www.cakal.net Forumları YabadabaDuuuee

www.cakal.net Forumları YabadabaDuuuee (https://www.cakal.net/index.php)
-   Eskiler (Arşiv) (https://www.cakal.net/forumdisplay.php?f=188)
-   -   Mustafa Cilasun (https://www.cakal.net/showthread.php?t=135122)

GooD aNd EvıL 10-01-2008 07:44 AM

Mustafa Cilasun
 
“Nerde durmak istiyorsan” diyorsunuz?

Eğer şu bedbin gönlüm,
Bir öğreticiye rastlamasaydı,
Rahmeti anlamasaydı,
Manasız kalsaydı,
Enaniyetine sarılsaydı,
İnsani hasleti unutsaydı,
İman hakikatinden habersiz olsaydı,
Nasıl dururdu ki,
Nerede duracaktı?
İdraki ne yapacaktı?
Tefekkür ne olacaktı?
Tahayyül unutulacak mıydı?
İrfanı nerde bulacaktı?
İhsanı sormayacak mıydı?
İhlâsı hiç aramayacak mıydı?
Ezeli sollayacak mıydı?
Ebedi anlamayacak mıydı?
Ahirine inanmayacak!
Zahirinde mi kalacaktı?
Fazilet ne olacaktı?
Vicdan rafa mı kalkacaktı?
Güç mü konuşacaktı?
Ceza ve takdir bir ölçü mü?
Onu mu referans alacaktı?
Durmayı bilmekte bir erdemdir
Değil mi kıymetli hocam?

Mustafa Cilasun

GooD aNd EvıL 10-01-2008 07:44 AM

27 Nisan andıcı…

Ne tuhaf karşılanan bir sabahtı,
Haberler durmadı, peş peşe aktı,
Spikerler garip bir şekilde baktı,
Bir haberle her tarafı andıç sardı.

Derler ya asker uyumaz, ayaktadır,
Ülkenin güvenliğinin teminatıdır.
Cumhurbaşkanına odaklanmaktadır,
Gece yarısında, tehdit savurmaktadır.

Hani hukuk devletiydi, saygılıydık,
Demokrasi vazgeçilemezimiz saydık,
Sosyal ve hukuk nidalarına inandık,
Sabah kalktık, andıç haberiyle sarsıldık.

Askeri erkân kendini, hâkim addetti,
Gizli bir oturumla, o kararını verdi,
Karar ne garip ki, imzasız beyandı,
Dünya bu habere şaşırdı, kabare sandı.

Ne oldu yani, savcılara çalım atıldı,
Valiler, pasiflikle, emniyet dışlandı,
Anayasal süreç olmasına rağmen andı,
Hükümeti solladı, hiçliğini elan saydı.

Kimdi askeri erkân, başbakana bağlı çalışan,
Başbakandan talimat alan, talepte bulunan,
Başbakanın atadığı bir görevde bulunan,
Milli güvenliği, terör kuruluna rağmen…

Millet efradını, iki bela korkutur olmuştu,
Neydi bunlar, terör ve irtica hortlamıştı,
Her gün bir şehit veriliyor, asker yetersizdi,
İrtica denen illet, kepuzeden farksız, albasandı.

Seviyesiz muhalefeti serdeden, şer üçgeni,
Birden kenetlendi, kurtuluş erken seçim dedi.
Demokrat duruştan feragat etti, geri çekildi,
Utanmadan ekranda, güya millete seslendi.

Ekonomi ne demek, kimin umurunda ki,
Devlet batmış, millet perişanlaşmış yani,
Yüzleri kızarmayan kepazeler, niyazı ile
Millete açık, üçüncü bir tehdit, darbe dedi,

Usandık artık, gına getirdik, hep çekildik,
Bir bilen vardır diyerek, sürekli sabrettik,
Ancak gördük ki, hinlikleri depreşenler,
Vakitsiz öten horozlardan hiç farksızdılar.

Mustafa Cilasun

GooD aNd EvıL 10-01-2008 07:45 AM

Acıda olsa sabırla!

Duymak
istemediğim serzenişler
yüreğime
bir hançer misali inerken

Haklılığın
gerekçesiyle tahammülü
çok yudumlamaya
ihtiyaçlı olduğumu biliyorum

Bireyler
aklına estiği şekliyle
değil de,
bir sonraki adımı düşünerek

Fikirlerini
beyan etseler kim bilir
ne kadar iyi olacaktır.

Bazı dostlarımız
maksatlarına binaen
“en”leri için hiçte
hoş görülü davranamıyorlar

Oysaki bunlar
evrensel değerleri
savunduklarını beyan
eden değerli arkadaşlar

Her düşüncenin
tartışılır olması bir güzelliktir

Özellik ise
o düşünceyi tartışanların

Nezaketi
önceleyerek, sevgiyi
örselemeden ifade etmektir

Bağnazlık
farklı düşünceye
kapalılık ne kadar
doğal değilse

Karşı tarafa
söz hakkını çok görmekte
ancak o kadar saygısızlıktır

Konuşurken
hislerimizin serencamı
ruhi enginliğimizle müsavi olmalıdır

Öncelikle hakkı
kendimizde görür isek
diğer hak sahiplerini
dışlamak alenen saflıktır

İnsan,
İnsani değerleriyle
anlamlı olan bir varlıktır

Bu bakımdan
paylaşır olması
fedakârlığın bulunması
sabırla soluklanması
erdemliliğin gereklerindendir

Her zaman
sen haklı çıksan
ne olacak ki

Benim
kalbim kırarak
uzaklaştırdıktan sonra

Mustafa Cilasun

GooD aNd EvıL 10-01-2008 07:45 AM

Acıların hissedilenine öyle talibim ki!

Sızılar aman vermiyor kalan anlarda
Izdırap bir yere kadar hali darlığında
Ömür ki kendi serencam an mahfilde
Katreler anlamsızlaşıyor iksir sahilinde

Halin demi, keyfin fevki hisler kıdemli
Can kimin derdi, aşk şevkini ne verdi
Bir sevda ki derinlerde uzayan nehirdi
Meşk kimin derdiydi ahiri kimler bilirdi

Çocuğun umut olan uçurtması kaçar ya
Uçmak için kanadını çırpan kuşlar var ya
Ağlamak istenen gözyaşları hiç akmaz ya
Zindan ki duvarları umutlar için ne sayfalar

Mabet bekçisidir yüreğim karargâh seyrinde
Hadiselerden bizar artık arı öteleyen dillerde
Neler çektikse azimetin terk ediliş silsilesinde
Seküler kimliğin nezdinde, ahu figan adilince

Ne söyleyeyim ki halin kudret eli bilinmeyince
Utanmalar terk edilince, adaplar ki ötelenince
Aşklar kimliksiz, sevdalar ki bir rezilliğin içinde
Mana mevti hazanın hüznüyle boğulup eriyince

Mustafa Cilasun

GooD aNd EvıL 10-01-2008 07:45 AM

Acımadınız…

Bilemezdim,
Kalbimde çoraklaşan,
Hislerimin,
Ne vakit neşet edeceğini,
Kimin için,
Yürekleneceğini,
Filizleneceğini,
Suya hasretini,
Güneşin doğuşunu,
Toprağın nakışını,
Başağın kalkışını,
Derinliğin gizemini,
Bilemezdi hislerim...
Mağdur kalırdım.
Gözlerim,
Görmeden bakarken,
Aşkın,
Sevdalılarını anıyordu...
Ancak o zaman,
Kalbim rahatlıyor, su alıyordu,
Birden, bilinmeden,
Satırlarında gizlenmen,
Tahayyülü seçmen,
Tefekkürü bilmen,
Tecessüsü silmen,
Seni bir selvi yapıyordu…
Yakışıyordu.
Gözler sana mahkûmdu...
Beklemiyordun,
Nazardan sakındın, sıkıldın,
Güle, tiken, güzele, sen
Denmesini bekleyemezdin....
Size her söylenen beyan,
Taltif olamazdı…
Ama siz,
Beklemediğiniz bir anda,
Bilmediğiniz insanlarla,
Yüceltilmeniz,
Manidardı, garip geldi...
Sizi, bir vehmim kuşattı...
Dağarcığınız zorlandı.
Bir itminanlık aradı,
Sorular zamansızdı,
Aradığınız anlatılamazdı.
Çok zordu,
Güneş o an zirve yapmıştı...
Su buharlaşmıştı...
Toprak kumuştu...
Başak boyun bükmüştü…
Siz mütereddittiniz.
Arkanıza bakmadan,
Kalbinize dalmadan,
Hissiyatı umursamadan,
Yüreğinize taş bastınız,
Durmadınız, hatırlattınız,
Acımadınız,
Gönül bağımı, o an koparttınız…

Mustafa Cilasun

GooD aNd EvıL 10-01-2008 07:45 AM

Acıyı bilmek bir sızıyla nefeslenmek!

Duyduğun sızıyla
Bıraktığın kahrın nağmeleri
Yüreklerin yarası olarak kanayacaktır

Her damlada
O sahneler açılır kedere
Gizemlerin zenginliğinde umut edile

Hikmetlerin
Karesi ahirde nezih payesi
Alınan nefeslerde sabrın öncelenmesi

Gaflet
Deryasında geçirilen zaman
Nefesler serencamında halde yoksun kan

Merak
İçinde kördüğüm olunca
Ne mümkün ki bir daha dönüş olmayacak

Vakit daralacak
Artık Hak konuşacak ne yapsak
Ne hazin çırpınış âleme ibrettir kafana tak

O sayfalar
Açılacak hikâyeler okunacak
Kat be kat bir umut adına hal çok aranacak

Zindanlarda
Bir ışık huzmesi ne kadar
Şık halin sadrında gaye mantığının farkıyla

Hüzün çarkında
Düşünmek için dirliğe ermek
Hezeyan nafile idrakten yoksun hukuku bilmek

Hak adına
Ne yapıyoruz hali görmüyoruz
Kendimizden geçerek o nefesleri tüketiyoruz

Menfaatimiz
Söz konusu olunca hal çaresiz
Mütemadiyen avuntu için takiyyedir tercihimiz

Mustafa Cilasun

GooD aNd EvıL 10-01-2008 07:45 AM

Acizim, perişanım…

Günahım çok perişanım,
Sevabım yok biçareyim,
Fakirim, zavallı garibim,
Ya Rabbi, sana sığınırım…

Her şey verdin, lütfettin,
İnsanlık onuru bahşettin,
Akıl verdin, takat verdin,
Bunları hiç hatırlamadım…

Gücüm var iken bendim,
Kendim hükümran idim,
Yerdim, giyer, gezerdim,
Seni hiç hatırlamazdım…

Makamım, param vardı,
Zevk mi, doruğundaydı,
Muhtacı, kim umursardı,
Sen, her zaman bize acırdın…

Eş verdin, alımlı güzeldi,
Çocuk verdin, emanetlerdi,
Mal, mülk verdin kesmedin,
Ben, seni her vakit ihmal ettim…

Para bitti, makam, kuvvet gitti,
Ehlim, çocuğum boynunu büktü,
Her bir dost bıraktı, bizi terk etti,
Sen, hep vardın, hiç bırakmadın…

Biliyorum acizim, biganeyim,
Sana asla bir şey söyleyemem,
Mahcubum, gafilim ama seninim,
Sen bilirsin Ya Rab, her şeye razıyım…

Öleni görürdüm, etkilenmezdim,
Nasıl olsa bir gün gideceğiz derdim,
Ölmeden de ölüneceğini, nerden bilirdim,
Büyüksün Allahım, affını hiç esirgemezsin…

Anladım ki, yalnızca dünya değil fani,
Kâinatta bulunan bütün canı ve cananı,
Arzı, fezayı, zerreyi ve tüm mevcudatı,
Sen yaşatır, güldürür, sonrada öldürürsün…

İşte ahvalim, pür melalim, şu anda ki halim,
Perişanım, fakirim, biçareyim pek çok gafilim,
Tenim buruştu, omurgam eğildi, kalbim tekledi,
Ey Rabbim, sen bilirsin, nasıl istersen, çaresizim…

Mustafa Cilasun

GooD aNd EvıL 10-01-2008 07:45 AM

Açılan sayfalar baharla anlamlılar!

Baharlar, sineler için açılmış sayfalar
Ruh itminanlığında yudumlanır hazlar
Niyazlar kul için tükenmeyen arayışlar
Hükmün sahibiyle muhabbetli sevdalar

Ne aşklar, nede anlamsız olan kaygılar
Bilinmez ne zaman bitecek ön yargılar
İdrak edilmeyen hilkatle bir soluyanlar
Kalbin nizamından habersiz olan canlar

Beyan edilen aşklar insanlar niçin ağlar
Hissiyat kim için yakarışlar içinde sızlar
Uzuvlar, bitecek anın şahitliğinde ağlar
Lakin ruh, ten ekseninden olacak bizar

Salkımlarda sunulan kirazlar kimi anar
Kuşlar, melekût âleminden birer nazar
İnsan için bahşedilen hazlar, nasıl yaşar
Çatılan kaşlar serencamında aşk ne arar

Gönlün aç iken, lisanın beyanı anlamsız
Hal ikliminde edep yok ise örtü manasız
Kalbi aşklar zarafet içinde olamaz yarsız
Yar arsız kan kaygısız, ruhlar ki vicdansız

Hissetmek halin dirliğinde nefeslenmektir
Himmet etmek bahşedilen için verilmelidir
Şefkat göstermek, o sevginin banine sevktir
Sabretmek, nasip içinde gizlenen hikmettir

Mustafa Cilasun

GooD aNd EvıL 10-01-2008 07:45 AM

Açılırken perdeler neyi müjdeler.

Yavaşça sıra ile açılıyordu perdeler
Sanki kat kat katlanmış gizemlerdi
Açmaz güller aşksız geçen ömürler
Bir bir gün ışığına hasreti yaşıyordu

Bir ömrün bedeli hak hakikat adına
Aşk, sevda kahrıyla demlenmek ise
Güzellikler adına hizmet bir şevkse
Razıyım elbet bu can perişan olsa da

Halime sirayet eşmişse, bir edebi hal
Hak rızasıyla yaşamak ne büyük melal
Ar sevda yolunda hiç durma sineni sal
Sen zan’ı bırak hakikat nuru içinde kal

Kime kaldı ki, kalanlar kim için vardı ki
Olmayacak cihanda bir nefes hilkat gibi
Terki diyar sakinleri haşyet içinde sanki
Mahşer telaşı içinde artık ne yapsalar ki

Bir nefeslik can Hak yolunda divane olan
Aşk meramıyla soluyan, sevda ile bakan
Her bir atışıyla kalbinin sahibini anan can
Sen aşk yolunda şakıyan hanif olan insan

Mustafa Cilasun

GooD aNd EvıL 10-01-2008 07:45 AM

Açma sineyi yaramı

Açma sineyi yara mı ey sevgili revan
Bulunmasa da sende bir derdi perişan
Yüreğinde hicran, dilin de ikbali irfan
Sen kendinle oyalan olmayasın figan

Bir laf sayı cihan etmenizi dilerken
Kalbim perişan, dilim ayanı meyalken
Sizden zuhur edecek gülizarı bahçeden
Bir gül dilemek, onun merakına solmak

Biliyorum kozlar senin, bir eyvallahın yok
Diyarı uzaklar da bulunan perişanın hali yok
Sende bilinmeyen birçok, biçarede hiç yok
Kaldı yapayalnız, bir gülün dikeni dahi yok

Ne yaparsın ey yar biliyorum sende vicdan var
Koyma beni perişan, diyarda sensiz yalnızlaşan
Gözyaşlarını akıtan, umutsuzluğa umutla bakan
Her anında seni anan, senin melaline oyalanan

Mustafa Cilasun

GooD aNd EvıL 10-01-2008 07:46 AM

Açsa ki hazanda bigane bahar…

Kapattım ömür billâh kapatacağımda
Ne esen yele ne de yağmur damlasına
Sarılmayacağım, sinemi açmayacağım
Aşk için asla bir umuda kapılmayacağım

Islansın her yerler, hatta korunan perdeler
Rüzgârın hiddetiyle raks eden nice ümitler
Derbeder gönüller, bir türlü sevilemeyenler
Çaresizliğe mahkûm edilen zavallı divaneler

Ne kaldı sanki yaşanacak şu minval ömürde
Soldurulan bir güllerde, gönüllerde yeşerende
Sana hasret nice ümitlerde, bilinmez kişiliğinde
Mahkûm ettiğin çaresizliğimde, gecemde seninle

Bıraksa yıldızlar, açsa ki hazanda bigane bahar
Ağustosta yağsa kar, çölleri sel alsa yağmurlar
Karanlık hücrelerinde mahkûm bırakılan umutlar
Şiirler yazsan da, bir silinmezi romanlaştırsan da

Kapılar çalmayacak artık yaktım onu umutlarımda
Duvarlar boyanmayacak kazıdığım bahtsızlığımda
Yarasalar mekân tutacak karanlığın hengâmesinde
Zavallı hiçliğim, derbeder kimliğimle nihayetlenecek

Mustafa Cilasun

GooD aNd EvıL 10-01-2008 07:46 AM

Açtım sinemi artık rüzgârlara…

Ne kadar dilediysem gelmek istemedin sen
Hülyalarımda filizlenen en nadide sevgiyken
Hayallerimde tutuştu, yanarak kül olmuştu
Ruhumun güzergâhında açan gül solmuştu

Yok, artık menzile gidecek bir yüreğin hedefi
Sefilliğin kıdemlisi, biganeliğin en katmerlisi
Tutuşacak bir canın deryaları yaşatacak aşkı
Karartmıştı deruni kaygıları anlaşılmaz tavrı

Nasıl bu kadar acımazsızlığı içine sindirmiştin
Zulmün şedidini bilemiştin aşkımı kurban ettin
Gecenin haşyetinde kendi kabuğuna çekilmiştin
Demir aldın limandan, martıları hiç dinlememiştin

Sana doğru akan kanım neden hep bitap kalır
Andığım her salisede sensizliğin acısını anlatır
Yatır sen kimi istiyorsan mısralarında her satır
Ruhunun deruniliğinde bekleyen sevdana yatır

Açtım sinemi artık rüzgârlara meydan okurcasına
Çek git nasıl esersen es beni arkandan koşturma
Salma aşk kokumu, cihanın arzında sakın aranma
Bırak sen artık kendi halime, demlediğim hüznümle

Mustafa Cilasun

GooD aNd EvıL 10-01-2008 07:46 AM

Adamlık âdemin kemaliyledir!

Her insan
Beşer olarak doğar
Ama her beşer maalesef
İnsan olmaya çok muvaffak olamaz

İnsan
Beşer olmaktan
Kurtulamadığı sürece
Kim olduğu bilmek ne kadar önemlidir

Her insan
Adam telakkisindedir
Ancak adam olmak idrakledir
Adamlık mükellefiyettin enginliğindedir

Mükellef
Aidiyetini bilmektir
Bilmekten öte bir idraktir
İnsanı kâmil olmak âdemin muradıdır

Hakikat
İdrakine ermektir
Adamlık kemaletledir
Kemal hilkatin seyrinde nefeslenmektir

Zira o
Aidiyetin müsebbibidir
Abit olmanın bir gereğidir
Zahidin her daim hissettiği meşkidir

Arifin
Vazgeçilmez hasletidir
Kulluğun yalnızca bir gereğidir
Aşkın pınarında hazzı serinlemektir
Sevdanın diyarında meşkle beslenmektir

Mustafa Cilasun

GooD aNd EvıL 10-01-2008 07:46 AM

Ah açan bahar!

Kapattım
Ömür billâh
Kapatacağımda

Ne
Esen yele
Ne de yağmur
Damlasına

Sarılmayacağım
Sinemi
Açmayacağım

Aşk için
Asla
Bir umuda
Kapılmayacağım

Islansın
Her yerler
Hatta
Korunan perdeler

Rüzgârın
Hiddetiyle
Raks eden
Nice ümitler

Derbeder
Gönüller
Bir türlü
Sevilemeyenler

Çaresizliğe
Mahkûm edilen
Zavallı
Divaneler

Ne
Kaldı sanki
Yaşanacak
Şu minval
Ömürde

Soldurulan
Bir güllerde
Gönüllerde
Yeşerende

Sana
Hasret
Nice ümitlerde
Bilinmez
Kişiliğinde

Mahkûm ettiğin
Çaresizliğimde
Gecemde
Seninle

Bıraksa yıldızlar
Açsa ki hazanda
Bigane bahar

Ağustosta
Yağsa kar
Çölleri sel alsa
Yağmurlar

Karanlık
Hücrelerinde
Mahkûm
Bırakılan umutlar

Şiirler
Yazsan da
Bir silinmezi
Romanlaştırsan da

Kapılar
Çalmayacak
Artık
Yaktım
Onu
Umutlarımda

Duvarlar
Boyanmayacak
Kazıdığım
Bahtsızlığımda

Yarasalar
Mekân tutacak
Karanlığın
Hengâmesinde

Zavallı
Hiçliğim
Derbeder
Kimliğimle
Nihayetlenecek

Mustafa Cilasun

GooD aNd EvıL 10-01-2008 07:46 AM

Ah bir bilsen!

Bilmenizi
Dilerdim ki
Şayet
Mümkün olsaydı
Eğer

Seni
Bu denli
Üzmek için
Neden
Uğraşaydım

Bıraktım
Demek
Belki
Senin için
Çok kolaydı

Gönül
Fütuhatını
Bir kez
Olsun
Bulsaydım

Vicdan
Azabını
Yaşatmak

Bir insan için
Vicdandan
Hiç anlamamak
Değil midir

Seni
Bu hale
Mahkûm
Bırakmak
Hangi aklın kari

Zulmün
Abadını
Serdetmek

O an
Ve bitecek olan
Bir zamanda
Nefeslenmek
Aşkı
Dileyen için
Keder mi

Sana
Ne
Diye bilirim ki
Artık
Ben sana

Aşk
Senin için
Bir vicdan
Azabı
Olacaksa

Sinende
Bir sevgim
Hiç
Olmayacaksa

Kalayım
Ben azapta
Sen
Yeter ki
Rahatsız olma

Ne garip
Bir halin
Bekçisiyim

Sineyi
Dairesinden
Habersiz
Nöbetçiyim

Ah
Kalbim
Ne çaresizim
Bir bilsen

Derbeder
Olan
Bir sefilim

Aşkın
Eşiğinde
Nefeslenen
Ne hadsiz
Bir derdim

Mustafa Cilasun

GooD aNd EvıL 10-01-2008 07:48 AM

Ah bir tutku sandığım aşk neymiş?

Sen, sensizliğin ahengine kandıran
Bir gül iken, ben sadece seçilendim
Sensizliğin ayazında hep şekillenen
Çaresizdim, terk edilen bir sefildim

Aşk için tercih sebebi değildim itildim
Bir köşede çivilendim, orda kilitlendim
Zindan hazzında sensizlik feyzindeydim
Güne hasrettim, karanlıkta bir zahittim

Ne safhalardan geçtim, sayfalarını seçtim
Aşk anlamında hazin ki zavallı viraneydim
Kendimi geçtim, sensizliğin meşkindeydim
Nihayetinde bir tendin, ahenkle seferberdin

İşte ne yaparsın hayat bu, kader korkusu
Bilinmeyenlerin tortusu, umudun yortusu
Kalplerde neşet edecek haşyetin sorgusu
Mevla sevgisi, rahmet kokusunun yolcusu

Ah bir tutku sandığım aşk, meğer neymiş
Yolların en güzeli, tenlerden çok beriymiş
Manada özneleşen tahayyül mefkûresiymiş
Hayatın mayası, insanın manası sevgiymiş

Mustafa Cilasun

GooD aNd EvıL 10-01-2008 07:48 AM

Ah çekerek yanarsın bir manalısın.

Kalbim, sen hiç benim olmadın
Göz ardı ederek, bazen ağladım
Sabaha kadar gözyaşıma kandım
Sen yanımdaydın hiç bırakmadın

Seni taşıyorum ki bak yaşıyorum
Ancak sana hiç sahip olamıyorum
Dalıyorum, anlamaya çalışıyorum
Aşk sevdanı ben hiç anlamıyorum

Sen ne buluyorsun nazı hazanında
Harlanmıyorsun ki baharın yazında
Ne bulursun ki *******in yıldızında
Ah çekerek yanarsın bir manalısın

Kim bilmek istiyor ki senin bu halini
Kim neylesin ki çileyi, mana şevkini
Sen deli, divane misin yoksa serseri
Sen kiminsin, eren misin, seren misin

Herkes bak zevkten dört köşe olurken
Sen hiç durmadan hala viraneleşirken
Bülbüller şakırken, gülbahar yaşarken
Sen sefilsin, derdiyle kederli sevensin

Mustafa Cilasun

GooD aNd EvıL 10-01-2008 07:48 AM

Ah Gönlüm!

İçim alev, alev yanıyor, açamıyorum,
Sanki öyle bir yükü, kaçamıyorum,
Deniyorum, dertleniyorum, saçamıyorum,
Yoruldum inan ki, artık bakamıyorum.

Beni ben yapan faktörler hala ayakta,
Beni benliğimden uzaklaştıranlar bir odakta,
Meçhuldeyim sanki yaşadığım mekânda,
Bilinmeyenler neredesin yapış yakama.

Dostluklar artık menfaate dayanıyor,
Yoksa gücün bakarak için yanıyor,
Dermanın tükenip halsizlik sarıyor,
Bilinmeyenler her an beni kuşatıyor.

Aklım, mantığım, azmim elbette var,
Yoksa mesnetli bilgi neye yarar,
Manasızca devamlı koşmak beni yorar,
Mihengim neredesin gel beni sar.

Dava diye bağlanarak dem aldığımız,
Her şeye o gözle bakarak savunduğumuz,
Ön yargıdan beslenerek, tebliğ sandığımız,
Neredesiniz, söyleyin dayanaklarımız.

Her zaman inandık ve teslim olduk,
Neticesinde yalnızca bizler solduk,
Dağıldık, şevksiz denize daldık,
Öğrenmek ne demek, yılana sarıldık.

Her zaman mı bir kurtarıcı bekleyeceğiz,
Kolayı rahatı ne zaman terk edeceğiz,
Sen kendin olmaya çalış yeter artık,
Aklın, mantığın, senin için bir azık.

Rab derken açziyet ve sükûnetini,
Hak derken zulümden uzak adaletini,
Peygamber derken sabır ve metanetini,
İkmal et sanki hava gibi, su gibi.

Mustafa Cilasun

GooD aNd EvıL 10-01-2008 07:48 AM

Ah güzel kuş...

Ah güzel kuş,
Elbette haklısın…
Sevgi noksanlaştı…
Mana kalıplaştı…
Güven uzaklaştı…
Gezdiğin diyarlar,
Semada ki bulutlar,
Eşlik eden rüzgârlar,
Selam veren uçaklar,
Seni asla ürkütmüyor…
Sen, insana hasretsin…
Artık şartlar değişti…
Sevap hasleti gitti…
Hayvan sevgisi bitti…
Zişanın tavsiyesi yitti…
Sen elbette haklısın…
Oysaki ecdat ne yaptı,
Seni saraylarda ağırladı…
Estetik yuvalar yaptı…
Seni gıdasız bırakmadı…
Ah nazım, güzel sevdam,
Sen aşkla şakıyansın…
Sen aşksız yapamazsın…
Neyleyim kime gideyim,
Hangi dilbere söyleyeyim…
Sen hiç değilse uçuyorsun…
Ben sevgiliye, sen sevgiye,
Hasretsin biliyorum, sabret…
Elbet bir gün kader gülecek…
Nesil anlayacak her an seni…
Yürekler bırakacak sevgisini…
Sen mahzun olma güzel kuş…
Beni kim bulacak, solacak,
Kahrımla buharlaşacak,
Senin sevginle manalaşacak…

Mustafa Cilasun

GooD aNd EvıL 10-01-2008 07:48 AM

Ah kalbim ne çaresizim bir bilsen

Bil ki mümkün olsaydı eğer
Neden seni üzmek için uğraşaydım
Bıraktım demek belki kolaydı
Gönül fütuhatını bir kez bulsaydım

Vicdan azabını yaşatmak
Vicdandan hiç anlamamak değil mi
Bu hale mahkûm koymak
Zulmün abadını serdetmek keder mi

Ne diye bilirim ki artık ben sana
Aşk senin için vicdan azabı olacaksa
Sinende bir sevgi hiç olmayacaksa
Kalayım ben azapta sen rahatsız olma

Ne garip bir halin bekçisiyim
Sineyi dairesinden habersiz nöbetçiyim
Ah kalbim ne çaresizim bir bilsen
Aşk eşiğinde nefeslenen ne hadsiz derdim

Mustafa Cilasun

GooD aNd EvıL 10-01-2008 07:48 AM

Ah karşılayan dağlar!

Uzaklardan seni nazar ediyorum
Görüyorum ki dumanın yükseliyor
Enginler senden çok aman diliyor
Lakin sen acını kim anlıyor gidiyor

Yüreğim derinliğinde bir sızım var
Senin halini görünce hicrana katar
Yerini bilemediğim gizli sevdan yar
Dağlar halime yanar sinemi dağlar

Her çıktığımda onun tepesinde sen
Varlığımın nefeslerinde haz şevkisin
Sen atık kiminlesin dertlerim inlesin
Sen yeter ki mutlu ol sinem depreşin

Lakin dağların tepesinde senimleyim
Çınarların gölgesinde çizdiğimiz resim
Birlikte bestelediğimiz hicranlı eserin
Kuşattığı kederimle sen hep benimlesin

Resimleri tek tek tararken sancım artıyor
Yazdığın şiirler duvarlarımdan hiç inmiyor
Gömleğimin kopan düğmesini dikmiştin hani
Giymiyorum o gömleği inan kokluyorum seni

En son seninle eski bir kuyunun başına vardık
Kardeşlerince kıskanılan yakışıklı Yusuf’u andık
Maziyi terennüm ettik seninle itminanlık yaşadık
Züleyha’nın hırsında muhayyilede zorlandık kaldık

Şimdilerde senle mazi sayfalarında anlamlaşırken
Melalimde kalan güzelliklerden en nadide çiçekten
Sende tanık olduğum edebin hasletine erişmekten
Gıyabında niyazlar etmekten başka ne gelir elimden

Mustafa Cilasun

GooD aNd EvıL 10-01-2008 07:48 AM

Ah Mehtab...

Öyle bir duruşu var ki,
Durdum seyre daldım,
Gördüğüm güzellik,
Karşısında kendimi,
Dirliğimi unuttum…
Mehtabın asudeliği,
Ruhuma aşina geldi.
Ve beni celbetti…
Yutkundum, direndim,
Ve dayanamadım…
Kendine bağladı…
Başladım sırlarımı,
Paylaşmaya ve onu,
Yavaşça yudumlamaya,
Matem doluydum,
Hüznümü unuttum,
Onunla hemhal oldum.
Hislerim mest oldu,
Duygularım canlandı,
Biran ufkum sallandı,
Ve gözlerim karardı…
Mehtabın esrarında,
Mihengimi arıyorum,
Gönlümün kucağında,
Ahvalimi soruyorum.
Şafak vakti söküyordu,
Ufkum tarumar olmuş,
Yeni sayfalar açıyordu.
Gördüm aradığım gülü,
Güller fakat bir sürü,
Eğilip koklar iken,
Yok, koku sanki diken.
Bu zaman sıkılıyorum,
Çare için aranıyorum.
Ümidin meşalesinde,
Yaratana sığınıyorum.

Mustafa Cilasun

GooD aNd EvıL 10-01-2008 07:48 AM

Ah o nefes…

Bir gün yine çaresiz kaldım,
Şaşkındım, sadece baktım,
Açziyetim doruktaydı, sarktım,
Tavan bana, ben tavana baktım.

Her şey durmuştu, çalışmıyordu,
Duvarda sinek vardı, uçmuyordu,
Bir ses olmaz mı, duyulmuyordu,
Zaman dondurucudaydı, oradaydı.

Ah o nefes, bir soluk istenmiyordu,
Kalp bilsem ki benimleydi, nerdeydi,
Ten soğuk, omurga duruk, efkâr buruk,
Hayat bitap, gül harap, sen büyüksün Rab.

Ölüm buymuş demek, bedeni terk etmek,
Bedende ölmek, o an soluyarak gömülmek,
Sürünmek değil mi, hayatı aciz yaşamamak,
Ha mezar, ha kefen, yaşamayınca ne fark eder.

Zihnin kitlendiği an, ilaç asla deva olamaz,
Hafsala iflasta, zaman naçarın işine yaramaz,
Sadece aşk, sevdamı hayat, kimi arar bulamaz,
Hayat, yaşama sevincidir, nihayeti tende ölmektir.

Anlaşılmazlık, hayatın içinde yalnız yaşamaktır,
Anlaşılırlık ise nabza göre şerbet vermek değildir,
Duruşunu, Hilmi, vakarı, hilkatinle resmetmektir.
Sen, kimsin, her vakit aidiyetinle kulaklaşmalısın.

Mustafa Cilasun

GooD aNd EvıL 10-01-2008 07:49 AM

Ah sevda!

Nasıl olduğunu bilseniz!
Nelerden vazgeçerdiniz!
Yakar, dağlar, kanatmaz,
Bir dirhem acıyı tattırmaz.

Cefa, sıkıntı haz’a dönüşür.
Hizmet, himmet aşkı verir.
Uyutmaz, yedirmez, yatırmaz,
Zikrettirir, şükrettirir, hu dedirtir.

Âlem kollarını açar, dal salkar,
Yaratılmışlar haşyetle bakar,
Gönül divanedir, sine yakar,
Arzı mekân bir ahenge dalar.

Zerreler, çekirdekler, küreler,
Nebatattaki hakiki halkalar,
Surlar, kaleler, kervanlar,
Onun aşkıyla meşki yaşarlar.

Ey dostlar, ahbaplar, arkadaşlar.
Aşkı aramayın, hizmet için yanın,
İnsana ve hakikatlere konuşlanın,
İşte o zaman aranmayın, aşk yakalar.

Yaşıyorsun, yaşadın, yaşayacaksın,
Ne vakit terk edeceksin, bilemezsin,
Bizlerde ki bir emanetti, silemezsin,
Avuntuları bırak, Hakkın aşkına bak.

Kurtarmayacak seni malın, ayalin,
Daldığın gafletten, uyan bir silkin,
Eş, iş, aş, kaş, baş, yaş yetme dimi?
Gidenleri dahi, hiç görmedin mi?

Peygamberler, nebiler, sabiler,
Bunlar masundu ve ismettiler,
Ne yaptılar, Hak için yandılar,
Secdeye kapandılar, Hakka yalvardılar.

Mustafa Cilasun

GooD aNd EvıL 10-01-2008 07:49 AM

Ah yar sen bizar olma…

Gökyüzünün alyansları siz duyun bari sesimi
Sine harap, yürek bitap, bir ses etmiyor sevgili
Sizler bizim ortak paydalarımızsınız, sizinle varız
Efkârı umum iyemizi ancak sizlerle yâre anlatırız

Yıldırım aşkımı ne bu hal hangi asırda yaşıyoruz
Kısa bir zamanda olacak bir iş mi mantık nerede
Direnmesinde haklıymış, öyle diyor aşkı tanıyan
Aşkın kıvamımdan bihaber olan sevgili bir gülizar

Tacir değilim, sanatçı hiç değilim ben biçareyim
Açıkça haykırıyorum ey ahali bilin ki seviyorum
Küllenen ateşi kora dönüştüreni merak ediyorum
Eğer bu aşk değilse, ben insan değilim diyorum

Bir final mi ki mantığın katresini elbet arayalım
Bir mahlûkatı hayvaniye değil ki onu oyalayalım
İnsan da zuhur eden, yürekten fetheden bir aşkı
Kim bilir ki, nasıl bir tahayyülle ondan faydalanalım

Bırak zaten perişanım, ben kendi halinde bir insanım
Anlamam, mantıktan, her türlü zanaattan biçareyim
İşte ne yaparsın bir hadsizliktir, yüreğime yanarım
Anlamam denizden, geceden, meşkten bir ahenkten

Ah yar sen bizar olma, yeter ki sen bari biraz solma
Bir dosttun, engin tavsiyelerine gark oldum, soldum
Yürek neymiş demeliyim, şiire süresiz ara vermeliyim
Çekilmeliyim melalime, kalbime çeki düzen vermeliyim

Mustafa Cilasun

GooD aNd EvıL 10-01-2008 07:49 AM

Aidiyetinden habersiz bir nefes!

Diyor ki
Bir atanmış vali açıklamasında
Milletin, menfaatleri safhasında
Açıklamasının tamda ortasında
Cehalet seremonisi, kursağında

Konuşurken
O hezeyanlarını, beyan ederken
Dirliğin ve birliğin tesisini işlerken
Ne derler vehmiyle nefeslenirken
Aşikâr olan cehli belliyken birden

Milletin
Cehalet içinde kaldığını zikrediyor
Cehaleti yenmek adına döktürüyor
Bir tebaa kültüründen dem vuruyor
Ve milletin bireyi olduğunu unutuyor

Şaşkındım
Soluklandım şöyle birde yutkundum
Millet, devlet birliğinde o hale baktım
Mülkü amiri seyrederken hayıflandım
Yönetici vasfının, olmadığını anladım

Kelam
Edilirken muhakkak bir düşünülmeli
Sosyolojik o gerçekler idrak edilmeli
Kim için, bir niyaz edip nefeslenmeli
Valiler çok düşünmeli halkı dinlemeli

Efrat
Milli hassasiyet sebebiyle sorgulamaz
Devlete bağlılığında gafleti de aramaz
Lakin kirpinden kokanlardan, korkmaz
Onları hiç adamdan saymaz uğraşmaz

Devlet
Milleti içinde barındıran büyük bir ülfet
Dirliği için kolluk kuvveti ne yapar acep
Milletin serencamında bulunur bir edep
O vali kime dert sinesinde saklanır hep

Kimsin
Sen gönül tahtından çokta habersizsin
Okumuşun milletini anlamayan cahilsin
En çok öğrencisi olan bir ilinde valisisin
Bir tefekkür etmelisin, özrünü bilmelisin

Mustafa Cilasun

GooD aNd EvıL 10-01-2008 07:49 AM

Akan gözyaşlarına bakarken!

Söyle şimdi sen neden ağladın
Kim bilir ki ne gelmiştir başına
Değer mi bir damla gözyaşına
Yazık değil mi bu güzel canına

Sinede mahfuz ettiğin sevdamı
Seni senden alan hicranı aşk mı
Hasret çektiğin yüreğinde yaramı
Melalini hasrettiğin ulaşılmaz mı

Ağla hiç değilse sen gözyaşlarınla
Kalbi nur inhisarında rahatlarken
Rahmet damlasına gark olmuşken
Yaprak misali hazan sarısı eserken

Ben damla akana hasret çekerken
Hazanın kalanlarını demle yaşarken
Kanatsız kuş misali hiç uçamazken
Aşktan nasipsiz can olarak neylerim

Mustafa Cilasun

GooD aNd EvıL 10-01-2008 07:49 AM

Akan yaşlar…

O yaşlar, ne kadar güzel akarlar,
Ten bizar, beden inhisar, göz bakar,
O bakan bir çift göz, yaşlarını salar,
Yumuşacık ve sessiz, yanağı ıslatır…

O yaş o kadar kutsi ki, olaya bakmaz,
Vicdan imdat’ı açar, kimseye sarkmaz,
Zihin tarumar, hissiyat naiftir zayıflar,
Gözlerden o güzel damlalar, akarlar.

Çocuklar masum, vicdanları çağlar…
Kızlar rahmetin hamisi birer akarlar,
Kadın anadır, rahmet tecellisi yaşlar,
En büyük hazine, yoksa yüreği yakar…

O yaşlar öyle mübarek ki sineyi yakalar,
İnadı kırarlar, gönlü yumuşatırlar, akarlar,
Sırları temizler, kalbimiz mutmainliği arar,
Bir rahmettir, aşktır, sevdadır, hatta ummandır…

Olmasaydı o güzel yaşlar, süzülen gözlerde,
Âdemi beşer biçareydi, dolar infilak ederdi.
Öyle bir infilak olurdu ki, mekân aciz kalırdı.
En büyük silahtı, her an ve her zaman patlardı…

İşte o yaş bir rahmetti, barut kuru kalmıyordu,
Sine daralıyor, güç bitiyordu, ama yaş akıyordu.
O yaş bir deryaydı, pınardı, sineden püskürürdü,
O bir sığınaktı, Rahmeti Rahmanın temsilcisiydi…

Mustafa Cilasun

GooD aNd EvıL 10-01-2008 07:49 AM

Akıyordu…

Yüreğim çaresizliği yaşarken,
Tenimi, lekelemeden derinden
Ilık bir kan akıyordu…
Akan kan, yüreğimden sızan,
Hüsranın dinmeyen acısıydı…
Yapılacak hiç bir şey kalmamıştı.
Elden gelen ve bilinen her gayret,
Esirgenmemişti. Açıkça gösterildi,
Ondan asla, gizlenmemişti.
Beyhude bir sevdanın, ayak sesleri
Çok uzaklardan duyulmuştu artık,
Hatta biraz sertçe uyarılmıştı.
Ancak gönüldü bu, ne yapılırdı?
Asla bir şey yapılamıyordu.
Kan akardı, yara kanardı.
O kaçardı. Aslında haklıydı…
Kendi dünyasında bir denkliği,
Bulamıyordu. Nihayet diliyordu…
Suçlayamıyordum…
Ona kızamıyordum…
Yarama bakıyordum…
Sadece yakınıyorum…
Kendi halindeydi. Yoğunluğu bir dertti.
Şendi, neşeliydi. Bir sanat düşkünüydü.
Başarı konusunda ilerdeydi.
Mana noktasında, seviyesi yüksekti.
Halis bir buketti. Alımlıydı.
Artık bir kilosu yoktu. Bakımlıydı.
Seçiciği çok önemliydi. Duygusaldı.
*******in sessizliğinde, aldığı her nefeste,
Ve aheste, aheste, sırrını serdediyordu.
Hayalin gölgesinde gezinirdi. İdealisti.
Bir dava insanıydı. Azme çok sarılmıştı.
Her insan gibi, masumluğun arifesinde,
Aşka kapı aralamıştı.
Onu tanımış, ulaşmıştı.
Şair ruhluydu. Kitap kurduydu.
Merakın serinliğinde,
Kimseye ses etmeden, gezerdi.
Bazen ummadığı iltifat,
Bir vakarla, hemen salınırdı.
Tevazuu, başvuru membaıydı.
Gizliliği severdi. Özele metfundu.
Tefekkürü severdi.
Bilinmeyenlerde sarsılırdı.
Böyle biriydi, satırlarda bulduğum,
Ahengiyle meşke daldığım,
Solmayan bir orkideydi.

Mustafa Cilasun

GooD aNd EvıL 10-01-2008 07:49 AM

Aksa da yaş…

İstemediğim yaşlar,
Göz damarlarımdan,
İstemesem de akıyor,
Yüreğimde ki ateş için.

Yanan ateşi söndürmez,
Damla düşmeden kurur,
Sende ki, mevcut gurur.
Kalbimde, sevgiyi kurutur.

Yılgınlığın arifesindeyim,
Sensizlik nezaretindeyim,
Divane, mahzun biçareyim,
Tenim cansız bir viraneyim.

Mustafa Cilasun

GooD aNd EvıL 10-01-2008 07:49 AM

Aksın masun yaşlar damlasın kanlar.

Damla damla akan kanlarımız
Bir gül yaprağı misali
Toprağa düşerken
Gözyaşlarımız
Haşyet ürpertisiyle
Atinin müjdesini veriyor
Aksın bu kanlar
Durmasın onca yaşlar
Halin aşkını
Anlatana kadar
Şahadet şerbetinin
Hak rızası için cengin
En büyük cihat olarak sıfatlandırılan
Nefsi mücahedenin
Bizleri kuşatarak
Anlam katmasını bir gün
Cenabı Hak nasip edecek kadar

Mustafa Cilasun

GooD aNd EvıL 10-01-2008 07:49 AM

Akşam kızıllığından suya!

Kendi halince, sakin ve sessizce
Akşamın izlerinin kuşattığı kızıllık
Suyun güzelliğine rengini katınca
Aşk sessizliğinde sakince kaybolur

Ne olur ki depreşen dertlerin akını
Halden hale sınırsız geçen salkımı
Hiçbir zaman bitmeyecekti umudu
Aşk tek korkumdu şimdi kayboldu

Suyla başlar tüm hikâyeler nefesler
Topraktan alınır gelecek her ümitler
Kursaklarda yaşanan onca hevesler
Aşk hasretiyle sinelerde demlenirler

Akşamdan geceye doğru salınır akan
Damarlarda durmadan hoyratça kan
Aklı bulunan can nihayette insan olan
Kalbin sahibinden uzaklaşan heyecan

O suda hayallerin ateş saçan gözlerin
Sende gizlidir merak ettiğin hünerlerin
Ey nisayı dilberim can içindeki hevesim
Senin için seyrederim halin bekçisiyim

Mustafa Cilasun

GooD aNd EvıL 10-01-2008 07:50 AM

Akşam oluyor…

Ağarmayan ne var
Dönmese de yüzünü akşam
Seslerin serencamında yalnız
Gelişlerden gidiş için çaresiz

Nihayetin bilindiği an sensiz
Beklenmese de sevince gece
Ben yine sensiz ve sessizlerde
İçsek te bir yudum su ne olur

Her gece uykusuzum kime sorulur
Kalsa da bir dirhem canı mecal
Gözyaşlarımdan süzülen damlalar
Yüreğimde kararan bulutlar

Yenilginin habercisiydi avuntular
Her zerresinde bir sınırın ıssızlığı
Sunulmuşken bizlere hüzün vardı
Çaresizdik akşam oluyordu sen

Sokuluyordun kuytu karanlığa
Ben ise biçere ellerle akşamlara
Sensizliğin acısıyla kıvranırken sızım
Dinmiyordu sen ve ben yine yalnızdık

Akşamları ecelin gelmesini beklerken
Sensiz ve bensiz aşka hasret mezarlık
Gecenin ıssız serinliğini seninle yaşarken
Mezranın başında seni anıyordum sevdiğm

Mustafa Cilasun

GooD aNd EvıL 10-01-2008 07:50 AM

Akşama yakın bir vakitti.

Akşama yakın bir vakitti.
Kuşlar o kadar güzel uçuyorlardı ki hürriyetin yekparesinde bir nefes sıhhat gibi.
Oldukça canlı ve diri bir keyfiyette, hilkatleri mucibince, rızklarının taksimince!
Semanın haşmeti, maviliğin enginliği, bulutların serpilişi bir nizamın ölçüsüydü.

Etrafımız oldukça kalabalıktı, muhtelif seslerin can havliyle çıktığı, meramların paylaşıldığı, dikkatlerin bir yöne doğru çekilmek dilendiği bir ortamdı.

Her bir arkadaşım bir güç gösterisine soyunmuştu sanki. Aslen güçsüz olanlar dahi her zaman ulaşabileceği bir babası veya annesi olduğundan, evleri yakın bulunduğundan daha çok baskın çıkıyorlardı.

Top oynansa, maç yapılsa, met değnekte olsa, yakarda karar kılınsa, tıpta oynansa, saklambaçta varsa yinede pek değişen bir şey olmuyordu bu meyanda.

Uçurtmalarımız çok olmuştur, topaçlarımız nasılda zınılayarak ses çıkartırlardı.
Bir kaş arkadaş uçurtma sevdasıyla gökyüzünde seyri âlem ederken düşlerimiz, hülya sağanaklarımız, kursağımızda kalan umutlarımız sayfalarını açardı sanki!

Bir ayçiçeğinin kalpaklarında, bir mısırın sümbül yelpazesinde, bir nohudun metanetinde, bir karpuzun masumiyetinde, bir kavunun dirayetinde, bir çileğin zarafetinde, bir domatesin hazırlığında, bir biberin süzülüşünde farklı farklı!

En heyecanlı anlarımızda annemizin gel diyen amir sesi ne de hoşnutsuzdu!

Babalarımız sanki daha bir masumdu, çok yüz göz olmazlardı, çalışan dirayetli pervanelerdi. Annelerimiz sabrın demi, sevginin seli, hoş görünün nefesiydi.

Ablalarımız can yoldaşımız, yardım sağanağımız, kaygı yumağımız canlardı.
Ağabeylerimiz sanki daha katı, yaptırım noktasında karalı, müsamaha açısından çok sıkıntılı olanlardı.

Komşularımız ne kadarda birbirinden farklı insanlardı. Bir kooperatif marifetiyle bir müşterekliği bulunan, çok değişik mekânlardan gelmek zorunda kalanlardı.

Kültür farkı o kadar sarih olandı ki, tercih sebepleri dikkate şayan olanlardı.

Bir Ahmet amca vardı ki sakin bir adamdı, eskilerin klup sigarasını çok içerdi.
Hasan amca canı tez olan her bir olayda bir tutam tuzu bulunan farklı insandı.
Fethi amca çok ciğerpare olan bir amcaydı, tebessüm yüzünden asla eksik olmazdı, çok narin kızardı, her vakit yardıma koşan değerli ve dost bir insandı.

Ama Hatice teyze yani hanımı tam tersi, asık suratlı, iddiacı, layardımcı olandı.
Hani derler ya tencere yuvarlanıp kapağını bulmuş tesellemesi misali gibi.

Evlerinin tek oğlu durumunda ki Mehmet çok şımartılmıştı. Babasının avcılık lakabı bulunan Mehmet’e kimseler söz edemezlerdi. Ne kadar çok şımarsa da!

Çok haksızlık yapsa da, onun her hareketi birilerince masum karşılanırdı. Çünkü avcı olan Ahmet amcadan çok korkarlardı. Lakin Ahmet amca bunlardan habersiz olan, kendi işleriyle ilgili çalışmaları bulunan çok sakin bir insandı.

Bizler uzaktan da olsa bir kötülüğüne şahit olamadığımızdan azda olsa onu severdik. Oğlu Mehmet’i hiç sevmediğimiz halde, onu şımarttığını bildiğimiz nedenle diyemem, çünkü onu hiç yüz göz olurken görmemiştik.

Bir gün yine uçurtmalarımızı uçururken şımarık Mehmet bir diğer arkadaşın ipini kopartmak için, uçurtmasını kaçırtmak için saldırmıştı.

Mağdur olan arkadaşımız Sait ne kadar sabrederek dirense de, bizler bir gayret göstersek te tüm çabalarımız nafileydi. Mehmet’i bir kere hırs basmıştı.

Çok rahat dövebileceğimiz bir arkadaştı lakin onun babası acı olan bir adandı!
Ara da olsa omzunda tüfekle gezdiği görülürdü. Farklı kıyafetler eşliğinde.

Mehmet mücadelesine devam ederken mağdur olan arkadaş Sait’in babası işten geliyormuş duyduğu sesler onun dikkatini çekince koşarak geldi ve sevimsiz mücadeleyi gördü.

Ayırmak için yüksek sesle müdahale etse de Mehmet artık dut durak bilmiyordu.
Hakaretler yapmaya başladı, salim amca fazla dayanamadı ve Mehmet’e bir fiske vurdu.

Mehmet ağlayarak koşar adımlarla babasını çağırmaya gittiğini haykırıyordu.
Bir müddet sonra Mehmet anne ve babasına her ne anlatmışsa bir fırtına koptu.

Mehmet’in babası tüfeği elinde soluk soluğa koşarak geldi. Salim amcanın oğlu Sait’in uçurtmasını hedef alarak tüfeği ateşlemişti.

Bizlerde korku ile havada ki uçurtmaya bakıyorduk.

Uçurtma tam ortasından delinmişti ve çok fazla direnmeden elektrik direğine dolandı ve arada çaresiz bir şekilde kalmıştı.

Tüfeğin saçmalarından nasibini alan üç tane kuşta cansız bedenleriyle yere öylece düşmüşlerdi.

Hırsın, mantıksızlığın, ahmaklığın bir yaşı olmadığını o kadar bariz bir şekilde görmüştük ki şaşkınlığımız ayyuka çıkmıştı.

Başlangıç paragrafında neler söylemiştik oysaki!

Kuşlar o kadar güzel uçuyorlardı ki hürriyetin yekparesinde bir nefes sıhhat gibi.
Oldukça canlı ve diri bir keyfiyette, hilkatleri mucibince, rızklarının taksimince!
Semanın haşmeti, maviliğin enginliği, bulutların serpilişi bir nizamın ölçüsüydü.

Ne kalmıştı bunlarda artan geriye sadece terbiye edilmeyen, tefekkürle şekillenmeyen, ahirle özleşmeyen, mizanla bütünleşmeyen fiiliyatlar.

Gözyaşından başka bir şey kalmamıştı. Üzülenler çok fazlaydı. Hafızalarına kayıt düşenler en bahtsız olan zavallı masum çocuklardı.

Düşünmek onu tercih etmek, insan olmanın erdemiyle nefeslenmek demektir.

Mustafa Cilasun

GooD aNd EvıL 10-01-2008 07:50 AM

Al düşlerimin kopan gül yaprağı…

Mor hüzünler akşamın ilk adımlarında
Penceremin pervazlarında yerini alırlar
Çırpınan kuşun kanatlarında uzaklaşan
Umutlarım başka bir günün avuçlarındadır

Öfkemin kızıllığının çare olamadığını bilirdim
Kanayan aşk yaramı hiç dindirmeyeceğini de
Al düşlerimin kopan gül yaprağı misali sızısını
Terennüm ederdim, akşamın hicran şarkısıyla

Divaneliğim nüksederdi atardım kendimi yere
Köşelerin en sefiline, derinliğin hengâmesine
Bırakırdım melalimi, sersemliğimin eşliğinde
Derinlerde ki yüreğime hayıflanırdım seyrime

Kara bir geceye al müjdeler sunan her heceye
Gönlümün kararan penceresinde ki bilmeceye
Tozlu yollardan murat için gelen nefeslenene
El sallamak istiyorum yolunuz açık olsun diye

Şu akan damlalar ki iyi ki var yağar yağmurlar
Alır çıkarır beni kuytu kimliğimde ki korkumdan
Sevinç tohumlarını akıtırken yüreğime aşkından
Umudun hazzına yeniden vardırır gizli ellerinden

Mustafa Cilasun

GooD aNd EvıL 10-01-2008 07:50 AM

Al sana medeniyet ve asri yet!

Bu mu medeniyet, bu mu asri yet
Bire kâfir kefereler bu nasıl şirret

Bir çocuğa ancak bu kadar cesaret
Sen durma Müslümanları hep inlet

Ne istiyorsunuz bu zavallı çocuktan
Ey Müslüman uyan, anaları perişan

Babalar olmuş birer kurban ey iman
Sen Allah rızası için bir kendine yan

Müslümanları her geçen gün eziliyor
Hattı zatında hazin ki kobay seçiliyor

Müslümanlar heyhat birbirini öldürüyor
Dünya müstekbiri müsabaka seyrediyor

Şu resimde ki ıraklı çocuklara bir bakın
Allah rızası için ha ne olur biraz hislenin

Mazlum için yeter artık ha bir kenetlenin
Allah rızası için şöyle bir kendinize gelin

Biz bize vurdukça, kâfirlere ne hacet ki
Zaten o zalimlerin en kutsal dilekleriydi

Bizler rezil kepazeyken kimle keyiflenir
Hangi idrak, hangi izan bundan demlenir

Mustafa Cilasun

GooD aNd EvıL 10-01-2008 07:50 AM

Aldığım her nefes seninle ancak!

Divane olmak
Senin yolunda soluklanmak
Kalbin itminanlığında aşk ile dirliğe uzanmak

Yıldızlar el sallar
Kimler için semada hayaller kurar
Sevdalılar umut içinde hükmün sahibine kanar

Sular akar
İkliminde kefen kokusuyla kar yağar
Toprak onu hasretle kucaklar, özlemiyle kanar

Düşen damlalar
Kan içinde korunan oksijen ne yapar
Beyin için çabalar, insan nasibince rızkını kovalar

Aşk ilkimizde kokar
Halden anlamayan heveslerine dalar
Çiçekler şifa için açar, renkler insan için bahtiyar

Kanat çırpan kuşlar
Mahzun gönüllerden akseden hıçkırışlar
İhsan sahibinden asla zuhur etmez fevri davranışlar

Tefekkür ikliminde
Bir ahenk var, insanı anlar çare arar
Melalini insanlık için hizmete açık tutar ihlâsla bakar

Kul olmak neye yarar
İnsan halini anlayamazsa onu kim anlar
Kalbin sessizliğinde açar en güzide olan nice baharlar

Adamlıkta kokar
Zarafet içinde gizlenmiş olan ülfet
Namert hazlanmaz asliyet için gerçekleşir her hürmet

Vefa kadri bilmektir
İnsan onun için en mücerret sebeptir
Nisa için edep hakkaniyettir, er kişi için mücbir nedendir

Ne çocuğa ne cana
Bağırırsan sen, senin gibi olan insana
Bulacaktır seni bir gün halini anlatamadığın bir zamana

Her ne yaparsan
Muhakkak ki bir gün bulacaktır seni
Senden neşet eden değerleri idrak içinde çok nefeslenmeli

Âdeme ne demeli
Ölümün güzelliğiyle seyri hale refakat etmeli
Mezar içinde bir densizliğe düşmemeli, ruhun nihayeti fikredilmeli

Mustafa Cilasun

GooD aNd EvıL 10-01-2008 07:50 AM

Aldırma dalgaların hissiyat nedametine!

Akılsız, bilinçsiz körlüğüm için dövündüm
Sözde bir aşk inkılâbıydı yaşadığım hicran
Gönül tahtımın sarsılmaz sütun aralıklarında
Sevdanın kollarında çaresizdim gömüldüm

Yüreğimi amansızca sarsan bilinmez andıçlar
Umutsuzluğu haykıran, sefilliği anlatan satırlar
Kaçamak bakışalar, söküp atan her nakaratlar
Mahkûm bırakan acımasız yargıçlar, gardiyanlar

Taşladım artık vuslata giden deniz fenerlerini
Aldırmadım dalgaların hissiyat nedametlerini
Dinlemedim martıların senfonilerini, hallerini
Bir kez olsun anmadım gemiden seyredenleri

Kefensiz, niyazsız her bir tabutu mevt misali
Kalmışım kayalıklara vuran cesetlerin timsali
Ha yaşamışım, ruhsuzluğun demini almışım
Veyahut ta aşksız bir girdabın eline kalmışım

Bu haykırışlarım asla bir umut için değildir
Benim gibi bir esintiye kapılan en sefillerindir
Elbette ki bir ibreti âlem içindir, aşk kimindir
Sevilmeyi hak etmeyen zavallı çaresizlerindir

Mustafa Cilasun

GooD aNd EvıL 10-01-2008 07:50 AM

Âlicenaplık!

Evet, siyasetin adavetsiz,
Bulunduğu bir ortamda,
Hollanda kraliçesi,
Şehrimize teşrif ederek,
Hiç değilse, bir nostalji,
Yaşamamıza, vesile oldular.
Ev sahibi konumunda,
Bulunan, yönetici hazır un,
Misafirperverlikte asla,
Bir kusur, işlemediler.
Kraliçenin;
Hamile olduğunu öğrenen,
Şehrin lokomotifi,
Konumunda bulunan,
Sayın (İstikbal) Boydaklar,
Kraliçe hanımefendiye,
Çok anlamlı bir hediye,
Vermeyi ihmal etmediler.
Kayseri konağında,
Tertip edilen toplantının,
Mahiyeti oldukça ilginçti!
Orada bulunan hazır una,
Bir vefa manifestosu, yaşattılar.
Neydi konu! Anlamaya çalışalım!
Gurbetçi işçilerimizden,
On beş aile, emekli olduktan sonra,
Memleketleri olan Kayseri ye,
Kesin dönüş yapmaları sebebiyle,
Bu ailelere, ülkeleri adına,
Teşekkür etmek ve yeniden ziyaret için,
Bir davette bulunmak, adına gelmişler.
Bu günlerde, ne kadar çok,
Özlem duyduğumuz,
Önemsemediğimiz hasletler, değil mi?
Biz emeklilerimize,
Eziyeti ve kuyrukta bekletmeyi,
Henüz çözememişken, reva görürken,
Bu insanlar, insanlık adına,
Bir zamanlar ecdadımın yaptığını,
Şimdi bunlar bizlere yapıyor!
Hüzünlenmeyim mi?
Efkârı yudumlamayım mı?
Âlicenaplık göstererek,
Şehrimizin ileri gelen,
Yöneticilerinin hafızalarına,
'Nakşeden bir imzayı”
Alenen ve nezaketle,
Atmayı başardılar.
İlmi siyaseti, unutanlar,
Nasıl başarılı olacaklar!
Şaşarak melülce bakarım.

Mustafa Cilasun

GooD aNd EvıL 10-01-2008 07:50 AM

Allahın Emrinden Edebin Gereğinden Kimler Sorumludur?

Kul olmak bilinci o kadar ehemmiyetlidir ki bu gerçeğe müdrik olmak ancak hidayetin tecellisi sebebiyle müminler idrak ederek mükellef olurlar.

Sinlerinde henüz rahmetin gereği olan teslimiyet ve itminanlık zafiyeti yaşayanlar, akıl ve zanlarını iblisin telakkisinde görmeleri nedeni ile dini müeyyideleri hakir görürler ve tahkir ederler.

Sebebi hikmetinden bigane olan bu yaratılanlar, beşer kimliğinin diğer safhasında tercihlerini zanlar üzerinden netice almaya çalışırlar.

Çünkü sıtkı can ile teslimiyet, duyarlılık, akidenin idraki hissiyatı bahşeden Cenabı Hakka olmadığından, zan ve şüpheyle tahakküm ederler.

Her zerreye ve arzı cihana bakış açılarında ezelin yerine Darvin teorisinin çaresizliğine bir fırsat doğsun diye ulusalcılığı ikame ettiler.

Rabbani olan her şey bunlar için bir daralma sebebi olduğu bugünün tercihi değildir.

Bu sebeple Allaha kulluk noktasında problem yaşayan hidayete ihtiyaçlı insanlar tuğyanları konusunda ısrarlarını sürdüreceklerdir.

Dünyaya teşrif eden her can üryan olarak doğarlar. Sabidir, emanettir, vesaire yani mükellef değildir henüz.

Aklın ve idrakin kabulüyle ilintili olarak ilk mürebbisi olan anne ve babasının öğretileri gereği tercihler netleşecektir.

Kabul ve ret tahkikin netleşmesiyle iradenin karar sürecini önceleyerek tercihler gerçekleşecektir.

Bu insan Ya Allaha kulluğu la şerike diyerek tercih edecek veya akıl ve zanlarından ihdas edilen pagan ve tağuti güç odaklarını tercih ederek kendini rakip yerine koyacaktır.

Kendi kutsalı adına hezeyanlarını farklı telakki ve takiyyelerle insanların önüne serecektir.

İşte bu sebeple bir kul olarak Müslüman öğretisiyle donanan canlar örtünen, setri avdeti bilen, örf ve adetlerin zenginliğine inanan kullar olarak farklı şekillerde bu gayelerine ulaşırlar.

Lakin bu hakikatlerden habersiz olanlar, edebin ve sebebin hikmetine bigane bulunanlar, kendilerine bir değer katmak kaygısıyla tahrif ve tahriklerin de ısraren devamlılığı artırırlar.

Bu insanlara acımak elbette ki yetersiz, sabır içinde cahilliklerine müdrik olarak hidayetin sebebini bilmeliyiz.

Zaman kavramının hangi zamanlardan itibaren devam ederek bu süreci hikâye ettiğini bilerek, evrensel ve mutlak olan mesajı terennüm ederek hayıflanmalıyız.

Yani hülasa edersek;

Dinimizin emri olan örtünmek, inanmayanlar tarafından en çok itiraza uğrayan hususlardan birisidir.

İtirazların hakiki sebebi, hidayetten mahrum olmalarından dolayı örtünmenin hikmet ve sebeplerini bilememeleri bilhassa kadınların, örtünüp belli nizam içinde yaşamalarının esaret, açılıp saçılmalarının ise hürriyet olduğunu zannetmeleridir.

Hâlbuki tesettür, izzet ve şeref, aksi ise hakaret ve zillet sebebidir.

Örtünmeyen, aşırı derecede açılan kadının, erkeklerin taarruzlarına maruz kalma ihtimali vardır. Bu da kadınlara büyük bir hakarettir.

İs1âmi şekilde örtünmek, garplıların dediği gibi ne sıhhati bozar, ne de asabi zaafa düşürür.

Bilakis sahibine şahsiyet, iffet, izzet ve sıhhat kazandırır. Bir takım rezaletlere mani teşkil eder. Buna manevi maniler de ilave edildiği zaman, beşeriyet büyük bir mefsedetten kurtulmuş olur.

Şurası bir hakikattir ki, kadının açılıp saçılması, erkeklere, kadının kendileri için açıldıkları hissini verir. Böylece bir takım kimselerin, o kadına satılık meta imiş gibi bakmalarına, neticede taarruzda bulunmalarına yol açar ki, bu kadına en büyük bir hakarettir.

Süslenerek sokağa çıkan kadın, kimin için süslenmektedir? Kendisi için süslendiğini iddia etse bile, bir kısım erkeklerin kendisi hakkında kötü düşünmelerine, onların nefsanî hislerinin tahrik edilmesine sebebiyet vermesine mani olabilecek midir? Cevap elbette hayır olacaktır.

Örtünmek, sahibini bu kötülüklerden koruyacağı gibi Allah’ın (c.c.) emrine uymaktan dolayı sevaba sebep olacaktır.

Semavî kitapların hepsi tesettürü emretmiştir Nitekim İncildeki bir ayette “Bir kadın başı açık bir şekilde tâatde bulunursa ve fikir beyan ederse iffetsizliği davet etmiş olur.” Buyrulmuştur.

Dinimiz ahlâki temeller üzerine kurulmuştur. İslami ahlâ¬kın temeli ise, Allah’tan melekten ve insanlardan hayâ etmektir. Açılıp saçılmak ise İslâmi ahlâka ters düşen, hayvanlara has bir durumdur.

Demek ki, örtünmenin hikmetlerinden bir diğeri ahlaki kaidelere riayettir. Dinimizin hedefi, insanları sonu hayırlı olan bir yola sevk etmek, onlara huzurlu bir dünya hayatı bahşetmek, bu huzurlu hayatı, manevi kazançlara vesile kılarak insanlara iki cihan saadeti temin etmektir.

Bu ise in¬sanların her türlü düşmanlarından kurtulmaları ile mümkündür. Nefislerinin tasallutundan kurtulamayan ve Onun arzularına gem vuramayan insan, huzurlu olamaz.

Zira nefsanî arzuların sonu olmadığı gibi, bu arzuların tam******, hatta birçoğuna ulaşmak mümkün de değildir.

Kadınların ve erkeklerin, avret yerlerini açmaları, süslenerek karşı Cinsi tahrik etmeleri, insanları şehvet boyunduruğunun altına sokup, bunun altında inleyen insanın evvela dünya saadetini, sonra da ahiret selâmetini kaybetmesine sebebiyet vereceğinden, Allah (c.c) insanlara örtünmeyi emreder ve insanlara bu şekilde zulüm edilmesine müsaade etmez.

Örtünmenin erkekler ve kadınlar için daha birçok faideleri bulunmaktadır.

Örtünmeyle korunmak istenen üç önemli unsur vardır:

1-Nefsin korunması

2-Neslin Korunması

3-İmanın korunması

Bir kadının örtüye bürünmesi çok büyük anlamlar taşımaktadır. Örtü bir kadının iman ve takva sahibi olduğunun göstergesidir.

Örtü onun, Allah’ın emrine baş eğmesinin, nefs ve şeytana karşı bilinçli oluşunu göstermektedir. İnanmış kadın mütesettir bir hayata alışmakla, hem ruhunun gıdasını ve hem de Yaratıcının rızasını kazanmış olur:

Burada kadını korumaktan maksat onun zayıf, kendini bilmez ve suç sayılmasından değildir. Onun korunmak istenmesi, çok değerli olmasından ve onun¬la kurulacak yuvanın sağlam ve sağlıklı olmasını temin etmek yüzündendir.

Tüm kıymetli şeyler istisnasız bir koruyucu içinde muhafaza edilir.

Kadınlar hoş gösterilecek tarzda yaratılmıştır. Bu hoş görünüşleri ile daima çekicidirler. Onların bu cazibeli hallerinden sürekli tahrik olmak, şuuraltı bunalımlara, aşırı şekilde hayvani hislerin açığa çıkmasına sebep olmaktadır.

“İnsanlar için kadınlara, evlatlara, kantar kantar altın ve gümüşlere, salma atlara, hayvanlara ve ekinlere karşı olan sevgiler hoş gösterilmiştir.”(Sure-i Ali İmran,14)

İslam, cinsi duyguların şuuraltına itilmesine mey¬dan vermemektedir. İslam dini, bu duyguları ayeti kerimede de görüldüğü gibi insan neslinin devamı için güzel göstermiştir.

Bu güzel duygunun tahrip olunmasına da, gayri meşru yollar sebep olmaktadır. Tahrip olunmaması için cinsi arzuların meşru yollardan tatmin edilmesi zorunludur.

Bu meşru yolların kullanılmasını zorunlu kılan da bir yerde kadının tesettürüdür. Toplumun sağlıklı kalabilmesi için kadının sağlıklı olması gerekmektedir. İşte örtünme kadına bu değerini sağlamaktadır.

Cinsel duyguların varlığı bir realitedir. Müslüman da bunun bir vakıa olduğunu, ilahi kanunların da bunun varlığını kabul ettiğini bildiğinden, tabi atiyle bu duygulara karşı bir nefret ve tiksinme duymamaktadır.

Erkek kadın her Müslüman bu yüzden vakti gelince evliliği tercih etmektedir. Evlilikten bu şekilde tiksinme olmayanca, cinsi isteklerin şuuraltına itilmesi de olmamaktadır.

Fakat hiçbir zaman insan bu duygulara kendisini köle yapmayacak, İnsanlıktan çıkacak derecede cinsel isteklere tabi olmasının caiz olduğunu da ortaya koyamaz.”

Kadının, yaratılışı itibariyle karşı cinsi etkileyeceği gerçeği, apaçık ortadadır. İnsanlık tarihi boyunca bu iki cins arasında çeşitli yönelimlerin sergilendiği, bir hakikattir.

İnsanın dünyadaki hayatı, kadınla erkek arasında kurulan sevgi bağları ile devam etmektedir. Bu da ancak sağlam bir nikâh akdiyle kurulan yuva ve evliliktir.

Kadını, nahoş cinsel duygulara hedef olmaktan koruyan şeylerin başında, tesettür gelmektedir. Tesettür, büyük ve güçlü bir silahtır. Bunun aksini düşünmek, hayatta ve cemiyette meydana gelen çeşitli olaylara vakıf olmamak demektir.

Tesettürü şuurlu bir şekilde uygulamak, Müslüman kadının Allah’ın emrine bağlı oluşundan kaynaklanır. Allahu Teala Nur Suresi’nin başında açıkça ifade etmektedir:

“Bu indirdiğimiz ve hükümlerini (tatbikini) farz kıldığımız bir suredir. Ondan açık açık ayetler indirdik, ta ki belleyip ibret alasınız” Sure-i Nur, 1)

Ayet-i kerimede “Bu indirdiğimiz suredir” Cümle¬sinin dikkat edilecek bir özelliği vardır. Allahu Teala’nın (biz) kelimesiyle yaptığı te’kit şunları ifade etmektedir:

a) Kadınların tesettüre kesin uymaları

b) Kadınların kocaları tarafından açılmaları konusunda zorlanmamaları

c) Örtünmeleri konusunda kadınlara yardımcı olunmalı.

Bu surenin İndiricisi hâşâ kuvvetsiz ve kudretsiz zayıf bir nasihatçi durumunda değildir. 0 nefs ve kudretlerimizi elinde tutan, aciz bırakamayacağımız, hayatta da, hayattan sonra da, sizin muhafaza etmesine mani olamayacağınız bir kimsedir.

İkinci cümlede “Hükümlerinin tatbikini farz kıldığımız” yani bu suredeki öğütler, kurallar, helal ve haram hakkındaki hükümler. Emir ve yasaklar, cezalara inanıp inanmamakta serbest olduğunuz tavsiyeler mesabesinde değildir.

Onlar, eğer gerçekten Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız. Ferdi veya sosyal hayatınız¬da tatbik edeceğiniz kat’i hükümlerdendir. Bu hükümlerden de taviz vererek ‘Müslümancı yaşıyorum’ denilemez.

Üçüncü cümlede, “Ona da açık açık ayetler indir¬dik. Ta ki, iyice belleyip berat olasınız.” İndirdiğimiz sürenin hükümlerinden gizli kapalı hiçbir şey yoktur.

“Anlayamadığımız için tatbik edemedik” diye özür beyan etmenize fırsat vermeyecek şekilde apaçıktır. Bu sure toplumda önemi büyük olacak ölçüde kurallar koymuş¬tur.
Hem de konulan hükümlerin kesin ve açık olduğu¬nu ifade ederek.

Bu açıdan yukarıdaki surenin önemini düşünürsek, kadın örtünmekle, önemli bir vazifeyi yerine getirmemin yanında;

1-Allah’a olan inancını tasdik bakımından amelini de güçlendirecek

2-içindeki ve çevresindeki düşmanlarına karşı başarı kazanacak

3-“Açık olarak indirilmiş olan bu surenin hakikati açıktır, anlaşılmayan yönü yoktur” ifadesini kanıtlayacak,

4-Zinaya itilmeden, toplumu da kendisini de kurtararak,

5-Ahiret hayatını, bu dünyada edindiği mükâfat ile kazanacak

6-Kendisine kötü emeller besleyenlere karşı fırsat vermeyecek

7-Ve bu suredeki hükümlerin farziyeti kesin olduğu için uygulanmadaki hatanın affedilmeyeceğini; kişinin, bu hataya düşmemek için, kendini yetiştirmesi gerektiğinin bilincine erecektir…

Kısaca sıraladığımız bu maddeler, tesettürün kadına kazandıracağı faydalardır. Tesettürlü olma hakkı, Müslüman kadının vazgeçemeyeceği en önemli bir haktır.

Surenin birinci ayetinde, hükmün keyfiyetini bilmemek ve kendini ona göre ayarlamamak ta, bir sorumluluk içine girmektedir. Tesettür, kadının bu bilinç içinde olduğunun en belirgin göstergesi ve şuurlu oluşunun ifadesidir.

İslam’daki tesettür, aşağılık ve sapıklığı önlemek olduğu gibi emirlere riayet ve iffet ölçülerini de koru¬maktadır.

Tesettür, kadınları erkeklerin elinde oyuncak kılma ve onların çirkin heveslerine engel olmakta, bunla¬rı reddetmektedir.

Tesettür böylelikle kadını tam bir koruma altına alıp, onların nefsanî duygulara kapılarak süfli hayat yaşamalarının önünü alıyor.

Tesettür sayesinde kadın, hatalara düşmekten ve istismar edilerek saptırılmaktan kurtulur. İşte bütün toplumlarda gittikçe onursuz bir yaşamı seçerek çoğalan ve para için kendini satan zavallı kadınlar görülmektedir.

Müslüman toplumlarda ise tesettür, bu kötü hayata düşmekten kadınları korumaktadır. İslam anlayışına göre kadın kötülük için yaratılmış şeytani bir varlık değildir.

Bunun aksine o; İslam’da ilk inanan, İslam uğrunda ilk şehit olan, muhterem kılınmış bir annedir.

“Cennet annelerin ayakları altındadır” Bu hadiste kastedilen anne olabilmesi için Müslüman bir kadın, edep ve hayâ içinde mütesettir bir şekilde yaşamalı ve inancına sahip çıkmalıdır. Aksi halde böyle bir anne olabilmesi mümkün değildir.

Vücudunun güzelliği, hislerinin nezaketi, gönlü¬nün safiyeti ve samimiyeti yüzünden istismar edilmeğe, aldatılmaya ve böylece kıymet ve asaletinin elinden alınmasına çok müsaittir.

Bunun için İslam Dini tesettürü emretmekle, kadını korumayı, onun kıymetini artırmayı ve hürriyete layık bir insan olduğunu ispat etmeyi amaçlamaktadır.

Örtünmekten maksat, vücudun çirkin yerlerini örtüp güzel yerlerini açmak değildir.

Bir kadın tesettürü, bütün kural ve detayları ile uygulayıp örtünürse, ona kesinlikle şehvet nazarıyla bakılmaz.

Tesettür olsa olsa erkekte, umumi bir kadın vücudu tecessüsü mey¬dana getirir. Bu da erkek ya da kadını izdivaca sevk eder.

Açıklık saçıklık ise erkeğin tecessüsünün bizzat temaşaya dönüşmesi ve sonra bununla da yetinmeyerek çirkin temasa zorlamasıdır ki, bunun adına fuhuş denir.

Kadın örtünmekle, kendi vücudunu ve iffetini koruma altına aldığı gibi, erkeği de fuhşa itmekten alı kor.

Örtünmekten maksat avret yerlerini görünmeyecek şekilde kapamak ve erkekleri temaşa fuhşundan alıkoymaktır. Bu kapanmanın şekli, elbiselerin geniş ve ölçüye uygun olmasıdır.

Ancak bu şekilde kadın ör¬tünmüş olur ve bu örtünmesiyle gerçek saygınlığını kazanır. Kadın tesettürüne sahip olmakla imanını güçlendirmesinin yanında, toplumu gizli veya aşikâr olarak fuhuştan kurtarmış olmaktadır.

Böylelikle kadın, örtünme olmaksızın, ne kendisinin ne de toplumun sağlıklı yaşayamayacağını bilecek ve örtünmenin zorunlu olduğunu kabul edecektir.

İslam’ı anladıktan sonra, bir hanım, her konuda mutedil davranacaktır. Özellikle giyim kuşamı ve dış görünümünde aşırılığa kaçmayacaktır.

0 örtünün altında giyim ve davranışıyla mutlu bir geleceğin teminatı olacaktır. Kadın tesettürü ile hem imanını, hem de toplumun sağlığını güçlendirir.

Mustafa Cilasun


Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 02:19 PM

Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11   Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.