![]() |
Ahmet Ada
ABLAM ICIN GAZEL
Ablam çiçekli basma giyerdi. Gurbet ustasıydı, Sıla mı,hüzün saatleri mi? Eylülün ilk haftasıydı. Saçlarını tarasa akıp giderdi onlarca keder. Darılsa bana kumral bir yalnızlığa başlardı. Verandanın köşesinde siyah- beyazdı sesi. Ablam yaşasaydı solgun şarkılar söylerdi. Eylül müydü albümden düşmüş sonbahar mı? Ne güzel güldü bütün özlemi sarardı. Bir gün kalbi kuş uçmayan atlaslara gömüldü. Yaşasaydı kuş olup cezayir menekşelerine konardı. |
ACIYLA AKRAN
Burda mayalanan aşkın yedeğinde Gün vurdu mu yüzünü sulara Bir haber beklerim sevinçli Ulaşan mermere, taşa, içerdeki dosta Usulcacık bir türküye girer gibi Bir haber; kuşların kanadında Burda taşrada bir esimlik rüzgar Üşüttü mü gül yaprağını gizlice Duyarım yüreğimde sessizce Geri gelmeyecek örselenmiş gençliğimi Bir haber döndürebilir beni Buğulu mavi bozkır günlerime Sarınıp yıldızlı *******e, öyle ki Çekip gidebilirim ipsiz serseri Çalımsız bir ıslık tutturarak Kırık dökük dizelerime benzeyen Burda ırmağın sesinden başka Yüreğimi uslandıracak kimse kalmadı Haber gönder, çık gel, acıyla akranım artık Ağarabilir usulca göğsümdeki karaltı. |
ASKI BULURUM
Öpüşün karanfil kokardı aşkı bulurdum Işık hızını geçen bir uçakta aşkı Bulutlar tükenir kuşlar görünmezdi Yitip giderdi altımızda nice denizsiz kent Çelik gürültüleri arasında sayısız çiçek Mutlu ederdim seni kadınım olurdun Seninle ikimiz ilkyaz gibiydik Sevda avcumuzda tuttuğumuz gül yaprağıydı Uzayda bıraktığımız ayak iziydi Güzelim, hangi güç durduracaktı bizi Hangi güç ince parmaklarının hünerini Aşka izin yoktu, gün soldu kuşluk vakti Usul usul konuştuktu hani Aşkı savunanları düşen bir kenti savunur gibi Bütün sahici aşkları konuştuktu Leyla ile Mecnun'u, Elsa ile Aragon'u Yani ikimizle yarının ölümsüz olduğunu Giyilmemiş çamaşırlar gibi kokardı aşkın Güzelim benim bir tanem Sırasında hazırdın onarmaya İşkencedeki insanın incinen onurunu Yaşadığımız günü, tutsaklığı, bugünü Buğular içinde yüzen geceyle gündüzü Işıkları yalandı kederle akardı kent Ne kadar da güzeldi kışı, sisi, ayazı Güzelim benim, bir tanem, yanımda sen olunca Özlenirdin anlıyor musun Bir karanfile baka baka uçarılaşırdın Yitirmeden henüz aşkı, ilkyazı Saçların çiçek tozu, çam kokusu Sende düğümlenirdi bir uçumluk tadı çocukluğun |
BEGONYALI PENCERE
Senin bu küsümser yüz Bir ağlar bir gülersin Seninle ayakta duruyor Hercai sözcüğü. Seninle biçim - bozuma Uğruyor Türkçe. Günübirlik değerleri ters yüz ede ede Döküntü değeri kazanıyor Her sevgili. Yüzün göğe açılmış Gündeş yazı Begonyalı pencere |
BIR COCUK
Sen ey engin gönüllü düşsever Sıfatsız derviş Dolaştın içinde hep özveriyle Doğu'yu, Batı'yı, sokakları Sokaklar ki leylak kokardı Şuraya koymuştun masaya Çiçeklerin sokak görgüsünü Sokakların çiçek örgüsünü Sen ey uçuruma atlayan çocuk Anlat şimdi uçurumu, uçan çiçekleri Bazı güneşleri büyük sulara akan Bazı aşkları beyaz sessizliğe akan Bak işte geçti yine İçinden sümbül yeleli bir at Sen ey uslanmaz kalender Doğu'lu bilge, gün doğdu bak Hasret burcuna düştü İmgelerin sınırsız dalga boyu Deniz kıyısında denize karşı Yaktı sigarasını bir atlı Sen ey uslanmaz uçarı çocuk Anlat şimdi vişneçürüğü ufku Uçurum sessizliğinde suçsuzluğunu Bak işte Cemal Abidir Laleli'den dünyaya doğru giden bir tramvayda Onun kasketine yağan yağmuru anlat |
BOŞLUKTA
yanımdaki masada üç genç kız üç güzel kız sarı saçları bir beyzbol kepinin altındaydı uzak bir şehre eğimliydi gözleri cep telefonları çaldı çalacaktı denize sokulan küçük beyaz ayaklar gibiydi oturuşları duruşları hiçlikte kaybolmuştular belki kimselerin arayacağı yoktu belki sevgileri acı tadındaydı bir kırlangıcın yuvadan uçup gitmesi gibiydi can sıkıntıları yatılı okul mezunuydu acıları evlerinden uzaktaydılar belli ki bir boşlukta kaybolmuştular yanımdaki masada üç güzel kızı öylece buldum bir beyzbol kepinin altındaydı sarı saçları kalkıp gittiler boşlukları kaldı sevdaları kimbilir neyin ardındaydı |
CESARET
Bir parça kar beyazı bulut mu Gök mavisi mendil mi anısı olan Savaktan akan serin sular mı Git getir usulca yarana sar Eksilmesin başucundan memleket Kuşattı mı bütün yolları harami Can yoldaşı orman uzak mı Kuşların çığlığına uyarak yürü Omuzlarına güneş vurmuş olmalı Bin nazla büyüyen özlediğin güle Faytonlar sürdün körüklü fenerli Koşum takımları pırıl pırıl doru atlar Nice gelinler götürdün al duvaklı Baş çekip diz vurarak halayda Gün oldu erittin kederli havaları Komadılar ama seni uçarı yürek Değmedi körpe fidan bir ele elin Arpa ekmeğine değdiği kadar Henüz onsekizinde yirmisinde Gül ömrünü yangınlara saldılar Bu usul yürek loncaya yazılmalı Çünkü dem tutmaya başladı çığlık Ve ayrılığın köze döndürdüğü sevda Öyle yalın öyle hırçın ki göğsünde Götürebilir seni güneşli yollara |
DELİKANLI
ben düşler tramvayına binerken şehrin pırıl pırıl bir ay doğmuş olurdu dünyaya hanem aydınlanır annem uyanırdı babamın serçelenmiş ayakları saçılırdı ufak tefek sokaklara ben sokaklara borçluydum çocukluğumu bolluk günleri miydi babamın elinde ay ışığı bir de dolu file, dönerdi eve, benim yakınımdaydı ekmek parası, gökyüzünün teri, salıncaklar, ben çekidüzen verirdim eski dünyaya biraz umutsuz, az ironik, bir parça kırılgan yağmuru bol kış akşamlarında dip odalarda kısa pantolonlu aşık bağbozumuydum ben duygularım karmakarışık ben aşkla ödeşir düet sona ererdi zambak gibi sözcüklerden oluşan nasılsa yağmur yağardı tenha vakitlere seke seke yürüyüşünden tanırdım yağmuru, seni, baş dönmesi serüveni yağmurun iplerinde törendi beyaz gemi |
GÜL YENİSİ KÜÇÜK KIZ
Bir park kanepesinde oturuyorum deniz kıyısındaki, burnumda tütüyor günyenisi küçük kız, bir çocuk kadar suçsuzum onu sevmekle, bunun için ilgileniyorum kırgın çiçeklerle Baktıkça resmine gül açılıyor parmak uçlarımda, ne çok istiyorum onu gün eskiten gözleri değdikçe günebakanlara nasıl da yakıştırıyorum günebakanları gözlerine Serçelerle, evet serçelerle geçiyorum ara sokaklardan, oyun oynuyor toz duman içinde çocuklar, geçiyorum içimde hüzne benzer bir duyguyla Şimdi şurdan koşuyorum kuşlar kalkıyor koştuğum taşlıklardan bir aldanış mı yaşadığım yoksa bilmiyorum ne kadar koşabilirim eskimez yeşil pabuçlarla gelen aşka Ey serçe gölgeleriyle lekeli ara sokaklar nasıl da sendeliyor kalbim küçük bir kız için, yürüyüp gidiyorum yüzümü bir Akdeniz çiçeğine gömerek Sevincimi bozuk paralar gibi dağıtıyorum |
GÜLÜN TEKRARI
mevsimler uzar saatler kısalır hayat gülde gülün tekrarı güz vakti miydi belki öyleydi gülde gülün sesi suda testilerin sesi eylül sonu uzun yağmurların sesi her dem taze burnumun direğini sızlatan hasretin sesi gökyakut sevdanın sesi derbentlerden gelen turnaların sesi seni öyle çok sevmiştim ki yurdum biraz keder biraz acı verdinse de bana hâlâ sızlar hasretinle burnumun direği haydi gelsin nalbantların sesi naz katılır makamlara gül dökülür çarşılara yaşanır çılgın curcunanın ucunda türk kürt gürcü laz süryani gül alıp vermişiz türkülerimiz benzer, göğümüz aynı içimizi pırıl pırıl yapan cana can katan uzun yağmurlar kıtlıklar tufanlar görmüşüz mezopotamya ovasında hayat gülde gülün tekrarıdır narda nar şerbetinin tekrarı erbil ovasında hurmanın tekrarı gök çatıda uçuşan ipek mendillerin tekrarı hasretini göstermiş sarıya güz güzü kıskanmış gülün tekrarı haydi gelsin, demdir gelmesini istediğin şey leyla gamıyla gelsin mecnun nalburlar inceltirken göğü gülünü dererken has bahçe yeşil limonlar arasında güneydeyim serserilik yaşımda topuklarımdan dertli türküler akıyor gündüzü, akşamı, göğü ilişkilendiren yaz şarkılarıyla erken yaz güllerinde gülün tekrarı güllerde sensin gülün tekrarı hayat gülün kuşta tekrarıdır urfa'da taşın ovada tekrarı ay girerken buluta gel bir arzuhalciye gidelim gülün yazdıralım taştaki tekrarını yazın güzdeki tekrarını mağaranın evdeki tekrarını ağıdımız derbentleri aşarken peki kime anlatalım halimizi biliyorum artık çok geç biliyorum henüz çok erken seste sessizliğin tekrarı künyemize düşüldü acı zalim avcılar bile dokunmaz mevsimler uzar günler kısalır hayat gülde gülün tekrarıdır. |
GÜNLERİN ÇIKRIĞINDA
Bir dağ gölünün ılık yıldızlı Sularında hırçınca seken taş Sen daha özgürsün, daha yırtıcı Bir sapanın rüzgarlı ucunda Buğday saçlı köylü çocuğundan Kuğuların gölde buğulu bakışları Rüzgarını yadırgayan çiçeklerin çanı Uyandırsın seni kahyadan önce Sen ki üretici sevinci taşıyan Ekin bereketi verdin yüreğinden Kanla zulümle örülen güne Ötede bir bulut pabuçlarını giysin Düş onunla yayla bükümü patikalara Geride bir evlik tarlan, karın Başak saçlı onuruyla çocukların Göğün eksilen mavisi altında Ağarak saman dolu bir bulut Çeksin ömrümüz yüklü arabayı Günlerin çıkrığında gümüş sular Kuyular, çaylar olsun ağlamaklı Kıyısız barınaksız el kapılarında |
HEP SENİ SEVDİM
Hep seni sevdim Yaz kendini anlatırken yaprak yaprak Günler ne çabuk akıp geçti sevgilim Yüzyıllar geçti sanki aradan Yollar yollar boyunca yan yana Hangi yokuşu çıktıysam seninle Kuşlar uçuştular saçlarından Hep seni sevdim, silinmez izi Sevimli şaşkınlıklarımın o yazdan Kır kahveleri kuş sürüleri sonra Konuşmadan oturduğumuz masa iskemle Demli çay, demli çayın buğusu O yaz daha mutluydu seninle Senin mavi miydi ya kalbinin sesi Bir saat gibi işlerken kendiliğinden Yine buluştu gözlerimiz sevgiler üreten O yaz seni ne çok sevdiğimi Öğrendim bir akarsuyun sessizliğinden Bulutlardan bulutlara çıkardım o yaz Çiçekler suladım her günbatımı Çocuklarla konuştum hüznü unutturan Yalansız hilesiz sevdim seni Çiçekler çocuklar ezgiler içinde |
NE KALDI
sokağı gökyüzüyle ilişkilendiriyorum izinli askerlerin şapkalarından asker şapkalarından bir gökyüzü nasılsa her gün yaşıyor içimde acılardı yaban otlardı az az kanıyor ayrılıklardı mektuplardı az az kanıyor hazirandı o hepten kanıyor bak, bir ormanı seçiyoruz, işte yerini bulmuş ağaçlar içimizde sarnıçtan suluyoruz ağaçları ağaçlar fısıltıyla yağmurdan konuşuyor yağmuru senin yanına iliştirmeliyim bir sinema günü dinmesini bekledikti bir süre kül rengi çatılarda yağmurdu az az kanayan içimde çoğu aşk sonu kederleriyle ilgilidir kederleri güz başlangıcına iliştirmeliyim ben ne zamandır yalnızım herkes ne kadar yalnız güz ne kadar büyütüyor yalnızlığı ben kaçar gibi yaşamalıyım kırlangıçları, ağaçları, telâşlı sesleri güz biriktiriyor yaşlılığı bakışlarım bir noktaya çoğalıyor sağlıktı hastalıktı ölümdü belki de her şey eskisi gibi biz hepimiz yeniden doğuyoruz ağacın ağaç olduğu bir yanılsama belki suyun su, kuşun kuş belki de her şey hiç yaşanmadı deniz kabukları, masamdaki yeşil sürahi sözcükler, sözcükler anlamını yitiriyor bir kök biberiyle, tuzlu çakıl taşları hepsi bir yanılsama belki neye dokunsam çözülüyor çünkü şu kadarcık yeşilliğe yer kalmıyor dünyada çoğu hayatı bir aşk gibi yaşamakla ilgilidir azar azar eksiliyor farkına varmıyorum derken geceyi gündüzü bilmiyorum ağaçlar kapı aralıklarından görünüyor annemdi hayal oluyor içerlerde odalardan odalara geçtikçe sonra o erken vakitlerde perdeleri aralardı gün girsin diye komşunun balkonunda çiçekler çiçekler rüzgârda kokuyor kokuyor ya her bir o kadar güzel ki belki de hepsi bir yanılsama çiçeklerdi ağaçlardı az az kanıyor güzel insanlar erken ölüyor mahzun sayılır çocuklar seni çocukların yanına iliştirmeliyim çocuklar seni daha güzelleştiriyor içimize yağmur yağıyor yağmur seni daha güzelleştiriyor belki her güzellik bir yanılsama belki de ayan beyan her şey herkesin çocukluğu işaret fişeği ben hepsini yaşıyorum azar azar kim bilir aşk bitti de bu bendeki derviş türküleri |
O !...
odur üç gül üç köpük yaza uzanır kim bilir nereden gelir ne kadar kalır gelin ağlatma havasını başlatır kederi zurnanın ucundadır oradadır gül de gül köpüğü de kırık bir hüzündür hem güler hem ağlar bir geyiktir dağlarda ince uzun bacakları gezer bahçelerde, iz bırakır kışın karda, kar gibi yağar... odur kara taşa yazılı ince yazı odur gelinlerin duvağı odur mahzun bakan göz odur kalbine sokulan hançer odur kanatlarını tutuşturan ateş üç gül köpüğüdür o kırılgandır çıdamdır sevgisi kutludur açılıverir dağlar sürgünden çıkagelir eşyaya dokunsa acısı tazelenir öfkesi kar gibi erir yola çıkan birini andırır yalnızlığı hiçliğe bırakılmışlığın rüzgârını estirir odur çiçek tozu rüzgârla serpilen gül bahçelerinden sokaklara bulvarlara odur ipek kar beyazı *******de yataklardan kayan ve yayılan dünyaya ipeğin sesidir o, gülün köpüğü -ya siz kimlersiniz? |
RESİM. .
Denize çıkan sokak soğuktur üşürsün Ey ince gömlekli Akdenizli çocuk Yaz geride kaldı yetişirsin sonbahara Bütün ömrün yok olan mavi bir bakış Gibi geçiyor bir solukta bilmiyor musun Yağmura yakalanmış bir kuş gibi üşürsün Ey parke taşların ağarttığı çocuk Kalbin deniz üstü yağmur, saçların uykulu Gülerken güz resmini çekmiş sanki Yaprağı sapsarı yaprakla bitiştiren Yaprağı hüzünle değiştiren güz Bir çarkıfelek otunu değiştiren güz Önünde çakıl taşları deniz kıpırtısız Bir park kanepesinin akışında unutulmuş Güller de birdenbire sızar kalbine Avlulara girersin: karşında güz Mor bir gölge şurda ve sonyaz kokusu Tam öyle işte yıkılmış bir atın duruşu. |
SERÇE
Giydim ben de yalnızlık hırkasını Dilimde eski hüzzamlar Kulağımda ipek sesi unutulmuş hatmi çiçeğinin Kar mavisi kirpiklerinin sesi Bir güvercin curcunası olan yaz göğünün sesi Usulca çömelip yem arayan serçe sesi Uçtum o serçeyle Uçmasını bilen limon ağacının sesi Bir Chagall resminin çocuksu sesi Uykusuz şairler korosunun güneşli sesi Sanayi sokağında hangarların orada Uçarı gölgelerin sesi Mozaikler arasından püsküren bir çiçeğin sesi Manastır avlusunda Bir Sümer tabletinin kırık sesi Yaklaştım yanına gök sayfaları arasında Sırlar saklayan kapıların sesi Seviyorsan beni hala saçındaki leylak sesi Kökü ordadır diye sevdanın Bir bumerang gibi sana döndüm Varoşların burcu kalbine Yaşadım beter bir aşkı, öğrendim Kalp kalesinin ikiye bölündüğünü Dolunayların senin çocuk gözlerine dolduğunu Bunun şaşırtıcı bir şey olduğunu Solgun gelinciklere söyledim Ürgüp'te Develerin üstünde hatıra fotoğrafı çektiren seyyahlara Bakırcılar çarşısının esnafına Çömlek ustalarına Çuha çiçeklerine söyledim dere boyunda Bir tel uzadı ışıklı bir tel saçında Giydim aşk urbasını sana geldim Birdenbire yaz yağmuru başıboş caddelerde Giyindim yağmuru sana geldim Üstelik vakit ikindi, Kalbe akan çınarların sesi Balkonların kuş vakti, vaktin sesi Seviyorsan beni hala pırıl pırıl sevdanın sesi Yağmur muydu yağan yoksa yıllar mı Kirli sarı bir şehir omuzlarımda Sokuldum kırık yazılara Yazıların veda sesi Kuş sayfaları arasında |
SEVDAYA ILISKIN
Yüzünü bana döndür Böyle bakışımın nedenini sorma Uzun tümceler ezberletirim sana Kalın kitaplar getiririm o zaman Dakikalar tükenir. Birazdan Bir ömür tamamlanır Yaşanır olur yaklaşan ayrılıklar Otobüs şöyle bir sarsılır da Yaslanır birden Sevgilimin gurbet aklına Bir su olur giderim Gittiğim yerlerden alır Esmerliğini yüzüm Emekçilerin yaşamına karışırım sonra Ter kokar gömleklerim Bu bitmez yolculukta Camdan bakarak Görkemli, aşılmış mı bilemem Akşamları gerginleşen dağlar görürüm Uzun bir - Ah... Gibi Düşersin aklıma Yolcular bir bir uyur Bırakıp bu dünyayı giderler Yedeğimdeki sevdalar uyanır Kavga aşk olur bana Ömür bitmez yol bitmeyince Bir ezgi çalınır Sazın ucu gökyüzünü kanatır şimdi |
SEVGİLİ
Gitsem, gitsem, dargın ayrıldığım Sevgilime bir mendil kiraz götürsem Mutluluğun nice rengini Yitirip de aradığım Gençlik günlerimi |
SİNEMA KUŞU
Seni fotoğraf çektirmek için oturmuş buldum Bir sokak fotoğrafçısına kara körüklü eski Seni sinema önünde buldum öyle keyifli Olmadık serüvenler yaşamış dörtkol çengi Baktım şarkı söylüyor kirpiklerinin ucu “Ölürsem yazıktır sana kanmadan” Sen busun işte, ipeğin parçalanmış hüznü Doluya tutulmuş bir kuş yüreği kırılgan İşte iri puntolarla yazıyorum, her dizeden su Kuşları kalkıyor, bu çocuklar gibi sevmektir seni Ben sevdikçe tuhaftır akasyalar büyüyor Sonra mavilik mi desem öyle bir sevda Sen busun işte, bir sinema kuşu pürtelaş yaşayan |
USULDAN TÜRKÜ
Yürüdüm usuldan bir sonbahar hüznüyle Çocukların her akşamüstü ayrıldığı yere Sararan yaprakların savrulduğu yere Bir türlü buluşamadığımız o lacivert yere Şuramda bir çiçek ordusuydu sevdan Yürüdüm ağaçlı yoldan bir başıma Bütün kuşlarını gökyüzüne uçuran Ağaçlar düş kurmayı unutmuştu çoktan Bir öndeyiş gibi okudum uçurumları Denizi dağları bozkırı sevgilim Ne de olsa ben buldum son kuşları Kuş sürülerinden örülmüş bir kıyıda Ey akşamsefasının tazelenen vakti Bırakıp bir kitap gibi pencere önünde seni Yürüdüm usuldan uyanmış yollarda İçimde serseri ilişkilerin son izi Suçlu bir eylül bozup gitti Kimsesizliğimi acemiliğimi Saçlarımı kestiler asi sesimi Sesim bir suçsuzun sesinde şimdi |
VEDA ...
içimdeki kırık dökük camdan kule yıkıldı, sokak aralarında kar tozuttu, geçtim bir daha bu yollardan yüreğim kederle dolu ah! elimde olsa toplardım yine içimdeki cam kulenin parçalarını yeniden kurardım özleyerek incelik taşıyan sözcükleri geçti, ah geçti aşk duraklardan suya kar taneleri düşüyordu ben bir otobüsteydim camlar buğulanıp üşüyordu |
YAKSANA BİR SİGARA
Malta kahvesinde akşam oldu İstanbul koktu çay, simit, mor menekşe Yaksana bir sigara, aşksızlık öldürür adamı Yaz nedir ki yoksa, yaralı bir aşk belki Salınarak yürüyen öfkeli bir karanfil Sevda belki yeşeren saksıdaki Sokaklar gül yası, çocuklar ağlamaklı Bir yağmur yağsa dağılır elbet bu sıkıntı İşçi kahvesinde rüzgârsız akşam oldu Yaksana bir sigara, işsizlik öldürür adamı Çocuklar çiçekler vapur saatleri Ayın kandili güzelim kardeşim Ekmeğin buğusu suyun öyküsü Aşka benziyordu aşka benziyordu İşsiz umarsız birine akşam oldu Aşklar bitti atlar denize indi Deniz ki açıldık ay saatleriydi Paylaşmak için balıkçıların mutsuzluğunu Yaksana bir sigara, düzelirse aşkla düzelir dünya Yalnız aşkla, paylaşılınca güzel olan |
YAZ BAŞLANGICI İÇİN BİR AŞK EZGİSİ
Her şey bir başlangıçtı başaklar bile Kırlar dağlar deniz kenarları Denize inen sokakların kuşları. Durup baktım yapraklar başlangıçtı Sonra evler pencerelerinden fesleğen sarkıtan Akşamüstünün buğusu, bugünün sonu Kırgın bir kuşun denize doğru uçuşu Başlangıçtı sevgimize biliyor musun Vakit yoktu aşka nasıl bulmuştuk Ertelenmiş bir başlangıçtı efsane kıldık Leylak kokusu sızdıran evleri, sokakları Geçip gitmiştik bir gülümseme bırakarak Vakit yoktu açık denizleri özlemeye Fesleğen sulamaya pencere önünde Bir tenhalığı yaşamaktan bakışmaya bile Şaşırdım doğrusu nasıl bulmuştuk aşkı Her şey her zaman bir çığlıktı Tenha bir istasyonda okuduğun Bir suç işler gibi okuduğun öğlesonu Her şey bir başlangıçtı sevgimize Çılgın yaz çiçeklerine, yediveren güllere, Kalbinin hızla akışı bile sevgilim. Ah bir sevdaydı şurada çınlayan sesin Geceyarıları beni umarsız bekleyişin, Sanki bir çiçek sergisiydi karanlıkta gözlerin |
YAZIT
sen ey yeniden çiçek açan ağaç... gökyüzünün mavisini dağıtan rüzgâr.. bunlar senin gözlerin ey yıkıcı sevgili sen ey yırtıcı sevgili, ey yetinmezlik gökyüzüne alıştık, suyu işledik sevinmelik gönderdiler dünyayı geçtik sen ey buğday denizi gözlü sevgili güz öğlelerinden geçtik elimizdeki file bağ-bahçe sevinci sen ey dirim sabahları, yoksul kuşluk sarımsak kokulu sokaklardan geçtik kalktı korulardan yüzlerce üveyik sen ey serzenişleri derin eski sevgili eski ırmakları geçtik kucağımızda bir güzel geyik sen ey yüzyıldan arta kalan üzgün güzellik sulara düşen nergis, gül ilahisi kırık dökük ömrümüzü taşa işledik |
ÜLKE
Akdeniz mavisi saklı koynunda Ey gül yanığı güller ülkesi Yoldaşlık etsem kanlı gömleğinin acılarına Küllerle savrulan ay ışığında Kanadı gümüş bir kuş olup da Yaz kış demeden dolaşsam dereboylarını Kırmızı bulutları, sulara dökülen Gazel yaprağına yazsam çığlığını Umut hilesiz karanfilse sorguda Tutuklanmayı bekler kimimiz *******i Ey türküleri çiçek döken ülke Yurtseverlerin, yiğit şairlerin nerde Ey seher karanlığında açan çiçek İnce ince yağışı yağmurun köklerine Başını dik tut rüzgara karşı Dayan diyedir düşmanın zincirine O nazlı nilüferler yoksa da sularında Ceylanlar iner göllerinin aynasına Ne güne durursun seyirt haydi Patlayan bahardır dal uçlarında |
İYİMSER BİR AŞK TÜRKÜSÜ
Bağlardan inen patikalardayım Cebimde mis gibi şiirler, kuş cıvıltıları Sokağınızdan geçiyorum öğle üstü Sokağınızda sararan yaprakların kokusu Şuramda ince bir sızı, serseri bir acı Senden öncesi olmayan bir acı Yalnız senin mecnunun olan bir acı Her pazar geçtiğin yollarında bir yaprak Yeşeriyor kuşanmış bütün cesaretini Göğsünün içinde yaşatmak için aşkı Bir yaprak da senin konuşkan elinde Sevecen becerikli çalışkan elinde Her zaman biraz olsun gecikirsin Aşka yalnızlığa sevdaya Yine de özlenirsin güzelim sevgilim Bir çiçek de böyle özlenir Su dolu bir testinin yanındaki bir çiçek Desem öyle alaycı gülümser yürürsün Sessizce yağan yağmur altında Aşkı kendine anlata anlata Yine akşam oldu sevgilim sensiz Bırakıp gidiyorum içim aşkla dolduğu zaman Durakları buğulu otobüs camlarını Yağmur çiseleyen kirli sokakları Gide gide hüzünlü bir türkü gibi dokunan Yağmurun sesini ne çok seviyorum Seni ne kadar çok seviyorum İpek bir mendil diye Ayrılığı katlayıp koyuyorum çiçekle masama Bir de senin için yazdığım sevda şiirlerini Kendi anlamlarını aşıp giden Tozlu yollar sıra dağlar patikalar boyunca Ey sevgili senin sımsıcak bakışlarını Katlayıp koyuyorum çiçekli masama Seni ne kadar çok seviyorum Bir türkü solgunluğunu silip götürdüğü zaman |
ÖZLENİRSİN SEVGİLİM
Ne kaldı, ne kaldı son güzden geriye Sevgilim, beklemesini bilenim benim Kar yağdı kirpiklerine Kar sesi kuşattı çevremizi Umutlar gibi birikti kar Özlemler gibi birikti Biliyor musun acılardan örülü Sözcükler kaldı aramızda Acıları tersyüz ettik Yenildik, evet düpedüz yenildik İçimize bıraktık kar sesini Yeni bir ezgi üretecek olan Çığlıklardan, kurumuş gözyaşlarından Biliyor musun gülün kokması gecikecek Bir kuş sesi gömleğine işlenecek Çok eski bir gökyüzüyle birlikte Orda burda söylenecek Huma kuşunun göğsünde dinlendiği Üşümüş, yorgun ama umutsuz değil Canımın yongası, sevgilim, bir tanem Ne kaldı, ne kaldı geriye acılardan Eski alınteri, aşksız kaldı birçokları Çocuklar kutup mavisi ağladı Kimse artık hüzünleri anlatmasın Ne vakti, ne yeri, ne bir anlamı kaldı Güzelim, bir tanem, canımın yongası Bir karanfilin suya eğilimi gibisin Öylesin, özlenirsin, gel artık kar yağdı Bize paylaşacak aldanmalar kaldı |
ŞİİR
İşte yine sığmıyorsun hiçbir kitaba Sen ey uçurumdan çekilen şiir Hangi sürgünden dönüyorsun kimbilir Bir elinde üçüncü mevki tren bileti Bir elinde de kış çiçeği Sevdiğin bir gençkız için.. |
| Forum saati GMT +3 olarak ayarlanmıştır. Şu an saat: 04:01 AM |
Yazılım: vBulletin® - Sürüm: 3.8.11 Copyright ©2000 - 2026, vBulletin Solutions, Inc.