sanki bir sahipsizlik kuşatmıştı her bir yanımı çocukluk yıllarımda Duvarların üzerinde açlığın davet ettiği yutkunmalar her bir yanımı sarardı Evimiz sadece bir tek odadan müteşekkil ve kiralıktı Babam geçe vardiyasında çalıştığı için akşama kadar sadece sessizce uyur kalırdı Annem babamın çok az olan maaşına katkı sağlamak için variyetli komşuların evlerine temizliğine giderdi her geçen gün Bana da sadece sakın yaramazlık yapma ve arkadaşlarınla güzelce oyna diye öğütlerlerdi. Çaresizdim, ağlama hakkımın bile olduğuna kani değildim Çünkü fark edecek hiç bir şey yoktu azarlanmaktan başka. Akşama değin ne kadar ve neye ihtiyacım varsa peşime takılan çaresizlik iliklerime işlerdi. Arkadaşlarım her türlü şefkatin kucaklarında şımarırken Ben annemden o şefkate bir kez olsun şahit olamamıştım Zavallı babamın varlığı, yokluğu hiç belli değildi sanki sadece bakardı anlayamadığım nazarlarıyla Koşarak kucağına çıkmayı ne kadar çok istemiştim Fakat babam adeta bu hasletlere çok yabancı bir insan gibiydi Oyun oynarken arkadaşlarımın annesi kendi çocuğuna ekmek arası leziz nimetleri yemesi için tembihlerken Ben o vakitler gözlerimi o sahneden kaçırmayı daha çok isterdim Acınmak ne kadar ağır gelirdi halime o vakitler ilkokula gidemezken bile Nasip olacağa teslim olmaktan başka o yaşlarda yapılacak hiçbir şey bulunmuyordu işte Mustafa Cilasun |
Dinmeyen esintilerle serzenişler!
Tenimden tenine ılık ılık temas ediyor rüzgâr Nice baharlar, umutlar içinde saklanan hazlar Mezarlar içinde esrarını koruyandır o topraklar Karların içinde nefes alan, çare arayan akanlar Kalmasın bu sinemde bir uhdem gerçekleşmeyen Kanaati öteleyen, sabrın dirliğinde hali bilmeyen Kalbi, aşk ile meşveret etmeden tenini terk eden Ölümde gizlenen nice hikmetleri asla akletmeyen Karalar içinde gizlidir aklar, akıllar insanlığı bakar Dinmeyen hıçkırıklar, zulmet içinde yakılan ağıtlar Güya takva yarışına çıkıyor tesbihatla onca insanlar Mandalar takiyyelerle sineye nüfus ediyor ahmaklar İklimler oluşturuluyor okyanuslar deneylerle doluyor O feza kimlerin ablukası altında güya hizmet sunuyor İnsanlık farklılaşıyor akidede sünnetullah anlaşılmıyor İnanan canlar her vakit muhtaç durumunda bırakılıyor Bir devlet, derin işlerin en önemli müsebbibidir elbet Nizam için hangi desiseler sıradadır bilinmiyor gerçek Ey insanı hakikat sen bu fakirliğin içinde sürekli şükret Payeler olsun sekilerliğin, dinmeyen heveslerinki aklet Böyle bir ahval içinde sen neyi anlatırsın bana tez söyle Aşklar mazinin ekseninde ki güzelliklerde el ele seyirde Sönen mefkûreler şimdilerde kimlerin dertleridir sinede Sen kal kendi halin içinde gizlenen güzelliğin meşalesinde Mustafa Cilasun |
Dinmeyen kavgalar!
Varlığın hükmüyle veriliyor o hasletler Bilmekle mana kazanır anılan tercihler Azmin, esrarında şekillenendir o hırslar Hayat, can, ölüm, aşk umutta açılanlar Sevmek neden hükmün sahibine gitmek Körü körüne adavet içinde nefeslenmek Ruhi ikliminde aidiyeti terennüm etmek Nefsi deşifre edip aşkın naifliğini anmak Şehirlere bomba yağıyor sen bilmesen de Zulmet ivme kazanıyor hevesleri eşiğinde Aldanmak muhakkak ki tercihin nedeniyle Tefekkür ikliminde hızlanan kuraklık niye Artık ne vaat edilen sevgiye hissiyat nerde Aşk için yüreklerde filizlenen asude değere Can için candan geçmeye mefkûre şevkiyle Hakkın havliyle, suhuletin ülfetiyle özlemle Şaşmak ve çaresiz bir şekilde, zulmü anmak Kınamak için durmadan bahaneler sıralamak Safahat içinde nefsin girdabında soluklanmak Hayatı sefil ve zillet içinde ölüm yudumlamak Mustafa Cilasun |
Dirliği bilen!
Bir Başıma yalnızım Kendi halinden habersiz canım Hali Anlayan buharlaşan Kişiliğinde kavrulan aşkla yaşayan Kimliğine Bigane kalan Aidiyetini benliğinde daim kılan Hilkati Bilmeden anlatan Nihayetin hesabına müdrik olmayan Hedefin de Kilitlenen, vuslat için Kederlenen, sabır içinde bilenen Kanaati Hiç terk etmeyen Akideyi gaye edinip onunla şekillenen Kalbinde Neşet eden, gül ile Efendisine kilitlenen şirretten yılmayan Hak için Var olan, rızkını Hak istikametinde onun rızası için paylaşan Gecede Niyazda unutmayan Seccadesine gözlerinden yaş boşalan Varlığın Sahibine fanileşen Hareketin tek sahibini bilen halini vakfeden Mustafa Cilasun |
Dirliğin için kanaat elzemdir!
Duygular, kendi sessizliğinde ivmeleşiyor Henüz, kara duman ve acı ses duyulmadan Göz çaresiz bakıyor kollar hasrete uzanıyor Yaşlar kendi dirliğinde sevgili için boşalıyor Hasretin izleri, halin devranında canlanıyor Sıla türküsü yârin sevgisi, böyle zikrediliyor Ayrılmak, muhabbetten uzaklaşmak yakıyor Serdedilen sevgiler ancak bu vakitler artıyor Kaybetmeden, yokluğunda hal ile yüzleşmek Ölmeden onu yüreğinden silmeden yaşatmak Gönlün, ikliminde coşan muhabbeti koklamak Rızayı tanımak ruhun zaviyesinden dem almak Her sabahın açılan safhasında gizlidir o sancılar Geceden seherlere uzanan tüm niyaz ile umutlar Halin dergâhında yaşanan hasret kokan o hazlar Bir vakit için nasibin vuzuhu mücerrettir ne için İnsan, gönlün toprağını tanırsa o zaman makbul Sinelerde neşet etmeyen sevgiler ne kadar kabul Samimiyet, sadakat kimler için çok cazip bir gül Yüreğinde o şefkati taşımayan şekliyet için bir ün Ne kadar verirsen, o kadarda seviyorsun demektir Sevgi gönüller için çok elzem olan bariz hakikattir Kalp insan içindir, netliğine onu bahşeden kefildir Nefs senin tercihinde badire yaşayacağın gerçektir Mustafa Cilasun |
Dirliğin ömrü biterken!
Biliyorum Hasret kalanımı Seyre dalarak sessizce bakanı Zamanı Kollayan o anı Hayal âlemimde mücerret olanı Hayatım Solmuştu baharım Umudum bitmeyen paye sürurum Tenim Kırışıp katlanmalı Yüzüm nura hasrete ramak kaldı Gözüm Fersizce bakandı Dilim sukutta aczi soluyan kandı Halim Baharın hazanıydı Ömrüm yarım asırdan kalan andı Hasretim Elan nihayetimdi Sevgim bahşedilen hazzı değerdi Neslim Emaneti ayalim Gönül bahçem şevk hanem ahirimdi Mustafa Cilasun |
Diyardan göçenler!
Artık Günü geldi Zamandan kaçmanın Kalan yıllarda Mananın Demini almanın Her Giden gemiyle Maziye Bir el sallamanın Atinin esrarında Yaşamaya çalışmanın Aşkın Asudeliğine Yeterince kanmanın Ona inanmanın Sevdayı anlamanın Ancak Onunla kalmanın İnsanlığı Bu gayeyle anlamanın Tekebbürden Tez elden kaçmanın Manaya Yaslanmanın Onun Deruniliğinde Yaşamayı anlamanın Önyargılarımız Bir çare olmaktan Çıksın artık Nihayetinde Bir insandır Muhatabımız Ayanımız Kalmadı Bir muhabbet Salındı Her tarafa nefret Her mekânda Bir şiddet Olmadı Hazırda bekliyor Bir adavet Ve dahi hiddet Bumudur İnsanlık söyleyin Allah aşkına Ve Hak aşkına Hani nerde Kalmadı Sinelerde hilkatten Bir şefkat Ve merhamet Hani Önderimizdi Zişanı peygamber Nerede bıraktığı Emanetler Kalmadı Kursaklarımızda Bir hüccet Hatta sahavet Bir nihayetin Serüvenini Ne kadarda çabuk Unuttuk Her bir Mezar taşını İbret için değil Sanki Biz anıtlaştırdık Mevtayı Bir idraki ders Olmaktan çıkarttık Ölümü unuttuk Ecdadımızı Varsa resimleri Öyle bakarak Andık Enemizle saklandık Kendi Halimize hiç şaşmadık Bir bakın Kimlerin elinde Umuda hasret kaldık Ne olur Hak rızası için Bir kez olsun düşünün Mezarın Altında çürüyen Ecdadın Bedeniyle yüzleşin Kaçınmayın Siz Atinizi özlemle anın Aşkınızda Manayı arayın Berzah ile Tefekkür ettikçe Ahir âlemine Canı gönülden inanın Nihayetinizle Bir gün Bu hakikatle Karşılaşacağınızı Asla unutmayın Mustafa Cilasun |
Diyarın izlerinde nefeslenirken!
Hakikatin Seyrinde yol alırken Ukba zindeliğini yaşamak bir hoş Hissiyatım Pür dikkat galeyan çağırırken Heyecanın güftesi ritminde yol alıyordu Sayfalarım Fütursuzca kendince açılıyor Unuttuklarım yeniden önüme seriliyordu Tenimden Boşalan ter o an pınardı Gözyaşlarımın ne önemi vardı bühtandı Halimin Perişanlığına şahitlik ederken Uzvum titriyordu nihayetimin ürpertisinden Can, canan Evladı iyal hiç anılmıyordu Nefsin enaniyetinde azap korkusu kuşatıyordu Kalacak Bir tadı nema, aşkı sefalar Ceylan gözlü güzeller Vildan misali çocuklar Zevkin Doruğunda vakit geçiren ömürler Ruhu diyara giderken bakacak ahir penceresinden Mustafa Cilasun |
Diyor ki bir âlem:
Bir Yanım tevazuda, Bir yanım dimdik ayakta Misal lamelif Elifi çözdüm, lamı düğümledim, “kendi”me bir mim koydum Dönüp Dolaşıp sonunda Bir noktada son buldum Cevaben: Noktanın, Bitecek anın, Hal ekseninde ki sayfanın, Kalbi İhsanın, İradeyi saltanatın, Tercihlerde ki maslahatın, Kanaatteki eşsiz sofranın, Tevazuda ki nazarın, Ruhi açılımların, Âlem senfonisinde ki meramın Hükmüyle Yegânenin huzurunda acizliğe, Kulluk ekseninde ki köleliğe, Aşkın Dergâhı izzetiyle, Meşkin seher afiyetiyle, Hizmetin Aşk çilesiyle, Hamiyetin şevk hasletiyle, Ülfetin Letafetiyle, Muhabbetin elzemliğinde Hazzın Derun iğinde göçüp gitmek dileğiyle... Sevgi ve takdir hislerimle, teşekkürler ediyorum selam ile... Mustafa Cilasun |
Diyorlar, korkutuyorlar…
Kendimi bildim, etrafı tanıdım hala diyorlar… Aman ha, dikkat cehennem var buyuruyorlar. Öyle bir ateş ki, sakın odunları dahi insanlar, Dinliyorum, korkuyorum ve sadece bu kadar… Allah diyorlar hakkın da bir şey bilmiyorlar, Peygamber diyorlar, kutsal günlerde anıyorlar, Cennet mi, girmenin çok zor olduğunu söylüyorlar, Dinliyorum, merak ediyorum, sadece bu kadar… Babamın, anemin emirlerin de, eşimin isteklerin de, Çocuğumun siparişlerin de, nefsimin gezintilerin de, Cari hayatın tüm veçhelerin de, yapılan görevler de, Allah, hâşâ kalpte değil, kan pompalayan yürekte, dilde. Allah’ı tanımak, ona yaklaşmak, seferber olmak, Peygamber efendimizi, nefsimizden fazla sevmek, Sevmekten öte, ne yaptığını, ne bıraktığını bilmek, Hakikatin aslı olması gerek, korkutmak ne demek. Nefs için her şey bol, ne seçersen al, yanılıyorsun, Hereksin yaptığını biliyor, doğru diye uyguluyorsun, Cami hocaları, vaazlar da tebessümü eksik etmeseler, Korkutmak anlıktır, sevdirmek, bakidir, kalıcılıktır. Cenneti, cehennemi ve peygamberi hoca da görmedi, En vahim olanı, Efendimizin tarzını, usulünü terk etti, Cemaat zavallı, dimağ boş, hoca ise kükrüyor nahoş, Cenneti, cehennemi, sıratı bizlerden uzaklaştırıyorlar. Rahmet peygamberiydi, hiddetten bir eser dahi yoktu, Şefkatin zirvesindeydi, tevazuu her halinde yanındaydı, Çocuklar ve hanımlar en mütehassıs olduğu konularıydı, Kimseyi tehdit etmez, bağırmaz, Allah’tan uzaklaştırmazdı. Mustafa Cilasun |
Dön artık!
Yine sensiz Nefeslenirken ürperti içinde Bir kahır geçiyor içimden Sensizlik yaşadığım hasretimde Yeter dön artık Halimi yönsüzlüğe bıraktın Mefkûrem daraldı Sensiz umutlarım ayazı yaşadı Ne gece Ne de temaşa eden mah Yıldızlarda artık benden uzak Dön bir kez de sokak lambalarına bak Anlaşılır olmak Bu kadar mı benden uzak Bu kez ön yargıyı bir kez bırak Muhabbetle şefkatle bu kez olsun bak O kadar meşgalede Varsa yanlış tahammül etme Sen yeter ki gerilme vehimleşme Hoş görülü olmayı sen asla terk etme Hatırlarsın o günleri Kaç kez özür dilemiştin oysaki Sevdiğini söyleyerek umut vermiştin Sonra bir kızgınlıkla çekip yine gitmiştin Suçluyum ki sevdim Nisa diye gönlümü verdim Senin için sadakat yemini ettim Ama sen hırsından şimdi çekip gittin Olsun tutkunum sana Yeter ki dön hasrette bırakma Özlem içinde son demlerimi yaşatma Mezarımın başında sen sakın ağıtlar yakma Artık umutlarım Tükenmeye yüz tuttu Kaç bahar sensizlikte beni kuruttu Sularım çekildi sana olan sevgim kurudu Kızgınlığım çok arttı Hasretin yerini hiddet aldı Özlem sevgi dilini unutmayanla anıldı Gönlüm sensiz ne hazanlar yaşadı ağladı Mustafa Cilasun |
Durmayacak olan!
Arz mekân Müstekbirlerce Akıtılan Mazlumların Kanıyla Tabii Rengini arıyor Âdemi beşer Çaresiz Muvahhit Ve hanif kullar Sessiz Din önderleri Celadetsiz Müstezatlar Hareketsiz Hakkı Hak bilip Hakka iltica Bumudur Bir düşünün Sonra söyleyin Emri bilmağruf Nehyi anilmünker Sadece Tavsiyemidir Hiç olmazsa Bari Bir Hılfılfudul İcra edilmişti Küfrün Karanlığında Niçin Hatırlanmaz O küfrün Zirvesin de Oluşmuş Bir hareketti Akan Kanlar Öldürülen Mazlumlar Bizleri Hangi Şekilde İlgilendirecekti Sadece Maddi Katkı mı Yetecekti Allah Aşkına Bu zulüm Ne zaman Bitecek Fiziksel Özelliğimiz Deforme Olmadı mı Yatmaktan Yemekten Eğlenmekten Her Birimiz Boşluktan Zevk Sarhoşuyuz Savurganlık Mı Hadsiz Hesapsız Tatmin Olmak mı Asla Noksansız Çocuklarımız mı İstek Cambazı Eşlerimiz mi O gün Ve bitecek Zamanı Öncelemeyen Mağaza Takipçisi Arkadaşlar Ne olur Siz söyleyin Cazibe Ve şekliyet Mekanikleştirdi Mana kayıp Ahenk bitik Hesap yatık Sonuç İtibariyle Allah Muhafaza Etsin ki Durumumuz Çoktan kayık Düşünmek Sormayı Bilmektir Dikkat Beş duyu Organımızın Pür melal Kesilmesidir Ahir Realitedir İnsan Bunu Akledecek Kadar Akildir Tercihler Keyfiyetler Ne derler Vazgeçilmeyen En’ler Gidecekler Bitecekler Terk Edecekler Seni Halini Ruh Vaziyetini Teslim Edecekler Her Ne kadar Avuntular Dostlar Maslahat Buyursalar Yapacağın Tek şey Giderken Zaman Geçerken Mühlet Biterken Mizan Seni bekleyecek Mustafa Cilasun |
Durmayan kan…
Arz mekân, Müstekbirlerce akıtılan, Mazlumların kanıyla, Tabii rengini arıyor. Âdemi beşer çaresiz, Muvahhit ve hanif kullar sessiz, Din önderleri celadetsiz, Müstezaflar hareketsiz... Hakkı hak bilip, hakka iltica, Bumudur lütfen söyleyin... Emri bilmağruf, nehyi anilmünker, Sadece tavsiyemidir... Hiç olmazsa bari Hılfılfudullar, Niçin hatırlanmaz... Küfrün zirvesin de oluşmuş bir hareketti... Akan kanlar, öldürülen mazlumlar... Bizleri hangi şekilde ilgilendirecekti... Sadece maddi katkı mı yetecekti... Allah aşkına bu zulüm ne zaman bitecek... Fiziksel özelliğimiz deforme oldu... Yatmaktan, yemekten, eğlenmekten... Her birimiz boşluktan, zevk sarhoşuyuz... Savurganlık mı, hadsiz, hesapsız... Tatmin olmak mı, asla noksansız... Çocuklarımız mı, istek cambazı, Eşlerimiz mi, gün ve mağaza takipçisi... Ya arkadaşlar ne olur söyleyin, Cazibe ve şekliyet mekanikleştirdi... Mana kayıp, ahenk bitik, hesap yatık. Sonu Allah muhafaza etsin çok kayık… Mustafa Cilasun |
| Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 03:09 AM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.