![]() |
Kamil Çağlar
** İhtiyar **
**İHTİYAR** sûlha talip olgun bir diyâr büyük savaşlar çıkar içinde, gariptir bu ihtiyar yara bere izleri kalıntı olmuş, yıllanmış bir mahsûl dimdik yaşıyor hala dünyada, asildir asil özgürlüğü vicdanından taşıyor merhamet duygusu mâlum, asildir bu ihtiyar bin türlü eleme nâil olmuş, cefa çekmiş kaim okunmuş ciltsiz kitap gibi, alimdir alim ilahi kelâmı ezbere biliyor ışığa açılmış penceresiyle, alimdir bu ihtiyar iman ilmi nasip olmuş, Allah katında mâsum saf’ın önünde tekbir alır, imamdır imam cahil, önünde diz çöküyor ahkâm kesilmez divanında, imamdır bu ihtiyar hükme rızası daim olmuş, öğretme gâyesi sahih kıble önünde boynu bükük, salihtir salih dünya saadetini eliyle itiyor sahipsiz mülkü neylesin, salihtir bu ihtiyar samimi duygular hakim olmuş, ruhunda makul ilham sürüsünün başında duruyor, ilhandır ilhan. tecrübesiyle hayatı anlatıyor acemi takdir karşısında, ilhandır bu ihtiyar öğretme azmiyle dolmuş, özünde sabit ihtimam cevap istersen bir sor, muallimdir muallim kıymet bilmeyene meydan okuyor iktidar hırsı bulunmaz, muallimdir bu ihtiyar helal rızka kâdir olmuş, bulunmaz harama dair istifham nûs tadında söyleşir, halimdir halim uslanmaz gönüle gül veriyor kötek zulümle dosttur, halimdir bu ihtiyar. izzeti ikramla dolmuş, ikbali yaşında mukim sıhhat bulunur postunda, hekimdir hekim yalan söze sırtını dönüyor ilacı bulunmaz aldatmanın, hekimdir bu ihtiyar doğru dile dost olmuş, yeminine şahittir eyyam doğrulmuş mihrab berisinde, salimdir salim. çehresinden afâki nur yağıyor kur’an yaşıyor kalbinde, salimdir bu ihtiyar şairim kalemime ihsan olmuş, okursanız bir ihtimal sulbünden dahil oldum bende, cemaldir bu nur cemal.. 16.11.2007 14.00 Kamil Çağlar Kamil Çağlar |
>>>>>>Yalnızlık Duası<<<<<<
Yar sensin, oldum aşkına müptela. Aşık olan garip, kalmasın yalnız. Naçare aşkla yakan aziz hüda. Son nefeste bizi, kılmasın yalnız. Hangi yola başvursam, çıkmaz sokak. Divane gezen kulun, oldu ahmak. Yuvarlanıp durur da, teker tokmak. Akla giren şeytan, bulmasın yalnız. Gam sendin, müptela aşkıma inat. Ayrı geçen günde, olmadı bir tat. Vaat etseler bir saray, bir de taht. Kalbimde huzurum, olmasın yalnız. Elim tutar gönlümü, aşka talip. Kucak açıp yara, olmuyor sahip. Derdin merhemini, sürmüyor tabip. Gün gelip gülünde, solmasın yalnız. Sensiz rüyalar, acı dolu gerçek. Korku dağına ağ atmış örümcek. Ah dolu *******, bir gün bitecek. Gönül bu kabusla, kalmasın yalnız. Yorgun bir ümitle, dolan yaramı. Soluk tenden taşıp, sızan kanımı. Cahil bir ahkamla, kesen lafımı. Divanda yanıma, gelmesin yalnız. Kilit vuruldu dile, açılmıyor. Satılmış berduş çile, çekilmiyor. Ele batan dikenler, sevilmiyor. Karşılıksız seven, ölmesin yalnız. Yar kaçtın, müptela aşkıma inat. Yalnız kaldım yalvarışımla, heyhat. Ruhuma esir şeytan, bir hakikat. Hak yoldan sapanı, yolmasın yalnız. Son nefes ömrüme, ilahi takdir. Emir vaki oldu, gitme vaktidir. Ceset kondu taşa, giden bellidir. Namazımı imam, kılmasın yalnız. Yalnızlık duası dilime düştü. El açıp duran kul, kalmasın yalnız. Aklı kara cahil, şiire küstü. Kalem tutan şair, gülmesin yalnız. 24.02.2007 16.00 Kamil Çağlar |
657 Sayılı Aşk..
Yarım kapak dosya içinde saklanan; A-4 boyutundaki kağıtta saklı kaldı. Sana olan aşkım! Yüreğime bir ataşla eklenmiştin sanki.. Uzun süre imzalanmayı bekledin sümende! Sonrasında ise miadını doldurup, Arşivin tozlu dosyalarına eklendin! Pişman oldum: Sicil affına sığındım! İlgi yazılarla aradım seni. Paraf görmüş üst yazı eklerinde.. Gelen defterlerini karıştırdım, bulamadım. “O çoktan gidene kaydolmuştur” dediler! Öğrendiğimde ise çok geç kalmıştım. Mülki idare amiri onayıyla kurulan, İmha komisyonu tarafından yakılmıştın! Kamil Çağlar |
Abdal
Senin için, diyarı terk ettim. Yük vurdum sırtıma, kaçtım! Ah çektim, kader yazdım; Diz çöktüm aleme, yalvardım! Derdest ettim dünyamı, dolaştım. Küfür ettim cümleye, sataştım! Gönül bıraktım millete, küstüm; Kahır döktüm sineme, ağladım! Senin için, kalem kırdım! İnkar ettim sözümü, döndüm. Kırklara karıştım, kire bulaştım; Abdal oldum senin için, dolaştım. 16.05.2004 16.00 Kamil Çağlar |
Abdest Alıyorsun, İnsan Ameli!
Namaz kılmak için taharet gerek. İbadet etmeye kul hükümlüdür. Temizlen su ile sende bilerek. Abdest almak için, kul yükümlüdür. Abdest alıyorsun insan ameli. İtaat emridir niyet etmeli. Her işte Besmele, önce çekmeli. Hür ibadet için, kul hükümlüdür. Farz olan namazı yoksa kılmasın. Hak evinde say ve tavaf yapmasın. Sakın Kur’an’a pis el uzanmasın. Abdest almak için, kul yükümlüdür. Bir avuç su ile yüz yıkanmalı. Dirsekle beraber ter silinmeli. Farzdır bir kez bunu herkes bilmeli. Hür ibadet için, kul hükümlüdür. Başın dörtte biri mesh edilmeli. Ayaklar topuğa dek ıslanmalı Yerine gelmez şart unutmamalı. Abdest almak için, kul yükümlüdür. Şefaat sebebi sünnete uymak. Ense, burun, ağız, göz, diş ve kulak. Mümkünse hepsini güzel yıkamak. Hür ibadet için kul, hükümlüdür. Şükrün ifadesi, ibadet etmek. Hür ibadet için, kul hükümlüdür. Öğrenmek istersen, okumak gerek. Abdest almak için, kul yükümlüdür. 06.12.2007 22.00 Kamil Çağlar |
Acımı dağlarım
Dokunmayın yarama, acıyor canım. Sokulmayın yanıma, akıyor kanım. Kırıldı kanatlarım, kaynıyor narım. Aşka küsmüş, bir gönül adamıyım. Gönlümün hesabını, sorarım sana. Deli divane oldum, ah yana yana. Sıralanmış dertlerim, düştüm sevdana. Kor ateşteyim, düşünürde yanarım. Ateşlerle yakarım, sarmış bir efkar. Andıkça sözlerini, kalbim sızılar. Adını duyunca yar, gözlerim parlar. Kapı ardına, saklanırda ağlarım. İftiran üzerime, atılmış safra. Etrafta konuşup da, yapıyor tafra. Söylenenler aleme, olur safsata. Sarıp canımı, acımı da dağlarım. 11.12.2005 17.00 Kamil Çağlar |
Acısı Düşmüş Gözümüze
Dedikoducu dertlenmiş, kötülük yuvasına küsmüşüz. Yolumuza can koymuşuz, ölü etini kusmuşuz! Emel’i bir kenara bırakmışız, hedefimiz gayemiz. Arzu dolmuş yüreğimize, demet demet kısmetimiz! Göz kırpıyor davamıza, ahu gözlü nazlı ceylan; Şiiri rafa kaldırmışız, gül kokuyor nefesimiz! Dosta yaslanır başımız, derde derman ararız. Muhabbet arşa tırmanmış, kime hesap sorarız? Kıyamet kopsa fark etmez, derin sularda yüzeriz. Üzerimize bir dünya gelse, alayını kökünden sökeriz! Kuvvet dolmuş kolumuza, ses çıkarmıyor gamlı gönül; Acıması yoktur zaferin, karşımıza çıkanı üzeriz! Yafta yapıştırılmış sırtımıza, kör bıçakla kazırız. Acısı düşmüş gözümüze, kanla reva görür, ağlarız! 25.09.2007 22.00 Kamil Çağlar |
Acıyla...
Kahpe bir kursun yemişçesine, Yığıldım dizlerim üzerine ilk keresinde! Yaramın acımasına bile bakmadan, Sendeleyerek dikildim tekrar korkmadan! Küçücük eller bıraktım arkamda. Sapsarı saçlarıyla ağlayan gözleri de. Oluk oluk nefret akan yaramın ve.. Sesine bile kulak tıkadım sevdamın! Ağlayarak yürüdüm yağmurlu yollarda. Bir tekmede ben attım rüzgarda, Savrulan bos teneke kutuya. Yaren oldum avare gezen ayyaşa. Bir metal parçası geldi kondu sırtıma. Ellerim üzerine yıkıldım ikincisinde de. Sarıldım önümde yürüyen yavruya, Açtım bağrımı ona düşmeden toprağa. Sözleşmem vardı çantamda sevgiyle. Yüreğim de vardı ceketimin sol cebinde. On yıl kadar önce gençtim daha, Ben de vardım bu boktan dünyada... Ben canımı verdim bu acımasızlara. Oğlumu, kızımı verdim kalleş sahtekarlara! Hasretim de var bugün lanetim de var. İsyanımda var böyle acı gözyaşına! 04.11.2003 00.30 Kamil Çağlar |
Açardım Kollarında.
O sarmaşık gibi bir gün... Yükselmek isterdim... gövdesinde ağacın. Gökyüzünde parlayan güneş gibi; Işıklarımla aydınlatırdım dünyayı... Yapraklarımın gölgesi gibi Geceye sürerdim yıldızların sessizliğini... Ayın yalnızlığını paylaşırdım bazen de Karanlığın korkusunu bıkmadan.. Rüzgarın nefreti olurdum, Yağmurun hiddeti, toprağın bereketi. Seli olurdum ırmağın kini.... Durulsam da kayalıklarda kaybolsam da. Azgın dalgalarında boğuşsam da okyanusun.. Sonra da yaslardım basımı göğsüne, Ağlardım hıçkırıklarla.... Duvardaki soluk tablo olsam. Yeşillerin arasında masmavi gökyüzü. Akan derenin yanında bir eski kulübe. Yaşlı dedenin piposunda tütünü olsam.. Karışsam dumanımla kaybolsam dağlarda. Bir garip torunu olsam dizleri yırtık. Kırlarda koşuşturan alaca şoparın Ağlamaklı küçük dostu... Gövdesi ile heybetli bakısı mağrur. Bir çınar ağacı toprağa kök salmış... Dalında neşe ile şakıyan minik serçe olsam.. Pır pır uçan yusufçuk kuşu gibi, Yapraklarının arasında kaybolsam bir daha... Acımasız avcının mavzerinden çıkan saçmayla Kanadı kırılmış ürkek yavaş kartalın, Merhemi olsam yarasına, sarsam onu sıcacık. Sonra da yaslasam basımı göğsüne, Ağlasam hıçkırıklarla... Telinde ince bir la olsam; Duvara yasladığım paslı gitarımın.. Ahenkle çalsam sol, fa ve do ile. Her vurusunda penanın serzenişiyle Hüzünle tıngırdasam hasretle ve özlemle... Parmaklarımın ucunda gezer gibi, Karıncaların ayak izleri olsam. Ufak ufak atsam hızlı adımlarımı... Ritmi ile yavaşlayan acı şarkımın Sahipsiz sözleri olsam tek nakaratla... Bir birine vurdukça alevlenen ellerin, Seyircinin alkışı olsam sonunda... Sonra da yaslasam basımı göğsüne, Ağlasam hıçkırıklarla ... Ben; ben olsam, ah bir ben olsam! Acı yağmurunda yıkanmamış bedenim olsa... Telleri kırılmamış şemsiye gibi gönlüm.. Sevmeyi isterdim seni doyasıya.. Bir de dizlerinde aşk şiirleri söylerdim Gül bahçelerinde uzanarak yan yana... Çöldeki kumların arasında özlemle büyümüş Kaktüsün dalındaki o çiçek gibi, Açardım kollarında..... 17.06.2001 – 21.00 |
Aday
Elimde çiçeklerle, kapını çalmışım Zevcine talibim, sevdana aday! Dört satır aruzla, şiirler yazmışım Ruhuma akan, gözlerine aday! Uzanmış ellerim, tutmak için Soğukta beklerken, ellerine aday! Cevap ararken, çıkacak bir mesajla Naza çekilen, diline aday! Duymak isterken, güzel sözlerini Duymayan kulaklarıma aday! Hazır olmuş güller, dökülmeyi ister Her biri kırmızı gonca, yollarına aday! Yapılmış som altından, üzerinde parlayan Tek taşıyla, parmağına aday! Hazırlanmış şahitlerle, bekleyen memuruyla Atmışım imzamı, nikahına aday! 19.11.2006 19.00 Kamil Çağlar |
Adımlanır sevda bahçeleri..
ihtiyar bir gülüseme hakim olur benliğimde birkaç hesap çıkar _________gönül defterinden ve __eskimiş satırları okunur _________sorgusuz işte tam bu saatlerde.. gidip gelmeler hatırlanır _______adımlanır sevda bahçeleri ____________________yeniden çekilir ______________________ya sabır nidaları yankılanır gökte ____________eller kaldırılır ______________________hoş bir dua yayılır.. kapanır günah kapıları ______________huzurda eğilir beden ________________________ dilenir yaratandan.. “Rabbim, bir şans daha bağışla, yalvaran kuluna” umarsız sözlerde harcandı garip ömrüm düşüncesiz beyinlerde telef oldu bilmem kaç defa sınandı ahi sabrım saymadım katresini gönlüm hicranla doldu saymadım ______ ruhum elemle yoğruldu.. “Rabbim, bir nazlı ihsan et, ağlayan kuluna” yanık gözlerinden akmasın bir dem kahır ömrüme sığmayan bahtsız kaderi yazmasın yazmasın _______kuşku dolu bir tek an _______________________ olmasın hüsran sokulmasın aşkıma sinsi bir yılan.. işte ___tam bu saatlerde ______________yeniden çekilir ________________________ ya sabır.. 16.11.2007 23.00 Kamil Çağlar |
Adını, Sen Koyamazsın!
esaretin adını nasıl koyalım? demir parmaklıklar arkasında gizlenen bir çift nemli göz. belki de, engin denizlerde vurdumduymaz bir başıboşluk. adını sen koyamazsın! renksiz taşlarda can bulan manalı gölgeler. bulanık görüntülerle yansır yüzümüze. _____________________ya o garip enstantaneler? ________________________________silinmek üzeredir, ________________________________unutulmuşluğa atılan şamar gibi izleri! güneşe sorulur: dün neden doğmadın? ……! ya da; dün ne zaman doğmuştun? _____________________dün nasıl bir şeydi? _____________________dün nasıl bir esaretti? dün nasıl bir özlem’di? servetini ser istersen, karanlık girdaba ışıl ışıl olsun çevren, parlasın tüm yıldızlar! ulaşamazsın hiç birine, ________________bir nefes kadar! ________________bir heves kadar! kıvrılır merak dolu dudak bükümleri ve adını, istesen de, sen koyamazsın! 06.06.2008 22.00 Kamil Çağlar |
Adresi biliyorum!
zaten adresi biliyordum ______________hiç kıpırdamadım.. nefret ediyordum kendimden hayatımın adresi, ____________bu aşkta son bulmamalıydı... __ayaklarımı mutluluktan ____________yerden kesecek olan __________________________seni! hiç tanımamalıydım.. öylece, sessizce __________kıpırdamadan beklemeliydim.. gözümün ucuyla süzerek itelemeliydim ellerini.. geride kalan aşklarım gözden geçirilen _________kötü anılar tadında kalmalıydı yeniden aşık olmayı ___________denememeliydim yeniden yalvarmayı.. burada olduğunu bilmek yeni bir fark getirmemeliydi dünyama yeni bir rüzgarla dolmamalıydı, ____________________pupa yelkenlerim. silmeliydim postaladığın adresi _______________son şansımı kullanıyor olsam da aşkımın hakkıyla yaşamalıydım.. fark etmemeliydim seni, _____________ görmemeliydim.. 25.02.2005 19.00 Kamil Çağlar |
Ağır gelir acısı..
Bilmeden konuşuyorlar, yaşamadan ihaneti. Zor gelir küsküne, ötelemesi cinneti. Bir tas su içinde, yutkunamadan yudumlanır; İstese de çıkaramaz, yapıştırılmış etiketi. Boğazında izleri kalır, tam on parmağımın. Tanımaz haddini aşanı, kalbimi aşağılayanın. Boşuna debelenir, acayip bir kaos içinde. Adını koyamaz bu hasletin, bilinmez neresinde. İster masalarda çürüt, efsunlanmış beynini; Yarısı da talan edilir, susuz rakı mezesinde. Ağır gelir acısı, ciğere batmış dikenin. İki yakası bir araya gelmez, nanköre tamah edenin. 10.07.2007 11.00 Kamil Çağlar |
Ağladığım Yalan Değildi
Ağladığım yalan değildi aslında. Birazcık ıslandı yanaklarım. Yürümeye devam ettim daha sonra. Hatırlayamadım neden ıslandığını yanaklarımın.. Sonra neden yürüdüğümü de hatırlayamadım. Yolun kenarında bir serseri sordu: Sigaran var mı? Bir dal da ona verdim. Birer nefes çektik derinden. Öksürmeye başladı kesik kesik. Gözüm takıldı bir sopa vardı yerde. Onu da aldım elime. Savurarak yürümeye devam ettim. Annemi düşündüm sonra; Bir de babamı. galiba özledim onları. Neden aklıma geldiler! Bir anlam veremedim daha sonra. Yanaklarımdaki ıslaklık... Hala bulamadım neden? O telefondaki sesin vardı. Kulaklarımda ağlama sesin. Bir daha asla, asla diyordu. Beni yalnız bırakma. Ya sen! Benden ayrıldığına İnanamadan, dudaklarımdaki izin bile silinmeden daha... Nişanlandın.. evleniyorsun yakında. Üşüdüm. Oturdum bir çay ocağına. Büyük bir çay dedim. Başını salladı. Bir sigara daha yakmak istedim.. Saat sabahın dördü. İhtiyar uzanmış masanın kenarına. Yavaşça doğruldu bana bakarak. Bir büyük çay daha versene dedim. Bir dalda ona uzattım. Baktı.. Hiç konuşmadan yaktı, yanında çay.. Bir teşekkür bile yok. Belli bıkmış.. Bir çay daha içtim. Bir de sigara. İçim ısınmıştı biraz. Devam ettim yürümeye.. Hani o ilk sefer ayrılmak istediğinde Kırmızı güller geldi bu seferde aklıma.. Arabayla kapının önünden geçerken Cama çık demiştim sana.. Sonra da onları sana fırlatmıştım. Hepsi yere savrulmuştu. Arkamdan gelen kamyonet ezmişti onları. Şimdi çok acıdım! Ne güzelde kokuyorlardı. Ruhları vardı. Bir gayeleri vardı. Sana olan......... sana olan.......! Dilim varmıyor söylemeye. Yine yanaklarım ıslanmış. Neden ağladığımı anladım sonunda.. Aşkıma. İnancıma. Sana ağlıyordum.... Söz vermiştim. Anlı şanlı olacaktı. Mehteran takımıyla alacaktım seni. Babanın merhametli kollarından. Sen yirmi ikisinde güzel bir kız. Bense otuzunda. Orta yaş krizi. Aleme inat güle oynaya, güle oynaya. Kolumda sahil boylarında..... Gözlerimin içinde, yüreğimde... Kalbimde, şiirlerimde gizledim seni. Anlatamadım kimselere. İnandıramam ki; Sen inanmadıktan sonra........ 05.05.2001 23.00 Kamil Çağlar |
Ağlama Yavrum
güne bakan ayçiçekleri büker boyunlarını sen ağlarken yeşermiş yaprakları dökülür ve kurutur köklerini gözyaşların aydınlık gökyüzü kara bulutlarla kaplanır gri izleri taşınır masmavi ufuklarda bir kucak sevgiyle gidiyorsun ve bir kucak sevgiyle karşılanacaksın sevgiyle uyuyacak sevgiyle uyanacaksın sen ağlarsan gözlerim kızarır yüzüme yakışmaz allık tutamaz yaşları dudaklarım ıslanır nefesim daralır duygularım düğümlenir sıkılmış bir acı sarar yüreğimi yıkılmış bedenime yığılır 08.09.2007 18.00 Kamil Çağlar |
Ağrılı Düşler!
I. çarpık sessizliğin içinde cevapsız mesaj nameleri yağıyordu; garip ____ama bir o kadar da _________________anlam dolu.. devam eden acı kapanmanın şiddetli ve dayanılmaz hüznünü ağrılı düşlerin kucağında hissettiriyordu ______________________napreks sızlanmalarla.. ümitsiz posta güvercini uçuşunda _______________isteksiz kanat çırpınışıydı.. gerilmiş bir yaydan fırlamış _______________ok yarası açılmıştı bağrında pıhtılaşmış kanı ufalanıyordu ___________________bem/beyaz örtüsünde gagasında ise umutsuz nefesi vardı.. II. kahverengi ağaç dallarında yeşil düş mırıltılarıydı soğuk sararmış ____________kuru yaprak iniltileri ve inadına budaklanmış yara kabukları gibiydi ______________gece sevicileri. canlandırdığı hayali sevgilinin tesellisi olmuş dudaklarında __________________öpüş isteriği.. eski dostuyla yaşanan mastürbasyon şapırtılarında ________________belirgin orgazm taklitleri.. III. cenabet uğursuz gündüzlerin yanı başında kapı gıcırtılarında ________________yağsız sevimsiz uğultusuydu bazen de _____kirli yastık kılıfındaki ____________________sebepsiz kan kokusu.. uykusuz gözlerdeki gıcık sivrisinek vızıltısı.. bet gözlerinden akan ________________acımasız gözyaşlarıyla ______________________________hırsız ellerinde.. sanki _____günah yuvası kalbin _____________hayırsız yakarışıydı şeytana tapındığı duyguların kölesi çaldığı aşkın katili... IV sınırsız ___kucak sevişmelerinde ____________doymayasıya sevme isteriği. veya __kaybetmemecesine sarılıp öpüşme _____________******* boyu sürebilecek okşama senaryoları.. gözlerde silinmeyen o hayal yüreklerde ise yok olmamış _________________çıldırmış sevgi ağıtları.. ışıksız oda sevdalarında ___________fantazisiz boşalma çığlıkları duyuluyordu.. isteksiz korku uzantılarıyla dolu ______________sorgusuz manidar bir tebessüm ____________________________________düşleniyordu ağrıdan kıvranan haykırışlarda.. 04.04.2001 20.00 Kamil Çağlar |
Akıl seni söyler..
Hazan seni döker, yapraklarında. Şair seni över, dudaklarında. Akıl seni söyler, dualarında. Yeni yazılmış bir, roman gözlerin. Okumak istiyor, seni yüreğim. Dokunmak istiyor, sana ellerim. Yakılmak istiyor, fani bedenim. Dilime manidar, nalan gözlerin. Ölümü olmayan, kederli kitap. Duvarına çökmüş de, düşmüş bitap. Bükmüş belini bu, kederli hitap. Musallada heder, yaman gözlerin. 27.01.2007 17.00 Kamil Çağlar Kamil Çağlar |
Akıyorum, su gibi..
Uzanmışım söğüt gölgesine, yar saçlarımı okşuyor, berrak su gibi. Tatlı nameler dökülüyor dilinden, yudum yudum, içiliyor su gibi. Oluk oluk akıyor şiirler, kokusu yayılıyor gönlüme, dökülüyor su gibi. Bin bir ferahlık kaplıyor yüreğimi, seviyorum seni, su gibi. Ilık bir rüzgâr yalıyor yüzümü, sarıp gidiyor ömrümü, doluyor su gibi. Kelebekler yanaşıyor gamlı dünyama, pür neşe gülüşüyor, çağlıyor su gibi. Bitmeyecek rüyalar süslüyor ruhumu ödenmiş bedelleri söküyor, dağıtıyor su gibi. Her damlayla çoğalıyor deli sevdam, kabarmış sana akıyorum, su gibi. 25.07.2007 21.30 Kamil Çağlar |
Alemlere Rahmet -1-
Toplandı bir araya, kuruldu bir heyet, Salat-ü selam olsun sana, Ya Muhammed! Anlatmalı onu bilemeyen insanlara, Yetimlerin babası, örnektir tüm Müslümanlara! Kuşkusuz tanıyor O’nu, biliyor bütün dünya Güzel ahlakla donatıldı, biraz da sen hatırla! Birer birer çöküyordu, boş dünyevi sistemler Okumayı emrediyordu Allah, yazıyor O’nda tüm gerçekler! Aşıktı O’na bütün alem, mahbubu’ydu Allah’ın Cehalet döneminde gönderildi, azgınlaşmış halkın! Haksızın hükümranlığı vardı, haklılar oluyordu köle Zulüm yaparlardı güçsüzlere, çare aranırdı adalete! Unutulmuştu yaradan, tapılırdı dağa taşa Kararmıştı yüzleri, meyl etmişler sapkınlığa! İnkarı doğru bilirlerdi, mübah sayarlardı ser’i Kan bağlamış gözlerinde, yoktu hiç iman feri! Soyunda bulunur asalet, bilinir yirmibir batın. Doğmadan öldü babası Abdullah, Medine’de medfun. Zekasıyla tanınırdı Amine, daha karnındaydı annesinin Öksüz kaldı kollarında, kabilesi İbn-i Haşim’in! Şerefli baba sulbünden, namuslu anasının rahmine Nakletmişti O’nu Allah, sonsuz nurunun rahmetiyle! Alem bilmezdi olanları, malum oldu Abdülmuttalib’e Aydınlık doldu bir an, İslam şehri Mekke’ye! Kamil Çağlar |
Alemlere rahmet -2-
Omuzları arasında mührü risalet, meleklerle yıkanmış. Telaşı sarmış tüm dünyayı, toprak yerinden oynamış! Küfür ve dinsizlik ateşi, sava’nın suyuyla sönmüş Rüyasına erişmiş müjdenin, zulmün tahakkümü son bulmuş! Akıb’ın ömrü, fazilet ve üstünlükle övülür Göktekiler ve yerdekiler, Muhammed ismiyle övünür! Küfrü, zulmü imha eden, onunla olsun Haşr İtaat edip de Allah’a, yakmasın bir daha nar! Bereket doldu evine, süt annesi Halime’nin Haksızlık etmedi kardeşine, gördüğüne göre nakledenin! Kalbini temizledi melekler, dört yıl kaldı Beni Sad’da Nübüvvet nuruyla dolduruldu, anlatıyor tüm kaynaklarda! Kabrini ziyaretten dönüyordu, göremediği babası Abdullah’ın Yolun yarısına geldiğinde, ömrü sona erdi anasının! Öksüz kalmıştı doğmadan, emanet olmuştu annesine Ebva’ya defnetti onu da, Artık yaşayacaktı tek başına! Daha çocukluktan tanınırdı, bilinirdi ismi el-Emin Kervanlarında öğrenmişti ticareti, amcası Ebu talib’in! Hazırlanmıştı hayat yüküne, omuzlarında taşıyordu sıkıntılarını Yaşamıştı sevdiği yakınlarının, çok önceden acılarını! Nurundan tanıdı O’nu, manastırdaki rahip Bahira Değiş-tokuş için durmuştu kervan, konakladığı Busra’da! Peygamberi bekliyordu sabırla, temsilcisiydi önceki dinin İlham aldığını zannediyorlar da, ithamına göre oryantalistlerin! Kamil Çağlar |
Alemlere Rahmet -3-
Taş bile taşıyordu sırtında, tamiri için Ka’be’nin Övgüsüne mazhar olmuştu Kureyş’in, ileri gelenlerinin. Koruyordu onu melekler, cahiliyye geleneklerinden Tertemiz geçirmişti gençliğini, kem bakışlı gözlerden! Bütün faziletleri üzerinde toplamıştı, delikanlılık çağında Zamanı gelmişti artık nikahın, kendisine ilk inananla! Talip oldu gönlüne, evlendi Hatice annemizle Ölünceye dek bağlandı ona, bizzat kendi isteğiyle! Üstün şahsiyetine duyulan, büyük saygı ve sevgi Bütün kabileler tarafından kabul gördü, O’nun hakemliği! Serildi yere bir kumaş, ucundan tutturdu reisleri Hep beraber taşıdılar, Cennet kokan Hacer-ül Esved’i! Vefakar bir insandı, unutmazdı emeği geçenleri İyilikle anardı her zaman, kendisine yardım edenleri. Ticari hayatı çok iyi bilirdi, mali durumu daha iyi Zora düşen akrabalarına, görev saydı yardım etmeyi! Zaman zaman çobanlık yaptı, etmedi hiç şikayet Rızkını çalışarak kazandı, yeltenmedi kötülüğe niyet! Büyüklerine iyi davrandı, akranlarına oldu güzel bir örnek Yaratan tarafından görevlendirildi O, bütün aleme rahmet! Gençlik çağını müteakip, düşünüyordu yaşadığı toplumu Rahatsız ediyordu O’nu, insanların ahlaki bozukluğu! Zahidane bir hayatı tercih etti, çekilmeye başladı Nur dağına Manevi bir sükunet buluyordu, kapandığı Hira mağarasında! Kamil Çağlar |
Alemlere Rahmet -4-
Uyanmıştı artık kainatı düşünmek, tefekkür arzusu Sadık rüyalar görmeye başladı, O da bir Allah kulu! İçini dışını nurla doldurmuştu mevlam, bizleri de yaratan Selam veriyordu taşlar ve ağaçlar, Selam Ya Allah’ın Resul’ü! Vahyin zamanı geldi, yaşı kırka yaklaştığında Yirmi yedinci gününün gecesiydi, mübarek Ramazan ayında! Abdest aldırdı melekler yıkandı ter temiz pak Oku emriyle tecelli etti, O’na ilahi Hak! “Yaratan Rabbinin adıyla oku. O, insanı alak’tan yarattı. Oku, Rabbin nihayetsiz kerem sahibidir, ki; O, kalemle öğretendir. İnsana bilmediğini öğretti” (Alak:1/5) Cebrail ile muhatap oldu O’nunla Allah, nazil oldu nübüvvet Ya Rabbim! Bizlere de göster, bu insanla mürüvvet! Gökyüzünün ufkuna ermiş kanatları, Cebrail bir melek Hayretle gözlüyordu Resül, arıyordu bir destek! Yüreği titriyordu heyecandan, “beni örtün” diyebildi ancak Başından geçenleri anlattığında, O’na ilk hanımı inanacak! Sen sözün doğrusunu söylersin, müjdeler olsun Ya Muhammed! Utandırmaz seni Allah, ümmetin peygamberisin, sebat et! Sen akrabana bakarsın, kimsenin veremediğini verir Aciz olanların yükünü taşırsın, Rabbin ediyor seni takdir! Tevrat ve İncil seni anlatıyordu, işaret etmişti Hüda Namusu Ekber’i en son sana gönderi, diyrodu yaşlı Varaka! Dine davet edeceğin güne ulaşırsam, sana bende inanırım Uğradığın güçlükler karşısında, dayanak destek olurum! Düşmanlıklar bekler seni Ya Muhammed, kendi milletinden! Tapıyorlardı puta taşa, habersizdiler ilahi vahiyden! Başlarına gelen musibetleri, biliyorlardı Lat, Uzza, Menattan! Kurban ediyorlardı çocuklarını, etrafı sarmış cehaletten. Kamil Çağlar |
Alemlere Rahmet -5-
Hiç tereddüt etmeden girdi, İslam’a eşi Hatice Yanında yaşıyordu Ali, o da uydu mutlak tebliğe! Tesiri olmadı Ebu Bekir’e, cahillerin dedikodusu Soylu köle Zeyd’de ulaştı, Müslüman olma şerefine! Kesildi bir süre vahiyler, girildi fetret devrine Heyecan ve titreme haliyle, imtihan edildi ilk önce! Sükunet ve hoşnutlukla geçirdi, haz ile geldi vecde Beklemeye başlamıştı artık Cebrail’i, sonsuz bir ümitle! Fetret nihayet sona erdi, melek tekrar yanına geldi Vahyetmeye devam etti peşinden, çeşitli sure ve ayetleri! Kavuşmuştu peygamber, görmeyi arzuladığı meleği “Kalk” diyordu Yüce Allah, “Azabım ile Korkut” bu cahilleri! Açıkça anlatmaya başladı her yerde, hak dini İslam’ı Aldırış etmedi puta tapanlara, uyarmaya devam etti hısımlarını! Nazil oldu ayetler, harekete geçti tevhid mücadelesi Derin derin düşündü vazifesini, yaymalıydı ilahi emri! Sıraya girdi sahabe, açıkça anlatmaya başladığında Huzura çıkıyorlardı teker teker, ilk adımı atmak için İslam’a! Yasir, Gıfari, Vakkas, Talha, Avvam; seçkin birer sahabidirler Eza ve Cefa’nın başladığı dönemde, zulmü en iyi onlar bilirler! Üzerine pislik attılar O’nun, hakaret ve eziyet yaptılar Korktuğu başına geldi Ebu Cehil’in, cariyeler Hamza’ya anlattılar! Hamza’da Müslüman oldu, korumaya aldı inananları ve yeğenini Ürküyordu bu durumdan müşrikler, başlamıştı artık ezilenlerin himayesi! Hissedilir derecede gelişmesi İslam’ın, panikletiyordu düşmanlarını Değişik tedbirler alıyorlardı, kararlı tutumlarına karşı inanların! Tehdit ve işkenceyle de olmuyordu, yıldıramıyorlardı Müslümanları Bedenlerine yapılıyordu eza ve cefa, duymuyorlardı hiçbir acı! Kamil Çağlar |
Alemlere Rahmet -6-
İman etmeyen anne ve babaya, itaati yoktur iman edenlerin Şiddetli sıkıntılara maruz bırakılanlara, nüzul sebebidir ayetin! Bayıltıncaya kadar dövüyorlardı cahiller, sözünden dönmeyenleri Kızgın korlara yatırıyorlardı, düşmanlığı artan bu hak yiyenlerin! Kur’an’ın okunması yasaklanmıştı, alındılar mahallede muhasaraya Dikenler, pislikler atıyorlardı, mahkum edildiler açlık ve susuzluğa! Kazandığı kendisine fayda vermeyecekti, küfrün azgın başı Ebu Leheb’in Karısı da odununu taşıyacaktır elbet, onun için yakılan ateşin! İlk Müslümanlar kuvvetliydi, amelleri Salih kimselerdi Aşıktılar adalete ve Allah’a, mücadele ettikçe İslam güçlendi! Nurlu yollarından ayıramazdı hiç kimse, türlü eza ve cefadan İnkarcıların hüsranı yakındır, Öyle söylemişti nebi’ye yaratan! İftira kampanyası başlattılar O’na, itibarını sarsmak için Büyücü-sihirbaz demeye başladılar, şahsiyetini karalamak için! Ünlü şair Rebia’yı görevlendirdiler, davasından vazgeçmesi için Ona da küfrettiler hep beraber, kendi haline bırakın dediği için! Ne yapsalar vazgeçiremezlerdi O’nu, tebliğ ilahi bir emirdi İman ve amel sahiplerine müjdelenen, vaat edilen Cennet'ti! Herkes biliyordu ki, bir insana ait değildi bu sözler İlahi bir kaynaktan geliyordu hepsi, sürekli nazil oluyordu ayetler! Etkisini kaybediyordu bütün tedbirler, bataktaki adama benzer Nefse hoş gelenleri teklif ediyorlardı, itibarlı zenginlikler! Öldürmeye karar verdiler sonunda, Mekke’nin meclisi Darünnedve’de Yerine getirme görevini de yüklediler, kılıcını kuşanan Ömer’e! Bir hışımla hızlandı Ömer, kız kardeşinin evini bastı Yüzüne karşı okunan, Taha süresini dinleyerek şaştı! Ona da nasip oldu hidayet, Fatıma oldu buna vesile Koşarak gitti O’nun huzuruna, gönülden ihtida etmeye! Bir kere daha kursaklarında kaldı, hüsrana uğradı emelleri Peygamberin ölüm haberini bekleyen, heyecanlı müşrik kafirleri! Eğriye doğruya yemin ederlerdi, yoktu izzet ve nefisleri Ömer’in de mü’minlere katılmasıyla, titremeye başladı artık dizleri! Kamil Çağlar |
Alemlere rahmet -8-
Denk geliyordu altı yüz yirmi yılının, şevval ayına. Taif’e gitti Peygamber, davet için halkı İslam’a! İki günlük mesafeydi Mekke’ye, anlatmak istiyordu müşriklere. Arkadaş olmuştu O’na, sahabeden Zeyd bin Harise! Himaye istedi üç reisten, girebilmek için şehre Terk etmesini istediler, alaylı ve sonsuz bir şiddetle! Rica etti Peygamber, ilahi tebliğ O’nun vazifesiydi Kışkırttılar cahil halkı, kahrolası önde gelen reisleri! Ayakları kan içinde kalmıştı, yoluna savrulan dikenlerden Yara bere olmuştu başı, üstüne atılan taşlardan! Sığındı bir bağ evine, geriye döndü taşlayanlar Biraz dinlendi orada, O’nu çok incitmişti bu yapılanlar! Avuç açıp da döndü Rabbime, çaresizliğini anlatmak istiyordu Merhamet diledi O’ndan, yegane yolun ilahi koruyucusu! Gazabını gösterme bu kullarına, her kuvvet seninle kaim’dir Aflarını diliyordu Allah’tan, bu milletin sonunu gösterme! O; en zor anlarda bile hazırdı, düşmüyordu ümitsizliğe Rabbime sığınıyordu Nebi, Malik’in rızasına erişmeye! Vazife şuuru ve sorumluluk duygusunun, en güzel örneğiydi İstemiyordu Yüce Yaratan’dan, Mü’minlerin kurtuluşu tek hedefiydi! Kavuştururdu elbet, dağları yaklaştırırdı birbirine Peygamber’e bildirdi Mevlam, görev verdiği meleklerle! Helak olmalarını istemiyordu O, kavuşmalıydılar hepsi hidayete Nurunla onları da şereflendir, diye yalvardı tüm gece! Yola koyulmadan önce, ibadeti ediyordu Allah’a Resul Dikkatini çekti cinlerin de, bir grup oldu Samed’e kul! Müslüman oldular dinlerken, Kur’an’da geçen ayetleri Rab kitabında bildiriyordu, Peygamber’ine öğrettiklerini! Kamil Çağlar |
Altın Kelepçe!
Kim bilir, Hangi balık kaptı? Denizde oluşan anafor, aldı götürdü akıntıyla uzaklara. Kim bilir? Kimin sofrasında talih oldu. Eritilmiş bir değer misali, Katık oldu somununa! Belki de, bir köpek balığının karnında şimdi. Yem olmuştur, daha büyüğüne! Ama bildiğim tek bir şey var. Parmağımdan kayıp gitmedi. İlelebet fırlatıldı, Boğazın tam ortasına. Vardır peşinde koşan bir alık. Kapmak istercesine dalar, serin sulara. 22.09.2007 23.30 Kamil Çağlar |
Amatist.
Basımı ellerinle oksa sev doyasıya. Avuçlarınla dokun sıcak tenime. Dizlerinde ninniler söyle kapat gözlerimi Kulaklarıma sevgini fısılda soluk almadan. Yangınımsın sen... Korkuyorum kaybetmekten sevdiğim seni. Umutsuz beklenti değil hissettiklerim. Ama acıyor yüreğim, kanıyor yaram. Olacaklar değil, olmayanlar acıtıyor... Koşar adımlarla gel garip sevdalına Söndür özlemini bir daha. Akşam oldu güneş battı yine. Yıldızlar soğuk Amatist’im bu gece. Sensiz kalmanın ürpertisi hepsinde. Sabahın korkusu değil telaşlandıran Parıltısız düşlerin üzüntüsü içerisinde. Karanlık *******di, sevgisiz sabahlar yerine... Koşar adımlarla gel garip sevdalına Ninniler söyle kapat gözlerimi Karanlık *******de, sevgisiz sabahlarda; Sevgini fısılda kulaklarıma! 21.03.2001 – 21.00 Kamil Çağlar |
Amirin Odası.
Ceketimin düğmeleri bağlı, Kapınızı çaldığımda amirim: Biraz önce kaleme aldığım, Şikayet dilekçemi sakladım. Maun kaplama ağaç masanın ardında, Tatlı gülüşünüz yumuşattı beni! Oturduğumda deri kaplama koltuğa, İkram ettiğiniz çay rahatlattı içimi. Yüzümdeki terleri, silerken mendille. Uzattığınız şekeri de aldım, diğer elimle. Saçlarınızı geriye doğru atarken amirim, Duygularım kabardı biraz, şehvetle! Yanımdaki şeytanın, dürtmesiyle bir an, Ellerinize baktım, dikkatlice o an! Parmağınıza takılı tek taş alyans, Sıkıntımı da arttırdı, bu müspet nüans! İstemedim çıkmayı odanızdan, ama garip! Çıkmak zorundaydım, bakışlarınız acayip! Kalkma diyordu, biraz daha otur, Dil ile söylenmez bu, gereği budur! Dilekçem oldu o an, aşk dolu bir mektup, Özür dilerim sizden, oldum biraz mahcup! Serzeniş vardı biraz, şimdi doldu sitayiş. Kapıdakiler içinse, tehlikeli bir bekleyiş! 20.30 - 27.10.2006 Kamil Çağlar Hayrabolu Kamil Çağlar |
Anam
Babamın sevdası, köyün güzeli. Kalp sızlatan sendin, tatlı samyeli. Sütüne gark oldum, annem diyeli. Göz yaşım akarsa, silendir anam. Terk edenler çoktu, sen hiç gitmedin. Sır veren yılana, kıymet vermedin. Haram rızka hakkı, helal etmedin. Bıkmadan yanımda, olandır anam. Nice *******de, uykusuz kaldın. Canımsın diyerek, koynuna aldın. El kızına düğün, dernekle saldın. Derdime dermanı, bulandır anam. Yetmedi kapını, yavrumda çaldı. Anam sensin diye, yanında kaldı. O tatlı dilinden, dökülen baldı. Saçını okşayıp, gülendir anam. Dua ömrün Hakka dönük kapısı. Dönmüş de kıbleye, kalbin sancısı. Nasip olur kula, düşer acısı. Yaraya merhemi, çalandır anam. 24.04.2007 22.00 Kamil Çağlar |
Annem
Bir başkadır, Sana olan sevgim. Biten aşklarım Oldu ömrümde. Ama sana olan aşkım, Hiç bitmeyecek! Bahtsız yaşamıma sığan, Onca acıya rağmen; Sen hiç bıkmadan Hep yanımdaydın! Artık yoruldun, biliyorum. Sabrını da Takdir ediyorum. Değerini anlamaz alem, Seni canımdan Çok seviyorum! 13.05.2006 14.30 Kamil Çağlar |
Arsız
Zorluyorsun kendini, sataşmak için. Küfürler savuruyorsun, dalaşmak için! Kavga; kültürün olmuş, yaşıyorsun arsız. Adam koyuyorsun araya, barışmak için! Lafların mindere çıkmış, hazırlanmış kurt kapanı Oyunun tersine döner, bilen için paradını! Ayakta bekleme, hadi diz çök önüme, Yalvarıp da kudur, hataların için af dile! 11.04.2006 21.00 Kamil Çağlar |
Asılmış duvara, nokta gibi duruyor.
Bir avuç toprak serildi, göğüs kafesime. Yağmurlarla ıslandı sırrım, yoğruldu edeple. Alnımdan dökülen terin izlerini taşıyor; Ellerimle oynaştım, çamurdan yapılmış nazeninle. Harcanmış emeklere yazık, sabrım artık taşıyor. Sana inanmak istiyorum, ama çok zor geliyor. Çekilmiş zihnime, istikrarsız zikzak çizgiler. İzlerimi taşıyor duvar, çatlamış düşünceler. İntikam duygusu yansıyor, yaşlanmış yüzümde Gölgemde bile görülüyor, dertli geçen seneler. Asılmış taş duvara, bir nokta gibi duruyor. Önemi yok nasıl olsa, uzaktan her şey anlaşılmıyor. Yüzüme çarpılan sırlarım, kadir kıymet bilmiyor. Yeni bir beklenti değil, korkusuna alıştım. Belki bu son olur diye, rüyasına dalmıştım. Yerinden kalkmaya niyet eden, aykırı kalemime Derinden gelen söyleşiyle, çoktan sarılmıştım. Ustası oldum, örülmüş taş duvar sırlarının. Harcına ahı döküldü, amansız göz yaşlarımın. 04.07.2007 00.30 Kamil Çağlar |
Asil Devlet!
Cinayetin mahkumiyeti, Beyine sıkılan iki mermiyle sabit! Taammüden işlenmiş el hareketi, Tetiğe basan işaret ile bitik! Hain parmak, mahkum ceset. Hüküm giydirilmiş düşünce, Yıkılmış cesur medeniyet! Üç arkadaş, sıkışmış köşede; İkincil planda kalmış, milli çıkar! Fermuarı çekilmiş ağızlarda ve Dilleniyor şimdi, tüm kahpelerde: “Ben Türk’üm, Yaşasın Türkiye.” Timsahların ellerinde mendil, Siliniyor yaşlar kirli bir edeple! Saldırgan ruhlar gizlenmiş, Ağlanıyor sinsi bir hedefle! Mahkum edilmiş ceset, kovanlar boş. İşaret edilmiş cellat, elleri sarhoş. Hain parmak yıkanmış, kırmızı suyla. Topa konuluyor şimdi de, asil Devlet! 21.01.2007 15.00 Kamil Çağlar Kamil Çağlar |
Aşkım senin
Kuvvetli olan sevendir, sende unutma. Olduğuna inan sevgimin, yüreğinin sesine... Meydan oku.. Hadi durma sende nefsine... Kazanan sevgimiz olsun, aşkım senin.... Kamil Çağlar |
Aşkıma Manidir Bahtım..
Her yağmur yağdığında, saçlarım ıslanır. Süzülür yanağımdan bir damla; Pencerende alevlenir yüreğim. Duman tüten dudaklarımdan sen dolarsın gururuma, siman düşer bahtıma. Zulüm solar, gönlüme hancı olmuş! Sele kapılır göz yaşlarım, acı dolmuş. Himmetine sığınır canım, Islanmış ağaç dallarının altında. Nice zamandır bekler durur, Uykularımda canlanır bu hülya. Dökülür damlalar, her biri kristal. Dokunsan parçalanacak, yoruldu bu hamal. Aşkıma manidir bahtım, kalmadı bir ihtimal. Gayret sele karıştı, yok artık visal. 04.06.2007 00.30 Kamil Çağlar |
Aşkın müdafaası
Muazzam bir hazinedir aşk, hayatın değişmez sermayesi! Marifetinde yaşanır İstiklal, sık mücahede azminde semeresi! İnletir müstemlekecilik hatibi, zannetme basit doğum hadisesi! Nutuklarda görülür hiddeti, sanırsın barut fıçısıdır her hali! Huzurundadır tüm dünyanın, ölümsüz sevgiye müdafaası! İnancının dinamizmiyle yaşatmaz, emperyalist aşkına dost saldırısı! Korku ve dehşete diz koyar, dik durmaktır mücahidin vazifesi! Hürriyet nasipse sulhune, hasmının kurtuluşudur, alemin takdiri! Zorbalık ile savaş görevidir, hayatını saymıştır bir hiçe! Çırpınıyordu acizane gönül, zayıflamış despotluk içinde! Ürkmesi tabiidir aşkın, maruz kaldı nice afetlere! Mücadele etmek ister bir hal, itibarı bitmiş savaş içinde! 04.12.2006 21.30 Kamil Çağlar |
Ay Vaktidir..
Ay vaktidir, geceye doğan.. Günün şımarıklığına inatla, Sılaya kahır kusan.. Ömrüme biçilen acı yazgıya, İhanet vaktidir. Sevdalıya verilen sözler, Ahi bir yalan! Kanamış gönül yaralarına, Dönüp de sarılmalı şimdi. Dağlamalı acıyı, dağlamalı suskuyu. Dönme vaktidir; dönüp de, arkaya bakmanın vaktidir! 15.04.2007 22.00 Kamil Çağlar |
Ay Yeşile doğar!
Zehir çekiyorum ciğerime, Bir nefeste ömre kahır. Sigara içme dostum, Çürümüş artık, yaka bağır! Boş şişede medet kalmadı, Dolusunda bir nebze sabır. Gizli düşman alkole sığındı, Duymuyor galiba, kulakları sağır. 05.03.2003 10.30 Kamil Çağlar |
Aynı Senin Gibi.
Dalgalar birbiriyle çarpıştığında, Yine köpükler çıktı ortaya. Ama az ötesinde başkaları vardı. “Sanki; ben onlara gidiyormuşum da; Sıramı bekliyormuşum gibi.” Aynı senin gibi; bir tanem.. Hani o ilk sevgilinden ayrıldığında, Benimle tanışmıştın sokakta. Gözlerin korkuyla bakıyordu. Benden de korkmuştun, o anda. Sonra birden rahatladın. Ses tonundaki edayla “sizde mi? ”! Elimde bir gazete vardı. Yüzüme karşı söyleyememişti vicdansız! İlan vermiş çeşitliye. Ayrıldım senden. Kına yak! Bende yakıyordum ki; o esnada, Sana takıldı gözlerim. Zaten kınayı da bir kenara attım! Gazeteyi de çimlere sermiştim. Sohbetimize başlarken, derinleşmeden. Sahi! Uzun bir müddet konuşmadın. Ne düşündüğünü anladım sonunda! Bu ilk oturuşun değildi buraya. Belki, son oturuşun da olmayacaktı. Aynı benim gibi bir tanem! 11.09.2002 19.00 Kamil Çağlar |
| Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 05:18 AM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.