![]() |
Mustafa Cilasun
“Nerde durmak istiyorsan” diyorsunuz?
Eğer şu bedbin gönlüm, Bir öğreticiye rastlamasaydı, Rahmeti anlamasaydı, Manasız kalsaydı, Enaniyetine sarılsaydı, İnsani hasleti unutsaydı, İman hakikatinden habersiz olsaydı, Nasıl dururdu ki, Nerede duracaktı? İdraki ne yapacaktı? Tefekkür ne olacaktı? Tahayyül unutulacak mıydı? İrfanı nerde bulacaktı? İhsanı sormayacak mıydı? İhlâsı hiç aramayacak mıydı? Ezeli sollayacak mıydı? Ebedi anlamayacak mıydı? Ahirine inanmayacak! Zahirinde mi kalacaktı? Fazilet ne olacaktı? Vicdan rafa mı kalkacaktı? Güç mü konuşacaktı? Ceza ve takdir bir ölçü mü? Onu mu referans alacaktı? Durmayı bilmekte bir erdemdir Değil mi kıymetli hocam? Mustafa Cilasun |
27 Nisan andıcı…
Ne tuhaf karşılanan bir sabahtı, Haberler durmadı, peş peşe aktı, Spikerler garip bir şekilde baktı, Bir haberle her tarafı andıç sardı. Derler ya asker uyumaz, ayaktadır, Ülkenin güvenliğinin teminatıdır. Cumhurbaşkanına odaklanmaktadır, Gece yarısında, tehdit savurmaktadır. Hani hukuk devletiydi, saygılıydık, Demokrasi vazgeçilemezimiz saydık, Sosyal ve hukuk nidalarına inandık, Sabah kalktık, andıç haberiyle sarsıldık. Askeri erkân kendini, hâkim addetti, Gizli bir oturumla, o kararını verdi, Karar ne garip ki, imzasız beyandı, Dünya bu habere şaşırdı, kabare sandı. Ne oldu yani, savcılara çalım atıldı, Valiler, pasiflikle, emniyet dışlandı, Anayasal süreç olmasına rağmen andı, Hükümeti solladı, hiçliğini elan saydı. Kimdi askeri erkân, başbakana bağlı çalışan, Başbakandan talimat alan, talepte bulunan, Başbakanın atadığı bir görevde bulunan, Milli güvenliği, terör kuruluna rağmen… Millet efradını, iki bela korkutur olmuştu, Neydi bunlar, terör ve irtica hortlamıştı, Her gün bir şehit veriliyor, asker yetersizdi, İrtica denen illet, kepuzeden farksız, albasandı. Seviyesiz muhalefeti serdeden, şer üçgeni, Birden kenetlendi, kurtuluş erken seçim dedi. Demokrat duruştan feragat etti, geri çekildi, Utanmadan ekranda, güya millete seslendi. Ekonomi ne demek, kimin umurunda ki, Devlet batmış, millet perişanlaşmış yani, Yüzleri kızarmayan kepazeler, niyazı ile Millete açık, üçüncü bir tehdit, darbe dedi, Usandık artık, gına getirdik, hep çekildik, Bir bilen vardır diyerek, sürekli sabrettik, Ancak gördük ki, hinlikleri depreşenler, Vakitsiz öten horozlardan hiç farksızdılar. Mustafa Cilasun |
Acıda olsa sabırla!
Duymak istemediğim serzenişler yüreğime bir hançer misali inerken Haklılığın gerekçesiyle tahammülü çok yudumlamaya ihtiyaçlı olduğumu biliyorum Bireyler aklına estiği şekliyle değil de, bir sonraki adımı düşünerek Fikirlerini beyan etseler kim bilir ne kadar iyi olacaktır. Bazı dostlarımız maksatlarına binaen “en”leri için hiçte hoş görülü davranamıyorlar Oysaki bunlar evrensel değerleri savunduklarını beyan eden değerli arkadaşlar Her düşüncenin tartışılır olması bir güzelliktir Özellik ise o düşünceyi tartışanların Nezaketi önceleyerek, sevgiyi örselemeden ifade etmektir Bağnazlık farklı düşünceye kapalılık ne kadar doğal değilse Karşı tarafa söz hakkını çok görmekte ancak o kadar saygısızlıktır Konuşurken hislerimizin serencamı ruhi enginliğimizle müsavi olmalıdır Öncelikle hakkı kendimizde görür isek diğer hak sahiplerini dışlamak alenen saflıktır İnsan, İnsani değerleriyle anlamlı olan bir varlıktır Bu bakımdan paylaşır olması fedakârlığın bulunması sabırla soluklanması erdemliliğin gereklerindendir Her zaman sen haklı çıksan ne olacak ki Benim kalbim kırarak uzaklaştırdıktan sonra Mustafa Cilasun |
Acıların hissedilenine öyle talibim ki!
Sızılar aman vermiyor kalan anlarda Izdırap bir yere kadar hali darlığında Ömür ki kendi serencam an mahfilde Katreler anlamsızlaşıyor iksir sahilinde Halin demi, keyfin fevki hisler kıdemli Can kimin derdi, aşk şevkini ne verdi Bir sevda ki derinlerde uzayan nehirdi Meşk kimin derdiydi ahiri kimler bilirdi Çocuğun umut olan uçurtması kaçar ya Uçmak için kanadını çırpan kuşlar var ya Ağlamak istenen gözyaşları hiç akmaz ya Zindan ki duvarları umutlar için ne sayfalar Mabet bekçisidir yüreğim karargâh seyrinde Hadiselerden bizar artık arı öteleyen dillerde Neler çektikse azimetin terk ediliş silsilesinde Seküler kimliğin nezdinde, ahu figan adilince Ne söyleyeyim ki halin kudret eli bilinmeyince Utanmalar terk edilince, adaplar ki ötelenince Aşklar kimliksiz, sevdalar ki bir rezilliğin içinde Mana mevti hazanın hüznüyle boğulup eriyince Mustafa Cilasun |
Acımadınız…
Bilemezdim, Kalbimde çoraklaşan, Hislerimin, Ne vakit neşet edeceğini, Kimin için, Yürekleneceğini, Filizleneceğini, Suya hasretini, Güneşin doğuşunu, Toprağın nakışını, Başağın kalkışını, Derinliğin gizemini, Bilemezdi hislerim... Mağdur kalırdım. Gözlerim, Görmeden bakarken, Aşkın, Sevdalılarını anıyordu... Ancak o zaman, Kalbim rahatlıyor, su alıyordu, Birden, bilinmeden, Satırlarında gizlenmen, Tahayyülü seçmen, Tefekkürü bilmen, Tecessüsü silmen, Seni bir selvi yapıyordu… Yakışıyordu. Gözler sana mahkûmdu... Beklemiyordun, Nazardan sakındın, sıkıldın, Güle, tiken, güzele, sen Denmesini bekleyemezdin.... Size her söylenen beyan, Taltif olamazdı… Ama siz, Beklemediğiniz bir anda, Bilmediğiniz insanlarla, Yüceltilmeniz, Manidardı, garip geldi... Sizi, bir vehmim kuşattı... Dağarcığınız zorlandı. Bir itminanlık aradı, Sorular zamansızdı, Aradığınız anlatılamazdı. Çok zordu, Güneş o an zirve yapmıştı... Su buharlaşmıştı... Toprak kumuştu... Başak boyun bükmüştü… Siz mütereddittiniz. Arkanıza bakmadan, Kalbinize dalmadan, Hissiyatı umursamadan, Yüreğinize taş bastınız, Durmadınız, hatırlattınız, Acımadınız, Gönül bağımı, o an koparttınız… Mustafa Cilasun |
Acıyı bilmek bir sızıyla nefeslenmek!
Duyduğun sızıyla Bıraktığın kahrın nağmeleri Yüreklerin yarası olarak kanayacaktır Her damlada O sahneler açılır kedere Gizemlerin zenginliğinde umut edile Hikmetlerin Karesi ahirde nezih payesi Alınan nefeslerde sabrın öncelenmesi Gaflet Deryasında geçirilen zaman Nefesler serencamında halde yoksun kan Merak İçinde kördüğüm olunca Ne mümkün ki bir daha dönüş olmayacak Vakit daralacak Artık Hak konuşacak ne yapsak Ne hazin çırpınış âleme ibrettir kafana tak O sayfalar Açılacak hikâyeler okunacak Kat be kat bir umut adına hal çok aranacak Zindanlarda Bir ışık huzmesi ne kadar Şık halin sadrında gaye mantığının farkıyla Hüzün çarkında Düşünmek için dirliğe ermek Hezeyan nafile idrakten yoksun hukuku bilmek Hak adına Ne yapıyoruz hali görmüyoruz Kendimizden geçerek o nefesleri tüketiyoruz Menfaatimiz Söz konusu olunca hal çaresiz Mütemadiyen avuntu için takiyyedir tercihimiz Mustafa Cilasun |
Acizim, perişanım…
Günahım çok perişanım, Sevabım yok biçareyim, Fakirim, zavallı garibim, Ya Rabbi, sana sığınırım… Her şey verdin, lütfettin, İnsanlık onuru bahşettin, Akıl verdin, takat verdin, Bunları hiç hatırlamadım… Gücüm var iken bendim, Kendim hükümran idim, Yerdim, giyer, gezerdim, Seni hiç hatırlamazdım… Makamım, param vardı, Zevk mi, doruğundaydı, Muhtacı, kim umursardı, Sen, her zaman bize acırdın… Eş verdin, alımlı güzeldi, Çocuk verdin, emanetlerdi, Mal, mülk verdin kesmedin, Ben, seni her vakit ihmal ettim… Para bitti, makam, kuvvet gitti, Ehlim, çocuğum boynunu büktü, Her bir dost bıraktı, bizi terk etti, Sen, hep vardın, hiç bırakmadın… Biliyorum acizim, biganeyim, Sana asla bir şey söyleyemem, Mahcubum, gafilim ama seninim, Sen bilirsin Ya Rab, her şeye razıyım… Öleni görürdüm, etkilenmezdim, Nasıl olsa bir gün gideceğiz derdim, Ölmeden de ölüneceğini, nerden bilirdim, Büyüksün Allahım, affını hiç esirgemezsin… Anladım ki, yalnızca dünya değil fani, Kâinatta bulunan bütün canı ve cananı, Arzı, fezayı, zerreyi ve tüm mevcudatı, Sen yaşatır, güldürür, sonrada öldürürsün… İşte ahvalim, pür melalim, şu anda ki halim, Perişanım, fakirim, biçareyim pek çok gafilim, Tenim buruştu, omurgam eğildi, kalbim tekledi, Ey Rabbim, sen bilirsin, nasıl istersen, çaresizim… Mustafa Cilasun |
Açılan sayfalar baharla anlamlılar!
Baharlar, sineler için açılmış sayfalar Ruh itminanlığında yudumlanır hazlar Niyazlar kul için tükenmeyen arayışlar Hükmün sahibiyle muhabbetli sevdalar Ne aşklar, nede anlamsız olan kaygılar Bilinmez ne zaman bitecek ön yargılar İdrak edilmeyen hilkatle bir soluyanlar Kalbin nizamından habersiz olan canlar Beyan edilen aşklar insanlar niçin ağlar Hissiyat kim için yakarışlar içinde sızlar Uzuvlar, bitecek anın şahitliğinde ağlar Lakin ruh, ten ekseninden olacak bizar Salkımlarda sunulan kirazlar kimi anar Kuşlar, melekût âleminden birer nazar İnsan için bahşedilen hazlar, nasıl yaşar Çatılan kaşlar serencamında aşk ne arar Gönlün aç iken, lisanın beyanı anlamsız Hal ikliminde edep yok ise örtü manasız Kalbi aşklar zarafet içinde olamaz yarsız Yar arsız kan kaygısız, ruhlar ki vicdansız Hissetmek halin dirliğinde nefeslenmektir Himmet etmek bahşedilen için verilmelidir Şefkat göstermek, o sevginin banine sevktir Sabretmek, nasip içinde gizlenen hikmettir Mustafa Cilasun |
Açılırken perdeler neyi müjdeler.
Yavaşça sıra ile açılıyordu perdeler Sanki kat kat katlanmış gizemlerdi Açmaz güller aşksız geçen ömürler Bir bir gün ışığına hasreti yaşıyordu Bir ömrün bedeli hak hakikat adına Aşk, sevda kahrıyla demlenmek ise Güzellikler adına hizmet bir şevkse Razıyım elbet bu can perişan olsa da Halime sirayet eşmişse, bir edebi hal Hak rızasıyla yaşamak ne büyük melal Ar sevda yolunda hiç durma sineni sal Sen zan’ı bırak hakikat nuru içinde kal Kime kaldı ki, kalanlar kim için vardı ki Olmayacak cihanda bir nefes hilkat gibi Terki diyar sakinleri haşyet içinde sanki Mahşer telaşı içinde artık ne yapsalar ki Bir nefeslik can Hak yolunda divane olan Aşk meramıyla soluyan, sevda ile bakan Her bir atışıyla kalbinin sahibini anan can Sen aşk yolunda şakıyan hanif olan insan Mustafa Cilasun |
Açma sineyi yaramı
Açma sineyi yara mı ey sevgili revan Bulunmasa da sende bir derdi perişan Yüreğinde hicran, dilin de ikbali irfan Sen kendinle oyalan olmayasın figan Bir laf sayı cihan etmenizi dilerken Kalbim perişan, dilim ayanı meyalken Sizden zuhur edecek gülizarı bahçeden Bir gül dilemek, onun merakına solmak Biliyorum kozlar senin, bir eyvallahın yok Diyarı uzaklar da bulunan perişanın hali yok Sende bilinmeyen birçok, biçarede hiç yok Kaldı yapayalnız, bir gülün dikeni dahi yok Ne yaparsın ey yar biliyorum sende vicdan var Koyma beni perişan, diyarda sensiz yalnızlaşan Gözyaşlarını akıtan, umutsuzluğa umutla bakan Her anında seni anan, senin melaline oyalanan Mustafa Cilasun |
Açsa ki hazanda bigane bahar…
Kapattım ömür billâh kapatacağımda Ne esen yele ne de yağmur damlasına Sarılmayacağım, sinemi açmayacağım Aşk için asla bir umuda kapılmayacağım Islansın her yerler, hatta korunan perdeler Rüzgârın hiddetiyle raks eden nice ümitler Derbeder gönüller, bir türlü sevilemeyenler Çaresizliğe mahkûm edilen zavallı divaneler Ne kaldı sanki yaşanacak şu minval ömürde Soldurulan bir güllerde, gönüllerde yeşerende Sana hasret nice ümitlerde, bilinmez kişiliğinde Mahkûm ettiğin çaresizliğimde, gecemde seninle Bıraksa yıldızlar, açsa ki hazanda bigane bahar Ağustosta yağsa kar, çölleri sel alsa yağmurlar Karanlık hücrelerinde mahkûm bırakılan umutlar Şiirler yazsan da, bir silinmezi romanlaştırsan da Kapılar çalmayacak artık yaktım onu umutlarımda Duvarlar boyanmayacak kazıdığım bahtsızlığımda Yarasalar mekân tutacak karanlığın hengâmesinde Zavallı hiçliğim, derbeder kimliğimle nihayetlenecek Mustafa Cilasun |
Açtım sinemi artık rüzgârlara…
Ne kadar dilediysem gelmek istemedin sen Hülyalarımda filizlenen en nadide sevgiyken Hayallerimde tutuştu, yanarak kül olmuştu Ruhumun güzergâhında açan gül solmuştu Yok, artık menzile gidecek bir yüreğin hedefi Sefilliğin kıdemlisi, biganeliğin en katmerlisi Tutuşacak bir canın deryaları yaşatacak aşkı Karartmıştı deruni kaygıları anlaşılmaz tavrı Nasıl bu kadar acımazsızlığı içine sindirmiştin Zulmün şedidini bilemiştin aşkımı kurban ettin Gecenin haşyetinde kendi kabuğuna çekilmiştin Demir aldın limandan, martıları hiç dinlememiştin Sana doğru akan kanım neden hep bitap kalır Andığım her salisede sensizliğin acısını anlatır Yatır sen kimi istiyorsan mısralarında her satır Ruhunun deruniliğinde bekleyen sevdana yatır Açtım sinemi artık rüzgârlara meydan okurcasına Çek git nasıl esersen es beni arkandan koşturma Salma aşk kokumu, cihanın arzında sakın aranma Bırak sen artık kendi halime, demlediğim hüznümle Mustafa Cilasun |
Adamlık âdemin kemaliyledir!
Her insan Beşer olarak doğar Ama her beşer maalesef İnsan olmaya çok muvaffak olamaz İnsan Beşer olmaktan Kurtulamadığı sürece Kim olduğu bilmek ne kadar önemlidir Her insan Adam telakkisindedir Ancak adam olmak idrakledir Adamlık mükellefiyettin enginliğindedir Mükellef Aidiyetini bilmektir Bilmekten öte bir idraktir İnsanı kâmil olmak âdemin muradıdır Hakikat İdrakine ermektir Adamlık kemaletledir Kemal hilkatin seyrinde nefeslenmektir Zira o Aidiyetin müsebbibidir Abit olmanın bir gereğidir Zahidin her daim hissettiği meşkidir Arifin Vazgeçilmez hasletidir Kulluğun yalnızca bir gereğidir Aşkın pınarında hazzı serinlemektir Sevdanın diyarında meşkle beslenmektir Mustafa Cilasun |
Ah açan bahar!
Kapattım Ömür billâh Kapatacağımda Ne Esen yele Ne de yağmur Damlasına Sarılmayacağım Sinemi Açmayacağım Aşk için Asla Bir umuda Kapılmayacağım Islansın Her yerler Hatta Korunan perdeler Rüzgârın Hiddetiyle Raks eden Nice ümitler Derbeder Gönüller Bir türlü Sevilemeyenler Çaresizliğe Mahkûm edilen Zavallı Divaneler Ne Kaldı sanki Yaşanacak Şu minval Ömürde Soldurulan Bir güllerde Gönüllerde Yeşerende Sana Hasret Nice ümitlerde Bilinmez Kişiliğinde Mahkûm ettiğin Çaresizliğimde Gecemde Seninle Bıraksa yıldızlar Açsa ki hazanda Bigane bahar Ağustosta Yağsa kar Çölleri sel alsa Yağmurlar Karanlık Hücrelerinde Mahkûm Bırakılan umutlar Şiirler Yazsan da Bir silinmezi Romanlaştırsan da Kapılar Çalmayacak Artık Yaktım Onu Umutlarımda Duvarlar Boyanmayacak Kazıdığım Bahtsızlığımda Yarasalar Mekân tutacak Karanlığın Hengâmesinde Zavallı Hiçliğim Derbeder Kimliğimle Nihayetlenecek Mustafa Cilasun |
Ah bir bilsen!
Bilmenizi Dilerdim ki Şayet Mümkün olsaydı Eğer Seni Bu denli Üzmek için Neden Uğraşaydım Bıraktım Demek Belki Senin için Çok kolaydı Gönül Fütuhatını Bir kez Olsun Bulsaydım Vicdan Azabını Yaşatmak Bir insan için Vicdandan Hiç anlamamak Değil midir Seni Bu hale Mahkûm Bırakmak Hangi aklın kari Zulmün Abadını Serdetmek O an Ve bitecek olan Bir zamanda Nefeslenmek Aşkı Dileyen için Keder mi Sana Ne Diye bilirim ki Artık Ben sana Aşk Senin için Bir vicdan Azabı Olacaksa Sinende Bir sevgim Hiç Olmayacaksa Kalayım Ben azapta Sen Yeter ki Rahatsız olma Ne garip Bir halin Bekçisiyim Sineyi Dairesinden Habersiz Nöbetçiyim Ah Kalbim Ne çaresizim Bir bilsen Derbeder Olan Bir sefilim Aşkın Eşiğinde Nefeslenen Ne hadsiz Bir derdim Mustafa Cilasun |
Ah bir tutku sandığım aşk neymiş?
Sen, sensizliğin ahengine kandıran Bir gül iken, ben sadece seçilendim Sensizliğin ayazında hep şekillenen Çaresizdim, terk edilen bir sefildim Aşk için tercih sebebi değildim itildim Bir köşede çivilendim, orda kilitlendim Zindan hazzında sensizlik feyzindeydim Güne hasrettim, karanlıkta bir zahittim Ne safhalardan geçtim, sayfalarını seçtim Aşk anlamında hazin ki zavallı viraneydim Kendimi geçtim, sensizliğin meşkindeydim Nihayetinde bir tendin, ahenkle seferberdin İşte ne yaparsın hayat bu, kader korkusu Bilinmeyenlerin tortusu, umudun yortusu Kalplerde neşet edecek haşyetin sorgusu Mevla sevgisi, rahmet kokusunun yolcusu Ah bir tutku sandığım aşk, meğer neymiş Yolların en güzeli, tenlerden çok beriymiş Manada özneleşen tahayyül mefkûresiymiş Hayatın mayası, insanın manası sevgiymiş Mustafa Cilasun |
Ah çekerek yanarsın bir manalısın.
Kalbim, sen hiç benim olmadın Göz ardı ederek, bazen ağladım Sabaha kadar gözyaşıma kandım Sen yanımdaydın hiç bırakmadın Seni taşıyorum ki bak yaşıyorum Ancak sana hiç sahip olamıyorum Dalıyorum, anlamaya çalışıyorum Aşk sevdanı ben hiç anlamıyorum Sen ne buluyorsun nazı hazanında Harlanmıyorsun ki baharın yazında Ne bulursun ki *******in yıldızında Ah çekerek yanarsın bir manalısın Kim bilmek istiyor ki senin bu halini Kim neylesin ki çileyi, mana şevkini Sen deli, divane misin yoksa serseri Sen kiminsin, eren misin, seren misin Herkes bak zevkten dört köşe olurken Sen hiç durmadan hala viraneleşirken Bülbüller şakırken, gülbahar yaşarken Sen sefilsin, derdiyle kederli sevensin Mustafa Cilasun |
Ah Gönlüm!
İçim alev, alev yanıyor, açamıyorum, Sanki öyle bir yükü, kaçamıyorum, Deniyorum, dertleniyorum, saçamıyorum, Yoruldum inan ki, artık bakamıyorum. Beni ben yapan faktörler hala ayakta, Beni benliğimden uzaklaştıranlar bir odakta, Meçhuldeyim sanki yaşadığım mekânda, Bilinmeyenler neredesin yapış yakama. Dostluklar artık menfaate dayanıyor, Yoksa gücün bakarak için yanıyor, Dermanın tükenip halsizlik sarıyor, Bilinmeyenler her an beni kuşatıyor. Aklım, mantığım, azmim elbette var, Yoksa mesnetli bilgi neye yarar, Manasızca devamlı koşmak beni yorar, Mihengim neredesin gel beni sar. Dava diye bağlanarak dem aldığımız, Her şeye o gözle bakarak savunduğumuz, Ön yargıdan beslenerek, tebliğ sandığımız, Neredesiniz, söyleyin dayanaklarımız. Her zaman inandık ve teslim olduk, Neticesinde yalnızca bizler solduk, Dağıldık, şevksiz denize daldık, Öğrenmek ne demek, yılana sarıldık. Her zaman mı bir kurtarıcı bekleyeceğiz, Kolayı rahatı ne zaman terk edeceğiz, Sen kendin olmaya çalış yeter artık, Aklın, mantığın, senin için bir azık. Rab derken açziyet ve sükûnetini, Hak derken zulümden uzak adaletini, Peygamber derken sabır ve metanetini, İkmal et sanki hava gibi, su gibi. Mustafa Cilasun |
Ah güzel kuş...
Ah güzel kuş, Elbette haklısın… Sevgi noksanlaştı… Mana kalıplaştı… Güven uzaklaştı… Gezdiğin diyarlar, Semada ki bulutlar, Eşlik eden rüzgârlar, Selam veren uçaklar, Seni asla ürkütmüyor… Sen, insana hasretsin… Artık şartlar değişti… Sevap hasleti gitti… Hayvan sevgisi bitti… Zişanın tavsiyesi yitti… Sen elbette haklısın… Oysaki ecdat ne yaptı, Seni saraylarda ağırladı… Estetik yuvalar yaptı… Seni gıdasız bırakmadı… Ah nazım, güzel sevdam, Sen aşkla şakıyansın… Sen aşksız yapamazsın… Neyleyim kime gideyim, Hangi dilbere söyleyeyim… Sen hiç değilse uçuyorsun… Ben sevgiliye, sen sevgiye, Hasretsin biliyorum, sabret… Elbet bir gün kader gülecek… Nesil anlayacak her an seni… Yürekler bırakacak sevgisini… Sen mahzun olma güzel kuş… Beni kim bulacak, solacak, Kahrımla buharlaşacak, Senin sevginle manalaşacak… Mustafa Cilasun |
Ah kalbim ne çaresizim bir bilsen
Bil ki mümkün olsaydı eğer Neden seni üzmek için uğraşaydım Bıraktım demek belki kolaydı Gönül fütuhatını bir kez bulsaydım Vicdan azabını yaşatmak Vicdandan hiç anlamamak değil mi Bu hale mahkûm koymak Zulmün abadını serdetmek keder mi Ne diye bilirim ki artık ben sana Aşk senin için vicdan azabı olacaksa Sinende bir sevgi hiç olmayacaksa Kalayım ben azapta sen rahatsız olma Ne garip bir halin bekçisiyim Sineyi dairesinden habersiz nöbetçiyim Ah kalbim ne çaresizim bir bilsen Aşk eşiğinde nefeslenen ne hadsiz derdim Mustafa Cilasun |
Ah karşılayan dağlar!
Uzaklardan seni nazar ediyorum Görüyorum ki dumanın yükseliyor Enginler senden çok aman diliyor Lakin sen acını kim anlıyor gidiyor Yüreğim derinliğinde bir sızım var Senin halini görünce hicrana katar Yerini bilemediğim gizli sevdan yar Dağlar halime yanar sinemi dağlar Her çıktığımda onun tepesinde sen Varlığımın nefeslerinde haz şevkisin Sen atık kiminlesin dertlerim inlesin Sen yeter ki mutlu ol sinem depreşin Lakin dağların tepesinde senimleyim Çınarların gölgesinde çizdiğimiz resim Birlikte bestelediğimiz hicranlı eserin Kuşattığı kederimle sen hep benimlesin Resimleri tek tek tararken sancım artıyor Yazdığın şiirler duvarlarımdan hiç inmiyor Gömleğimin kopan düğmesini dikmiştin hani Giymiyorum o gömleği inan kokluyorum seni En son seninle eski bir kuyunun başına vardık Kardeşlerince kıskanılan yakışıklı Yusuf’u andık Maziyi terennüm ettik seninle itminanlık yaşadık Züleyha’nın hırsında muhayyilede zorlandık kaldık Şimdilerde senle mazi sayfalarında anlamlaşırken Melalimde kalan güzelliklerden en nadide çiçekten Sende tanık olduğum edebin hasletine erişmekten Gıyabında niyazlar etmekten başka ne gelir elimden Mustafa Cilasun |
Ah Mehtab...
Öyle bir duruşu var ki, Durdum seyre daldım, Gördüğüm güzellik, Karşısında kendimi, Dirliğimi unuttum… Mehtabın asudeliği, Ruhuma aşina geldi. Ve beni celbetti… Yutkundum, direndim, Ve dayanamadım… Kendine bağladı… Başladım sırlarımı, Paylaşmaya ve onu, Yavaşça yudumlamaya, Matem doluydum, Hüznümü unuttum, Onunla hemhal oldum. Hislerim mest oldu, Duygularım canlandı, Biran ufkum sallandı, Ve gözlerim karardı… Mehtabın esrarında, Mihengimi arıyorum, Gönlümün kucağında, Ahvalimi soruyorum. Şafak vakti söküyordu, Ufkum tarumar olmuş, Yeni sayfalar açıyordu. Gördüm aradığım gülü, Güller fakat bir sürü, Eğilip koklar iken, Yok, koku sanki diken. Bu zaman sıkılıyorum, Çare için aranıyorum. Ümidin meşalesinde, Yaratana sığınıyorum. Mustafa Cilasun |
Ah o nefes…
Bir gün yine çaresiz kaldım, Şaşkındım, sadece baktım, Açziyetim doruktaydı, sarktım, Tavan bana, ben tavana baktım. Her şey durmuştu, çalışmıyordu, Duvarda sinek vardı, uçmuyordu, Bir ses olmaz mı, duyulmuyordu, Zaman dondurucudaydı, oradaydı. Ah o nefes, bir soluk istenmiyordu, Kalp bilsem ki benimleydi, nerdeydi, Ten soğuk, omurga duruk, efkâr buruk, Hayat bitap, gül harap, sen büyüksün Rab. Ölüm buymuş demek, bedeni terk etmek, Bedende ölmek, o an soluyarak gömülmek, Sürünmek değil mi, hayatı aciz yaşamamak, Ha mezar, ha kefen, yaşamayınca ne fark eder. Zihnin kitlendiği an, ilaç asla deva olamaz, Hafsala iflasta, zaman naçarın işine yaramaz, Sadece aşk, sevdamı hayat, kimi arar bulamaz, Hayat, yaşama sevincidir, nihayeti tende ölmektir. Anlaşılmazlık, hayatın içinde yalnız yaşamaktır, Anlaşılırlık ise nabza göre şerbet vermek değildir, Duruşunu, Hilmi, vakarı, hilkatinle resmetmektir. Sen, kimsin, her vakit aidiyetinle kulaklaşmalısın. Mustafa Cilasun |
Ah sevda!
Nasıl olduğunu bilseniz! Nelerden vazgeçerdiniz! Yakar, dağlar, kanatmaz, Bir dirhem acıyı tattırmaz. Cefa, sıkıntı haz’a dönüşür. Hizmet, himmet aşkı verir. Uyutmaz, yedirmez, yatırmaz, Zikrettirir, şükrettirir, hu dedirtir. Âlem kollarını açar, dal salkar, Yaratılmışlar haşyetle bakar, Gönül divanedir, sine yakar, Arzı mekân bir ahenge dalar. Zerreler, çekirdekler, küreler, Nebatattaki hakiki halkalar, Surlar, kaleler, kervanlar, Onun aşkıyla meşki yaşarlar. Ey dostlar, ahbaplar, arkadaşlar. Aşkı aramayın, hizmet için yanın, İnsana ve hakikatlere konuşlanın, İşte o zaman aranmayın, aşk yakalar. Yaşıyorsun, yaşadın, yaşayacaksın, Ne vakit terk edeceksin, bilemezsin, Bizlerde ki bir emanetti, silemezsin, Avuntuları bırak, Hakkın aşkına bak. Kurtarmayacak seni malın, ayalin, Daldığın gafletten, uyan bir silkin, Eş, iş, aş, kaş, baş, yaş yetme dimi? Gidenleri dahi, hiç görmedin mi? Peygamberler, nebiler, sabiler, Bunlar masundu ve ismettiler, Ne yaptılar, Hak için yandılar, Secdeye kapandılar, Hakka yalvardılar. Mustafa Cilasun |
Ah yar sen bizar olma…
Gökyüzünün alyansları siz duyun bari sesimi Sine harap, yürek bitap, bir ses etmiyor sevgili Sizler bizim ortak paydalarımızsınız, sizinle varız Efkârı umum iyemizi ancak sizlerle yâre anlatırız Yıldırım aşkımı ne bu hal hangi asırda yaşıyoruz Kısa bir zamanda olacak bir iş mi mantık nerede Direnmesinde haklıymış, öyle diyor aşkı tanıyan Aşkın kıvamımdan bihaber olan sevgili bir gülizar Tacir değilim, sanatçı hiç değilim ben biçareyim Açıkça haykırıyorum ey ahali bilin ki seviyorum Küllenen ateşi kora dönüştüreni merak ediyorum Eğer bu aşk değilse, ben insan değilim diyorum Bir final mi ki mantığın katresini elbet arayalım Bir mahlûkatı hayvaniye değil ki onu oyalayalım İnsan da zuhur eden, yürekten fetheden bir aşkı Kim bilir ki, nasıl bir tahayyülle ondan faydalanalım Bırak zaten perişanım, ben kendi halinde bir insanım Anlamam, mantıktan, her türlü zanaattan biçareyim İşte ne yaparsın bir hadsizliktir, yüreğime yanarım Anlamam denizden, geceden, meşkten bir ahenkten Ah yar sen bizar olma, yeter ki sen bari biraz solma Bir dosttun, engin tavsiyelerine gark oldum, soldum Yürek neymiş demeliyim, şiire süresiz ara vermeliyim Çekilmeliyim melalime, kalbime çeki düzen vermeliyim Mustafa Cilasun |
Aidiyetinden habersiz bir nefes!
Diyor ki Bir atanmış vali açıklamasında Milletin, menfaatleri safhasında Açıklamasının tamda ortasında Cehalet seremonisi, kursağında Konuşurken O hezeyanlarını, beyan ederken Dirliğin ve birliğin tesisini işlerken Ne derler vehmiyle nefeslenirken Aşikâr olan cehli belliyken birden Milletin Cehalet içinde kaldığını zikrediyor Cehaleti yenmek adına döktürüyor Bir tebaa kültüründen dem vuruyor Ve milletin bireyi olduğunu unutuyor Şaşkındım Soluklandım şöyle birde yutkundum Millet, devlet birliğinde o hale baktım Mülkü amiri seyrederken hayıflandım Yönetici vasfının, olmadığını anladım Kelam Edilirken muhakkak bir düşünülmeli Sosyolojik o gerçekler idrak edilmeli Kim için, bir niyaz edip nefeslenmeli Valiler çok düşünmeli halkı dinlemeli Efrat Milli hassasiyet sebebiyle sorgulamaz Devlete bağlılığında gafleti de aramaz Lakin kirpinden kokanlardan, korkmaz Onları hiç adamdan saymaz uğraşmaz Devlet Milleti içinde barındıran büyük bir ülfet Dirliği için kolluk kuvveti ne yapar acep Milletin serencamında bulunur bir edep O vali kime dert sinesinde saklanır hep Kimsin Sen gönül tahtından çokta habersizsin Okumuşun milletini anlamayan cahilsin En çok öğrencisi olan bir ilinde valisisin Bir tefekkür etmelisin, özrünü bilmelisin Mustafa Cilasun |
Akan gözyaşlarına bakarken!
Söyle şimdi sen neden ağladın Kim bilir ki ne gelmiştir başına Değer mi bir damla gözyaşına Yazık değil mi bu güzel canına Sinede mahfuz ettiğin sevdamı Seni senden alan hicranı aşk mı Hasret çektiğin yüreğinde yaramı Melalini hasrettiğin ulaşılmaz mı Ağla hiç değilse sen gözyaşlarınla Kalbi nur inhisarında rahatlarken Rahmet damlasına gark olmuşken Yaprak misali hazan sarısı eserken Ben damla akana hasret çekerken Hazanın kalanlarını demle yaşarken Kanatsız kuş misali hiç uçamazken Aşktan nasipsiz can olarak neylerim Mustafa Cilasun |
Akan yaşlar…
O yaşlar, ne kadar güzel akarlar, Ten bizar, beden inhisar, göz bakar, O bakan bir çift göz, yaşlarını salar, Yumuşacık ve sessiz, yanağı ıslatır… O yaş o kadar kutsi ki, olaya bakmaz, Vicdan imdat’ı açar, kimseye sarkmaz, Zihin tarumar, hissiyat naiftir zayıflar, Gözlerden o güzel damlalar, akarlar. Çocuklar masum, vicdanları çağlar… Kızlar rahmetin hamisi birer akarlar, Kadın anadır, rahmet tecellisi yaşlar, En büyük hazine, yoksa yüreği yakar… O yaşlar öyle mübarek ki sineyi yakalar, İnadı kırarlar, gönlü yumuşatırlar, akarlar, Sırları temizler, kalbimiz mutmainliği arar, Bir rahmettir, aşktır, sevdadır, hatta ummandır… Olmasaydı o güzel yaşlar, süzülen gözlerde, Âdemi beşer biçareydi, dolar infilak ederdi. Öyle bir infilak olurdu ki, mekân aciz kalırdı. En büyük silahtı, her an ve her zaman patlardı… İşte o yaş bir rahmetti, barut kuru kalmıyordu, Sine daralıyor, güç bitiyordu, ama yaş akıyordu. O yaş bir deryaydı, pınardı, sineden püskürürdü, O bir sığınaktı, Rahmeti Rahmanın temsilcisiydi… Mustafa Cilasun |
Akıyordu…
Yüreğim çaresizliği yaşarken, Tenimi, lekelemeden derinden Ilık bir kan akıyordu… Akan kan, yüreğimden sızan, Hüsranın dinmeyen acısıydı… Yapılacak hiç bir şey kalmamıştı. Elden gelen ve bilinen her gayret, Esirgenmemişti. Açıkça gösterildi, Ondan asla, gizlenmemişti. Beyhude bir sevdanın, ayak sesleri Çok uzaklardan duyulmuştu artık, Hatta biraz sertçe uyarılmıştı. Ancak gönüldü bu, ne yapılırdı? Asla bir şey yapılamıyordu. Kan akardı, yara kanardı. O kaçardı. Aslında haklıydı… Kendi dünyasında bir denkliği, Bulamıyordu. Nihayet diliyordu… Suçlayamıyordum… Ona kızamıyordum… Yarama bakıyordum… Sadece yakınıyorum… Kendi halindeydi. Yoğunluğu bir dertti. Şendi, neşeliydi. Bir sanat düşkünüydü. Başarı konusunda ilerdeydi. Mana noktasında, seviyesi yüksekti. Halis bir buketti. Alımlıydı. Artık bir kilosu yoktu. Bakımlıydı. Seçiciği çok önemliydi. Duygusaldı. *******in sessizliğinde, aldığı her nefeste, Ve aheste, aheste, sırrını serdediyordu. Hayalin gölgesinde gezinirdi. İdealisti. Bir dava insanıydı. Azme çok sarılmıştı. Her insan gibi, masumluğun arifesinde, Aşka kapı aralamıştı. Onu tanımış, ulaşmıştı. Şair ruhluydu. Kitap kurduydu. Merakın serinliğinde, Kimseye ses etmeden, gezerdi. Bazen ummadığı iltifat, Bir vakarla, hemen salınırdı. Tevazuu, başvuru membaıydı. Gizliliği severdi. Özele metfundu. Tefekkürü severdi. Bilinmeyenlerde sarsılırdı. Böyle biriydi, satırlarda bulduğum, Ahengiyle meşke daldığım, Solmayan bir orkideydi. Mustafa Cilasun |
Aksa da yaş…
İstemediğim yaşlar, Göz damarlarımdan, İstemesem de akıyor, Yüreğimde ki ateş için. Yanan ateşi söndürmez, Damla düşmeden kurur, Sende ki, mevcut gurur. Kalbimde, sevgiyi kurutur. Yılgınlığın arifesindeyim, Sensizlik nezaretindeyim, Divane, mahzun biçareyim, Tenim cansız bir viraneyim. Mustafa Cilasun |
Aksın masun yaşlar damlasın kanlar.
Damla damla akan kanlarımız Bir gül yaprağı misali Toprağa düşerken Gözyaşlarımız Haşyet ürpertisiyle Atinin müjdesini veriyor Aksın bu kanlar Durmasın onca yaşlar Halin aşkını Anlatana kadar Şahadet şerbetinin Hak rızası için cengin En büyük cihat olarak sıfatlandırılan Nefsi mücahedenin Bizleri kuşatarak Anlam katmasını bir gün Cenabı Hak nasip edecek kadar Mustafa Cilasun |
Akşam kızıllığından suya!
Kendi halince, sakin ve sessizce Akşamın izlerinin kuşattığı kızıllık Suyun güzelliğine rengini katınca Aşk sessizliğinde sakince kaybolur Ne olur ki depreşen dertlerin akını Halden hale sınırsız geçen salkımı Hiçbir zaman bitmeyecekti umudu Aşk tek korkumdu şimdi kayboldu Suyla başlar tüm hikâyeler nefesler Topraktan alınır gelecek her ümitler Kursaklarda yaşanan onca hevesler Aşk hasretiyle sinelerde demlenirler Akşamdan geceye doğru salınır akan Damarlarda durmadan hoyratça kan Aklı bulunan can nihayette insan olan Kalbin sahibinden uzaklaşan heyecan O suda hayallerin ateş saçan gözlerin Sende gizlidir merak ettiğin hünerlerin Ey nisayı dilberim can içindeki hevesim Senin için seyrederim halin bekçisiyim Mustafa Cilasun |
Akşam oluyor…
Ağarmayan ne var Dönmese de yüzünü akşam Seslerin serencamında yalnız Gelişlerden gidiş için çaresiz Nihayetin bilindiği an sensiz Beklenmese de sevince gece Ben yine sensiz ve sessizlerde İçsek te bir yudum su ne olur Her gece uykusuzum kime sorulur Kalsa da bir dirhem canı mecal Gözyaşlarımdan süzülen damlalar Yüreğimde kararan bulutlar Yenilginin habercisiydi avuntular Her zerresinde bir sınırın ıssızlığı Sunulmuşken bizlere hüzün vardı Çaresizdik akşam oluyordu sen Sokuluyordun kuytu karanlığa Ben ise biçere ellerle akşamlara Sensizliğin acısıyla kıvranırken sızım Dinmiyordu sen ve ben yine yalnızdık Akşamları ecelin gelmesini beklerken Sensiz ve bensiz aşka hasret mezarlık Gecenin ıssız serinliğini seninle yaşarken Mezranın başında seni anıyordum sevdiğm Mustafa Cilasun |
Akşama yakın bir vakitti.
Akşama yakın bir vakitti. Kuşlar o kadar güzel uçuyorlardı ki hürriyetin yekparesinde bir nefes sıhhat gibi. Oldukça canlı ve diri bir keyfiyette, hilkatleri mucibince, rızklarının taksimince! Semanın haşmeti, maviliğin enginliği, bulutların serpilişi bir nizamın ölçüsüydü. Etrafımız oldukça kalabalıktı, muhtelif seslerin can havliyle çıktığı, meramların paylaşıldığı, dikkatlerin bir yöne doğru çekilmek dilendiği bir ortamdı. Her bir arkadaşım bir güç gösterisine soyunmuştu sanki. Aslen güçsüz olanlar dahi her zaman ulaşabileceği bir babası veya annesi olduğundan, evleri yakın bulunduğundan daha çok baskın çıkıyorlardı. Top oynansa, maç yapılsa, met değnekte olsa, yakarda karar kılınsa, tıpta oynansa, saklambaçta varsa yinede pek değişen bir şey olmuyordu bu meyanda. Uçurtmalarımız çok olmuştur, topaçlarımız nasılda zınılayarak ses çıkartırlardı. Bir kaş arkadaş uçurtma sevdasıyla gökyüzünde seyri âlem ederken düşlerimiz, hülya sağanaklarımız, kursağımızda kalan umutlarımız sayfalarını açardı sanki! Bir ayçiçeğinin kalpaklarında, bir mısırın sümbül yelpazesinde, bir nohudun metanetinde, bir karpuzun masumiyetinde, bir kavunun dirayetinde, bir çileğin zarafetinde, bir domatesin hazırlığında, bir biberin süzülüşünde farklı farklı! En heyecanlı anlarımızda annemizin gel diyen amir sesi ne de hoşnutsuzdu! Babalarımız sanki daha bir masumdu, çok yüz göz olmazlardı, çalışan dirayetli pervanelerdi. Annelerimiz sabrın demi, sevginin seli, hoş görünün nefesiydi. Ablalarımız can yoldaşımız, yardım sağanağımız, kaygı yumağımız canlardı. Ağabeylerimiz sanki daha katı, yaptırım noktasında karalı, müsamaha açısından çok sıkıntılı olanlardı. Komşularımız ne kadarda birbirinden farklı insanlardı. Bir kooperatif marifetiyle bir müşterekliği bulunan, çok değişik mekânlardan gelmek zorunda kalanlardı. Kültür farkı o kadar sarih olandı ki, tercih sebepleri dikkate şayan olanlardı. Bir Ahmet amca vardı ki sakin bir adamdı, eskilerin klup sigarasını çok içerdi. Hasan amca canı tez olan her bir olayda bir tutam tuzu bulunan farklı insandı. Fethi amca çok ciğerpare olan bir amcaydı, tebessüm yüzünden asla eksik olmazdı, çok narin kızardı, her vakit yardıma koşan değerli ve dost bir insandı. Ama Hatice teyze yani hanımı tam tersi, asık suratlı, iddiacı, layardımcı olandı. Hani derler ya tencere yuvarlanıp kapağını bulmuş tesellemesi misali gibi. Evlerinin tek oğlu durumunda ki Mehmet çok şımartılmıştı. Babasının avcılık lakabı bulunan Mehmet’e kimseler söz edemezlerdi. Ne kadar çok şımarsa da! Çok haksızlık yapsa da, onun her hareketi birilerince masum karşılanırdı. Çünkü avcı olan Ahmet amcadan çok korkarlardı. Lakin Ahmet amca bunlardan habersiz olan, kendi işleriyle ilgili çalışmaları bulunan çok sakin bir insandı. Bizler uzaktan da olsa bir kötülüğüne şahit olamadığımızdan azda olsa onu severdik. Oğlu Mehmet’i hiç sevmediğimiz halde, onu şımarttığını bildiğimiz nedenle diyemem, çünkü onu hiç yüz göz olurken görmemiştik. Bir gün yine uçurtmalarımızı uçururken şımarık Mehmet bir diğer arkadaşın ipini kopartmak için, uçurtmasını kaçırtmak için saldırmıştı. Mağdur olan arkadaşımız Sait ne kadar sabrederek dirense de, bizler bir gayret göstersek te tüm çabalarımız nafileydi. Mehmet’i bir kere hırs basmıştı. Çok rahat dövebileceğimiz bir arkadaştı lakin onun babası acı olan bir adandı! Ara da olsa omzunda tüfekle gezdiği görülürdü. Farklı kıyafetler eşliğinde. Mehmet mücadelesine devam ederken mağdur olan arkadaş Sait’in babası işten geliyormuş duyduğu sesler onun dikkatini çekince koşarak geldi ve sevimsiz mücadeleyi gördü. Ayırmak için yüksek sesle müdahale etse de Mehmet artık dut durak bilmiyordu. Hakaretler yapmaya başladı, salim amca fazla dayanamadı ve Mehmet’e bir fiske vurdu. Mehmet ağlayarak koşar adımlarla babasını çağırmaya gittiğini haykırıyordu. Bir müddet sonra Mehmet anne ve babasına her ne anlatmışsa bir fırtına koptu. Mehmet’in babası tüfeği elinde soluk soluğa koşarak geldi. Salim amcanın oğlu Sait’in uçurtmasını hedef alarak tüfeği ateşlemişti. Bizlerde korku ile havada ki uçurtmaya bakıyorduk. Uçurtma tam ortasından delinmişti ve çok fazla direnmeden elektrik direğine dolandı ve arada çaresiz bir şekilde kalmıştı. Tüfeğin saçmalarından nasibini alan üç tane kuşta cansız bedenleriyle yere öylece düşmüşlerdi. Hırsın, mantıksızlığın, ahmaklığın bir yaşı olmadığını o kadar bariz bir şekilde görmüştük ki şaşkınlığımız ayyuka çıkmıştı. Başlangıç paragrafında neler söylemiştik oysaki! Kuşlar o kadar güzel uçuyorlardı ki hürriyetin yekparesinde bir nefes sıhhat gibi. Oldukça canlı ve diri bir keyfiyette, hilkatleri mucibince, rızklarının taksimince! Semanın haşmeti, maviliğin enginliği, bulutların serpilişi bir nizamın ölçüsüydü. Ne kalmıştı bunlarda artan geriye sadece terbiye edilmeyen, tefekkürle şekillenmeyen, ahirle özleşmeyen, mizanla bütünleşmeyen fiiliyatlar. Gözyaşından başka bir şey kalmamıştı. Üzülenler çok fazlaydı. Hafızalarına kayıt düşenler en bahtsız olan zavallı masum çocuklardı. Düşünmek onu tercih etmek, insan olmanın erdemiyle nefeslenmek demektir. Mustafa Cilasun |
Al düşlerimin kopan gül yaprağı…
Mor hüzünler akşamın ilk adımlarında Penceremin pervazlarında yerini alırlar Çırpınan kuşun kanatlarında uzaklaşan Umutlarım başka bir günün avuçlarındadır Öfkemin kızıllığının çare olamadığını bilirdim Kanayan aşk yaramı hiç dindirmeyeceğini de Al düşlerimin kopan gül yaprağı misali sızısını Terennüm ederdim, akşamın hicran şarkısıyla Divaneliğim nüksederdi atardım kendimi yere Köşelerin en sefiline, derinliğin hengâmesine Bırakırdım melalimi, sersemliğimin eşliğinde Derinlerde ki yüreğime hayıflanırdım seyrime Kara bir geceye al müjdeler sunan her heceye Gönlümün kararan penceresinde ki bilmeceye Tozlu yollardan murat için gelen nefeslenene El sallamak istiyorum yolunuz açık olsun diye Şu akan damlalar ki iyi ki var yağar yağmurlar Alır çıkarır beni kuytu kimliğimde ki korkumdan Sevinç tohumlarını akıtırken yüreğime aşkından Umudun hazzına yeniden vardırır gizli ellerinden Mustafa Cilasun |
Al sana medeniyet ve asri yet!
Bu mu medeniyet, bu mu asri yet Bire kâfir kefereler bu nasıl şirret Bir çocuğa ancak bu kadar cesaret Sen durma Müslümanları hep inlet Ne istiyorsunuz bu zavallı çocuktan Ey Müslüman uyan, anaları perişan Babalar olmuş birer kurban ey iman Sen Allah rızası için bir kendine yan Müslümanları her geçen gün eziliyor Hattı zatında hazin ki kobay seçiliyor Müslümanlar heyhat birbirini öldürüyor Dünya müstekbiri müsabaka seyrediyor Şu resimde ki ıraklı çocuklara bir bakın Allah rızası için ha ne olur biraz hislenin Mazlum için yeter artık ha bir kenetlenin Allah rızası için şöyle bir kendinize gelin Biz bize vurdukça, kâfirlere ne hacet ki Zaten o zalimlerin en kutsal dilekleriydi Bizler rezil kepazeyken kimle keyiflenir Hangi idrak, hangi izan bundan demlenir Mustafa Cilasun |
Aldığım her nefes seninle ancak!
Divane olmak Senin yolunda soluklanmak Kalbin itminanlığında aşk ile dirliğe uzanmak Yıldızlar el sallar Kimler için semada hayaller kurar Sevdalılar umut içinde hükmün sahibine kanar Sular akar İkliminde kefen kokusuyla kar yağar Toprak onu hasretle kucaklar, özlemiyle kanar Düşen damlalar Kan içinde korunan oksijen ne yapar Beyin için çabalar, insan nasibince rızkını kovalar Aşk ilkimizde kokar Halden anlamayan heveslerine dalar Çiçekler şifa için açar, renkler insan için bahtiyar Kanat çırpan kuşlar Mahzun gönüllerden akseden hıçkırışlar İhsan sahibinden asla zuhur etmez fevri davranışlar Tefekkür ikliminde Bir ahenk var, insanı anlar çare arar Melalini insanlık için hizmete açık tutar ihlâsla bakar Kul olmak neye yarar İnsan halini anlayamazsa onu kim anlar Kalbin sessizliğinde açar en güzide olan nice baharlar Adamlıkta kokar Zarafet içinde gizlenmiş olan ülfet Namert hazlanmaz asliyet için gerçekleşir her hürmet Vefa kadri bilmektir İnsan onun için en mücerret sebeptir Nisa için edep hakkaniyettir, er kişi için mücbir nedendir Ne çocuğa ne cana Bağırırsan sen, senin gibi olan insana Bulacaktır seni bir gün halini anlatamadığın bir zamana Her ne yaparsan Muhakkak ki bir gün bulacaktır seni Senden neşet eden değerleri idrak içinde çok nefeslenmeli Âdeme ne demeli Ölümün güzelliğiyle seyri hale refakat etmeli Mezar içinde bir densizliğe düşmemeli, ruhun nihayeti fikredilmeli Mustafa Cilasun |
Aldırma dalgaların hissiyat nedametine!
Akılsız, bilinçsiz körlüğüm için dövündüm Sözde bir aşk inkılâbıydı yaşadığım hicran Gönül tahtımın sarsılmaz sütun aralıklarında Sevdanın kollarında çaresizdim gömüldüm Yüreğimi amansızca sarsan bilinmez andıçlar Umutsuzluğu haykıran, sefilliği anlatan satırlar Kaçamak bakışalar, söküp atan her nakaratlar Mahkûm bırakan acımasız yargıçlar, gardiyanlar Taşladım artık vuslata giden deniz fenerlerini Aldırmadım dalgaların hissiyat nedametlerini Dinlemedim martıların senfonilerini, hallerini Bir kez olsun anmadım gemiden seyredenleri Kefensiz, niyazsız her bir tabutu mevt misali Kalmışım kayalıklara vuran cesetlerin timsali Ha yaşamışım, ruhsuzluğun demini almışım Veyahut ta aşksız bir girdabın eline kalmışım Bu haykırışlarım asla bir umut için değildir Benim gibi bir esintiye kapılan en sefillerindir Elbette ki bir ibreti âlem içindir, aşk kimindir Sevilmeyi hak etmeyen zavallı çaresizlerindir Mustafa Cilasun |
Âlicenaplık!
Evet, siyasetin adavetsiz, Bulunduğu bir ortamda, Hollanda kraliçesi, Şehrimize teşrif ederek, Hiç değilse, bir nostalji, Yaşamamıza, vesile oldular. Ev sahibi konumunda, Bulunan, yönetici hazır un, Misafirperverlikte asla, Bir kusur, işlemediler. Kraliçenin; Hamile olduğunu öğrenen, Şehrin lokomotifi, Konumunda bulunan, Sayın (İstikbal) Boydaklar, Kraliçe hanımefendiye, Çok anlamlı bir hediye, Vermeyi ihmal etmediler. Kayseri konağında, Tertip edilen toplantının, Mahiyeti oldukça ilginçti! Orada bulunan hazır una, Bir vefa manifestosu, yaşattılar. Neydi konu! Anlamaya çalışalım! Gurbetçi işçilerimizden, On beş aile, emekli olduktan sonra, Memleketleri olan Kayseri ye, Kesin dönüş yapmaları sebebiyle, Bu ailelere, ülkeleri adına, Teşekkür etmek ve yeniden ziyaret için, Bir davette bulunmak, adına gelmişler. Bu günlerde, ne kadar çok, Özlem duyduğumuz, Önemsemediğimiz hasletler, değil mi? Biz emeklilerimize, Eziyeti ve kuyrukta bekletmeyi, Henüz çözememişken, reva görürken, Bu insanlar, insanlık adına, Bir zamanlar ecdadımın yaptığını, Şimdi bunlar bizlere yapıyor! Hüzünlenmeyim mi? Efkârı yudumlamayım mı? Âlicenaplık göstererek, Şehrimizin ileri gelen, Yöneticilerinin hafızalarına, 'Nakşeden bir imzayı” Alenen ve nezaketle, Atmayı başardılar. İlmi siyaseti, unutanlar, Nasıl başarılı olacaklar! Şaşarak melülce bakarım. Mustafa Cilasun |
Allahın Emrinden Edebin Gereğinden Kimler Sorumludur?
Kul olmak bilinci o kadar ehemmiyetlidir ki bu gerçeğe müdrik olmak ancak hidayetin tecellisi sebebiyle müminler idrak ederek mükellef olurlar. Sinlerinde henüz rahmetin gereği olan teslimiyet ve itminanlık zafiyeti yaşayanlar, akıl ve zanlarını iblisin telakkisinde görmeleri nedeni ile dini müeyyideleri hakir görürler ve tahkir ederler. Sebebi hikmetinden bigane olan bu yaratılanlar, beşer kimliğinin diğer safhasında tercihlerini zanlar üzerinden netice almaya çalışırlar. Çünkü sıtkı can ile teslimiyet, duyarlılık, akidenin idraki hissiyatı bahşeden Cenabı Hakka olmadığından, zan ve şüpheyle tahakküm ederler. Her zerreye ve arzı cihana bakış açılarında ezelin yerine Darvin teorisinin çaresizliğine bir fırsat doğsun diye ulusalcılığı ikame ettiler. Rabbani olan her şey bunlar için bir daralma sebebi olduğu bugünün tercihi değildir. Bu sebeple Allaha kulluk noktasında problem yaşayan hidayete ihtiyaçlı insanlar tuğyanları konusunda ısrarlarını sürdüreceklerdir. Dünyaya teşrif eden her can üryan olarak doğarlar. Sabidir, emanettir, vesaire yani mükellef değildir henüz. Aklın ve idrakin kabulüyle ilintili olarak ilk mürebbisi olan anne ve babasının öğretileri gereği tercihler netleşecektir. Kabul ve ret tahkikin netleşmesiyle iradenin karar sürecini önceleyerek tercihler gerçekleşecektir. Bu insan Ya Allaha kulluğu la şerike diyerek tercih edecek veya akıl ve zanlarından ihdas edilen pagan ve tağuti güç odaklarını tercih ederek kendini rakip yerine koyacaktır. Kendi kutsalı adına hezeyanlarını farklı telakki ve takiyyelerle insanların önüne serecektir. İşte bu sebeple bir kul olarak Müslüman öğretisiyle donanan canlar örtünen, setri avdeti bilen, örf ve adetlerin zenginliğine inanan kullar olarak farklı şekillerde bu gayelerine ulaşırlar. Lakin bu hakikatlerden habersiz olanlar, edebin ve sebebin hikmetine bigane bulunanlar, kendilerine bir değer katmak kaygısıyla tahrif ve tahriklerin de ısraren devamlılığı artırırlar. Bu insanlara acımak elbette ki yetersiz, sabır içinde cahilliklerine müdrik olarak hidayetin sebebini bilmeliyiz. Zaman kavramının hangi zamanlardan itibaren devam ederek bu süreci hikâye ettiğini bilerek, evrensel ve mutlak olan mesajı terennüm ederek hayıflanmalıyız. Yani hülasa edersek; Dinimizin emri olan örtünmek, inanmayanlar tarafından en çok itiraza uğrayan hususlardan birisidir. İtirazların hakiki sebebi, hidayetten mahrum olmalarından dolayı örtünmenin hikmet ve sebeplerini bilememeleri bilhassa kadınların, örtünüp belli nizam içinde yaşamalarının esaret, açılıp saçılmalarının ise hürriyet olduğunu zannetmeleridir. Hâlbuki tesettür, izzet ve şeref, aksi ise hakaret ve zillet sebebidir. Örtünmeyen, aşırı derecede açılan kadının, erkeklerin taarruzlarına maruz kalma ihtimali vardır. Bu da kadınlara büyük bir hakarettir. İs1âmi şekilde örtünmek, garplıların dediği gibi ne sıhhati bozar, ne de asabi zaafa düşürür. Bilakis sahibine şahsiyet, iffet, izzet ve sıhhat kazandırır. Bir takım rezaletlere mani teşkil eder. Buna manevi maniler de ilave edildiği zaman, beşeriyet büyük bir mefsedetten kurtulmuş olur. Şurası bir hakikattir ki, kadının açılıp saçılması, erkeklere, kadının kendileri için açıldıkları hissini verir. Böylece bir takım kimselerin, o kadına satılık meta imiş gibi bakmalarına, neticede taarruzda bulunmalarına yol açar ki, bu kadına en büyük bir hakarettir. Süslenerek sokağa çıkan kadın, kimin için süslenmektedir? Kendisi için süslendiğini iddia etse bile, bir kısım erkeklerin kendisi hakkında kötü düşünmelerine, onların nefsanî hislerinin tahrik edilmesine sebebiyet vermesine mani olabilecek midir? Cevap elbette hayır olacaktır. Örtünmek, sahibini bu kötülüklerden koruyacağı gibi Allah’ın (c.c.) emrine uymaktan dolayı sevaba sebep olacaktır. Semavî kitapların hepsi tesettürü emretmiştir Nitekim İncildeki bir ayette “Bir kadın başı açık bir şekilde tâatde bulunursa ve fikir beyan ederse iffetsizliği davet etmiş olur.” Buyrulmuştur. Dinimiz ahlâki temeller üzerine kurulmuştur. İslami ahlâ¬kın temeli ise, Allah’tan melekten ve insanlardan hayâ etmektir. Açılıp saçılmak ise İslâmi ahlâka ters düşen, hayvanlara has bir durumdur. Demek ki, örtünmenin hikmetlerinden bir diğeri ahlaki kaidelere riayettir. Dinimizin hedefi, insanları sonu hayırlı olan bir yola sevk etmek, onlara huzurlu bir dünya hayatı bahşetmek, bu huzurlu hayatı, manevi kazançlara vesile kılarak insanlara iki cihan saadeti temin etmektir. Bu ise in¬sanların her türlü düşmanlarından kurtulmaları ile mümkündür. Nefislerinin tasallutundan kurtulamayan ve Onun arzularına gem vuramayan insan, huzurlu olamaz. Zira nefsanî arzuların sonu olmadığı gibi, bu arzuların tam******, hatta birçoğuna ulaşmak mümkün de değildir. Kadınların ve erkeklerin, avret yerlerini açmaları, süslenerek karşı Cinsi tahrik etmeleri, insanları şehvet boyunduruğunun altına sokup, bunun altında inleyen insanın evvela dünya saadetini, sonra da ahiret selâmetini kaybetmesine sebebiyet vereceğinden, Allah (c.c) insanlara örtünmeyi emreder ve insanlara bu şekilde zulüm edilmesine müsaade etmez. Örtünmenin erkekler ve kadınlar için daha birçok faideleri bulunmaktadır. Örtünmeyle korunmak istenen üç önemli unsur vardır: 1-Nefsin korunması 2-Neslin Korunması 3-İmanın korunması Bir kadının örtüye bürünmesi çok büyük anlamlar taşımaktadır. Örtü bir kadının iman ve takva sahibi olduğunun göstergesidir. Örtü onun, Allah’ın emrine baş eğmesinin, nefs ve şeytana karşı bilinçli oluşunu göstermektedir. İnanmış kadın mütesettir bir hayata alışmakla, hem ruhunun gıdasını ve hem de Yaratıcının rızasını kazanmış olur: Burada kadını korumaktan maksat onun zayıf, kendini bilmez ve suç sayılmasından değildir. Onun korunmak istenmesi, çok değerli olmasından ve onun¬la kurulacak yuvanın sağlam ve sağlıklı olmasını temin etmek yüzündendir. Tüm kıymetli şeyler istisnasız bir koruyucu içinde muhafaza edilir. Kadınlar hoş gösterilecek tarzda yaratılmıştır. Bu hoş görünüşleri ile daima çekicidirler. Onların bu cazibeli hallerinden sürekli tahrik olmak, şuuraltı bunalımlara, aşırı şekilde hayvani hislerin açığa çıkmasına sebep olmaktadır. “İnsanlar için kadınlara, evlatlara, kantar kantar altın ve gümüşlere, salma atlara, hayvanlara ve ekinlere karşı olan sevgiler hoş gösterilmiştir.”(Sure-i Ali İmran,14) İslam, cinsi duyguların şuuraltına itilmesine mey¬dan vermemektedir. İslam dini, bu duyguları ayeti kerimede de görüldüğü gibi insan neslinin devamı için güzel göstermiştir. Bu güzel duygunun tahrip olunmasına da, gayri meşru yollar sebep olmaktadır. Tahrip olunmaması için cinsi arzuların meşru yollardan tatmin edilmesi zorunludur. Bu meşru yolların kullanılmasını zorunlu kılan da bir yerde kadının tesettürüdür. Toplumun sağlıklı kalabilmesi için kadının sağlıklı olması gerekmektedir. İşte örtünme kadına bu değerini sağlamaktadır. Cinsel duyguların varlığı bir realitedir. Müslüman da bunun bir vakıa olduğunu, ilahi kanunların da bunun varlığını kabul ettiğini bildiğinden, tabi atiyle bu duygulara karşı bir nefret ve tiksinme duymamaktadır. Erkek kadın her Müslüman bu yüzden vakti gelince evliliği tercih etmektedir. Evlilikten bu şekilde tiksinme olmayanca, cinsi isteklerin şuuraltına itilmesi de olmamaktadır. Fakat hiçbir zaman insan bu duygulara kendisini köle yapmayacak, İnsanlıktan çıkacak derecede cinsel isteklere tabi olmasının caiz olduğunu da ortaya koyamaz.” Kadının, yaratılışı itibariyle karşı cinsi etkileyeceği gerçeği, apaçık ortadadır. İnsanlık tarihi boyunca bu iki cins arasında çeşitli yönelimlerin sergilendiği, bir hakikattir. İnsanın dünyadaki hayatı, kadınla erkek arasında kurulan sevgi bağları ile devam etmektedir. Bu da ancak sağlam bir nikâh akdiyle kurulan yuva ve evliliktir. Kadını, nahoş cinsel duygulara hedef olmaktan koruyan şeylerin başında, tesettür gelmektedir. Tesettür, büyük ve güçlü bir silahtır. Bunun aksini düşünmek, hayatta ve cemiyette meydana gelen çeşitli olaylara vakıf olmamak demektir. Tesettürü şuurlu bir şekilde uygulamak, Müslüman kadının Allah’ın emrine bağlı oluşundan kaynaklanır. Allahu Teala Nur Suresi’nin başında açıkça ifade etmektedir: “Bu indirdiğimiz ve hükümlerini (tatbikini) farz kıldığımız bir suredir. Ondan açık açık ayetler indirdik, ta ki belleyip ibret alasınız” Sure-i Nur, 1) Ayet-i kerimede “Bu indirdiğimiz suredir” Cümle¬sinin dikkat edilecek bir özelliği vardır. Allahu Teala’nın (biz) kelimesiyle yaptığı te’kit şunları ifade etmektedir: a) Kadınların tesettüre kesin uymaları b) Kadınların kocaları tarafından açılmaları konusunda zorlanmamaları c) Örtünmeleri konusunda kadınlara yardımcı olunmalı. Bu surenin İndiricisi hâşâ kuvvetsiz ve kudretsiz zayıf bir nasihatçi durumunda değildir. 0 nefs ve kudretlerimizi elinde tutan, aciz bırakamayacağımız, hayatta da, hayattan sonra da, sizin muhafaza etmesine mani olamayacağınız bir kimsedir. İkinci cümlede “Hükümlerinin tatbikini farz kıldığımız” yani bu suredeki öğütler, kurallar, helal ve haram hakkındaki hükümler. Emir ve yasaklar, cezalara inanıp inanmamakta serbest olduğunuz tavsiyeler mesabesinde değildir. Onlar, eğer gerçekten Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız. Ferdi veya sosyal hayatınız¬da tatbik edeceğiniz kat’i hükümlerdendir. Bu hükümlerden de taviz vererek ‘Müslümancı yaşıyorum’ denilemez. Üçüncü cümlede, “Ona da açık açık ayetler indir¬dik. Ta ki, iyice belleyip berat olasınız.” İndirdiğimiz sürenin hükümlerinden gizli kapalı hiçbir şey yoktur. “Anlayamadığımız için tatbik edemedik” diye özür beyan etmenize fırsat vermeyecek şekilde apaçıktır. Bu sure toplumda önemi büyük olacak ölçüde kurallar koymuş¬tur. Hem de konulan hükümlerin kesin ve açık olduğu¬nu ifade ederek. Bu açıdan yukarıdaki surenin önemini düşünürsek, kadın örtünmekle, önemli bir vazifeyi yerine getirmemin yanında; 1-Allah’a olan inancını tasdik bakımından amelini de güçlendirecek 2-içindeki ve çevresindeki düşmanlarına karşı başarı kazanacak 3-“Açık olarak indirilmiş olan bu surenin hakikati açıktır, anlaşılmayan yönü yoktur” ifadesini kanıtlayacak, 4-Zinaya itilmeden, toplumu da kendisini de kurtararak, 5-Ahiret hayatını, bu dünyada edindiği mükâfat ile kazanacak 6-Kendisine kötü emeller besleyenlere karşı fırsat vermeyecek 7-Ve bu suredeki hükümlerin farziyeti kesin olduğu için uygulanmadaki hatanın affedilmeyeceğini; kişinin, bu hataya düşmemek için, kendini yetiştirmesi gerektiğinin bilincine erecektir… Kısaca sıraladığımız bu maddeler, tesettürün kadına kazandıracağı faydalardır. Tesettürlü olma hakkı, Müslüman kadının vazgeçemeyeceği en önemli bir haktır. Surenin birinci ayetinde, hükmün keyfiyetini bilmemek ve kendini ona göre ayarlamamak ta, bir sorumluluk içine girmektedir. Tesettür, kadının bu bilinç içinde olduğunun en belirgin göstergesi ve şuurlu oluşunun ifadesidir. İslam’daki tesettür, aşağılık ve sapıklığı önlemek olduğu gibi emirlere riayet ve iffet ölçülerini de koru¬maktadır. Tesettür, kadınları erkeklerin elinde oyuncak kılma ve onların çirkin heveslerine engel olmakta, bunla¬rı reddetmektedir. Tesettür böylelikle kadını tam bir koruma altına alıp, onların nefsanî duygulara kapılarak süfli hayat yaşamalarının önünü alıyor. Tesettür sayesinde kadın, hatalara düşmekten ve istismar edilerek saptırılmaktan kurtulur. İşte bütün toplumlarda gittikçe onursuz bir yaşamı seçerek çoğalan ve para için kendini satan zavallı kadınlar görülmektedir. Müslüman toplumlarda ise tesettür, bu kötü hayata düşmekten kadınları korumaktadır. İslam anlayışına göre kadın kötülük için yaratılmış şeytani bir varlık değildir. Bunun aksine o; İslam’da ilk inanan, İslam uğrunda ilk şehit olan, muhterem kılınmış bir annedir. “Cennet annelerin ayakları altındadır” Bu hadiste kastedilen anne olabilmesi için Müslüman bir kadın, edep ve hayâ içinde mütesettir bir şekilde yaşamalı ve inancına sahip çıkmalıdır. Aksi halde böyle bir anne olabilmesi mümkün değildir. Vücudunun güzelliği, hislerinin nezaketi, gönlü¬nün safiyeti ve samimiyeti yüzünden istismar edilmeğe, aldatılmaya ve böylece kıymet ve asaletinin elinden alınmasına çok müsaittir. Bunun için İslam Dini tesettürü emretmekle, kadını korumayı, onun kıymetini artırmayı ve hürriyete layık bir insan olduğunu ispat etmeyi amaçlamaktadır. Örtünmekten maksat, vücudun çirkin yerlerini örtüp güzel yerlerini açmak değildir. Bir kadın tesettürü, bütün kural ve detayları ile uygulayıp örtünürse, ona kesinlikle şehvet nazarıyla bakılmaz. Tesettür olsa olsa erkekte, umumi bir kadın vücudu tecessüsü mey¬dana getirir. Bu da erkek ya da kadını izdivaca sevk eder. Açıklık saçıklık ise erkeğin tecessüsünün bizzat temaşaya dönüşmesi ve sonra bununla da yetinmeyerek çirkin temasa zorlamasıdır ki, bunun adına fuhuş denir. Kadın örtünmekle, kendi vücudunu ve iffetini koruma altına aldığı gibi, erkeği de fuhşa itmekten alı kor. Örtünmekten maksat avret yerlerini görünmeyecek şekilde kapamak ve erkekleri temaşa fuhşundan alıkoymaktır. Bu kapanmanın şekli, elbiselerin geniş ve ölçüye uygun olmasıdır. Ancak bu şekilde kadın ör¬tünmüş olur ve bu örtünmesiyle gerçek saygınlığını kazanır. Kadın tesettürüne sahip olmakla imanını güçlendirmesinin yanında, toplumu gizli veya aşikâr olarak fuhuştan kurtarmış olmaktadır. Böylelikle kadın, örtünme olmaksızın, ne kendisinin ne de toplumun sağlıklı yaşayamayacağını bilecek ve örtünmenin zorunlu olduğunu kabul edecektir. İslam’ı anladıktan sonra, bir hanım, her konuda mutedil davranacaktır. Özellikle giyim kuşamı ve dış görünümünde aşırılığa kaçmayacaktır. 0 örtünün altında giyim ve davranışıyla mutlu bir geleceğin teminatı olacaktır. Kadın tesettürü ile hem imanını, hem de toplumun sağlığını güçlendirir. Mustafa Cilasun |
| Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 02:19 PM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.