![]() |
Şükrü Özmen
Adın En Tanıdık Soluktur Nefes Boruma
Lazım değil boynuma elinin değmediği ip Yaklaş, getir bana yangılarımı Şenlensin gönlümün savaşçı yanı Eksenim değilse kalbinin çapı Dünlensin yarına ait bütün algıları Lazım değil boynuma kokunun sinmediği ip Adın nefes boruma en tanıdık soluktur Ciğerime doluyor resmin,tütüne binip Yokluğun tanıdık değil anatomime Lokma lokma yuttuğum sıcaklığınla Adın en tanıdık soluktur nefes boruma Lâl olsun dillerim başkasını anarsa Yemin değil söz değil kalbimin duygusu bu Harflerle başladığım her yazın Şiire dönüşmezdi yoksa Lâl olsun dillerim başkasını anarsa Sıkıcı değildir senin darlığın İçimi yıkayan bir ferahlık o Gittiysen de geleceksin rüyama Kora kor yanacağım od’una Sıkıcı değil ki senin darlığın Ummanlara diş biletir gidişinin soğuk sayhası Yokluğun gönlümün gıcırdayan yanıdır Eksiğim yarımım boşum sensiz ben Ayaktaysam ölmemişsem yokluğunu solumaktan Ummanlara diş bilerim ondandır 14 Mart 2007 Şükrü Özmen |
Ağla-Anla, Anla-Ağla
Ağlamak, anlamaktır Anlamak Sadece ağlamaktır. Ezgisiz yüreklerin Paslı, köhne duvarlarında Sade ve sadece Tuzlu notalar yankılanabilir Gelmiş geçmiş tüm bestelerin İlk notası gözyaşıdır çünkü Sevinçlerin, hasretlerin Hüzünlerin, vuslatların İlk durağı, İlk düş çizgisi, İlk fırtınası, İlk isyanı, Bir damla gözyaşıdır Bir damla tuzlu su Söndürebilir ancak Yedi kat sıcak ateşleri Yani denilirki: Anlamak, ağlamaktır aslında Ve ağlamak Herşeyi anlamaktır... Eylül 1997 Şükrü Özmen |
Ağrıya Yaklaştıkça...
Deniz üşüdü Aklımın gergin sorularıyla Üç atımlık dalgaları Yarasa sesine karıştırdı yosunlar Gece ağladı Anlamamaktan sesin sihrini Uslanmaz bir şarkıyı Kaya kıpırtısıyla öcüme saldı gelin/lik Rüzgar yalan söyledi Sonbahara ve akşamüstlerine/sakin Yemyeşil düzeni sarartıp Koydu kafesini bedeninin içine Ağrı yaklaştı ağır ağır Sevi'nin kıt kanaat yeterine Öyle ki gözleri aydan yuvarlak Cesedi ölümden tam bağımsız Deniz üşüdü Ağrı yaklaştı Gece ağladı Rüzgar yalan söyledi... 5 Nisan 2007 |
Ah Bilenmesi
Yüzünde güzlük anılarıyla Ve Leşsever bir unutkanlıkla Karakışı dolabına kaldırır Geçmişine buzdan sünger çeken nineler Yazı bitirip Sarartınca çimenleri eylül Aynalara muhtaç gezinmesi başlayınca Rüyanın Dar algılı geniş avlularda Sıkılınca dünya güneşin cilvesinden Nineler Dolaplarına koşar Uygun adım ve hep bir ayak Selamı alınmamış bir yaprak Uçup düşüp kara toprağın karnına Kenarsız işlemeleri yarım kalınca Dik rüyalarla sertleşen kızların Nineler Emir almış gibi tanrıdan Azadlık verirler Lavanta kokulu kışlarına Eskiyen cumartesileri Yeni şubatlara iliştirir Takvimin uzaklara savuran şiddeti Bumerang kaderi mi demeli Öğleden sonraların kekik kokulu ayniliğine Yola düşenlerin kulağına fısıldanan her şarkıya Levazımat cümlesinden bir ihtiyatla Yaklaşırken nineler Nereden çıkar nasıl bulunur Geceye lanete cinlere dehşet salan Bu kahır Elverişsiz bir bina kuytuluğundan Yarım akıl üç peri sızar Ninelerin buruşmuş memelerinden Emzirir ergenlerin Serin olmayan ıslak rüyalarını Güze güneş sunakları adamasaymış keşke Dolabın küflenen karanlığına merdiven dayayıp İnseymiş toprağın en sıcak yerlerine Belki böylece Lağımlara içimsiz sular salan yerleri anlayabilirdi Desensiz bir çizimden Lokmalarla öğütülecek kadar Tapılası sertliği Ah kışı başının altına bir destek tahtası yapan ikilem Erozyonsuz beklemek yok Köküne tutunmadan zamanın Ormanı kurtaramayacak asla Kelebek mezarlığı kasvetli toprak Düne güne yarına Düşer aşkın hârına Olumsuzda ölüm var Geliyorsa kârına |
Aidiyet
Mensubiyetim Kendime kurduğum Gülağacından darağacım benim Sen benim Dalgın bir zamanımda Benim olmuş olmalısın Okadar salaksınki Kendimi sana ait Sana mensup Hissetmiyorum. Şükrü Özmen |
Akışkan Resim
Benim akışkan bir resmim var artık Siyahım beyazla kirletilmiş Hayatım ölümle anlamlandırılmış En afili pozumu verip zamanın gözlerine Kaskatı bir dondurulmuşluk Bir akış tatili olarak Benim akışkan bir resmim var artık Yaz günlerinin tenime sunduğu ıslaklıktan Daha akışkan Hafiflemiş her mısranın açtığı arktan akan Akışkan ve oldukça Yapışkan bir resmim 20 Haziran 2007 |
Akla Karşı TEZatlar l
Soyulmuş....................... Mezar soyucular kadar Dürüst olmalı en azından Mezar kazıcılar da Leşten kazanmanın bilincine varmalı Erdem nutukları atmamalılar Farkları günün iki ayrı renginde Çalışıyor olmalarıdır çünkü sadece Büyümüş........................ Gül koklama çağına gelmiş Her çocuk öğrenmeli midir Sarının tutkuya karşılık geldiğini Yoksa anlamı beyninde ütüleyip Holding koltuğunda büyümeye aday Rahat bir kıça mı sahip olmalı Kırışmış.......................... Kırışık bir örtü neyi gizleyemezki Hatları esrarlayan kapatıcı yanıyla, Neye benzediği bilinmesin isteniyorsa eğer Gecenin yağmura yakışması dolunayda Üzerine bulutlardan Kırışık bir örtü sermek kâfi Uyumuş.......................... Bekleyen bir kadını gece yarısı Uyandırmak kadar tehlikeli Bir başka görev varsa İpince heceler yedekleyip Kalas cesametli bir şiir Yazmak olsa gerektir... Bitmemiş....................... ... ... ... 24 Şubat 2007 Şükrü Özmen |
Akmaktan Emir / AK
Resmimi ters çevir Yeşil bir fona yansıt Ak ve ak Şırılda ruhumun uçurumunda Rehnettiğin bu kalbi Getirdim yine kollarına Ak ve ak Kuş sesi doldur anılarıma Yavaş değil hızlı değil Bedeninin adeti nasılsa öyle Ak ve ak Bir sanrı değil ellerimden suyuna değen ısı Bir yanılgı değil akşam Bir hazan resmi değil Karşında yaprak döken bu çınar 22 Nisan 2007 / 07:56 Şükrü Özmen |
Akşam Ahestesi
Herkesin yok saydığı Yorgun bir akşamın ahestesiyim Yeni düşler deriyorum Ateşin harmanından Çocuk gözlerinden Yar sitemlerine Ajans haberlerinden Dernek toplantılarına değin Bir yığın ateşin toplanıp İçime orman yangınları bıraktığı Yorgun durgun kederli Bir akşamın ahestesiyim Kimsenin umuru yok Umur'u olan bir palyaçodan gayrı Yetişemiyor hiç bir el Ruhumda büyüyen ağacın Zehirli meyvesine Delirmek hakkı elimde duruyor Uzaklardan başka uzaklara göçen Seyyar bir kalbin Hediyesi olarak Büyüttüğüm her ırmak Taşıp kalbimi boğmasa Yeşerttiğim her aşk Vurmasa zaman balyozunu Derin kayalıklarıma Loş serin sahil düşlerim Yaralanmadan çıkardı belki Mavi koylara Bu yüzden ve sadece bundan işte Rehin alınmış hayatım Belli belirsiz yalanlarımın Nefretle kustuğu bir ekşilik olarak Akıyor akşamın soğuk duvarından Bu sebepten ve Sadece bundan işte Kimsenin görmediği Ve herkesin yok saydığı Dalgın durgun kederli Bir akşamın ahestesiyim... 2 Şubat 2007 Şükrü Özmen |
Alaturka Rapsody
Hiç deniz görmedim Ömrüm, Kara kalelerin burçlarında Düşmanlar beklemekle geçti Mızrağımı sivriltmekten Nakışlar dökemedim Kılıncımın üstüne Geldikçe üstüme gökyüzü Ben Gecenin rahmine kaçardım ... Hep alaturkaydı Sevda sözlerim Basit yani Asri pencereden Devrik cümleler kurmayı Öğrendiğim gün Savaş Sorgulanabilirlik kazandı Beynimde Ve güzel savaşları Kötü şiirlere sattım Sırf Mephisto'mun Gönlü olsun diye ... Senide sırf bu yüzden Sevmiyorum artık Ruhumu arsız fareler Kemirmesin diye Sana Alaturka sevda sözleri Söyleyemiyorum diye Evet sadece bu yüzden Sevmiyorum artık seni ... Kılıcım kırıldı işte Denizi gördüğümde Elimden düştüğü yerde Yazık ne kadarda zarifmiş Oysa ben Bütün demir kalpleri Onunla sökmeyi tasarlıyordum Yerlerinden ... Karşımda gittikçe büyüyen İbrişim düğümleri İskender'i ne çok özlüyorum Şimdi bilseniz ... Belki çiçekler çizseydim Mızrağımın üstüne Şiirler yazsaydım Göğsüne boydan boya Mesela şöyle ÖZEL bir şiir: 'Elbet bir hinlik vardır Seni sevişimde eyy Kanıma çakıllar karıştıran İSYAN' ... Seni; Beni; Mızrağıma şiirler yazmaktan Alıkoyduğun için Sevmiyorum işte ... Denizi gördüm evet Ama sadece o kadar Demirden kalpler Denizle onarılmazki... Ağustos 2002 |
Anam Ağlar
Dağları hüznüne sütre eyleyip Ağlarsa anam ağlar Ömrünü ömrüme katre eyleyip Ağlarsa anam ağlar Devirip zulmün putunu Alır cennetin katını Yüreğimin katunu Ağlarsa anam ağlar Şubat 2004 Şükrü Özmen |
Anarşist
Aldatıldın yağmurlu günlerde Boyalı camların gri karanlığında Beynine dikine Ruhuna enine Kalbine her yönden Oklar sokuldu Sen sokulmaya çalıştıkça Göğün..mavi yırtınışına Bulutlarla kestiler yolunu Tekellümcü katiller Bir eşkıya sevemedin ağız tadıyla Bir küfre giremedin lanete ram olarak Bir kızı öpemedin sert ve ıslak Korkak karabasanlar kesti yolunu Yolun engellerden arındığında Lezzetle yolun çoktan ayrılmış Ve sen savrulmuştun Onaycılığa Aşkın sınırlarla çevrili bir ülke Kalbin kan pompalayan Koroner bir mesele Ruhun çağırılabilir bir ölü gölgesi Olduğu gibi Müfredat yanılgılarıyla Kriminal bir meseleye Döndürdün yüreğini Aşkın ruhun yazgının Savaşın şiirin Bayraklaşan her ölünün ardından Ne gelirse ve nerden Sormayı öğretti Sorgulamayı vurulduğunda Yarandan sızan kanda Al-ak yuvarlar değil Savaşın tarihi yazıyormuş Bunu görmeni sağlayan şair Bunu bilmeni isteyen partizanlar Devrimciler mücahidler Dağ birlikleri Çeçenler Zapatistler Che Moro gerillaları Ve benzeri eşkıya duruşlar Anarşist Resimde düzen görse Bağıran anarşist Ne yapıldı kalbine Sevgiliye buseler Sunmanı engelleyen bu öfke Nerden düştü yüreğine Kudurt denizlerini Yalasın bırak sahilleri Sevgilinin memelerini ısırırcasına Aşkı köz eyle Yak ruhunu steril ateşlerde Che çeçen devrim demeden Kalbinin nişangahına yerleştiren Bu duvar ustası Yarım akıl Hiç fikir bela muallimleri Ruhun kaçamayacağı tek sığınak 10 Aralık 2006 Şükrü Özmen |
Apocalyptica
Donuk temmuzlar ekiyorum Takvimin terazisiz eskiliğine Çarçabuk geçsin üstümden ikindiler Geyikler gibi avlanmıyor çünkü Gözlerime bulaşan yırtık sonbahar Korkuya tayfadır Lodosta terleyen insan İncir çekirdeğindedir tünelin ucu Ellerimi enseme bağlayıp Uzansam yeşillere Seyretsem mavileri Bu eylemim ile ne kadar Durultulabilir ki leylaklar Bilgelerin bilgisinden fırlayan Zemberek mi benim beynim Eğrisiz odun arayıcılarının Doğru çubuklarımı kalbim Takırtısıyla bronşitimi uyandıran Bu kerpiç duvar Kirece durmuş maarif takvimler Saatte giz avlayan yelkovan Ne yaparlar ne yapılabilir ki Korodan yayılan kokuyu Kaptırmamak için ayaza Eyy! .. Yuvarlak parlaklığında Gözlerime zulmeden Bir eşkıya saklayan gezegen İfrit olmak zor değil Karıncanın kan grubunu bile bilen Sarsak bilgiçliğine Sezar da geçti üstünden Ve dahi Achilles Kime öldü ardı sıra Yanağından gül terleyen sevgili Çarçabuk geçsin gitsin Üstümden ikindiler Ki ben Akşamın duvarından atlayıp Gecenin bahçesine Şiir çalmaya gideceğim Ham koruk demeden Belime kadar girip Fidelerin ahenkli toplantısına Yeryüzü yüzünden girdiğim Onca günahı tövbeleyeceğim Bir istavroz çıkarıp Bir oruç açarak Ve sen ey! .. Cenabet cürmümü Yellerle gezdiren iklim Cellat bul bana Kestir başımı Ağırlığı alınsın Beynimden kanın…. 21 Şubat 2007 Şükrü Özmen |
Ara Taksim (Ay Makamı)
Neden İçime şavkır Bu ay Bu gece Resmini çocuklara çizdirdiğim Bir grilik Bir saplantı gibi Yaz neden yakıyor Talan edilmiş viraneleri Ve ben asla Lokmamdan ayırmadım seni yâr Kokunu izbelerimden ayrı tutmadım Ne uyku bölebilir sevdamı Ne dost Ne düşman Vakitler ölsün Seyrine seyranına Yıldız içir ay yedir Fezaya çevir kafesimi Gel Yüzümden incinen anılarımı der Sesimden hüznün boğukluğunu Ey! .. Ki tüm ünlemlerimin Üç noktayla bitişi sözlerin Vay! .. Ki bütün hüzzamların Rasta dönüşü gözlerin Hây! ... Ki her şeye galip Mağluba şefkat O’nda Ay! ... Ki içime içime Şavkır bu gece 31 Mayıs 2007 Şükrü Özmen |
Aramis
hüznün çocuklarıyız onulmaz biçimlerde kalbimize bağıran büyük canavarlar elinde hoşnutsuz yüreğimiz acıya aç melale müptela izini sürelim yolun, acinin ormani büyütür insanı Eylül 2006 Şükrü Özmen |
Aşk Acıtır İçimi
Resimlerde bir şey yok Eski günleri anlatacak Kırık izlerden başka Merhamet kalmadı artık Kanadı kırık kuşlara Ah rezil devr-i alem Yok mu senin insafın Lafı burada kendi yok Adı güzel ‘Güzel’in Adı malum kendi meçhul Bir iklime hasret şimdi Torunlarının devri Anka sofrada kebap Yusuf yine kuyuda Tüttürür sevdasını Yanık türküleriyle Zöhre’nin kandırdığı Maluma ilam olmaz Aşk acıtır içimi MAYIS 2005 Şükrü Özmen |
Aşkın Kılcalları
Şarabın tadını bilmiyor olmam Engel midir Kendimi esritmeme Belaya atlamama Sefaya cefaya değmez mi tenim Ucuz mu erkeklik bukadar Beni Baygın hastaların damaryolu saysınlar ******* boyu dolaşayım Açılıp kapanayım Dolup boşalayım İndirip kaldırayım Esaslı bir fizyolojik ajan olmaya yatkınım Sen Lanet bir gecede rüyalarınla pinekleyedur Ben gezeceğim kılcallarında cesedinde can saklayan evrenin Şarabın tadını bilmeyen ağzıma Kanın bütün erkekliğini doldurarak Yavaş ve hızlı Hızlı ve durgun Zehrime katık yaptığım her lokma Tıkanık bir hıza atmasa kalbi Akışkan kayganlığının sanrısı Yapışmasa lôr torbası uzvuna aşkın Sahteliğin tercihsiz zararsızlığı Yormasa saçlarımın yosun kokusunu Engellerdim gecenin sabaha diri çıkmasını Ağzıma tanıdık tatlar bıraksaydın eğer Bir de şarabın kızıl keşmekeşini Zaferli savaşımın Mağlup ordusu olurdun Kana binip gezemezdim o vakit Aşkın kılcallarında... 20 Mart 2007 Şükrü Özmen |
Atlılar hayATLILAR
Bileyip öfkeyi karanlığın zevalinde Savaşa koşan atlılar Elleri kandan kırmızı Gözleri gökten yüce Zor zenaat değil kavga Kargılarınızın aydınlattığı gecede Tanrının keskinleştirdiği kılıçlarsınız Dünyanın çürük yerlerini kesmeye Elemsiz kalemsiz şiirler döktürüyorsunuz Meydanın kırmızısına Şefaat bekler bir yanınız da yok Yukarıdan yandan arkadan Gelen ölür kalan ölür Yürümeli oysa Hep yürümeli atlarınız Karanlığın dizginsiz cesaretine Vahşetin dipsiz karanlığıyla Sabra mahal yok Gözyaşına batırıp çıkarmak yeter Anılarınızın kirlenen urbasını Sevdayı yoklayıp geçtiğiniz bu bahar Size sunar nasılsa Kahramanlar olarak ölmenin Kanlı madalyasını 21 Mayıs 2007 Şükrü Özmen |
Ay'ın Gece Mavisiyle Dansı
Göze alıyorum Ayın gece mavisinde Dansıyla Aynı saatlerde ölmeyi Rüyalarım Bir el bombasının Üstüne atlayıp Yoldaşlarımın yüzüne Dağılıyor Gök gövdemi Kanlı bir şehit gömleğine Benzetiyor olmalı Yoksa niye yağdırsın Onca belayı Bağsız yanlışlarım vardı Ki semirtiyordum onları Leziz şehvetimle Yoldaşlar, arkadaşlar Ve geride bıraktığım Tüm harami saltanatlar Rüzgarın getirdiği Kum tanesiyle geri gelip Çarpıyorlar yüzüme Ateş alnımda Gizil bir komplonun Gizemi kadar Sıkılgan duruyor Hançeremde hançerler Gözyaşları, gençlik acıları ve Aşk ağrısı Pişmanlıklarımdan bir binit yaptım Eşkıya ülkesine gitmeye Su, beni beğenmiyor olmalı Toprak bana tenezzülsüz Bir kader cıvıltısı olsa gerek Ömrümün aynasında Seyrettiğim hayalet Rüyalarım bakire bir toprağı Avuçluyor Şedit bir hazla Kara yağlar dökülüyor Ekranımın üstüne 'Bu yüzden buğuludur Kıyısında yaşamayı seyrettiğim Pencerem' Bu kadar kolay olmamalıydı oysa Göğün emsalsiz lacivertliğine Yazacağım şarkılar Göze alıyorum işte Ay'ın gece mavisinde Dansıyla Aynı saatlerde ölmeyi Tetiksiz bir parmak büyüttüm Adına 'Kaleşnikof' deselerde Gizemsiz rüyalarım oluyor Arkasında bayat fonlar Radyoda arabesk Ekranda Arap çığlıklar Ruhunun karanlığına Beyaz adam olanların Öğreneceği çok şey olabilir Bele sarılmış bir T.N.T.'den İntihar silahıyla vurulabilir ancak Puştlar, puşt doğanlar Ötesi mavi bir Sevda düzeneği Mor dağların ardından Çağlaya, çağıldaya Akan yüreğim Ötesi ölümse Ölüme gülümse Nisan 2003 Şükrü Özmen |
Ay Aydınlık Gün Kara
Sefilim yalnızım emsiz bî ilaç Çaresiz devasız hastayım şimdi Ruhum denizlerde tenim sana aç Hilesiz riyasız yastayım şimdi Geceyi seyredip şi’rini yazsam Elimle beynimden fikrini kazsam Hayattan vazgeçip oyunu bozsam Yine akıldayım us’tayım şimdi Endişem yok kokun tene can ekler Sitemim yok sesin cana kan ekler Lâkinim yok çünkün kana ten ekler Şekline girdiğim tastayım şimdi Eyvah demem asla yandığım için İçip şarabını kandığım için Aşkı bir yanılgı sandığım için Lâl oldu dillerim sustayım şimdi Sesin kulağımda cıvıldıyorken Hasretin içimde kımıldıyorken Mehtap yüreğimde ışıldıyorken Buluta saklandım pustayım şimdi Ellerin elimde zaman yarışta Nefesim darlanır her bir vuruşta Elem de keder de iki kuruşta Hasretlik çekmekte ustayım şimdi 2 Haziran 2007 Şükrü Özmen |
AY KARANLIK HECELERİ l
Çatlak dudaklarım toprak olurdu Ömrüme çağlayan sel olmasaydın Aklımı şüpheden çöl kavururdu Ruhuma üfleyen yel olmasaydın Tellenir efkârım tütün içimi Anılar aklımda yakar içimi Unuturdum kafiyeyi biçimi Şi’rime gerilen tül olmasaydın Ahirim sen olsan sonram gam değil Aşkınla pişirdim kalbim ham değil Kokun yoksa eğer uykum tam değil Uykuya rüyaya mal olmasaydın 2007 Şükrü Özmen |
AY KARANLIK HECELERİ lll
Zordur yokluğuna alışmak senin Ahımı duyunca hoşça kal deme İşin mi meçhule karışmak senin Ruhunu yorunca hoşça kal deme Zamanı eğriltip yazgıyı yorma Aklını sivriltip kalbimi vurma Ölmüşü diriltip hesabın sorma Sevdamız ölünce, hoşçakal deme Ezginle dağılır kalbimin pusu Sesinle gelir hep şiirin hası Gönlünle unuttum çileyi yası Birazcık gülünce, hoşçakal deme 2007 Şükrü Özmen |
AY KARANLIK HECELERİ lV
Kelepçe vuruldu fikrime çağda Derdime ağlayan eşi ararım Kederde neşede gamda tasada Güğsüme yaslanan başı ararım Zindandan çıkacak yol bana nerde Kokusu esriten gül bana nerde Yaramı saracak el bana nerde Bağrıma bastığım taşı ararım Zamanı eyvaha vurduğum yalan Kavganın göbeği olduğum yalan Sesini öldürüp duyduğum yalan Yerlere serdiğin leşi ararım Tozlandı kelimem gitti sözlerim Ağlaya inleye bitti gözlerim Şiirim nerde hüznü özlerim Gözümde bir damla yaşı ararım 2007 Şükrü Özmen |
Ayan-Beyan Ziyan...
İkliminde bir ömür Yanıp tükenmek kolay Sen beni var etmeden Beni vasıl etmeden Ruhumu öteye aç Derdimi ziyan eyle Aşkınla nar eyleyip As beni çarmıhlara Yüreğimi kavurup En şedit ızdırapla Hakir edip gönlümü Cezamı beyan eyle Sevgili ey sevgili Kat gölgeni cesedime Kabul et niyazımı Kulak ver inlememe Ya çek perdelerini Ya cemalin ayan eyle Aralık 2004 Şükrü Özmen |
Ayaz
Gündelik şarkılara indirgenemez İçimin aydınlık sabahları Kelimesiz kararlılıklarla Yaftalanan bir soğukluğa Terkedilemez Kuşlara sunduğum Civa cıvıltısı Hadi gelsin kar soğuğu Isıtsın ellerimin caniliğini Yakmak; başka bir baharın Çiçek kuşanmış telaşı Donduran sesler duyulsun Gecenin siren gürültüsünden Ne ki Kalbimi ayazlatan Bu yangı'ya ket vurur Ne ki Aydınlatır Hüznün karanlık haritasını O bulacak Köpüklerinden Lambanın cinini de Tek dilek... Biri bitsin. 26 Aralık 2006 Şükrü Özmen |
Baba Ölüm, Çocuk Ölüm
Su çağıltıda, Gönül melalde... Kimbilir hangi diyarda Kaç derece ateşle Kaç çocuk ölür. Bilinir bazı yerlerde Çocuklara ateş edildiği de. Elleri karıncalanır bir militanın Epeydir tetik çekmemiş Parmakları kaşınır Gökyüzüne bir su berraklığı ile Bakabilmektir, der dedesi çocuğa... Yinede apoletsiz bir hayatı seçemez Marifetsiz çocuklar. Ve yine su çağıldar Ve yine gönle melal dolar Ve yine karıncalanır Militanın parmağı Ama hayat Bir su berraklığıyla Bakar gökyüzüne Gelinciklerin arasında Bir gelincik gezinir Harareti alınmış bir çocuğun Gönlüne dirlik Ruhuna ferahlık Kalbine ipekler salar. Boşver hayat bir gemi Yürüt onu diyen şairin Hayatını yürütür Gece zebanileri Dolu alıp boş verirler Sarardı gökyüzüne bakan adam Gözlerine kıraç tarlalar gibi Ve gözlerine gök ekinler kadar Güvenirdi çünkü Bu hiç bir şey mağarası gök Şu her şey denizi gök Ateşini hangisi düşürecek Bu ağlayan çocuğun? ... Şükrü Özmen |
Balık Boşluğu
Boğazımdan göğsüme Bir harfin kayganlığıyla İnen tedirginlik Yalandır gırtlağımda Bir nefesin yeşillendiği Meşhur mavilere Kadavra parçaları atan Meçhul bir periyim aslında Dökme saçlardan sobalarda ısıtılmış Buğulu bir telaşa giydirilmiştir Pullarımın parlaklığı Ahengim sorguya açık Hüznüm yargıya Hiç kimse emin değil dürüstlüğümden Denizi yakamozlayan ben değilmiyim oysa Güneşi kandırıp Dalgaların koynuna sokan Ben değilmiyim Hiç kimse aldırmaz beyazlığıma Lekeli bir şüpheyle yaklaşılır Berraklığıma Öyleyse mercanlar arasında Kokuşmama gerek yok Köpük serüvenlerine atılmalıyım Pazarlar pazarında hemen şu anda Üç otuz bedele satılmalıyım Şöhretim büyüsün ki Yalnızlara mut katsın Aydınlık bahçelerim O zaman ellerimi İnkara yeltenilemez Bir taş katılığına bürüyeyim Geri dönülmez yollara Yola gelmez bir inatla sapayım Ki Akşam alacalarının gadrinden Payıma mavi düşmesin 18 Ocak 2007 Şükrü Özmen |
Bayram Bağrımda Yaram
Sabah alacasındadır gözyaşlarım Kanlı bir bayramın sabah alacasında Hüzne bulanışım sadece bundan Kanlı bir bayramın sabahından Dertsizden bahtsızdan Kedersizden değil Sadece bayramın sabahından Aşka kesen yüreğimde kor varsa Yanıyorsa ellerim hasretin ısısıyla İşte bundan Bayramın sabahından Evsiz yurtsuz yolcular bile artık Girdi kendi yataklarının Sıcak sarıcılığına Yollar bitti Bitmez sanılırdı oysaki İşte bayram Diktatörsüz geldi UZAK lara Asılan sakallı adam bile Şimdi benden rahattır Ölümün ılık Mezarın soğuk yatağında Ey gözlerimi yıkayan Her bayram sabahında Yatıştır biraz olsun karanlığımı Uyandır kalbimi Hüznün deliksiz uykusundan Bayramım olmadı hiçbir bayram Bari bir sonrakinde Küçük bir tebessüm bulaştır yüzüme Hasretin yarası kanıyor içime doğru Çatlamak üzre kalbim mesafelerden Uzak bir tuzak yine Ve yine bir geceydi bu sabahın annesi Yağlayan oydu urganları Asan oydu Kesen o Şair yüreğimi şerha şerha Yasak yok rehin yok Anısız kalmaya ahdetmiş ruhuma Uçmaya kararlı Konmaya ayarlı Bayram ağlayıcısı ruhuma Kilit yok Zencir yok Sokaklara çıktı artık insanlar Soğuk sisli bir sabahın içinden Yürüyorlar Allah'a doğru Sıcak bir çorba Kaynamaktadır arkalarında Ki dönüp tapınmalardan Dolduracaklar içlerine Aşkla ısıtılmış yemişleri Benim gecem bitmemiş Bayramım gelmemiş Nesine gerek neyine gerek Yılda birkez tapanların Yürüyorlar Sadece yürüyorlar Geriye dönmek Geriye eve çorbaya dönmek için Yürüyorlar Allah'a 'Vurulmuş bir geyiktir şimdi gözlerim İçimin ormanı bir yangın yeri' 31 Aralık 2006 Şükrü Özmen |
Bayramlarda Hüzünlenir Melekler
Benim gözlerim Oldukça aşinadır hep Bayram sabahlarına Hüzünsüzden bahtsıza doğru Keşmekeş bir yolculukta Onlar ile devam ettim Yoluma. Çünkü: Güzaf kelimeler yetmiyor Bayram sabahlarında Kalbimi puslandıran O tuzsuz kederi anlatmaya Ne yapılabilirki başka Ya el öpüp çekilmeli hayattan Ya da bayramda Bayramca ağlanılmalı Hüznü kazıyıp Neşe çıkarmak piyangosu Yalnız bayramda çekiliyor Al biletini Başla ağlamaya Bütün hasretlerin O, ince hastalık yapan Kahir mikrobu İçimize akmaya başladığında Bizi, gözlerden ırak Neşelendiriyor oysa Dünya Ve işte dünya Tıkına tıkına Dolmaya hazır midelerin Saltanatına başlamanın Bayramını yapıyor Küçükler, Kemiksizler, Doğanlar Ölenler Fersizler Günahkarlar Ve İşte dünya Bayramını yapıyor Parça tesirsiz olsun bombamız ‘Lütfeeeğaan’ Diye dua(!) ederek Kasım 2003 Şükrü Özmen |
Ben Dünyanın Şaşkın Bakan Gözüyüm
Ben dünyanın şaşkın bakan gözüyüm Anlamam gökyüzü neden kaçar Gecenin rahmine... Neden ölür analar Çocukların gözlerindeki pırıltı için Nedir adanmışlıkları Heykeller nasıl üşümez karda kışta Bronz cisimlerine konan Kuşlardanda mı kapmazlar ayazı Kimdir cesetleri külleyip Çekmecelerde saklayan tuhaf sarıklı adam Tanzim edilebilir mi ölümün yangısı Çöllerde dullar oluşturan amcalar Nasıl girer acaba koynuna avratlarının Ceset soğuğunu çıkarıp üzerlerinden Ben dünyanın hayret eden kızıyım Bekâretim yağmalanır Tankla tavşan avlayanlar tarafından Ben kelâm tapınağında bir anlam kitabıyım Tefsir olunur bana şairin vahyi Şiir bana esirdir/Ben O'nun kölesiyim 23 Mart 2007 Şükrü Özmen |
Beş Benzemez
1. Sinek Vale Hüznile sevda geçiyor Ömrümün kıyılarından Resimsiz düşlerimi bölerek Yelkovan saplı baltalarla Asılı kalıyor Tüm ceninler Tüm döllenmemiş Meşru rahimlere 2. Kupa Papaz İnme iniyor *******i bu şehre Kedileri fare yemiyor Yürekleri Katransı zehirler kaplıyor Gece olunca Ötesiz metalı rüyalar Dürtüyor Rahattan şişmiş kıçlarımızı Koymayıp almak mahareti Esnetiyor Kalplaşan zihnimizi Gece, bu şehirde her zaman Fahişelik yapıyor Giriyor koynumuza Fasılasız kasılmalarıyla İki bacak arasından 3.Karo As Biz Piç çocuklarıyız Kente uzaklardan gelen Mahmur yolcuların Tutulup zehirsiz ama tuzlu Saçlarımızdan Atılacağımız yakındır Okyanusa nazır Bir sarı sahilden Maviliklere Kapatmaz piçliğimizi Batıklar balıklar Öyle aşina Ve serin yerlerimizde Saklıyoruz ölümü Eyersiz atlara Binersek eğer Korkmayın gelen biziz Elimizde piçliğin Şanlı sancağı 4.Maça Kız Gece şehre Lapa lapa melek yağıyor Çıkartıyor üzerinden dünya Eski, kirli esvaplarını Beyaz, temiz ve settar Bir maske giydiriyor Betondan günahlarımızın Gri suratlarına 5.Kupa Kız Deniz aşırı kalabalık Denizaşırı gelen Yolcularından dolayı Islak, ılık ve kafiyesiz Bir geceye giriliyor. Haziranda Bahardan boşalmış Döller gibi yaz Sıcak yavşaklığını Öneriyor bize sadece Gevşe ve rahatla Gevşe ve rahatla Gevşe Sıkılmış yumruklar Can sıkıyor her zaman Bizse ölebilirdik belki Cendereden Esirgeyen koruyan Direnmenin adıyla Başlamasak Her soğan ekmeğe Kendi kendimize Sıkabildiğimiz tek şeyimiz Canımızdan başka Göndere bayrak gibi Asılı yumruklarımız Hasılı yumruklarımız! .. Aralık 2003 Şükrü Özmen |
Beş Dörtlük (Gitti)
Dağınık çileyim aşk tezgahında Doku ilmek ilmek ör beni sevdam Sızlarım kanarım ol çarmıhında Derdin ne hallere kor beni sevdam Divâne gezerim alemi hergün Derdin dertlerime çare mi hergün Delirttim çıldırttım kalemi hergün Lügâti ağlattım gör beni sevdam Elimden gelmiyor sana darılmak Rengimi soldurur gamla karılmak Tek dileğim vasl'ın ile durulmak Aşkından caydırmak zor beni sevdam Ehline veririm aşkın hasını Ki silip parlatsın kalbin pasını Alsın gam kederi hüznün yasını Elinde yüreğim yor beni sevdam Hasret boş çıkardı gözyaşlarımı Vuslata bağlattım telaşlarımı Erit nâr-ı aşkla kalp taşlarımı Eyle ateşinle kor beni sevdam 3 Mart 2007 Şükrü Özmen |
Beş...
BİR/ gitti, gelirmi bilinmez İKİ/lenen yollara doğru ÜÇ/gen şiirler peşinde koşan şair DÖRT/lükten başka birşey bulmaz BEŞ/ para etmez zekanın küpünde 5 Aralık 2006 Şükrü Özmen |
Beyaz Giyen Periler
Göklerden yerlere İnen melek gölgesi Zamanın tandırında pişirir aklı Kalemler çaresiz şiir zavallı Bacalardan tüten çamur sevdası Oyuyor safderûn bir aymazlıkla Kendirlerle sarılı garip ovayı Kediler sarılar taşlarla kaplı Garâbet konağı şu civar başı Sarıya beyaz giydiren efsun Beyazda sarıyı yıkayan şehir Aşka yol veriyor yakamozsuzluk Geceye ay katıyor hülyalı dalış Bacalardan perilerin geliyor oluşu Çıldırtsa da şairin eksik mısralarını Yetmiyor anlatmaya yetişemiyor Kendini serçelere neden sunar Güneşin sabah mahmurluğu Bir ardıçkuşu neden küflenir Serinliğin iksirsiz zaafiyetinde Neden boşalır kalbe Seller gibi bir hüzün Niye ki akla düşen fir'âk ateşi |
eyaz Ülke
Eskidi kuşların o son şarkılarıda Gönlüme hicran sunan Bir sevgili gibiydi Geçti gitti sonbahar Ülkem şimdi bembeyaz. Şükrü Özmen |
Bırak Yansın
Usül erkan görmeden dağdan şehre inenin İnce hesap bilmeden riyazete girenin Cesedi adam bilip ona kıymet verenin Yuh olsun ervahına bırak yansın mahşerde İnsana insan gerek bunu böyle bilmeyen Rüyasız mahluklara gece gündüz sövmeyen Nefsini adam edip ardından sürümeyen Yuh olsun ervahına bırak yansın mahşerde Şükrü Özmen |
Bir Kente Marşlarla Girmek
Ey külahı ters giydirilmiş Gençliğim Ruhunu çalıyor İşte şu anda Tarifsiz tafralarıyla Zaman Eyvah ki vah o halde Güvertelerdeki sandıksız yolcular Atılmalı denize İksirsiz dualarıyla birlikte Ya Rab! Sonumuzu hayreyle... Eskiyor elimde Fizan’a kadar Taşıyacağımı sandığım Gittikçe ağırlaşan Hazine sandığım Ağırlaşıyor gece Üstüme çökerken Le le yar Li li yar Bir türkü koşup Derinliklere Ya Rab! Aklımızı hıfzeyle... La’l oluyor işte idrakim Aynalar aynalar Her bir yerimde Açılıyor kapattıkça Bakmaya kıyışamadığım Kirli yerlerim Ya Rab! Ayb’ımızı setreyle... Deminsiz,sonralar Dünlü, dinsizler Dinli, dünsüzler Yanlı, yönsüzler Canlı, kansızlar Kanlı, cansızlar Yetim, öksüzler Bekliyor mu hala Geçit resminde Tebessümlerimizle Geçeceğimiz zannıyla Gönlü arsızlar, Ömrü yarsızlar, Kadim hırsızlar Bekliyor mu? Ey külahı ters giydirilmiş Gençliğim Ruhunu çalıyor Kuduz yarasalar İşte şu anda Marşlarla giriyorsan Eğer bir kente Öyle gir ki Çıkışın Depremlerle olsun Ya Rab! Gönlümüzü göl eyle... Şubat 2004 Şükrü Özmen |
Bir Yanlışın Götürdüğü Dört Doğru
birinci doğru... gece örtmeye kâdir mi balçık hüzne bulanık esrarlı cinayetimi kadınlar umurum değil yalnızlık telaşım değil günün canı akşamın cehennemine... ikinci doğru... sanrılarını şiirleyen kalp yoksunu şair güleç yüzünü aya çeviren çirkin yüzün çirkefi vakitleri karartan müsekkin gece sayılı zamanlardan kaçma girişimi ruhumun hangi şarkıyla açıklanabilir şimdi karanlığın şahitlik ettiği bu cinayet üçüncü doğru... zafer çığlıklarıyla üstüme gelen ordu gel de göstereyim sana dünyanın örekesini mağmadan başlayıp atmosferden çıkarayım lök kalbinin dumanını neye yarar sabahın teskinsiz bir irkilmeyle gelişi artık dördüncü doğru... şeytana günah listesi sunacak kadar kibirliyim deminden dumanından efkarından öteyim aşkın gizemi öfkeye yendirdim kasten esini yosuna buladım bilerek sesimi karartan cenklerden çıkıp sözünün cehenneminde yanmaya geldim yanlış... bulmacalar beynimde sessiz sular gibi durgun zindanımın anahtarı şairin cebinde tövbeler ediyorum büyük tövbeler aşkın cehenneminden korkuma istiğfar kabul etmez bir tanrıya düşmüşüm yaktı... 26 Mayıs 2007 Şükrü Özmen |
Bitmezse Güz Biter Gözlerim
Yalnız ay ışığı aydınlatabilir Tenimde tutuşan ezgileri Över durur hüznümü Ay’lığından kalma Eski alışkanlıkla Oysa benim Yürüyüşler tertipleyen Bayraklar sallayıp Marşlar haykıran Bir keskinliğim var Yitik,gömülü olsa da Diri tutar rüyalara karşı Gözlerimin perdelerini Benim lal ama cıvıltılı bir kalbim, Su gibi durgun bir hüznüm, Dünyayı tanımaktan yorgun, Şiirim var. Kelimelerimin takati kesilse de Celladın harmanisinde İçimde beslediğim bir sövgü var Benim şarkım, Benim atımlarım, Savaşım, Aşkım, Coşkum, Soğan-ekmek gibi direnişim, Göndere bayraklar çeken, Sıkılmış yumruklarım, Haziran’sız Eylül’üm Terazisiz dengem var… Ay ay’lığından kalma bir alışkanlıkla Pudralıyor yüzümün çopurluklarını Esrarlı bir cinayet mahalli süsü veriyor Gözlerimin akına Tüm dünya orda vurulmuş Tebeşirle hattı çizilmiş gibi Kusursuz bir cinayet işlenmiş Saçlarımda Katil,maktul,suçlu,suç Eğilip girer Bir mabedin kapısından Yemliyor zaman ay ışığıyla Tufan sonrasını andıran Hatıratımı Tarihçemde küçük suçlar Kırbamda şerbet dolu Benim çünkü Lal ama cıvıltılı bir kalbim Su gibi durgun bir hüznüm var Bitmezse güz Biter gözlerim Yaprakların Sarı salınışlarına Ağlamaktan... 20 Kasım 2006 Şükrü Özmen |
Boş Bakışlar Günahkârı
Kesik parmağımdan akan bir damla kanda Yıkıyorum cesaretin beyaz saltanatını Korkuya kaptırdığım aşkın sızısını geçirmese de Öfkenin sükûtunu aceleyle duymaya çalışmam Dindirmese de akçıl kuşlarımın çığlığını Dilini yarama bandıran vampir Şeklini bozuyor acılarımın Yanyana dizilmiş geçmiş şarkılar Islatıyor ritmimin rengarenk dokusunu Emsin istiyorum kılcallarıma kadar İçime yeni sözler yumurtlayan kurbağa Dünyayı bir ışık saltanatı zannetmeme değsin Gülüşüyle resmimi ışıldatan ferahlık Kara kirli bir kimyaya deney olamıyorsam Bir ağaç resmi olayım bari Ağacı hiç görmemiş Kör bir ressamın tuvalinde İşte İş gücüm düşer diye sildiğim rengimin Kağıtta bıraktığı ısrarcı leke Çekip uzatıyor kulaklarımı Midasın kuyusuna kadar Yerle bir oluyor Yaz günlerinden kalan unutulmuşluğum Beni boş bakışların vebali diye yazacaklar Dünyanın günah defterine Çırpınışlarım sevaba sayılmayacak Sol yanı çökük bir kambur olarak Çook çok geç gireceğim cennete Galiba.... 23 Şubat 2007 Şükrü Özmen |
| Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 04:43 PM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.