www.cakal.net Forumları YabadabaDuuuee

www.cakal.net Forumları YabadabaDuuuee (https://www.cakal.net/index.php)
-   Edebiyat (https://www.cakal.net/forumdisplay.php?f=268)
-   -   Sevgili Özbek (https://www.cakal.net/showthread.php?t=142680)

GooD aNd EvıL 03-15-2009 01:56 PM

Sevgili Özbek
 
**Gülşen-i Seyda
(Bir mum diğer bir mumu tutuşturmakla,
ışığından bir şey kaybetmez)


Gelenler gül izine eşkine şiir yazır
Gelmişem men de nece yollar salası değil

Can kalbimin şefkat-ı tükenecek hardasan
Otağında gonağam şaşkın çilesi değil

Dilemişem semahtan şirin dilleri nazir
Sözlerine çemenem damla olası değil

Beşeri insan olmak bu devirde ele zor
Katresi bulaklara zehir kolası değil

Çağın odunda ya Râb zihinler sarmış duman
Ne eylersen boşuna şeb-i alası değil

İnsan-ı edebînde ehlî gülistan-ı zar
Üreğimin özünde ucadan âlâ değil

Sığındım dergâhına lütfûnu ihsan eyle
Dertlerin devasında infaz selesi değil

Düzen gam verir bize talihsiz insanlarız
Bahar-ı nevrûz olsa özge balası değil

Okuyuram desteni Gülşen-i Seyda menim
Eriyirem şam kimi akan cilası değil

Yolunda tozun olum kulluğunda Sevgili
Horasan şeherinde güller alası değil

24/03/2008


Sevgili Özbek

GooD aNd EvıL 03-15-2009 01:56 PM

*Brüksel ve Bizimkiler
İnsan olmanın güdülerinde yarın olmak isterdim! Herkesin eşit şartlarda ve eşit haklarda yaşayabilecekleri bir mekân, kendini yaşam üzerinde mutlu bulan akıl olmak isterdim. Güzel olan güzellikler içinde kelebek, varoluşun üstünde güzel kokulu çiçek olmak isterdim.

Brüksel’deyim. Etrafı izlerken, Ankara’lı bir arkadaşımın sözleri gelmişti aklıma. Bana demişti: « Brüksel’i hiç sevmedim, çok pis » Türk vatandaşlarımızın yoğun olduğu bir mahalle. Her taraf çöp içinde ve yer yer dağınık. Köşeler hacet kokusu, insanın beynini dağıtıyor. Vatandaşlar, sanki bu durumu benimsemiş gibi, şikayet eden yok.
Sokaklarda ki bu ilkel durumla, evlerin durumlarında benzerlik var gibi. Oturulan yere Türk mahallesi demek daha uygun. Şehrin merkezinden oldukça uzakta.

Durumlarından şikayet etmeyen bu vatandaşlarımız, dışlanmanın ve yabancı olmanın vermiş olduğu psikolojiyle farklı boyutlarda yaşıyorlar gibi. Brüksel’de de anlaşılıyor bu. İnsanı insan yapan hususlar, buralarda da çok gerilerde kalmış kanımca. Ve oldukça kalabalık olan bu vatandaşlarımızın yaptıkları işler de aynı; genelde inşaat, esnafcılık ve dönercilik yaygın. Burada da aklıma yine yıllar önce Metz’e gelen ve bir kaç yıl önce kaybettiğimiz değerli yazar Duygu Asena’ gelmişti. Metz’i gezmiş, Türk vatandaşlarımızı ziyaret etmişti ve ardından « Metz et kokuyor « diye bir yazı yazmıştı. Yıllar sonra O’nu çok iyi anlıyorum şimdi. Bir Türkiyeli olarak şehrin çok ötesine konulan bu vatandaşlarımız için endişe duysam da adı yaşamak olsun.

Daha sonra, Brükselin merkezinde gözüm Türk marketleri ve buna benzer bir şeyler arıyor. Ama hiç bir şey göremiyorum. İnsanların kalabalık olduğu bu yerde gelip gidenleri izliyorum. Yine vatandaşlarımızdan bir tane göremiyorum. Sanki o kenar semtte karşılaşmadım o Türkiye’li vatandaşlarımızla.

Nehir boyunca her ulustan ihtiyacını giderecek mola yerleri var. Gözlerim yine bizimkileri arıyor, ama neredeler? Dikkatimi ekmek fırını çekiyor. Mis gibi buğday kokusu! Susamlı simit ve taze ekmek kokusu! Nefis, dayanılır gibi değil. Türk kültürünü tanıtan bir başka meslek diye nefes alıyorum… Seviniyorum. Bu durumda kültürel gelişmenin boyutlarını düşünüyorum. Kapalı kalmanın ve kendini sadece etnik olarak görmenin ve dışlanmanın fikirleri ürkütüyor beni. İnsan, sosyal bir varlık olduğuna göre, her yerde insan olarak yaşayabilmelidir diyorum.

Daha sonra « Atatürkçü kültür ve düşünce derneği »ne giriyorum. İki uçta, ama farklı nitelikte fikirlerle yaşayan Türkiye’liler arasında ne kadar fark olduğunu görüyorum. Bir durumda seneler önce geldiği zihniyetle yaşayan bizimkiler, diğer tarafta günümüz insan tipiyle kareli pencerelerden dünyayı genişçe gören bizimkiler… Bilginin ve kültürün gücüne, kendini geliştirmenin toplumla ve kendisiyle bağlı olduğuna bir kez daha inanıyorum burada…

Türkiye’den insanlarımız Avrupa’ya gelmek için ne kadar çaba sarfediyorlar. Oysa hiç bir şey dışardan görüldüğü gibi değil. Avrupa ve Avrupa’lıları göklere çıkaran ve onlara değer veren bizleriz. İnsanların gelişmesi kendi çabası ve toplumlar içerisinde ki bağlarından öte, sistemin, sosyetenin ve gelişmekte olan Türkiye gibi ülkelerin kendi öz kültürleri içirisinde dayattığı yaşam şartlarıyla da sağlanmakta ve yaratılan değerler kendi öz kültürüyle doğmaktadır diyorum ve buna yine bir kez daha inanıyorum.

Brüksel 06/08/2008/


Sevgili Özbek

GooD aNd EvıL 03-15-2009 01:56 PM

*Kars’ı Yaşamak
(Bu makalemi yazmama vesile olan gazeteci yazar sayın
Halis Kaya hocama sonsuz teşekkürlerimle)

Yaylası taşlıdır ova çiçekli
Meseller diyarı pınar içekli
Tandır başı sohbet ballar göçekli
Yâdımı kor alır Kars’ı yaşarken

25 yıl sonra çocukluğumun meselli kentini yeniden yaşamak. Ah neydi o günler…!
Neydi o tandırbaşı sohbetleri, neydi o türkülü deyişlerin masalsı hayelleri..!
Kışları karlar içerisinde kartopu oynayarak geçirdiğim ve üşüdüğümde sobanın yanı başında kömür ya da tezek sıcağıyla ısındığım kent. Akşamları gün batımıyla ekmek piştikten sonra, tandır başı sıcaklığında masallar anlatıp seviştiğimiz kent. Baharla beraber, çöllerde yemlik, evelik toplayıp doğallığını doya doya sindirdiğimiz kent, seni yeniden yaşamak ne kadar güzel!

Çok uzaklarda, Anadolu’mun Kuzeydoğusunda, Kafkaslar ezgisinden, yemyeşil ve binbir çiçekli ovaların eteklerine kurulu Kars şehrim. Bir çok kültürü ve farklı bir yapıyı bağrına mavzer, gözlerine siper etmektedir. Beni hasretlere boğan bu güzel kent, en çok özlediğimdir. Kar beyazı gözlerinden, Anadolu’yu seyrediyorken; serhat kışlasında komşu diyarlarada mukayyet oluyor.

Orta Asyanın açılan kapısı konumundaki biberli kentim, şimdilerde talebeler diyarı pehlivan olmuş. Anadolu’nun dört bir yanından Kafkas Üniversitesine okumak için, gelen gençleri yürek dergâhına konuk ediyor. Gelecekte, Serhat bakışlarından nice bilim adamları yetiştirecek kim bilir? Havalimanı ulaşımıyla bahar hasretlerini sunuyor kavuşmalara. Mavi semâda yıldızları sayarken, özlemler gideriyor ana balalar. Kara ve demiryolu ağlarının efendisi olarakta, kralığını sürdürdürmeye devam ediyor.

Güneş erken doğar saçar kızılı
Dağlara hükmeder kuzu ezeli
Kafkaslar anası kızlar güzeli
Cemale ay düşer Kars’ı yaşarken

Kuzeyinde; Susuz, Arpaçay ve Akyaka'yla, doğusunda; Ermenistan'la, güneyinde; Digor ve Kağızman'la, batısında ise, Selim ve Erzurum sınırlarıyla çevrili bu şirin kentimin, herkese sunacak kadar şekerli demli çayı var. Kalbinin misafir kapakçıklarında serin iklimlere sahip olsada, hemen hemen her gün ufuklarında güneşi pırıl pırıl gönderir. Dört mevsimi cömertce sunar ve misafirperver insanlarıyla, bu mevsimleri daha bir sıcak, daha bir renkli kılar.

Kars kalesi, şehrin genel görünüşü içerisindedir. 220 burçtan meydana gelen Kars kalesi,doğu batı istikâmetinde yaklaşık 90 metredir. 40 yıllık Rus işgalinde tahribatlara uğramış, orijinal özelliğini ve kullanımını yitirmiş olmasına rağmen hâlâ görkemlidir. Rus işgalinde iken, binalar ve giriş cephelerindeki sütunlar, kabartma taşlarıyla süslenmiştir. Bu tarihi Rus yapısı binaların bir kısmı tescil edilerek koruma altına alınmış, bir kısmı ise, kişisel mülkiyete bırakılmıştır. Çoğrafi yapı ve iklimin şekillendirmesi ile oluşan doğal değerler ve insan eliyle yapılan tarihi yapıların sayesinde, burada zengin bir turizm potansiyeli mevcuttur.
Kuş gözlemlemek, çiçek seyiri, Sarıkamış’ta kayak, Ani harabeleri bir başka güzellik katar. Kümbet camii ve Modern Kars müzesi günümüzde arkeolojik, etnografik ve taş eserlerin sergilendiği önemli müzeler arasında yer alırken; Kars’ı bunlarla yaşamak bir başka duygudur.

Gün batımı erken gidene bakar
Doğacak güneşi sineye takar
Geçmişi saklayıp atiye akar
Hasretim od alır Kars’ı yaşarken

Hayvancılık ise başlıca geçim kaynağıdır. Yaylaların yüksek oluşu, küçük ve büyük baş hayvanların yetiştirilmesine olanak sağlar. Sütü kaymaklı dondurma gibidir.. Sarıyağı tane tane bezelye gibi, peyniri apak, hele çeçil peyniri, kahvaltıların padişahıdır. Besinlerin damaklarda kalan doğal tadı, hiç bir yerde bulunmaz. Kars kaşarı Anadolu’nun her yerinde aranır, hatta yarışmalarda Kars kaşarı ödül almıştır. Kars balı, organik bir ürün olup yaylalarında doğal olarak üretilir, yedikçe yiyesi gelir insanın. Çok sayıda polen ve nektar kaynağı çiçeklerden, Kafkas türü arılar, gün boyu çalışarak üretiyorlar.

El sanatlarında halıcılık, kilim ve keçe dokumacılğı ise bir başka zengiliğidir Serhat’ın. Kirman ipinden geometrik ve bitkili desenler kullanılır, halıların kenar işlemeleri yöredeki çok kültürlülükten etkilenerek değişik motiflere sahiplenerek işlenir. Gelinlik kızlar mendiller işler, çoraplar örerler rengarenk. Bir yolunu bulup yollanır gizliden aşk pehlivanlarına. Bu gizlilik daha bir sevdalı kılar, daha bir sıcak gürül gürüldür akan kanları; yürekleri nehirler gibi coşar, fırtınalar eser gözbekelerinde.

Çeçil peyniridir zülüfler teli
Sarıyağ aylası analar gülü
Petektir yaylası balların seli
Halısı tozlanır Kars’ı yaşarken

Çeşitli etnik grup ve mezhepleride barındıran karlar diyarı, zengin folkloru ve ağız özellikleriylede bir başka gizemlidir. Türkler, Kürtler, Azeriler, Terekemeler, Yerliler, Türkmenler, Tatlar ve Çerkezler, sarayının en güzide cariyeleridir. Malakan Ruslar ve Almanlarıda barındırır. Şiiler ve sunnilerde cariyeler kervanında ikâmet etmektedirler. Kültürel yönden köklü temellere dayanır Kars. Hatta, M.Ö. 9000 yıllarından günümüze kadar bir çok uygarlıklar hüküm sürmüştür. Mozaik kültürlü olan şirin kentim, gelenek, görenek, halk hikayeceliği ile maniler, türküler ve dengbejler gibi çoğunluğa sahiptir. Ayrıca orijinal kiyafetleride gelenek ve göreneklere göre giyilir. Halk oyunları, davul zurna, saz, balaban, tar, tulum, mey, tütek, garmon, akordeon gibi çalgılar eşliğinde oynanır. Akordeonla Kafkası oynanırken, davul zurna eşliğinde halaylar çekilir.Yüzün üzerinden çeşitli oyunları var. Folklorik oyunlara uygun kiyafetleriylede bir başka kem vuruyor gönüllere.

Aşıklar geleneği ise çok eskilere dayanır. Saz ve kopuz eşliğinde deyişler, atışmalar çok sayıda aşıklar doğurmuştur. M.Çobanoğlu, Şeref Taşlıova, Dengbejler geleneği ise ayrı bir tat katar sevdalı söyleşilerin kâhküllerine. Yanık sesleriyle dengbej kadınları, herhangi bir çalgıya ihtiyaç duymadan hüzünlü ve efkârlı, geçmişte yaşanmış olayları, özellikle de birbirine kavuşamayan aşıkları, sevdalıları anlatırlar. Kına *******inde, halay çekerken iki kişi bu manilerden söyler, diyer sırada gelenler tekrarlarlar ve böylece halay tüm güzelliği ve sıcaklığıyla devam eder. Bunlar, kars’ı yaşarken hâlâ devam etmektedir.

Azerisi Kürdü şanında Türkü
Kültürlü toprağı suyunun arkı
Humuslu makamı dillerde şarkı
Verimi al vurur Kars’ı yaşarken

Bütün bu güzellikleri sinesinde barındıran Kars’ımda, dağların başından yaylalar çırılçıplak yıkanır akarsu vadileriyle. Rüzgâr, nazlı nazlı salınır kurularken dalgalı düzlükleri. Allahüekber dağlarına inat, şahlanan atlar gibi Kısırdağı, Aladağı ardına koşar sanki. Aşağıdağ’ın gölgelerini çevirir yeşil vadilere. *******in koynunda sevişmek için sevgililere el eder. Kamerin göz kırpmasıyla Kars çayı, şehrin güney batısından geçer. Akşamları yakamoz izlemek insanı daha bir mutlu kılar Kars kentimde. Çocukken yakamoz bilmezdik ama, ayın ışığını izlerdik türkülü akışında. Kulaklarda çok zaman sonra bile hatırlanacak ezgiler bırakan Kars çayı, bazan deli deli akardı, özellikle yağmurdan sonra. Bir damarına basılsa gene deli deli coşar.

Bozkırlarla, plato ve dağ çayırları ise, bedenleri şet gibi sarar. Toprağı bereketli ve katışıksızdır. Doğal yetiştirdiği 1250 çeşitli bitkinin 100 den fazlasını, dünyanın hiç bir yerinde yetişmeyen nadir bitkileri yürek heybesinde saklıyor. Bu bitkilerin bir çoğu Kars adını alır. 'Karsianus, karsiana, karsianum, karsensis' gibi. Kars şehrimde Bahar, kardelenlerle ve düğün çiçekleriyle gelir. Topuz dikeni, evelik, aş otu, kuş yemi, yemlik gibi ve adlarını burada sayamadığım çok çeşitli faydalı bitkiler, göz sofrasından damak sofrasına bir başka zevk katar. Bu bitkiler doğal, hiç bir sulama, gübreleme işlemine gerek kalmadan yetişir.

Baharın ilk çiyi kalkar kalkmaz gelin kız şehirden uzakta, bu bitkileri toplamak için çöllere giderdik Bu doğal bitkileri, türküler eşliğinde, deye güle toplar, yediklerimizi yerdik kalanları kışlık erzak olarak güneş altında kurutup saklardık. Bunların yanında saman efkârı, buğday, şeker pancarı, yulaf, rüzgârın serin bıyıkları altında bir başka güzellikler katar karlar diyarıma. Kış ayları uzun sürdüğünden, yılda bir kere ürün alınır ancak..Suyu tertemiz ve soğuktur, kana kana içilir.

Bağrından atılan bendeniz hüzün
Yirmi beş yılının seferi tüzün
Ne etsem varamam vuslata güzün
Rengim küle döner Kars’ı yaşarken

Hamur işi yemekleri ise başka ünlüdür. Hangel, başlıca yöresel yemeğidir. Anacan, kurutla pişirirdi hangeli. Ne çok özleniyor şimdi uzak diyarlarda. Tandırda kaz çekmesi, plavlı kaz, hörre (un çorbası) ayran aşı. Lavaş, arasına patates ve soğan sarıp yemek ise bir başka güzeldir, bir başka ömür lezzet verir insana.

Nice özlemişim kurut aşını
Anamın elinden kavut taşını
Lavaşın dürmeği kartol kaşını
Damağım közlenir Kars’ı yaşarken

Belkide biberli kentimin Serhat tv. Bu gelenekleri zaman zaman en iyi sergileyen televizyondur. Serhat fm, pop protest ağırlıklı müzik türlerini sunuyorken yöresel türküleri ve ezgileride dinletir.

Kars’ı yaşamak yazılarda bile olsa, hasret meltemlerinin bu taraflara doğru esmesinden, kelebek hafifliğinde mutlu oluyorum

Sevgili’yim lakin seni sevmişim
Seninle büyümüş tahta varmışım
Uzaktada olsam huyun sarmışım
Bedenim paylandı seniyaşarken

01/06/2008

Sevgili Özbek


Sevgili Özbek

GooD aNd EvıL 03-15-2009 01:56 PM

*Sen Gibi (divan, ilk denemem)
Yaşadığım zamanda muteber bir başka yok sen gibi
Olmaya adın ben de zihni kurak bir dal gibi

Ölüm dedikleri yosundan ve topraktan kundak isteğidir
Olmaya aşkın cefa yürekte vahdet gibi

Sensiz bir yaşam ancak talihin kavgasıdır
Olmaya alın yazım kaderde hicran gibi

Olsa dünyalar benim ömrüme ahdî vefa
Gelmeye bu uzlet bana sensiz bir saat gibi

Gel kalbime huzur et dilersen öldür beni
Olmaya ihsan ruhumda mecnun-i leyla gibi

Sevgili’nin kelamı ahdedilmiştir gayrı
Salmaya huzuruna şam-ı teselli gibi

05/12/2007

Sevgili Özbek


Sevgili Özbek

GooD aNd EvıL 03-15-2009 01:57 PM

_Çoğul
Yalnız olduğunuzu düşünürsünüz
Yanılıyorsunuz ama
Oysa hep kendinizlesiniz gün boyu
Bir çok yüzü olan kendinizle
Bir çok yüzünüzle
Yanılıyorsunuz ama
Ötesi yok

Ötesi var
Seni senin dinlemesidir
Sen sen de
Yaşadıklarınız zihninizde
Yaşıyorluğunuz dilinizde
Yaşayacaklarınız ama ne
Sorulan sorular kendinize
Nefes alışınız
Yanılıyorsunuz ama
Ötesi var
Çoğul

04/06/2008

Sevgili Özbek


Sevgili Özbek

GooD aNd EvıL 03-15-2009 01:57 PM

_Paris’te Bir Kitabevi
Ney çalar gül kokusu Anadolu derinden
Yeni bir eski zaman Konya şehri serinden
İnanmak tatlı rüya yıldızların erinden
Sığmaz Paris’e şanı Mevlana kitabevi

Paris’in merkezinde ilerliyoruz. Gökyüzünü gölgelendiren duvarlar arasında, sokakların darlığını güneşlendiren ve herkesin uzaktan görebileceği Mevlana çizgili panosuyla dikkatlerimizi çekmişti. Bu şirin kitabevi, uzayıp giden o sokaklar arasında oldukça görkemli duruyordu. Mevcudiyeti bizi çok ötelerden çağırıyordu sanki!

İzledi gözlerimiz vuslat-ı özlemiyle
Hasret-i kültürümüz firkat-ı gönderinde
Sesledi ırmak gibi Konya’lı gözlemiyle
Çağlayan uzakları kaynaklar önderinde

Mevlana Kitabevini gördükten kısa sonra içeri girdik. Selamlaştıktan ve tanıştıktan sonra, kitapların arasına kurulu masanın başına davet edildik. Oturduk… Yanı başımızda üçlü semaver; çay ve ıhlamur aynı anda demlenmekte. İsteyen çay, isteyen ıhlamur içebilir. Tatlı bir serinlik vardı içerde. Bu serinliği, Mevlana eserlerinden harika bir Ney sesi doldurmaktaydı. İnsanı bir yerlere alıp götüren, gözlerini kapatıp bulutların üzerinde kelebek hafifliğinde uçurtan sihirli bir dua gibiydi müzik. Karşılaşmanın sıcaklığı ile, kendimizden geçerek ve huzurlu bir sessizlikle dinliyoruz. Daha sonra kitabevi sahibi Aziz Kaya ile tanışıyoruz. Konya’nın Mevlana geleneğini taşımış bu koca kente. Mevlana’nın insan felsefesini benimsediğini hemen belli ediyordu her haliyle. Güler yüzü, sevecen tavırları, samimi sohbeti, açık yüreklilikle insanları karşılaması, azizce güvenli ortama uygundu.
Beni etkileyen ne kitaplardı, ne ortamın serinliği, ne kasetler, ne tesbihler, ne de diyer eşyalar… 25 senelik Fransa yaşamımda, oturduğum yer Metz’de, Türk vatanadaşlarımızın Türk geleneklerini unuttuğu endişesi yaşıyordum. Ve zaman zaman yazılarıma da yansıtmışımdır bu endişelerimi. Mevlana kitabevini keşfedene kadar, bu düşüncelerim, kalbimi acıtırken üzülürdüm. Fakat Aziz Kaya ve orada tanıdığım bir çok güzel insanlar, bu endişelerimin yersiz olduğunu vurguluyordu.

Gülistanın yongası sunduğun gülün özü
İntizar sevdasından Mevlana aziz sözü
« Gel gene gel » şiarı özelliği ram sezi
Baharın tezinde ki kardeşim Aziz Kaya

Felsefi düşüncelerini içeren bilgileriyle Pembe, orman çiçeği misali alımlı endamıyla Yıldız, insana ömür katan gülüşleriyle Mutlu, esmer teniyle dikkatleri çeken Mine, tanıdığım bu güzel insanlar bizleri mutlu etmişlerdi. O kaybetme endişesine kapıldığım Anadolu ‘mun kültürünü, cömertliğini, misafir perverliğini yıllar sonra, Mevlana kitabevinde yeniden yaşamak umudun yerini bana bir kez daha hatırlatmıştı. Mevlana kültürüyle modern çağın yepyeni melodisiydi bu kitabevimiz. O « gel kim olursan ol, gene gel » şiarını 21inci yüzyılda da yaşatıyordu.

Çaylarımız yenileniyor. Sanki bu güzel insanları yıllardır tanıyoruz. Ve ben, Anadolu kültürümüz güzelliklerinin korunduğu mutluluğunu bir kez daha yaşıyorum. Hani bizim oralarda çay bittikçe ev sahibi doldurur bardakları. Misafirini memnun bırakmak için elinden geleni yapar. Sanki bir bardak daha çay alması ona dünyaları bağışlar. İşte bu anları yeniden yaşıyorum. Aziz Kaya’nın samimi karşılaması ve misafirperliğimizi yeniden yaşatması ayrı bir güven veriyordu.

Mevlana kitabevini keşfetmek ve sizleri tanımak, çam ormanlarında ki temiz havayı solumak gibiydi. İyi ki varsınız. Yüreğiniz hep böyle çok, gönülleriniz Mevlanaca kalsın…Unutmadan,
Paris’e uğrarsanız mutlaka Mevlana Kitabevine uğrayın derim. İhlamur, Anadolu çayını yudumlamadan ve Aziz Kaya’dan Ney çalmasını dinlemeden gitmeyiniz.

Librairie- Papetrie
MEVLANA
Kitabevi
18 rue de l’Echiquier
75010 Paris/fax: 0142466283
Tel:0142466282

14/07/2008

Sevgili Özbek


Sevgili Özbek

GooD aNd EvıL 03-15-2009 01:57 PM

_Yalnızlığıma Sunulan İlahî Lütuf
pâk değil cisimler lütfum, yıldızlar suskun, gecem sessiz, şehrim, sensizliğin ötesinde seni beklerken kutluyor bu mükaddes günü. Sana yüreğimin çoğrafyasından sesleniyorum; gel, gel ki seni anışım Allah'ın metnine sarılsın. Her gecem de olduğu gibi, bu gecem de *******imle Regaip kandilinin aklığında seninle anılsın. Şafaklar, sensizliğime özlem şarkısı değil, ilahî dualar mırıldansın. Suskunluğum sensizliğin yerle gök arasında ki mahşere varsın. Sen gibi sevdigim Sevgili, sen gibi ilahî lütfum, suskunluğum seninle mahşere varsın.

Gözlerim, hayalimde seni ararken; gel ey Gülistan nesli, gel de baharlar açsın diyorum..içimi ısıtan sıcaklığının derecesi bir kez daha çoğalsın bu mübarek günde. *******imin karanlığı senli ışıklansın, hasretlerimin gönül güneşi, sen dolu özlemlerimi yeşertsin..Gel ey Sevgili, cumaya varan aksamda gel.
Gel ki;
kalbimde unutulmuş şiirler yeniden canlansın. Dilimde ki sen, sana olan hasretim, gene türküler misali yanlızlığıma söylensin. seni âlemlerde ki mavilerin sonsuzluğuna nakşettiğim gibi, yüreğimi acıtan sensizlik, senli ırmaklara çağlasın. Gel de sana olan sevgim aminlerle, dualarla daha da büyüsün.
Gözlerin kadar berrak, yüreğin kadar rahman.

Gel ey Sevgili, yozlaşan beşer ilişkilerinde boğma beni yalnızlığıma.

Çağrılarım sana ulaşamazsa eğer,
seni bana tarih kılan hasbelkader çizgilerinin pervazlarına konan güvercinlerin kanatlarında sana,
sadakatımı gönderiyorum. En temiz nüktelerde dokunulmamış sevi’lerimi gönderiyorum. Mevlamın gülistanından koklanmamış gül kokusu, açılmamış renginden miraç dualarımı gönderiyorum. Kâinat karanfilinin tevazuunda bengi gönderiyorum ve sonsuza dek sende kalırken;
Netice de güzel yüreğine rahmetten dileyerek nur gönderiyorum. Temiz ve inançlı kalbin nurla dolarken, kandilin kutlu olsun diyorum ey Sevgili,

KUTLU OLSUN KANDiLiN..

19/07/2007

Sevgili Özbek


Sevgili Özbek

GooD aNd EvıL 03-15-2009 01:57 PM

19 mayıs Ve…
Sorma Ata’m Türkiye’mi
Faaldedir kalkınacak
Avrupa’yı geçeceğiz
Amerikan izin verse…

19 Mayıs 1919 Ulusal Kurtuluş Savaşımızın başladığı gündür. 1. Dünya Savaşı sonunda ülkemizin birçok yeri savaşı kazanan devletler tarafından işgal edilmiş durumdaydı. Yurdumuzu bu işgallerden kurtarmak için Atatürk, 16 Mayıs 1919 da “Bandırma Vapuru” ile İstanbul’dan Samsun’a hareket etti. 19 Mayıs 1919 da Samsun’a ulaştı ve burada Kurtuluş Savaşını başlattı. Üç yıl süren savaşlar sonunda ülkemiz yabancı güçlerden kurtarıldı. Atatürk’ün, Samsun’a varış tarihi olan bu 19 Mayıs günü, Ata’nın isteği üzerine “Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kutlanmaktadır. Fakat son dönemlerde 19 mayıs gençlik ve spor bayramı başlığına birde 'Atatürk’ü anma' diye başlıklar atılmış.
Oysa gençliğe armağan edilen bu anlamlı gün, sadece Türk gençliğine aittir. Ata’yı anmak için neden gün seçemedik?

19 Mayıs, Ata’nın gençliğe hitabıyla başlamıştır.
Kağnıların tekerlek seslerinden, cesur ve kararlı milletimizden;
o günün şartları ve koşullarından bu günkü gençliğe ve günümüze baktığımızda;
bu günkü koşullar ve şartlara, gelişen teknolojiye baktığımızda;
acaba ne gibi farklılıklar görüyoruz?
Atatürk bu gün olmuş olsaydı, bu günkü gençliğe yine öyle coşku dolu hitap eder miydi?
Bu günün liderlerini nasıl kabul ederdi, neler söylerdi acaba?

Evet, Atatürk 19 Mayıs 1919 da, Türk gençliğine hitaben sunduğu gün, parlak bir istikbalin başlangıcı olacağını düşünerek,
Türk gençliğine Türk milletinin daimi ve Türk istikbalini temin ederek armağan etmiştir.
Ve o gün ümit etmiştir ki,
Türk gençliği, 19 Mayısın manevi ve ahlaki varlığından alacağı, canlı ve temiz ilhamla,
yurda ve millete olan vazifelerini yapabilmek için;
kafası kadar kolununda sağlam olmasını sağlayacak ve buna inanacaktır ve buna inanmıştır..

Şimdi ben soruyorum:
1972 Deniz Gezmiş’ten sonra ve o günden bu yana bütün bu ahlaki teminatları içeren gençlik oldu mu?

19 Mayıs 1919 dan bu yana yurdumuz gelişmek yerine, geri geri veya çok yavaş gelişmekte. Ve hepimizin bildiği gibi farklı siyasi gündemler ortaya atılmaktadır. Siyasi liderlerimiz, kendi kariyerlerini gündemde tutabilmek için; her yeni bir günde yeni meseleler atmaktalar ortaya. Akıllarınca milleti mi oyalıyorlar, yoksa gerçekten Türkiye’ gelişsin diye çaba mı harcıyorlar?
'Hangi istiklal vardır ki ecnebilerin nasihatlariyle, ecnebilerin planlarıyla yükselebilsin..? Tarih böyle bir hadiseyi kaydetmemiştir'… Demiş sevgili Ata’mız.
Ekonomik bağımsızlığını sağlayamayan hiç bir devlet gelişemez. Eğer ülke ayakta kalıyorsa, bu evlatlarının vatana olan imanındandır.

Atatürk ilkelerine sadık kalarak günümüz Türkiye’sini ve milletini düşünerek sadece törenlerde değil; tarihlerden gerçeklerle ve yeniden anlamalı ve yeni Atatürk’lerin doğmasını sağlamalı diyorum.

Türk gençliğinin 19 Mayıs bayramını en kalbi dileklerimle kutluyorum. Haydiyin ellerle el ele; gelecek güzel Türkiye’miz için, bağımsız ve özgür vatanımız için. Barış kuşlarıni birlikte uçuralım.

19/05/2008


Sevgili Özbek

GooD aNd EvıL 03-15-2009 01:57 PM

Adem
Arkadaş
Ben özgürlüğün kanat telekleriyim
Uçmamı kendim sağlarım
Kendim aşarım yalçın dik kayaları
Kendi ayaklarımdır bastığım toprak
Sonra
Çalıya takılan tüy gibi
Öyle uydurma telek değil
Anadolu'nun tandırında pişmiş teleği
Yeline dokunsan can yakar

Ve sonra
Korkmuyorum küflenmiş fikirlerinden
Köşen ve bucağına borçlu değilim
Ne verecek hesabım vardır sana
Ne hesap vereceksem yitirecek bir şeyim
Ne de ağır aksak gidişatları
Kör gözüne sokmak için kaybedecek vaktim

Anatomimde senin gibi
Belleğimde ki beni, sadece ben
Ben temsil ediyorum
Kararlarımı kendi yetkimle alırım
Verecek kadar cesur
İzah edecek kadar akıllıyım

Ayırırım güneşi gölgesinden
Yakamozlara asarım
Savururum yıldızları kehkeşana
Bir başıma yaşarım

Yaşamımda hatalarımla ben yargılanırım
Sevaplarımdan en çok ben hoşnut olurum
Salt ben sorumluyum günahlarımdan
Huzurunda Tanrı'nın ben sorgulanırım

Bana sağlam dost gerek
Duvar gibi, taş gibi
Zelzele de bile, yıkılmamalı
Bana dost gerek adam gibi yani

Bendim en çok ezilen kadın olduğum için
Az mı harcandım gelin olurken
Ana oldum değişmedi yazgım
Bendim gölgenin kahrını çeken

Bil ki, tüm benliğimle
Anadolu ve tüm kadınların sesinde
Nasırlı ellerinde ben; alın yazılarında
Göz kenarlarında ki hayat çizgileri
Yüreklerinde ki yanıklarında ben

Sana Adem*
Sana henüz son sözümü söylemedim
Söylemedim henüz
Bir gün
Tarihin yok edemediği sayfalarla
Köhnemiş fikirlerinin ve eskimiş bedenin
Karşısında olursam, sakın şaşırma

Ve de hayat bu
İşin ucunda ölüm dur be kadın demezse
Yağmur dolu sellerimle
Özgürlüğe vurgun güneş ışınlarını
İnançlı gözlerle, direnç dolu
Kendi benliğinde kişilik dolu
Arıtılmış bir yaşamdan bir solukla
İçli bir türkünün ezgisinde
Senden es soracağım

Hazan olsa bile
özünde insanlığın kadınca yaşamak için
Kadınca, emeğiyle yüreğiyle kadın
Ve
Sevdalara inat kavgam için
Aslıma verilmiş sözüm var
Var olmak adına rahvan kısrak misali
Seni dividimle yazacak bahşedeceğim

* hayali isimdir

2006


Sevgili Özbek

GooD aNd EvıL 03-15-2009 01:57 PM

Adı Saklım
Mavinin hicran yarasından puslu yüreği
Ala göğün sonsuzluğuna merhem sürüyor
Özlemin bağrına akkor düşüyor inceden
Ve şefkat sunuyor hasreti bedr-i hüznüne

Kavruk savaşlardan alazlanıyor iç çekişleri
Tenle tin üşütüyor leyli kor dudaklarını
Güneş soluğu gömülüyor kalbine melalim
Ve göllerin yüreğine gümüşten sevmek çiziyor

Ben ki
Güneşi sevmişim tarçınlı kaküllerinde umut
Ben ki
Yıldızları sevmişim yolları vuslata giden
Ben ki
Kehkeşanı sevmişim milyonlarca dost düşlerimde ki

Oysa
Bir tek seni sevmişim ayazda adı saklım
Bir tek sensizliğimde ki seni
Ta derinlerde ki mahmur sevi'nin mahzun tutsaklığından
*******ime yansıyan o gizemli gözlerini
Ve gökyüzüne işlenen nakışlı duruşunla
Şuruplanan sedanı, dillerini sevmişim

Ah yüreğim, ah benim ciyerparem
Ah gülistan nesli, gönül bağım
Susmalıydım raksının eflatun gölgesinde
Susmalıydım elem har asılırken turaç yalnızlığına
Susmalıydım
Sevdana demlemişken bu yürek hezimetini
Susmalıydım ki
Hep varolmalıydın

Ah sefa gamlarımdan gün ışığına astığım sen
Kapat bari o gizemli gözlerini
Köz değmesin gamzelerine
Susam benekli bûseler yolluyorum şimdi
Kirpiklerinin gölgesinden geçecekler zira
Saçlarının peşrevinden akına konacaklar
Ve nihavent şiir ezgisinden sana dokunacaklar
Ve do ku na cak lar

tem.ağ. 2006


Sevgili Özbek

GooD aNd EvıL 03-15-2009 01:57 PM

Adın Barış Olsun (Kadın)
Toprak gibi bereketli yürekleriyle
Bam telidir dünyanın her yerinde kadın.
Yerimiz toplumsal mücadelenin saflarında
İnançla öğrenen yüreğinde direncin.

Beyinlerini yürüteç ağlarına mahkûm kılan
Para arzı silahlarının vebal tetiklerini okşayan sin Kapitalistlerin
Tefessüh tozlarını yüzlerine silkeleyerek
Sınıfsız bir toplum da, salt sevgiye dayanan
Emeğin her gününde çıkarsız, bencil duygulardan arınmış,
İçselleşmiş değerlerimizden ve dağ gibi mavi ilkelerimizden
İnsanlık tarihinde ki yeni süreçte insanca,
Yaşam karelerinde buluşmak amacıyla

Dünyanın kavkısı çoktan değişti
Despot çemberini çöz anam bacım
Sekiz mart tarihi liberalleşti
Kaldır duvağını gör anam bacım

Yazgı tellerini niye ram etmiş
Kolluk kuvvetleri aşikâr gitmiş
Baskılar altında anam ne bilmiş
Töreden dersini al anam bacım

Kurtuluş harbinde önlerde sendin
Kağnıları çeken ayrı değerdin
Beyaz sayfalarda sarı gizemdin
Günümüz yalazı kor anam bacım

Zamanın namlusu bilgiden geçer
Hiç bir hak verilmez almaktan geçer
Kendini tanımak anlamdan geçer
Beyninde ihtilal kur anam bacım

Unutmadan gündüz sema da tacım
Karanlığım yıldız ruhunda sacım
Ferdi kurtuluşun yetmez ay bacım
Cemiyet tabusun kır anam bacım

Adın barış olsun tut ellerimden
Zorbanın fikrini harbi sinirden
İnsanın yüreği kadın sesinden
Yıkalım halk anam gel anam bacım
Sunalım *toy gibi bar anam bacım
8 mart 2006.

Toy: düğün, şenlik


Sevgili Özbek

GooD aNd EvıL 03-15-2009 01:57 PM

Alıştık Çünkü
Bir tarih daha doğuyor eğri budaklı
Şom öpüşlerini izlerken orta doğunun
İnsan kılıklı çakallar sinmiş yarasa inlerine
Yazılıyor ha bire kirletilmiş elleri

Bu da bitecek, bu da bitecek
Zulmün kan pıhtısı, çizilen çoğrafyasında
Alıştık çünkü kanlı tablo görmeye

Böylesine iğrenç

Şimdi
Bir yanda biz
Bir yanda sakatlar
Bir yanda ölüler

Kim hesabını verecek

01/08/2006


Sevgili Özbek

GooD aNd EvıL 03-15-2009 01:57 PM

Ana/dolu/yum gözlerini
Vefaya mihman bilinen tarihim
Hüsnü gösterir ana rahminde
Doğmadan başlar o yaşmak yazı
Renklerine gergef hasretinde ki hüzün

Oğlum olsun yükünün hesabında
Ne sancılıdır bu kamerî ay
Ne masalsı istekler yalnız
Ne buyruklar dile gelir
Baba neslini yeşertecek sürdürecek ya

Yıktığım saltanatın en ücrasında oğul
Aşkımın saflığıdır oysa
Ve ben yaşadıkça
Yaşandıkça evin mehter dirilişidir o
Yüreğimin çoğrafyasında ebediyeten

Beni gök yüzü
Hafızam çile kevserine hükmedemezken gayrı
Yasaklar tozlu yaz tenim de gün doğumuna sinmiş
Söğüt dalında ayıplarla büyüyecek ahraz geleceğimse
Efkârımda alyansına sayrı

Tabuların haziran yaşamıyla
Geçmişten gelip günümüzde dem tutan
Çarpık bir düzende ikinci kuşak
Alnın hatlarında ki kronik çizgidir artık
On üç yaş teşekküllü
Sanem sultanın mudil yolları

Endamım
Düşleri çamaşır iplerine asılan
Güneşin kuruttuğu açlıktır şimdi
Ondört yaş tamahkârına sürgülenen akaretim
Bastırılmış duyguların kanayan dudaklarında
Zembil anahtarıdır

Ismarlama benliğim
Şiir gibi bir yazın gündüz gölgesi
Ahlakın şahikasında alnımın kızıl akı
Boynuma yüklenen ben olmayan kişiliğim
Yaldızıdır beyaz çarşaflı *******in
Neme lazım bu
Yok sayılan şahsiyetim kibrit kutusunda
Eflatun hisleri içerde kalan zaman
Sessiz yakarışların didişinde men edilen kararlarım
Bozuk psikolojiden gelen yalpak düşüncede
Kendimi tanıyamamamdır

Ah
Ağrı/nın eteğinden güneş nasıl
Nasıl habersiz doğuyorsa
Ram etmiş çıplak bir gökyüzü için
Sabır sofralarımdan duman tütüyor öyle
Esrik kültürün şımartılan yanlışlarında
Bir hiçliğın tomurcuklarından kayboluyor kardelen
Sararıyor benzi gravür açtıramadan
Bir kentin katran havsalasında

Nevruz çiçeklerinden gün seyeline yeşeren imanımla
*hani benim gençliğim anne*

Şimdi şimdi
Gonca sancılarım geçmiş gibi neftî
Ünsüz çoğunluğun hoyratça suskunluğundan
Bir koca yaşamdır üstüme yüklenen
Oy balam
Ne zor şeydir ne yaman üzüntü
İsteyipte seni kucaklayamamak
İsteyipte sana verememek anaç öpüşlerimi
İkinci yasakların ayıplar karargâhından
Utangaç ananenin zincir halkasından
Adım gelin belirtisidir çünkü
Kadın rollerinden kırmızıya boyanan

Sahi neydi size diyeceklerim
Hizmetlerin göstergesi atfetim
Pederin nazeninden kayınpeder nazına
Nisyanı ihtiyarlık karşıtı
Anamın göbeğinden saçılan
Onbeşinde mesuliyet duygusu

Dilsizliğimden bir hayat çiziliyor alnım bulvarlarına
Aymaz hüviyetim isyan-ı kaygı duruşunda anne

Eksiğinden ellinin yorgun nefesiyle
Ardımda bıraktığım akşamlar esmerleşirken
Gör bak hele umudum elemlerle yüklü yüreğime
Kurşunlar yağıyor nankör soytarı cücelerden

Hey
Serencam bedenim ak tellerim yaralı göğsüm
Ben savaşlar için doğurmadım oğullarımı
Ben ağıtlar yaksın diye yoğurmadım kızlarımı
Ben insan doğurdum
İnsanca yaşamın içinde
İnsan evrimini yaşamak için

Ah acılara hükümran bağrım
Bana yeşerttiğim ormanları kim geri verecek
Kim sunacak şefkat yeşili aşklarımı
Kim hesabını soracak yaktığım ağıtların

Nisa Anadolu’m
Her ne kadar derin çizgilerde oyulmuşsada yüz hatlarım
Gül nadaslarım erguvan dallarındadır
Anamın avuçlarıma bıraktığı miras
Hasatta ki hasebiyle büyümeğe dursun
Seninle olan davamda velhasıl
Ana/dolu/yum gözlerini varsıl ana yazgımı
Hayatın başaklarına diz sarı sarı
Diz ki
Harmanlar seni bir baştan ötekine
Ana/dolu kokar teni
Ana gök gürültüsünden

17/03/2007

Sevgili Özbek


Sevgili Özbek

GooD aNd EvıL 03-15-2009 01:58 PM

Anne
Sebepsiz değildir sana olan hasretim, intizarım yollarda anne.
Gözlerimden akan tuz, hangi kayaları çatlatır bilmem;
O da neyin nesi.

Hükmetmesiydi canın, sevdan acılarımda zaman andız otu,
Hayat yordu beni. Çöktü hasretin omuzlarıma ahuzar dilim.
Şimdi sensizim anne, şimdi olmuşum hüzün.

Kaç zamandır seni öyle özlüyorum ki anne!
Bir türlü fırsat bulupta, başım dizlerinde, oturupta dertleşemedim senle.
Neredesin, ne halde deyipte halini soramadım. Bağışla beni anne..!
Beni sorarsan, dert boğazıma kadar. Hazır değinmişken beni dinler misin anne!

Biliyor musun anne, seninle öğrendiğim sabır taşlarını hâlâ taşıyorum. Sensizliğin nârına yanarken, sevdaları yüklüyorum yüreğime. Aşkın adreslerini sözlerinle besliyor, Samanyolu boşluğunda topluyorum. Sustu çığlıklarım artık, söz icabı lâl oldum.

Öyle yalnızım ki anne! Kendim kendime ağırım şimdi. Yaşamın bilmecesindeyim.
Dönme dolap savruluyorum değirmen taşlarında. Nerdesin anne? Nerede?
Gel artık, ya da, al beni kollarına! Acıların rahmet olsun susayan sevdalarıma.

Sen mehtaba benzeyen serinlik, sen ruhumun latife çağrısı, güzel annem,
gel yanımda ol, karanlıkları beraber aşalım. Tüm güzellikleri gôzden geçirip, beraber varalım onüçüncü aylara. Kaçırdığımız o hayellerimize seninle yeniden başlayalım. Daha emin, daha güvenli, daha sevdalı, daha barış dolu.
Tüm anaların mutlu olabilmeleri için güvercinler uçuralım senle.

Ben yorgunum anne, tükendim artık. Acılı yüreğim bedenimde işçi şimdi.
Yılların kumları birikmiş anlayacağın. Sensizsem nasıl yaparım harcını?
Nasıl doldurabilirim yüreğimin heybesini? Nasıl sıvayabilirim kalbimin atışlarını? Kimse beni anlamıyor anne, sevdiklerim dahi, yüreğime mühürlü olan sevdiğim bile.
Anlayacağın tek başıma yaşamayı beceremiyorum artık. Ne kadar dayanırım dersin? Yüreğimin koylarında akan asi çağlayanlara ne kadar göğüs gerebilirim dersin, bilemiyorum anne.

Çok uzaklardayım anne! Seslenişim yankı yapar belki Süphan dağı eteklerinden. Yokluğunun bedeli çok ağır anne! ! Hasreti kalemimde kem vururken, nasıl yakın olabilirim sana, nasıl kendimi ifade edebilirim diye kahroluyorum.
Telefonda edemiyorum hani. Ah körolası ayrılık!

Öyle muhtacım ki sana anne, öyle çok muhtacım ki! Yokluğunla, tükeniyorum.
Sayrı zamanın sayrı ilişkilerinde kahroluyorum. Sana dokunamıyorum anne! Nerdesin? Nerede? Duyuyor musun?

Her sabah güneşin kurutamadığı otların üzerinde ki ıslaklıkları kırağı mı sanıyorsun. Onlar her seni hatırladığımda akıttığım göz yaşlarımdır anne. Yokluğun sonsuzluk gibi
Ben de. Adın kanımda canıma yazılı, gittiğin yolun telvesindeyim çünkü; yaralı zamanın koylarında bir başıma anne.

Hani, bir zamanlar gençliğin verdiği toylukla, sana istediğim gibi sarılıp öpememiştim.
Bir şeyler yapmak isterken bilinçsizce, vermeye çalışıyor ama verememiştim ya. Şimdi olmalıydın yanımda anne, ahh şimdi olmalıydın!
Sana yürek heybemden neler sunardım. Hürrem Sultanın saraylarında ki aşk masallarını anlatırdım sana. Ağrı dağı eteklerinde uçuşan çiçeklerin gizemlerinden bahsederdim. Gözlerindeki mutluluğu izlerken ben de mutlu olurdum anne.! Ama geleceğim. Eteklerim güllerle dolu, bekle beni anneciğim.

Biliyor musun daha bitmedi dertlerim anne! Yürek mahzenimdeki birikimlerimi, çalışarak kendimce bir şeyler yazmak istemiştim ve yazdıklarımı ne hayallerle beslemiş ne umutlarla süslemiştim. Yeşil sayfalarla yeşil olacaktı her şey.
Yurdumun dört bir yanında, yurduma olan özlemlerim okunacaktı.
Fakat tüm heveslerim içimde kaldı anne. Hiç bir şey beklediğim gibi olmadı. Anlayacağın, kitabım da hüzünlü anne.

Albenim, beni hasretlere boğan, sevmeyi öğretip beni yetim koyan güzel kadın..!
Sana böyle dert yandım diye üzülme hemi. Serzenişlerim boşa değil bilesin.
Var dostlarım, hem de çok güzel dostlarım. Az ama özler.
Vefalı onlar. Bir ben vefasızım anlıyacağın. Ama onları çok seviyorum.

Çok konuştum demi, seni yordum gene. Beni senden başka kim anlayabilir ki!
Kim dinleyebilir ki bu kadar! Kim dinleyipte ortak olabilir ki dertlerime!

Üzüntü sebebim en çok senin çağında seninle olamamamdır anneciğim.
Çocukluğumla bana verdiğin tarih beyaz sayfalarda dem vururken, kabrinin çoğrafyasında banada yer ayır, topraktan olsun. Toprak olsun ki çiçekler türesin, kelebekler uçuşurken, arılar konsun hep. Bir daha ki sefere çiçeklerden demet yapmak için papatya kal anne beyazlığına ihtiyacım var çünkü.

Az daha unutuyordum bak, bu gün anneler günü. Dünyanın en kutsal insanları anneler günü. Senin günün anneciğim…

Günün kutlu olsun ANNEANA. Makberinden öperim.

11/05/2008


Sevgili Özbek

GooD aNd EvıL 03-15-2009 01:58 PM

Annem Irakta'ysa N'olmuş, Teyzem gelmiş Ya da
.................Şiirimin babası Nuralay'dan bana

Sonbaharda taranmamış başak tarlasıydı
Kapatan,
Algılayan yüreklerde ilme ve sevdaya dönüşen bakışlarını

Hazan güllerinin yapraklarıydı
Olası rüzgarların savurduğu
Gülüşü

Sözsüz tabiatın ve vakitsizliğin zamanına
Bulanan yüreğiydi
Kelimelerindeki nihayetsizlik


Meltemlerin, polenlerin kimyasallarıydı
Melankolisi ve sarhoşluğu
Aklının

Ve böyleyken çıkageldi başkalarının düğün sabahalarında
Ağlamalar tortusu; tuz kayaları
Yüreğime

Sevgili'ydi adı
Tuzu eritti
Tuzu eritti
Sevgili teyzem

Nuralay

16/07/2006


Sevgili Özbek

GooD aNd EvıL 03-15-2009 01:59 PM

Anne
Bugün kupkuru bir merhabamla
Esrik zaman halinden şikayetlerim var anne
Uzak kentlerin çok ötelerinden
Nemli andız otu,
Haylaz dertlerimden bahsedeceğim
Vaktin hederine yükleyeceğim hüznü
Ve
Kalemin ucuna kadranı sıkıştıracağım

Biliyor musun anne,sana yazarken
Yılların eskitiği tarumar gözyaşlarım,
İnsan tariflerinde akrepleşiyor
Gerilerde kalan kırıntı ahlarımız
Hayatımızla bezginleşiyor anne
Yelkovanlarda can çekişiyor


Sana güzel şeylerden bahsetmek isterdim aslında
Mavilerden,uçan kuşların özgürlük kanatlarından
Buralarda yangın var anne, hadi gel
Gel beraber uçalım derdim, bak gelmezsen düşerim
Öyle çok yalnızım ki, baldıran yalnızlığım anne
Ve şefkatine bu kadar muhtaçken, en kötüsü de sensizim
Bilincimin uç noktasında sensizim anne
Yokluğunla kimsesizim

Buralarda çok şey değişti anne, her şey kalıntı artık
İnsanlar çok değişti; kişilikler patikalarda kangal
Sosyetenin tefessüh anjin ilişkileri, internete bile yansıdı
Sahteliğin sancıları kol vuruyor, anlıyor musun
Ve bu yaşadıklarımız boştur deyip geçiştirsek bile
İçimizde ki kanayan kar soğukluğundan
Yitmek an meselesi anne
Yitmek kırmızılarda

Evet anne, senin o kader dediğin tarihimde
Alnımdaki çizgiler yılların yorgunluğudur
Bağrımdaki ıstırap ayrılığın cefası
Beşerin ihanetidir sırtımda taşıdığım
Ve beni kahreden yedi bıçak yarası değil anne
Beni kahreden onur yarasıdır, kahrolası onur
Kutsal sevdalarımı hiçe sayıp yandığım
Şuursuzca kaybettiğim yirmi yedi yılım bile
Bu yarayı onarmıyor anne
Tamir etmiyor

Halime yanan dostum,hadi gel
Gel de beni o eski günlere
Anlattığın o masalsı günlere götür
Hayallerimi süsleyen aşklar diyarına
Kirletilmemiş o düşler bahçesine anne
Yılların beni mahrum bıraktığı
Göçmen kuşların mevsimine götür
Kanayan anılarımdan yoksunum işte
Yoksunum anne, hanemde yoksun

Sitemim böyledir diye kızma bana Zeyno
Sen yetiştir umutlarımı, kendi ellerinle ek
Doğmadığım o gün gibi toprak çıplaklığına
Tohumlarınıda nilüferlerden pembeye bırak
Sulara baktığımda eğil berraklığına
Yansıyan cemalinden mayısı giydir anne
Ve kimbilir
Yollarını şaşıran sabır taşlarından belki
Sığındığım bahar yaz olmadan al beni rahmîne
Yorgunum çünkü, çok yorgunum
Yor gu num,yo rul dum anne


11/05/2006


Sevgili Özbek

GooD aNd EvıL 03-15-2009 01:59 PM

Arkadaş
………………………Kitap arkadaşıma


Güne düşmemiş yılların yorgunluğundan
Hayat bazan karamsar çekilmiyor
O kadar çok ki
O kadar çok ki dostluğun yoksunluğu
Gül mü desem yoksa diken mi şüphelerinden
Sevenler ah sevilenler anlaşılmıyor

Anamdan kalma
İçimde ki buğday kokusu tam da
Oturmuşken değirmenin taşına
Suyun susuşundan sabır taşıyor
Üzülmek yetmiyor bunlara
Niye arkadaş

Bazan efkârında hüznü
Alev sarıyor
Bazan hasretinde özlem
Tütün kokuyor
Bazan kederinde ayrılık
Zehir oluyor
Çekmeye yetmiyor içtiğin
Niye arkadaş

Şimdi
Bedbaht kent düşlerinin evinden geldim
Off! Ne sevdiklerimde vefa
Ne sevmediklerimde cefa
Böyle dünyada yaşamaya
Değermi ki
Kahırdan ölmek üzereyim
Yetiş arkadaş

30/05/2007


Sevgili Özbek

GooD aNd EvıL 03-15-2009 01:59 PM

Arzu Nihal'e
Gözlerimin ışığı, ilk göz ağrım
Gençliğimin kızıl gülü
Bana, gerçek yanını yaşamın
Bilinç altında benliğimi öğreten
Fikirlerimin ecesi Arzu Nihal
Varlığınla sen, arzulu balam

Kilometreler ötesinden sana dokunmak
Kanadında rüzgârın kelam yollamak
Dizelerinden arzumun, bir demet özlem
Seninle dolu sevi'mde sana ulaşmak

Acılar belirler sanki hayatı
........................Ayrılıklar
Yollar ayırır sanki insanı
....................... Özlemler
Bekleyişler betimler sanki yaşamı
........................ Hasretler

Yağmurlar eksilmesin bulutlarından
Gök kuşağı yoldaşın olsun
Umutların mavilerin sonsuzluğunda
Dans ederken, koynuna yıldızlar
Işığı direncinde, gözlerine dolsun
Güneşin sıcaklığından beyaz sevinçler
Kavuştuğun vuslatın nakışında dokusun

Doğacak aydınlığında, dualarım seninle Arzu Nihal
Gurbetimden diyarına mahsus selamım olsun

28/12/2005


Sevgili Özbek

GooD aNd EvıL 03-15-2009 01:59 PM

Aşk-ı Gülnihâl
(Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde aramayınız
Bizim mezarımız âriflerin gönüllerindedir)


Hamdım
Başak oldum toprakta efil efil esen
Boy verdim yemyeşil yürek dolu mukaddes
Kendi sapaklarımla kucaklamak istedim dünyayı
Kalbinin istikâmetinde tane tane desen
Rüzgâr-ı şah oldum tutmadı salınışım
Nerde yanıldım/
Ey muhabbeti sağanak derde kanıldım

Piştim
Gözlerim harap oldu bitişidir ağlayışlarımın
Çok uzaklarda tüten buharıdır mihrab-ım
Nice güzellikler yad olurken gülistan-ı yol aldım
Görülmez bitap oldum ezgide yalvarışlarım
Ney sustu ya Râb duygular değişmekte
Nerde nefesim/
Ey Vecdet-i seyr-i bahar tutmaz düzenim

Yandım
Cihan büyük değil küçüldü savaşlardan
İnsanlar bir başka içiçe geçmiş elem
Kaç kere kayboldum, kaç kere yorulmuş
Yollarına düşmüşüm bendi limanlarından
Ey Konya, aşk-ı gülnihâl
Gel ne olursan ol gel, gene gel gene
Ne olursan ol, nasılsan öyle gel
Gel de/
Gözlerimiz seninle, yeniden aydın olsun

15/03/2008


Sevgili Özbek

GooD aNd EvıL 03-15-2009 01:59 PM

Aşk-ı Memnu
Sana olan sevdamı, *******imin kırık kanadında seni beklerken yazdım. Ak kâğıdım ve kara kalemim seni özlemenin ızdırabıyla eksildi.
Bir sevdanın içerisinde ne ararsan, hepsini ama hepsini sana bırakıyorum. Çay niteliğinde.

Çünkü,
seni uzaklardan ebedî bir aşkla seviyorum, en büyüğünden. Hayallerinin Leylâsı oldum, vuslatının mecnunu. Sensiz bir gelecek düşünemediğim gibi, dünlerden kalma birikimlerimide sensiz ama seninle omuzlarıma yüklüyorum. Aşk-ı memnu bu, belki de vuslat…
Adın kalp atışlarımda, yaşamak için soluduğum nefeste, çatlayan dudaklarımı ıslatan dilimde saklı.

Sana bunları yazarken, içimde garip bir hüzün, tıpkı yalnızlığım gibi sensiz, senden uzaklarda; gözlerim ağlamaklı uzakları görememekten kan çanağı, bedenim hasretinle tıpkı tipiye tutulmuş kurtulmaya çalışan bir çalıkuşu.

Ey hasretimin firkat efkârı, uzakların gün ışığını bekleyen atim, sana söylenmemiş sözlerimle, yüreğimin sevgi çoğrafyasından bir demet gül yaprağı kıvamında olan bu dizeleri bırakıyorum. Bak şafak seninle ağarıyor, güneş seninle varıyor ikindiye.
Gün batımında her şeyini bir kenara bırak!
Çayını yudumlarken bir göz atıver seni bana atfeden bu dizelere.

09/07/2007


Sevgili Özbek

GooD aNd EvıL 03-15-2009 02:00 PM

Aşktı Biriken
Sevdiğim özlemin sevda tütüyor
Hasret kokuyor sensizlikte ki sızısım
Hüsranlı yüreğim
Kahroluyor ahında teslimiyeti özlemin
Kar gibi, ayaz gibi, boran gibi
Tipi tipi
Ahh!
Seni özlediğimi bilmekteyim
Yenilecek sevgi dünyam
Yenilecek biriken sen
Yok olmaktayım
Söyle bana sevda söyle bana
Neyleyim

Seni sevmek seraptı değil mi
Uzak oluşundu benden
Bedenden uzak
Suskun vahalar dile gelirken
Biriken elzemdi sana dokunan
Biriken aşktı
Aşktı biriken

11/09/2006


Sevgili Özbek

GooD aNd EvıL 03-15-2009 02:00 PM

Atamcan
Versem selamımı alır mıydınız
Der miydiniz geçerken
Madem yolun düşmüş buralara
Buyur gel, geç otur
Nasılsın halin keyfin
Yorgun musun

Sunar mıydınız
İnce belli güz kemerli bardaktan
Demli bir çay bir akide şeker
Ve de gümüş tabağından ekim kokan
Bir demet türkü memleket havasından

Çoğu gitti azı kaldı be atamcan
Varmışım sonlarına alın yazımın
Çözmüşüm şifresini çizgilerinde


Bir varmış bir yokmuş anlamından
Tütsülü bir ton daha yaklaşmışım
Geçmiş değerleri geleceğe taşıyan o
Belleklerde kalan boz hatıraların
Ve sizinde eşlik edeceğiniz
Bülbül nağmesi nazım sohbetlerine

17/10/2006


Sevgili Özbek

GooD aNd EvıL 03-15-2009 02:00 PM

Avrupa'da Türk Olmak (yazı)
Gurbet gurbet dedik beniz sarardı
Hangi sebeplerden umut arardı
Ömür geçip gider niyet karardı
Körelmiş zihinden uyan vatandaş

(Rahatlık insanı geliştirmiyor, zorluklardır insanı geliştiren)

Yaşadığım bir haftanın özetiyle, tekrardan birlikteyiz. 14 mart 2008 « Hüznünde İsyanı Deftere Yazdım » kitabımı posta aracılığı ile aldım. Ve ertesi gün, yani 15 mart Cumartesi, yaşadığım yerde kitaplarımı tanıtmak için yola koyuldum.

24 yıl oturduğum yer Metz. Sadece Türklerin bulunduğu kahvelere giriyorum. Adına kahve demek yanlış olur; erkekhane, evet sadece bayların bulunduğu bir mekân. Herkes küme küme masa başında. Kimilerinin önünde rakı bardakları, kimileri okey oynuyor, kimileride bomboş öylece karşı karşıya oturuyorlar. İlk izlenimleri gözlerimde, sanki masa başında kaybolmuş, bir başka dünyadan gelmişler gibi, bomboş bakışlar, hayat ve gurbetin kahrı çökmüş soluk benizleri ve kendi iç dünyalarının görünümüyle yoksul insancıklar. İnsancıklar diyorum çünkü, bu insanların çoğunluğu siyasi amaçlarla gelmişlerdi güya buralara. Kitaplarımı veriyorum; ilk eserlerim diyorum, bakmak ister misiniz? Ki bu insanların çoğunluğunu da geçmişten siyasi olarak tanıyorum.. Kitabımı alıp bakıyorlar. İlk söyledikleri yine o fakir görüntüleri gibi “ben okuyamam ki” oluyor. Kimileri beni tanıdıkları için alacağını söylüyor; kimileri, kitabı geri uzatırken, donmuş gibi yüzüme bakarak, sanki benim onları gördüğüm gibi, onlarda beni bir kadın olarak bu kahvelere nasıl girebiliyorum dercesine, anlamsızca yüzüme bakıyorlar. Bir kaçı akıl edebiliyor, kitabını imzalar mısın diye. (Konu kesinlikle kitabım değildir, sadece kitabım aracı olmuştur bu vatandaşlarımızın gerçek yüzlerini bir kez daha görmeme.)

Daha sonra, erkek mekânından çıkıyor, bir türk marketine giriyorum. Kadınlar var, ellerinde sıgara, çocuklar salıverilmiş. (market ev gibi kullanılıyor aynı zamanda.) televizyonun karşısında ve önlerinde çay. Merhabalaşıyoruz. Ki gene geçmişten tanıdıklarım. Ve ben yine onlara kitabımı uzatıyorum, alıp bakıyorlar ve yine ilk duyduğum; “ya ben kitap okumayı sevmiyorum, okuyamıyorum ki! Ben de diyorum ki, benim şiirlerimle okuyarak başlarsınız okumaya. Vaktimiz mi var ki deniliyor, sonra şiirden miirden ne anlarız biz diye gülüşüyorlar. Üzülüyorum! Bir zamanlar, haklarını savunduğum bu kadınlarımız, okumak ve öğrenmekten neden bu kadar uzaklar? Televizyon karşısında bilmem hangi diziyi izliyorlar.
Ve 10 veya 15 yıl önce bıraktığım bu kadınlar, zihniyet olarak neden hâlâ aynı yerlerinde sayıyorlar? Aklıma sorular takılıyor, nedir insan olmak? Nedir yaşamak? Biz kimiz ve neyiz? Nedir bizleri bu hallere sokan? Ve en önemlisi, nedir Avrupa’da Türk olmak? 30 yıl önce gelmiş bu vatandaşlarımız, sanki Türklüklerinide unutmuş gibiler.Ve bu vatandaşlarımızın çoğunluğunun Türkiye’ye gelişlerinde ki havalarınıda biliyorum.

Bunca zaman içerisinde tanıdığım bu insanların, bilinçsizce çökmelerinin sebebini bir tek amaç uğruna yaşayışlarından dolayı olduğu kanısına varıyorum. Ve aklıma ilk şu dizeler geliyor; insanın gelişmesini gerçekten, rahatlık engelliyor. İnsanı geliştiren yaşadığı yer ve koşulların dayattığı zorluklardır. Madem ki düşünmeyen halimizden şikayet etmiyoruz, hiç bir şeyden şikayet etmiyelim o zaman. Benzimizin soluk haliyle, devam edelim mutsuz yaşantımıza, gurbetçi insan kardeşlerim.


Sevgili Özbek

GooD aNd EvıL 03-15-2009 02:00 PM

Avrupa ve Türkiye
Memleketim,
Sen, yıllar önce bıraktığım acılarımsın
Hicran-ı gurbette özlediğimsin
Sen memleketimsin
Sen, fakirlik nispetlerinden değil
Onmaz dilinden ihanetlerin
Yüreğimde kanayan yitirilerimsin
Vuslat-ı hasretim yürek üstünde
Sevgili’nin sevgilisi memleketimsin

Bir kaç gün önce emekli bir öğretmenimizin Almanya ve Hollanda ziyeretlerinden sonra yazdıkları yazısını okurken, uzun yıllardır Fransa’da yaşayan vatandaş olarak, fikirlerimi paylaşmak istedim sizlerle.

Öğretmenimiz, bizde ne eksik onlarda ne fazla? Türkiye’miz geri mi kalmış, gibi sorulara değinmişler. Bakın, gerçekler dışardan görüldüğü gibi değildir, hani Avrupa’lılar çok rahat yaşıyorlar falan diyorlar ya. Ne bir Avrupalı bir türk gibi olur, ne de bir türk bir avrupalı gibi. Kültür farklılığı her yerde kendini belli eder. Ülkelerin farklılıklarının olmaması anormal olur. Her ülkenin kendine özgü kültürüyle alt yapısı vardır ve bu alt yapısıyla yaşayışını devam ettirir. Bu dünyanın her yerinde aynıdır.

Türkiye geri mi kalmış? Geri kalmışlık diye bir şey var mı? Her ülkenin kendine özgü, bizim geri dediğimiz geçmişi vardır. Dünyanın her yerinde, her ülke belli bir süreçte belli bir süreç yaşamış ve diyer bir sürece geçmiştir. Tarihte, toplumların gelişmesine baktığımızda bunları pekâla görürüz. Her yeni gelişen yenilik, geride bıraktığı yaşayışın ilerisidir. Avrupa da bu yaşayışlardan geçmiş, ve alt yapısını oturtarak yaşam standartlarını düzenli götürmektedir. Bu onların çok ilerici olduklarını kanıtlamaz. Avrupa’nın tek güzel yanı temel eğitimi esastır. Ve bizim güzel gördüğümüz sistemini anasının koynundan alar gibi almamıştır.

Asıl bakmamız gereken mesele bana göre, Avrupa yaşam standartlarının ne gibi faydaları vardır? Burdan esinlenerek şöyle diyorum. Millet olarak biz neler yapıyoruz ülkemiz için? Ülkemizin kalkınması için, devlet olarak neler yapıyoruz? Öz kültürümüzün ana temellerini korumak için, neler yapıyoruz? Tatile geldiğim dönemlerde üzülerek görüyorum insanlarımızın ve ülkemizin durumunu. Bir kere biz, üreten değil, tüketen milletiz. Proje diye bir bilgimiz yok, olsunda nasıl olursa olsun kavramı hakim,, kendi ceplerimiz dolsun mantığı hakim ki bu, özellikle devlet memurlarının sisteminde var ve her şeyi devletten bekliyoruz. Okumayı sevmeyen milletiz. 'aman okuyupta ögretmen mi olacağız' mantığı hakim.
Üniversiteli gençlerimiz varlıkla yoksulluk içerisinde kendi kaderlerine bırakılmış. Vergimizi vermemek için her türlü hilekârlığı yaparız. (Oysa avrupada bunu hiç bir şekilde yapamaz vatandaş) . Tüketen toplum olduğumuz için, Türkiye’mizdeki güzellikleri görmez, Avrupaya özeniriz. Kendimize, ülkemiz için nasıl faydalı olabilirim diye sormayız. Aynı topraklar üzerinde yaşayan insanlar olarak, güya vatan sevgisi, Allah sevgisi diye biribirimizi yeriz. Yıllardır Türkiye’de savaş oluyor, bunun bedelini ve ülkemize verdiği zararları hiç düşündük mü? Fransa ‘da çok sayıda ulus yaşıyor, ben bir türk olarak, vatandaşlarla aynı haklardan faydalanmaktayım yasal olarak. Çalışanlar da çalışmayanlarda her hakka sahiptir.

Diğer bir şey, Avrupada tamir edilmesi gereken yerler, belediyeler tarafından hemen onarılır. Bu Türkiye’mizde farklıdır. Yasalar ne kadar sert baksada, devlet elemanları ve milletimiz es geçiyor. Sonra, kendimizi geliştirmediğimiz gibi, çoçuklarımızada kötü örnek oluyoruz; çevremizi kirleterek, yediklerimizi yerlere atarak, yerlere tükürerek v.s. Vallahi ben Ankarada bakamaz oluyordum insanlara. Her 5 kisiden 4 ü tükürüyordu. Bir sebebi vardır diye düşünmüştüm.
Kısacası, hiç bir şey içte ki yaşayışla dışardan görüldüğü gibi değildir. Her ne kadar Avrupa’yı gelişmişte görsek, kendi içinde sorunları vardır. Ama onlar bizim ülkemizde ki gibi her şeyi abartarak medyaya konu etmezler.
Diyeri, Avrupa topluluğuna katılmayı düşünmek yerine, diyorum ki; her şeye kendimizden başlayalım. Okuma alışkanlığı, var olan sorunları konuşarak çözebilmeyi, gerçekler nelerdir diyerek araştırmayı, kendimizi geliştirmeyi, kendimize has özelliklerimizle, kendi kokumuz ve kendi renklerimizle var olmak için, çaba harcamayı görev bilerek, yeni kuşaklara sevgi ve barışı aşılayarak v.s. diye başlayalım işe. İnanıyorum ki gelişen her birey, önce ailesine; sonra çevresine ve çevrede, çevresine faydalı olarak, ülkemizin yaşayışına ve gelişmesine katkıda bulunacaktır. Çünkü beyinler değişmediği sürece yasalar sakat kalır. Unutmayalım cehalet gelişmenin düşmanıdır. Türkiye’miz son zamanlarda en zor sürecini yaşamaktadır. Allah yardımcısı olsun!

21/02/2008


Sevgili Özbek

GooD aNd EvıL 03-15-2009 02:42 PM

Baba
Hayat telaşından bakmak biz bize
Yok olan günlerin kederi dize
Dizmeden hüzünü karası göze
Yazıldı akına süzüldük baba

Geçen hazirandı, güneşli Kars havasının ardından, çayları yudumlarken, sohbet ediyorduk seninle. Bana şiir okumanı istemiştim ve sen, aşık Şenlik’ten dörtlükler okumaya başlamıştın. Ben kamaraya almıştım seni. Okuduğun şiir, baba ile oğul ilişkisini anlatıyordu hatırladın mı? Konusuna hepimiz gülüşmüştük.
Sonra ana emeği mi çok baba emeği mi, diye tartışmıştık. Biz hepimiz, ana’nın emeği daha çok derken, sen tek başına bunun doğru olmadığını söylemiştin. Babalar, orda burda ekmek parası için didinir demiştin, rızkın hangi zorluklarda kazanıldığını anlatmıştın.
Ah, ananız olsaydı da, benimle bu kadar eylenmezdiniz diye yakınmıştın.Artık benden iş geçti ay gızım demiştin.

Tam on bir ay oluyor bunları konuşup tartışalı baba, zaman ne çabuk tükeniyor, acılar ne çabuk ulaşıyor bizlere. Hiç bir şeyin yokken, hasta olduğun haberini alıyorum ve senin, eliesger türkünü hatırlıyorum. Hani diyor ya *sındı gol ganadım yanıma tüştü* Benimkisi de öyle bir şey, çaresizim baba; teknolojinin bu kadar yoğun bir anında bile, hemen gelemiyorum yanına. Ah babam, bilsen Sevgili kızının bahtsızlığını. Artık hiç bir şeye niyet etmiyecem, annemi de görememiştim çünkü?

Evet baba,
sana bir şiirimde, on beş veya yirmi yıl yeter mi bizi mutlu kılmaya? Kaçırdığımız o ayrık günleri yakalamaya yeter mi demiştim? Tam da kanatlarımı almaya başladığım bir anda, sen hasta oluyorsun. Olur mu bu baba? Bana yapılır mı bu? Sen ki, hiç doctor yüzü görmemiş, eski sağlam babalardandın, sen ki hastalık denen merete meydan okurdun. Ama şimdi, hasta yatağında seni ziyaret etmek için geliyorum. Yok baba, anlaşmamız bozulur eğer hasta olmaya devam edersen. Olur ya belki yatakta, gözlerini kapatıp ayrılık şarkısını dinlerken, o buğdayları çuvallarla kuyuya boşalttığımız günleri; ya da, sen samanı mereğin bacasından doldururken, ben bir karış boyumla taramaya çalıştğım anları; ya da o tepelerce buğdaylarımızın çalınmaması için gece nöbette yatarken saydığımız yıldızları; ya da değirmen taşının arpayı iyi öğütüp öğütmediğini; ya da alabalıkları birer birer yakalayıp fırlattığın günleri hayal ediyorsundur.
Ah Meyti gağa, sırası mıydı şimdi hasta olmanın, sırası mıydı masallar aleminden hayaller kurmanın. Ama buna da razıyım baba, yeter ki bekle beni. En kısa zamanda geliyorum.
Gurbet yollarından gün tükenmeden gelip ellerini öperken, hayallere kaldığımız yerden devam edelim olur mu?
Görüşmek üzere baba, bekle beni lütfen.Bekle.

23/04/2007

Sevgili Özbek


Sevgili Özbek

GooD aNd EvıL 03-15-2009 02:42 PM

Başlayabilmek
Bir şeyler anlatmak,
Anlatabilmek,
Sonbahar yelleri gibi eserek..
Alıp götürebilmek,
Sararmış yaprakları.

Bırakabilmek bir yerlere
Kümelenmiş kara bulutları.
Savurabilmek,
Köhnemiş karanlıkları
Uçsuz bucaksız
Derinliklerine mavilerin.

Unutabilmek dünleri;
Sıyrılabilmek,
Cevizin kurumuş kabuğundan,
Yeni oluşmuş çekirdek gibi.

Kucaklayabilmek bir şeyleri.
Yağabilmek lapa lapa,
Yeşil sahalara,
bembeyaz karlar misali.

Anlatabilmek,
Dağları ve yaylaları
Serebilmek gözler önüne
Bütün güzellikleri
Açıl susam açıl misali.

Çözebilmek
Hayatın labirent'lerini,
Ve başlayabilmek
Yeniliklerle yaşama.! ! !


Sevgili Özbek

GooD aNd EvıL 03-15-2009 02:42 PM

Baharın Hasreti Şimdi
Yakamozlar kavminin demli gecesi
Uzaklardan gelen ilahî lütuf
Hisli yıldızlarımın paylaştığı sevgi gözem
Ol memleketim de Paşamsın


Seni sevmenin sevinci
Geçmişin karanlığından gün aydınlığına
Gönül saraylarımın kapısını açan
Kavgamın gülüşünde sıcak merhabam
Baharla gizemin yarpız kokusundan
Kekik özlemine yanan unutulmuş sinem de
Aromatik dünyamsın

Azizim
Şiirin perçinleştiği mürekkep anatomisinden
Platonik aşkın hece sarhoşluğuna
Tüsey papatyalarının ezgisine müsavi
Efendi olgusu, dostluk olgusu
Bir yudum mutluluğumda ebedî sevdam
Düşlerine sığındığım ağamsın

Seni sımsıcak
İklim teli kıvırcık saçlarına dokunmadan
Baharın hasreti şimdi leylâ’ya döndü
Kerem buyur, gene de sen bahar kal yüreğim
Seni göz yaşlarımda seveyim
Ham bir mayısa yazılmasın adımız

Hüsnüyusuf cemalim
Sana ulaşamazsada hallerinden bu deli kız
Sen bahar
Mevsiminde gene de nisan kal
Çileli mart ayından
Nem değmesin kirpiklerine
Yıkılırım ben yoksa kahrolurum

03/04/2007

Sevgili Özbek


Sevgili Özbek

GooD aNd EvıL 03-15-2009 02:43 PM

Bayram
Bayrama bir kaç gün kala
Ağrısı asıldı boynuma
Harman harman sızısı oyy
Ağdı inceden bağrıma

Bir bayram daha geçiyor sensiz
Yıldız çiziyorum yollarına
Uzak tozlar kuşanıyorum
İntizar akıyor dillerime

Ülkem susuzluğunda dudaklarım
Tuz kayalarını işgal ediyor
Kütlesine biber sürüyor kanayan ve
Çağrışan kadehinde seni içiyor

Ama yoksun, yokk
Kilometrelerce uzaklardasın
Geçmişten kalan sevdama dair
Yâdımın son duraklarındasın
Ellerim tutmaz kollarım sarmaz
Depremdir gözlerim

Ah bir tek sen olsan neyse
Ana yok, baba yok, kardeş yok
Evlat yok
Yok işte yok

Of yine burkuldu sevinçlerim
Giydi günü aziz, erteledi özlemi
Sarıldı hasretine doya doya ağladı
Bıraktı vuslatını umutlar sandalına
Oya oya çağladı

Susmadı incesinden
Yine dünden dem aldı
Nice bayramlara diye diye
Hele bayramlara
Bayramınız kutu olsun

21/10/2006


Sevgili Özbek

GooD aNd EvıL 03-15-2009 02:43 PM

Bedbaht Kent Düşlerinin Yeri
Evet, *GÜLCE*Yeni bir nazım şekli olup; dünya şiiri ile Türk şiirinin harmanlanarak; eski şiirimizle yeni şiirimizin bir yürek potasında birleştirilek, sayın Mustafa Ceylan hocamız tarafından ortaya atılan nazım şekillerinden birisidir ve Japon' Haiku' şiiriyle bizim 'mani' türümüzün bir noktada buluşturulmasından oluşmaktadır.
Ve bizlerin faydalanması için sayfalarına astığı bu emekten dolayı; kendilerine şükran ve sonsuz teşekkürlerimi iletiyorum.



Hatırladın mı geçen
Taşırıyordum
Telvesini kanımın
Sayrı tortusu
Nispeten sıcak tenin
Dudaklarıydı

Duygularımın
Yalvarışlarındaydım
Senin varlığın
Kuşkulara damlayan
Panzehirimdi

Ey başımda ki
Hakan, sevecen ölüm
Tutsağın oldum
Zira senin yurdunda
Firak ve hüzün
Yoktur ebediyeten
Gecende ki aşk
Bedbaht kent düşlerinin
Baki yeridir

Öpüşlerinde
Hücrelerinde ki tuz
Gözlerinde ki

31/08/2006

Gülce..


Sevgili Özbek

GooD aNd EvıL 03-15-2009 02:43 PM

Bedbaht Kentin Düşleri
Karanlığında
Bir başıma odamın
Duvarlarına
Korkuluk çiziyorum
Çiviliyorum
Ötesinde ki beni

Çıplak özlemim
Şehrimin tuvalinden
pusulasız an
Esrik zaman talaşı
Küflü günlerin
Hicran törpüsündedir

Ey gecemin hor
Ahval yalnızlıkları
Sarsmayın beni
Gözlerim ölümün ak
Gerdanında ki
Bezginlik kolyesidir

Zira birazdan
Seksen ayar nöbeti
İntiharlarda
Çığlıklara baş tutar
Asude kalır
Bedbaht kentin düşleri.


27/08/2006

Gülce....


Sevgili Özbek

GooD aNd EvıL 03-15-2009 02:43 PM

Ben Kimim
'Gerçekler, yaşanan ve görülenlerdir, geri kalanlar insan üstü ve
insanların hayal ettikleridir.'

Toprakla göğün arasında, yıldızlarla tahılların seviştiği *******e inat, sarı çamurdan sıvalı evlerin bir gözlü odasında ahalinin toplanıp masalların anlatıldığı ve aralarında cinsiyet ayrımı olmadan, ellerin kulak arkasına atılıp şiir tadında türkülerin senfonisiyle, mecnun-i sevgilerin yaşandığı, toprak kültürü bereketlerinin taşındığı bir köyde, baharı nevruz çiçekleriyle karşılayan martta doğmuş bir Anadolu çocuğuyum. Çocuğu, çünkü, ben hâlâ büyümedim.
Kuzuların ve danaların peşinden koşup, kazların ayak izlerinde emeklemişimdir. Buğday başaklarının arasında, sarı saman kokusunu koklayarak başlamışımdır ilk okul hayatıma. Henüz harman yerindeki esmer taneler yıldızları saymayı bitirmeden; gelecekte yerini nostaljiye bırakacak ilk gizemli yolculuğum başlamıştır karlar diyarı Karsa. Çocukluk durağım, varlığın içerisinde ama varlıksız bir yaşamla ilk, orta ve liseye kadar burda devam etmiştir. Özlem dolu kişisel hayallerim, ikinci bir nostaljiye burda eklenmiştir. Sıradanlığın içerisinde bilinçsizce.
Gençlik limanımda henüz yelkenli sandalları yamamadan, ikinci yolculuğum başlamıştır, sultan olmanın ilk kavmi, çileli bedbaht kent düşlerinin evine. Ve bu yolculuğumda tanımışımdır kutsal varlık ANAmın anlamını ve o pınarlardan akan zemzem suyundan içmemle başlamıştır hayatın sabır taşlarını toplamam. Toplayıp birer birer al kınalar içinde yürek heybeme atmam.Heybemin yaralı gözleri henüz dolmaştı ki, hayallerimin gerçekleşeceğine inandığım üçüncü yolculuğum başlamıştır, adına gurbet denilen düşler denizine doğru.
Yaşam mücedeleme geçmişten kalan hayallerimi bu senelere, öğrenmenin azmine inanarak sığdırmaya çalışıyorum. Asıl okul, hayat denilen araf çizgisinde. Diplomayı bu çizgiden almaya çalışıyorum. Ve her senemi efkâr demleyerek bitiriyorum sayrı zamanın iyileşmeyen karanlıklarında..
Güzel olan her şeyi seviyorum. İnsan olmanın gizemlerini bu sevgi içerisinde ve Tanrının bana lütfettiği yolun tozlarıyla, bedenim, beynim ve yüreğimin taşıdığı kadar yutmaya çalışıyorum. Ve sigara zifti zamanın âmâ gözlerine ömrümü sığdırmaya, geçmiş değerlerden kalma; tahıl sürmelerinin akına muhtaç olan karayı sürmeye çalışıyorum. Şiirin mavisinden esinlenerek, aşkın vuslatını oğul niyetine özleme koşuyorum. Hasretlerim, sevda ve özlemlerim şiirlerimde ve yazılarımdadır ve de ben olan benliğim.


Sevgili Özbek

GooD aNd EvıL 03-15-2009 02:43 PM

Bende ki Sevdan
Sen
Güneş kadar yakın
Bir o kadar uzaksın.
Yıldızlar kadar parlak
Bir o kadar çıplaksın.

Söyle bana güneşin oğlu
Nedir beni cezbeden sende ki
İçmeye susadığım dudakların mı
Yoksa
Umutla
Pırıltılarını görmek istediğim
Karagözlerin mi

Sevinçle duymak istediğim
Melodik vuruşlarımı kalbinin

Yoksa
Özlemle yüzmek mi
Yüreğinin engin denizinde
Ya da
Hasretle yalnızlığımda ki bana
Bende ki yalnızlığa
Gömülen sevdan mı


Sevgili Özbek

GooD aNd EvıL 03-15-2009 02:43 PM

Bırak Baharla Çarpsın Kalbin
Eriyen kar suları
Temiz toprakların sıcak
Yumuşak teni içinde

Her bahar bir yaş demek
İkinci çarpması kalbinin

Umutlarında yeşil goncalar
Aynı kalmamak için
Arınmış
Dinlenmiş bedenlerinde
Güzellikleri
Devriminde evrimler açmaya gebe

Filizler yaşama ilmik
Büyümek için gün ışığında
Büyütmek için zamanı
Soluklanan dallarında düğme

Yeniden tınazlarda şekillenmek
Var olmaya inat
Bırak baharla çarpsın kalbin
Yaşadığının simgesidir çünkü

14/04/2006


Sevgili Özbek

GooD aNd EvıL 03-15-2009 02:43 PM

Benden Sorulsun
Alemi yaratan seni bağrıma
Dokusun ipekten senli çağrıma
Vururken bam teli kalbi ağrıma
Sorulsun gardaşım benden sorulsun

Yüklenen vefadır özümde esen
Hasret eyleminde özlemi kesen
Vuslat çöllerinde dostluğa desen
Varılsın gardaşım benle varılsın

Yeşersin daneler sevgi salında
Güvercin uçuşu fidan dalında
Canımın özeği güller alında
Derilsin gardaşım benle derilsin

06/07/2006


Sevgili Özbek

GooD aNd EvıL 03-15-2009 02:43 PM

Bir Dokunuşun Mirası
Yaşamı ünsüz harflere mekik gibi dokurken, yalnızlığına sığındığım limanımda; sevmenin esmer gizini hatırlatan sen geldin aklıma.
Kelimelerinle acıların tadındaki sevmenin değerini anladım. Demir atılmamış limanlarımda, oldum olası virgullerle sevmiştim her şeyi. Algıladıklarımsa, noktalı olmuştu.
Ama seni, mısralarla sevmek, seni paragraflarla tanımak ne kadar farklıymış meğer.

Hecede ki öğretmenliğini cümlelerle sana dokunmadan,
sesinin tınısında yanında olmadan seviyorum. Uzakları, daha doğrusu bana ters gibi görünen aşk uzaklarının ne denli önemli olduğunu farkediyorum.
Her Geçen gün seni fiil çekimlerinde özlüyorken, kompozisyon sonsuzluğunda kayboluyorum. Yüreğimi besleyen sen, beynimi geliştiren sen, aşk mavisinin hesabında beni bambaşka yerlere götüren sen. Yazım prensiplerinin dışına çıkıyorum bir an. Her şey sevda deryasında ünlemlere yükleniyor ve, yakamozların yaldızlı ışıkları niteliğinde yüreğimi titretiyorken, güneşsi nesirlerde dünyanın kalbini görüyorum. Gerçek aşkın bu duygulardan ibaret olduğuna inanıyorum. Çünkü, apostroflar evren boşluğunda sensizlikle kayboluyor.

Uzakları yakın kılan mürekkebimle inandığım ve bildiğim terimleri karalarken; seninle yeniden doğuyorum ve ebedî yaşayacağımı biliyorum. Satırlarımda varsın çünkü.
Varsın bana uzak olsun sesin, varsın bana uzak olsun nefesin, varsın bana görünmez olsun cemalin. Var olduğunu ve varlığının taa ezelden geldiğini bilmek yetiyor bana.
Seni, gözlerim kapalı iken bile düşünmek, teninin sayısız hücre gözeneklerine,
karanlıklar ötesinden dokunmak, mutluluk parantezlerinde, tıpkı Gérardmer* ormanlarının çam ağaçları beyazlığında ki giyilen gelinlik gibidir.

Seni, derin duygulara gömülen evetlerden çıkarıyorum.
Kendini sorgulayan soru işaretlerinin kuyruğundan yıldızlara takıyorum. Allı turna kanatlarında seni dolduruyorken çırpınışlarıma, kalbimin başkenti şark-ı diyar illerine göç ediyorum. Güneşin doğuşuyla ceviz ağaçlarının dalları seni beziyor, çiçekleri sarının hüznünden seni açıyor. Kahramanca, yüreğimin gem vurulmuş iplerini çözüyorum böylece. Ve asırlardır birikmiş sevgimi serzenişlerimde sadece ve sadece sana sunuyorum.

Eyy ulvi papatya,
gönülleri seren kılan, sendeyim ve sen de senin her şeyinle varoluyorum. Biliyorum, sen yolculuğumda ki karmaşık yapraklarımı ayıklıyacaksın, anlaşılmıyor, düşüklüğüm var diye. Gene de üç nokta ileride gözlerinin elâsında kayboluyorum. Demir atıyorum, dizlerinin dibinde ve kalbine pranga vuruyorum. İklim kıvırcığı saçlarına dokunuyorum teker teker. Aşk denilen illeti seninsiz paylaşıyorum. Benimser acemiliğimi atışmalarının renklerinden okuyorum. Kelimelerinin ahengiyle yeniden yaratıyorum beni ve defterime yazdığım seni, yeniden yeniden içiyorum.

Eyy avuçlarına güneşten sıcak bûseler kondurduğum yakamoz!
Seninle doluyum. Sana olan özlemim, sana olan hasretim, hüznüm ve bu intizarım bitmeyecek. Özümdeki sevgi gözem, kalbimde ki gönül paşam, seni yazmaya kalkmakla nefes almanın tütsüsünden istifade ediyorum. Bunca geçen zamanda hep seni beklemişim. Seni sensiz yaşarken şimdi, kelimelerinin sarhoşluğunla ipeksi gökyüzünden süzülen yakamoz akislerine yansıyorum yeniden. Aşk mavisinden özgürlük ve cesurluk adına. Bunca beslediğim hayaller, bunca beklediğim hasret ve özlem senmişler meğer. Yüreğimin tahtında ayrılığın ayraç pençesi, bedelsiz kokuyor. Zamansız bir sevgilinin sevgisinde açan papatyanın müptela yapraklarına yüreğimin tamamıyla sarınıyorum.
Sana esir duygularımın şifresinden ebemkuşağına yazılan hüsnü, elvan elvan demetleyerek beklediğim sana kavuşturuyorum. Bir dokunuşun mirasından, yaşamı, senin dilinle hasretten mutluluğa ve yıllanmış nazım tadında ki şaraplara çeviriyorum. Ne kadar uzaklarda olursan ol, bir nefes kadar yakınsın bana. Ezberlediğim bir şiir, okuduğum bir kitap kadar içimdesin.

27/05/2007

(* Fransa’nın kalbi)


Sevgili Özbek

GooD aNd EvıL 03-15-2009 02:43 PM

Bir Mayıs albümünden
Zekai Kömürcü' ye

Bir mayıs albümünden yarınlara seslenen
Özgürlük kelepçesinden kavruk kavgaların
Gün görmemiş sehpası şafak allığından
Ülkemin renginden eylül gözleri var
.............Akının tonlarında kara değil alın yazısı
.............Mavzer kurşunu yumruğunu yansıtan

Bir mayıs albümünden yarınlara seslenen
On yedi yaş civanı ülkemin özleminden
Kısırlaşmış düzende kendinden çok sevdiği
Aydın fikirleriyle tarihin yenisinden,
Çalınmış tarihlerin insan anayasası var
.............Sesinin tonlarında değil bildik özdeyişleri
.............Milyonlarca çoğalıp bağ dokusu donatan

Bir mayıs albümünden yarınlara seslenen
Güvercin güzellikler taşıyan yüreğinde
Emek bulvarlarının törpülenen işçisi
Ve çolak koridorların toprağını yeşerten,
Nasır ezgisinden mahir elleri var
..............Ay ışığında söyleşen deniz sevdası değil
..............Demli çanakların atisi proleter

01/05/2006


Sevgili Özbek

GooD aNd EvıL 03-15-2009 02:43 PM

Can
Sen yoksan ey yâr
Neye yarar sevmek yağmurlarca
Doğan güneşin turuncusunu
Seyretmek
Rengini yağan yağmurun
Neye yarar koklamak otlarını, ıslak toprağın

Sen yoksan ey yâr
Neye yarar bu can, yaralı
Tıpkı anasından ayrılmış öksüz
Körpe bebelere benzer
Bir o yana, bir bu yana
Arar durur, yanık
Kederli şarkılar dudağında
Ha buldu ha bulacak

Sen yoksan ey yâr
Neye yarar bu can
Kalır sol yanı hüzün
Sen yoksan ey yâr
Hazanın eylülü neye yarar

28/12/2005


Sevgili Özbek

GooD aNd EvıL 03-15-2009 02:43 PM

Can Kuşum
Alnını alnıma yasla
Bir dağ ateşinde bazı yanayım
Ellerinle dokun dudaklarıma
Şefkatin renginden hazzı alayım

Rüzgâr telli başını omzuma yasla
Erguvan dallarında zümrüt olayım
Nazar kıl tükeniş doruklarımda
Filizlerin diline senle varayım

İçerken nefesinin ılık meyini
Buharının nemiyle sarhoş olayım
İhsan buyur can kuşum bağrı kalbime
Aşığına mahsur arzun olayım

14/02/2006


Sevgili Özbek

GooD aNd EvıL 03-15-2009 02:44 PM

Çatabilmirem
Sen gittin gideli intizar esir
Özlemini yâd’a salabilmirem
Ele ki hesretin nefesim kesir
Yuxum gaçah tüşüf yatabilmirem

Baharın mı oğlu güneşinsen mi
Tabiat gülüşün görebilmirem
Cana can katanım eşidirsen mi
Mehebbet ahtımı yapabilmirem

Üreğin ürekde heberin getir
Tebessümü lebe katabilmirem
Gülbahrim karanfil sevdana hetir
Sen yoxsan çemeni çatabilmirem


22/01/2008

Hetir: hatır


Sevgili Özbek

GooD aNd EvıL 03-15-2009 02:44 PM

De Mene
De mene eşk mavisi
Ağrıyan yerlerinden öpem
Tarifsiz hesretlerden
Ağrıların alırken
Yokluğunda cesurca
Yollarında men ölem

De mene eşk mavisi
Sızıyan yerlerinden öpem
Sensizliği doldurup
Kadehime sunarken
Özlemin badesinde
Vuslatı yudumluyam

De mene eşk mavisi
Dillerinden men öpem
Mende ki mensizliği
Galemim ahtarırken
Ütopya mahzenin de
Al şarabın men olam

23/04/2008

Sevgili Özbek


Sevgili Özbek


Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 05:04 AM

Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11   Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.