www.cakal.net Forumları YabadabaDuuuee

www.cakal.net Forumları YabadabaDuuuee (https://www.cakal.net/index.php)
-   Eskiler (Arşiv) (https://www.cakal.net/forumdisplay.php?f=188)
-   -   Gürbüz Öztürk (https://www.cakal.net/showthread.php?t=136482)

GooD aNd EvıL 11-07-2008 11:47 AM

Gürbüz Öztürk
 
......Mış-Mişler



seyrediyoruz
bu ülkeyi kültür
erozyonuna sevkeden
ciğersizleri seyrediyoruz
provalardan
ve çalışmalarından
fırsat bulup
eğlenmeye gelmişler miş
....miş!
aman ne de çok çalışmışlar
ne de çok üretmişler miş
.... miş!
bir siyasinin söylemiyle
söylemek geliyor aklıma
sizi gidi burjuvazi artıkları
burjuvazinin yamacındaki
ufacık-tefecik
belli -belirsiz
ayrık otları
üzüntüm siz değilsiniz tabi
bu kentin
binlerce küçük sokağında
binlerce gecekondusunda
yaşamak zorunda olan
ve sizi seyretmeye
mahkum edilmiş
milyonlarca insanlarım var
duyuyorum; benim gibi söyleyenler
onların üzerinden
rant sağlıyor
reklam yapıyormuşuk
it ürür-kervan yürürmüş
bu halk doğruyu bilirmiş
bak nerdeymiş
yerinden belliymiş
başı arşa değermiş
eğer it'lik halkıma
doğruları havlamaksa
ben it'im
duyuyor musunuz
...mış-mişler

GooD aNd EvıL 11-07-2008 11:47 AM

Adaletin papatyalısı



ne kadar uzak olursak
o kadar iyi diyemiyorum
yüreğimden sarkıp
bileklerimi sımsıkı bağlayan
zincirdir vicdanım
ne elim-ne kolum kallkar
mecburen inziva nöbetindedirler
nede dilim söyleyebilir
ayrılık türküsünü
aklım terbiye ve tenbih etmiştir
zavallı dilime
devamlı surette
mahkumiyet türküsünü söylemeyi
pelesenk vurmuşum
çivilemişim damaklarıma dilimi
bülbül gibi şakıyabileceğim
konuşkan yanım
artık mahpus yalnızlığında
ve sessizliğindedir
duvarlarında zar-zor okunabilecek
silik yazılardan oluşan
dileklerim üşümektedir;
en keskin bir sabah ayazında.
ne kadar eziyet edersen et
boynum kıldan ince
şimdi
seyircinin protesto
çığlıkları arasında
rolü ezberinden düşmüş
dizlerinin üzerinde
celladını bekleyen
zavallı bir oyuncuyum
ve adaletine şaşarım
beni kendine
mahkum eden sen
nasıl bir hâkimsin ki
elinde papatya ile
kaderime hükmedersin
'adaletin papatyalısı' diye
yazılı yasa kitabının
üzerine yemin edersin

GooD aNd EvıL 11-07-2008 11:48 AM

Alfabenin yorgunluğu



girdabın giriş kapısıdır
kömür karası gözlerin
bu esnadaki yokoluşu
kaybolup gidişi
diyarımı terkedişimi
anlatabilecek
dünyadaki bir sürü
alfabelerin
toplamından oluşacak
olağanüstü
bir dilin kazandıracağı
anlatı yeteneğide
yetersiz kalacaktır
ve
bu işin adı
bu safhadan sonra
oluşturulan bu alfabe
ancak
anlatı yetersizliğinin
sembolü olacaktır
yine ancak
senin insafına kalacaktır
kaderim
geride sadece oluşturulan
alfabenin yorgunluğu
kalacaktır

GooD aNd EvıL 11-07-2008 11:48 AM

Anadolu kültürü torpilli keman



derinlerden,çok derinlerden
sızılar şeklinde geliyor
kemanın sesi.
ne tanımsız duygudur bu:
hem acılarıma kabuk bağlıyor,
hem de delik deşik ediyor
kalbura çeviriyor,
dağlıyor ve yanık izleri bırakıyor,
yüreğim göğsüme sığmıyor
yüreğim sanki celladım
'hadi son şiirlerini söylede
çıkalım artık şu idam sehpasına'
diyor ve ekliyor;
'gladyatörleri kızdırmayalım
bu kocaman şehrin sokaklarında
dolaşan gladyatörleri'
sus yüreğim kemanı dinle diyorum
anadolunun sesi
yüzyıllardan beri
yakılan ağıtların özü
damıtılmış hali.
nasıl asil ve insancıl
nasılda son vuruş ustası
nasıl da bir hayat öpücüğü.
................
keman denilen asil çalgı nasıl mutlu
dünyanın uyku saatinde
ışıl ışıl ayışığı telleri.
loş vadilerden geliyor
insanı hayrete düşüren tınıları;
böyle yüksek bir kültürün
yüksek motivasyonu sayesinde,
tarihindeki en büyük
performansı yakalıyor
bu keman denilen asil çalgı;
anadolu kültürü torpilli çalgı;
tınılarının altyapısını oluşturan medeniyetin
verdiği barışçıl mesajlarla
birleşince kemanın evrensel sesi
ne gladyatörler kalıyor ortada
ne de idam sehpaları.
.....................
yüreğim rahatlıyor.

GooD aNd EvıL 11-07-2008 11:48 AM

Aracısız zafer

nasıl hırsla sıkarsın
demir parmaklıklardan teşekkül
demir damarlı kapıyı
adalete olan inancını
yitirmemiş olsan
koparıp atacaksın onları
ve tarih kayıt altına alacak
kan-et ve kemiğin
bu sert madene karşı
aracısız zaferini
özgürlük soluyacaksın özgürlük
mavi gökyüzünün altında
birazda gözlerin kamaşacak
ardı arkası kesilmeyen solumalarını
bir sen duyacaksın

GooD aNd EvıL 11-07-2008 11:48 AM

Avrasya vaktinde ezilmek



henüz betonlaşmamış
süt kemiklerimle
pirinç tarlalarında
sabahın saat beşinde
geceyle-gündüzün
avrasya vaktinde ezilirdim
buz gibi ergene suyunda
kıpkırmızı olurdu baldırlarım
ve tam anlamıyla
oyun çağımda
tanışmıştım emekçi bir
hayatın
hiç hazır olmadığım halde
en hazır
niyeti en belli
en engebeli
soğuk yüzüyle
hem çalışırdım
hem sorgulardım
süt kemiklerim ve omurgam
yasal olmayan
yıkıcı eğrilik ve bükülmeleri
yaşarken
kanbağı ve kanbağsızlığı
kategorilerinde ki
guruplardan hangisi kurtaracaktı
beni bu kaderimden

GooD aNd EvıL 11-07-2008 11:48 AM

Ay kahrından öldü



ay tuttu bizi
kan gibi
genlerimizde saklıydı
uluyan kurdun tohumları
kaşıntı halinde
varlığını hissettirdi
yanan ateşin etrafında
hepimiz biribirimizin
gözlerine baktık
belliydi kötü rüyalar
görmüştük
ama anlatmamaya
karar verdik
rüyalarımızı ateş tutmamalıydı
.....................
ay tuttu bizi
kan gibi
ateş tutmamalıydı rüyalarımızı
hepimiz
belli belirsiz
orta asya ayinlerinden
artakalan; bizim payımıza düşen
kutsal söylemler ve
belli belirsiz mırıldanmalarla
ateşin üzerine abandık
duymamalıydı ve anlamamalıydı
yaş bedenlerimizle
sonunu hazırladık
duman olduk
koyu-göz gözü görmez bir duman
kimsenin kanını içmeden öldük
.....................
ay kahrından öldü.

GooD aNd EvıL 11-07-2008 11:48 AM

Balıkça yaşasam



bir balık olsam
berrak bir gölde
yağmur yağsa ıslansam
güneşte kurulansam
akşam olsa uyusam
yosunlara kurulu
bir hamakta
yalnız-yapayalnız
oltaya takılma
korkusu olmadan
balıkça yaşasam

GooD aNd EvıL 11-07-2008 11:48 AM

Bir tek yanım



Sen
velhasılkiram
denecek kadar
ve kesip atılacak
ve hemen bitecek
ve hemencecik
ve oncacık
kadar
gayriihtiyarı değilsin
Her ne olursa olsun
noktalanıp bitecek
bir cümle değilsin
Sen harbi-harbi
yaşanmış bir hadisesin
Kusurlu şiirlerimi
paylaştığım çilekeş yanımsın
Ve sürekli olmayan
sürekliliği
ve istikrarı hiç bir zaman
yakalamayan
bir sürü zayıf yanımın dışında
devamlılığı olan
bir tek yanımsın

GooD aNd EvıL 11-07-2008 11:48 AM

Bronz heykel



Nasıl sevdim seni
ne sen
ne başkası
bilebilir
nasıl sevdiğimi
bir tütünsüz zamanlarımın
adı azaptı
bir de sensiz zamanlarımın
adı
şehirlerarası insan dolusu
otobüs yolculuklarında
bomboştu koltuklar
sen yoktun çünkü
ve bana göre yalnızlık
oturuyordu her bir koltukta
yalnızlık öylesine kalabalıktı ki
bir yolcu daha almaya
takati yoktu otobüsün
yaşadığım şehirde öyleydi
şehrin uyku saatlerinde
çok kalabalık olurdu sokakları
kalabalıkları sevdiğim pek
nadir vakitlerdi bunlar
öylesine kalabalıktı ki şehir
her metrakaresinde sen vardın
ben diyeyim milyon kere
sen de sonsuz kere
ve ben kalabalıkları okşardım
varlığın bazan tekil yalnızlıklara
varlığın bazan tekil kalabalıklara
zemin hazırlardı
ve bol bol mırıldanırdım
kimse anlamazdı
ennihayetinde küfrederdim tonlarca
ben,sen ve hayat arasındaki
kurulamayan orantıya
ve çok bilinmeyenli bir sürü denkleme
ve bizim için denklemenin
kuş pislemesi gibi bir şey olduğuna.
Ağırdı laflarım kantarlar çekemezdi.
Saçak saçaktı
sararmış ve sarkmıştı
dudaklarımı perdeleyen
süpürge telleri.
Kimileri de konuşmadığımı sanırdı
başımda dolanırdı çingene kuşları
şeylerini şey ederlerdi kafama
onlara göre de
'Bronz bir heykeldim'ben
kuşları seviyordum
adetlerine sadıktı onlar.

GooD aNd EvıL 11-07-2008 11:48 AM

Çocukluk aşkıymış=Riyakârlık



sen zengin bir enişte olma
kaygısını beynine yükle
vazgeç o kızdan
dibi çıkmadı içine soğuk su
konulan bardakların
doyasıya iç aslanım
doyasıya
el salla kader denilen
çivisi çıkmış tekere
dikkat et ayakların yanmasın
ıstırap mangalında
bir ayı gibi kaynana bayılması
yapma
böyle sevda masalında
yoksa bellerler ananı
burnundaki halkayla

GooD aNd EvıL 11-07-2008 11:48 AM

Dafodil çiçeğine rağmen



Bugün yine yağmur yağıyor İstanbulda
her nedense
bugün
bu koca şehir
inan bana
bütün uzuvlarıyla
mülâyim.
Caddeler insansız ve sessiz.
Bu şehir,
olası bir atom bombası,
perişanlığını yaşamışta,
amatör bir kameranın,
is renginde,
yanık renginde ve kirli bulut rengindeki
görüntü artıkları sanki,
Ve sanki
kimse bilmiyor nereye gittiğini
bir dinamit saldırısından,
artakalan balıklar gibi,
ve sanki bitmiş artık herşey
sararmış bir fotoğrafa dönmüş
şimdi gördüklerim sanki
bir yüzyıl öncesinin yaşantılarıymış.
......................
Bense arabamın camında biriken
yağmuru bertaraf etmiyorum
bu koca şehrin bulanıklığına
kendi bulanıklığımı
ve de en önemlisi
kendi hikâyemide ekliyorum.
İsyankâr müziğimin sesi kısık,
iç çebimde,
tam yüreğimin üzerinde
dafodil çiçeği.
Çaresiz seni düşünüyorum
....................
Caddeler insansız ve sessiz
ve ben
dafodil çiçeğine rağmen
mecburen sensizliğimi kabullenemiyorsam
bu kabullenemeyişim
iflâh ve ıslah olmayacak
yanımın,
sararmışta olsa fotoğrafıysa,
ne ben kalmışım bu şehirde,
ne de bu şehir kalmış bende.
....................
sen
seni bilemem
hüküm sahibi birini anlamak
bizim işimiz değil
biz idam sehpasındaki kırıntılar,
boynu kırıklar.
seni sevmek
sokak çocuklarının tatlıyı sevip
tatlıcı dükkânlarındaki tatlılardan
bir iki parça alıp
tadına varmadan daha
kodes boylarını boylaması
gibi birşeymiş.
Ve sanki çok ayıp birşey yapılmış gibi
tonlarca toplum tükürüğünün
altında ezilivermekmiş.
.......................
Bazan kendime kızıyorum
tabiat ana kulağımı çekmiş
bu çiçekle bana olmayacak olanı
anlatmıştı.
........................
tam yüreğimin üzerinde
dafodil çiçeği
mecburen seni düşünüyorum! ! ! ! !

GooD aNd EvıL 11-07-2008 11:48 AM

Dağ keçisi



senin saadet dolu yatağında
kök salan çınar ağaçı olaydım
vatana millete hayırlı olsundu
o güzelim odadan fışkıran
tomurcuklar
başkaları kızıp-eleştirsin
bağırıp-çağırsındı
günah evinin ******** maskaraları
desinlerdi
bilinçaltında saklamış olsunlardı
böyle bir duyguyu asla yaşayamacak
olmalarını ve imrenme duygularını
hiç farketmezdi güzel dağ keçisi
beni durup-durup hırpalayan
sen olaydın yeter ki

GooD aNd EvıL 11-07-2008 11:49 AM

Daha da adam olmak



Şairlik;
'az önce kalktım bu mısraları yazdım'
diyebilmekmiş.
Ve sonra düşünmekmiş.
Yok yok bu istisnai duygular
geçerse eğer duygular aleminin
yeşil ışığından;
o yeşil ışıkta,
onlar geçene kadar,
soğukta,karda,kışta,tipide.boranda
sıcakta ve nisan yağmurlarında,
ve anası babası belli olmayan bir gecede,
ve daha bir sürü
envai çeşit durumun,
yarattığı vaziyet çeşitliliğinde,
adam olup iki dakika,
daha da adam olup nice dakikalar
beklemekmiş.
yoksa kim kalkardı,
güzelim tatlı uykusunu hangi ahmak bozardı,
gecenin bu 02,43 sularında,
ve adını koyardı,
tanımını yapardı bu şairliğin.

GooD aNd EvıL 11-07-2008 11:49 AM

Dehliz zamanı -2



Yaşamın kıyısına kıyısına vuruyorum kadersiz dalgalar gibi.tabiatın maşası olmak zoruma gitsede karşı koyamıyorum; bütün bunlara.
ve ölmüş
ve bitmiş halim
kıyıya vuruyor ölü balıklar gibi
Gövdem dökülüyor,ufalanıyor,talaş gibi.bu yokoluşu simgeleyen erozyonun sancıları kapımı çalıyor.
yüreğimin ritmi bozuluyor
çokça teklemeye
ve sanki kendini
bırakmaya hazırlanıyor.
soluksuz kalıyorum ve bir eve yanlışlıkla hapsedilmiş ve evcilleşmemiş serçe
kuşu performansında bir panik atak kervanında boğuluyorum.sık aralıklarla gelen darbelerin sonucunda gözlerim,ağzım ve burnum görünmüyor kandan ve revandan.
ekmeğim,aşım gibi istiyorum
serinlik ve ferahlık duygumu
özgürlüğümü;
artık çok geçgin bir zamanda
geçgin ve dehliz bir zamanda.
Gövdem yanmaya başlıyor bu uzun dehliz yolculuğunda ruhum karardıkça kararıyor,bu depresyon tünelinde.tek gördüklerim yarasalar.
artık normal düşünme mantığından sıyrılmışım dehlizin sonlu ya da
sonsuz olacak olmasını aklıma bile getirmiyorum.yarasalar gibi
düzenin bir parçası olmaya başlamışım hesapta.evrim aşamasın-
day mışım gibi.
yüreğimin ritmi bozuluyor
çokça teklemeye
ve sanki kendini
bırakmaya hazırlanıyor
Bu dehliz tünelindeki yarasaları seviyorum.onlar beni öbür yarasalar gibi satranç oynamaya davet etmiyorlar ve hiç bir hamlenin arkasına sığınmıyorlar.hiç bir hamlenin arkasından devirme plânları yapmıyorlar; şah-mat olayı yok yani sizin anlayayacağınız.
Herkes kafasına göre takılıyor.
arada bir ışık belirir gibi oluyor ve kayboluyor.ateş böceklerinin keyfi yerinde
çocuklar gibi oynaşıyorlar.
yarasalar ve ateş böcekleri
dehlizin müdavimleri gibi.
bense gövdesi aşınan bir adam;
talaş gibi dökülüyorum.
gövdem küçülüyor
yüreğimin ritmi bozuluyor
çokça teklemeye
ve sanki kendini
bırakmaya hazırlanıyor.
Dehliz müdavimlerinden bir yarasa
karanlığın sesine benzeyen,dehliz karakteri sesiyle,fısıltı halinde bana birşeyler anlatıyor.
anlamakta ustayım
ne demek istediğini
anlıyorum.
'yemin etmesini,ant içmesini bilmiyorsun.ilkel toplulukların özellikleri gibi görme bunları.duruşun yok senin'
diyor dehlizin müdavimi.
Yine konuşuyor:
'yoksa sende müdavimi olursun buranın
müdavimi olursun
müdavimi olursun.
kalırsın buralarda kimse seni anmaz bile; bir dehliz müdavimi olur aşınır gidersin,talaş gibi dökülürsün.

GooD aNd EvıL 11-07-2008 11:49 AM

Dehliz zamanı



dehliz;
sözlük anlamını hiç araştırmadığım bir kelime
ama her nedense
sanki anlamını biliyormuşum da
sıcaklığını
kapkaranlık sıcaklığını
şahdamarımda hissediyormuşum gibi
ve
yutucu ve yokedici bir ortamın
ve bir insan yalnızlığının
demir atmış
öylesine sakin
ve fırtınasız bir
limanındaymışım gibi sanki
ve kilometrelerce sürsün istiyorum,hiç bitmesin.çıplak bedenimle sonsuz bir
karanlığın tadını çıkarırken,canımın tek istediği bedenime serin kavak yaprak-
larının değivermesiydi.
yine canımın istediği;
çıkar yüklü,düşünebilme kâbiliyetine sahip
beyinleri olan
beyinlerini kendi kişisel çıkarlarına
alet etmeyi
mastürbasyon derecesinde kendine
zevk edinmişlerin
bu dehliz yolculuğunda karşıma
çıkmamalarıydı.
durup durup çok şey istediğimin de farkındaysam da bunun aslında çok şey
olmadığını,isteklerimin sadece
benim ruhumla alakası olduğunu
ve ruhuma hiç bir şekilde
öksüz evlat muamelesi yapamayacağımı da
biliyordum.
aah şu anım.şimdiki zamanım;
tatlı bir dehliz zamanı.sanki günlerce tarlalarda çalışmışım ve bir kırmızı
şarapla yorgunluğuma noktalı virgül atmışım.
uyanık olmakla,uykulu olmak arasındaki
tarifi imkansız
noktalı virgül'ün iki yakasındaki
bu tatlı gidiş-gelişler
dünyada kalma ya da kalmama
tercihi değil
o aradaki dehliz zamanından
kendimi kurtaramamamın ifadesi;
ve en önemlisi kurtarmak gibi
bir çabamın olmamasıydı.
Şarap sıcaklığı bedenime öldürücü bir yılanın zehiri gibi yayılırken, yılanın tabiatın sıcağı karşısında girdiği kalıba giriyorum
fakat aldığı
tavrı hiç beğenmiyordum
tehlikeli olmayı sevmiyordum.
Dehlizler tehlikeli diyorlar ya bunun doğruluğunu kabul ederek birşeyler söyleyecek olursak ben bu sonsuz karanlığın içinde bir iyilik füzesi olarak
yolculuğuma devam etmek istiyorum.
'Ruhumun aklımdan
talebi buydu'
.................................
aaah şu anım,şimdiki zamanım
tatlı bir dehliz zamanı

GooD aNd EvıL 11-07-2008 11:49 AM

Demir takviyeli topuklar



salıverdim bugün kendimi
kalakaldım hüznün salıncağında
beterim demek yakışır mı
bilmem ama
hiç umurumda olmadan
söylüyorum
'beterim'
sallanıyorum ve sallandıkça
morfin yemiş bir adam gibi
en sevdiğim uykuya
göz kırpıyorum
dalların-yaprakların arasından
geliyor
annemin bana söylediği türküler
aah bırakmışım kendimi
etrafımda benimle dalga geçen
çocuklar
'eşşek kadar olmuş
salıncaktan inmiyor' diyorlar
onlar aslında beni iyi biliyorlar
aaah çocuklar
olabildiğiniz kadar çocuk olun
bende sizi iyi biliyorum
oyun sizin gıdanız
oyun oynamayı sevin sıpalar
büyüyüp sırtı semerli
eşek olacağınıza
böyle çocuk kalıp
eli oyuncaklı sıpa olun daha iyi
olur mu
bana söz verin çocuklar
çünkü burjuvazi yolunuzu gözlüyor
elinde envai çeşit semerler
sırtınıza bindiklerinde
karnınızı deşecekler
bir sağdan,bir soldan
demir takviyeli topuklarıyla
burnunuzun çeperleri yırtılacak
her soluk alış-verişinizde
onlar büyük ödülü aldıklarında
şeref tribününde
siz çoktan kandırılmış olacaksınız
boynunuza asılan torbanın
içindeki arpayla
çoktan unutursunuz annenizin
türkülerini
aşikar olursunuz
'deh deh düldül
deh deh düldül'
şarkısına

GooD aNd EvıL 11-07-2008 11:49 AM

Deneme tahtası



karşınızda
yüreğini kırbaç yemekten kurtaramamış
hayat ona işin kolayını sunmadan
yani acının ve yoksulluğun
tanımını sözlükte arayamadan
bizzat kendisinde aratmış
aslını yaşatmış
ve o yüzden biraz yıpranmış
ve o yüzden biraz hayatın
deneme tahtası olmuş
bir adam duruyor
...............

GooD aNd EvıL 11-07-2008 11:49 AM

Dikiş tutmayan sevda



kaç kereler iniyor

sensizliğin her anı balyoz gibi
başıma başıma
zamanın bölebileceğiniz
en küçük dilimleri kadar
aralıksız ve yoğun;
ve hesaplanma ihtimali olmayan
bölünmelerde;
hep sonsuzlukların yaşanacağı,
bu kadar sonsuz kerelerde,
hep şiddete maruz kalacaktır
zavallı yüreğim;
dikiş makinası düzeneğinde
dakikada yüzlerce kere inip-çıkan
iğnenin altında,
delil deşik olmaya mahkum
kefen bezi gibi!
mecbur çekeceksin
dikiş tutmayan bu kara gözlü
bahtı kara sevdayı yüreğim.

GooD aNd EvıL 11-07-2008 11:49 AM

Dimdik duruyor chavez



Bugün diyor:
'Bizi sınırlayan
emperyalist zincirleri kırıyoruz'
Ve yine diyor:
'Zırıltı yapanları sokarım'
Bir halk şarkısından esinleniyor;
halkının şarkısından,
bunu söylerken.
Ve güçünü yine halkından alıyor.
Diğer insanlardan
daha cesaretli insan chavez.
Dimdik duruyor;
bebelerin süt kokulu vücutlarına
ve kemikleri sayılan
koca kafalı çelimsiz insanların
vücutlarına dişlerini geçirmekten
ağzı-burnu kan-revan
içinde kalmış;
yüzü şeytan
kendi şeytan
adı emperyalist
bedeninin ve ruhunun hammaddesi
demir olan,demir ruhlu
içgüdüsü bile olmayan
esintilerle hareket eden
bir garip hayvanın
bir garip organik yapının
karşısında.

GooD aNd EvıL 11-07-2008 11:49 AM

Efe yüreğimin incileri



hem ağlarım,hem giderim
derler ya eskiler
hem ağlarım,hem kanatlarımı
açarım
göçmen kuşlar
gibi
ya da
kuvayı milliyenin efeleri gibi
birkaç damla gözyaşı
efe yüreğimin incileri
iyi bakın
çeker giderim başka diyara
göçmen kuşlar gibi
iyi bakın
şehit olur giderim başka diyara
o efeler gibi
geride kalır ceketim
anam için evlat kokulu

GooD aNd EvıL 11-07-2008 11:49 AM

Eksen



yüreğimin acıları sevketme
yeteneği olmasaydı
kuşların kanatlarına
ve o kuşlar hiç tereddütsüz
ve ücretsiz
taşımayı kabul etmeseydiler
gönüllü taşeronluk yapmasaydılar
ben nasıl yaşardım adı 'sevda' olan
kendi tekil
içeriği çoğul
ve içeriği bilumum
acılarla dolu
olan bu kelimeyle
kendini eksen yapmış
bu haliyle

GooD aNd EvıL 11-07-2008 11:49 AM

Elmas güneşi hipoteği



sen bilmiyorsun
ben senin gözlerine bakamam
yine söylüyorum
sen bilmiyorsun ama
senin gözlerin
elmas güneşi
ışıl ışıl
aklına birşey gelmesin
sen konuş
ben dinlerim seni
bakamasamda yüzüne
anlayabilirim belki
anlattıklarını
aklıma koyduğun
elmas güneşi hipoteğini
kaldırabilirsem
dokunabilirim belki saçlarına
unutabilirsem
iki kelimeyi de bir araya
getirebilirim
ve belki uzak bir ihtimalde
olsa
seni sevmeyede cesaret
edebilirim
işte büyü dedikleri olay
bu olmalı
elmas güneşi ışıltılarının
duygu ve düşünçe sistemine
ambargo koyması
mantığın,aritmetiğin
analitik düşünçenin
hesab ve kitabın
rafa kaldırılması
..............
yok yok
imkansız
ben sevemem seni

GooD aNd EvıL 11-07-2008 11:50 AM

Evrenden büyük insan



ne kadar gizemlidir bir insan
kim bilebilir
sabahın bir vaktinde
adı metropol olan bir şehrin
milyonlarca patikasından
birinde yürürken
neler düşündüğünü
kim anlayabilir
hüngür hüngür ağlayan
bir ağacın
sarı renkli hüzün sağanağından
geçerken
.............
ve kim anlayabilir
onun bu haliyle
evrende öyle sanıldığı
kadar da küçük bir nokta
olmadığını
ve hatta evrenden de
daha büyük olduğunu
..................

GooD aNd EvıL 11-07-2008 11:50 AM

Evrene dağılmak



Rüzgarı bekliyorum
................................
İnan bana
avucumda tuttuğum
şu küller
yanabilecek olan hiçbirşeyin
külü değildir
onlar ateş topuna dönmüş
sevdamızdan artakalan
kahrolası mikrobik atıklardır
..............................................
Rüzgarı bekliyorum

GooD aNd EvıL 11-07-2008 11:50 AM

Evrensel Empoze Sağanağı



yoruldum
dolayısıyla sustum
kendi kabuğuma çekildim
ve üstüne üstlük küstüm
kolumu-kanadımı
kafamı-yüreğimi
kırdım
ikinci el-insan yedek parçası-
alım-satımıyla uğraşan bir dükkana
yok pahasına sattım
çekildim
dolayısıyla azaldım
yüksek şiddette bir deprem
gerginliğinden sonra
kırılan ayaklarımın üzerinde
durmaya çalıştım
ayaklarımın dibinde bir sürü
cansız
artık ölmüş deniz halimle
kırılıp-dökülen bir limanın dibinde
uysal bir denizim
güzelim kıyıları artık eskisi
gibi sevemiyorum
çakıltaşları da öldü
ben durgun,onlar durgun
martılarında ekmek teknesi
olmaktan çıktım
düşünçelerim,fikirlerim ve ideallerim
bir dizi sopalama operasyonundan
sonra
ölü balıklar gibi
antiparantez içerisinde'dinozor'
yakıştırmasıyla
bir kenara atıldılar
boynumdaki urganlara öylesine
alıştırıldım ki
yüzyıllar öncesinden varolan
sonra inanılmaz bir şekilde
mumyalanarak
derin bir uykuya yatırılan
genetik yapımda mevcut
atalarımın karakteristik özelliklerinden
inanışlarından hareketle
öldüğümde
'kıymetli eşyadır
başucuma konsun' diye
vasiyette bulundum
........
evrensel empoze sağanağı altında
bir salyongaza döndüm
elimde olmayan
savunma içgüdüsüyle

GooD aNd EvıL 11-07-2008 11:50 AM

Falakaya yatırılan kalem



Güneş vuruyor kalemime.
Kalemimin gölgesi;
anlaşılmazı zor bir pandomim
sanatını icra ediyor.
Ben biliyorum
ve anlıyorum,
her gölge hareketinin manasını;
yalnızlığımı siliyor bu kalem
ve korkularımı bertaraf ediyor.
Anladığım ve hissettiğim herşeyin
aks-i sedası değil sanki bu.
Sanki güneş tokatlıyor kalemimi
sarhoşluğuna kızıp
derbeder oluşuna sitem ediyor,
kendime getiriyor beni.
Anlıyorum;
güneş falakaya yatırmış kalemimi,
bilemediğim herşeyin
ABC'sini
yazdırıyor bana,
elimden tutmuş ışıklı günlerin
hikayesini değil,
aslını yazdırıyor bana.
...................
Ağlayarak okula gittiğim
ilk günlerim geliyor aklıma.
Tabiattan sarı toprak
almaya giden,
bir yaşlı kadının ellerinde.
...............
Anlıyorum durum vahim
çocukluk zamanlarımdan kalma
duygularımı da yemişim.
................
Gözü yaşlı kalemime yazık
ellerim kırılsındı! ! ! !

GooD aNd EvıL 11-07-2008 11:50 AM

Geceyi okurdum



çocukluğumun kocakarılarıyla
sonbahar mevsiminin
serin *******inde
beslerdim,
pekmez kazanlarının altında
yanan ateşi;
babamla dağlardan arakladığımız
ömrü geçkin odunlarla.
ateş hararetinden
ve parlaklığından birşey kaybetmez,
oynak dallarının gölgesi
bir dansöz kıvraklığında
ker***ten teşekkül
evimizin duvarlarına düşerdi.
ve gece saklayamazdı kendini
geceyi okurdum,
ker*** duvarın bedeninden.
ateşin oynak dalları
bazan öylesine alfabetik
ve geometrik olurdu ki
herbirini anlamlandırma da
hiç zorlanmaz,
en baba kahve falı bakıcılarından
daha baba yorumlar yapardım.
velhasıl ihanete meyilli
geceyi kahrederdim,
ihanet olasılıklarından
yola çıkarak
ürettiğim tedbir senaryolarıyla.
.............
bir küçük dedektif olurdum ki
sormayın gitsin.

GooD aNd EvıL 11-07-2008 11:50 AM

Geç kalınmış aşklara



çocuk gibi gülümseyişinde olmasa
alıp götürecek beni
kömür karası gözlerin.
adını koyamadığım
önceleri hiç gitmediğim yerlere.
eziyor beni
siyahın asil ve hükmeden yanı;
siyah senin siyahın;
ancak tutunabilirim karşında.
elim titriyor
ayakbağlarım çözülüyor
titreyen elimden düşecek
bu şarap kadehi.
sana birşeyleri anlatamadan
aklıma gelenleri söyleyemeden
yığılıvereceğim gözlerinin önünde,
dilim tutulacak,sesim kırılacak sanki
sendeki bu zeytin karası gözlerin
benim hükmüm
sona gidişim
biletimi ele alışım olacak
ve ben mecburen
geç kalınmış birşeylerin
acısını yüreğime saklayıp
sisli bir istanbul gecesinde
gerçekleştiremediğim bir çok şeye
yanmadan gideceğim derken
bu seferde senden bana kalan
yürek yangınıyla beraber
ayak seslerimi sana duyurmadan
gideceğim bu şehirden.

GooD aNd EvıL 11-07-2008 11:50 AM

Geldi geçti



Siz denizden aldınız onu
denizden.
Balık sırtı gibi birşeydi
gördüğünüz.
kâh kaybolan,
kâh görünen.
Yunus balığı gibi de gülümseyen
bir cici bebekti,
payınıza düşen.
bağrınıza bastığınız,
olabildiğince değil,
alabildiğince sevdiğiniz.
....................
Geldi geçti işte bak,
geldi geçti.

GooD aNd EvıL 11-07-2008 11:50 AM

Gözdiken



zamanın
onca dilimini
sayfa atlamadan
çevirebilen
hatasızlığıyla övündüğünüz
zaman göstericileriniz
ne kadar kıymetli de olsa
zamanın akıcılığı üzerinde
ne kadar söz sahibi olabilir
durdurabilir mi mesela zamanı
tek getirisi
bileğinizi güzelleştirmekten başka
ne olabilir
aksesuar olmaktan
öteye gidebilir mi
ve sizin güzellik uykunuza
onun gibi
acımasızca kim son verebilir
ve hatta
bu adi mekanizma
sabahları öten horozların
makamına
nasıl gözdiken bir vicdansızdır
görmüyor musunuz

GooD aNd EvıL 11-07-2008 11:50 AM

Hezimetin temsilcisi



Omuzlarımı çökertirdi sevdan
ağırdın,
dizlerimde izleri kalırdı
çakıltaşıydı sevdan
ezilirdim
yani ezerdin.
Tank paleti gibiydi de sevdan
izleri kalırdı mecburen.
Üzerimden geçerdin
yağmur niyetsiz bulut gibiydin
sorgusuz sualsiz
sevdanın kurak iklimine
mahkum ederdin beni.
Ve hiç geçilmemiş
ve gezilmemiş
patikalarda
adı bilinmeyen bir bitki gibi
yeşil suyumu bırakırdım toprağa;
hayret ederdim
bu paletler buradan
sadece benim üzerimden
nasıl geçti diye;
bu kadar sessiz
bu kadar sakin
bu kadar en az zaiyat vererekten,
diğer hiçbirşeye dokunmadan
sadece beni yere sererekten.
.....................
Anlıyorum sevdanın karşısında
hezimetin temsilcisiyim.

GooD aNd EvıL 11-07-2008 11:50 AM

Hoşçakal tepkimeleri



yüreğim düştü yerlere.
biçare kımıldanmalar
hoşçakal tepkimeleridir
ölümle yaşam arasında.
ölümün güçlü olduğu
ona prim verildiği bir andır bu.
gözyaşlarım;
sağanak birer yağmurdur.
sağanak yağmurlarda
seni sevdiğim günler
geldi aklıma.
sakalıma kadar
saçının teline kadar
ıslandığımız günler,
saçak altlarında
gözgöze geldiğimiz
günler geldi aklıma.
yüreğimi elinde tutan
doktor at onu elinden
vaktin olduğu zamandır şimdi
ben çoktan ömrümü
şiir karalamalarımı
avucumda buruşturup
attığım gibi atmışım
bu şehrin çöplüğüne.
vaktin olduğu zamandır
şimdi doktor
vaktin olduğu zamandır.
ölümden korkan namerttir
bu işi dallanıp budaklandırmadan
bitirmenin en iyi mevsimidir şimdi.
sararmış yaprak mevsiminin
ardından,
en güzel zamandır şimdi.
yaprakların kemikleşmiş
bedenleriyle asfalta
yapıştığı bu zamanlar.
seni sevdiğim zamanlar
geldi aklıma.
ölümün en güzel yanıda
bu olmalı güzelim.
ona,sana ve hayata
sopasını sırtımdan indirmeyen
hayata müteşekkirim.
derin bir nefes alamamanın
bittiği,
derin bir nefes alabileceğim
zamanın başladığı bir andır
sırtımın kara toprağa
değeceği vakit.
bu andan itibaren gözlerim
asılı kalacaktır mavi gökyüzünde.
................
doktor at artık elindeki yüreğimi
o kımıldanmalar aldatmasın seni
yüreğim çoktan açmış
ayrılık pankartını
ben ölüme çoktan vermişim
rüşvetimi.
pişman olan namerttir doktor.

GooD aNd EvıL 11-07-2008 11:51 AM

İçtik şiirleri



çarmıha takıldı kaldı
düşünçe üretim atölyelerinin
kaderi
ürettiğimiz
üzerine terimizi
akıttığımız
düşünçe motifleri için
olmaz
dediler
bunlar olmaz
öyle söyledi yobazlar
sakıncalı olduğunu
söylediler
çarmıha gerilmeliydi şiirler
sesimizi çıkaramadık
öylesine çoktular
olamazdı şiirler çarmıha
gerilemezdi
içtik şiirleri
tütün gibi
şarap gibi
aziz su gibi
nerede diye sordular
düşünçeleriniz,şiirleriniz
n e r e d e
n e r e d e
azgın bir yaratık gibiydiler
öylesine ateş püskürüyorlardı ki
burunlarından değil
bilmem nerelerinden
parça parça yakıyorlardı
yaşamı
biz onlardan korkmadıkça
n e r e d e
n e r e d e
diye
böğürüyorlar
öfkelerine öfke katıyorlardı
sonra
dağa çıktı şiirler dedik
inandılar
döndüklerinde de
dağ neredeydi
diye
soracaklar
....................................?

GooD aNd EvıL 11-07-2008 11:51 AM

İhtimal dışı haklarım mundardır



ruhum çırpınıyor kurmuş olduğun
çarmıhın kollarında
küt-küt atan yüreğim eziliyor
böyle bir eziyet sahnesinde
başımda dolanıyor çaresizce
hacı kuşları
insanlar çoktan dönmüşler sırtlarını
beni doğuran kutsal insanları arıyor gözlerim
böyle mahşere benzeyen bir günde
yoldaşımdan duyduğum
yoldaş türkülerini
ancak mırıldanıyorum
senin evcilleşememiş intikam rengindeki
sözüm ona hesaplaşma çığlıklarını
arada bir zevk-i sefa renginede
bürünen sesini duyuyorumda
bu halinle de dehşetli gelmiyorsun bana
kızamıyorum sana
anlayamasamda seni
hep bir bildiği vardır diyorum
acı duymuyorum çarmıhın kollarında
yoldaşımdan duyduğum yoldaş türkülerini
ancak mırıldanıyorum
bu dünyada varolduğum
ve seni tanıdığım müddetçe
sırtımda kaldı hep attığın kamçıların izleri
ancak yaşıyordum şiir yazdığım zamanlarda
senden
senin eziyet seanslarından
artakalan zamanlarda.
bütün bunlar yetmediği gibi elinde kılıçınla
şiirimin toplumsal dilini kesiyordun
şiirlerini kişiselleştireceksin
benim hizmetime sunacaksın diyordun
ve o zaman canımı acıtıyordun
elinde olsa söz söyleme yeteneğimi
hafızamdan silip beni kahretmeyi
bile düşünüyordun
bilmiyorum ne istiyordun
özele sipariş kabul etmediğimin
benliğimle alakası olduğunu biliyordun oysa
acı duymuyorum çarmıhın kollarında
yoldaşımdan duyduğum
yoldaş türkülerini
ancak mırıldanıyorum
ben sana da kızamıyorum
ben kendim ettim kendim buldum diyorumda
bu saatte bile pişman olamayışıma şaşırıyorum
sana kızma hakkım saklı bile değil
ihtimaller dahilinde olmayan
hiçbir hakkımı saklı tutmuyorum
ihtimal dışı haklarım mundardır
................
sen yaratanın beni cezalandırmada kullandığı
ant içmiş ceza neferlerinden biriydin sanki
...................
imece usulüyle ölü bedenimi
taşıyor hacı kuşları
çalı-çırpı ve topraktan yapılmış ebedi evime

GooD aNd EvıL 11-07-2008 11:51 AM

İkametgâhım rüzgarda



Can damarımı yırtardınız;
yüreğimi parçalayıp,
bölük bölük gelen yırtıcı kuşların
çığlıklarına teslim ederdiniz ruhumu,
paylaşırdılar sonra,
etimi,kanımı,kemiğimi.
İliklerime kadar işlerdi ölüm.
.........
Hayal görürdüm sanki
az ışıklı odamda;
İstasyonlar karışırdı.
parazitler ve cızırtılar arasında,
bir sarhoş uyuşukluğunda,
algılama güçlüğü çekerdim;
ve algılayamazdım,
uzanıpta düğmesini çeviremezdim
radyomun.
Kaderim hep aynıydı,
kaderime her nedense artık razıydım,
etimi yerdi sanki,
yoldaşlıktan bihaber,
aslında yoldaş olması gereken eşim.
Pıhtılaşmış bağlılık duygularım
artık sulanıyordu;
ve şehrin mikroplu suları karışıyordu,
aklım karışıyordu.
Gözlerimin gördüğü
ince iplikçikti ışıklar.
Zayıf ışıklar oynaşıyordu
sinsice aşındırıp gözbebeklerimi
yoruyorlardı beni;
gözlerimle beraber yoruluyordum yani.
Anlıyordum
ne kadar çabalasanda hayatta
boştu.
Kabahat ya bende
ya onlardaydı.
Yaratılışım belki mevcut
standart kalıpların
ve dökümlerin dışında
illegal bir biçimde gerçekleşmişti.
Belkide aslında onlar haklıydı.
Ah eşim
bu gece sabaha karşı
eşiğinde durdum;
başımın üzerinde az ışık
kümeleri vardı;
sana öylece baktım.
Ve de artık ben anladım
senin nezdinde geçer akçe olabilmem
ve senin beni anlayabilmen
ve senin benim hatalarımı
görmezden gelebilmen,
ancak aynı kandan gelmemizle
olabilirdi.
Ama o zaman evliliğimiz
illegal olurdu,
sen ananla yatarken koyun koyuna,
ben kapıyı vurdum çıktım.
dışarıda bekleyen
rüzgara bıraktım kendimi.
Artık bana değil ona sorun yerimi;
...............
ikametgâhım rüzgarda.

GooD aNd EvıL 11-07-2008 11:51 AM

İnsan prototipi



mülke sevdalı
patlak gözlerimiz vardı
hain hain bakan
timsah gözleri gibi

GooD aNd EvıL 11-07-2008 11:51 AM

İsyan duygum



yanan kocaman ateşin
kolları
tartaklarken kocaman dağın
bedenini
şarabın kan kırmızı
inadına karşı koyamıyorum
uyuşmuş bedenimle
dağın en kutsal ağaçının
altında
küfrediyorum sözüm ona
disipline edilmiş yaşamları
üretenlere
ve aşkı öldüren
fantezi ve gösteri yüklü
beyinlere
ruhumun bahtsızlığına yanarken
bahtsızlığımın ak olan yanı
şiirlerime dayıyorum sırtımı
kocaman ateşin kolları
dağı tartaklarken
ruhuma isyan duygusunu
yapıştırıyordu
taze tayların
güçlü kuvvetli bacaklarına
indirilen kamçılar gibi
izi kalıyordu şaklayan ateşin
ruhumun üzerinde
ve bu ateş uyumakta olan
uyanmaya meyilli isyan
duygumun azığı oluyordu
ah ruhum ve bedenim
bu dünyada varolmanın
önceden sipariş edilmiş
ıstırapların
altında ezilmekten bıkmış
bir şekilde
ve üstüne üstlük pazarlık yüklü
aşklardan yana
tiksinme duygusuyla
ayaklandırıyordu
isyan duygularımı
ateş bu gece adeta
sonu gelmeyen kamçı darbeleriyle
isyanın
mitolojik tanrısını yaratıyordu
yıldız dağlarında
kendi isyankâr ruhunu üflüyordu
uyuşmuş bedenime
.......................
uyuyakalmadan önce
ateşin etrafında
kutsal âyinini yapan insanların
uğultuları geliyordu kulağıma
belli-belirsiz
.....................
ve dağın eteklerinde
dolanıyordu donatılmış
terbiye edilmiş
her türlü lojistik desteği
arkasına almış
hâmlıktan çıkmış
olgunlaşmış
evrim geçirmiş isyan duygum.

GooD aNd EvıL 11-07-2008 11:51 AM

Kahır basıncı



Tarif edilemez tanımsız
yalnızlığımı
bıraktım
herkesin malı olan
aynı zamanda
çok şükür benimde
mülk sahibi olduğum
uykuma.
Tasalarımı
kederlerimi
ve acı çığlıklarımı
kurban edilmiş bir hayvan gibi
çengele asılı bıraktım
ve kesilecek hiç bir çığlığımın
ve acımın
ve kederimin
ne bana faydası vardı
ne de sevab niyetine dağıtılan yoksullara
...............
Birazcık morfindi uykum o kadar
küçük bir serinlik
bir aralık
uyku; canım canımsın
az da olsa benimsin.
................
Rahatlardı kiralık evimin
duvarları
kurtulurdu kahır basıncından
santimetrekareye düşen yük azalırdı
hane halkı suskunlaşır
zavallı eşim saçlarımı okşardı
ben duyardım o bilmezdi
ağlardı için için sessizce
gözyaşları yüreğime dökülürdü
ben ona dökülürdüm bilmezdi

GooD aNd EvıL 11-07-2008 11:51 AM

Kankardeşim cevizağacı



tak-tuk,pat-küt
tak-tuk-pat-küt
aah! dışarıdan bir uğultu
geliyor
birde bu sesler
aah! başım bitkin mecalsiz
geceden kalma başım
yumuşaçık yastığından
kaldıramaz kendini
şeytan bir virüs gibi
uyku kimliğinde girmiş
sanki kanıma
uğultular isyana dönüşür
ölmek üzere olan birinin
feryadına benzer
ama benliğimdeki virüs
engeller
şeytan sevincinden zurna
çalar
bir taraftanda sol duyum
kıvranır durur
'kalk bre mel'un'
ne çare; bir kulağımdan giren
diğerinden çıkmaz yinede
uğultular birikir
vicdanım ıstırabın yalın halidir
anlayamadığım ıstırabımın
sırtında evin balkonuna çıkarım
tak-tuklar bombardımana
dönüşür
topyekün top atışı altında
kalırım
tansiyonum yükselir,şekerim düşer
dudaklarım titrer
kalbim; insanoğlunun dramasının
en uç noktası olan ağlamanın
eşiğindedir artık
sinir iletkenliğimin performansı
artar, saniyede milyonlarca
ağrı yüklü sinyaller, coğrafyamın
en uç noktasına kadar ulaşır
dövülen demir tavında
vücudum ısınır
bir insan nasıl kilitlenirse
bende öylesine kilitlenirim
velhasıl
bir cinayete şahitlik ederim
cinayeti işleyenler insanlar
ölen ise cevizağacıdır
kocaman kocaman yeşil
yaprakları olan
kanlı-canlı hayat dolu
bir ağaçtır yere düşen
kocaman gövdesiyle.
ellerinden tutarım cevizağacının
gözyaşlarım dökülür
yeşil kocaman ellerine
saçlarım ıslanır onun gözyaşlarından
gözgöze geliriz onunla
sarılırım kanı çekilmekte
olan vücuduna
başımı kaldırıp yalvaran gözlerle
bakarım
eli baltalı adama
'ne olur benim boynumuda vur
kankardeşimdi cevizağacı'
........................
aynı günde düşmüştük;
ben anamın rahmine
o da toprağın
onu rüzgar getirmişti
benide anamın söylediğine
göre leylekler
.........................
aynı günde öldük
..........................
kayıtlara geçti suçlarımız onaylandı
cevizağacının suçu;
sararan yapraklarını
komşunun çatısına bırakmasıydı
kar sularının akışını engelliyormuş
diye dipnot geçildi
benimde suçum;
ona yataklık yapmamdı
koruyup gözetmemdi
hükümden sonra,infaza geçildi
aynı günde öldük.
...............


Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 03:34 AM

Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11   Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.