![]() |
Bedri Rahmi Eyuboglu
DENİZ TÜRKÜSÜ
Deniz dediğin bir tarladır Gülü gül, dikeni diken, tohumu tohum Toprak gibi verimli, toprak gibi cömert Betine bereketine kurban olduğum Deniz dediğin bir tarladır Uçsuz bucaksız bir tarla Göbeği insanlarla kesilmiş Çilesi insanlarla Deniz dediğin bir tarladır Sözü pek, eli ağır Dost gibi güldürür insanı Dost gibi ağlatır. Deniz dediğin bir tarladır Anadır, babadır, kardeştir İnsan eline hasret İnsan eli değer değmez ürperir Binbir yerinden çatlar sevincinden Nesi var, nesi yok çıkarır verir, İnsan eli değmemiş denizlere bir damla alınteri Bulutlar dolusu rahmetten mübarektir. Deniz dediğin bir tarladır Bulutlar, güneşler dibindedir ******* gündüzler dibindedir Yıldızlar mevsimler dibindedir Zifiri karanlık güller açılır dibinde Bağlar, bahçeler kat kat, katmer katmer, deste deste Bağlar, bahçeler zifir karanlık güller İnsan eline hasret beklemekte. Deniz dediğin bir tarladır Kapılar açılır içinde kapılar Bitip tükenmeyen bereket kapıları Balıklar akıp gider bölük bölük tabur tabur Alı al moru mor sarısı sarı. ... Deniz dediğin bir tarladır Üstünde başı boş rüzgâr Gönlünce at oynatır Üstünde bir avuç tuzlu köpük İçinde milyonlarca yürek Milyonlarca öpücük Bir insan eli arar konacak Bir insan eli muhkem, sıcak Hey benim Boydan boya cömert denizlerle çevrili Güzel memleketim Bu yaz tenha denizlerinde yıkandım İnsan eli değmemiş ormanlar gibi vahşi Dağ başında unutulmuş küçük kundaklar gibi yetim |
ARKADAŞ DÖKÜMÜ
Evvela dişlerimiz döküldü Sonra saçlarımız Arkasından birer birer arkadaşlarımız Şu canım dünyanın orta yerinde Yalnız başına yapayalnız Kırılmış kolumuz, kanadımız Tatlı canımızdan usanmışız Bir şüphedir sarmış yüreğimizi Ya kendini aldatıyor demişiz ya bizi Bir şüphedir demir atmış ciğerimize Pamuk ipliği ile bağlamışlar bizi Düğüm üstüne düğüm şöyle dursun Bir çalım bir kurum hepimizde Nereden inceyse oradan kopsun Bu canım dünyanın orta yerinde Hayvanlar kadar bağlanamamışız birbirimize Yalan mı? Gözünü sevdiğim karıncalar İşte: Hamsiler sürü sürü Arılar bölük bölük geçer Leylekler tabur tabur Ya bizler? Eşref-i mahlukat! .. Boğazımıza kadar kendi murdar karanlığımıza gömülmüşüz Bizler bölük bölük, bizler tabur tabur Bizler sürü sepet Yalnız birbirimizi öldürmüşüz |
AŞIK VEYSEL E SELAM
İki gözünde iki zindan On parmağında on çeşme nur Yüreği yanmış tutuşmuş Sıvas'tan bir aşık gelir. Kara diken tırmalama yüzünü Deli poyraz köstekleme hızını Dağlar taşlar incitmeyin dizini Yedisinde kaybetmiş iki gözünü Sıvas'tan Aşık Veysel gelir. Sekizinde düzenlemiş sazını Dokuzunda düşmüş garip yollara Sazına banmış sözünü Acısını, sızısını ekmeğine katık etmiş Pençe vurup sarı teli inletmiş Dağlar çiçek açmış Veysel dert açmış Elinde sazı var dut dalından Bir kara gün dostu tutmuş elinden Dağlar taşlar hoşnut kalmış dilinden Yol verin ağalar yol verin beyler Bu gelene Veysel derler. Saz petek misali, söz de bir arı Beraber uğraşıp yapmışlar balı Veysel bu sırra mazhar olmuş İki sanat bir gönülde birleşmiş Samanlık seyran olmuş. Ama sadece sanat sevgisi mi dersin Veysel'i Veysel eden? Usta olmak yeter mi dersin sazın sapına kadar? İşin içinde zokayı yemek var Yedisinde kaybetmese iki gözü Ne tadı kalırdı şu beytin ne tuzu Kuş olsaydın kurtulmazdın elimden Eğer görse idim göz ile seni... |
BAHAR VE BİZ
Yılda bir kere çıldırır ağaçlar sevincinden Rabbim ne güzel çıldırır. Yılda bir kere uzatır avuçlarını yaprak; Sevincinden titreyerek. Yılda bir kere kendini verir toprak Yılda bir kere yarılır bahçeler hazdan Rabbim ne güzel yarılır. Biz de bir kere sevinebilseydik. Çiçek açmış ağaçlar gibi çıldırasıya. Kimbilir belki bir gün sulh olunca Biz de deliler gibi seviniriz, Ağaçları ve baharı taklit ederiz Renkli bez parçalarıyla donatırız şehri Renkli ampuller asarız pencerelerden Kimbilir belki bir gün sulh olunca Biz de çatır çatır çatlarız binbir yerimizden Ağaçlar gibi. |
BİGÜZEL
Seni bigüzel giymişim içime gavurun kızı Bir kurşunda vurdular ikimizi Gün ışır, yaprak titrer, tohum üşür Acı güllerle kızarır hikayemizi. |
BİR KIŞ AKŞAMI
Pencereye kar düşünce Çalar akşam çanı uzun, Evi düzen içinde Hazır sofrası çoğunun Gezgin-göçebe kimi de Gelir karanlık yollardan kapıya Toprağın serin özsuyu Açar altın,kemer ağacında. Yolcu girer içeri sessiz, Eşiği taş yapar acı. Duru aydınlıkta,sofrada Ekmek,şarap parıltısı |
BÜYÜK ŞEHİR
Bir değil hallerin beş değil Nasıl anlatsam hepsini bir bir Nasıl bağlansam sana nasıl, büyük şehir. Yüz tane kolum olsa kucaklamağa yetmez Tepeden tırnağa dudak kesilsem bitip tükenmezsin. Anten misali gerilse bütün damarlarım Nasıl duyarım semt semt bucak bucak seni Nasıl sararım? Büyük hastanelerinde yatarım insan dolu, Büyük gemilerine binerim mahşer, Hanların dolu, hamamların dolu... Gel gör ki her Allahın günü Göz göze, diz dize Tramvayda, sinemada, meyhanede, mabette. Herkes kendi murdar karanlığına gömülmüş Herkes gurbette. |
BÜYÜK ŞEHİRLERİ TAKDİM EDERİM
sana büyük şehirlerden bahsedeceğim; en büyük camiler orda kurulur en küçük mezarlar orda kazılır en kara yazılar orda dizilir yüksek minarelerde sela verilir civar hanelerde zina edilir büyük şehirlerde yalan söylenir tosunum halbuki küçük köylerin mezarlığı bile yoktur büyük şehirlere bağlanma mehmedim öyle bir şehre yerleş ki küçük fakat bizim olsun sokaklarında tanımadığın yüz ensesine şamar atamayacağın kimse dolaşmasın her ağacına elin her karış toprağına terin değsin ve kuytu evlerden birinde senden habersiz ölenler olmasın |
ÇAKIL
Seni düşünürken Bir çakıl taşı ısınır içimde Bir kuş gelir yüreğimin ucuna konar Bir gelincik açılır ansızın Bir gelincik sinsi sinsi kanar Seni düşünürken Bir erik ağacı tepeden tırnağa donanır Deliler gibi dönmeğe başlar Döndükçe yumak yumak çözülür Çözüldükçe ufalır küçülür Çekirdeği henüz süt bağlamış Masmavi bir erik kesilir ağzımda Dokundukça yanar dudaklarım Seni düşünürken Bir çakıl taşı ısınır içimde. |
CAN ERİĞİ
Bir kelime buldum çın çın öter; Adı candır. Bir erik kopardım can dalından; İçi can dolu, Adı can, yaprağı can, lezzeti candır. Bir gölge düştü önüme dedi ki: Bir yüküm var benden ağır Bir yüküm var beni taşır Adı candır. Toprak dedi ki: Can Allahın yongasıdır Fakat ben bir deri bir kemik kaldım. Bir de misafirim var adı candır. Işık dedi ki: Renklerden, kokulardan, Seslerden önce koşup geldim İnsanoğluna nur topu gibi Bir müjde getirdim, Adı candır. |
CAN TÜKENİR
Kimse bilmez can nerdedir Can tükenir can tükenir Saçımın telinden sızar Gözümün ferinden uçar Can tükenir can tükenir Her korku zerresinde ziyan Her kımıldanışında yaprak Can tükenir can tükenir |
ÇÜRÜMEK
Her şey çürüyor canım kardeşim bu dünyada Hatıralar bile O hatıralar ki kafatasından muhkem bir yerde saklıdırlar O hatıralar ki tüyden hafif Gök mavisinden duru Etten kemikten uzaktırlar O hatıralar ki Bambaşka bir zaman içre yaşar dururlar Gel demeden gelir Git demeden giderler Nur topu gibi açıldıkları olur bazan Sonra sızım sızım sızlarlar Her şey çözülüp gidiyor bu dünyada Bir biri içinde Bir biri peşi sıra Bir tad dudakta Bir ses kulakta Sen toprakta çürürsün canım kardeşim Ben ayakta |
ELEMTERE FİŞ
elemtere fiş kem gözlere şiş benim bir yarim var müthiş bazen yedi yaşında bazen yetmiş elemtere fiş kem gözlere şiş benim bir yarim var müthiş azcık rum azcık kürd azcık ermeni aklına esmeye görsün.Galata kulesinin tepesinden atar beni sonra benden önce iner, tutar beni elemtere fiş kem gözlere şiş benim bir yarim var müthiş yarısı imam yarısı keşiş misli menendi görülmemiş her parmağında bir marifet hünerli mi hünerli ayıptır söylemesi hemi Falatasaraylı hemi Fenerli |
ERİMEK
Erimek belirsizce herşeyde, Karışmak sulara yıldızlara, Sinmek kokusuna mor menekşenin, Yanmak damar damar, nefes nefes, Yaşamak tükene tükene. |
ESKİCİ
Eskiden yeterdim kendime Artardım bile Şimdi ne yapsam nafile! ... Ve Kim demiş 'can eskimez' diye Bu can tedirgin tende Can da eskimiş Ben de.. |
EVLERİMİZİ TAKDİM EDERİM
Şu karşıdaki delikli kutuya ev derler İnsanoğulları burada yer burada içer Ve daha tuhaf tuhaf işler görürler Bunların çoğu ayıp şeylerdir söylenmez Evlerimizin üstü kapalıdır Ve bütün şairler gökyüzüne pencereden bakarlar Halbuki kuş yuvalarının üstü açıktır Ve kuşlar şiir yazmazlar |
GEL VUR
Bak şu güneş nasıl geliyor. Sen de öyle gel be!!!! Bak şu ışık nasıl vuruyor Sen de öyle vur be!!!! |
GİTTİ GİDECEK
Sevmek Güzel meslek Ama zor Can dayanıyor Dayanmasına Ama yürek Gitti gidecek |
HÜZÜN GELDİ
Türküler bitti Halaylar durdu Horonlar durdu Al damar, mor damar, şah damar sustu Bahçeler put kesildi birer birer Meyveler salkım saçak taş. Bir bulut uçardı Başı boş bedava Yandı kül oldu. Hüzün geldi baş köşeye kuruldu Yoruldu yüreğim yoruldu. Ağaç büyür arkasında koşamam Kervan yürür peşi sıra düşemem Yıldız akar uçsam da yetişemem. Hüzün geldi baş köşeye kuruldu Yoruldu yüreğim yoruldu. |
KARA SEVDA
...ve nihayet gelip çattı Bir dilimi zehir zıkkım Bir dilimi candan tatlı. Masallarla indi yere Sebil oldu cümle hikayelere kara kara kazanlarda kaynadı Diyar diyar al kanlara boyandı Türkülerde ateş alev yandı tutuştu Gördes kiliminde nakış Minyatür bahçelerinde suret kesildi. Ve nihayet gelip çattı Elveda belirsiz bedava sevince Uçan kuşa eşe dosta elveda Bütün haşmetiyle gelip çattı Bir dilimi zehir zıkkım Bir dilimi candan tatlı. |
KARADUT
Karadutum, çatal karam, çingenem Nar tanem, nur tanem, bir tanem Ağaç isem dalımsın salkım saçak Petek isem balımsın ağulum Günahımsın, vebalimsin. Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan Yoluna bir can koyduğum Gökte ararken yerde bulduğum Karadutum, çatal karam, çingenem Daha nem olacaktın bir tanem Gülen ayvam, ağlayan narımsın Kadınım, kısrağım, karımsın. |
KARINCA
ulan karınca 46'ncı kata nasıl çıktın merdivenle mi asansöre mi bindin? ulan insan kendini beğenmiş şaşkın demek senin yaptığını yapabildiğime şaştın bahse girer misin her işte karıncadan üstün olduğuna? insan oğlu güldü sonra 46'ncı katın pencerelerinden birini açtılar ikisi birden atladılar insancık torba kağıdı gibi patlayıverdi kaldırımda kan revan karıncaya gelince acelesi yoktu o daha 42'nci katın önündeydi. |
KEÇİYİ YARDAN
keçiyi yardan uçuran bir tutam ottur gözümün önüne geliyor keçi hala cıvıl cıvıl gözlerinin içi ağzında ecel yeşili körpe ıslak ezilmiş yırtılmış bir çift yaprak uçurumun dibinde incecik bir su tatlı mı tatlı, duru mu duru açmış kocaman gözlerini düşünür su canlıyken ne kadar hafifti keçi şimdi ne kadar ağır |
KORKMA
Dün sabah işe giderken Ölümü gördüm ölümü Ansızın kesti yolumu Usulca tuttu kolumu Korkma dedi. |
KUSURA BAKMA
Kusura bakma İçinde bulunduğum an Bir yarın geçmişte neyleyim Gelecekte öteki yarın Zaman dediğin hasba üç ayaklı Birinin canı ötekinde saklı Şu anın canı gelecekte Geleceğin canı geçmişte saklı |
KİMİ
kimi güneşle düşünür Van Gok olur. kimi yağmurla düşünür Şopen olur. kimi iki kere ikiyle... Aynştayn olur... kimide sadece insanlarla düşünür ama sadece insanlarla işte o eşşoğlueşşek Adam olur , adam… |
MARİFET
Marifet hiç ezilmemek bu dünyada Ama biçimine getirip ezerlerse Güzel kokmak Kekik misali Lavanta çiçeği misali Fesleğen misali Itır misali İsâ misali Yunus misali Tonguç misali Nâzım misali |
MAVİ GEZİ
Mavi gezi bir ağaçtır Dalları deniz. Mavi gezi bir bahçedir Gülleri deniz. Mavi gezi bir gelindir Telleri deniz. Mavi gezi bir beşiktir Bebeği deniz. Bebeğimin: gözleri deniz elleri deniz dişleri deniz. Mavi gezi bir rüyadır görülmemiş. Mavi gezi bir cennettir ellenmemiş dillenmemiş. Mavi gezi bir masaldır söylenmemiş yazılmamış çizilmemiş. Mavi gezi bir mavidir, adı yok. Ağam sensiz bu mavinin tadı yok. Ağlamak yok, sızlamak yok mavi var Dünya boyunca yürek dolusu İman boyunca Allah dolusu Otur çakıllarını boya mavi yavrusu Hey betine bereketine, kalınlığına Etine buduna kurban olduğum, dibi görünen su. Bir kızım olursa adı DURUSU. |
NEN VAR KARDEŞİM (KIRMAYANIN)
bir salkım üzüm bir bardak şaraba ne kadar benzerse bir nefes tütün bir demet yaprağa ne kadar benzerse nen var canım kardeşim? her nefeste biraz daha buğulanıyor cam hep bir buzlu camın arkasından bakıyormuşsun gibi geliyor yüzüme çıldıracam iki nokta bir benek gözlerim erimiş uzanmış dökülmüş ellerim nen var canım kardeşim? hay camına camekanına büyüsüne buğusuna aldıranın kırmak mı dedin kırmayanın.. |
PARAMPARÇA
Ağaç bütün Meyva bütün Işık bütün Benim dünyam paramparça Bir büyük ayna kırılmış Kırılıp yere dökülmüş Kainat içine düşmüş Düşmüş ama paramparça Yaprak yaprak yapıştırdım Diyar diyar dolaştırdım Bir alevdir tutuşturdum Yandım ama paramparça |
PUL PUL
yedi tepeye kurulmuş pul pul gümüş gümüş balıkları pul pul ışıktan sudan örülmüş canım İstanbul |
SEVGİ ÜSTÜNE
Bütün kitapları yakmalı Sevda üstüne ne söylemişlerse yalandır Kitaplara göre insan Karanlıkta yüzüne bin mumluk lâmba tutulmuş Gözleri, yüreği kamaşmış insandır Aptaldır, hastadır, kahramandır Bütün kitapları yakmalı Sevda üstüne ne söylemişlerse yalandır. İçinde bir tek suret yaşayan yüreğe yürek mi derler Bir tek yaprak veren dalın boynun burarlar Bir tek meyve veren dalı keserler İnsan dediğin bir buğday tarlası gibi olmalı Esti mi rüzgâr bir değil milyonlar için esmeli Bir tek meyve veren dalı kesmeli İnsan dediğin derya misali Üstünde milyonlarca dalga İçinde kıyametler kopmalı İnsan dediğin derya misali Uçsuz bucaksız olmalı. Gel çıkalım sevgilim gel Gel kurtaralım birler hanesinden Çekelim gidelim bir uçtan uca Açalım yüreğimizin kapılarını sonuna kadar Sevelim sevelim sevelim Sevebileceğimiz kadar |
SEVİNSİN
Aldık nasibimizi hüzünden İşte geldik gidiyoruz sevinsin Halbuki ne güzel başlamıştı hikaye Şerbet gibi bir gök üstümüzde. Ve bütün lezzetleriyle toprak Gözümüzde nur, dizimizde takat On parmağımızda on hüner vardı Biz onun sevgili kulları. Dünyasını abad eyledik Bir can verdi bize bin alır Gideriz gözümüz arkada kalır Sevinsin. Açın kapıları açın Gidin haber verin meleklere Can çekişip durmasın beyhude yere Elbet bir tutam ot biter üstümüzde Mezara göre ayağını uzatır ölülerimiz. |
SOYUN PİLOĞLU PİLOĞLU
gayri dağarcıkta balımız kalmadı tükendi tadımız tuzumuz uçup gitmiyor sözümüz utan Piloğlu Piloğlu ışıkları söndürmeğe başladılar sepethavası bu düğün dağılıyor dernek tamam davran Piloğlu Piloğlu meydan geniş yüreğin dar daha bir atımlık barutun var şöyle Yaradana sığın patlat Piloğlu Piloğlu Allah büyük sandal küçük ahrete götürmektense üstünde başında ne varsa ağır ağır tatlı tatlı soyun Piloğlu Piloğlu böyle kurulmuş bu düzen böyle oynanır bu oyun şöyle elalem önünde soyun Piloğlu Piloğlu ama edebinle soyun önce şapkanı çıkar sonra donunu kimsecikler kestirmesin sonunu meraktan çatlasınlar biraz kimi kocayemişi çıkacak sansın kimi çitlenbik kimi muz umurunda mı kimsenin aynı çamurdan yoğrulduğumuz kimi kurt sansın seni kimi kuzu soyunurken herkes unutsun topyekun insan olduğumuzu oyunun püf noktası bu oyun olmasına oyun Soyun Piloğlu Piloğlu edebinle soyunabilmen için çok iyi giyinmen şart yüzlerce kıyafet üstüste yüzlerce kişilik kat kat seyirci hazretlerini oyalamak lazım üstünde hakim cübbesi mesela altında mülazim daha sonra ahçı önlüğü sonra deli gömleği şoför kondüktör falan filan kulak kirişte yürek kirişte bu böyle işte tempoyu kaçırmadan ağır ağır tatlı tatlı Soyun Piloğlu Piloğlu |
SİTEM...
Önde zeytin ağaçları arkasında yar Sene 1946 Mevsim Sonbahar Önde zeytin ağaçları neyleyim neyleyim Dalları neyleyim. Yar yollarına dökülmedik dilleri neyleyim. Yar yar!..Seni kara saplı bir bıçak gibi sineme sapladılar Değirmen misali döner başım Sevda değil bu bir hışım Gel gör beni darmadağın Tel tel çözülüp kalmışım. Yar yar Canımın çekirdeğinde diken Gözümün bebeğinde sitem var |
TAZE TAZE
Dondurma kutusu üstünde Üç kırmızı çiçek Canımın içi kadar sıcak Dilediğim kadar kırmızı Özlediğim kadar gerçek. Dondurma kutusu üstünde yaz gelmiş meğer Neler getirdi kim bilir neler Neler götürecek. |
TELGRAFIN TELLERİNİ
telgrafın tellerini arşınlamalı yar üstüne yar seveni kurşunlamalı tam beş defa kurşuna dizildi Mernuş ya kurşunu sıkan YAR değildi ya kurşun kurşun değildi ya Mernuş Mernuş değildi. |
TÜRKÜLER DOLUSU
Kirazın derisinin altında kiraz Narın içinde nar Benim yüreğimde boylu boyunca Memleketim var Canıma ciğerime dek işlemiş Canıma ciğerime Sapına kadar. Elma dalından uzağa düşmez Ne yana gitsem nafile. Memleketin hali gözümden gitmez Binbir yerimden bağlanmışım Bundan ötesine aklım ermez. Yerliyim yerli olmasına İlmik ilmik, damar damar Yerliyim. Bir dilim Trabzon peyniri Bir avuç tiftik Bir çimdik çavdar Bir tutam şile bezi gibi Dişimden tırnağıma kadar Ressamım. Yurdumun taşından toprağından şurup gelir nakışlarım Taşıma toprağıma toz konduranın Alnını karışlarım. Şairim şair olmasına Canım kurban şiirin gerçeğine hasına İçerisine insan kokusu sinmiş mısralara vurgunum Bıçak gibi kemiğe dayansın yeter Eğri büğrü, kör topal kabulüm Şairim Zifiri karanlıkta gelse şiirin hası Ayak seslerinden tanırım Ne zaman bir köy türküsü duysam Şairliğimden utanırım Şairim Şiirin gerçeğini köy türkülerimizde bulmuşum Türkülerle yunmuş yıkanmış dilim Onlarla ağlamış, onlarla gülmüşüm. Hey hey, yine de hey hey Salınsın türküler bir uçtan bir uca Evelallah hepsinde varım Onlar kadar sahici Onlar kadar gerçek İnsancasına, erkekçesine "Bana bir bardak su" dercesine Bir türkü söylemeden gidersem yanarım. Ah bu türküler Türkülerimiz Ana südü gibi candan Ana südü gibi temiz Türkülerde tüter dağ dağ, yayla yayla Köyümüz, köylümüz, memleketimiz. Ah bu türküler, Köy türküleri Dilimizin tuzu biberi Memleket ahvalini onlardan sor Kitaplarda değil, türkülerde ara Yemen'i Öleni, kalanı, gidip gelmeyeni... Ben türkülerden aldım haberi. Ah bu türküler, köy türküleri Mis gibi insan kokar, mis gibi toprak Hilesiz hurdasız, çırılçıplak Dişisi dişi, erkeği erkek Kaşı kaş, gözü göz, yarası yara Biçağı bıçak. Ah bu türküler, köy türküleri Karanlık kuyularda açılmış çiçekler gibi Kiminin reyhasından geçilmez Kimi zehir, kimi zemberek gibi. Ah bu türküler, köy türküleri Olgun bir karpuz gibi yarılır içim Kan damlar ucundan, mürekkep değil İşte söz, işte ses, işte biçim: "Uzun kavak gıcım gıcım gıcılar" İliklerine kadar işlemiş sızı Artık iflah olmaz kavak ağacı Bu türkünün yüreğinde sancı var. Ah bu türküler, köy türküleri Ne düzeni belli, ne yazanı Altlarında imza yok ama İçlerinde yürek var Cennet misali sevişen Cehennemler gibi dövüşen Bir çocuk gibi gülüp Mağaralar gibi inleyen Nasıl unutur nasıl Ömründe bir kez olsun Halk türküsü dinleyen... |
YALNIZLIK
yalnızlığın kadarsın yalnızlığın mis kokmalı yalnızlık dediğin büyük bir zindan dünyanın en kalabalık zindanı dinden imandan çıkarır ama öyle bir adam eder ki insanı |
YARADANA MEKTUPLAR 1
Yıldızların, çivilediğin yerdeler, Bulutların, eksik olmasınlar, Hep ayni minval üzere, senden gelip sana giderler. Güneşin böler günlerimizi Bir portakal gibi ortasından ikiye Yarısını kulların yer, yarısını *******. Denizlerin senin elinle doldurduğun kasede çalkalanmaktadırlar Ne bir damla srtmış, ne bir damla eksilmişlerdir. Dağların bizim ayağımıza çok bol geldi; Onları bir defa bile giyen olmadı. Daha dün elinden çıkmış gibi hepsi yepyeni Şimdilik eskiyen bir şey varsa ömrümüzdür! Sorup duruyoruz: Niçin nüfus küütklerinde her gün yeni bir isim, Kitaplarda yeni bir kahraman? Biz ölen ağaçları yontup Gemilerimize direk yapıyoruz Bizim canlarımızı alan acep onlarla ne yapar? Saksılarda hep aynı karanfiller açıyor Tanrım. Niçin, biz bir defa doğuyoruz? |
| Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 07:00 PM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.