![]() |
Abdullah İnal
Akdeniz Çocukları (1)
Ne kadar evcilleşsek şehirlerde İnmeye yeltensek uygarlığın kaynağına Özleriz köylülüğü Oradan yörüklüğe doğru çeker kanımız Akdeniz Çocuklarıyız :ir yanımız deniz Bir yanımız dağ dolar dolar bir ah çekeriz ah ulah ah Otururuz öğle zamanları havadan sudan konumuz Dağılır bir genç kızın saçları bakarken uzaklara Balıkçılar parsellemişler suları Havada bahar kokusu Dilimizde yanık türküler az sonra iş başlayacak kırık bir hüzün yüklenip kor düşmüşken yüreğimize döner gideriz geldiğimiz yerlere |
Bana kapılarını aç
İçimiz daralır damlara balkonlara atarız kendimizi Yıldızlar kayar gökyüzünde Sayısını bilemediğimiz. Aşklarda bakım istiyormuş Öksüz,sonsuz, ölümsüz aşklar aynı trajedidir yaşadığımız hep ve Kasım ilerliyor rüzgarı, yağmuru, kuru ayazı velhasılı kışa sürükleniyoruz içimizde yalnızlıklar *******imiz,gündüzlerimiz. Bana kapılarını aç kalmasın düşlerimiz yarım yamalak her akşam sen karşıla kapıda çorbamı sen pişir... |
Bekleyiş
bitmedi. bizle bu davaya baş koyanlar çoktan gitti yerlerine ben onu bekliyorum o da ölümü. |
Bir Bahar Daha
Bir bahar daha kapıda Bir bahar daha uyanacakken toprak Bir bahar daha uçurtma uçurmaya Hazırlanırken çocuklar Genç kızlar sevgili,kadınlar koca bekmerken Azrail ansızın baskın yaptı iş yerlerine İş yerleri oldu mezarları Bir çığlık, bir umutsuzluk, bir bekleyiş, bir sonsuz acı Morklardan cesetler çıkıyor Yüzlerinde hala kömür karası Son yolculuklar başlıyor Cemreler düşerken toprağa Bir acı, bir yalnızlık, bir yoksulluk Hepsi birbirinden beten Bütün yazgıların sonunda ölüm olsa da Erken gelen ecellere Zor dayanıyor yürekler... |
Bir Hüzündür Yaşanan
Kurşun gibi atıldın Suların ortasına Sular boz, sular bulanık Sular yutup götürendi insanı Bir kulaç, Bir kulaç daha ve ardından milli sularda kaybolup gitin bir ağıt yükseldi kor düştür yüreklere çığlıklar karıştı deryalara Cemreler düşüyor toprağa bir bir Ağaçlar baharı bekliyor İçimizde yangınlar Bir can kaptırdık sulara acılar denizidir yüzdüğümüz |
Bir ömür
Ömrümü bir cam kavanoza koyup sana sunmak er sabahlarda ıssız sokaklarından geçip kentin Kınalı ellerinden köpüklü kahve içmek istiyorum. kış var gücüyle üzerimize geliyor denizler durmadan kabarıyor torosların dibine çoktan indi kar bir garip kuşum yuvası, tüneği olmayan ve soğuklar canımıza okuyan bu kargaşanın, bu talanın, bu soysuzluğun içinde ömrümü bir cam kavanaza koyup ellerine sunmak, ve açık kahve gözlerine dalıp haberin bile olmadan kollarında kendimden geçmek istiyorum... |
Bir Yaradır Kanayan İçimizde
Süzülür uzun *******de Yorgun gözlerinden uykular Yaprak üzerinde bir damla çiğdir içimizdeki umut Uzar gider zaman Acemeşiran şarkılar faslıdır durmadan yaşanan Denizlere bakarım Denizler derin ve giz dolu Daracık yollardan inerim Mermerliden Limana doğru Ve yangın bir türlü söndüremediğimiz Martı kuşları durmadan döner Bir garip sevdadır Yıllardır koşturulan peşinde Ve sonunda hüsranla yenilenen Bir yaradır kanayan içimizde Dalar gideriz akşam dönüşlerinde Şilepler senin gözlerinde Başlar uzağa doğru yolculuklar |
Çocuk
Çıkıp kadınyarı başına Denizlere öyle bakma çocuk Denizler derindir Doymak bilmezler Seni de yutarlar çocuk Sırtında boya sandığı, Koltuğunda ders kitapları Yaşıtların çocukluğu yaşarken Sen ekmek parası için koşturuyorsun Yoksulluk senin suçun da değil Limanda gemileri gözlüyorsun gemi adamı olmak düşün Belki uçmak gökyüzünde Hasret taşınamk istiyorsun Çek git yasak yerler buraları Biraz sonra alıp götürürler Sandığını da a çocuk Yıkılmasın umudun..... |
Darbe
Sen benim yüreğimin ortasındaki ince sızım elim ayağım, yarınlarım bir bakışa kapılıp giden sen ulu çınarlarım çetin yaylalarım yarım yamalak aydınrlığım çekip gidiyorsun Akdenizin ortasında Gemileri batan tayfalar gibi bir yeni meçhul başlıyor bilenlerle beraber sen bilinmeyene doğru gidiyorsun benim içimde kansız darbeler.... |
Düşleri yitik kız
Bir kız oturmuş kıyıya tüm özleme denizler tüm sevgileri denizlerde yitik vurmuş yalnızlığını hüzünlere ve masada ağlıyor iki gözü iki çeşme Mektuplarda hep görülmüştür damgası Ağlıyor kız gözünde yaş, önünde denizler belki İzmir dolaylarında yitik düşlerini arıyor Hava rast makamı dışarda içerde hüzün teypte şarkı ağlıyor masada kız ekmeğine katık oluyor gözyaşları kovmak istese de gitmiyor ki iç sızıları insanın ve bir öğle üstü yitik düşle bir kız kalkıp gidiyor karaalioğlu'ndan Belediye ye doğru... |
Filistin'li Çocuk
Yazgınız hep aynıdır Dünyanın neresinde olursa olsun Ya yokluklar çıkar sahneye ya çıkar ilişkileri, Yeni bir ırk geliştirmek için kesip biçen... O bidonun arkasında ölülümü hissettiğin an kurşunlardan saklandığın, Ölmemek için direndiğin an Kurşunlar vızıldarken üzerinden koydum seni kendi oğlum yerine ölümler sanki şakacıktan Gidenler dönmüyor ama geriye Sen Filistin'li çocuk Ölümden saklanırken, neydi o kara gözlerindeki bakışlar Halbuki başka amaçla çıkmıştınız evden, Pazarda satış yapacaktınız Para görecekti eliniz, Güzel bir dünya idi düşlerinizi süsleyen... Dünya çocuk günü kutlanıyor Hep temeniden öteye gitmiyor söylenenler Eylemler uslarda saklı, ve yine çocuklar ölüyor Irak'ta,Afganistan'da, Yugoslavya'da, Filistin'de Cezair'de,Afrika'nın küçük sömürge ülkelerinde Yine ağıtlar yakılıyor Yine denizler sarı Bir yanda yokluklar Diğer yanda İnsan oğlunun doymayan açlıkları |
Gel
Bırak herşeyi Sevinç ol gel Mutluluk.. Sevda ol Baş döndüren |
Gidene Sone (1)
Kırlangıçlar sökün etti yuvadan Mavi Ufuklara doğru çırpıldı kanatlar ve havalar nisan yağmurlarına gebe Uzadıkça uzuyor hasretler Kıramıyoruz kırmak mümkün değil şeytanın bacağını gelip ansızın koynumuza giriyor yalnızlıklar ******* hayın ******* zor ve ******* uykusuz dönüşün gidişin gibi olmayacak hiç kuşkusuz hiç kuşkusuz dağlarımızda haziran karı gözlerinde hala kaneviçe yeşili sana giden yollar hala bozuk ve hala dumanlı...... |
Gidene Sone (2)
Hasretinden vurgunlar yedi yüreğim Bahar sabahı gelincik dolu tarlalarda Alaca şafaklarda koştuk sokaklara içimizdeki yangınları söndürmek için Hükümler veriliyor her gün Değer biçiliyor Rengine gözlerinin Akşam üstleri çıkıp geliyorsun Deli poyraz saçlarında Martılar gözlerinde Ardından şilepler gidip geliyor Tayfalar hep yorgun.. ve sokaklar hep kalaba Otobüs pencerelerinde hüzün çekip gidiyorsun bilinmezliklerine doğru zamanın alıp götürüyorlar Yüreğindeki fırtınalara ortak olduklarını sanıp Hiç akıllarına getirmeden büyük yangınlar içinde olduklarının |
Gönderi
Güvercinler gönderdim içimde buyutüp beslediğim güzel kanatlı sevecen uçurup yuvalarından kapıları araladım artık avluda değil yıldızlar görüş günlerini kaldırdık bütün sevdaların sonunda vuslat Sevdalandıklarım karanfil kokulu *******de bir tütün içimi çabukluğunda gelip geçiverdiler sevda çerçisiyim baharda yazda umut satarım yarınlarla karışık her sokağın sonu bitmesin diye çıkmazlarda. |
Gülay Kıza
' Benim ki de bir yaşam işte Ülkemdeki yaşayan her hangi bir insan gibi ' Gazeteler - Gülüyor gözlerin Yüzünde gelincikler açmış Unutulmuş gibi Atomlarına ayrılan Belden aşağın Kimimiz hasretinden prangalar eskitir kimimizin üstüne sağnak ölümler yağdırılır kimimiz bir ömür boyu tekerlekli sandalyeye mahkum Ülkem güzel ülkem toprak ve ter kokan insanlarım havada bahar baharda sevda sevda tarlalarına umut ektiniz gülmek, istemek, sevmek en doğal hakkınız muhakkak Lakin bütün yollar acılardan geçiyor içimizde direnç ve yaşama sevdası ellerim sana uzanıyor sen büyük penceli hastanelerde ranzalara çakılı ve geriye sadece ağıtlar kalıyor... |
İstasyon Hamam
Trenler Geçer Geceli gündüzlü yorgun vagonları eski ve gece yarılarında soluk benizli insanlar bekler, eski rayların, eski binaların,eski koltukların üzerinde. düdük sesleri yırtarak gelir karanlığı kimi Asker uğurlar, kimi gurbetten gelecek yolcu, kimi yük bekler, Kimi tayini çıkmıştır kış ortasında trenler gelir, trenler gider İçanadolu'ya Ege'ye uçsuz Bucaksız bozkırları, ovaları aşarak yorgun ve bitkin gece gündüz yürek yangınları, iç sızıları demir yollarının hali gelen giden her yönetim yenileme yapmadan, onarım yapmadan sahipsiz bıraktılar İstasyon hamam Ege'de küçük bir istosyon Herşey elli yıl öncesini yaşıyor arda ve hüzünler,yalnızlıklar Herkes aynı yaşıyor yazgısını yeni baştan Umutsuz yaşamlarda |
Ne Fayda
bir hasretin sancısı içimizde ******* ayrı yerlerde bitiyor Sabahların aydınlığı yine kısacık İşlenmiş beynimize bir mavi kaneviçe gibi Vurgunduk Yalnızlığına *******in Hüzzamına şarkıların Poyrazlar deli Aylardan Eylül Faytonlar geçiyor ara sokaklarından Antalya'nın Kavun yüklü kamyonlar geliyor Er sabahlarda Bir yasemin kokusudur Doldurmuş sokakları Sen yoksun ne fayda Umut dağarcığımız yeşil bir orman Adsız bir sevda çerçisi bağrımızda Elimizi sallasak belki ellisi Sen yoksun ne fayda |
Ne varsa
Yildizları takıp saçlarına Uçmak isterdim Deniz Dağ, Okyanus Yaşamak En güzel mutluluktur bir bakıma Aç,yalın,yorgun ve özgürlükler demir kapı arkasında kalsa bile Nefes alıp vermek Rutubet koksa da duvarlar Güneşe dakikalarca sığınsanda Yaşamak ne güzel Ne varsa sevmek evrende |
Öt Benim Kınalı Kuşum
Alın yazısı değildir bu Acıların sürekliliği Boyunların büküklüğü ve yerdeki başlar Alın yazısı değil bu Aradaki uçurumlar Sevgilerin yaşanmamaşı hiç Ve de tarumarlığı eylüldeki bahçelerin Yollar gide gide bitecek elbet kimi ayrılığa, kimi vuslata, ve kimi sevgilerin yarınlarına Öt benim guguk kuşum Şimdi bahar zamanıdır silmek zamanıdır kötülüğünü, yitikliğini geçmişin uçmak zamanıdır uzaklara uzaklara ve bol özgürlüklere doğru |
Payanot'un Aşkı
Bakardın sen de zeytinliklerin tepesinden Beyaz badanalı evlere Günde bir kez yolcu gemisi uğrayan köhne limana Ve çocukluğun geçiverdi ilk aşkın bir palikaryaydı Oda sevdi, ama bir gün, Ada şaraplarını Beyaz badanalı evleri ve ' En Büyük aşkım ' dediği seni bırakıp Günde bir yolcu gemisi gelen limandan Atlayıp gideverdi içlerine doğru ülkesinin İçinde bir yaraydı Hep senin payanot Vurup kendisini sulara Anadolu ilk durağın oldu Yıllar ve yollar kovaladı bir birini Çanakkale Biga arasında mekik dokudun Dağ köyleri, elektrik, su, yol yok Üstelik sığınmak istediklerin Hepsi çoktan ardını dönmüş Bir hüzzam şarkıydı yaşadığın Büyüdü içinde yalnızlıkların Öğrencilerin yaşamana yalnızlıklarını doldurmana yetmiyordu Umut bağladıkların, dönüp bakmıyorlardı ve bir gün ilaçlar yutup kutularca ' Yeter Feride öğretmen ' dedin ' Bu kadar yaşamak ' Beklentilerin, umutların Karışmışken deryalara... |
Son Kuşlar
uçup gidiyor bir yığın hüzün bırakarak geride kanatların yarısı yoluk ayakları yaralı. aman avcı yaman avcı vurma beni ben anamın bir tek kuzusuyum ellerin değmesin ansızın tetiğe senin de vursalar yavrunu asi olup dağ başlarına çıkmaz mısın? ... uçup gidin insan hükmünün yetişemeceği dağların doruklarına yeniye sakın gelmeyin tatlıysa yaşamak insanlar ne kadar uygar olduk deseler vahşiliklerinden bir şey kaybetmezler hiç en büyük eğlenceleridir vermedikleri canı almak uçun kuşlar yeniye gelirseniz ya da bir başka yıl yok olmaya mahkum nesliniz nereye baksam yuvalar boş hani gelmedi bu yıl leylekler kelaynakların dönüşü hiç olmadı son kuşlar bunlar belki buralarda son kanat çırpınışları kolay değil koca denizleri aşıp gelmek gündüz gece üstelik ölüm fazlaca yakın buralarda azrail tayfalar çıkarmış yollara güçsüzlerin tez canını almak için... |
Tren Düdükleri
Trenler Gelip geçiyor ekranlardan Trenler kederli yüzler dolu Trenler acı, hüzün Ölüm devriyelerle kesmiş yolları... Bir büyük vahşet yaşanıyor ve insanlarda her an kurşuna dizilmek korkusu ve sevdiklerinin ölüleri sıralanmış yerlere daraağaçları kuruluyor ardından bitip tükenmek bilmeyen infazlar Trenler geçiyor yine trenler Posta da kesildi artık Piriştine'den ve gazeteler kapanmış yazarı çizeri her biri bir yerde sönmemiş umut içlerinde... Türküler dinleye dinleye büyüdük Ata'nın sevdiği rumeli türkileri gibi ve şimdi ölüm karıştı türkülere Trenler yine trenler Dün Anadolu'da, Varşova'da Berlin'de Stalingrat'ta Bugün Saraybosna'da Acı, hüzün ve ölüm taşıyorlar Sevmedim, sevemedim gitti... |
Uzanmak isterken
Gözlerinde martılar uçuyor havada rast faslı bakıyorum uzaklara elim ayağım dolaşıyor uzanmak isterken sana Aylardan Ağustos Bir yasemin kokusu doldurmuş sokakları arasıra paytonlar geçiyor Tophane'den Işıklar'a doğru Karnaval görüntüsü sokaklar Dolu dolu ******* yaşıyor Antalya Hava alanları, otogarlar, limanlar dolu yolculuklar başlıyor yolculuklar bitiyor vuslat ve hasret iç içe içimizdeki sancılar aynı Bir bakışa kavrulup gitmiş yarınlarımız her seferinde uzanmak isterken vuslata yangınlardır ortasında kaldığımız. |
Yaşamak Ve Sevmek Üzerine
Cehennem sıcakları Yangın yerine dönmüş her yer bir yerlerde bir dilim ekmek kavgası bir başka yerde uçurulan trilyonlar Gelir gideriz, böyle döner bu devran seçer göndeririz iki gün sonra yüz karaları çarşaf çarşaf gazete sütunlarında ekranlar dolar boşalır, ağız dalaşlarıyla,küfürlerle bakar duduruz, hareketsiz Suçlu kim? Bir kısır döngüdür yaşamımız yukardakiler kavga peşinde aşağıdakiler seyir sevgiler yok olmuş, sesimiz çıkmaz vurgunlara Sarılmışız bire bir..... |
Yenemediğimiz
Bir garip yenilmişlik var Yenemediğimiz içimizde Güvercin diye büyüttüklerimiz karga çıkıyor hep Hüzün fırtınaları yaratmada üstümüze yok Ne yanımıza dönsek yavandı yaşadıklardımız Yüreğimizi koparıp verecektik Hep başka telden çaldı fasıllar Biz koşturduk yanlış yargılandı Tüm ereklerimiz Gidenler Göçmen kuşları gibi sökün edecekler Enkaz yığını bırakarak geride Sarılması güç yaralar gerçeklerimiz... |
Yok hiç
Kapadım sana giden yolları Ayrılılıklar şimdi başladı bitimsiz Bir sayfa kapandı böylece Kavgasız, üzüntüsüz, tasasız. Arama boşuna her telefon çalışında inip kalkmasın yüreğin ben olmaycağım arayan seni günlerdir dinmedi yağmur sana ait ne varsa sildi içimde ve sokakta, aşağıda, yukarıda seni görmedim,sevmedim, tapmadım hiç, yoksun, boşsun, anlamsızsın o kadar.... |
Yokluğuna (1)
ölürdüm içimde başka umutları yalnız sen kaldın uslarda bütün gemiler limanlardan kalktı biri hala rötarlı aynı limanda uçun kuşlar uzak - yakın /soğuk - sıcak vuslat- hasret değmesin kanatlarınıza karınca bacağı bütün ******* yorgun uykusuz hüzün yağmur ve bütün ******* gözlerin güvercin sonu yok ayrılıkların ne pencere önlerinde akşamı beklenenin ne masa başında sabah yolcusu olmanın yok yavrum çaresi tabuları yıkmanın... |
Yokluğuna (2)
sevdan bir bölük güvercin yüreğimde dur bilmez konmak bilmez avcı tanımaz yaşama asi uçar ha uçar kimi batı kimi doğu ve hasret ayağımızda prangalar... |
| Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 12:57 PM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.