![]() |
Zafer Şık
5217 Sokak
Gözümde değil Gönlümün derinliklerinde büyüttüm seni, Sen aşkımın mavisi! Senin denizine yelken açtım bir akşam vakti Başka sular da haram zaten Sende seni yaşıyorum Senden tutunuyorum hayata bir köşeden Erken yaşayamadım ki seni Çok geç bulduk birbirimizi Onca zahmetlere inat Belki daha da çok sana bağlanabilmek içindi- kaderdeki bu firak Sevdada son durağım, İmsak vaktine ramak var şimdi Yine sabaha kadar uykusuzluğumsun Seni düşünmekten mutluyum.. Ezana hasretsiniz biliyorum Bizdeyse aşinalık var, biz kör uykuda can veririz.. Gözümün önünde değilsin Ama resmin önümde Sesin nefesime karıştı yine, Çayım soğusa da İçimi ısıtıyor yine de Çünkü seni de demledim beraberinde Efkarımda sen, içimde sen Duamda sen ve ben, Hep aydınlıksın düşlerimde Geceleyin her daim ayın on dördüsün, Karanlığa yer yok, Her yerde sen Aydınlık bir gecenin ardından Nurani bir yüz, Sana susuzluğumu gidermek için Aynalara bakıyorum Seni görüyorum Sensiz geçen günlerime inat, Seni gözümde değil Gönlümün derinliklerinde büyütüyorum, Şimdi bütün yollarım sana çıkıyor Dört yönümde sen Seni senden soruyorum, Şarkılar seni besteliyor benim için, Her daim bir yanım eksik derdim İkimiz iki yarımdık Tamamladık bizi, Bulanık bir geleceğin ardından Bana gülümsemeni gördüm Vazgeçtim sabırsızlığımdan Sensiz şehrin Camişerif mahallesinde 5217 sokağında seni bekliyorum şimdi. |
Acemi
Unutulurmuş dediler ya!.. O zamanlar çocukluk işte, Platonik sipariş bayramlar Tescillenmemiş kaygılı umutlar vardı Ve karanlıkla uzayan rüyalar adama bakardı… Sonra kalakalmışlık yalnız başına bu şehirde İncitilmiş arzuların viraneliği hatıralarda Ismarlama hesaplar, Tek kişilik sahne oyunları! Şimdi her şey bir yürek ağrısı!!! Sürgülenmiş ve mıhlanmış kapı! Çaylaklık ve çömezlik; bir ilk işte, İşte fersiz geleceğin akıbeti; Kalemiz düştü ilkin Sonra atların nalları düşünce bir gül fırtınasında Ve vezir de esir edilince peşinen bir file Şahı devirmek bize kaldı! Acemilik işte, Gençliğimiz; pusatsız hovardalığın hazin nihayeti.. Şimdi her şey bir baş belası!!! Kendim gibiyim her daim Şiiri eskiden de severdim, Ben inşa ettim tüm çıkmaz sokakları Hep vuslat türkülerini damıttın aynalardan Çareler aradım aylarca bu diyarda Sonunda bir mim koyabildim hatıralara Mezara gömdüm eski- Ve siyah-beyaz fotoğrafları.. Acemilik kazası işte, Şimdi her şey nisan ayı Ve geriye dönüp baktığımda Tüm olup bitenler yapma kartpostal gibi buralarda, Senin çocuğundum ve ağırdım o zamanlar Şimdi bir şey o kadar uzak ki.. |
Antik Kentten Bir Sahil Şehrine
Çok geç tanıdım hayatı Ama erken yedim tokadını sevdanın, Yaşamın, arkadaşların, sırtımdan vurmaca bütün ihanetlerin.. Antik kentten ayrıldım bir akşam Yorgunum, vurgunum, durgunum Bir sahilde dalgalar benim yüzüme vurur sessizce Yine de olsun arkadaş Bu cihan saltanatını ayaklarımın altına almışım, Bak ölmedim ayaktayım Bu büyük ve yaralı ve kanayan köylü kalbim Küçücük bir şehirde yorgun düştü be zalim, Şimdi bitmeyen bir sancıyı Bitirmek için bir sahil kentindeyim Geçmişi değil antik kentin sokaklarını özledim Haram ettiğiniz çocukluğumu istemiyorum sizden Bana haram ettiğiniz umutlarımı, hayallerimi istiyorum sadece Çok görmeyin bunu bana Ben onlarla yaşıyorum Onlar tutunuyorum hayata.. Yine de olsun be arkadaş, olsun Sizi böyle de seviyorum Şu üç günlük fani dünyada kalbime kin tohumlarını ekemem ki Düşmanlığa benim vaktim yok Lügatime yazılmamış öyle bir kelime, Hep kaybettim biliyorum şimdiye kadar Hep acıları damıttım sizlerden Bunu Numan’ın annesi canım ablacığıma defalarca söyledim.. “Ben öç almak için gelmedim dünyaya” Terazi’lerin dengesi hiç bozulmasın n’olur Hayat o kadar güzel ki Gerçi siz de biliyorsunuz ama belki unutmuşsunuzdur! Şunu hep bilmek gerekir “Bir kötülük yapıldığı zaman Kişi o kötülüğü yaşamadan göçmez bu dünyadan” Onun için benim hakkım size helal Bunu ayrılırken size diyemedim belki Çünkü hiç biriniz yanımda yoktunuz o akşam vakti, Sizler de helal edin arkadaşlar sizler de Belki bir daha dünya gözüyle görüşmeyebiliriz sizinle, Ha bu arada çiçeklerime bakmayı da ihmal etmeyin!!! |
Artık Alıştım
Artık alıştım, öğrendim.. İlk değil Bundan sonra Son söz hep benim, Kapım açık herkese Buyurup gelsinler, Varsa bir fincan kahvemiz Zevkle ikram ederiz, Bilirsiniz bir fincan kahvenin Kırk yıl hatırı var, Artık alıştım, öğrendim.. Hem ilk hem son söz benim Ben böyleyim Siz kabul dedikten sonra Ben söze yeni başlarım, Siz değil Benim buyurmam lazım evvel Tamam adet yerini bulsun gelelim, Kahveyi siz ikram edersiniz Ama kırk yıl hatır değil bu kahve Hatırı olmazsa hiç Olursa ebede kadar, Artık alıştım, öğrendim.. Bize göre değil yine de Hep derim Aldanabilirim belki Ama aldatmam hiçbir kimseyi, Çünkü ben böyleyim Kendim gibiyim Göründüğüm gibiyim yani Ama siz de Hem yiğidi öldürdünüz Hem de hakkını yediniz! Artık alıştım, öğrendim.. Ekmek aslanın ağzında diyorlar hep Bu doğru Kolay değil hiçbir şey, ama geç öğrendim, Ekmeğimiz aslanın midesine indi sonra Bu da doğru, Ve öğrendim ki Aslan da aç ve o da ekmek arıyormuş artık! |
Aşk Vadisi
Aşk vadisinde kelebekler uçar güllerin üzerinden.. Gül şehrinin saltanatına her asırda bir gül alındı Ondandır her kuşun adı bülbül konulmadı! Haramilerin talan ettiği aşk kervanında Sırrımız feryadımızdan şimdi çok uzaklarda, Ateşine tutuşmak aşkın Hatta yanmak gerek bir gül uğruna, Ateşe düşene yanmaktan başka çare kalmadı Aşk vadisinde gül hasreti hiç yaşanmadı, Alıp bir başımı gitmek istedim aşk vadisine Ben kim, Simurg ve kaf dağı kim! Orada gönül gözünde kıl bitmişlere yer yok! Aşk vadisinde tüm çiçeklerin adı gül olmadı Güller ki ta ezelden aşkta kül olmadı. |
Aşkların Şahikası
Cananı olan canların gülistanlığıyım, Hiç batmayan güneşlere demir almalıyım, Geveze ruhların son matemli durağında Lahuti baharların ardından koşmalıyım, Yeni tanıştığım hayallerle çıktım yola Öteler ötesinde ay ve güneş kol kola, Aşkların şahikasında mecnun ve Leyla var, Bir ateş ki düştüğü yere hayatlar sunar, Bir sevdadır ki ebede meftun olanlara Sunulur siyahı hiç olmayan yarınlar, Hep kendimizi aradığımız *******de Mavera tadında devalar bulunur derde, Kezzaplı umutların sancısını çekerim, Siyah kefenli gecede sabahı beklerim, Diken üstünde yarınlar üşüyen kor gibi, Bugün buradan gider sonra yine gelirim, Uğruna adadığımız güller hiç solmadı, Bu yola baş koyanlardan ağlayan olmadı. |
Bağdat Türküsü
Hastahane koridorlarında ağlayan Ve yeni solmuş bir gülün adıdır; zeynep, Karanlığa inat binlerce yıldızların, Bağdat’a doğan gecenin adıdır; zeynep.. Yıkılmış kentlerin dili yoktur, bilirim… Sevgiyle harmanlanmış dostluklar nerede! Martın yirmisinde denize hüzün akar, Mavinin türküsünü söyleyenler nerede! Necef’te, basra’da yaraları kim sarar.. Anlaşılan medeniyet tarihte kalmış.. Dünyaca şanlı iki zalimin elinden, Muharrem ayı şu ırak’a haram oldu, Yüreklerde acılar şimdi çok derinden, Şehirlerde talan, minik eller kan oldu, Mazlumlarda ah, mazlumlarda şimdi figan… Yaralı bağdat; bir kralın sürgün evi..! Dünya tarihi on dört asırdan bu yana, Dini bir milletleri, hiç ayrı görmedi, En içli güfteler bağdat’lı analarda: “Gidip gelmeyecek, dönüp görmeyecekler…! ” Zeynep, sabah olmasını beklemektedir, En hüzünlü dualar da gece dökülür… Maveradan melekler gülümsemektedir, Ve soysuz bir saltanat tarihe gömülür, Zalime sürgün, mazluma bir cihan düşer… Sokak başlarında koşan sonra da gülen, Ve hiç solmayan bir gülün adıdır; zeynep.. En karanlık gecenin sabahına doğan, Üstümüzdeki güneşin adıdır; zeynep, Bir notanın son durağıdır; zeynep, zeynep… Savaşlara ceza verebilseydim eğer, Ebediyen mutluluğa mahkum ederdim. |
Başı Okşanmamış Yetim
Başı okşanmamış yetim, Sen ağlama… Kara sözlü insanlar ortasında Saçlarını tara inadına, Yüksek tut, göklere çıkar umutlarını, Menzilin gülistan olsun Sen gül olmasan da Gül koksun her yanın, Etrafa dağıt güllerin en güzellerini! Dümenini sen kullan hayatının Hayra yor rüyalarını Rotanı nur’a tut *******i mehtap olur, Ay ışığı denize Yakamozlar göz bebeklerine vurur, Sen ağlama, Dikensiz büyüt güllerini! Mavi gül yetiştir tam orta yerinde, Herkese tebessümü borç bil Dosta selam Düşmana güven ver, Başı okşanmamış yetim Sen ağlama Başı okşanmamış yetim, git Git, sen okşa başı okşanmamış bir yetimin. |
Beni Unutma
Bayramlık tutku değil bu Ama, yeni mi yeni bir tebessüm hayata, Küllenmemiş uzun bir bekleyiş Uzakları yakın eden dostluğumuz Canciğer kardeşliğimiz senle Senle beraber olmak sanal alemde de Bir kehf suresi bereketi işte, Çilekeş bir aşkıma senle çareler aradım kaç defa En son “keçi inadı” tutmuştu birilerini Keçiler kimden ders almışlar bilir misin ki! Galiba! Bilirsin. Yine söylemeyeyim gülersin sonra abla, Ta yaban ellerinden Bir gece yarısı ansızın görüşmek seninle Canım Feyza’yı kucağında Yanağını öperken görmek ne güzel, Senin mutluluğa hasret yüzünde Bir gece yarısı gülümsemesi ile görmek ne güzel, Yüreğimde, abla tadında sevgin alev alev Kalbim seni mutlu görmek için atıyor her defasında Tabiri zor belki ama, sana çok alıştım çok, Su kadar aziz ol canım Toprak kadar da ailene vefalı ol ölene kadar.. Dualarım seninle, Bu şehirde bir senin gülümsemene Bir de gül yarime tutunarak yaşıyorum sadece. Sen de lütfen ne olur beni unutma e mi canım. Senin için ablacığım Azra, 21 mayıs ‘04 |
Bir Cami Avlusu
Bir cami avlusunda İki israil kauçuğu gölgesi altında Üç bardak çay yudumlayıp Efkar katmerleştirdim son telefonla, Bir ikindi sonraydı olanlar, Çaylar bitti / Şekerler nasıl da eriyiverdi, Etrafımda yaşlı başlı adamlar Ellerinde tesbih Önlerinde çay Gözlerinde hala gençliklerinin feri, Benimse nihai bir göz ağrının ilk demi.. Göğe uzanan binalar arasında Varoş umutların kurbanlığıyım, Umut fakiri değildim aslında Herkes kadar zenginim, zengindim oysa, Saat akşama Ben ilahi davete icabete tutuldum Sonsuzluk tadında dualara Beni alıp götürecek olan miraca Her şeyin “ol” emri sahibine o kadar muhtacım ki Hepimiz o’na o kadar çok muhtacız ki.. Bir yerden başlamalı, Bir yerinden tutunmalı Yerden göğe uzanan merdivene, Faniye fena vurulan biz divanelere Oturduğum cami avlusunda Kement olmuş iki israil kauçuğunun gölgesi altında Çayımı bitirip kalkarken son sözüm Asrın hal ehli, zamanın bedi’sinden: “Ahirette seni kurtaracak bir eserin olmadığı takdirde, Fani dünyada bıraktığın eserlere kıymet verme”. |
Bir Hal Ki
Taht-ı Süleyman yıkılıyor üstüme Tarihin en büyük yangını bizim için kurulmuş görüyorum, Şaşkın gözler etrafımızda temaşa etmektedir, Akıbetimden korkmuyorum aslında.. Mancınıkla, ateşe İbrahim peygamberle beraber atılıyoruz Bir yetimin canhıraş ağlaması duyuluyor önce Ve sonrasından kaçınamıyoruz zaten, bir şehir talan edilir gizlice Kaçamıyoruz, kaderin anaforuna tutuluyoruz öylece, Derken gagasında bir tutam çalıyla bir kuş belirir Ve atar dağ gibi odunların içine onu, Bir ceylanın gözyaşı düşer toprağa Ketum ve sükuti umutlar yeşerir sonra, İbrahim peygamber farkına varır olan bitenin ve kuşa: “Zaten büyük bir ateşin içerisindeyim Bilirsin ki eğer kastın varsa faydası yok” der Fakir ruhların gizlenmeyen adaveti belirir havada, Ve İbrahim peygamberi asıl bu kuşun son sözleri yakar “Ben de biliyorum.” der. “ Maksat düşmanlığımız belli olsun” .. Bir ceylan dağdan suya iner sessizce Obadaki nergisler içler açar, Bir şehir yeniden kurulur tüm Cengiz’lere inat Yalnızlık şairlerin ilhamıdır kalabalıklarda, Tarihlerde bir “sin, şin” muhabbeti! Ve Hallac’ın yüzülen deri menkıbesi anlatılır.. Derken bir kuş daha belirir, çaresiz ve bitkindir Ağzındaki iki damla suyu ateşe bırakır aniden Bir kuş da olsa tüm İbrahim’ler (a.s) için Çarpan bir kalp vardır anlaşılan, İbrahim peygamber sorar bu kuşa da: “Görüyorsun ki ben zaten büyük bir ateşin içerisindeyim Bilirsin ki bana hiç bir yardımın dokunamaz” der Ve kıyamete kadar tüm kalplerde iz bırakacak Alevler içerisindeki yüreklere su serpecek Şu sözleri söyler: “Ben de biliyorum, ey Halil İbrahim! MAKSAT DOSTLUĞUMUZ BELLİ OLSUN” der Taht-ı Süleyman tekrar üstüme yıkılıyor.. Bir hal var şimdi tarifsiz Bir hal ki geçmişe tekrar dönüş imkansız Bir hal ki adama aslında bu yakışır Bir hal ki kaybetmek aslında yok bir daha, Merhaba sabah Merhaba arkadaşlar, merhaba... |
Bitti
Elveda demeden ansızın çıkıp gitsem bu şehirden Kimsecikleri görmesem ahh! Tersine yorumlanan rüyalara alıştım Yine hicran kaldı kesemde Yine özgürlüğü anlaşılan kitaplardan okuyacağız sadece! Hazan mevsimin son demindeyim Bardağı taşıran son damlalar bitmek bilmedi Ben bittim, ömrüm bitti Göz yaşım sel olup aktı gitti Kapalı kafese dair ne varsa hepsi bitti! |
Cahil Bir İnsanım
Belki okumuşluğum var ama cahilim işte Çünkü cehalet okumuşlukla hiç mi hiç değerlendirilmez.. Cahil bir insanım.. Belki öğretmenim olsun Yine cahilim çünkü, ancak yaşadığımız bilgi bizimdir, gerisi nafile Kendisini ıslah etmeyen başkasını asla ıslah edemez der peygamber, Cahil bir insanım… Yirmi beşinde bile hayatı öğrenemedim Bu gidişle ölünceye kadar çözemeyeceğim, Sırlar sır içinde saklı. Cahil bir insanım… Gün geçtikçe daha da acizliğim artıyor, Fakrımın nihayeti yok, Cahil bir insanım… İnsanları geç tanıdım hep, Ama erken yedim tokatlarını. En son işlenmemiş ve el değmemiş bir inci tokadı yedim, Cahil bir insanım… Aldandım belki ama ben bu cehaletimle bile aldatmadım hiçbir kimseyi. Hepsi hala abla, abi ve kardeş tadında hatıramda, Hala kapım açık, hala onlardan haber beklerim, Çünkü benim kapımda yer yok düşmanlığa.. Belki bazen ilkin sinirlenip kızabilirim ama devam ettiremem.. Cahil bir insanım… Ama hayatı gazetelerden, filmlerden değil yaşayarak öğrendim, Yine hala da cahilliğim yüzümden okunuyor benim.. Cahil bir insanım… Bu yüzden antik kentten Yedilerin ve Danyal peygamberin kentinden bir zindan kentine geldim, Keçi inadını başkalarına bıraktım Belki en güzeli bu oldu benim için, Cahil bir insanım… Yine de şiiri, kitapları ve satrancı seviyorum, Gülleri seviyorum, Gül peygamberini canımdan daha da çok seviyorum… Cahil bir insanım… Ama ben kendimi bu halimle yani cehaletimle daha çok seviyorum. |
Çıkmaz Sokak
Suda vefa yalnızca balıklara, Geceleyin güneş utanır aydan, Ellerim uzanırken semalara Parlak bir “yıldız” kayar gökten o an, Suda vefa yalnızca balıklara.. Anlatabilsem seni *******e ******* ki her gece aydınlanır, Göz yaşım düştüğü zaman yere Bütün komşular kapıma dayanır, Anlatabilsem seni *******e.. Ah, baharda şu “gül”ler bir solmasa! Mezarımızın üstüne dikilir, Çürümüş kemiklerimiz de olsa Ruhumuza elbet “Fâtiha” gelir, Ah, baharda şu “gül”ler bir solmasa.. Derin hayallerinde kaybolurum, Süvarisiz şahlanmıyor hiçbir at, Gidilmiyor az ötesi uçurum, Ya bir rüya, ya da yalan bu hayat, Derin hayallerinde kaybolurum.. Esmer deli kanlı içten yaralı Sevdalanır yeşil gözlü dilbere, Bu sokakta bütün yollar kapalı Sadece açık kalmış bir pencere, Esmer deli kanlı içten yaralı.. Titrer ellerim hep seni görünce, Eririm bakışların arasında Hayallerimde gezersin her gece Sensiz günlerim ayrılık yasında Titrer ellerim hep seni görünce.. Gelinlik içinde nereye böyle?!!! Yağmur bulutu rahmetten yoksun mu?! Bir çiçek baharda solar mı öyle? Gidiyorsun ağlamamak olur mu? Gelinlik içinde nereye böyle?!!! Üstü örtülü bütün anıların, Yüreğim yüreğim acı içinde Kim bilir öleceğim belki yarın, Bir yüreğim var, o da kan içinde Üstü örtülü bütün anıların.. Nergisler soluk, kuşlarsa ötmüyor, Yeni bir ölü mü var bu mezarda? Yüzümüze “gül”ler neden gülmüyor? Bir yas var ama, sadece burada Nergisler soluk, kuşlarsa ötmüyor.. Denizde dalga, hiç geçit vermiyor, Her günün bende bir hatırası var, Kalan gün, geçen gün say hiç bitmiyor, Bu yollar çok uzun, bu yollar çok dar, Denizde dalga, hiç geçit vermiyor.. Üşüyorum bu karanlık sokakta.. Güneş buraya hiç doğmayacakmış, Yalnızca ben değil, herkes ayakta Parlak bir “yıldız” gökten kayacakmış, Üşüyorum bu karanlık sokakta.. Zeminde “yılan” var, havada “baykuş”! Bu dünyada hayat kocaman yalan, İnmekle çıkmakla bitmiyor yokuş, Kapılıp gidiyor dünyaya dalan, Zeminde “yılan” var, havada “baykuş”! |
Çoban Yıldızı
Kızıl bir intizarla yıkıldı alem, Herod’un çaresizliği hatırlarda.. Bırak kimse mesih’i bilmesin, Emevi cami bilmecesi hala çözülmesin Hepsi bir sırr-ı kadime gömülsün… Denizlerde hep aynı dalgalanmalar, Bütün dudaklarda bir mehdi türküsü.. Ay başında hilali görmedin mi? Öyleyse git maraş’tan sor o kutlu geceyi, Uzun bir ömrün hazin nihayetini, Kızıl deniz anlatıversin sana.. Med cezir olsun gidip gelsin umutlar.. Ama bikerecik bile olsa İpi ellerinden kaçırmasın taylasanlı adamlar.. İfşası mümkün değil zaten, Hilali ben görmedim, mehtabı görmedim, Gri bulutlar arasındaki hilali ben görmedim, Ve bana bikerecik olsun göstermediler Karanlıkta yönümü bulmak için çoban yıldızını… |
Demir Atmak Zamanı
Bastığım topraktan utanarak yürüdüm yollarında Şehrimin bütün gizemli kapılarını sana açtım, Hasretler çektim içime, sonra Firakın gelip çöreklendi en senli yanıma bir gece, Dağ olup üstüme üstüme yürüdü gidişin Acılar görmüş yüreğimin takati bir tek hayalin O da heyula, can kavgası, en acılı ölüm armağanı.. Yokluğunun en tenha yerinde Kırmızı plakalı matemler birikir gözyaşlarımla, Seyrine tutulduğum yeşil dalgalı özlem Ve yürüdükçe en onmaz yerime özlemlerin gelip oturur, Süt mavisi düşler yanaşırken içime Karanlığa göz kırptım nedensizce! Seni sözlerden, cananı cansızlardan öğrendim! Ham umutları kovdum kapımdan pervasızca Asra yeminler olsun ki Lal arzularım olmadı sana dair, Köhne ciltli ama yaldızlı yüreğimin sahibi En cimri yanımdı seni şiire yazmam! Senden mülhem şiirim, şuurum İlmi kalemle tahsil ettim Bengisu tadında bir dirhem mürekkepte buldum cinanın yolunu! “Siyahnur”un rahmetin huzmesi oldu, Gülistanlığımın şehremini! Gittiğin “kün” emriyle gel, Kalelerimizin içindeki devşirme subaylar Keçe külahlıların esiri şimdi! Vakit yaklaştı Kutlu bir doğumun sancısını çeker insanlık Artık güneşten bile daha aydınlık umutlarımız, Yüzümüzde yusufî bir tebessüm Gönlümüzde davudî sesli çağlayanlar fışkırır, Demir almak değil Artık demir atmak zamanı! |
Elmas
Çıkıp seni aradım caddelerde En kuytu sokaklara bile girdim Sahile indim sonra Dalgalar yüzüme vurdu sensizliği Utandım, utandım, utandım işte sensizlikten.. Biliyorum şimdi sen benden çok uzaklardasın Özlemin körükleniyor içimde Ben güneyin sahillerinde Her akşam can veriyorum şu Mersin’de Şu sahil şehrinde, bu zindan kentte Bir tek sana tutunarak yaşıyorum sadece, Sen şimdi yaban ellerde ne edersin ki Çağırsam yanıma gelir misin? Ölüm günü habersiz alırlarken ruhumu Sen de bunu duyunca Bana kavuşmak için Yaradan’a dua eder misin? Şimdi vakit gece Saatim 02:00 göstermekte Elimde bir bardak demli çayı Yudumluyorum hafiften, Uykusuzluğum ondan değil bilesin, senden.. Dalıp gitmişim Sensizliğin hükmünü bozmaya ahdetmişim, Şu uykusuzluğa alıştım Bir tek yokluğuna alışamadım senin, Derler ya hani Zaman alışmayı öğretir ama, unutmayı asla.. Ben alışamamışım ki zaten kaç zamandır Hep derim tarihler bir ben de yanılır hep Ben bütün kaidelerin genel istisnasıyım.. Ben güneşin oğluyum Cam şişelerini değil Elması seviyorum, Karanlığa değil Gündüze vurgunum.. Kendimi sana arzediyorum Elmas seni seviyorum Alışkanlığımsın, Gelirsen eğer Beni, seni beklerken göreceksin… |
Eylülde Düştük Yollara
Eylülde Düştük Yollara Yol olduk… Şuh vaatlerin esaretinde Gurbetin ışıkları aydınlatmadı *******imizi, Üşümüştük oysa bir yorganın altında, Hazanın yaprakları bizim üstümüze düştü İçimizdeki aşkın habersiziydik Tın tın kulaklarımızda patlayan çanlar Alıp götürür bizi.. Ram olduk gurbete Efsuna tutulduk, Zilletin pençe izini suratımızda taşıyoruz, Al bayrağın, ak hilalin hasreti düşer içimize Yanar, döner, dururuz.. Eylülde düşmüştük yollara Yakınlar uzak oldu, Gurbetin gündüzleri gecesinden daha da kara Devasız yaralar aldık, Sılanın gurbetliğine gitmiştik Ezanın gurbetliği yaktı bizi.. Eylülde düştük yollara Yol olduk… Surları yıkıldı şehrimizin Şimdi perişanız Şimdi bin bir pişmanız, Biz üşüyoruz Eylül de üşüyor. |
Fatih’in Fermanı
Sensizliğin telaşındayım şimdi Yokluğunun onuncu gününde On asrı omuzlarıma yüklendim sanki.. Eyyüb’ün (a.s) sabrındayım Acıyı lügatlerden değil Sensizliğe hükümlüğümde öğrendim, Ha bugün, ha yarın gelirim dedin Hep bekledim, sabrı yüklendim, Hala alışamadım sensizliğe Hala dokuz buçuk görüşmesinde seni beklerim.. Yusuf’un (a.s) medresesindeyim Bu zindanda senliğe müebbedim Rüyayı yorumlamayı ondan öğrendim Kimsecikler yok bir başımayım Ara sıra olan ziyaret saatlerinde öğrendim; El alemin diline düştüğümü Bir şeycikler diyemedim, yanımda yoklar ki Artık sussunlar diye, Seni de yüreğimin müebbed zindanına hapsettim, Garip değil mi Mahkumum da sen sultanım da, Sen de beni sultan etmiştin ya gönlüne Süleyman peygamber tahtında Bir cihan saltanatı sürdürüyorum seninle.. Yusuf’un (a.s) medresesinde Eyyüb’ün (a.s) sabrındayım, Sultan Süleyman (a.)’nın sarayından Fatih’in Murad’a fermanını Hüdhüd’le haber ediyorum: “Eğer sultan sen isen gel otur tahtına Yok sultan ben isem bana itaat etmeni emredip”: Beni sensizliğe mahkum etmeni Ebede kadar yasaklıyorum. |
Felluce
Benim adım Felluce.. Tarihin en içli ağıdı benim üstüme yazılı Beyaz sayfalara yazılmadı, yazılamadı nedense, Ağlamak istedim olmadı, yapamadım.. Benim adım Felluce.. Yıkılmış bir şehir değilim aslında Tar-u mar olan insanlığınızdır, Hani medeniyet dediğiniz 21. Asrınızın kara yüzüyüm.. Benim adım Felluce Belki unutmuşsunuzdur diye söylüyorum, İnsaniyetin yetim çocuğuyum.. Toprağım kokmaz yağmurdan sonra Aslında yağmur da yağmaz üstüme Bedenim barut kokar Yıldız diye kurşunları seyreder çocuklar Ama hiç de korkmazlar Neden korksunlar ki Ellerinden çalınmış geleceklerini İstilacılardan yoksa nasıl alacaklar.. Benim adım Felluce, Gözü kara zalimlerin zehir lokması Mazlumların arşa çıkan ahıyım.. Benim adım Felluce.. |
Filistinli Kız
Ben Filistin gülistanında Binlerce çiçekten biriyim, Ben Filistin'li bir kızım Doğduğumdan beri yalnızım.. Hayatta kalmayı Savaşmak olarak öğrendim Filistin sokaklarında, Hükümsüz hürriyetleri kefen yaptılar Belki de bu yüzden Gülümsemeyi hiç beceremiyorum, Burası Filistin Nüfusu meçhul diyar, Şehirlerin gözbebeği Kudüs Mimsiz medeni kargaların yemi şimdi.. Burası Filistin Ben Filistin gülistanında Binlerce yaprağı üşüyen Yetim çiçeklerden biriyim.. |
Filmin Misafir Konuğu
Kadere değil İsyankarlığım kendime, İsyankarlığım sensiz hayatı kabullenemeyişime sadece.. Serseri dönüşlerim olmayacak Bundan sonra diyar yar kente, Mazinin acılarını büyütmeyeceğim içimde İçimde susuz kalacak geçmişteki acı hikayem artık, Bensiz kalan o şehrin Sessiz sokakları şimdi sana kalsın hep, Senden bahsetmeyecek şiirlerim bir daha Gece mehtabında sen olmayacaksın Sensiz sabahları özlemeyeceğim, Sensiz gülüşler, sensiz gece yürüyüşler daha da tatlı olacak Sensiz hayatı inadına daha da güzel yaşıyacağım.. Güney kentin azizliği işte Sahil kentlerin divane gönlüne Sığmadı benim bu köylü kalbim, Olsun be, bu dünya Herkesi aldı da koynuna Bir biz mi kaldık dışarıda? Kadere verdim gidişini Başımı örse vurmaktan kurtuldum bunun için, Belki de bu yüzden rahatım o kadar Yüzümdeki tebessüm kaderime razı olmamdan belki, Kısmet derlerdi ya hep İşte böyle bitti bu filmin son sahnesi de, Bize de seyretmek kaldı geriye olup bitenleri Sanki bu filmin başında hiç olmamış Ortasında ne bir şiir yazılmış ve okunmuş Ne de bir Maraş dondurması yenilmemiş gibi olsun, Ben bu filmin Misafir konuğuyum sadece Kaderime razı olmaklığım bundan Sessiz sedasız diyar yarı terkim bundan Bundan hep o kente Ve on üç yıllık mazime bir mim koymam.. |
Fransız İhtilali
Bu gönül kaç derde hep sabreder Yumruklarımı sıktım Ama acılarımı sineme çektim daim.. Yorgunum, Miadı dolmuş bir kentin sevdası Hala içimde sessizce uyur, Akdenizin dalgaları her akşam Yalnızlığımı yüzüme vurur.. Kimse kimseyi bilmez Ne derlerse desinler Mevla der ya; Bu dünyada herkesin kendine yeter derdi var.. Ben en çok güllere vurgunum En sevdiğim dostuma “gülüm” derim daim En çok kızdığım kimseye de yine; “bak gülüm” derim Tek sermayem güldür benim Ben gül alıp gül satarım, Gül mevsiminin Ve gül şehrinin aşığıyım ben, Solan her gül için Benim ömründen bir gün daha gider.. Bir dost arıyorum, Kaç derde düştüm Yakınımda göremedim kimseyi Elimden tutan olmadı benim Üstelik de gittiler teker teker, En son “Fransız İhtilali” yaşamıştı ruhum! Yumruklarımı sıktım Bu derdi iyi bilirim Anlayacağınız ilk değil bu Bu gönül bu derde de sabreder yine.. Bir dost arıyorum, Ama param yok! Meşhur bir zatın sözüdür, hep derim Yeri gelmişken tekrar edeyim; Ben aldanabilirim belki, e malum insanım, Fakat aldatmam hiçbir kimseyi, Çünkü ben müslümanım, müslüman.. Bir dost arıyorum Fransız ihtilalini unutmak istiyorum, Bu yola tek sermayem olan Sevgi ile çıkmışım.. |
Gakkoş Güzeli
Şimdi tahammülsüzlüğüm sana yine Ve kabullenemeyişim gidişini.. Yokluğunun ağırlığı var düşlerimde Ağrısı var sensizliğin bir yerimde.. Şimdi sen, benden çok uzaklardasın Belki benim için bir daha olmayacaksın Belki değil, hiç olmayacaksın biliyorum, olamayacaksın Ama sen her daim garip bir sızı olarak kalacaksın kalbimde Tüm ağrılarımın sebebi sensin, Grip olduğumda mentollü mendilim, nane ve limonun sensin, Senden başkasına yer yok ki yüreğimde.. Senden azatlığım, sensizliğe alışmışlığım yok Yok öyle bir şey, Hani Sadri ağabey derdi ya : “Ben sevdim mi adam gibi severim” Ondan da öte düşkünlüğüm sana Mecnun’un Leyla’yı tanımamışlığından da öte işte, Unutmak yakışmaz bize Kalbimdeki sırra ihanet edemem bilesin, Suskunluğum senden, susuzluğum sen hep Boynu bükük yaşasam da bu şehirde Bu şehirde sensizliğe hüküm giysem de Kimler alışmadı ki benim bu viran halime, Giderken benim yaralı emanetimi de Alıp götürmüştün beraberinde, Belki de bu yüzden sevemedim Gakkoş Güzeli Senden sonra hiçbir kimseyi Bırak sende dursun hep emanetim, Vuslatlar sana hep Ayrılığın acısı bizim yüreğimizde kalsın hep yine, Oturup seni demledim yine bu gece Efkarlığım senden, efkarlık ilacım da sen yine Türküler uçurdum havaya sessizce Gece mehtabında seni aradım, haber saldım yedi cihana Seni, sesini ve ölümsüzlük tadındaki kokunu özledim diye.. Sen yoksun diye tüm gülleri kana buladım.. Seni içtim yudum yudum sabaha kadar Yine de kanmadım sana, kanamadım, Anlasana be Gakkoş Güzeli Son noktayı senle koymuşum sevdaya, senle Ben senle doğmuşsam bu şehirde Senle ölmem gerekmez mi, söylesene! Uzun bir yaşam bize göre değil Senden sonra da ben yaşamamışım ki zaten Senden sonra sensizliğe alışamamışım ki.. Şimdi tahammülsüzlüğüm sana yine Ve kabullenemeyişim gidişini.. Yokluğunun ağırlığı var düşlerimde Ağrısı var sensizliğin bir yerimde.. Şimdi sen, benden çok uzaklardasın Belki benim için bir daha olmayacaksın Belki değil, hiç olmayacaksın biliyorum, olamayacaksın Ama sen her daim garip bir sızı olarak kalacaksın kalbimde Tüm ağrılarımın sebebi sensin, Grip olduğumda mentollü mendilim, nane ve limonun sensin, Senden başkasına yer yok ki kalbimde.. Senden azatlığım, sensizliğe alışmışlığım yok Yok öyle bir şey, Hani Sadri ağabey derdi ya: “Ben sevdim mi adam gibi severim” Ondan da öte düşkünlüğüm sana Mecnun’un Leyla’yı tanımamışlığından da öte işte, Anlasana be Gakkoş Güzeli! Son noktayı senle koymuşum sevdaya, senle Ben senle doğmuşsam bu şehirde, Yine seninle ölmem gerekmez mi, söylesene! |
Gençliğimin Resim Kitabı
Gençliğimin resim kitabı; Tarsus Biliyorum senin için hiç de kolay olmayacak Sadık birini bulmak, Bir hırsızın kesik elinden akan kanlar kirletiyor yollarını, Kaygısız gençler dolaşıyor Gözlü Kule’de Yaşarken bıraktığım ölüm izleri caddelerinde Ve yedi renge boyalı mazim var ellerinde.. Çiçek kokan bir dost olmayacak senin için Küllenmiş bir kuş tüyünün lekesi senin hatıran, Ölülerin hakları kutsaldır buralarda, bilirsin.. Ölecek bebeğin ardından yakılacak ağıtları Duymamak için gitmeliyim, Yirmi yaşımın İlk sabahları çok uzak şimdi, Yarın yirmi bir.. Kronometre kimin ellerinde, kim saracak bandı yeniden? Karanlık bir gece, ayın etrafında leylak halkalar; Kızıla boyalı saçlar maziye bir yol vermez bu duvar, Bugün yirmi bir yaşındayım, hayat benden yana görünüyor, Kirlendim zamanla, önceleri çok korkmuştum Ama sonra alıştım, Tutkularım da her daim sürmüyor değil O kahredici utançla bir arada, Dite’de ölümsüzlük suyu; Tarsus.. Hani alt kattan gelen sesleri dinlerdim ve dualar ederdim El değmemiş Meryem’lerin adına, Bahar elifbasıyla yazılmış yazılar Yolun boş bir sayfasında, Bir vefakar var ardımda giderken; Yedi Harika şehrin dördüncüsü.. Uzun bir yaşamın Mumunu yakıyorlardı bir yerde, Kısa bir yaşamı söndürüyorlardı Başka bir yerde, Bütün gözler önünde bir balkan kralını öldürüyorlardı, Aklıma gelmişken söylemeliyim, Tarsus Kim bilir daha kaç takvim değişecek Bu kayısı kentte kaç sokak adını ezberleyecek Raket sallamadan bir topa Ve satranç oynamadan Kasparov’la, Ben gitmeliyim şimdi ama, bir daha dönmeyebilirim Adını son defa söylemeliyim Gençliğimin resim kitabı adına;Tarsus |
Güftesi Aşk Olan
Gülüşüne Gizli de olsa bakışlarına Gece yarısı telefonlarına Gözlerine bakınca beni benden edişine alıştım.. Gül senin, güller senin kokunda Güz gül olur Göz olur körlere gelişin Gülistan olur alem gülüşünle Gök çalkalanır, yer çatlar sana hasretliğimle Gönlümden gönlüne Gönlünden gönlüme Güftesi aşk olan bir rahmet yağar üstüme… |
Gül İklimi
Men edilmiş aşkın dilencisiyim.. Sevdasına düştüm beyaz nurun Yollarına düştüm bir gece, Sevda çektim iflah olmaz ciğerlerime, Şifayı kaptım sonra bir pazar yerinde! Tedavülden kalkan umutları besteledim nedense! Kalbe dokunan yanlarımdı biriktirdiklerim Ben güllerin sersefiliyim, Ürkek ve şaşkınlığım merhameti bilmeyişimden.. Ruhumun zinetli libasında Son demindeki pejmürde hıçkırıklara elveda, Azgın yaralara, kara, kışa elveda!!! Öteler ötesi maveraya uçuşa hasretim Yıllar yılı beklediğim, beklediğimiz Terütaze gül iklimindeki gönüllere merhaba.. Uzun ve yorgun bir yolcuğun orta yerinde Yusuf çıkacak kuyudan… Yusuf çıkalı çok oldu… Şimdi zindanlar Yusuf’u tahliye de etti Zindandan şaha çıkalı da çok oldu Bir Yusuf ki hepimiz ona emanetiz! |
Gül Pazarı
Öyle değildi bu şiirler bilirim, Kaç gece, kaç gündüz geçti üzerinden Kaç harami talan etti şehri yeniden, Nereye gitsen ben gelirim, Bu gül pazarında güller hiç satılmaz Kaç gülü gördümse dedi: Aşksız olmaz. |
Gül Ve Nur
Rengi değişti alemlerin tek bir gecede Cihana rahmet yağdı, gül yağdı hep nur yağdı, En güzel sancısıyla bir yetimin evinde Mekke'den çıkan nurla kainat aydınlandı, Gül ve nur yolunu kaybetmiş divaneleriz Ondört asırdır gül kokuna hasret çekeriz.. |
Gül Ve Nur 2
Suyun azizliği, gülün güzelliği senden Senden, rahmet oluşu yağmurun üstümüze, Narı var, nuru yok güneşin, ne varsa senden Asrın zulumatından çıkar bizi gündüze, Şimdi, ikliminde yanıp tutuşma zamanı Şimdi, Allah’ın boyasıyla boyanma anı.. Su hayatlığını kazandı pazartesinden Hazan ve hüzün bitti, gül ve nur devrindeyiz, Gül ki; kokmuş yüreklere amberdir teninden Nur ki; said olmuş, husrev olmuş izindeyiz! ”Nar nuru yakmaz”, nur narı da içine aldı Nur; ateşe su, senden bize nurlu gül kaldı.. |
Gül Ve Nur 3
Gül; candır, nur; canan, ikisi de sendendir Canisi olduk gülistanında güllerinin, Ayın ondördü yüzünün nişanesidir Mavileri solmuş olsa da umut şehirlerinin.. 'Zaman ihtiyarladıkça Kur'an gençleşiyor' Güllere can, nurlara nur katanlar geliyor.. |
Gül Ve Nur 4
Seyyidi olamadık biz nefislerimizin Hep ser sefil dolaştık dünya zindanlarında, Nuru yok, feri de kalmadı gözlerimizin Gül ve Nur arıyoruz saadet saraylarında, Pazarda şahımız köle diye satıldı Arştan ferşe çıkan elimizde niyaz kaldı.. |
Gülüm
Beyaz karanlıklarda hep yolumu kaybettim Güneş bir kerecik olsun da doğmaya görsün, Bu yıkık şehirde kaç defa seni bekledim Her gördüğümde beni mahveden o gülüşün, Bu diyarlarda sensiz sabah hiç olmadı ki, Kavuşamazmışız bir daha, ahrette belki.. Ben zaten her daim kaybetmeye alışmışım, Her karanlık sonrası bir de güneş doğarmış Biliyorum, ben seni tanırken yanılmışım, Amed’de bir yiğidi adından tanırlarmış, Bak şimdi sen yoksun, benim çocukluk yanım da Şimdi sen yoksun ama, ağrıların aha şuramda.. İşte şimdi bahardır, nisan ayı da geldi, Girdabına yakalandım sarı saçlarının, Ölümüm seni son defa görmeye değerdi Kimden yadigar bilmem bu umman göz yaşların, Vakit gece sensizlikten dem var yüreğimde Eski bir arzu ve yeni bir aşk düşlerimde.. Siyah aydınlığı arayıp durdum, yoruldum, Yenilmek adıma yakışmazmış diyorlar Hangi kapıyı çaldımsa açılmadı, kovuldum, Bana Mecnun sana ise hep Leyla diyorlar, Ve ben seni hala çok seviyorum be “Gül”üm Seni beklemiş seni özlemişim be “Gül”üm... |
İki Şey
Ölürsem, senin açtığın yara öldürür beni Yaşarsam ilacım yine sen, Şimdi iki şeye tutunarak yaşıyorum bu diyarda Umutsuzluk yaraşmazsa da bize Bir sahil kentinde Bir sana tutunuyorum Bir de seni onca sevmeme rağmen Sana olan pusulasız kinime, Garip değil mi Yine çocukluk etme diyeceksin belki de bunun üstüne, Olsun.. Ne senden geçerim Ne de sana olan kinimden, Senden öğrendim aslında ikisini de.. Her gün, görmekte alışkanlığımsın Her saat yeni bir şiir Her dakika kabulümsün düşümde Seni alıp veriyorum havaya her saniye Nefesim sensin Sensiz yaşamak haram! Ama yine de gitmiyor kabullenmeyişim, aklımdan İlk gün gibi tazeleniyor acım seni görünce Ben ne eyleyeyim sen söyle Sensizliği kabul ölümlerden de beter, Sensiz de yaşamak haram İntihar da büyük günah oysa Çıkar bir yol göster bana, Sana asıl kinim bu yüzden.. Varsın bu haram saltanat senin olsun Biz kendi derdimizle dertlenelim yine Belki çaresi derdimizde saklıdır Belki ölüm bize senden daha yakındır.. |
İkimizin Hikayesi
Şimdi haziran ayı Yüreğimde mevsimin değil Senin sıcalığın Efkarlıyım, Dem vuruyorum yalnızlığıma Seni bekliyorum Efkarımı çay değil sen dağıtıyorsun Sigara kullanmam asla Yalnızlığımı sigraya gömmem Bu mersinde hergece oturup Çay diye seni demlerim İçerim sabaha kadar Yudum yudum sana kanarım Seni özledim derim ya hep Sürekli artıyor bu özlem Yokluğun hasretini çoğalttı bu şehirde Bu şehir sensiz zindan kent Bu şehir viran, yıkık, ölü Sahile inmek istedim Ama korktum işte Dalgaların sensizliği Yüzüme vurmalarından korktum Gemilerden seni soramadım ondan Ama neyse ki Kuşlar gelip seni anlattılar Onlar seni bana söyledi Seni beklememi Senin de beni beklediğini, özlediğini Aşkımdan yanıp kavrulduğunu söylediler İşte böyle güzelim ikimizin hikayesi |
İkiz
Nereye gitsem, peşimde sen Kovamıyorum da kapımdan seni Git desem, zaten sen yoksun ki İkizin var, İkimiz yokuz Sadece birimiz varız Fark etmez ki Çünkü biz Bir birimizin aynasıyız, Bi kerecik olsun söyle demiştim O iki kelimeyi sana Durdun ve Ben söyleyemem ki Sadece hissettiririm dedin, İkimiz birbirimizin aynasıyız ya ikiz Ha sen ha ben ne fark eder ki Biz zaten iki bedende bir can gibiyiz. |
Isparta Gülü
Hiç görmedim seni Hep beklemişim, yolunu gözetlemişim Mihmandar olmuşum rüyalarımda sana, Sen düşlerimin yolcusu! Vefakar değilim Kıtmir kadar İzleri ansızın kaybolanlara, Rahmet de değilim yağmur kadar toprağa, Ama fıstık-i yeşil umutlarımla da En zifiri *******e doğan bir Nur olabilirim, Bilmem hangi yeşil yol Ulaştırır insanı Kaf dağına Ve Kaf dağının Zümrüd-ü Anka kuşuna, Sen mavi ada! Bir gece yürüyüşünde Görebilir miyim O’nu? O’nunla el ele tutuşup Çıkabilir miyiz süreyyaya? Ramak kalmış diyorlar hani senin o muştuna, Şafak da karanlık değil bu ******* yurdunda, Güneş seher eşiğinde Ve doğarken gülen bir bebeğin sesi gelir ilk kez.. Sen Isparta gülü! Hiç üzülme, Boşluğa hiç resim çizmedim, Mona Lisa’yı kıskandıran elinle Siyah bir nurla da ben yazıyorum umutlara: “Üç vakit sonra, inan ki bana adı: Bahardır” yılların.. Sen rüzgar gülü! Bir bahar türküsü dillerde gezer, Masalların yalanı biter Ve biter Büyük Sahra’dan esen sam yeli, Ilık bir sabah rüzgarı yelinde Burnumda bir toprak kokusu Ve bir Yağmur’un tadı boğazımda.. Sen umudun adı! İsa ölmedi, Madonna; Meryem’in ellerindeki çocuk, İkiz Bebek’lerin kefensiz naaşı!.. Amerika’nın yoksul ve kara yüzü Harlem Harlem’in kanlı yaşı; Malcolm X Çikolata renklilerin kahramanı; Malcolm X, Yazıyorum aha buraya on dört - yirmi dört (14-24): “Üç vakit sonra, inan ki bana adı: Bahardır” yılların.. |
İşte Benim Hikayem
Ayrılığı besteledim hep şimdiye kadar, Yani hep kaybettim, malumunuz olsun Hazan mevsiminden kurtulamamıştım hiç Yaprakları üşümüştü ruhumun Sararıp solmuş Karşılık göremeyen kalbime düşmüştü acısı aşkın, Ayrılığın envaini yaşadım Bilirim nasıl da oturur adamın yüreğine Uyku haram olur ******* yoldaş ve sırdaş olur Bir de çay olunca o gece vakti Efkar demlenir Yıldızlara takılır gözleriniz Hepsi bir şehri ayin gibi düşer üstünüze Aman sabah olmasın Bitmesin gece bu yolculuğumuz Efkar bitmesin Çay soğumasın Annem, babam, kardeşlerim uyanmasınlar Ben gece yürüyüşüme devam edeyim.. Hepsi eskidendi Hepsi eski bir hikaye Bütününü toplasan bir ceviz kabuğu belki Hepsi bir hayal, hepsi bir ütopya bunlar Koparılmamış bir takvimin ütopya hayali işte , Şimdi sabah Güneş yükselmiş doğudan Karanlıklar saklanacak yer arıyor Ruhumda sessiz bir bekleyiş Ve gecenin efkarı da sanki kalmamış gibi, Takvime baktım hala hazan mevsimi Dışarı baktım bahar gelmiş Bir şeycikler anlamadım önce Günlük bir gazeteden fark ettim baharın geldiğini Ya takvimdeki hazan yalan mıydı? Ya gece bekleyişlerim, efkarım, çayım… Sonra anladım ki koparmayı unutmuşum takvimin yapraklarını Bu yüzden ruhum üşümüş Bu yüzden geceyi sevmiş, gündüzden korkmuşum.. Şimdi ne hazan Ne efkar ne de artık ruhumda karanlık var Saatler vuslatı gösteriyor Bir heyecan, bir coşku var inadına mazime Bahara merhaba, merhaba yaz mevsimine Eskiden ruhuma zindan kent Şimdi de tutunduğum şehir olan. |
İstisna
Her kaidenin Bir istisnası olurmuş, Zaman gösterdi ki Bütün kaidelerin de Ortak bir tek istisnası daha varmış O da benim, ben, ben… Alıştım buna, ama Daha kabullenemedim nedense.. Adıma hep yakışanı yaptım Ben böyle biliyorum İtirazı olan varsa buyursun, Mevlana’nın dediği gibi Olduğum gibi göründüm hep Görünüşüm kalbimin aynası oldu, Tanıyanlar bilirler zaten, Öğretileni öğrendim Fazlasını bile yaptım her daim Ama her öğrenilen de öğretilmez ki size.. Ben bir dut ağacıyım Kendimi öyle biliyorum Arı istifade ederse eğer En şifalı balı size ikram eder.. Ben bir dut ağacıyım Elsiz bir ipek böceği yaprağımı yerse benim En güzel libası giyersiniz elbette.. Ben bir dut ağacıyım Ayaksız yılan da gelebilir Ama inanın izin vermem ona, vermem.. Düşmanım da olsanız Benim elimden Zarar gelmesini istemem size Dedim ya, ben Bütün kaidelerin ortak istisnasıyım, Garip gelecek size ama olsun Çoğu arkadaşı kendime tercih ederim Nedendir bilmiyorum.. Şiiri sevmişsem ondan Satrancı sevmişsem ondan Çiçekleri sevmişsem ondan Ondadır hep gece yarısı Balkonda oturup Yalnız başıma çay yudumlamam, Ondandır hep ondan Gece yürüyüşlerini yağmurla beraber sevmem.. Her kaidenin Bir istisnası olurmuş, Zaman gösterdi ki Bütün kaidelerin de Ortak bir tek istisnası daha varmış O da benim, ben, ben… Alıştım buna, ama Daha kabullenemedim nedense.. Dedim ya, ben Bütün kaidelerin ortak istisnasıyım Ve beni böyle bilin… |
Kaç Gizlen Sus
Ben ölmek için doğmadım, Her gece yürüyüşümde Bir yıldız kayar gökten, Ama hiç dilek tutmadım, Kehribar tesbih misal hep yıldızlar saydım Yalnızlıktan kaçıp ayın mehtabında dolaştım, Kendimi gizledim vefasız aynalarda Kamufle olup sessizliğe kaçtım, Ben kaçtım Ben gizlendim Ben sustum.. Ben ayrı dünya çocuğu, Her gece ayın doğuşunda Sancısını çekerim yalnızlığın, Sonra firari fikirle yıldızlar sayarım.. Kaçarım esaretine düşmekten yalnızlığın Gök kubbesi altında gizlenirim karanlığın Yürürüm gecenin kucağına susarım, Benim adıma doğan Her gündüz için Her güneş için, To be or not be Önemli değil, Her ne kadar asil bir eylem olmasa da Ben kaçarım Ben gizlenirim Ben susarım.. Ben ölmek için doğmadım, Her gece yürüyüşümde Bir yıldız kayar gökten, Ama hiç dilek tutmadım Kehribar tesbih misal hep yıldızlar saydım, Ben kaçtım Ben gizlendim Ben sustum.. Ben ölmek için doğmadım Ben ebedi yaşamak için öleceğim… |
| Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 07:13 PM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.