![]() |
Ümit Kilislioğlu Özger
Şu takvim yaprağındaki şiir var ya,
Sana yazmıştım onu Bir gece yarısı... İyiden iyiye büyümüştü hasretin, Dayanılmaz olmuştu kalbimin ağrısı, Birine okumuştum açıp telefonu. Beğenip istedi, yazıp verdim Seni tanırdı, aşkı bilirdi, Dostlarına vereceğini düşünemedim Öyle büyük, öyle büyüktü ki derdim! Sonra o şiir elden ele dolaşıp, durdu Yoktu artık, yeri yurdu Her okuyan, üzerine Kendi hayalini kurdu. Oysa... Her sevda, kendi ocağında tüterdi; Ellerin evinde işi neydi? Sen okusan yeterdi. 14.Şubat.2005 |
Annesi Hülya diyor ya,
Meryem gerçeği. O bir bayram çiçeği. Bayramdan bayrama süslenir Gözleri bir başka ışır Saçları savrulur, Kır çiçeklerine karışır. Herkes giyinir giyinmez Kilitli dolaptan çıkar kolonya şişesi O zaman görülmeye değer neşesi. Sürer önce eline, Oradan saçının her teline. Geleceği hakkında karışık aklı Bunda da yerden göğe haklı. Hemşire olup yara mı sarsın? Yoksa okumasın da erkenden kocaya mı varsın? Zaten dayısı diyor ki: “Başıma kaldı üç tane yetim, kızı yok okutmaya niyetim”. Ailede akıllı biri var: hala. “Öğretmen olsun ”diyor, “kalmasın ezik” “Kız çocuğuna altın bilezik”. Bir kaç yıl içinde kim öle, kim kala… Boynunda bir zincir taşır, Ucunda nazarlık Ziyaretler erken başlar, önce mezarlık. Ninesi, dedesi, babası,… Dönüşte çamura saplanır Dayının arabası. Arkasından bir kaç ev gezmesi, Karamela, fındık ezmesi. Eller öpülür, harçlıklar toplanır, Elalemin divanının üstünde Hop hop hoplanır. Birileri gelir, yaramazları haklar, Çekilir kulaklar. Önce paralar sayılır Sonra çocuklar sokağa yayılır Şişmanı, zayıfı, ufağı, irisi. Meryem de karışır aralarına Sırtında mor çiçekli entarisi. O yalnız bayramlarda eğlenir Cebinde bir sürü kağıtlı şeker, Atlı karıncaya biner, niyet çeker, Artan paranın saklanması yeğlenir. Mor elbise kalkar kalkmaz dolaba Ruya biter, başlar yine günlük hayat Sabah kalk, akşam yat.. Annesi yine hırçın olur, dayısı yine kaba. Meryem de mahzunlaşır haliyle Yaşar bir sonraki bayramın Rengârenk hayaliyle. |
Karşılaştın mı?
Karşılaştın da şaştın mı? İster bitkin olalım, ister zinde Gideceğiz Vakit geldiğinde. İşte orada erek Gülerek Seve seve Döneceğiz eve. (Kasım 2003) |
Hayal Gemisi
Bir gemide düşlüyorduk kendimizi Okyanuslarda yol alan Yolunu kaybetsin istiyorduk Bulunmasın izi. Sadece biz olalım, bir de yıldızların düğünü Bir bulutları seyredelim, bir de Dalgaların köpüğünü. Sen bir gün karaya çıkmak istersen demiştim sana Özlersen şehirdeki dumanı, isi, Bu iki kişilik hayal gemisi Yanaşıp limana seni bıraksın. O zaman ben hüzünlü bir balık olurum, İster gök kararsın, ister dalgalar azsın Dayanamaz yine gelirim sana Ama artık sen beni tanımazsın. Şimdi kalbimin gemisi bir tanem Gidiyor tam yol sevdanın izinde Her gün biraz daha, Biraz daha kayboluyor Güzel gözlerinin engin denizinde. (24.Mayıs 2001) |
Kapattık kapılarımızı dostlarımıza,
Mesafeler koyduk araya. Bir 'Merhaba' demek için girmeleri gerekti sıraya. Bize çok ihtiyaçları olduğu an meşguldükİ Not bıraksınlardı Sonra arardık, başka zaman. Sınavdan en iyi notu aldıklarında gözlerindeki pırıltıyı göremedik, bir küçücük armağan veremedik. Canları yandığında bize koşamadılar nefes nefese Ne kadar hasrettiler bir dost sese! 'Görüşürüz ya Salı, ya Çarşamba günü' diye diye kaçırdık nişanı, düğünü. Paylaşamadık o en coşkulu anlarını, Keşfedemedik en çok seveceğimiz yanlarını. Hayat denen suyun akışında birlikte çağlayamadık Ölümlerini bile geç duyduk da vaktinde ağlayamadık. Bu hikaye hem acı, hem uzun Selam vermeden geçiyoruz artık yanından komşumuzun. Bahanelerle etrafımızı sardık Oysa biz birbirimiz için vardık. Huzur dedik, iş dedik, Can cana olmaktan vaz geçtik, Yalnızlığı seçtik. Herkes bir yalana kandı Ne olursa olsun sebep, aslında kapılar hep, kendi üstümüze kapandı. (30.Nisan.1998) (Kapılar kitabından) |
Çağlayacaksa ırmaklarım,
Göller misali gözlerim yaşla dolacaksa, Aşkın için dolmalı; Dolaşacaksa parmaklarım, Ucunda saçların olmalı. Rüzgârım esecekse Sana doğru esmeli, Kar yolları kesecekse, Sen geldikten sonra kesmeli. Aşk kendini benim yüreğimde görüp beğenmeli Binlerce yıldır süren Kaybolma korkusunu yenmeli. Güleceksem sana gülmeliyim, Öleceksem sevgilim, Kollarında ölmeliyim. (24.Mayıs.2001) |
Koymayın küçüğümü
enflasyonun, fakirliğin yerine. vurmayın ellerine… İşi ne o minicik yürekte yasın? Bırakın resim yapsın, denizi maviye boyasın Kıkır kıkır gülsün, eğlensin Maç yapsın, gol atsın, yenilsin, yensin. Üstüne yürümeyin açıp gözlerinizi iri iri Yaşlar yıkamasın yanağındaki kiri. Yüreğini acılar mesken tutmuş, gülmeyi unutmuş. Gözü mor, patlamış kaşı belli duvarlara vurulmuş başı Ancak ruyalarında sarılıyorsunuz ona, uykuda gülümsüyor topa, balona. Her sabah kavgalara uyanıyor, içi yanıyor… Hiç haketmedi tekmeyi, çelmeyi o istemedi dünyaya gelmeyi Koymayın onu adaletsizliğin yerine Ne olur, Vurmayın ellerine! |
Yolda karşılaştık seninle.
Ben dönüyordum, sen gidiyordun. Merak içindeydin. “Ne olur anlat bana, anlat! diyordun. “Önceden bilmeliyim tüm durumları Dönemeçleri, uçurumları. Yollar geniş mi, dar mı? Son sürat gidebilir miyim? Keskin virajlar var mı? Kimi neş’e bulur aynı olayda, kimi keder. Kimi felaket, kimi bereket olarak görür yağmuru. Güneş açtığında kimi yerdeki çamuru, Kimi gökkuşağını farkeder. Benim deneyimlerin işine yaramaz. Ama konuşalım diyorsan biraz, İster sakla, ister çöpe at, İşte sana birkaç küçük nasihat: Yağmur da olacak elbet; kar da sis de. Değişecek her an. Dümdüz asfalt da olacak, kasis de. Hangisi ne zaman, nerede, Ben nasıl bilebilirim ki? Bu senin maceran. Dinlenme yerleri göreceksin Kimi şık, kimi salaş. Yol arkadaşların ayrılmak isterse bir yerde Ne israrcı ol, ne de kapıl derde. Sevgiyle kucaklaşıp, vedalaş. *******i tıpkı bir madenci gibi Alnındaki ışığı yak, Kendin aydınlat yolunu. İyice gör sağını, solunu; Neresi baş, neresi ayak. Başka fenerlerin ışığının ucu Uzanır belki bataklığa, kuma; Belki de Tanrı saklasın Uçuruma. İyi yoculuklar yavrum Sevinçle katıl oyuna Güven sağduyuna. |
Oturup bir ağaç altına,
Yaktı içinin mangalını... Ciğer, böbrek, Hele de yürek! Mezesi şiir, şarkı Âh edip inledi sabaha dek. Sevdiği ne zâlim kızdı! Yoktu onun da ötekilerden farkı. Sabaha doğru içini bir serinlik kapladı... Artıları, eksileri hesapladı, Lüzumsuzluğuna kızdı, İçip içip sızdı. Uyandığında, Abesle iştigali bırakıp, Son verip 'ay! 'a 'vay! 'a, Bu dünyaya Eser bırakmaya karar verdi. Bir ağaç, bir kitap, hayırlı bir evlât, Ya da hepsi birden. Doğru yolu buldun işte be adam! Çık git bu şiirden! (10.Mayıs.2004) |
Kimsenin aklına uymadı,
Kimse bağırıp çağırdığını duymadı. Kendine küçük bir iş kurdu, Haramdan hep uzak durdu. Oldukça güleçti. Sakınarak tekmeden, Fazla dikkat çekmeden Bu dünyadan gelip, geçti. Maddeye tapmadı, İstemediği hiç bir şeyi Yapmadı. İsmet Paşa’yı pek severdi, Hep onun partisine oy verdi. Bin dokuz yüz seksen beşte İkinci kalp krizinde … anlayın işte. Komşulari bir yandan “Ne iyi adamdı! ” dediler, Bir yandan helva yapıp yediler. Yastığının altından çıkan şiir defteri elden ele dolaştı, Bu kadar duygulu oluşuna herkes şaştı. Başka şey yoktu mısralarında hasretten, hüzünden Öğrendiler hiç evlenmediğini yirmisinde ölen ilk aşkı yüzünden. (Kapılar kitabından) |
Adımlarımız mı küçük, yollar mı uzun?
Neresindeyiz yolculuğumuzun? Bir balık pulunda, kanadında kuşun Sırları saklı varoluşun. Tesadüfler yok, yalnızlık yalan Öyle yakında ki özlemi duyulan! Yakın dünden ve yarından, Yakın şah damarından. (9.Kasım.2001) |
Adsız mail atmışsın kimsin nesin bilemem,
Beğenmedin diye o kelimeyi silemem, Yaz daha iyisini, ben on puan vereyim. Eleştiri iyidir su-i niyet olmazsa, Sözler katkı yerine bir eziyet olmazsa, Münekkit ünvanını hemen şu an vereyim. Her zaman yazıyorum gönlümden geçenleri, Elbet çok seviyorum beni dost seçenleri, Sana düşünmek için biraz zaman vereyim. (14. Mart. 2003) |
Çok günah işlemiş, çok tevbe etmiş,
Boyun bükük, saç beyaz, yaş ise yetmiş, Dükkânı oğluna çoktan devretmiş, Kızında kalıyor Nurettin Amca. Torunlar sırtından bir bir aşıyor, Gürültü arttıkça sabrı taşıyor, Her gün biraz daha çocuklaşıyor, Trompet çalıyor Nurettin Amca. Rahmetli eşini yıllarca üzmüş Barlarda pavyonda, az mı göz süzmüş, Kesenin ağzını evinde büzmüş, Pişman, bunalıyor Nurettin Amca. Sabahları erkenden uyanıyor, Yürüyüşle gençleşirim sanıyor, Hacca gidememiş, ona yanıyor, Hayale dalıyor Nurettin Amca. Meyhanede baş köşedeymiş yerin Para harcıyorken varmış değerin, Perişan ettiğin karaciğerin, İntikam alıyor Nurettin Amca! Hayır hasenâta da vakit ayır, Öksüzün, yetimin hakkını kayır, Ömrünün kalanı dağ, tepe, bayır, Zaman azalıyor Nurettin Amca! 20.5.2004 |
İnce uzun parmaklım,
Sende aklım.. Işığına tutunuyorum Sarmaşıklar misali Üç sürgün öncesinden beri. Gül yanaklım, bal dudaklım Seni sevdiğimi herkes biliyor Su damlası gibiyim ben, Yok ki saklım! (4.4.2004) (Doğa'ya...) |
Aklın gerisinden uzanır yollar,
Bildiğini bilmeden sever kullar; Galip geldiğini düşler biri de, En güzeli en sevmediğine yollar. Bakar ki giden ulaşır menziline, Bir türlü sahip olamaz kem diline; Üzülür, söylenir, kızar amma, El süremez artık kandilin fitiline. Kalbi temiz olan kazanır her savaşı, Endişeden uzak dolaşır, diktir başı; Kötü söz söylemez asla incitemez kimseleri, Allah yardımcısıdır, melekler arkadaşı. |
Günlerim sensiz kara
Aşkın içimde yara Bir akşam üstü ara Al götür uzaklara. Nakarat: Güneş seninle doğmalı, Sabah seninle olmalı, Ömür seninle dolmalı, Al götür uzaklara. Hasretim her an sana Gönül hep aşktan yana Olmak ister can cana Al götür uzaklara. Nakarat: Güneş seninle doğmalı, Sabah seninle olmalı, Ömür seninle dolmalı, Al götür uzaklara. (1997) (Bu güfte, tarafımdan hicaz makamında bestelenmiştir) |
İnada en sevmediğin bluzu giyebilirim,
“seni artık sevmiyorum” diyebilirim. Bir çok söz söyleyebilirim acı, Bir o kadar da aldatıcı. Karşında oturabilirim dilimi yutmuş gibi, Davranabilirim yıldönümümüzü unutmuş gibi. Sakın aldanma gülüm, Seninim ben ayırıncaya kadar ölüm. Kadınım ya, kapris benim işimdir Azıcık ihmale gelememişimdir. Gözlerin, gözlerimle bağlantı kursun, Her şeyin doğrusunu oradan okursun. |
Ne mirasyediydi Ali bey, ne asilzâde
Ne kadınlar vardı yaşamında, ne bâde Yaşadı, olabildiğince sade Her türlü karmaşaden âzâde Gitti bitince vâde Yüzünde mutlu bir ifade. (Kapılar kitabından) |
Bakıyorsun ya yüzüme,
Aman dikkat! Bilirsin Üzüm üzüme.... (Mart 2004) |
Niye sevdim seni bilmem bu kadar,
Çok alıştım gurbet elde duramam; Başka şehir, başka diyar bana dar, Başka yerin hayalini kuramam. Nakarat: Ankara’da kar başkadır Yaz başka bahar başkadır Gündüz başka, gece başka Ankara'lı yar başkadır Evim barkım, sevdiklerim, okulum, Hepsi sende ben ne şanslı bir kulum; Bütünleştim seninle çıkmaz izin, Seviyorum olmasa da denizin. Nakarat: Ankara’da kar başkadır Yaz başka bahar başkadır Gündüz başka, gece başka Ankara'lı yar başkadır Tarih sende okunuyor, çağ çağ, Türkiye’nin kalbi sende atıyor; Bir tarafta başı karlı Elmadağ, Gözbebeğim Atam sende yatıyor. Nakarat: Ankara’da kar başkadır Yaz başka bahar başkadır Gündüz başka, gece başka Ankara'lı yar başkadır (Bu güfte, tarafımdan nihavend makamında bestelenmiştir) |
` Gül Destesi ' ile ' Aşk Bestesi'
Gönderildikleri kapıdan kovulmuşlar; Adrese bir daha bakmışlar, Şöyle yazıyormuş: .......da oturan ' Ormanın Kerestesi'. (Şubat 2004) |
Arıyla savaşma zehirlemesin,
Sonucu öfke belirlemesin. Gel aklını kullan, beklemede kal, O zaman ödülün petek petek bal. (Kapılar kitabından) |
Osman, o gün en şık elbisesini giydi.
Genel müdür Ahmet Bey’in yanına girmekte Epey zorlandı. Sekreter engeli kale gibiydi Ama işte o an, tarihî bir andı. Ahmet şöyle bir kaldırdı kaşını, Tanıyamamıştı eski okul arkadaşını. Onun anılarıyla doluydu Osman’ın günceleri Az mı ders çalışmışlardı birlikte *******i! Beyefendi'yi bir kez boğulmaktan kurtarmıştı, Bir kez dayaktan. Az daha oluyordu elden ayaktan. Anlatinca şu okul, şu yıl, şu sınıf, “Ha! Evet “ dedi soğukça, “ Hatırlar gibiyim; Ben de dört yıldır bu şirketin sahibiyim. Bu günlerde yeni bir sistem kurduk, Personel alımını durdurduk. Kusura bakmayin yukarıda Beş dakika sonra toplantım var da...” Hiç kendisini yormamıştı Ziyaretin sebebini bile sormamıştı Osman, lisenin mezunlar derneğinin yönetim kurulundaydı Onu toplantıya çağırmaktı amacı Dışarıya attı kendini; gözü kararmiş, ağzı acı. Bu hal onu çok kızdırdı... Gitti derneğe, onun adını, Vefat edenlerin arasına yazdırdı. (Kapılar kitabından) |
Ya kovalamalı,
Ya kaçmalı, Ya yere dökmeli, Ya bir dikişte tereddütsüz içmeli. Ya adamakıllı sevmeli, Ya vazgeçmeli. Bu sınav, çoktan seçmeli. İşaretlenirse tüm şıklar, Hüsrana uğrar âşıklar. Aşk meleği her şeyi, Her şeyi görür. Yanlışlar, Doğruları götürür. Yaşayabilmek için o, Kocaman kanatlarını Sonsuzluğa doğru açmalı, Özgürce ve mutlu uçmalı. Ya adamakıllı sevmeli, Ya vazgeçmeli. Bu sınav, çoktan seçmeli. (4. Haziran.2004) |
Aşk çağırırken git
Heyecan dinmeden, Daha fazla geçmeden vakit. Rüzgara ver göğsünü, Yürü gözü kara, yalınayak. Çiğler altında ıslanırken yak Sevdanın türküsünü. Ne geçtir, ne erken; Tam vaktidir. Koş aşka Hazır çağırıyorken. (31.07.2001) |
Aşk meleğim, sevda kuşum;
Ne güzel olduğunu unutmuşum. Hevesin hep sürsün Kanadın alıp beni, Yükseklere götürsün. |
Bazen uçar gökyüzünde,
Bazen sürünür yerde. Bazen dert sebebidir, Bazen devadır derde. Okunur titreyen seste, gözdeki ferde, Her güzel eserde. Ferahlık da verir insana, keder de. Peki şimdi nerde? Ayaklarında prangadır gün olur, Gözünde perde; Bazen kavuşulur düğün olur, Yenilir pilav zerde. Bazen gel geç gönüllüdedir, Bazen emin ellerde. Bir kaf dağının ardındadır, Bir serde. Sahi bu aşk nerde? Rastlarsın ona bir gün, bir yerde Senin elindedir kaderi. Başına taç da edebilirsin, Heder de. (5. Şubat. 2002) |
Aşk aç bir atmaca
Kalbini kapıp kaçan, Dertsiz başına dertler açan, Koskoca bir aldatmaca. İyi düşün! O kişi mi asıl istediğin? Adıyla başladığın her söze, Uğruna her şeyi aldığın göze. Yoksa sevilme arzusu mu sevda dediğin? O insan çoktandır aradığın eksik parça değil, Sana kendini eksik hissettiren sebebe eğil. Canım, bir tanem! Boş yere huzursuzsun, Aslında herşey tamam, sen kusursuzsun. Öbür yarıyı aramaya koyulmuşsun kaç senedir, Yarım elma olduğunu sana düşündüren nedir? Eksik mi yarattı sence bu canı veren? Önce bütün olduğunu öğren. Ondan sonra yap gereğini, Korkmadan sevgiye aç yüreğini. Kalıcı bir dostluk kur, değil kısacık, Bir başka bütünle el ele, sıcacık. (Kapılar kitabından) |
Artık
Şüphem Kalmadı Aklımın Şımarık Köşesi Ağıtla Şarkıyı Karıştırıyorsa Aşk Şurada Karşıdadır Alabildiğine Şimdi Korkmadan Ağlamalı Şebnemle, Kırağıyla Asılmalı Şiirin Küreklerine. (13. 4. 2004) |
Günaydın güneş! Bugün çok güzelsin!
Bırak altın saçların yüzüme gelsin. Selam olsun çiçeğe, kuşa, Suya, toprağa, yokuşa. Merhaba ay! Merhaba yıldız! Bu gece ihtişamınız bir başka. Merhaba geceye, gündüze, Merhaba dostluğa, merhaba aşka. (8.3.2001) |
Bakışların sevgilim; hülyâlı, mânâlı, sevdalı, derin
Uykusuz mu geçiyor senin de, benim gibi *******in? Nakarat: Aşkın yaşı olmaz, kimi isterse vurur Rüzgâr olur, boran olur, savurur Ateş olur, volkan olur, kavurur. Gönül ferman dinlemez; yolları, çölleri, yılları aşar Özleyince tutuşur tüter de, deli gibi ona koşar. Nakarat: Aşkın yaşı olmaz, kimi isterse vurur Rüzgâr olur, boran olur, savurur Ateş olur, volkan olur, kavurur. (Ekim 2004) (Bu güfte, tarafımdan hüzzam makamında bestelenmiştir) |
Mehtaplı bir yaz akşamıydı
Şöyle insanı çıldırtan cinsten. Tecrübeli ay bulutun arkasına girdi İnsanların böyle *******de önce azdığını, Sonra da kendisini şahit yazdığını bilirdi. Saklanamadı küçük ayı ve öteki yıldızlar Sevgilileriyle kumlara uzanmış kızlar Umursamıyorlardı dünyayı. Seviştiler önce, sonra bir şarkı tutturdular: “Ay şahit aşkımıza, yıldızlar ve ay Bu gece unutulmaz, unutulmaz vay! ” “Ben görmedim” dedi ay. İftira! Gençler sandallarda, ellerde bira İşitmediler onu, biri bağırdı “Vira! ” Unutmuşlardı evi, barkı Devam etti şarkı: “ Mehtaba sorun inanmazsanız eğer, Aşk güzel, hayat yaşamaya değer” Ay onların sesini pek âlâ duydu. Çaresiz, dalgalarla anlaştı, Denizdeki aksi ritme uydu. Galiba bu durumda En iyisi buydu. (18.Temmuz.2004) |
Ayakta Öl
Dinlenmeler yazılmamış ona Yumuşacık divanlarda; Çalış, çabala demiş kader, Çırpın, didin, Sonunda, ayakta öl.... ' Ne yapalım yani! Hastaysan hastasın, yastaysan yastasın Bunlar duraklaman için bahane mi! Çekip çevirmelisin hanemi.' Genç kızlık hayallerini her hatırlayışta ağla, Yediğin her dayakta öl... 'Anlaşıldı, gidicisin, Pek zamanın kalmadı... Ama kadın! , karnım aç! , ev soğuk! Yemeği ısıt, Sobayı yak da öl...' |
Sırlarla dolu dünyanın sırsız aynaları!
Cam olarak da işe yaramazsınız, Tekrar kuma da dönüşemezsiniz. Işıldayıp gönüllere düşemezsiniz. Bu âleme gerçeği yansıtmaya gelmiştiniz Yanıltmak değildi işiniz. Bir gün bir taş, bir şangırtı Ve... İşte gidişiniz. (8.Kasım.2001) |
Kiminin gönlü cazda,
Kimininki nihavend faslında Herkes aynı şarkıyı söylüyor aslında. Kimi detone, kimi ahenkli Kimi tekdüze; kimi canlı, çok renkli Kiminin üslubu sert kimi yumuşacık, tatlı Kimi ağır aksak, kimi sanki kanatlı Kimi kendini hep akort etmede, Kimi tıkamış kulağını, Nefes tüketmede... Bir gün elbet tamamlanacak süreç Bir gün, er ya da geç, İnsanoğlu güçlüğünü yenecek, Sonunda bu şarkı Doğru söylenecek. Sevgi dinleyecek ilahî eserini Büyük koronun eşsiz konserini. (Kapılar kitabından) |
Zinde ve neşeli olacaksın yarın
Artık *******i seni hüzünle düşünmeyeceğim bölünmesin diye uykuların. Vazgeçtim o acıklı şarkıyı mırıldanmaktan ve bir gün arayacaksın diye aldanmaktan. Henüz hiç bir şeyi unutmadım ama belki gün be gün, adım adım başarabilirim kim bilir? Anılar aklımdan yavaş yavaş silinir. Senden, vefasızlığından kimseye söz etmeyeceğim incinmesin diye duyguların. Zamanı çoktan geçti 'Ah' ların da 'vah' ların da Yağmurlu *******de elbet biraz hüzün olur, Mesela gün batımında güzün olur, En çok da bayram sabahlarında. Gerçeği kabullenmek gerek Ecele faydası yok ki korkuların! İki gözü iki çeşme değilim inan ki Garip bir huzuru yaşıyorum Olgunlaşıp büyüyorum sanki Bazen buna kendim de şaşıyorum. Fırtınaların dinmeye yüz tuttuğu yerdeyim Durulduğu sahillerde suların. (Kapılar kitabından) |
Ayrı yaşamayı denemek bir süre...
Filmlerdeki gibi. Bir kuyudur, Görünmez dibi... Etle tırnak gibi yaşamışsınızdır yıllarca Birden kopamazsınız. Yavaş yavaş olmalıdır olacaksa. Dalında solmalıdır çiçek İllâ da solacaksa. Bir açık kapı bırakılır hep. Geri dönüp devam etmek Hiç bir şey olmamışcasına, Mümkünmüş gibi gelir, Moraller biraz olsun yükselir, Ayrılığı denemeyi denemek bile Ayrılığın ta kendisidir aslında İdam hükmü verilmiştir de Gün beklenmektedir. Yaşayan bilir bu hali Pek de yoktur af çıkma ihtimali. O belki de ilk kez, başka birini düşler Sensizliğe alışırken, Alışmaya çalışırken, Sırf deneme olsun diye, Başkasına alınır hediye, Başkalarına yönelir bakışlar gülüşler. Sen ömründe ilk defa Ondan başkasını tasavvur edersin yanında Yakışsa da, yakışmasa da... Fazla düşünmezsin nedeni, niçini Çünkü yalnızlık korkusu kaplamıştır içini. Belki bir araya gelinir yine Bir süreliğine Eski sevgili, gözden çıkarılmamıştır gûya Ama aslında çoktan bitmiştir rûya. Oyun gibi başlayan bu iş, Artık ikinizi de aşmıştır, Bedenler yan yana olsa da, Ruhlar çoktan uzaklaşmıştır. (29.3.2004) |
Kurnaz ayrılıkların sorgularında
Çaresiz yürek. Sınır tanımayan o eski çılgın, Şimdi suskun ve durgun, Mağlup ve yorgun. Koşmaya başlamalı kırlara doğru, Gözden kaybolmak niyetiyle. Sormamalı hiç kimse hiçbir şey, Yanan ayakları sulara sokmak lâzım, Dağlara doğru haykırmalı Seviyorum hey! ! ! Sebepler, sonuçlar, korkular, Dolaşık koca bir yumak, Kavuşabilmek için yaşamak lâzım Düşte görmek için uyumak. Rengârenk sevdalar içinden Karası düşmüş payımıza Dayanmak gerek Vazgeçmemek, Vuslata dek. (24.6.2004) |
İşe kendinden başla
Geçmişteki her şey olmasi gerektiği için oldu Yaşayacaklarının ne sonu onlar, ne ilki Kimse suçlu değil ki! Seni incitenler bugüne dek, Kendilerine kızdılar aslında Öfkeleri sana değildi Suçlu olmadıklarını bilemediler Savaşıyorlardı ekmekle, aşla Kardeşim, sen onları bağışla. Geçen gün rızkı açılsın diye Komşunun oğlunun başında Kilit kapatıp açtılar Yazık! Bilgiye ne kadar açtılar Nerelere getirmişlerdi işi! Oysa bir bilge kişi “ başınızdaki kilitleri açın “ demişti “ olumlu düşünün, hayır dileyin Sivrilikleri törpüleyin, İyimser olun, arının Güzel olması için yarının “ Kimseyi değiştirmeye çalışma! Bu senin elinde değil. Sen önce kendine eğil. Öfkeden gözleri kör olanlar Üstüne yürüseler de sopayla taşla Sen yine de onları bağışla. Unutma! Savaşla değil, hep barışla Herkesi, herkesi bağışla. Sen o’sun, o sen aslında O, kusurlarini daha iyi göresin diye, Büyüteçle karşına getirilmiş bir hediye. Onu yargılamadan iyice incele Eksiği gör, kendini tamamla Sevgiyi ver ona yudum yudum, damla damla Şimdi bak, Üretebilmek, daha çok sevebilmek için Ne çok zamanın olacak Bazıları çok zor olsa da Bir daha, bir daha dene İster acıyla olsun, ister yaşla, İnan ki buna değer, bağışla. Bir genel af ilan et, Bütün mahkumları sal. Engelleri, setleri kaldır, Islıkla zafer marşını çal. Çünkü onlar orada oldukça, Sensin asıl tutsak olan. Kır zincirlerini, Özgürlüğe kavuştur kendini. Kanatlan, tat al, mutlu yaşa Ama önce herkesi, herşeyi Bağışla. (Kapılar kitabından) |
Yalnızlık da bana göre değil,
kalabalıklar da. Sorular da sıkıyor beni, verilen salıklar da. Neresinde duracağım bu dünyanın, bilemiyorum. Kayıtsızlık da hoşuma gitmiyor, fazla ilgi de. Bilgisizlik acıtıyor. Ne var ki, Sorumluluk var her bilgide.. Yorgun muyum acaba? Hoşgörüm mü azaldı? İçimdeki çocuk oynamaya gitmişti, gecikti. Günlerdir meraktayım. Nerde kaldı? (31.Ocak 2001) |
| Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 09:00 AM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.