![]() |
Ekrem Bozkurt
1 Numara
Kendimi şair saymam Fakat bir numara aşığım. Şiir yazdığım bu yüzden, Kelimelerle oynayışım... Şiirlerimi toplasan:ben... Yazdığımen... Kim görmüş karınca ezdiğimi Kime ne kötülüğüm dokunmuş Gülümsemem vardır kendimce Ama sımsıcak,ama dudakta donmuş... Düşüncelerimi toplasan:evren... Düşüncemen... |
Ağaç
‘’Ormanlarımdan bir dal kesenin; başın keserim.’’ Fatih S.Mehmet. -Canımız garantide; gerisi, Allah kerim...- Bir deli ağacım ben; güneşle tutuşurum, Apansız; güpegündüz yağmurla öpüşürüm. Ayağımı otlar sarar; damarımı,özsuyum; Saçlarımı yel tarar; ne nazlı büyümüşüm! .. Karanlık *******de; hışırtılı koynumda, Bir bir alıp saklarım; yıldızlar büyütürüm... Can vermezsem,bir baltanın ucunda Nihayetim,olmak; belki, kötürüm... Canım ister iki çift laf etmeyi... Dalımdaki; serçeyle...konuşurum. Düşen bir avını vermedim diye, Bilirim:bana garez besler, uçurum... Bazan; asar çocuklar,pabucum yoktur diye... Bir eski kundurayı dallarıma...hediye! .. Bir kuşun gagasında,bir zeytin dalıyım ben, Yürüyüp gidivermek; bazan... aklımdan geçen... Bileğimi balta keser,saçımı yakar kurum... Etrafı kel tepede; bir başıma uyurum! ... Zaman siler gölgemi...kuşlar da,gelmez artık! Yazgımızı fidanlara,bir tür; miras bıraktık... |
Ahir Zaman Nehir Zaman
Bir nehir için en güzel ad,zamandır. Bir kadın için,en kötü seçim de... Aşk bıçak sırtıysa,zaman pas. Aşk zehirse,panzehir zaman. Yine de,sel gider,kum kalır, Her şey kalksa da ortadan. Bir nehir için en güzel ad, zamandır. Akar yıllar bir su gibi,yatağından. Yazgısıdır insanın,sürüklenir. Emektar bir tekne gibi örselenir. Son limana varıncaya kadar Üstelik de,ayrılamaz,bu mecradan. Bir nehir için en güzel ad,zamandır. Olanaksız, akmayı unutması... Ne yası biter,ne de sevdası. Üzerinde tekneler,kayıklar,gemiler... Bilumum, dünyevi hayaller görürüz Zaten,havadan-sudan,ölümümüz... |
Akdeniz Kıyılarında
Zeytin renkli bir gökyüzü altında Kuşlar bütün sürüngendir: Gün,çoktan tutuşmuştur bir ucundan... Piramidin zirvesinde Ramses II, Merdivenleri söküp almıştır, zaman... Çöl rüzgarı...sıcaklık,bilmem kaç Fahrenhayt derecesi... Gündöndü çiçeklerinin ardındaki gün, Bütün utangaçlığıyla gizlenir... Arslanlar mahcuplaşır önünde,sfenkslerin... Akdenizin pırıl pırıl sularında Masmavi tuzlar,istridye avcıları... Sualtı bitkileri...karışmıştır. Birkaç damla su damlar, kaktüsün çiziğinden, Islar dudaklarını bir garip kertenkele... Yada, bir sürüngen... Ve...herşeye rağmen,türkü söyleyen Kara derili adamlar, Ürkütür,zehirli örümceklerini...Afrika’nın... |
Akışı Durmayan Su
I Su akar,zaman akar... Ömür akar... sevdam akar. Seni görmesem de, Sesini duymasam da... Sana çevrili, ibrem Sana güdümlü bu yürek,durduramazsın! Bu gönül, sana akar... |
II
Kuşlar yırtarak geçer göğün mavisini Ağlamaklı,nemli...göz renkli bulut. Eflatun veçakmak çakmak gürlemeli... Deli rüzgarlara tutulu...kalbim, Adamakıllı... Netameli, zamanın oyduğu asırlık çınar İlk zaman tertemiz,masum,çocuksu... Sonra...kirli, kar... Neden, kalbin hislerime bir duvar? |
III
Gözlerin..derin bir uçurum... Öyle ki,soluksuz uçarım, dibe kadar. Bitmez sana anlatacaklarım, Uçuşur yüreğim,kanat çırpar... Beni, dinlemelisindir... Yalınayak ve perişan bir çocuktum. Parçalandım; birden fazla...ve...çoktum. Gözlerim mi kırıldı,tuz ve buz? Yüreğim mi ayrıldı,bedenimden? Az çekmedi bu gönül, senden... Delice çıldıran suda Gümbür gümbür sensizlik... Beni önüne katar... Bir yanım kor, Bir yanım kar... İkircikler içindeyim...üstelik üşüyorum. Ruhumu,ruhunla sar... IV Kaş çatar sana,bu yürek... |
Aman
Aşkla; yürek… Küçük Ağrı… Hasret başımızda, duman… Kara yazı, yazmış, kalem… Ayrılık; bir tozar… aman! Alçaklarda, kar, olur mu, Gönlüme, bahar, gelir mi, Heybetli bir dağ misali Ayrılık; kol, gezer…aman! Gülmek var mı şu kaderde Hiç baht yokmuş derbederde Bir yanda var, gurbet…serde Ayrılık; yol, çizer…aman! Bin derdime bir dert katar Gece benimle bir yatar Bu ayrılık bize yeter Ayrılık; göl, Hazar …aman! Aşığa Bağdat sorulmaz Sevdaya hesap verilmez Gönül sevdadan yorulmaz Ayrılık; kem nazar…aman! Şahin olup uçanları Bu sevdadan içenleri… Bu dünyadan geçenleri… Ayrılık; kor geçer…aman! |
Anadolu
Bir zamanlar; uyumalardan önce... Kurardım; tarihin o,toprak tadını... Örenlerinin; nemli,sağlam,ıslak duvarlarını... Sevdiğim kadını,öper gibi... öperdim. İzlerken; eski uygarlıkların düşünü... Ayak seslerini bile,duymaktayım...uluorta... Gözlerönüne, açık...serilmededir: Gizlisi saklısı olmayan bu toprağın, üzerinde; Bahçe bellerken fışkıran tarihin... Anlatılmaz heyecanı içindeyim! Yazgısıdır,Anadolu’nun...tarihe analığı... Bu topraklarda fışkırdı bereketi,Kibele’nin. Bir yanda, eski ion kentlerinin büyüsü... Bir yanda, gökkubbeyi taşıyan minareler... Ve...tarihi; kendince yargılayan; bir rüzgar, Dağıtmıştır! oraya-buraya...eski uygarlıkların, Hüzün,düşün ve buruk artıklarını... Ey! Eski uygarlıkları,tarihin... Ve...paha biçilmez zenginlikleri... Yolunuz düştü,bizlere... Miras bırakılması gibi; zamanın... |
Anadolu Destanı
Hakkın arar,Pir Sultan’ım,Yunus’um, Toprağına,’’Sadık Yarim’’ der,Veysel… Karac’oğlan, Dadaloğlu’m, Emrah’ım… Sırma saçlı gelinlerin yurdu, hey… Aşıkların destan yazar dağlarda Alparslan’la erdin sen muradına… Selam senden düşmanına, dostuna… Mert oğlu mert olanların yurdu, hey… Dağlarında çiçeklerin Salınır Köroğlu’nun diyarına varılır… Anadolu’m, tarih senden sorulur Tarih doğup; ölenlerin yurdu, hey… Beşik oldun nice uygarlıklara Eşik oldun nice aydınlıklara Ölüme… gülerek atılanlara… Kadir kıymet bilenlerin yurdu,hey… Akdeniz’in en mavisi sendedir Bergama’sı, Marmaris’i sendedir… Selimiye ve Efes’i, sendedir… Mimarların, Sinan’ların yurdu, hey… Bembeyazdır traverten taşları… Servilerden kirpikleri,kaşları… Birecik’in ve Manyas’ın kuşları… Yedi Göle dalanların yurdu, hey… Palandöken, Uludağ’ın karları… Truva’da, tahta atın terleri… Kaplıcalar,gölleriyle…her yeri Gelip gören; kalanların,yurdu, hey… Kapadokya, harikalar beldesi… Manavgat’ta, demet demet su sesi… Her köşesi güzellikler…örtüsü… Çölde vaha bulanların yurdu, hey… Karadeniz Horon’uyla en başta… Silifke’nin oyunları…varış ta… Her köşesi birbiriyle yarışta… Ata’dan,feyz alanların yurdu, hey… |
Analar Ağası Benim Anam
Bir hayatı paylaştırdı altı kardeşe Bir dişi kuş, elleriyle yuva yaptı… Hiçe saydı ömrünü, göçmesini unuttu… Zemheri,kış,kar, soğuk… Sıcaklığına, yenildi kovuk… Önce beden verdi, can verdi. Çabaladı muhtaç etmesin diye…kime kimseye. Kimseye boyun bükmedi, Yüzünü bir kez dökmedi. Sevgisini, ilgisini elinden geldiğince… _Allah razı olsun_esirgemedi. Yağmur sonrası toprak kokulum… Ey gözü sürmelim,eli kınalım Dağ çiçekleri kokan…sinesi. Ana eli,öpülesi… Yüreği bizden önce kanayan. Canı bizden önce konan. Bizden önce yanan…bizden önce… Serçe kuşları kaldıran… Sığındığım, çınar altı Üstümde; sevgiden, karaltı… Anadolu gibi yurt,vatan gibi diyar… Ağımı alan esintim. Üstüne tanımadığım, yar… Senden gayrı yaramı Kim sarar, nasıl sarar… |
Anı-V-
XV- Uzun Burunlu Otobüsler Motor aksamı uzun burnunda olmalıydı Muavin tarafından Bir levye sokulup bir delikten Burnu karıştırırcasına döndürülür Sigara içen inatçı ihtiyarlar gibi öksürürdü önce, İlk hareket verilir, motor tekler,bağırırdı -Bir bakıma, ipten çekilip çalıştırılan Deniz motorları benzeri- Aküsü mü yoktu acaba Belki de marş motoru… Sonradan burunları düzleşti otobüslerin Belki de burunları sürtüldü… Yürüyen bir hangar görüntüsü Mat gövde haki renkler Yerini gökkuşağına bıraktı… Hey gidi teknoloji Aldı başını gitti Her türlü konforun yer aldığı Otobüslerle… İnsanoğlu kuş misali kanatlandı Öyle ki, Trafik canavarları bile türedi… Bir burunları sürtülmedi, onların… |
Anı-VI-
-XVI- Yaşlı Oyuncakçı ve Dilli Düdük İlkokul yıllarımdan silinmeyen bir anı: Yaşlı bir amca vardı, iki büklüm yürüyen… Bir ayağı da aksak,hafif topallayarak Okul vakti kullanıp bizimle aynı yolu Her sabah, çocuklarla…sanki o da okullu… Okul önüne gelir…tezgahını kurardı. Elinde, bin bir türlü ıvır zıvır, rengarenk, Albenili, çeşit çeşit, oyuncak… Çantasında …kucak kucak Kemerine iple bağlı rengarenk balonları Bir şekilde havada zahmetsiz taşıyarak… Çantasında bin çeşit düdükler, çıngıraklar… Ağzında öttürerek lalettayin birini… Şaşardık…düdüklerle mızıkayla konuşur. İstediği şeyleri söyletir düdüklere Ya da nağmeler birer sözcük olup dökülür… Küçük öyküler bile anlatırdı düdükle… Hiç görmedim bir daha öyle garip yetenek İstediği sözcüğü düdüğe söyletecek: ‘’Anne, babam geldi mi’’ ‘’ Geldi, geldi…’’ ‘’Ne getirdi’’ ‘’İnci, boncuk’’ ‘’Daha…daha…’’-başka…başka…- ‘’Ekmek… sucuk’’ Şaşılacak öyküler düdükle anlatılır… Adamın ağzındaki, konuşan dilli düdük… peşi sıra çocuklar bir hayli şaşkın, hödük… Meraklanıp alırdık, lakin bizde konuşmaz Çın çın öter sadece, öykü -möykü anlatmaz. Dökülmez içindeki kelimeler nağmeye O kadar çalışırdık heyhat başaramazdık… En nihayet yenilip düdükten usanırdık… Epey gördük amcayı sokaklarda…okulda. Ekmek peşinde koşan iyi bir adamdı o… Çoktan ölmüş olmalı…Allah rahmet eylesin Çalacak kimsesi yok…dilli düdük, neylesin… |
Anı-VII-
-XVII- Cambaz Biz,düz yolda yürürken tökezlerdik ama, o… Asfalt,geniş bir yolda yürür gibi rahattı… İnce telin üstünde…bir adım daha attı Tek ayağı üstünde hem oturdu hem kalktı… Bisiklet bile sürdü…ipe un sermedi de(!) Elinde tartarak bir uzun çubuğu Adeta… göz görmeyen engelleri, tutarak… Geçti bir uçtan uca,gerilmiş tel üstünde… Ama,çocuk aklımdan geçemedi bir türlü… -XVIII- Sokakta Yürüyen Dev Ardında çocuklardan…dağınık bir sürüyle… Arşınladı sokakları kocaman, iki adım… Neredeyse iki katlı evlerin boyundaydı. Tellere değecekti sivri konik şapkası. Bir palyaço maskesi, makyajı ve…her neyse… Rüzgarda dalgalanan uzun giysileriyle… Aktı çocuklarla bir…bir yaz günüydü, güzel… Ortalıkta bir karnaval havası…şen gülüşler… Ağzı kulaklarında…yalınayak çocuklar… Rengarenk balonlara asarak mutluluğu… Sırık adımlarıyla geçti ömrümün devi… Yaşamak zor olurdu, hayli küçükse evi (!) |
Anı -IV-
XII- Tahta Atlar Yalınayak…bütün gün, Toprağın tozunu adımlayıp Sıcak asfalta serip terli,çamurlu izlerimizi Kuruturduk… Bacaklarımızın arasında uzun bir değneği Hayali bir atla, bir tutarak… Dörtnala Koştururduk. Kaptırınca kendimizi Rüzgarın kamçısını bile hissederek Yelelerin savruluşunu adeta görerek… Geç kalmış atlılar gibi… Doludizgin Çocukluğumuzdan -bir an önce- kurtulmak istercesine… Hayata koştururduk… |
-XIII-
Çember Bir çemberin dönüşünde Bir değneğin katkısını… Keşfettiğimizde… Kim bilir hangi fizik kanunlarını Bilmeden, su gibi ezberliyorduk… |
-XIV-
Tel Arabalar Telden kıvırdığımız… boşluğu çevreleyen Araba tekerleklerinde ve bir araba iskeletinde Yekpare telden, iki tekerlek ve bir dingilin oluşturduğu Yine telden direksiyonları…- uzun bir telle aks’a, bağlanan- Değme şoförlere taş çıkarırcasına maharetli Döndürürdük Ağız dolusu motor sesi ile şişirerek yanaklarımızı Tenha yollarda… -çocuk parkı ne ki- Çakmaktaş’vari* Ayaklarımız, en sert fren Endişesiz, gelecek günlerden… Ne güzel oyunlar kurardık… * Taş devri, çizgi karakter |
Anı -VIII-
Radyonun İçindeki Küçük Adamlar İlkönce, limon ağaçlarını kuruttu yel. Narenciyeler karardı, batan güneşler gibi… Masallar yarım kaldı,mutluluk tökezledi. Kırık aşk şarkıları doğdu taş plaklardan Radyonun arkası yarınları tükendi… Sahi…küçük adamlar mı vardı içlerinde, Yoksa parmak çocuklar mı Küçük ama zeki, çocuklar… Bir güzel konuşuyorlardı Görmesek de,gözlerini …yüzlerini… Ellerinde oyuncakları var mıydı Yemek yerler miydi Okula giderler miydi Ana hasretine nasıl dayanırlardı Canları hiç mi sıkılmazdı bir kutunun içinde… Sonraları… Bir suretleri de, oldu Bir pencereleri de. Evlerimizde, bir kutuda yaşamaya başladılar Önceleri siyah beyazdı dünyaları… Sonraları yüzlerini boyadılar… -birileri- İnsanların gözlerini boyadılar |
Anı -II-
-Unutttum Sanma Sakın Ucundan Kulağından Çocukluğumuzu Yaşadık Siyah Beyaz- IV -Unuttum Sanma Sakın- Geçti,eski şarkıların çağı...Dede Efendi... Silindi hafızadan...Hafız Burhan...efendi. Ney,bile...hatırlamaz...Neyzen Tevfik...efendi. Ben de bir unutsaydım...bir buselik makamda... Her akşam Rast’laşırım,gün batarken...hicranla... |
V
-Ucundan Kulağından- Beyaz tonları sever...şimdi puslu aynalar Geçti karneli yıllar...çizerek bedenleri... Bakkallar külah yapar bir bir eski günleri... Bekçi düdüklü gece...düşürmüş yıldızları... Beyin bile, üşenir... anılar üşenmez mi... Hatırlamayı sevmez,kaybolan...gidenleri... Her biri,karanlıkta... güneşsiz dünyadırlar... Geçmişin iğnesiyle, taş plaklar çizildi... Ay tutulması gibi...şimdi... sönük yıldızlar... Starların her biri: Karartma *******i... Yıldızlarla taşınır...kayar hep birileri... Anlamsız savaşlarda vurulur birileri... Gözlerinde:Öldüğüne hayret eden,bakışlar... |
VI
-Çocukluğumuzu- Geçti uçurtmaların çağı...çocukluğumun. Topaçlar; döner döner...o günler döner mi ki... Çember çeviren haylaz...saklambaç oynayan kız; Yada, sek sek zıplayan; beş taş oynayan kızlar... Yazlık sinemalarda, büyülü haz gecesi... Nasıl da görüntüyü; keyifle seyrederdik... Olayları epeyce,gerçek sandık..bir süre... Kahramanın yerine,bizler... heyecanlandık... Bir rüzgar gibi geçti...bir meltem gibi esti... Yalınayak... kumlarda...ayağımı cam kesti... Ökseye tutulmayan bir kuş gibiydi, zaman... Koydu, bir tül ardına saklayarak...herşeyi. Herşey eskir zamanla...o, yaşlanmaz bir sefil! Hurdalar; bit pazarı...vitrinler, yenilenir... |
VII
-Yaşadık Siyah Beyaz- Geçti...dediydim; ya, ben...bakmayın dediğime... Unutmuş olsa idik! ...Bu şiir yazılmazdı... Geçmişte; unutulmaz tadlar vardır...derinde! ... Ozan gönlüm anlatır; dilinin döndüğünce... Wolkmen yerine bizler,çantalı radyolarda Şarkıları yük edinip...dolaşmaya çıkardık... Gecekondu mahalle’’Fabrika Kızı’’derdi... ‘’Her yerde kar var’’ıyla, Adamo, mest ederdi... Gece bekçilerinin düdüğü; karanlığı Çınlatınca... gölgeler, kuytulara sinerdi... ‘’Bekçi Murtaza’’bile görevini severdi... Şevroleler sal gibi yaylanırdı, yollara... Tren yolculuğundan zenci olup çıkardık... Kaç günlerdir yoldaydık...yolculuktan bıkardık... Hele... tadı başkaydı...o,bayram günlerinin... Farkına varamadık o zamanlarda ama... Bugün biliyoruz ki,bizler yarım yaşadık... Fotoğraf çekemedik; gerçek renkleri bile... Hayatı... siyah beyaz fotoğraflara çektik... Bu yüzden... anılarımız; siyah ve beyaz bizim! ... |
Anı -III-
-VIII- Tatili Unutmak Unuttuğum bir pazar…okula koşar adım, Gittiğimi bilirim…ve mahcup döndüğümü Yerin dibine girmeye razıydım eğer, Alsaydı, yer… İlkokul çantamı nereye saklayayım Kocaman bavul gibi bir sandık işte… Kalın kitaplarımı siyah karnına Bir güzel indirmiş de… Nasıl bir dalgınlıktı hala anar, utanırım… |
-IX-
Sokaklar Evler Okula giden yollar…gecekondu evleri, Yokuşlarda yorulmuş, oturup soluklanır… Çoğu aşı boyalı, eğri büğrü çatılı… Çarpık…yamalı kapı ve kırık pencereli… Yağmurlarda bir şemsiye tutasım gelir, içimden… Ne kovalar doldurdum kendi tavanımızdan… ‘’Çadırımın üstüne şıp diye damladı’’ |
-X-
Ders Çalışma Gaz lambalı odalar, gölgeler büyütürdü. Bir fitilin ucunda titrerdi mum alevi… Görünce karşısında karanlık koca devi… Cam bir sürahi kılıf, ateşi hapsederdi… Karşısında yapardım derslerimi sofrada, Ellerimde bıçakla açtığım kurşun kalem Ucundan damlatırdı bir bir kelimeleri Pilli bir radyo…antenli ve çantalı… Beni alır götürürdü bir yerlere… ‘’Havada bulut yok bu ne dumandır’’ ‘’Gökyüzünde bölük bölük turnalar’’ ‘’Havada turna sesi var’’dı. |
-XI-
Akşamsefalarınız Hayrolsun Televizyonun olmadığı zamanlardı Akşam alacalarının düştüğünde Komşu teraslarında çiçek saksılarının arasında Yada bir bahçenin akşamsefalarının Eflatun renkleri bir bardak çayı demlerdi İnsanlar iyi İnsanlar güzel… Hayat mücadelesinden bir molayı Paylaşmak …akşamları. Ne hoş. İki kelime…havadan, sudan… Üç beş sohbet konusu… İyi *******…güler yüz, tatlı dil… ‘’Kaldır kaşını yiyeyim aşını…’’ ‘’Ev alma komşu al’’ ‘’Komşu komşunun külüne…’’ Bu böyle biline… ‘’Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır…’’ ‘’Gönül ne kahve ister ne kahvehane, Gönül muhabbet ister kahve bahane…’’ ‘’Televizon’’yoktu,o zamanlar… |
Anı
I. Sevdiğim sokaklarda kestiler,ağaçları Yetim rüzgarlar eser,şimdi tenhalığında. Zift gibi,katran gibi bir asfaltı döktüler, Severdim eğri,büğrü arnavut kaldırımı. Silindirler ezerek geçti anılarımı... Yazlık sinemalarda, yaşlı gözlerle, izler Başörtülü kadınlar:Alışık’lı filmler... Satın alınan hayal...ilk renkli sinemaskop.. Binlerce yansımaya bölünen şarkıcılar... Kareler, birbirinin peşisıra akarken. Beyaz hayal daha hoş, sanki; tüm gerçeklerden... |
II.
Yıldız kanarken gece,yalnızlıkla kolkola Ucuz içkiler içtik,filtresiz sigara. Göz göze gelmek demek,ölümden zor, inan ki, Hasret yoğunluğuyla yüreğim bin perişan Tüten bacalar gibi,bahtım da, kara... sanki... Küllenirdi içimde,açılmamış sevgiler Platonik takılır, bendeki çocuk yürek. Ne hayallere dalar,aktarır, gönül kürek. Gün doğunca dağılır sisleri hayallerin. Kentin varoşlarında her türlü hengamenin Bitmez figanı başlar,bir zehir,bir zemberek... İçin için yanardım göynük kumaşlar gibi Güneşe bakamayan sapsarı bir oğlandım. Utanırdım kızlarla,oturup konuşmaktan. Böyle serbest değildi,baskıcı zamanlardı... O zamanlar çocuklar...bir bakıştan anlardı... |
III.
Somursa da, bir tamam, eski sevdalarımı Zaman... yıpratamamış,gençlik duygularımı: Hala buğulanıyor... gönlümdeki karanfil... Yaşamadığım aşklar,ukte kaldı içimde... Ben, kendini kuşatan, savaşlarda bir şehir... Kendi içine akan,gözyaşından bir nehir. Ve.. kağıt kayıklarla,yüzdürülen anılar... |
Anılarımı Okyanuslara Gömdüm
Çıngıraklı bir zehir: Unutulmak... Birden,saplanıveren bir kara büyü... Alamadı, rüzgarlar dudaklarımdan, Asırlardır...söylediğim türküyü... Yaşadım da n’oldu, çınarlar gibi... Emdiler öz suyumu...kör bir kuyuyum... Yaşanmamış saatlerin üstüne; Doğru...Bir Dünya kurduğum... Kara bir yazgı büyür alnımda, Dudaklarım ve gözlerimde mor halka... Anılarımı ve sevgimi okyanuslara gömdüm... Sensizlik,şimdi... demir attığım ülke! .. |
Anlayamadığım
Nasıl, bu denli çarpıyor kalbim? Ve...sen nasıl birirsin böyle? Ne farkın var diğer kadınlardan? Onların da,geceleyin çıplaklıkları var aynalarda, Senin de... Onların da,güzel kokuları var,rüzgarda yayılan, Seninde... Onların da düşünceleri,görüşleri var.. Onlara da iltifatlar, laf atmalar.. Benim gönlüm sana düştü, nedense... Ve...sen nasıl birisin böyle? Ne farkın var diğer kadınlardan? ... ................. |
Aranışı,Ölümsüzlüğün
Bu Mısır gecesinde Ölü bir mumyayım, Canlıdan daha canlı... Daha iyi alıyorum Akdeniz’in tuzunu... Babil bahçelerinde,yalınayak... Ayaklarımı gül dikeni çizdi Aktı kanım... Bu Mısır gecesinde Sfenkslerin gölgesinde korundum çıplak aydan... Piramitlerin sırrını çözdüm Papirüs üzerindeki plandan... Odasında atar gibiydi yüreği,Kleopatra’nın... İçtiği zehirden yerde bir damla... Hala beklentili...hala aç gözlü... Bu Mısır gecesinde Eski devirlerin büyüsündeyim, Ararken,Gılgamış’ın ölmez otunu... |
Arife Yada Soluksuz Bir Kent
Ben, iki asırdır düşüyorum… Aniden beliren bir uçurum yamacından… Tutan yok…tutmuyorsun…kimse tutmuyor… Haberim yok, Bütün gölgeler çekilmiş yanı başımdan Ben böyle ıssız mıydım…en kalabalık caddelerinde kentin… Ve…ben böyle, yalınayak mıydım… Bayramlar arifesinde… |
Armağan
Kim demiş armağan vermedin diye... Yaralı bu gönül... senden, hediye... Bir eser bir anı vermedin diye... Hasreti bırakıp gittin, yerine. Bir derin sancıda, durur yüreğim Saklar yangınını... korur, yüreğim Bu aşkın sonu yok; bilir, yüreğim... Hasreti bırakıp gittin, yerine. Ne ararsan, bende... ne ararsan, var... Ne onmaz yaralar...bitmez çileler... Teselli vermiyor artık şişeler, Hasreti bırakıp gittin, yerine. Kalmadı hiç kimsem... pas tuttu, kapım Örümcek ağları kaplandı zilim Beni bir başıma bıraktın, zalim... Hasreti bırakıp gittin, yerine. Yerini tutar mı sandın: hasretin... Hani dönecektin... hani vuslatın... Sırtıma bir kambur gibi yasladın: Hasreti bırakıp gittin, yerine. |
Aşk Ağacı
Sen...tüm dallarından,umut haykıran... Dünya lezzetli meyva veren,ağaç! ... Bir adın da, aşk; olsun, senin! ... Kiraz dudaklarını Elma yanaklarını...çaldıran... Giy! ...Yeşil gelinliğini... Her, dem: genç... Her,dem:taze... Her,demiçek... Her gönül toprağına... Dikilecek... Bir zamanı,gelince... |
Aşkın Geniş Tarifi
Aşk,bahara kesmesidir; çatlayan çekirdeğin Yankısıdır, yüreklerde büyüyen bir tınının... Gökyüzünün sürülmesi Bulutların yığılması Büyümesidir, beşik kertmelerinin... Aşk: gün batımlarını çizmektir gök tuallere Aşk: mehtabı boyamaktır alacalı renklere Aşk:denize salınmasıdır yakalanmış balığın Aşk: garibana palto ceket vermektir... Aşk: ilk görüşü anımsamaktır Aşk: saatleri ayarlamaktır: Bir ömür birlikteliğe... Unutmamalıdır aşk, vefayı Aşk, gurbet dönüşündedir Aşk, mahpus görüşünde Aşk: toplama..aşk: çarpma... Aşk: bir yoktan varolma Aşk: bir meyva vermedir... Aşk kanda, aşk candadır Aşk namlunun ucundadır... Hasret, mermi hızında! .. |
Aşkın Tek Kutup’u
Aynı kutuplar,iter… Farklı kutuplar çeker birbirini… Sen, kanunları hiçe sayıyorsun… Aşkı ben çekiyorum, Senin ise; tuzun…kuru… Her gün,çapalayıp, çorak topraklarımı Senli düşler büyütüyorum Sulayarak…gözyaşlarımla… Hiçbir gülün barınamadığı, Gönül bahçemde …hazan… Bir tek gül…bir tek gül…yok mu, Sevecek, toprağımı… Halbuki, ne yağmurlar biriktirdim… Ne arklar kazdım gönül bahçeme… Yüksünmeden…bir ömür rahat, Seni,besleyebilirdim… Ne gökkuşakları çizerdim,tuvallere. Siyahı çıkartırdım,paletimden Bütün renkler öksüz kalırdı Buna bile,aldırmazdım… Ne şiirler yazardım, ne şiirler… Hiçbir yüreğin yazamadığı… Derin bir aşka gömülürdüm Hiç kimsenin kazamadığı… Hep seni yazacaktım… Hep seni çizecektim… Ve anlatıp her şeyi, tek çekimli aşkım benim… Zamana…seni,kazıyacaktım… |
Aşkla Gelen
Aşkın ikramından gelir, Koy güzelim ayrılık koy… Yıllar yılı parça parça Oy güzelim daha bir oy… Dağların yamaçlarından Kralların taçlarından Şu cennetin açlarından Doy güzelim daha bir doy… Güneşin yaktığı kaya Daya hançerini daya Bir can kaldı be eşkıya Soy güzelim daha bir soy… |
At
Yeleleri... savurur özgürlüğü; yayar,düşsel bir zamana, Çağrıştırarak; dostluğu soluyan yüreklerden... Kötülükler,ezilir altında,nallarının, Ve...gözleri, sevgi büyütür usulca. Tül gibi ağar,ufka doğru... Terkisinde; yetim çocuklara ümitler... Toynakları, nazlı okşar toprağı Hem de,şimşek yetmez; ardına... Nal gölleri... oluşturur da,yağmur... Tenine, hızından değemez... Gölgesi süzülür, tarihten, Teri,gül yağı... Eyerinde, türlü siluetler belirir; dönem dönem... Kah... ünlü bir komutan, kah...isimsiz biri... Aynı ciddiyetle taşır; sevdi mi... Kralı ve serseriyi... |
Ateş Koşusu
*Orhan Ateş’in doğum günü anısına O rda dur... hayat, bekle....geliyorum! .. R uhum, prangalarımdan... kurtuluyor... H ançerleri,bütün...paslandırıyorum,savaşlara... A yrılıklarımdan,arındırıp,yüreğimi... ama... N e çare...yeni aşklara... koşuyorum... |
| Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 12:50 AM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.